Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com







 

 

GERÇEK BİLİM BU MU?

Bugün hiç düşünüyor muyuz, bilim adına harcanan bunca paralar, emekler; acaba gerçek anlamda bir bilim ve acaba gerçek anlamda insanlığa yararlı bir teknoloji mi üretiyor? Acaba bugün bilim, ne derece evrenin ve insanın hakikatlerini araştırıyor ve insanlığa yararlı projeler üretiyor? Yoksa belli "para babaları"nın hırslarını, egolarını ve hayallerini inşa etmeye mi çalışıyor? Bütün bunları sorgulamak gerekmez mi? Bütün bunları sorgulamak, elbette namuslu olmayı Hakk'a ve gerçeğe bağlı olmayı gerektirir.

Çağımızda, evet bilim ve teknoloji hızla ilerliyor, ancak nereye ilerliyor? İnsanlığın hayrına mı? İnsanlığı kendi hayali dünyalarına ve düzenlerine götürmek isteyen güçlerin amaçlarına mı ilerliyor. Bütün bilim dallarını bir göz önüne getirelim, özellikle "insanlığın sağlığını, mutluluğunu ve geleceğini koruması" gereken bilim dallarına bakalım. Bu dallarda en hakim parametre para değil midir?

Bir taraftan insanlar sağlık adına sömürülürken; diğer taraftan "dünyanın efendileri" ceplerini dolduruyor. Yetmiyor, daha çok kazanmak için hayali hastalıklar uyduruluyor. Bugün insanların cebinden para çeken sağlıkla ilgili bir sürü tez, görüş, teori, bir süre sonra yerini başka görüşlere terk ediyor. Bugün çok önemlidir, hayatidir denen birçok "sağlık reçeteleri", bir süre sonra yerini yenilerine terk ederek çöpe atılıyor.

Tüm değişmez diye ortaya konan kaideler, insan fıtratı duvarına çarparak toz duman oluyor. "İnsan"ın, Sonsuz Yüce Rabb'imiz tarafından planlandığını ve yaratıldığını kabul etmeyen bir tıp; insanı bütünüyle kavrayarak sağlık mekanizmalarının nasıl işlediğini bilmeyi en temel görüş haline getiremeyen bir tıp; insanlığa ne verebilir? İşte bugün verebildiği, tüm acı sonuçlarıyla ortada... Tıbbın bir numaralı amacı insanı inşa eden Yüce Rabb'imizin neyi, nasıl inşa ettiği; ne gibi savunma mekanizmaları yarattığı gerçeğini araştırmak olmalıydı.

Netice itibarıyla bugün tıp bilimi, maalesef iki ağızlı bir kılıç gibi işlemektedir. Birincisi; hastalık üretmek, hasta sayısını artırmak ve bu hastalıklar yoluyla insanları iliklerine kadar sömürmek…
İkincisi;  Ortodoks tıbbı inşa eden ve onun prensiplerini vaaz eden dünyacı- paracı- sömürücü felsefenin arkasında duran hegemonların ceplerini doldurmak, hayallerini beslemek ve sonuç olarak insanlığı felakete doğru sürüklemek…  Evet, meseleyi anlaşılır ve yalın bir boyuta indirgediğimizde görünen, bu iki yıkıcı boyuttur...

Hastalık üreten yaşamı ve çevreyi pompalamak yetmiyormuş gibi, hastalık ve hasta üretmek değil midir bugünün gerçeği...Hastalıklardan korunmak için "peygamberi ilkeler" nerede? İnsan fizyolojisini, biyolojisini, kimyasını ve doğal savunma mekanizmalarını gerçek anlamda araştıran tıp, yani Rabb'ini ve eserlerini anlamak isteyen "peygamberi tıp" nerede?

Sadece sağlıkla ilgili bilim dalları değil tüm alanlarda; canlıları, insanları, maddeyi ve evreni inşa edip Yöneten'in "Yüce Aklı- Planı ve Amacı" nedir, bunu dert etmeyen; hatta buna savaş açan bir zihniyetten ne beklenir? Elbette ruh ve akıl sağlığı bozuklukları, çöküntü-kaos, acı-ıstırap-hastalık, mutsuzluk ve çaresizlik... Maddeci, evrimci-Darvinci, Sonsuz Yüce'nin vahyinden, yani aklından mahrum insan felsefesi, tüm bilimleri kuşatmış ve kısırlaştırmıştır. Rabb'ini tanımayan kendisini de tanıyamaz ve gerçeği de layıkı vechiyle anlayamaz...

Koskoca sözde fizikçiler, astrofizikçiler, kuantum fizikçileri, Evrenlerin Rabb'ini tanımayı bırakalım, zanni ilimleriyle O'na savaş açıyorlar. O'nun ismine ve vahyine savaş açıyorlar. O'nun Sonsuz Yüce Varlığı'nın zikrini duyunca şaşkına dönüyorlar. Mesela, "Büyük Patlama"yla başlayan yaratma, bilimci-ateist efendileri oldukça rahatsız ediyor, adeta Yüce Rabb'imizin varlığını hissedince, ya oradan kaçıyorlar, ya da görmemezlikten geliyorlar, sözde bilimsel tevillerle adeta "kirlenmiş ruhlar"ını rahatlatıyorlar. Böyle olan küresel bilimcilere örnek mi istiyorsunuz, zibil gibi...

En son Türkiye'ye gelen ve bir CERN bilimcisi olan meşhur bilim insanı, bu konuda ibret verici bir örnek. Bakın bir sohbetinde ne diyor? Efendim, "Tanrı parçacığından söz edilmesi, kendisi gibi fizikçileri utandırıyormuş, bu ismi zinhar kendileri değil kitap endüstrisi vermişmiş."

İşte size Tanrı'nın isminden ve O'nun ismiyle anılan parçacıktan söz etmeyi utanç sayan bir bilim adamı! İşte Tanrı'nın ismini bile ağzına almaktan rahatsız olan bilim insanları, hem de fizikçi, pozitif bilimciler! Doğrusu biz de, bilimi bu derece Sonsuz Yüce Yaratıcı'sından koparan ve O'nun zikrinden utanan bilimci-evrimcilerden utanıyoruz!

"Tanrı parçacığı" deyimini, kitabına isim olarak verip ilk kullanan meşhur ABD'li fizikçi Leon Lederman'dır. Atom altı parçacıklara vücut veren ve aranan bu en temel parçacığa; ele geçirememe kızgınlığıyla Lederman efendi, "kahrolası parçacık" diyor. Ancak yayıncısı "Tanrı parçacığı" diye değiştirmeyi teklif ediyor. İşin sonunda para kazanmak olunca, pozitif bilimcimiz de bunu kabul ediyor! Yoksa haşa Lederman, Tanrı'yı hiç ağzına alır mı? Yakışır mı bir fizikçiye Tanrı'ya inanmak ve Tanrı'dan söz etmek, hele kitabına bu ismi vermek olacak şey mi? İşte yukarıda sözünü ettiğimiz CERN uzmanı sayın fizikçinin bahsettiği "Tanrı parçacığı"nın basına ve kamuoyuna mal olmasının hikayesi böyle başlamıştır...

Evet "bilim insanları"nın, alemlerin(evrenlerin), yaratılmış her şeyin (fizikçiler-bilimciler dahil) Rabb'i olan Sonsuz Yüce Allah'a, değil iman etmesi, varlığından ve isminden söz etmesi dahi asla olamaz! O zaman bilim, bilim olmaktan çıkar, insanlar ve özellikle bazı bilim insanları yaratılmış olur ki; bu oldukça da ilim dışı bir şey olur!

Peki, adama sormazlar mı, Sonsuz Yüce Tanrı'ya, O'nun yarattığı ilmi kullanarak düşman olanlar; neden "şeytani kabala felsefesi"ni yalarlar. Neden tüm Roma, Eski Yunan, Hint, Sümer, Mısır ve Mu-Atlantis şeytani felsefesini ve tanrılarını" takdis edip baş tacı ederler? Neden modern bilimlerini ve kitaplarını, Eski Yunan tanrılarının altın(!) sözleriyle başlatırlar.

Neden her keşfettikleri "şey"e, Yunan tanrılarının isimlerini vermekten usanmazlar. Neden Jüpiter, Mars, Venüs, Merkür, Uranüs, Uranyum, Herkül, Draco, Serpens, Ophiuchus, Scorpius, Orion vs. saymakla bitmez, Yer'de ve Gök'te keşfedilen en küçük şeylere; durmadan çok tanrıcı eski toplumların "dince kutsal saydıkları isimleri" vererek yaşatırlar? Diğer taraftan ağzından Allah kelimesi çıkan bilim insanları üzerinde engizisyon baskıları işletirler? Neden Yer ve Gök, bu Lusifer(İblis) kökenli tanrılarla utanmadan doldurulur?

Neden bu çağa kadar taşınmış, çağdışı-akıldışı ve akla ziyan Hint tanrılarını takdis etmekten utanmazlar? Neden nükleer araştırma merkezinde(CERN'de) bir "Hindu tanrısı Şiva"nın heykeli var? Şiva, Hinduizm'in tanrılar hiyerarşisinde en büyük tanrılarından biri diye mi? Bir bilim-deney merkezinde; "güneş diskli Hint Şiva tanrısı"nın ne işi var? Bilim çağının bilimcileri neden eski çağların "uyduruk-şeytani ve akıldışı" inanışlarını kutsuyor ve baş tacı ediyorlar?

Bu ne ilkelliktir, çağ dışılıktır, bu ne menem gerici felsefedir. Modern bilim bizi, ilkel şeytani çok tanrıcılık akılsızlığından, karanlık çağ ve düşüncelerinden; aydınlığa, aydınlanmaya götürmeli değil miydi?  

Uzun sözün kısası ve bu meselenin özü şudur: Küresel Sermaye, "paganist-kabalist New Age havuzu"nu; "şeytani tanrılar"ı kutsayan "eski milletler"in "kirli suları"yla dolduruyor ve "Lusiferiyen felsefeler"in yeşermesi için "zıt kutuplu dualite"yi uyguluyor. Allah'a ve O'nun Hak(gerçek) dinine kapalı; Lusifer'e(İblis'e) ve onun çağ dışı-akıl dışı dinlerine açık bir ikili sistem: Biri içeri, diğeri dışarı...Çünkü "bugünkü bilimciliğin efendileri" böyle istiyor...

Yaklaşansaat, 29/11/2011


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.