yaklaşan saat
kuranda islam, kuran ışığında araştırmalar
  theapproachinghour, english website




kuranı anlamak için arapça


tasavvuf felsefesi, kuran islamı, radikalizm islam değil hastalıktır

YAKLAŞAN SAAT'TE BEKLENEN MEHDİ DEĞİL İSA'DIR, mehdiyet felsefesi

 



Kemal Özer: ''Deccal Tabakta''   

''YEŞİL DEVRİM" BELASI!

"Tarım genellikle köylerde, köylülerce küçük tarım alanlarında yapılırdı ve tohum ise ilk insanlardan bu yana, bu ürünlerden elde edilirdi. Fakat temelleri 1940 yılında atılan ''yeşil devrim''in önemli silahlarından biri olan hibrit tohumlarla, geleneksel ve bir başkasına bağımlılığı olmayan bu doğal tohum sistemi yıkılır. Tarım, artık köylünün elinden alınarak, zenginler tarafından yapılan bir ''endüstri'' haline dönüştürülür. Bu yeni endüstriyel tarım; tohumun yanı sıra gübre, sulama ürünleri, traktör ve petrole ihtiyaç duyar. Bu yeni ihtiyaçların hepsi Rockefeller'in elindedir. Bu sürecin desteklenmesi için yeni yeni enstitüler, laboratuvarlar, vakıflar, araştırma merkezleri kurulur.

Konu ile ilgili en kapsamlı raporu, 1950'li yıllardan bu yana Başkan Obama da dahil olmak üzere, ABD başkanlarının tümünün hemen yanında farklı pozisyonlarda görev alan Henry Alfred Kissinger hazırlar. Kissinger'in, 10 Aralık 1974 tarihinde Başkan Ford'a sunduğu ''Ulusal Güvenlik Çalışma Muhtırası'' (National Security Study Memorandum-NSSM200) adlı 123 sayfadan oluşan ünlü raporunda yer alan:

"YİYECEĞİ KONTROL EDERSEN, İNSANLARI KONTROL EDERSİN"

"Petrolü kontrol edersen ulusları, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin. Yiyecek bir silahtır ve bizim müzakere çantamızdaki araçlardan biridir!" ifadesi süreç hakkında önemli bir vesikadır.

Yine 1974 yılında Roma'da düzenlenen Dünya Tarım Konferansı'nda, ABD Tarım Bakanı Earl Lauer Butz niyetlerini gizleme ihtiyacı bile hissetmeden şöyle der:

"Gıda pazarlık masasındaki en önemli araçlardan biridir. İnsanların size güvenip dayanmalarının, size bağımlı olmalarının ve bu şekilde sizinle işbirliği yapmalarının yolunu arıyorsanız, onları gıdaya bağımlı hale getirmek bana kalırsa mükemmel bir yöntemdir."

Türkiye 14/05/1998 gün ve TGD/TOH-032 sayılı "Transgenik Kültür Bitkilerinin Alan Denemeleri Hakkındaki Talimat"la resmi yollardan, genetik yapısı değiştirilmiş ürünlerin ülkeye girişini yasakladığı halde, bu süreçte denetim görevini yapmayarak GDO'lu ürünlerin gümrüklerden serbestçe girişine göz yumar. Hatta bir kamu kuruluşu olan Toprak Mahsulleri Ofisi'nin(TMO) GDO'lu tarım ürünleri ithal ettiğini, bizzat kurumun Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu itiraf etmek zorunda kalır. Kemaloğlu:

"Genetiği değiştirilmiş bir ürünün ülke içine girmesini yasaklayan bir mevduat yoktur. Sektör yıllardır GDO menşeli ürün ithalatı yapmış ve yapmaktadır. Türkiye, 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile ülkeyi hibrit tohum cennetine çevirerek, tohumların mülkiyetinin GDO'lu tohum üreticilerine geçmesine izin vermenin ötesinde bu tohumcuları destekliyor." demektedir.

PİRİNÇ TRAJEDİSİ!

Mesela, halen insanların en çok tükettiği gıdalardan biri olan pirincin, Asya'da tam 140 bin çeşidi var. Rockefeller ve Ford vakıfları başlattığı uluslararası Pirinç Biyoteknolojisi Programı (IPRB) aracılığıyla dünyanın pirinç kaynakları bu merkezin laboratuvarlarına toplandı. Filipinler'de aynı amaçla kurulan Filipin Uluslararası Pirinç Araştırmaları Enstitüsü'nde halen maaşları Rockefeller vakıflarınca karşılanan 5000 uzman görev yapmaktadır. Bu görevliler Uzak Doğu'daki beslenme kaynaklı A vitamini eksikliğini, pirinç üzerinde yapacakları değişikliklerle giderecekleri iddiasıyla pirinç türleri üzerinde çalışma başlattılar. Bu iş için toplamda yarım trilyon dolar para harcanarak pirinç türlerinin sonu getirildi. Binlerce yıldır ekilen tüm pirinç türleri ortadan kaldırılarak, pirinç türü sayısı 6'ya kadar düşürüldü. Bütün bu çalışmalar yapılırken Dünya Bankası'nın gücü kullanıldı.

Artık ödenmez hale gelen borçlar nedeniyle, özellikle Hintli çiftçiler, böbreklerini satmaya, hatta intihar etmeye mecbur kalıyorlar. 1997 yılı, Hindistan'da çok sayıda çiftçinin intiharlarına şahit oldu. Çiftçilerin hayatlarına son vermesinin kökeninde borçlanmadaki hızlı artış yatıyor. Bu süreçte Hindistanda 200 bin çiftçi intihar etti. Hindistan'ın tohum dramını ele alan "Newsweek Türkiye" ise bu trajik durumu sayfalarına şu sözlerle taşıdı:

"Hindistan'da 2002-2007 arasında her 30 dakikada bir intihar eden çiftçiler arasına böyle katıldı. Belki onun da intiharı diğerleri gibi resmi kayıtlarda dayanılmaz karın ağrısı nedeniyle intihar olarak görüldü. Öte yandan Eylül 2006'da bu bölgede 6 saatte bir, bir çiftçi kendini öldürdü. Yine geçen ay 1.500 çiftçinin intihar ettiği Chattisgarh'da da yerel pirincin yerini laboratuvar tohumları alınca daha fazla sulama yapmak gerekmiş, fakat ihtiyaç duyulan su sağlanamamıştı."

GIDA SİLAHI: "DOSTA ÖDÜL, DÜŞMANA CEZA"

Gıda savaşlarının en önemli adımı tohumların kısırlaştırılarak insanların elinden alınmasıdır ki, bunun için "Modern Köleleştirme" demekte hiçbir sakınca olmasa gerek. Hatta bugün birçoğumuz fark edemese de en vahşi bir şekilde süren gıda savaşına, kıyamet savaşı diyebiliriz. ABD'nin yiyeceği, politik ve askeri silah olarak kullanmasını Henry Kissinger, oldukça manidar bir şekilde "Dosta ödül, düşmana ceza" şeklinde özetler.

Bunun için de devrede yine Rockefeller var. Rockefeller'in hamiliğiyle Zbigniev Brzezinski, Samuel Huntington ve Henry Kissinger gibi isimlerin geliştirdiği bu model, ABD'nin küresel imparatorluğunu güçlendirmek. "Mahşerin Dört Atlısı": Monsanto, Du Pont, Dow Agro Scinces  ve Syngenta şirketleri; hibrit ve GDO'lu tohumların yanı sıra zirai ilaçlar, gübre, hormon, yem, hayvansal ilaç, gıda katkı maddeleri, temel gıda üretimi, insani ilaç, finans, petrol, tarım makinaları, tıp endüstrisi, kimyasal ürünler, silah gibi birçok alanda faaliyet göstermektedirler. Bir yandan dünyadaki GDO'lu tohumun %90'ını Monsanto tek başına üretirken, diğer yandan dünya tarımının %90'ına yakını bu firmaların kontrolu altına girmiş bulunuyor. Bu durumsa, bütünüyle dünya çapında bir bağımlılığın habercisi.

GDO'CULAR KİM?

Belki de soruyu şöyle sormalı: Monsanto kim? Çünkü Monsanto, GDO, daha da doğru bir ifadeyle dünya tarımının neredeyse yarısına tek başına sahip olan şirket. Tarımın da ötesinde; tohumdan silaha, madencilikten ilaca, tatlandırıcıdan kimyasal silahlara kadar birçok sektörde faaliyetleri var. Monsanto, 1901'de sülfirik asit gibi endüstriyel kimyasalları üretmek amacıyla kurulur. Şirketin CEO'su Robert B. Shapiro hedeflerini; "halihazırda farklı ticaret kolları olan, tarım, gıda ve sağlık alanında, dünyanın en büyük üç endüstrisinde küresel bir birleşme yaratma" olarak açıklıyor.

Bu dev şirketin birçok akademik raporda, kamu araştırmalarında, ürün prospektüslerinde, reklamlarda hilelere başvurduğu yönünde ABD mahkemeleri tarafından verilmiş çok sayıda karar var. Monsanto, içlerinde Türkiye'nin de yer aldığı hemen hemen tüm ülkelerde örgütlenmiş durumda. Asgrow, Dekalb, Deltapine, Seminis, Roundup, Cargill, Pfizer, Unilever gibi çok sayıda firma ve marka bu şirkete ait.

CARGİLL'İN TÜRKİYE'DEKİ ETKİNLİĞİ

Monsanto, Basf, Bayer, Syngenta, Novartis, Du Pont(Pioneer), Dow AgroSciences, Land O'Lakes, Kwsag, DLF-Trifolium, Cargill gibi adlarla çıksalar da hedef ve sermaye birliği söz konusu olduğunda, Rockefeller adı altında birleştiklerini görürüz.

"Genetik miras"ın birkaç şirketin mülkiyetine geçişinin tesadüfi bir süreç olamayacağını tahmin etmek zor değildir. Aslında mesele yumurta tavuk hikayesine ne kadar da benziyor? Mesela Monsanto, Neo-Con'ların ünlü think-tank'i Hudson Enstitüsü'nün bir yan kurukuşu olan Center For Global Food Issues(CGFI)'un, Rockefeller dünya gizli devleti Bilderberg'in sponsorlarıdır. Hakeza bu kuruluşlar başta Harward Üniversitesi gibi çok sayıda ünlü etkin üniversitenin de sahipleridirler. Bilimsel veri diye sundukları, verileri sunanlar da aslında yine kendileridir yani veriler sipariştir.

Monsanto: Tarım ve Kimya devi aynı zamanda dünya GDO pazarının %90'ı elinde olan; ülkemizin en büyük gıda gruplarının da tedarikçisi olan şirketin, ilişkiler ve ortaklıklar yumağı son derece kapsamlı bir çalışma gerektirir. Marmara Çevre Platformu(MARÇEP) 2005'te yaptığı bir açıklamada Monsanto'nun iştiraklerinden biri olan Cargill'le ilgili şu uyarıyı yaptı:

"Tarım sanayisi devi Cargill tarafından Uludağ'ın suları ele geçirilmeye çalışılıyor. İlgili tüm izinler yargı tarafından iptal edilmesine karşı, peş peşe çıkartılan özel yasalarla şirket koruma altına alındı. Türkiye'nin şeker pancarı üretimini de olumsuz etkiliyor. Bursa'daki yerel medya değişik yöntemlerle susturuldu. Cargill, yalnızca çevre sorunu değil; Cargill sorunu, giderek demokrasiyi tehdit eder hale geliyor."

"EBU GURAYB TOHUMLARI": "SVALBARD TOHUM DEPOSU"NA TAŞINDI

Irak'ta milattan öncesine ait tohumlar vardı. Iraklılar bu tohumları Bağdat'daki "Ebu Gurayb Tohum Deposu"nda saklıyorlardı. İşgal öncesi Irak Tarım Bakanlığı'ndaki bazı feraset sahipleri, bu tohumların bir kısmını Suriye'ye nakletti. Dünya kamuoyu, ise Ebu Gurayb'ı; tecavüz, işgence ve vahşet  görüntüleriyle tanımıştır. Bu aslında bilinçli bir eylemdir. İlk olarak bu depodaki tohumlara el koyup "Svalbard Kıyamet Tohum Deposu"na taşırlar. Sonra da Iraklılar'ın ABD'ye teslime yanaşmadığı bu depo bir sembol olarak hapishanaye dönüştürülür. Iraklılar tohumları vermiş olsaydı, kim bilir bugünkü savaş yaşanmayabilirdi.

Türkiye'nin tohum bankası kurma fikrine karşı şimdilik sessizler. Nasıl olsa bir yolla bu bankadaki tohumlara da erişme imkanı olacaktır.

Türkiye'nin tohum bankasını kurma kararı, Şubat 2008'de Malezya'nın Başkenti Kuala Lampur'da alındı. Yapılan D-8 Tarım Bakanları Konferansı'nda alındı. Toplantıya tohumcuları temsilen Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) katıldı. Toplantı sonrasında TÜRKTOB Başkanı "Projeye Birleşmiş Milletler, Dünya Gıda Örgütü ve Avrupa Birliği mali destek verecek" diye açıklama yaptı. Peki, kimdir bu TÜRKTOB? Bu çatı örgüt, Bisab, Fidebirlik, Füab, Süsbir, Todap, Tsüab, Tyap gibi derneklerden oluşur. Bu örgütün içinde başta Syngenta ve Monsanto olmak üzere küresel GDO'cuların tamamı yer alıyor.

KORKU EKİP PARA KAZANIYORLAR

Korku insani bir duygudur. Küresel kapitalizmi en çok tedirgin eden şey ise kaybetme korkusudur.
Kapitalizm bize sadece mal ve hizmet sunmuyor. Sunduğu mal ve hizmetlerin yanında "korku pazarlaması" da yapıyor. Bu korku ticareti sayesinde güvenlik adı altında yepyeni endüstriler meydana getiriyor. Kısaca korku ekip, korku biçiyorlar ve korku pazarlıyorlar. Aslında onlar korkuları bile bir kazanca dönüştürüyorlar. Bunun en güzel örneklerini Haiti ve Somali teşkil etmektedir. Oluşturulan kaos, kargaşa, korku nihayet 1993'te ABD askerinin müdahalesi ile sonuçlanır. Küresel gücün mali ve siyasal çıkarlarını korumak için görevli IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Gıda ve Tarım Örgütü ve Dünya Sağlık Örgütü gibi kuruluşlara karşı daha duyarlı ve hazırlıklı olmalıyız.

BİLL GATES KİME HİZMET EDİYOR?

Bilderberg örgütünün en üst organının üyelerinden biri olan Melinda Gates, Bill Gates'in eşidir. Bill ve Melinda Gates'in, sözde hayır işleri ile uğraşan bir de vakıfları var. 2009 Mayıs başında New York'taki Rockefeller Üniversitesi'nde gizlice bir araya gelmişlerdi. Bu gizli toplantıda katılımcılardan 15 dakikada en önemli gördükleri sorunu anlatmaları istendi. "Artan dünya nüfusunun bir tehdit oluşturduğu ve sınırlanması için çareler aranmasına" oy birliği ile karar verildi.

Bu gizli toplantıyı deşifre eden "Times London"a konuşan Bill ve Melinda Gates Vakfı'nın eski genel müdürü Patricia Stonesifer, "alternatif dünya hükümetidir" diye konuşuyor. Dertleri artan nüfus değildir, kendilerinin azalan nüfuslarıdır. Bill Gates'in büyümesine ABD'nin sionist güçleri, bir şartla izin verirler: Ürettiği yazılıma yerleştirilecek gizli bir kodla istedikleri kişilerin bilgisayarından istedikleri bilgiye erişebilme imkanı. İnternet ise bu iş için en iyi  imkanı sunuyor. Tıpkı hızlı devleşen Google'a ait tüm servislerin ABD'nin derin güçlerince izlenmesi gibi. "Global kulak" adı veriliyor bu sisteme. TEMPEST ise klavye izleme-okuma, kaydetme kabiliyetinin ve tekniğinin adıdır.

Rockefeller ve Gates vakıflarının Afrika'da kalıtımı değiştirilmiş tohumları yaygınlaştırarak "yeşil devrim" için güç birliği yapmaları, Svalbard Tohum Bankası'na büyük maddi destek sağlamaları tesadüfi olabilir mi? Yazılım geliştiricisi Gates Ailesi, artık Rockefeller, Monsanto, Syngenta, Du Pont gibi bir genetik avcısıdır.

Gizleyemedikleri bir amaç ise Norveç'te kurdukları Svalbard Küresel Tohum Deposu gibi tohum ambarlarında doğal tohumları saklayıp; laboratuvarda genlerini değiştirerek, geliştirdikleri yeni kısır tohumlar ile dünyayı kontrol altına almak. Bu sayede istedikleri ülkelere istedikleri öldürücü virüsü ihraç edebilecekler, istedikleri ırkları kısırlaştırarak ortadan kaldıracaklar, emirleri dışında hareket etmeye kalkan ülkeleri tohumdan mahrum bırakarak cezalandırabilecekler.

GDO İÇİN NE DEDİLER?

BMÇ Programı (UNEP)'in başkanı Achim Steiner:

"Modern tarımcılık, 9 milyar insanın gıda ihtiyaçlarını karşılayacak kaynakları yok ediyor."diyor. Ayrıca iki önemli nokta üzerinde duruyor. "Birincisi üretilen gıda maddelerinin %30 ile %40 ziyan edilmesi, ikincisi üretilen gıdaların sağlıksız olması."

Arjantinli bilim adamı Walter Pengue: "Bu yolda gidersek 50 yıl sonra hiçbir şey yetiştiremeyeceğiz." diyor.

İngiltere Başbakanı'nın bilim danışmanı Prof David King: "GDO teknolojisi kitlesel insan deneyidir."

F.William Engdahl: "GDO'ya izin veren hükümetler soykırım suçu işliyor."

Epiciyte Co. Başkanı Mitch Hein: "Sperm öldürücülü antikorlar üreten mısırlarla dolu bir seramız var."

HANGİ BİLİMİN ÖZGÜRLÜĞÜ?

Konuyla ilgili Ağustos 2009 "Scientific Amerikan" dergisinde ilginç bir araştırma yayınlandı. Bu araştırmaya göre, dev tohum şirketleri GDO'lu tohumları satmadan önce, alıcıya bir anlaşma imzalatarak alınan tohumlarla bilimsel araştırma yapılmamasını garanti altına alıyorlar. GDO'lu tohumla izinsiz araştırma yapılır ya da yapılmasın göz yumulursa ağır müeyyideler uygulanıyor. Eğer yapılan araştırmalardan olumlu sonuç çıkarsa şirket sizi dava etmiyor; yayınlamanıza izin veriyor. Belki de ödüllendiriyor. Bütün bu gayri ahlaki engellemelere rağmen risk alarak çalışma yapan bilim adamları da yok değildir.

Bunlardan biri Macaristanlı Dr. Arpad Pusztai, GDO'lu patatesle beslenen farelerin bağışıklık sisteminin zarar gördüğünü ve bedensel gelişmelerinin geri kaldığını; bazı farelerin GDO'lu domates yedikten bikaç hafta sonra öldüğünü kanıtlayan bilisel çalışmalar yapar. Bilimsel sahtecilikle suçlanır, elde ettiği sonuçları açıklaması yasaklanır. 1999'da 14 ülkeden 20 bilim adamı, doktorun çalışmalarını incelemeye alıp doğruluğunu ispatlar. Dr. Pusztai'nın çalıştığı Rowett Enstitüsü'nü baskılara boyun eğmekle suçlarlar. Bu enstitünün, GDO devi Monsanto'dan 140 bin sterlin destek aldığı tespit edilir.

KUŞ GRİBİ VE TAVUK KATLİAMI SENARYO!

Birkaç yıl önceki kuş gribi salgını iddiasıyla bütün doğal tavuk türleri katledilmişti. Film sahnelerinin sahici gözükmesi için bazı çiftliklerdeki GDO'lu tavukları da katlederek işe renk katmışlardı. Birileri virüsü ülke çapında yaygınlaştırmak için dağlara, taşlara yem bırakmış özellikle göller bölgesi ve tavukçuluğun yoğun olduğu bölgelere virüsün bulaşması için ellerinden geleni yapmışlardır. Amaçları virüsün yaygınlaştırılmasını ve panik oluşturmasını sağlamaktı. Bunu da başardılar.

ABD yönetimince, kuş gribi ilacı diye anons ettirilerek ve tüm dünyaya milyarlarca adet pazarlattırılan Tamiflu'nun yanında, Tayland'da kurulu olan, Bush'un kardeşi Neil Bush'unda ortakları arasında bulunduğu dünya tavuk devlerinden CP de bu sayede köşe olmalıydı.

Görülüyor ki gerçek amaç, doğal tavuk türlerini ortadan kaldırarak GDO'lu hayvan nüfusunun yaygınlaştırılması ve tekel oluşturulmasını sağlamaktır. Hedeflenen gerçekleşti ve doğal tavuk türleri tümüyle yok edildi. Küresel firmalar da tescilli genetiği değiştirilmiş yeni tavuk türleri ile piyasalara hakim oldular. Üstüne üstlük milyarlarca Tamiflu başta olmak üzere birçok ilacıda sattılar. Antibiyotik deposu haline getirilen tavuklarla, insanların bağışıklık sistemini bozacaklar ve insanları yeni yeni hastalıklara düçar edeceklerdir.

GDO'LU ÜRÜNLER HASTALIK SATIYOR

Uluslararası Biyolojik Bilimler Dergisi'nin Şubat 2010 sayısında yayınlanan sonuçlara göre, Monsanto'nun genetiği değiştirilmiş mısırlarından elde edilen yiyeceklerin, memelilerde organ yetmezliğine neden olduğu bir kez daha tespit edilir. Dergide yer alan makale de:

"Etkiler, kendilerini genel olarak yiyeceklerin toksinsizleştirmesinin yapıldığı iki ana organ olan böbrek ve karaciğerin işlevlerinde gösteriyor. Buna ek olarak GDO'ların; kalp, böbrek üstü bezleri, dalak ve kan hücrelerinin çalışmaları üzerinde de etkileri olduğu gözlendi. Genleriyle oynanmış ürünler, hiçbir zaman insan ve hayvan beslenme düzeninin bir parçası olmamalı. Bu ürünlerin tüketiciler üzerinde uzun vadede ne gibi etkilerinin olacağını henüz net olarak bilemiyoruz" deniyor.

Araştırmaya tepki gösteren dünyanın en büyük GDO'cusu Monsanto ise çalışmanın hatalı olduğunu iddia ederek güvenilir bulmadığını belirtiyor."

Derleyen: İsmail Bayrakçı

 

Güncelleme: 03/05/2010
Kaynak: Kemal Özer, Deccal Tabakta, Hayy Kitap, İstanbul, 2010.


ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Yaklaşan Saat'in resmi twitter adresi aşağıdadır. Bu hesabın dışındaki diğer hesaplarla Yaklaşan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat