Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com




 



(X) Faydalı: (X) Zararlı: Tıp Bu mu?

GERÇEK TIP BU MU?

"Bugün insanların cebinden para çeken sağlıkla ilgili bir sürü tez, görüş, teori, bir süre sonra yerini başka görüşlere terk ediyor. Bugün çok önemlidir, hayatidir denen birçok "sağlık reçeteleri", bir süre sonra yerini yenilerine terk ederek çöpe atılıyor.

Tüm değişmez diye ortaya konan kaideler, insan fıtratı duvarına çarparak toz duman oluyor. "İnsan"ın, Sonsuz Yüce Rabb'imiz tarafından planlandığını ve yaratıldığını kabul etmeyen bir tıp; insanı bütünüyle kavrayarak sağlık mekanizmalarının nasıl işlediğini bilmeyi en temel görüş haline getiremeyen bir tıp; insanlığa ne verebilir? İşte bugün verebildiği, tüm acı sonuçlarıyla ortada... Tıbbın bir numaralı amacı insanı inşa eden Yüce Rabb'imizin neyi, nasıl inşa ettiği; ne gibi savunma mekanizmaları yarattığı gerçeğini araştırmak olmalıydı.

Netice itibarıyla bugün tıp bilimi, maalesef iki ağızlı bir kılıç gibi işlemektedir. Birincisi; hastalık üretmek, hasta sayısını artırmak ve bu hastalıklar yoluyla insanları iliklerine kadar sömürmek…
İkincisi;  Ortodoks tıbbı inşa eden ve onun prensiplerini vaaz eden dünyacı- paracı- sömürücü felsefenin arkasında duran hegemonların ceplerini doldurmak, hayallerini beslemek ve sonuç olarak insanlığı felakete doğru sürüklemek…  Evet, meseleyi anlaşılır ve yalın bir boyuta indirgediğimizde görünen, bu iki yıkıcı boyuttur..."(GERÇEK BİLİM BU MU?)

DOKTORLUK NEREYE GİDİYOR?

"Bu yeni dünyada, giderek artan hasta sayısını kar amacıyla işleyen dev hastaneler, seri imalat yapan fabrikalar gibi çalışıyor. Paket fiyatlarla kurulan hastalık borsasında satılık hastalıklar doktor, hasta ve hastanelerin beğenisine sunuluyor. Seç, beğen, al! Hastaneler ucuz fiyat biçilen hastalıklardan şikayet ederken, hastalar köşe bucak fark almayan hastane arıyor. Doktorlar ise riskli ve zor hastadan köşe bucak kaçıyor. Hastayı para kaynağı müşteriye indirgeyen bu yeni anlayış, korku tüneline sokulan müşteriler için satılık hastalıkları, ilaçları ve teknolojiyi dayatıyor. Hekimlik mesleği de, hastalıkları önleyen ve sağlığı koruyan bir sanat olmaktan çıkarak alışveriş merkezi gibi dev hastanelerde, hastalara ilaç ve yüksek teknoloji giydiren konfeksiyon işine dönüşüyor.

Artık hekim ve hastanın robotlaştığı, sağlığın ise metalaştığı duygusuz ve vicdansız bir dünyada yaşıyoruz. Araştırmaları, ilaçları ve teknolojiyi kutsayan bu yeni tıp anlayışı, sağlığı korumak ve hastalıkları önlemek yerine, gittikçe büyüyen dev bir sektör yaratıyor. Sağlığın önündeki en büyük engel; hayatımızın her noktasına burnunu sokan, kurallar koyan, özgürlüğü kısıtlayan, tehdit eden ve hatta aforoz eden işte bu materyalist sağlık anlayışı. Bu maddeci anlayış, sağlığı koruma ve hastalıkları önleme yerine, sektöre para getiren tıbbi işlemlere odaklanmış durumda. Sağlığa kavuşmak bu yüzden parasal engellerle dolu zorlu bir yarış. Bu engele takılanlar için sağlık, hastalık çölünde Leyla gibi bir serap. Hastalık ise bu hasta yaşam tarzında herkes için mecburi istikamet. Hastaların kanı, canı ve gözyaşını paraya çeviren bu anlayışın gayesi sağlık değil, bitmek bilmeyen kazanma hırsı. Bir yanda ekonomik endişeler, öbür yanda ayaklar altına alınan bilim ve ahlaki değerler."(Doc. Dr. Kemal Yeşilçimen)

BROKOLİ YE! BROKOLİ YEME!

1953 yılında DNA'nın sarmal yapısını keşfederek Nobel Biyoloji Ödülü alan Amerikalı Biyolog James Watson: "Brokoli benzeri antioksidanlar kanser yapıyor" dedi. Watson, daha önce kansere karşı önerdiği brokoli gibi antioksidan içeren gıdaları çok tüketmenin kansere yol açtığını iddia etti. Royal Society Bilim Dergisi'nde kaleme aldığı makalede; "Antioksidanlar ortaya çıkmasını engelledikleri kanserlerden daha fazla kansere yol açmış olabilir" görüşü, bilim dünyasına bomba gibi düştü. Watson makalesinde şu saptamaları yaptı:

"Hayatımı kanser araştırmalarına adadım ve hep insanların bu hastalığı engellemek ve tedavi etmek için antioksidan takviyesi aldığını gördüm. Ancak son dönemde ortaya çıkan birçok araştırma, ileri seviyede kanserlerin bir türlü tedavi edilememesinde vücuttaki antioksidan fazlalığının etkisini gösteriyor. Bu da akla 'Antioksidanlar aslında kanseri önleyen değil kansere sebep olan maddeler mi?' sorusunu getiriyor. Birçok araştırma A, C ve E vitamini ile selenyum gibi antioksidanların da mide kanserini önlemek ya da ömrü uzatmakta hiçbir rolü olmadığını ortaya koydu. Hatta aksine ömür kısalttığını ve E vitamininin özellikle tehlikeli olduğu sonucuna varıldı."

İngiltere'deki Kanser Araştırma Enstitüsü Cancer Research UK'den Prof. Nic Jones da: "Antioksidanların sağlıklı insanlarda kanseri önlemede etkisiz oldukları, hatta bu kişilerde kanser riskini az da olsa artırdıkları son araştırmalarla görüldü" diyerek Nobelli uzmana destek verdi.

YUMURTA ZARARLI, DEĞİL YARARLI

Kalp uzmanı Prof. Dr. Bingür Sönmez:

"Tıp, pozitif bir bilim değildir. Bugün doğru dediğimize yarın yanlış diyebiliriz. Bu da onlardan birisi, 40 yıl yumurtaya zararlı dedik, şimdi zararlı değil diyoruz. Yarın tereyağı ve kırmızı ete zararlı diyecek miyiz? Sanmıyorum, çünkü onlar çok güçlü doymuş yağ ihtiva eden şeyler."

KOLESTEROL ZARARLI, DEĞİL YARARLI

Sönmez: "Toplam kolesterolün 200, kötü kolesterol LDL'nin 130’ü geçmemesi lazım. İyi huylu kolesterolün 45-50'nin üzerinde olması gerekli. Önemli olan insanın kendi ürettiği, iç yapım kolesterol. Koyun ne yiyor. Ot. Açın içine bakın, yağ dolu. İnsanlara ot yedirin sadece, gene açın bakın içine, yağ dolu olacaktır. Bizim baş edemediğimiz şey iç yapım kolesterol. Tıp bunun sırrını çözemiyor. Düşük kolesterolün bir sakıncası var: Kansorojen. Bazı insanlarda kolesterol çok düşüyor. İlaçla kontrolsüz şekilde düşürüyorlar. İnsanlara 'Düşük kolesterol iyi' diyorsunuz, bir bakıyorsunuz yerlerde geziyor. İlacı o kadar fazla içiyor ve kolesterolü düşürüyor ki, bu defa kanserojen riski oluşuyor."

Ünlü tıp dergisi New England Journal of Medicine'de yayınlanan bir araştırmada kalp krizi geçiren insanların yaklaşık yarısının kolesterolünün normal olduğu kabul ediliyor. Yani kolesterolü yüksek olan da olmayan da koroner kalp hastalığı geçiriyor.

TEREYAĞI ZARARLI, DEĞİL YARARLI

Uzun zamandır tereyağı ve etin zararlı olduğu yönünde değerlendirme ve yorumlar yapıldı. Biz bunun böyle olmadığını, tarihsel ve geleneksel yaşam deneyiminden biliyoruz. Ayrıca hayvanları ve onların ürünlerini, bizim için yaratan Yüce Allah, hayatımızın bu vazgeçilmez ve insanlık tarihi kadar eski besin kaynaklarını, sanki amaçsız yaratmıştı! Ancak hayatın, canlıların ve her şeyin, bu anlamlı ve yüksek amaçlı yaratımını-yönetimini kabul etmeyenlerce; bu meseleler, bir şüphe-belirsizlik konusu olabilir.

Alberta Üniversitesi doktora öğrencisi Flora Wang:

"Tereyağı, sığır eti ve türevlerinde, vaksenik asit oranı, en az % 70'tir. Araştırmanın bizi en çok sevindiren sonuçlarından biri, metabolizmada birçok hasara sebep olan şilomikronların oluşmasının, bu yolla yavaşlatılabileceği olmuştur. Bugüne kadar zararlı etkilerinden korktuğumuz doğal yağlar, aslında sağlığımız için son derece faydalı. Tereyağı ve sığır etinin; kalp krizi riskini düşürmesi, şeker hastalığı ve obezite tedavisine yardımcı olması ve kolesterole iyi gelmesi, artık bir realite" diye konuştu.

Sonuç olarak; Sonsuz Yüce Rabbi'mizin vahyinden ve Peygamberimizin tavsiyelerinden beslenmeyen, onların ışığında yürümeyen bir tıp, yanılmaya devam edecek, bugün doğru dediğine elbetteki yarın yanlış diyecektir. İşte Peygamberimizin 1400 sene öncesinden bize bildirdiği sağlıkla ilgili altın değerindeki tavsiyelerinden bir kaçı:

* "İnsanoğlu mideden daha kötü bir kab doldurmamıştır. İnsanoğluna, bir kaç lokma yeter. Eğer yemek istiyorsa, midenin üçte biri yiyecek, üçte biri içecek ve üçte biri de hava içindir."
* "Vücudun hastalığa dayandığı sürece ilacı bırak!"
* "Birçok hastalığın gerçek sebebi çok yemedir."
* "Hastalarınızı yemeye içmeye zorlamayınız çünkü Allah onları yedirir ve içirir."
* "Dişlerin arasında kalan yemek kırıntıları dişleri zayıflatır."
* "Yüksek ateşi su ile düşürünüz."
* "Güneş’i karşına alıp oturma! Çünkü Güneş’in karşısında oturmak hastalıktır. Onu arkanıza almanız ise şifadır.
"
* "Peygamberlerden birisi, Allah’a güçsüzlükten yakındı. Allah, ona yumurta yemesini emretti."
* "Miraç'ta karşılaştığım her melek, bana kan aldırmayı tavsiye etti."

Yaklasansaat, 10/01/2013


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.