Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com




 

Haberler/...

Gıda Endüstrisi Haydut gibi Hareket Ediyor:
ABD Toplumu Obezite ve Şeker Patlaması Yaşıyor!

Amerika'da çok konuşulan bir belgesel, Fed Up(Bıkkın), önümüzdeki 20 yıl içinde Amerikalıların %95'inin fazla kilolu veya obez olacağını öne sürüyor.

Fed Up aslında obezite ve obeziteye bağlı hastalıklarla ilgili bir belgesel. Yapımcısı Laurie David aynı zamanda "Uygunsuz Gerçek"(Inconvenient Truth) belgeselinin de yapımcısı. Genel itibariyle film, gıda ile ilgili yanlış haberler, dietler, egzersizler, iyi-kötü kalori, şişmanlık genleri ve hayat tarzı ile ilgili endüstrinin sponsor olduğu yanlış bilgilendirmeleri araştırıyor. Konu obeziteye geldiğinde ise, filmin bilimsel danışmanı nöro endokrinolojist ve Sorumlu Beslenme Enstitüsü Başkanı Robert Lustig'e göre; yağ bizim dostumuz olmayabilir ama şeker gibi düşmanımız da değil. Bu görüş bir çok doktor tarafından da destekleniyor.

Amerikan hükümetinin bir çalışmasına göre ise 2 ila 19 yaş arasındaki bireylerin %17'si obez olarak görülüyor. Başka bir tahmine göre ise bugünkü Amerikalı çocuklar, ebeveynlerinden daha kısa bir yaşam sürecekler. Dahası dünya tarihinde ilk defa çağımızda, obeziteden ölenlerin sayısı açlıktan ölenlerin sayısını geçmiş olacak.

Filmde, İşlevsel İlaç Enstitüsü kurucusu Dr. Mark Hyman ile yapılan röportajda Hyman şöyle diyor:
"Şeker hiç kimsenin hakkında konuşmadığı en temel problemimiz. Bize şu mesaj sürekli veriliyor: 'Eğer şişmansanız bu sizin suçunuz.' Bu saçmalık."

FDA'nın önceki komisyon üyelerinden Dr. David Kessler bir adım daha ileri giderek şöyle bir tahminde bulunuyor: "Şekerle beslenen obezite krizi, çağımızın en büyük salgın hastalıklarından biri haline gelecek."

Filmin ardından yapılan araştırmalara göre; Amerika'daki 600.000 gıda maddesinin %80'ine şeker ilave edilmiş.

Robert Lustig'e göre ne obezite ne de yağlar konumuz:
"Gıda endüstrisi sizin üç yanlıştan birine odaklanmanızı istiyor ve sizi kabahatlerinden uzak tutmaya çalışıyor. Bu yanlışlardan birincisi, bu sorunun obezite ile ilgili fikri. İkincisi, bir kalori bir kaloridir. Üçüncüsü ise bu konu kişisel sorumluluklar hakkında. Eğer obezite bizim asıl sorunumuz olsaydı, tipik bir obezde baş gösteren metabolik hastalıkların normal bir popülasyonda ortaya çıkmaması gerekirdi. Ancak, Amerika ve İngiltere'de nüfusun yarısından fazlası obezite ile ilişkilendirilen belirtiler gösteriyor. Eğer toplumun yarısından fazlası aynı soruna sahipse, bu davranışsal bir problem olamaz. Bu bizim maruz kaldığımız bir sorun. Maruz bırakıldığımız şey ise şeker."

Öte yandan alınan her kalori de aynı etkiye sahip değil. Eğer böyle olsaydı, bir çocuk içtiği bir bardak kolanın kalorisini yakmak için 1 saat 15 dakika bisiklet sürmek zorunda kalırdı. 1 adet kurabiyenin kalorisini yakmak için 20 dakika koşmamız gerekirdi. Orta boy patates kızartmasının kalorisini yakmak için ise 1 saat 12 dakika yüzmek gerekirdi.

Daha açık bir örnekle, gazlı bir içecekten aldığınız 160 kalori ile bir avuç badem yiyerek aldığınız 160 kalori tümüyle farklı etkilere sahip. Bademin sahip olduğu lifler sayesinde yediğimiz badem direk olarak emilmiyor. Bu sayede yüksek kan şekerimiz uzunca bir süre düşük bir seviyede seyrediyor. Ancak gazlı içecekte ise hiç bir lif yok. Bu nedenle içecek karaciğer aracılığıyla direk olarak emiliyor. Bu durum kan şekerini yükseltiyor, bu kadar fazla şeker ile başa çıkamayan karaciğer bunu yağa dönüştürüyor ve depoluyor.

Bizler markette sağlıklı ve az yağlı olarak sunulan gıdalarla zehirleniyoruz aslında. Belgesele göre fast-food zincirleri ve işlenmiş gıda üreticileri "az yağlı" gıdaları lezzetli hale getirmek için daha fazla şeker ilave ediyor. Böylece lezzetten vazgeçilmeden yağ oranı düşürülmüş oluyor.

OBEZİTE ŞEKER İLE BAŞLAR

Filmde bahsedilenlere göre obezite beynin şekere verdiği reaksiyonla başlıyor. İnsan beyni şekere, kokain ve eroine verilen tepkinin bir benzerini veriyor. Yapılan bir araştırmada, bir süre şekerli su ve kokain deneyimi yaşatılan farelere tercih hakkı verildiğinde, farelerin kokain yerine şekerli suyu tercih ettikleri gözlemleniyor. Bunun anlamı şu; bilinçsiz bir şekilde şekerli içeriğe sahip gıdalar tüketen insanlar bağımlı hale geliyorlar. New York Times yazarı Mark Bittman bu noktaya temas ederek, şimdiki abur cubur firmalarının 30 yıl önceki tütün firmaları gibi davrandığını söylüyor.

Başlangıç düzeyindeki tip-2 diyabet, şeker kamışı ve mısır şurubu ile ilişkilendirilen durum, birkaç yıl öncesine kadar bilinmiyordu. Eğer şimdiki oranlar artmaya devam ederse, 2050'ye kadar 3 Amerikalıdan 1'i tip-2 diyabete yakalanacak. Lustig konuyla ilgili şöyle dedi:
"Obezitenin masrafı çok cüzi ve tek başına bir tehlike değil. Ancak, diyabet rahatsızlıklarının topluma, tıp ve ilaç sektörüne oluşturduğu maliyet çok fazla. Ölüme kadar gidebilen bir yol bu."

Michelle Obama, 2010 yılında Let's Move!(Hareket Edelim), kampanyasını başlattığında ve obeziteye karşı büyük bir savaş açtığını ilan ettiğinde çok istekli ve coşkuluydu. Ancak konu şekere karşı verilen mücadeleye gelince işin rengi değişti. First Lady, bir TV programına katıldığı sırada şöyle demişti:
"Biz kimseyi öcü gibi göstermek istemiyoruz. Biz ne ebeveynleri ne de gıda endüstrisini şeytan gibi gösteriyoruz."

Dr. Hyman ise buna binaen şöyle konuştu:
"Biz bu işin arkasında kimin olduğunu bilmeliyiz. Bu başlı başına obezite ile ilgili bir sorun değil; bu daha önce görmediğimiz boyutlarda bir temel halk sağlığı sorunu. Ve biz aslında buzdağının tepesini henüz görmeye başladık. En başta silahlarını çekip mücadeleye başlayan Michelle Obama, daha sonraları, gıda-içecek firmaları ile ortaklık ve yardımlaşmadan bahsetmeye başladı. Onun bu değişimini tavırlarından bile görebilirsiniz. Morali bozuk gözüküyor, kafasını kaldırmadan konuşuyor, göz kontağı yok, konuyla ilgisiz gibi davranıyor. Bence bu durum, kendisini hizaya getirmek için yapılan politik baskının bir neticesi."

2003 yılında, Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) bir çalışma yürütüyordu. Bunun sonuçlarına göre, günlük bir kişinin aldığı kalori miktarının %10'undan fazlası şekerden gelmemeliydi. Bu sonuca göre artık şekerli ürünlerde de kısıtlamaya gidilecekti. Tabi eğer bu araştırma yayınlansaydı. Bush yönetimi, Dünya Sağlık Örgütü'ne sağlanan Amerikan mali yardımını kesmekle tehdit etti. Böylece sorun çözülmüş oldu. Dahası, Washington mısır bazlı tatlandırıcı üreticilerine milyarlarca dolar tahsisatla destekte bulundu. Ancak yine de DSÖ'nün şeker ile ilgili sınırlandırması bulunuyor. Günde 6-9 çay kaşığı. Ancak sıradan bir kişi 12-46 çay kaşığı arasında şeker tüketiyor.

Belgesel yapımcıları, gıda, içecek ve ilaç firmalarının, ürünlerdeki şeker miktarını azaltma konusuyla ilgilenmediklerini söylüyor. Dr. Lustig bununla ilgili olarak şöyle söyledi:
"Bu çok fazla kâr demek. İlaç endüstrisi diyabetin tedavisi hakkında konuşuyor, engellenmesi hakkında değil. Gıda endüstrisi hastalık üretiyor, ilaç endüstrisi tedavi ediyor. Geriye kalan doktorlar bu pisliğin üzerini örterken, bunlar haydut gibi bizi idare ediyorlar."

Güncelleme: 03/10/2014
Derleyen: Furkan Demirpehlivan, yaklasansaat.com

Kaynaklar:
1) Fed Up Belgeseli, Sugar is the real enemy, not fat itself, says film targeting obesity; guardian.co.uk, 10/05/2014
2) Forget fighting the fat, it's sugar that is causing massive rates of obesity claims new film; dailymail.co.uk, 24/09/2014.


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.