yaklaşan saat
kuranda islam, kuran ışığında araştırmalar
  theapproachinghour, english website




kuranı anlamak için arapça


tasavvuf felsefesi, kuran islamı, radikalizm islam değil hastalıktır

YAKLAŞAN SAAT'TE BEKLENEN MEHDİ DEĞİL İSA'DIR, mehdiyet felsefesi

 



Bilim Kirliliği: ''Yanlılık'' ve ''Sahtekarlık''

MAKALELER: ADAMINA GÖRE DEĞERLENDİRİLİYOR

Alan Sokal, New York Üniversitesi'nde bir fizik profesörü. Sokal, sosyal ve kültürel çalışmaların yayımlandığı "Social Text" adlı akademik dergiye 1996'da bir makalesini gönderir. Makalenin adı, "Sınırların İhlali: Kuantum Çekiminin Transformatik Yorumuna Doğru". Makalenin sadece adı değil içeriği de anlamsızdır. Bilimsel bir çalışma olmaktan çok uzak, kuantum çekiminin politik uygulamalarının olduğunun öne sürüldüğü bir yazıdır bu. Sokal, bir sürü postmodern terimi kuantum kavramlarının arasına serpiştirerek hazırladığı makaleyle akademik bir dergiyi entelektüel bir deneye tâbi tutmak istemektedir. Teknik terim ve postmodern düşüncelerle göz boyayan saçmasapan bir makalenin yayımlanıp yayımlanmayacağını merakla beklemektedir. Beklediği gerçekleşir ve makale yayımlanır.

Sonrasında Sokal'ın "Lingua Franca" dergisinde makalesinin bir hile olduğunu açıklaması yankı uyandırır. Entelektüel hile deneyini geçemeyen dergi editörleriyse aldatıldıklarını söyleyip, Sokal'ı ahlâki olmayan davranışından dolayı suçlarlar. Yazarın yetkinliğine güvendikleri için diğer
akademisyenlerin hakemliğine başvurma ihtiyacı bile duymadıklarını, ama aslında makalenin kendilerine de çok mantıklı gelmediğini eklerler. Sokal ise editörlerin bu cevabının amacını teyit eder nitelikte olduğunu söyler. Makalenin yazarı sırf alanında iyi diye dikkatsizce incelenmesi bir yana, doğruluğunun araştırılmadan yayımlanması sahte bilimin akademiye ne kadar kolay sızabileceğini göstermiştir. Bilim insanlarının zaman zaman şahit olduğu ama dillendirmeye gerek duymadığı ya da cesaret edemediği bu tür çarpıklıkları nihayet birisi tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarmış olur.

BİLİMSEL GEÇERLİLİĞİ OLMASINA RAĞMEN DEĞERSİZ GÖRÜLEN ARAŞTIRMALAR

Peki, Sokal'ın değerli sanılarak yayımlanan saçma makalesinin tersine, bilimsel geçerliliği olmasına rağmen değersiz görülen çalışmalar yok mu? Elbette var. Thomas Kuhn, bilim ilerlerken bilim insanlarının "paradigma" denen bir araştırma kültürü oluşturduklarını ve aynı disiplin içinde çalışanların bu kültür doğrultusunda düşündüklerini savunur. Haliyle düşünce kalıpları içine hapsolan bilim insanlarından mutlak bir nesnellik beklemek mümkün değildir. Paradigmalar, üzerinde odaklanılması gereken araştırma konularının sayısını indirgeme ve bilim insanlarını yönlendirme açısından iyi olsa da, kısıtlama ve entelektüel baskıya da yol açabilir. Yeni fikirler paradigmalardan
dolayı reddedilebilir. Kuhn'a göre bilimsel devrimler geleneksel kalıpları yıkan kuvvetli yeni paradigmalar sayesinde meydana gelir. Tarih, geleneğe ters düştüğü için kabullenilmesi yıllar süren hipotezler, meslektaşları tarafından aforoz edilen bilim insanları ve onların iddiaları ile doludur: Güneş merkezli gezegen sistemi, mikrop kuramı, kıtaların kayması vs.

1910'larda Alfred Wegener tarafından öne sürülen, kıtaların yavaşça hareket ettiklerini öngören Kıtasal Sürüklenme kuramı şüphe ile karşılanmış, fikrin aleyhinde özel konferanslar düzenlenmiş ve iddianın kabulü 40 yıl sonra gerçekleşmiştir. Yine kabul edilmesi 40 yıl kadar süren fikirlerden biri, Karanlık Madde kuramı. Fritz Zwicky 1933'te Coma gökada kümesindeki gökadaların hareketlerinden kütle hesaplarını yapınca beklenenin çok üstünde bir değer bulur. Bu farkı açıklamak için "karanlık madde" ismini verdiği, görünmeyen bir maddenin varlığını ileri sürer. Ancak bilim insanlarını ikna edemez.

Bir başka örnek de 200 yıl öncesine ait. Ernst Chladni, 19. Yüzyılın başlarında, meteorların Dünya'daki kayalara benzemedikleri için uzaydan geldiğini öne sürünce, şimdilerde UFO hikâyelerine gösterilene benzer bir tepkiyle karşılaşır. Hatta iş, müzelerdeki meteor koleksiyonlarının kıymetsiz sayılıp çöpe atılmasına kadar gider. Ana akımın dışında kalan bu bilimsel iddialara karşı direnişi çok da yadırgamamak gerekir. Çünkü paradigma kaymaları, Kuhn'un da belirttiği gibi, din değiştirmek kadar zor. Bu kaymalar yavaş yavaş ve yeni delillerle desteklene desteklene gerçekleşiyor. Yerleşik hale gelmiş fikirler, eleştiri süzgecinden geçirilmeden kabullenilirken egemen kuramlara aykırı kanıtların göz ardı edilmesinden, yayımlanmamasından, konferanslarda ihmal edilmesinden en çok bilimsel gerçekliğin zarar gördüğü söylenebilir.

BİLİMSEL ÇALIŞMALARDA: EĞİLİMLER- ÖNYARGILAR ETKİLİ

Şu da bir gerçek ki bilimin tarafsızlığı, bilim insanlarının tarafsızlığına bağlı. Ne var ki hepimiz, deneyimlerimiz, ailemiz, büyüdüğümüz çevre, okulumuz, kısacası kültürel, sosyal ve psikolojik çevremizin etkisiyle yıllar içinde birçok önyargı geliştiriyor, belli fikir ve görüşlere daha çok öncelik tanıyoruz. Aslında bilim insanları da istisna oluşturmuyor. Onlar da evrenin işleyişine dair bir yığın önyargıya ve eğilime sahip olabiliyorlar. Hal böyle olunca, yansız bilimsel çalışma imkânsızdır diyor William F. McComas.

Fen eğitimi üzerine yazdığı kitaplar ve araştırmalarıyla bilinen McComas'a göre bütün bunlar bilim insanının karar ve yorumlarını etkiliyor. Örneğin evrim tartışmalarının, bilim insanlarının yaptıkları da dahil, ne kadarının kişisel eğilimlerden ve duygusallıktan arınmış bir bilimsel nesnellik taşıdığı tartışılabilir.

Pensilvanya Eyalet Üniversitesi'nden Sosyolog Michael J. Mahoney bilimsel yanlılıkları ortaya koyanlardan. Mahoney, 75 akademisyene hakemli bir dergiye yayımlanmak üzere sunulmuş makaleler yollar. Onlardan, bu makaleleri inceleyip değerlendirmelerini ister. Gözden geçiren akademisyenin kuramsal eğilimlerine aykırı tezler taşıması durumunda makalenin reddedildiğini, taşımaması durumda ise kabul edildiğini görür. Mahoney'e, çalışması yayımlandıktan hemen sonra, benzer şekilde ayrımcılığa maruz kaldığını iddia eden 300 civarında kişiden telefon ve mektup gelir.

Mahoney'in çalışmasını bilim insanlarının ahlâk dışı davranışlarını ortaya koyan bir gözlem olarak mı değerlendirmek gerekiyor? Hayır, belki de bilim insanlarının bilinçaltına yerleşmiş eğilimlerinin ve bilgi birikimlerinin kararlarında ne kadar etkili olduğunu gösteren bir deney olarak değerlendirmek daha doğru olur. Önyargılar ve eğilimler bilim insanlarının verdikleri kararları ve yaptıkları yorumları etkilediği gibi önceliklerini, çalışma konularını, varsayımlarını da etkiliyor. Einstein'ın, sırf evrenin durağan olması gerektiğine inandığı için Görelilik denklemlerine eklediği "kozmolojik sabit"i, bunun en bilinen örneklerindendir.

Stephen Hawking, karadeliklerde bilginin kaybolduğunu ileri sürmesi üzerine gelen tepkilere şöyle cevap verir:

"Einstein gibi birçok bilim insanının determinizmle duygusal bağı var. Ancak Einstein'dan farklı olarak onlar kuantum kuramının tahmin yürütme kabiliyetimizin azalmasına neden olduğunu kabul ettiler. Bununla birlikte karadeliklerin zorunlu gösterdiği bilgi kaybını kabullenerek tahmin kabiliyetimizin daha fazla sınırlanmasını istemiyorlar. ... Bu bilim insanlarının tarihten ders aldıklarına inanmıyorum.  Evren, bizim peşin hükümlü fikirlerimize göre hareket etmiyor ve bizleri şaşırtmaya da devam edecek."

BİLİMSEL YÖNTEM VE TARAFSIZLIK

Özellikle sanayi kuruluşlarınca desteklenen araştırmaların genelde lehte bulguları duyurması insanları bilime şüpheyle baktıran nedenlerden biridir. Örneğin insan faktörünün küresel ısınmaya etkisi üzerine bitmeyen tartışmaların temelinde biraz da şüphecilik yatıyor. İklim değişiklikleri üzerine
odaklanan çalışmalarıyla bilinen East Anglia Üniversitesi'nin gizlici tutumu sonunda bilgisayar korsanlarının saldırısına uğramaları ve verilerinin ifşa edilmesiyle sonuçlandı. 2009'un Kasım ayında gerçekleşen bu olay üzerine İngiltere Bilim ve Teknoloji Komitesi üniversitenin daha şeffaf
olması gerektiğini açıkladı.

Jan Hendrick Schön de bir bilim insanı.  Moleküler elektronik alanındaki makaleleriyle tanınan Schön, bir zamanlar organik elektriksel lazerin keşfinden, tek molekülden oluşan transistörlere kadar elektronikte ve nanoteknolojide çığır açabilecek çalışmalarıyla biliniyordu. Sadece 2000 yılında Science ve Nature dergilerinde sekiz makalesi yayımlandı. İki makalesinde içerikleri farklı olsa da aynı şekil ve grafikleri kullandığının fark edilmesi üzerine araştırması incelemeye alınan Schön'ün keşiflerinin yalan olduğu ortaya çıktı. Bilim ahlâkına aykırı olarak bazı verileri kaydetmediği ve yok ettiği anlaşıldı. Uydurma veriler taşıdığı gerekçesiyle 16 akademik makalesi ve altı patent başvurusu geri çekildi. Araştırmalarını yürüttüğü Bell Laboratuvarları'nda iş bu raddeye gelmeden nasıl olup da fark edilmediği merak edilen Schön sonunda görevinden alındı.

Yine yakın tarihte ortaya çıkan usulsüz bir başka bilimsel çalışma, Güney Koreli veteriner Hwang Woo Suk'a ait. Ülkesinde "Üstün Bilim Adamı" ünvanı verilen Woo Suk, 1999'da bir inek, bundan üç yıl sonra domuz, 2005'te ise bir köpek kopyaladığını ilan etmişti. 2004'te Science dergisinde duyurulan, insan embriyosunu kopyalama ve bundan kök hücre elde etme çalışmasının ardından ünü iyice yayılsa da, verilerle oynadığı ortaya çıkınca üniversitedeki görevine son verildi. Uydurma verileri bir yana, araştırmada kullandığı yumurtalardan ikisinin, birlikte çalıştığı genç asistanlardan diğer bir kısmınınsa 20 kadar kadından para karşılığı alındığı doğrulanınca Kore'nin biyoetik kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle Woo Suk'un iki yıl hapsi istendi.

100. Bunlar kişisel olaylar, bir de kurumsal olanlar var: İngiliz Bilimler Akademisi, 1998'de genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) üzerine ilk raporunu yayımlar. Uzman grup bu ürünlerin ziraatte kalite ve besin değerini arttırma gibi yararlarından bahseder. GDO'lar dünyadaki açlığın çözümü olarak sunulur. Buraya kadar sorun yok, ancak hikâyenin bundan sonrası bilimin nesnelliğine tam bir darbe niteliğinde. Tam bu sıralarda Dr. Arpad Pusztai'nin GDO'lu patateslerin zararlarıyla ilgili makalesi Lancet dergisinde yayımlanacaktır. İngiliz Bilimler Akademisi başkanı Peter Lanchman araya girer ve makalenin yayımlanmaması için uğraşır. Dergi editörü tehdit edilir. Pusztai'nin araştırmasını yalanlamak için akademi bünyesinde çalışma grubu kurulur. GDO'lardan yana bir sürü makale çıkaran grubun verdiği referans listesinde yayınlanmamış makaleler bulunur. Üstüne üstlük Pusztai Araştırma Grubu'nun başkanı, Koyun Dolly'nin kopyalanması ve diğer genetik çalışmalarıyla bilinen Roslin Enstitüsü'nün başkan vekilidir.

Bilim ve teknoloji yaşamımıza gittikçe daha fazla giriyor. Bilinçli hatalardaki artışsa "Yoksa, gelecekte bilim insanlarına bir çeşit hipokrat yemini ettirmek zorunda mı kalacağız?" sorusunu akla getiriyor.

Güncelleme: 13/05/2010
Dr. Zeynep Ünalan, Bilimsel Programlar Uzmanı, Bilim ve Teknik Dergisi, Mayıs, 2010.

Kaynaklar:
1) pages.stern.nyu.edu
2) tuba.gov.tr
3) turkmia.org
4) newyorkscienceteacher.com
5) skepticalinvestigations.org

 


ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Yaklaşan Saat'in resmi twitter adresi aşağıdadır. Bu hesabın dışındaki diğer hesaplarla Yaklaşan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat