Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com







 

Haberler/...

İlaç Şirketleri Hastalık İcat Ederek Nasıl İlaç Pazarlıyor?

İlaç endüstrisinin imajı, halkın son yıllarda opioid(*) salgınında yapılan kötü pazarlamanın rolünü keşfetmesiyle sarsıldı. Ancak insanların çoğu, ilaç endüstrisinin yeni ilaçlarını satmak için uyguladığı en etkili taktiğin "hastalık pazarlamak" olduğundan bihaber.

90'lı yılların başına kadar uzanan ve tıbbi literatürde adı "hastalık tacirliği" (disease mongering) olarak geçen uygulama şöyledir: İlaç şirketleri, düzenli bir şekilde bazı rahatsızlıkları anormal görerek hastalık olarak tanımlar. Ardından ciddi problemlerin olduğuna dair doktorları ikna eder. Yardıma ihtiyacı olan hastalık hastası halka da bir tedavi önerir: Yeni bir ilaç.

Her yıl pazarlama kampanyalarında yapılan milyarlarca dolarlık harcamalara karşı nasılsa, araştırmacıların bu taktikler hakkındaki uyarıları pek dikkate alınmamaktadır. Farmakoloji (eczacılık bilimi) sayısız insanın hastalığından kurtulmasına veya daha iyi bir yaşam sürdürmesine yardım etmektedir. Ancak herhangi bir ilacı alan hastaların sayısı, ilaçtan faydalanan hastaların sayısından genellikle daha fazladır ve genellikle ilacın zarar verdiği hastalar da mevcuttur.

2017 yılında en büyük ilaç pazarı olmaya devam eden Amerika, 450 milyar dolardan fazla gelir getirmiştir. Buna karşılık, bütün Avrupa'daki ilaç geliri miktarı yaklaşık 214 milyar dolar olarak açıklandı. Amerika'nın tek başına yaptığı ilaç harcamaları, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı'nın (OECD) yaklaşık iki katı etmektedir. Ayrıca Mayo Clinic'in araştırmasına göre 2017'de Amerikanların neredeyse %70'i en az bir reçeteli ilaç almıştır.

Georgetown Üniversitesinde Farmakoloji profesörü olan Adriane Fugh-Berman: "İlaç endüstrisi günlük hayatta ortaya çıkan bazı belirsiz durumların rahatsızlık olduğunu ileri sürerek normal hayatı 'medikalize' eder. Başka durumlarda da, ilaç şirketleri daha çok müşteri kandırmak için var olan bir hastalığın yaygınlığını ve şiddetini abartır. Bir ilacın pazarlanması, piyasaya sürülmeden 7-10 yıl önce başlayabilir. Piyasaya sürülmeden bir ilacın tanıtımını yapmak yasadışı olduğu için, tanıtımını yaptıkları ilk şey hastalıktır. Bunun yapılması yasak değildir çünkü yeni bir hastalık üretmek konusunda bir düzenleme yoktur" şeklinde konuştu.

Dartmouth Sağlık Politikası ve Klinik Uygulama Enstitüsünde Tıp ve Medya Merkezinin yöneticileri Lisa Schwartz ve Steven Woloshin: "Dışarıdan bakıldığında hastalıklara karşı yapılan farkındalık kampanyaları, ilgili ve eğitici görünebilir fakat genellikle pazarlamacı kılığına bürünüyorlar. Şirketler, insanları kandırmak için düzenledikleri bu kampanyalarda sıklıkla üç temel adım izlerler: 'Teşhis koymak için eşik değerleri düşürün, test işlemlerini kolaylaştırın, ilaçların yararları ve riskleri hakkındaki kanıtları tersyüz edin.' Uygulanan bu adımlar testosteron eksikliği, bipolar bozukluk ve huzursuz bacak sendromu kampanyalarında görüldü. Örneğin; testosteron eksikliği için pazarlanan ilaç, hastalık tacirliğinin en büyük vakalarından biriydi. Tedavinin faydaları ve zararları yayımlanmadan reçetelenen bu ilacın satışında büyük bir artış sağlandı. Hâlbuki ilaç üreticileri -yaşlanma ve diğer tıbbi durumlara ek olarak- yaşlı adamların daha az enerjiye sahip olmalarının, kötü spor performansının veya akşam yemeğinden sonra gençlere göre daha yorgun hissetmelerinin nedeninin testosteron eksikliği olduğunu yeni iddia etmişlerdir. İlaç şirketlerinin farkındalık kampanyalarında hastalık belirtilerini nasıl anlattıklarına dair resmi bir kuralları yoktur" dedi.

İzlanda'daki Reykjavik Üniversitesinde klinik psikoloğu olan Jack James:
"Büyük buluşları olan küresel bir girişimin yeniliklerini kamu yararına sunarak oluşturduğu ilaç endüstrisinin imajı, aslında bir halkla ilişkiler stratejisi ve uydurmacasıdır. Bu uydurmaca sayesinde, ilaçların mevcut formüllerinde yapılan küçük değişikliklerle yeni ilaç formu kazandırılarak piyasaya sunulduğu gerçeği gizlenmektedir. Daha eski ve ucuz ilaçlardaki marjinal gelişmelerle yapılan yeni ilaçların, önceki ilaçların yerine geçmesi amaçlanmaktadır. Fakat yeni ilaçların önemli bir kısmı eski formülasyonlarına göre daha zararlıdır. Gerçekte, ilaç sektörünün ilerlemesine verilen önem, gerçek yeniliklerden çok, sahte yeniliklerde yapılan pazarlama üzerinedir" dedi.

James'in "Halkın Sağlığı" adlı kitabı, hastalıkların önüne geçebilmek için davranışsal değişikliklerin önemine değiniyor. Endüstri temsilcileri ve doktorlar arasındaki kişisel ilişkilerin geliştirilmesinin özel ve halk sağlığı hizmetinin tüm düzeylerinde çok yaygın olduğunu anlatıyor. Örneğin, ilaç endüstrisi belirli reçete modellerine karşı teşvik etmek için büyük (örneğin: sponsorlu tatiller) ve küçük (örneğin: kalemler ve not defterleri) hediyeler veriyor.

İngiliz Tıp Dergisi'ndeki bir çalışmaya göre, ilaç şirketleri araştırma ve geliştirme sürecindeki çalışmalarına 1 dolar harcıyorlarsa buna karşılık reklamına 19 dolar harcıyorlar.

FDA, 200.000'den az insanın sahip olduğu nadir hastalıklar için kullanılan ilaçlar üzerinde hızlandırılmış onay sürecine sahiptir. Bunun farkında olan ilaç şirketleri, hızlandırılmış onay almak için yaygın hastalıkları alt gruplara ayırıp nadir hastalıklar olarak sınıflandırabilmektedirler. Gerçi çoğu zaman bunun tersini yaparlar: Gerçek bir hastalığın tanımını genişletip daha büyük bir kitleye hitap etmesini sağlayarak, aslında sadece bir avuç insanın tedavi olmak için kullanacağı ilacın satışını arttırmış olurlar. Sonuç olarak Fugh Berman, insanları şüpheli ve belirsiz hastalık türlerine karşı iyi bir şekilde koruyan bir otoritenin olmadığını söyledi.

Woloshin:
"Şimdi herkes bacaklarını huzursuz hissediyor veya gözlerinde ara sıra batma ve yanma hissi hissediyor. Fakat çok daha az insanın tıbbi tedaviye ihtiyaç duyacak kadar şiddetli belirtileri var. Sorun, ilaç üreticilerinin hafif belirtileri olan insanları hasta haline getirmeyi amaçlamasıdır. Maalesef önerdikleri tedavi az bir fayda sağlıyor ve tedavinin yan tesirleri, maliyeti ve zorluğu önemsenmiyor. İnsanlar ilaç şirketlerinin –bazen internet üzerinden- yaptığı testlerdeki hastalıkların listesine bakarak, ilaçların bu hastalıkları tedavi etmesi gerektiğini düşünüyorlar. Bu bir kandırmaca! Bu makale için yaptığım röportajlar, sağlıklı insanların hastalıklar konusunda ve yeni keşfedilen bir hastalıktan muzdarip olduklarına dair yöneltilen istismarcı sorular hakkında şüpheci olmaları gerektiğini gösteriyor."

PharmedOut'un yaptığı bir araştırmada, ilaç endüstrisi tarafından finanse edilen Devamlı Tıp Eğitimi'nin (CME) etkinliği ve uydurulmuş-abartılmış hastalıklar incelendi. Araştırma sonuçlarına göre Fugh Berman, şu açıklamalarda bulundu: "İlaç şirketleri, doktorları kendi danışma kurullarına alıyor, CME etkinliklerinde itibarlı ve güçlü doktorları eğitmek için onlara para ödüyor. Sonrasında bu sistemden geçen önder doktorlar isimleri yazılı olsun veya olmasın makalelerin altını imzalıyorlar. Böylece şirketin görüşleri tıp literatürüne girmiş oluyor. İlaçlar kabul edildikten ve hastalıklar tedavi edilebilir olarak onaylandıktan sonra da bu sefer tıp öğrencilerine hastalıkların tedavisi öğretiliyor."

New York Üniversitesinin Tıp Bölümünde bir psikolog olan  Leonore Tiefer:
"Sorun şu ki; insanlar, bilimsel ve tıbbi konulara inanmak istemiyor. İcat edilen hastalıkların uydurulmuş ve çok abartılmış oluğuna dair bilim ve tıp uzmanları tarafından yapılan anlatımlara inanmak konusunda oldukça isteksizler" dedi.

Özel ve kamu sektörünün, sağlık endüstrisinin araştırma altyapısına çok karıştığını ve kamu yararı için yürütülen araştırmaların bütünlüğünü bozduğunu söyleyen James şöyle devam etti:
"Araştırmalar gösteriyor ki; ilaç endüstrisi, sürekli dolandırıcılıkla nitelendirilen normal bir işletme haline gelmiştir. Hemen göze çarpmayan görüntüsünün manipülasyonundan, açıkça ve sıkça yapılan araştırmaların hilelerine kadar değişen sahtekârlıkları bulunmaktadır. Hastalara verilmiş büyük zararın inkâr edilemez kanıtlarına rağmen zararı önlemek için yıllarca yapılan girişimler, çıkar çatışması nedeniyle hep başarısızlığa uğradı."

Tıp gazetecisi Lynn Payer, 1992'de yayımladığı kitabında 'hastalık tacirliği'(disease mongering) deyimini ilk kez kullandı. "Hastalık Tacirleri: Doktorlar, İlaç Şirketleri ve Sigortacılar Sizi Nasıl Hasta Hissettiriyorlar?" adlı kitabında yazar, hasta insanların veya hafif hastalanmış insanların nasıl çok hasta olduğuna ikna edilmeye çalışıldığını anlatmış. Kitabın yayımlanmasından beridir yazarın tezini destekleyen kanıtlar da çoğaldı.

Hastalık tacirliğinin arkasındaki pazarlama stratejisi, bir ilacı bir hastalıkla ilişkilendirmekten ibarettir. Bu kadar sıkı marka birliği karşısında yeni bir ilacın piyasaya birden çıkması zor olabilir. Bu yüzden şirketler, hastalık tanılarını farklılaştırmaya teşvik ederler. Eğer bir hastalığın tanımını biraz değiştirir ve yeni bir hastalık olarak ortaya çıkarırsanız, hâkim olabileceğiniz yepyeni bir pazar açmış olursunuz.

Hastalık tacirliğinden dolayı geçici veya ölümcül olarak sonuçlanabilen tıbbi zararın büyük ölçüde farkına varılmamasına rağmen uzmanlar, neredeyse hastaların tamamını etkileyen zararın bir sağlık krizi oluşturduğuna karar vermiş durumdalar.

*Opioid: Orta dereceli ağrıların tedavisinde kullanılan bir tür analjezik ilaçtır. Narkotik ilaçlar olarak da bilinirler. Kötüye kullanımı toleransa (daha fazla ihtiyaç duymaya) ve bağımlılığa yol açar.

Güncelleme: 24/08/2018
Kaynak
: Micheal Walsh, "Malady Mongers: How Drug Companies Sell Treatments By Inventing Diseases", huffingtonpost.com, çev. Zehra Demirpehlivan, yaklasansaat.com, 08/06/2018


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Yaklaşan Saat'in resmi twitter adresi aşağıdadır. Bu hesabın dışındaki diğer hesaplarla Yaklaşan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat