yaklaşan saat
kuranda islam, kuran ışığında araştırmalar


 

Haberler/...

İKLİM DEĞİŞİMİNDE KRİTİK EŞİK DEĞERLER

Değişen iklim koşulları, Dünya sistemindeki birçok parametreyi kademeli olarak etkilemektedir. Atmosferdeki CO2'in artması, okyanusların ısınması, küresel deniz suyu seviyelerinde yükselme... Her bir olay yıldan yıla insanoğlu farkına bile varmadan gerçekleşmektedir. Kırılan iklim rekorları ile meydana gelen değişikliklerin etkileri biriktikçe, Dünya sisteminin temel bölümlerinde dramatik ve geri döndürülemez hasarlara sebep olmaktadır. Bu "kritik eşik değerleri", en ufak bir değişimin tüm sistemi etkileyebileceği noktalardır.

Bu makalede, Dünya sistemi içerisindeki buz kütlelerinin çöküşü ile permafrostların erimesinden; muson yer değiştirmeleri ile ormanların kurumasına kadar iklim değişiminden etkilen 9 bölgenin eşik değerlerine gelip gelmediği incelenmiştir.
Herhangi haftalık haberlere baktığınızda, iklim değişiminin farklı birçok etkisini görebilirsiniz. Arktik deniz buzunda azalmalar, rekor kıran sıcak hava dalgaları, eriyen buzullar, giderek artan kuraklık ve ortalama küresel sıcaklıkların artması gibi olaylar Dünya genelinde hissedilmektedir.

Bu tarz etkiler kademeli olarak ortaya çıkar. Bilim adamlarının hesaplamalarına göre, atmosferin emdiği her bir ton CO2, Arktikte yaklaşık 3 m2 buzun erimesine sebep olmaktadır. Bunun yanı sıra, bazı değişiklikler ise Dünya sistemine ani şekilde etki etmektedir. Exeter Üniversitesi Küresel Sistemler Enstitüsünden Prof. Tim Lenton bu sistemlerin "kritik eşik değer"lere sahip olduğunu belirterek şu tanımlamayı yaptı:
"İklim için kritik bir eşik noktası ya da herhangi kompleks sistemdeki bir kritik eşik noktası, ufak bir değişimin büyük farklılıklar ve değişiklikleri tetiklemesi; sistemin gidişatını değiştirmesi anlamına gelir."   
Uzmanlar, iklimdeki doğal değişimlerin de kritik eşik değerlere ulaşılmasında rolü olduğunu belirtiyor. Son buzul çağı dönemindeki ani değişim periyotları buna örnek verilebilir.

GERİ DÖNDÜRÜLEMEYECEK DEĞİŞİMLER Mİ KAPIDA?

Dünya sistemindeki "ani değişimler teorisi" yeni bir bulgu değil. Örneğin 1987 Nature röportajında, Kolombiya Üniversitesinden Profesör Wally Broecker paleoiklim verilerine ilişkin şu yorumda bulunmuştu:
"Dünya iklimi, değişimlere karşı sakin ve tedrici yollarla yanıt vermez. Bilakis, Dünya sisteminin yeniden şekillenmesini de kapsayan geniş ölçekte keskin zıplamalarla yanıt verir."

"Kritik eşik" terimi 2000 yılında Malcolm Gladwell'in kitabıyla popüler oldu. Gladwell, "kritik eşik"i, "kritik kütle anı, eşik, kaynama noktası" şeklinde tanımlamaktadır. Zaman içerisinde bu terim giderek bilimsel literatürde kullanılmaya başlandı.

1- AMOC'taki zayıflama: Kuzey Avrupa'da Mini Soğuma

Atlantik Meridyonel Devinim Sirkülasyonu(AMOC), Atlantik Okyanusu'ndaki tropiklerden Avrupa'ya sıcak su getiren akım sistemidir. AMOC, tüm dünyaya ısı taşıyan küresel okyanus sirkülasyonunun en geniş ağlarından biridir. İki ana akıma sahiptir. İlki, Meksika Körfezi'nden gelen sıcak-tuzlu su akımıdır ve güneyde Körfez Akımını oluşturur. İkincisi olan soğuk su akımı ise, Atlantik'in yüksek enlemlerinden gelir, suyu yoğunlaştırarak derine çökmesini ve tekrar güneye dönerek Ekvator'a yönelmesini sağlayan daha derin akımdır. Postdam Üniversitesinden okyanus fizikçisi Prof. Stefan Rahmstorf, taze su kaynaklarının tuzlu deniz suyunu seyrelttiğini ve ısıttığını belirterek şu açıklamalarda bulundu:
"Artan yağmurlarla ve Grönland'dan kopan buz kütleleriyle tuzlu su seyrelir. Daha az yoğunluktaki su derine çökemiyor ya da çok daha az çökebiliyor. Neticede de küresel devinim sirkülasyonu yavaşlamaya başlıyor."

Yapılan yeni bir çalışmada, AMOC'un 20.yy'ın ortalarından itibaren %15 oranında zayıfladığı tespit edildi. Met Office Hadley Centre'den Dr. Richard Wood, AMOC'un zayıflamasına ilişkin endişelerini şu sözlerle dile getiriyor:
"AMOC için kritik bir eşikteyiz. Eğer eşik değerini geçerse, AMOC sıfıra yaklaşabilir ya da potansiyel olarak ters sirkülasyona başlayabilir. Bu da iklim üzerinde büyük etkiler oluşturabilir. Özellikle Kuzey Yarım Küre ve bilhassa Avrupa üzerinde derin sonuçlar doğurabilir."

Rahmstorf, AMOC' un kendi kendini besleyen bir sistem olduğu için durmasının da mümkün olabileceğini söyleyerek sistemi şöyle tanımlıyor:
"Sirkülasyonun kendisi tuzlu suyu Atlantik'in yüksek enlemlerine getirir. Tuzlu su, suyu yoğunlaştırır ve su aşağı çöker. Aynı zamanda su tuzlu çünkü burada bir sirkülasyon var. İşte bu kendi kendini besleyen-harekete geçiren bir sistemdir."

Ancak Kuzey Atlantik'ten gelen taze sularla bu aç-kapa sistemine sahip sirkülasyon zayıflamaktadır. Uzmanlar, mevcut iklim modellerinde gelecek 100 yıl içinde AMOC'un tamamen durduğunu öngörmediğini; bu olaya "düşük olasılık- derin etki" olarak baktıklarını belirtti.

AMOC Kuzey Amerika kıyılarının doğusuna ve özellikle Batı Avrupa'ya sıcak hava getirmede kritik bir rol üstlenir. AMOC'un durması Kuzey Amerika'da ve özellikle batı Avrupa'da yaygın bir soğumaya neden olabilir. Tahmini 5 °C civarlarında bir soğuma beklenmektedir. Bu mini soğuma Kuzey Atlantik'teki daha az buharlaşmayla beraber, yağış döngülerini de direkt olarak etkileyecektir. Wood konuya ilişkin şu iddialarda bulundu:

"Avrupa'nın kuzey kısımlarında, bu küresel ısınmadan kaynaklı daha nemli kışlar ve bir o kadar da kuraklık beklerken; Avrupa'nın güneylerinde ise, şuan da görmeye başladığımız kuraklık işaretlerinin artacağını öngörmekteyiz. Paradigmal bir olgu: Soğumayla beraber kuraklık. Bu şaşırtıcı iddiayı, iklim değişimi işaretlerine dayanarak söylemekteyiz."

Nature Food'da yayınlanan bir çalışmada, AMOC'un yavaşlamasının İngiltere'de "tarım faaliyetlerinin geniş ölçüde sona ermesini" tetikleyebileceği belirtilmektedir. "Tarımsal üretimin kaybedilmesi" ise AMOC'un çökmesi ve diğer birçok iklim değişiminden daha yıkıcı etkilere sahiptir.

2-Batı Antarktik Buz Kütlesinin Çözülmesi

Batı Antarktik Buz kütlesi(WAIS) Antarktika'yı oluşturan üç bölümden birisi. WAIS halen küresel su seviyelerini 3,3 m yükseltebilecek buza sahip. Yani buradan kopan her buz, Dünya genelindeki kıyı kesimlerini dramatik şekilde etkileyebilecek bir potansiyelde. WAIS "deniz tabanlı" bir buz kütlesi olduğu için uzun dönem kararlılığı çok önemli.
Yerçekiminin etkisiyle WAIS buzulları yavaş yavaş yakın kıyılara ve Güney Okyanusuna doğru akıyor. Nature 2018'de yayınlanan bir analizde, WAIS'den kaybedilen buz kütlesi oranı 1992-97 arasında yıllık 53 bin ton iken 2012-2017 arasında yıllık 159 bin tona çıktı. Buz, suyla buluşunca, yüzen buzlar farklı bir forma dönüşür ve çevrelerindeki buzları da tutarak birleşir. Okyanus tabanına oturan buz kütleleri hem havadan hem sudan ısınarak erime potansiyelindedirler.

3-Amazon Yağmur Ormanlarının Yok Olması

Amazon yağmur ormanları Dünya'daki en geniş yağmur ormanıdır. Güney Amerika'nın 9 ülkesini kapsayan, Hindistan'ın iki katı büyüklükte bir alandır. Verimli bitki örtüsü, milyonlarca farklı bitki, böcek, kuş ve hayvana ev sahipliği yapmaktadır. Adından da anlaşıldığı üzere, yağmur ormanları nemli koşullarla beslenir. Ormanın kendisi de lokal iklim üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Aşırı yağışa doyan ormanda nemin çoğu buharlaşmayla tekrar atmosfere karışır. Ayrıca bitki yapraklarından da terleme yoluyla topraktan atmosfere su karışır. Bu iki sürece evapotranspirasyon (bitkinin buharlaşma ve terlemeyle su kaybetmesi) denir. Bu süreçler atmosferi nemli tutarken konveksiyona da yardımcı olur. Bulutları ve yağmuru oluşturan havanın üst kısmındaki güçlü hareketlere ısı yayılımı sağlar.

1970'deki bir araştırmada, Amazon'un kendi yağmurunun yaklaşık yarısını ürettiği yayınlandı. Exeter Üniversitesinden iklim etkileri bölümü başkanı Prof. Richard Betts, kuru bölgelerin yağmur ormanlarını destekleyememesinin üç potansiyel sebebini şöyle açıklamaktadır:
"İlki, ısınan havanın yağmuru azaltması. İkincisi artan CO2'ye nispeten terlemenin azalması. Bitki yapraklarındaki mikroskobik polar yüksek CO2 altında az açılır. Böylece bitki daha az su kaybeder, daha az terleme atmosfere daha az su buharı ulaşması anlamına gelir. Üçüncüsü ise, ağaç sayısındaki azalma. Daha az ağacın daha az terlemesi ve atmosferin daha az nemlenmesi. Amazonlardaki kısmi kuraklık kendi içinde tolere edilebilirken, bazı noktalarda orman geniş alanda yok olmuştur ve savana dönüşmüştür."

Yale Environment 360'daki bir röportajda: "Amazon'dan savan iklimine geçişten sonra artık nemli bir iklim olmayacaktır. Tıpkı Afrika, Güney Amerika ve Asya'da savanlarda olduğu gibi daha kurak hale gelecek, daha uzun süren kurak mevsimler yaşanacaktır."

Küresel ısınma olmasa dahi, alanının %40'ında ormanların yok olduğu Amazon için kritik noktaya gelindiğini belirten Saõ Paulo Üniversitesinden Prof. Carlos Nobre: "Amazonun özellikle güney ve kuzey kısımları yaklaşık %60-70'i kuru savana dönebilir. Ki zaten şuan bu sınıra yaklaşılmış durumda. Sadece And Dağlarının yanı olan batı Amazonlar oldukça yağışlı ve orman burada hala mevcut" dedi.

Amazonların yaklaşık %17'sinin hayvancılık ve soya ekimi için ormansızlaştırıldığı tahmin ediliyor. İklim değişimi ve geniş çaptaki yangınlar Amazon'u kritik noktaya getirirken, Nobre "15 ila 20 yıl" içerisinde batı, güney ve merkezi Amazon ormanlarının yaklaşık %20-25'inin yok olacağını iddia etmektedir.

Betts, "Azalan buharlaşma ve konveksiyon, Dünya genelinde atmosferik sirkülasyonu değiştirecektir" diyerek iklim modellerinin değişebileceğini vurguladı.

Uzmanlar hâlihazırda Amazonlardan "kaygı verici" işaretler aldıklarını belirtiyor. Amazon bölgelerinde kuru mevsimler daha uzun ve daha sıcak seyrediyor. Nemli iklim türlerinin sayısı azalırken, kuraklığa daha dayanıklı bitki türlerinde artış yaşanmaktadır.

4- Batı Afrika Musonlarında Kayma

Muson en genel anlamıyla, rüzgârların ve ona eşlik eden yağışların mevsimsel olarak geri dönmesidir. Özellikle Hindistan ile Batı Afrika'da görülür. Batı Afrika musonu (WAM), Batı Afrika ve Sahel'e yağış getirir (Sahel: Sahra çölünün güney bölümündeki yarı kurak bölge). Sahel, Moritanya ve Senegal'in Atlantik kıyılarından Sudan, Eritre ve Kızıl Deniz'e kadar uzanır.

Çölden gelen rüzgârlarla, hava oldukça kuru olur ve tozlu rüzgârlar yaygındır. Kolombiya Üniversitesinden Dr. Alessandra Gianni, "Sistem tersine döndüğünde; Sahra üzerinde daha az basınç olur, güneybatıdan iç kısımlara esen rüzgârlar okyanustan geldiği için nem getirir."

Isınan iklim, muson alanlarında kaymaları tetiklemektedir. "Sahel'e daha fazla yağış düşeceği teorisi" de bu iddialara dayanmaktadır. Kara, sudan daha hızlı ısındığında; artan küresel sıcaklıklar kara-deniz arasındaki farkı arttıracak ve bu da Batı Afrika musonunun her yıl kuzey kıyılarına gelmesini sağlayacaktır. Böylece Sahel'e daha fazla yağış gelecek ve Sahra'nın kuzey bölgeleri tekrar yeşillenecektir.

Dünya'nın uzak geçmişinde de bununla ilgili benzer olaylar yaşanmıştı. Yaklaşık 11,000-5,000 yıl öncesinde Dünya, yörüngesinde doğal olarak Güneş'e daha da yaklaşmıştı, böylece ısınan hava ile Batı Afrika musonları güçlendi ve Kuzey Afrika'ya daha fazla yağış getirdi. Paleoiklim tarihlerinde göl izleri bulundu. Derin tatlı su kaynaklarının izlerine rastlandı. Yani o dönemlerde "Yeşil Sahra" vardı. Şimdilerde ise artan Co2 seviyelerine bağlı ısınan iklimin o dönemlerdeki seviyelere ulaşmayacağı ve dolayısıyla da bu musonların o kadar güçlü olmayacağı düşünülüyor. Konuya ilişkin birçok iklim modeli mevcut.

Max Plank Meteroloji Enstitüsü Başkanı ve Hamburg Üniversitesinden meteorolog Prof. Martin Claussen ise, "aşırı ısınmanın", Sahra üzerinde bir kırılma etkisi oluşturabileceğinden bahsediyor. Yani on binlerce yıl öncesinde yaşanan Yeşil Sahra'dan farklı olarak "Sahel bölgesinin kuzeye doğru kayma" ihtimali de olabilir. Bir diğer model de ise, Sahra'nın batı kısmına daha çok yağış düşmesi öngörülürken, Güney Sahel'in daha az yağış alacağı belirtilmiş.

5- Permafrost ve Metan Hidrat

Permafrost, donmuş ya da buz içeren kara kütlesine verilen isimdir. Sibirya, Alaska, Kuzey Kanada ve Tibet platolarında kilometrelerce kalınlıkta bulunabilirler. Güney yarım kürede ise, Patagonya, Antarktika ve Yeni Zelanda'nın Güney Alplerinde bulunur. Bu donmuş toprakta, binlerce yıldan fazla süre önce ölmüş bitki ve hayvan kalıntıları bulunur. Yani bu buz karaları, karbon yataklarıdır. Dünya atmosferinden yaklaşık iki kat kadar karbonun permafrostlarda depolandığı tahmin ediliyor.

İklim ısınmasıyla, permafrostlarda çözünmelerin olması kaçınılmaz gözüküyor. Topraktaki mikropların bu organik karbonu Co2 ve daha az miktarda da metan salınımı yaparak toprağa geçirmeleri beklenmektedir. Yani büyük çaplı permafrost erimeleri, daha fazla iklim ısınmasına sebep olabilir. Hâlihazırda erimelerin olduğuna dair raporlar mevcut. NOAA'nın 2019 Arktik raporunda Arktikteki permafrost erimelerinin, yılda 300-600m ton karbonu atmosfere saldığı ölçülmüş. Ani permafrost erimelerinin, yangınlara, ani kuruma olaylarına, toprak çökmesine ve erozyona sebep olabileceği iddia ediliyor. Met Office Hadley Centre'den Dr. Andy Wiltshire, permafrost erimesinin geri döndürülemez olduğunu iddia etmektedir. "İçeriğindeki karbon inanılmaz uzun zaman periyodunda, yavaş yavaş toprağa karışır. Ve sonrasında da atmosfere karışmasını durduramazsınız."

Permafrostlarla ilişikli bir diğer olay metan hidratıdır. Buz benzeri olan bu madde, metan ve suyun sabit basınçta ve düşük sıcaklıkta birleşmesiyle oluşur. Teoriye göre, okyanus ısındıkça bu buz kristalleri erir ve atmosfere metan salınır. Bazı araştırmacılar Arktik'e metan bombası gözüyle bakarken, 2016 yılında Nature Education Knowledge'da çıkan çalışmada bazı durumda bakterilerin bu metan hidratı oksidite etme ihtimalinden bahsediyor. Böylece atmosfere karıştığına dair kesin bir kanıtın olmadığı söyleniyor.

6- Mercan Resiflerinin Ölmesi

Mercan resiflerinin küresel ısınmaya en duyarlı sistem olduğu bilinir. Son yıllarda, kıyı kesimlerindeki suyun ısınması beyaz kitlelerin oluşmasına sebep olmaktadır. O gördüğünüz beyazlıklar alglerin beyaz iskeletleri. Uzun süreli termal stres bu algleri öldürüyor. Algler, mercanlara fotosentez enerjisi sağlar. Onlar olmadan mercanlar yavaş yavaş açlıktan ölür.
Ancak termal stres ortadan kalktığında mercanlar yeniden alglere erişip fotosentez yapabilirler. Beyazlaşan mercanın kendini toparlaması 10-15 yılı bulabiliyor. Popülasyonun az bir kısmında geri toparlama görülemiyor. Son 40 yılda Dünya genelinde büyük çapta beş kıyı şeridi mercan beyazlaşması yaşandı. Termal stresin yanında, aşırı avlanma, deniz suyu seviyesine bağlı sedimantasyon, kıyı kesimlerinde besin eksikliği, şiddetli fırtınalar, okyanus asitleşmesi ve okyanus sirkülasyonunda kaymalar mercan resiflerini etkileyen diğer faktörlerden.

7- Hindistan Musonlarında Kayma

Hindistan, yağışının yaklaşık %70'ini muson mevsiminde alır. Hatta merkezi ve Batı Hindistan'da bu oran %90'a kadar çıkabilir. Hint ekonomisinin altıda biri olan tarım sektörü için muson yağmurları çok önemlidir. Hindistan musonları Güney Asya musonları olarak da bilinir. "Muson" kelimesi, Arapça mevsim kelimesinden gelmektedir. Kurudan nemli iklime geçişte rüzgârlardaki mevsimsel değişimler için kullanılır.

Reading Üniversitesinden Andrew Turner, kara ve deniz arasındaki ısınma farkının bir sonucu olan basınç eğiminin Hindistan boyunca güneybatı rüzgârlarını oluşturduğunu söyledi. Bu basınç eğimi, Hint Okyanusu ile Asya kıtası arasındaki musonların şiddetini belirler. Turner, özellikle sülfür bileşiklerinin de etkili olduğu hava kirliliğinin musonları etkilediğini iddia etmektedir. Havadaki bu bileşikler, solar radyasyonu yansıtır ve yüzeye erişmesini engeller. Böylece Kuzey Yarımküre, Ekvator ve Güney Hint Okyanusu'na nispeten daha soğuk olur.  Başka bir çalışmada da aerosol soğumanın, Asya'nın güney ve doğusunda sera gazı emilimini 1°C civarında azalttığı belirtiliyor.

8- Grönland Buz Tabakasında Çözülme

Grönland Dünya'daki en büyük ikinci buz kütlesidir. Küresel su seviyelerini ortalama 7,2 metre yükletebilecek su potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla çözülmesi, Dünya kıyılarının şeklini net bir şekilde değiştirecektir. Grönland'ın erimesi hızlanarak devam etmektedir ve her sene küresel su seviyelerini ortalama 0,7 mm arttırmaktadır. 2019'daki bir çalışmaya göre buzulun üstündeki kar çizgisinin değişimine bağlı olarak Güneş'ten aldığı enerji artmakta ve erime de hızlanmaktadır.

9- Kutup Altı Ormanlarında Kayma

Boreal(kutup-altı) ormanları, Kuzey Yarımküre'nin yüksek kesimlerinin soğuk iklimlerinde yerleşiktir. Ağaçlar, yağışın azlığı ve dondurucu soğuktan dolayı oldukça sınırlı bölgede, sadece Arktik tundranın güney kesiminde bulunur. Sibirya'nın 'tayga'sı gibi, boreal ormanlarındaki türler, soğuğa dayanıklı çam türleridir. Kuzey Amerika, Avrupa'nın ve Asya'nın kuzeyini kaplar. Boreal ormanları, Dünya kara alanlarındaki en geniş ekosistem bölgeleridir ve Dünya ormanlarının yaklaşık %30'unu oluşturur. Önemli karbon depolarıdır. Tam olarak hesap edilmese de, karasal karbonun üçte birinden fazlasına sahip oldukları düşünülüyor. Ve bu boreal biyomunun üçte biri permafrosttur. Boreal bölgesinin tundra boyunca ortalama ısınmadan iki kat fazla ısındığı tespit edilmiştir. Ağaç ölümlerinin de beraberinde geldiği bu hızlı ısınma, ani değişimleri tetiklemektedir.

2012'deki bir çalışmada ağaç sayısının azalması şu şekilde açıklanmıştır: Artan sıcaklıkların baskın ağaç türünün hastalığa dayanıklılığını azaltması, çoğalma oranlarının düşmesi, yüksek tahribatlı yangınların sıklığının artması.
2014'deki bir araştırmada ise, iklim değişimine karşı boreal ekosisteminin tür değişimlerine uğradığı belirtilmiş. Kuzey Arizona Üniversitesinden Prof Scott Goetz: "Ekstrem yangınlar veya tekrar eden şiddetli olaylar sistemin yeniden orman üretme kapasitesini durduruyor. Mevcut bitki örtüsü yerine, yeşil otsu bitki örtüsü çıkması gibi pozitif bir etki bırakabilir."

Ladin ve kavak için ortam koşulları pek uygun olmazken; çınar ve meşe türlerinin yaygınlaşabileceği düşünülüyor. Buna ilişkin 2012'deki Alaska'daki bir çalışma örnek gösterilmektedir. Alaska'daki bitki örtüsünün iğne yapraklıdan, kışın yaprak döken türlere doğru geçiş yaptığı, 1990'larda başlayıp devam eden bir değişim olduğu bildirilmiş.

Yine de boreal ormanlarının kuzey kesimleri ve güney uzantılarındaki bir yer değiştirmenin geri döndürülemez olmadığı düşünülüyor. Soğuma onları tekrar eski haline getirebilir. Boreal ormanlarında öngörülen kaymalar, geçmiş jeolojik dönemlerde yaşandı ancak mevcut iklim değişiminin o derece etkilere sebep olmayacağı belirtiliyor.

DİĞER KRİTİK EŞİK DEĞERLERİ

Yukarıda sayılanların dışında bazı potansiyel durumlar bulunmaktadır: Antarktika dip su oluşumunun durması, Alp buzullarında kayıplar, Arktik üzerindeki ozon tabakasındaki delik, okyanuslardaki oksijenin azalması, El Nino olaylarındaki sıklık ve şiddetinde değişiklikler.

Dünya sisteminde bu kritik eşik değerlerin, birbirlerini domino taşı gibi etkileme özelliği olduğunu vurgulayan araştırmacılar, bir olayın diğeri için gizli bir geri besleme oluşturabileceğini söyledi. Örneğin Grönland'daki hızlı erime ve AMOC'un yavaşlaması; Batı Afrika musonlarını kararsızlaştırabilir, Afrika Sahel'deki bölgenin kuraklığını arttırabilir. Aynı şekilde daha kuru Amazonlar, soğuk Asya musonlarını değiştirebilir ve Güney Okyanusu'nun daha çok ısınmasına neden olur, o da Antarktika buzul kaybını hızlandırabilir.

Güncelleme: 27/05/2021
Kaynak
: Robert Mcsweeney, "Explainer: Nine 'tipping points' that could be triggered by climate change", carbonbrief.org, çev. Ayşegül Kesmez, yaklasansaat.com, 10/02/2020


ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Yaklaşan Saat'in resmi twitter adresi aşağıdadır. Bu hesabın dışındaki diğer hesaplarla Yaklaşan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat