yaklaşan saat
kuranda islam, kuran ışığında araştırmalar


 



"İslam: İnsanlığın Son Kurtuluşu"

Charles Saint Prot

İslam, tüm insani değerlerini kaybeden Dünya için, son kurtuluş yoludur diyen ünlü Fransız yazar Saint-Prot:

"Gayr-i Müslimler bile, İslam'ın güçlenmesine seviniyor" dedi.

Paris'in merkezinde bulunan bir Cafe'den ayrılırken, kendisiyle röportaj yaptığım Fransız düşünür ve uzman Charles Saint- Prot'ya;  "Sen İslam dinine mi girdin?" sorusunu soramadan ayrıldım.

Charles Saint, Batılı akademik araştırmalarda yaygın olan yaklaşımlardan tamamen farklı bir bakış açısı sunuyor. İslam'daki selefi ekolünü savunuyor ve İslam'ın, Batı'nın yaşamakta olduğu ahlâki krize bir çare olabileceğini ifade ediyor. Belki de Müslüman olup olmadığı sorusunu soramayışım; sorunun çok kişisel ve ikincil öneme sahip bir konu olmasından kaynaklanıyor olmasıydı kanımca.

Paris Jeopolitik Gözlemleri Müdürü ve Sorbonne Üniversitesi Hukuk Profesörü olan Charles Saint Prot'nun düşünceleri; Batılıların, İslam hakkındaki düşünceleri açısından önemli bir dönüm noktası sayılabilirdi. İşte Sayın Prot'un İslam konusundaki analizleri:

"BUGÜN İSLAMİ KAVRAMLAR BOZULMUŞ"

Soru: Fransa'da "İslam: Batılılaşma ve Devrim Arasında Geleneğin Geleceği" (Islam: The Future of Tradition between Revolution and Westernization) isimli yeni bir kitap yayınladınız. Bu kitabın, sizin Arap ve İslam medeniyetinin geleceğine ilişkin ilginizin bir semeresi olduğunu biliyoruz. Niçin şimdi böyle bir kitap çıkarma ihtiyacı hissettiniz?

Cevap: Kitabın amacı, İslam hakkındaki birçok yanlış görüş ve düşünceye cevap vermekti. Özellikle de bir takım sertlik yanlıları ve teröristlerin; İslam adına savaştıkları imajını verebilmek için; selefilik, İslam, davet, tevhid ve cihad gibi kavramları sıkça kullandığı günümüzde; bu daha fazla önem kazanmıştı. Bu kitabı yazmaktaki amacım, aşırılar tarafından kullanılan bu kelimelerin, aslında gerçek anlamlarıyla uzaktan yakından ilgisinin kalmadığını göstermekti.

Bu kelimelerin, gerçek anlamını bulmaya yoğunlaştım yani kendimi İslam'ın gerçeğini ortaya koymaya adadım. İslam'ın özüne dönebilmek için ise, İslam'ı bilmek gerekiyordu.

Kitabımın birinci bölümü, İslam düşüncesini, tarihini ve bu tarih içerisinde meydana gelen olayları anlama çabasını içeriyor. Tevhid kelimesi, başta olmak üzere, İslam'ın bütün kavramları, tek tek elden geçiriliyor ve okuyucunun kafasındaki yanlış algılar düzeltilmeye çalışılıyor. Ben "İslam'ın Tanrısı"nın diğer (Semavi) dinlerin Tanrı tasavvurundan çok farklı olduğunu ifade eden birçok makale okudum. Onlar, aslında İslam'ın da içinde bulunduğu bütün "monoteist dinler"in Tanrısının, aynı Tanrı olduğu gerçeğini kabule yanaşmıyorlar.

Öncelikle Hıristiyanların, Müslümanların ya da Yahudilerin Tanrısının, bir ve aynı Tanrılar olduğu gerçeğinin iyice anlaşılması gerekiyor. Bu gerçeği kabul etmemiz durumunda büyük bir aşama kaydetmiş ve İslam'ın aslında monoteist (tevhidi) dinler çizgisinin devamı olan bir din olduğu gerçeğini kavramış oluruz. Böylece, bu Son Din'in Peygamberi'nin de, diğer dinleri olgunlaştırmak için gelmiş bir kişi olduğu gerçeğini anlamaya başlamış oluruz.

"ÇÖZÜM: İÇTİHAD'IN AKTİFLEŞMESİDİR"

Sonra ikinci bölümde, İslam'ın diğer monoteist dinlere yaptığı eklemelerle ilgili olumlu boyutlar ve İslam düşüncesinin, içtihat sayesinde sorunların nasıl üstesinden geleceği gibi konular üzerinde durdum. "İçtihad kapısı"nın kapalı olduğunu söylemek büyük bir hatadır. Birçok kişi bu düşünceyi savunuyor olabilir, ancak şunu söyleyebilirim ki, İslam'ın tarih boyunca geriye gittiği tek dönem, Osmanlı İmparatorluğu dönemidir. 18 ve 19. yüzyıllar itibariyle İslam dünyası, büyük bir gerileme ve çöküş dönemi yaşamaya başladı. Niye? Çünkü Osmanlı İmparatorluğu aslında İslam'dan ziyade kendi saltanatını güçlendirmekle ilgiliydi.

"BATILILAR: BATILILAŞMA VE FANATİZMDEN BİRİNİ TERCİHE ZORLUYOR"

Ayrıca kitabımda Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh, Reşid Rıza ve Muhammed İkbal gibi içtihadı yeniden gündeme getiren ve İslam'ı, fanatik bir din olarak değil de vasat bir din olarak ortaya koyan düşünürlerden bahsettim. Batılılar ise Müslümanları, Batılılaşma ya da fanatizm çemberi içine sıkıştırıyorlar ve bu ikisinden birini tercih etmeye zorluyorlar. Hâlbuki Müslümanlar, Mustafa Kemal Atatürk'le, İslam arasında bir tercihte bulunmak zorunda değiller. Bağnaz ve fanatik insanların İslam anlayışını, gerçek İslam'mış gibi sunmak yanlıştır. Ne İslam'ın bir karikatürünü sunmaya çalışanların ne de Batılı olabilmek için İslami kimliklerini bütünüyle unutmaya çalışanların anlayışları arasında , bir tercihte bulunmak zorunda değil insanlar.

"GERÇEK SELEFİLİK: ISLAH VE YENİLENME ÇAĞRISIDIR"

Soru: Siz, bazı sertlik yanlısı hareketlerin Selefilik, cihad, davet, içtihat gibi kavramları kendi tekellerine aldıklarını söylüyorsunuz. Peki, bu kavramları, bu hareketlerin elinden nasıl kurtarabiliriz?

Cevap: Bizim yapmamız gereken, bu kavramları tereddütsüz bir şekilde kullanmak. Ayrıca, bu gibi kavramların, sertlik yanlıları tarafından kullanıldığı gerekçesini bir kenara bırakmamız lazım. Örneğin SSCB lideri Stalin, bir katildi ve sosyalist olduğunu söylüyordu. Hitler de kan içiciydi ama aynı zamanda vatansever ve sosyalist olduğunu söylüyordu. Biz insanların terimleri-kavramları alarak bağlamı dışında kullanmalarına mani olamayız. Malumdur ki Stalin, Sosyalizm'in içerdiği anlam derinliğine sahip olmadığı gibi, Hitler de, vatansever falan değildi. Kelimelerin kullanım yerleriyle ilgili bir durum bu. İslam'a geldiğimiz de ise bu insanlar, selefilik kelimesini aldılar ve kendi amaçları doğrultusunda kullandılar.

"İSLAM: DÜNYA'NIN KURTULUŞU İÇİN SON DİNDİR"

Soru: Özellikle de medeniyetler çatışması ve diyaloğu tezlerinin çokça ortalıkta dolaştığı şu günlerde, dinin, toplumların uyanışında önemli bir rolü olduğu kabul ediliyor. Dinin sizce şu anki rolü nedir?

Cevap: Her dinin, sosyal boyutu vardır. Bu söylediğim, dinin siyasete önderlik etmesi gerektiği anlamına gelmez. Bu, siyasetin dini değerlerden etkilendiği anlamına gelir. "Dini değerler"den yoksun olan toplumlar, "medeniyet değerleri"nden de yoksun kalmış demektir.

Kendisine yapılan eleştirileri bir kenara bırakırsak, Başkan Nicolas Sarkozy; "Herhangi bir dini benimsememiş büyük bir medeniyet yoktur" diyor. Her ne kadar belirli bir dine sahip olmayan Çin Medeniyeti gibi bir medeniyet söz konusu olsa da, medeniyetle din arasında köklü bir ilişki vardır. Ancak Çinlilerin, bir inanca sahip olmadığını söyleyemeyiz. Biz, İran'dan Ren nehrine kadar uzanan tevhidi (monoteist) medeniyetlerin sahipleriyiz. Tarihimizde din daima var olmuştur. Yunan medeniyeti bile, dini değerler üzerine inşa edilmişti. Birçok Tanrı'ya inanıyor olmalarına rağmen, çok güçlü inançlara sahip insanlardı.

Dinler, geçmişte kalmış olgular değildir. Din, çöp sepetine atacağınız ya da tarihin derinliklerine gömeceğiniz bir olgu değildir. Din, insanı huzursuzluk ve endişe hissetmemesine yardımcı olan bir unsurdur. Her zamankinden daha çok dine ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Çünkü materyalizm tehdidi yanı başımızda, her şeyi araçlaştıran bir toplum tehdidiyle karşı karşıyayız. Belirli bir şirketten bir şey istediğimizde cevap, bilgisayarın bunu kabul etmediği ve bir sonuç vermediği şeklinde oluyor. İnsanlık onurumuzu yitirmek üzere olduğumuzu söylediğimde, aslında çok da abartıda bulunmuş olmuyorum.

Şayet biz, insanlık onurunu korumak istiyorsak, dinlere sahip çıkmalıyız. Biz bunu Batı toplumlarında kaybettik. Bu nedenle, İslam, bu Dünya'ya bir şeyler katabilir, çünkü ahlaki değerlere sahip çıkan ve onu korumak isteyen "Son Din"dir.

Güncelleme:12/08/2008
timeturk
,
Hadi Murat, 03/08/2008

 


 

ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Yaklaşan Saat'in resmi twitter adresi aşağıdadır. Bu hesabın dışındaki diğer hesaplarla Yaklaşan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat