yaklaşan saat
kuranda islam, kuran ışığında araştırmalar
  theapproachinghour, english website




kuranı anlamak için arapça


tasavvuf felsefesi, kuran islamı, radikalizm islam değil hastalıktır

YAKLAŞAN SAAT'TE BEKLENEN MEHDİ DEĞİL İSA'DIR, mehdiyet felsefesi

 



Depremlerden Yansıyan Sismik ve İyonik Etkiler Hayvanları Uyarıyor

GİRİŞ

5 Mayıs 2008'de Çin'in orta bölgelerinde kurbağa göçü yaşanmış ve 12 Mayısta orta Çin'de 12 bin kişinin ölümüne yol açan büyük deprem meydana gelmişti.

Bütün doğal felaketler arasından en korkutucu olanı depremlerdir; ansızın gelirler ve meydana gelmeden önce hiçbir uyarı işareti ortaya çıkmaz. Ancak yine de büyük sismik hareketlerden günler hatta haftalar önce depremle ilgili gibi durmayan ve deprem öncesi meydana gelen sayısız miktarda sinyal bulunur.

Bu sinyaller genellikle anlık ve karmaşık olup, "güvenilmez" olarak addedilir ancak zaman zaman bazıları diğerlerinden farklı ve daha güçlü olur. Bu deprem öncesi raporların çoğu, hayvanların normale uygun düşmeyen hareketlerinden çıkarsama yapılarak elde edilir. Uyduya ve yerkabuğuna dayalı yapılan gözlemlerden yola çıkılarak hazırlanan son rapor, bu deprem öncesi hareketliliğin genel resmini çizmektedir. Kısmen şöyle denilebilir:

  1. Yer'in elektromanyetik emisyon sıklığı,
  2. Deprem ışıkları olarak bilinen sismik olaylardan önce meydana gelen olaylar,
  3. Atmosferin yere yakın kısmında meydana gelen değişimler,
  4. Yerküre'nin yüzeyinden 100-600 km yukarıdaki iyonosferde meydana gelen düzensizlikler,
  5. Okyanus suyunda, yeraltı kaynaklarında meydana gelen kimyasal değişimler vs.

Şimdiye kadar deprem öncesi meydana gelen sinyaller hakkında ortaya konulmuş olan çalışmalar genel olarak karmaşık bir haldeydi. Hiç kimse bu sürecin fiziksel olarak nasıl işlediği ya da hangi sıraların ardı ardına geldiği ve bunların kendi içlerinde birbiriyle nasıl ilişki halinde olduğunu ifade edemedi. Kayaçlar mekanik stresle ilişkilendirildiğinde, bu karmaşıklığın üstesinden, elektriklenme olayının bilinmezliğinin keşfiyle gelindi.

LABORATUVAR VE SAHA SONUÇLARI

1. Kayalardaki Pozitif Yük Taşıyıcılar

Kayalar genellikle çok iyi yalıtkanlar olarak bilinirler. Ancak, yeni keşfedilen bilgilere göre, yerkabuğundaki kayaların bir çok yerinde hasarlar vardır. Bu hasarlar ya da bozukluklar, elektriksel olarak faaliyet gösteremezler ve inaktiftirler.

İçerisinde bulunan oksijen ve silisyumun tepkimeye girmesiyle birlikte, kayalarda zayıf elektron açığa çıkar. Kayaların mekanik stresle ilişkili olduğu durumlarda, bu elektrondan kaynaklanan huzursuz durum mineral damarlarına doğru ilerler. Stres maksimuma ulaştığı zamansa bu durum kırılmalara yol açar. Bu tepkimeler sadece bir tarafta gerçekleşmez, ayrıca bir mineral damarından başka bir damara doğru sürekli yayılabilirler. İşte bu durum, stres yüklü olmayan kayaların bile elektrik potansiyeli elde etmesine neden olur.

Böylece depremden önce yerkabuğundaki tektonik stres artar ve bunun sonucunda da kayalarda kırılma noktalarına ulaşılır. Stres yüklü kayalar bir bataryaya dönüşür ve bu iyonlar buralarda rahatça hareket ederek diğer kayalara da potansiyel kazandırırlar.

Bu şekilde devam eden iyon yayılımı sadece kayalarda kalmaz, ayrıca kum ve toprağı da etkiler. Bu iyonların tozlu havayla birlikte atmosfere katılmasının sonucunda "iyon yüklü" bir iyonosfer meydana gelmesi beklenir. Ve belki de iyonosferdeki rahatsızlığın sebebi budur ve depremden bir kaç gün önce rapor edilen radyo dalgalarında meydana gelen bozukluğun sebebi de budur.

Böyle bir durumda havaya karışan pozitif iyonlar, insan ve hayvan kanındaki serotonin miktarında artışa neden olur. Belki de bu kandaki değişim, deprem öncesi hayvanların garip hareketlerini, insandaki migren durumunu ve havanın ağır hissedilme durumunu açıklamak için kullanılabilir.

Şimdi de bu iyon taşınması suda ne gibi etkiler gösteriyor onu inceleyelim.

2. Suyun Hidrojen Perokside Yükseltgenmesi(Oksidasyon)

İyonlar, su ile etkileşim halinde olan kayaların yüzeyine ulaştıkları zaman, oksijen molekülü gibi hareket ederler ve su molekülünü oksidasyona uğratırlar. Bu durumda H2O molekülünden bir tane H kopartılır ve OH negatif iyonu açığa çıkar ve bu çok güçlü bir etkiye sahip olur.

3. Kapalı Devre, Açık Devre ve Kayaların Elektron Durumu

İyonlar bir yerden başka bir yere hareket ettiği zaman potansiyel fark yaratırlar. Bu iyonların kesintisiz bir şekilde hareket edebilmeleri için devrenin kapalı olması gerekir. Tabii ki doğada bu şekilde kablolardan oluşan bir devre söz konusu değildir ancak bunun alternatifi olan bir kapalı devre sistemi mevcuttur. İyonlar suya girdikleri zaman H2O2 ile reaksiyona girerler ve bu tepkime büyük ihtimalle H3 O vasıtası ile suyun büyük kısmında devam eder.

Bu durumun sonucunda suyun pH değerinin düşmesi(asidik hale gelmesi) ve daha fazla katyona sahip bir yapıya sahip olması beklenir. Örnek vermek gerekirse, Kuzey Anadolu Fay Hattı boyunca yeraltı sularını incelediğimiz zaman, depremden önce katyonların bir araya toplandığı ve sayılarının oldukça arttığını görürüz. Rusya'daki ve İspanya'daki gözlemler de, katyonlarda artış ve anyon sayısında düşüş meydana geldiğini teyit etmektedirler.

4. Kayalardaki Diğer Reaksiyonlar

Eğer iyonlar H2O'yu H2O2'ye okside edebiliyorlarsa, diğer reaksiyonları da gerçekleştirebiliyorlar demektir. Oksidasyon(yükseltgenme) reaksiyonları organik bileşikler içerir ve bunlar kaynak ve yeraltı sularında çözünürüler.

Grafik 6; Çekirge(Bursa) Vakıf Bahçe Kaynağından toplanan örneklerin floresans spektrası.

Mamafih, 1999 yılının Temmuz ayında Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın etki gösterdiği bölgelerden yeraltı suları örnekleri toplandı. Bundan sonra da oldukça yıkıcı olan 17 Ağustos 1999 depreminden sonra, depremin etkilerini araştırmak için termal ve mineral sularından, çevre bölgelerden örnekler toplandı. Bursa, Yalova, Gemlik ve Kuzuluk'tan alınan örneklere göre termal ve mineral sularında floresans spektrumlarının gerilimlerinde kayda değer değişimler gözlendi.

Grafik 6; Bursa'dan alınan sulardaki floresans spektrumlarını grafiğidir. Numune 16; depremden 7 hafta önce toplanan örnektir. Dalga boyu az miktarda artmış olmakla birlikte 340 nm'de. Numune 33; 6 Ekim 1999'da yani depremden 7 hafta sonra alınan örneklerde ise, 340 nm dalga boyundaki gerilim oldukça yüksek. Bir sene sonra ise numune 47'nin gerilimi daha düşük.

Bir başka örnek ise İtalya, Lago di Garda'daki 24 Kasım 2004'de meydana gelen 5,3'lük deprem. Bu depremde de aynı şekilde yeraltı sularındaki gerilim depremin hemen öncesi ve sonrasında hat safhada.

5. Depremlerden Önce Hayvanların Olağan Dışı Davranışları

Çağlar boyunca büyük depremlerden önce hayvanların olağandışı hareketleri gözlemlendi. Görünen o ki, yerkabuğunun derinlerinde biriken stres tehlikeli seviyelere yaklaştığı zaman, birçok hayvan buna dair, kendilerine anormal hareketler yaptıracak işaretler alıyorlar. Hem suda hem de karadaki hayvanlar için durum aynı. Bu konu hakkındaki bütün raporlar hayvanların, deprem olmadan bir süre önce bu davranışları sergilediğini gösteriyor.

Bu konu hakkında yapılmış olan laboratuvar deneyleri sonuçsuz kaldı. Ancak, 1975'de Çin'deki Haicheng depremiyle ilgili yapılmış olan güncel bir çalışma şu noktaya dikkat çekiyor:

"Hayvanlar arasında yılanların durumunu görmezden gelmek çok zor. Çünkü yılanlar ortalama sıcaklık donma sıcaklığının altındayken kış uykusundan uyanıyorlar. O yılda(1975), neredeyse 100 yılan bu şekilde görüldü... Bu şekildeki intihar girişimlerini açıklamak oldukça zor."

Bu konu hakkındaki başka bir güncel çalışma ise İtalya, L'Aquila bölgesinin 75 km kuzeyinde bulunan gölde yapılan gözlemlerle ilgili (Grant and Halliday, 2011). Buna göre gölün çevresindeki üreme döneminde girmiş olan kurbağaların sayısı ve hareketliliği 6,3'lük depremden (6 Nisan, 2009) beş gün önce gözle görülür şekilde düştü. Bu canlılar yumurtayla ürerler ve hem karada hem de denizde yaşayabilirler. Öyle ki, bir üreme aktivitesi başladığı zaman, normal şartlarda kurbağalar bulundukları bölgeleri 3 ila 7 hafta süresince terk etmezler, ta ki bu süreç tamamlanıncaya kadar. Bu alışık olmadığımız bir durum. Benzeri bir durum 1873'de yine İtalya'da meydana gelen depremde de gözlenmişti. Orada göze çarpan durum ise yılanların normal dışı davranışlarıydı.

Grafik 9; Üstte erkek kurbağaların sayısı belirtilmiş. Altta ise, 6 Nisan’daki depremle ilgili sismik aktivitenin devamlılığı, artçı şoklar ve ana depremden önceki sarsıntılar verilmiş.

Grafik 9; 26 Marttan, 17 Nisana (2009) kadar olan periyodu gösteriyor. Buna göre ana sarsıntıya yaklaşıldığı zaman erkek kurbağaların sayısı neredeyse sıfıra gelmiş durumda. Depremden sonra ise yavaşça artışa geçmiş ve sonra tekrar düşmüş (sıfıra yaklaşmış), çünkü 13 Nisanda güçlü bir sarsıntı daha mevcut durumda. Ardından tekrar yükselişe geçmiş.

Ayrıca o günlerde gözlemlenen hava raporlarına göre, depremin olduğu zamanlar yağışlar yüksek seviyelerde. Yani kurbağaların aktivitelerinin artması gerekirken olağandışı bir şekilde azalmış.

Kurbağaların ortadan kaybolması ile çakışan başka bir deprem öncesi gösterge ise iyonosferdeki huzursuzluk(bozulma). Bu huzursuz durum, iki istasyon arasındaki radyo dalgalarının aktarımlarının karakterlerini değiştirebiliyor. Değişimler gün batımı ile gün doğumu arasında belirginleşiyor. Şöyle ki; karanlık saatler boyunca, iyonosfer ilgi bölgesinin üstündeyse, bu bağlamda İtalya'nın merkezi oluyor, dışarı çıkıp sırasıyla iyonize Güneş radyasyonuna doğru geri dönüyorlar.

Büyük depremlerden önce Dünya'nın yüzeyinde gerçekleşen bu süreç, iyonosferik plazmadaki serbest elektronların dağılımı üzerinde etkileyici bir faktör. Elektronlar öncelikle bir ayna gibi radyo dalgalarının yansıtılmasına yani uzun mesafeler taşınmasına katkı sağlıyor. Sonuçta, iyonosferdeki elektronların dikey dağılımındaki bir değişim, sözüm ona sonlayıcı zamanlarında belirgin bir kaymaya neden oluyor.

L'Aquila bölgesinin bulunduğu yerdeki iyonosferde depremden önce gerçekleşen olağandışı durumlar araştırmacılar tarafından teyit edildi. Elektromanyetik sinyallerin çok az bir miktardan kHz ve Mhz'e doğru değişim sıklığı aynı zaman zarfında kaydedildi. Bununla beraber, merkez üssü L'Aquila'dan 50 km yukarıda patlayan ve yanıp sönen ışıklar rapor edildi. Bu olay elektriksel kaynaklı olup "deprem ışıkları" olarak adlandırılır.

SONUÇ

"Semi-aquatic" canlılar hem suda hem de karada yaşayabilirler. Bunlardan biri olan yengeçlerin, kurbağaların bölgeyi terk ettiği zaman diliminde, denizi terk ettikleri gözlenmiştir. Bir kaç deprem vakasından önce bu gibi durumlar rapor edilmişti. Benzer şekilde 1975 Çin depreminin ardından yılanların kış uykusundan sıfırın altındaki sıcaklıkta uyanması, olağandışı ve soğukkanlı canlı gruplarının davranışlarıyla uyumsuz olarak belirtilmiştir. Belki de bunun gibi pek çok olay bazı nedenlerden dolayı rapor edilmedi ya da edilemedi.

Dünya gezegeni oldukça dinamik bir yapıya sahiptir. Sürekli devam eden tektonik plaka hareketleri, yerkabuğundaki stresin zaman içinde artmasına ve azalmasına neden olur. Strese bağlı bölgede biriken gerginlik ise fay hattı boyunca uzanan kayaların yavaşça bozulmasıyla sağlanır. Arada sırada bu gerilim tehlikeli seviyelere gelir ve depremlere neden olur.

Şimdiye kadar farkında varılmayan durum ise, stres birikimi boyunca, elektronik yük taşıyıcıların önceden bir çatlama ve kırılma durumları ile aktif hale gelmeleriydi. Şöyle ki ilk bölümde incelendiği gibi, bu durum iyonların taşınmasına ve bir kayadan öbürüne hareket edip, yayılarak az stresli ya da hiç stres barındırmayan bir kayaya bile potansiyel kazandırılmasına neden olur. Bu iyonlar kilometrelerce hızlı hareket edebilirler. Böylelikle yerkabuğuna elektrik akımı yayarlar.

Hava ile etkileşimde olan kayalarda, iyonlar havaya geçerek ondan bir elektron koparırlar ve sonuçta iyonosfere pozitif iyonlar göndermiş olurlar. Su ile etkileşimde olan kayalarda ise, H2O'dan H koparan iyonlar maddeyi OH radikaline dönüştürürler ki böylece madde H2O2'ye dönüşmüş olur.

Bu iki temel süreç ve bunlara ek olarak iyonların yerkabuğunda elektrik akımı yayarak hareket etmeleri, depremden önce gerçekleşen, daha önce incelenen, hayvanların olağandışı davranışlarını, iyonosferik huzursuzluk gibi durumları anlamak için ve aralarındaki paralel durumu daha iyi kavrayabilmek için bize yeni bir bakış açısı kazandırdı.

Hal böyleyken, yani iyonlar suya ve havaya karışıyorken, bu durumun insan bedenine etkilerini de incelememiz gerekmektedir. İyonların yeraltı sularına karıştıkları bölgelerde yani sismik olarak aktif yerlerde, su yükseltgenmeye uğrar yani asidik bir hal alır. Bu durumun potansiyel etkileri nelerdir?

Normal şartlar altında, hücreler "oksidatif stres"e karşı enzimler salgılarlar ve anti-oksidanlar üretirler, yani oksidan ve anti-oksidanlar arasında bir denge süreci vardır. Mamafih, eğer bu denge bozulursa, yüksek oksidatif stres ciddi ve programlı hücre ölümlerine neden olur. Hidroksil radikaller çok tehlikeli ve fazlasıyla reaktifdirler, bu konuyla ilgili bir çok araştırma mevcuttur. Hücrelerdeki düşük pH değeri yani asidik durum hücrelerin protein sentezini engeller ve büyümeyi etkiler.

Bütün bu delilleri bir araya getirdiğimiz zaman, L'Aquila Gölü'nün kenarındaki kurbağaların ve radyo dalgalarından elde edilen iyonosferik huzursuzluk durumları şöyle bir sonucu ortaya koyuyor:

Kurbağalar depremden önce bazı sismik belirtileri algılayabiliyorlar ve buna karşı tepki veriyorlar. Bu çalışma bütün bu olağandışı durumların, elektronların hareketlerinden kaynaklanabileceğine dair farklı bir bakış açısı ortaya koyuyor.

Güncelleme: 08/12/2011
Kaynak:
Rachel A. Grant, Tim Halliday, Werner P. Balderer, Fanny Leuenberger, Michelle Newcomer, Gary Cyr, Friedemann T. Freund, "Ground Water Chemistry Changes Before Major Earthquakes and Possible Effects on Animals", International Journal of Environmental Research and Public Health, çev. Furkan Demirpehlivan, yaklasansaat.com, 01/06/2011.


 


ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Yaklaşan Saat'in resmi twitter adresi aşağıdadır. Bu hesabın dışındaki diğer hesaplarla Yaklaşan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat