yaklaşan saat
kuranda islam, kuran ışığında araştırmalar
  theapproachinghour, english website




kuranı anlamak için arapça


tasavvuf felsefesi, kuran islamı, radikalizm islam değil hastalıktır

YAKLAŞAN SAAT'TE BEKLENEN MEHDİ DEĞİL İSA'DIR, mehdiyet felsefesi

 



Prof. DR. Adnan Yüksel: GDO'yu Anlatıyor

Prof. Dr. Adnan Yüksel.

ABD'de 7 yıl araştırma yapan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Ana Bilim Başkanı Prof. Dr. Adnan Yüksel'le GDO ile ilgili röportajın bir kısmı aşağıda verilmiştir:

Soru: GDO'lu ürünlerin çıkış noktası nedir? 

Cevap: Son yıllarda genetik çok hızlı ilerliyor. Biyoteknoloji dediğimiz iş, bir canlı organizmadan bir geni, bir başka organizmaya aktarma işlemidir. Eğer bunlar gıdalarda oluyorsa o zaman buna genetiği değiştirmiş gıda ya da organizma diyoruz. Tabi teknolojiyi durdurmak mümkün değil.

Genetiği değiştirilmiş derken, ne geni istiyoruz, mesela; biz çilek yetiştirmek istiyoruz ama; soğuk bölgede yetiştirmek istiyoruz. Neye ihtiyaç var? Antifriz genine yani soğukta da hayatiyetini devam ettirecek, bitkiyi ısıtacak gene ihtiyacımız var. Ne yapıyoruz, Kuzey Kutbu balığından antifriz genini alıyoruz. Çilek genine eklediğimiz zaman o çilek o zaman Kuzey Kutbu'nda da yetişmeye başlıyor. Veya çok daha tatlı bir şey istiyoruz ya da daha uzun ömürlü domates veya salatalık istiyoruz. O zaman da direnç genlerini alıp ekliyoruz.

Yine bir bakmışlar ki  daha çok ürün elde etmek varken az ürün elde ediliyor. Araştırılmış, niye az ürün elde ediliyor diye. Ekilen tohumları bir bitki ya da böcek yiyor. O zaman  bu böceği öldürücü geni tohumumun içine koyarsak, toprağa da atıldığında o böcekler tohumlara saldıramayacak veya saldırdığı zaman ölecek.

Soru: Peki bu tür uygulamalar toprağı olumsuz etkilemiyor mu?

Cevap: Elbette etkiliyor. Maalesef toprağın dengesini düşünen kimse yok. Sen şimdi yabancı bir şey koydun oraya, o ne olacak, o tohumlar bitki oluşturduğu zaman genetiği değiştirilmiş gıdalar, arılarla, rüzgarlarla, böceklerle her tarafa yayılacak. Bir kere bir genetik değiştirilmiş gıdaya başladığın zaman artık o bölgeden normal bitki elde etmen mümkün değil. Ülkemiz, dünyanın en büyük biyo çeşitliliğine sahiptir.

AMAÇ GIDAYI TEKELİNE ALMAK

Soru: Amaç nedir?

Cevap: Buradaki tek amaç, düşük fiyata yüksek ürün elde etmek. Yani ekonomik gelir elde etmek. Dünya'da tekelleşmiş 6-7 tane büyük firma var. Dolayısıyla büyük şirketleri daha büyük yapmak. Gıdayı tekeline almak çünkü; değiştirdiğiniz zaman patent hakkı artık sizde. Ve bu firmalar, insanları etkiliyorlar. Düşük fiyata çok ürün elde ederek dünyadaki açlığa çözüm getireceklerini söylüyorlar.

Soru: İlk yönetmelikle son yönetmelik arasındaki fark nedir?

Cevap: En önemli fark, ilk yönetmelikte genetiği değiştirilmiş ya da değiştirilmemiş etiketi koyamazdın. Son yönetmelik artık bu etiketi koyacaksın diyor. İkinci yönetmelikte binde dokuza kadar genetiği değiştirilmiş gıda olarak kabul edilmiyor. Binde dokuzdan sonraki rakamlar kabul ediliyor. Tabi bunlar Avrupa rakamları.

İnsanlara devamlı genetiği değiştirilmiş gıda yedirip üçüncü jenerasyona bakmanız mümkün değil. Ve insanda çok korunmuş bir mekanizma var. Mesela bitkiye bir şey versen hemen DNA'sının içene alır. İnsanda böyle değil. İnsanı değiştirmeye kalktığın vakit ucube bir şey çıkar ortaya. İnsanı daha mükemmel bir şey yapmak söz konusu değil. Zaten insan mükemmel bir varlık.

İSRAİL TOHUMLARI TÜRKİYE'DE

10 yıldan beri İsrail tohumlarının kesinlikle Türkiye'ye girdiğine inanıyorum. Ne yapıyor İsrail veya bu teknolojiyi kullananlar, bağımlı kılmak için üreme genleriyle oynuyor. Çünkü o ürünü bir daha üretemiyorsunuz. Düşünsenize teknoloji sizin elinize geçecek.

Bir tohum alıyorsunuz işi bitirirsiniz. Öyle düşünmüyor. Bundaki amaç tamamen ekonomi olarak çıkıyor. Bana bağımlı kalsın. 4-5 şirket diyor ki ben patent alayım. Benim ürünüm ucuz olacak. Benim ürünüm daha çok verecek. Dolayısıyla vatandaş bu kadar biyo çeşitliğinin içinde kafası karışıyor, Türkiye'de en az 15-20 çeşit salatalık yetişiyor. 15 çeşit elma, portakal, mısır yetişiyor. Her birinin tadı değişik, çentiği değişik. Ucuz olacak ama; şimdiki çalışmalar çok da ucuz olacağını göstermiyor. Ayrıca, daha çok ürün dedik ama; çeşitli araştırmalar çok ürün elde etmediğini gösteriyor. Yavaş yavaş çıkacak tabi bunun etkileri...

Soru: Kaç yıldır GDO'lu ürünler üretiliyor?  

Cevap: Son 10 yıldan beri var.

Soru: Popüler, lüks semtlerdeki marketlerdeki ürünler daha düzgün, cilalı gibi duruyorlar. Bunlardan şüphe duymalı mıyız?

Cevap: Elbette duymalıyız. Bakın babam da hekim, hep turpun, havucun çürüklerini alırım derdi. Çünkü; böcek yiyorsa onda dışarıdan atılmış bir hormon yok derdi. Hakikaten doğru. Çünkü; öbürünü böcek yiyemiyor yediği zaman ölüyor. Çünkü içinde zehir var aslında. Bu geni buraya koyuyoruz ama bu geni biz yiyoruz.

Soru: O zaman, böcekli ürünlerden korkmamalıyız.

Cevap: Hep hastalarıma söylediğim bir şey var. Büyük meyve, sebze, kış günü yaz meyvesi, yaz günü kış sebzesi, şekli değişmiş gıdalar almayın. Elmanın da çok büyüğünü değil, orta büyüğünü alın. Biraz kurt da yemiş olabilir ama; sıkıntı yok. Çünkü; çok sıktığınız zaman kurt giremiyor. Veya genetiğini değiştirmişseniz zaten giremiyor, girdiği zaman ölüyor. Benim bahçem var mesela, ben ilaçlama ya da aşılama yapmıyorum, elmalarım hep kurtlu ama çok lezzetli. Onu söyleyeyim.

HER ŞEY ZAMANINDA TÜKETİLMELİ

Soru: Yaz ürünlerinin kışın tüketilmesi ya da tam tersi tüketilmesinin ne zararları var?

Cevap: Her şey zamanında tüketilmeli. Çünkü; sera için onun ortamı için çok çeşitli vitaminler veriliyor. Çok çeşitli pektisitler, insektisitler ekleniyor. Dolayısıyla doğal Güneş almıyor. Belki de doğal Güneş'i aldığı zaman ordaki denge daha iyi sağlanıyor. Ortamı sağlanmadığı zaman, suni Güneş veya suni ısıtma ile yapıldığı zaman bir genetikçi olarak normal yapıda bir ürün oluşacağına inanmıyorum. Ben önermiyorum. Otizm, son 10 yılda, 10 kat arttı. Alerji son 15 yılda 5 kat arttı. Niye arttı, bizim genlerimiz değişmedi ki! Bizim neyimiz değişti; ortamımız değişti, biz daha çok plastik kullanıyoruz. Daha kirli su içiyoruz, daha kirli hava soluyoruz. Daha çok genetiği değiştirilmiş gıdayla, daha çok market ürünüyle muhatabız. Ben market ürünlerini çok önermiyorum. Doğal yiyeceğiz. Anne yapacak, kek bile yapsa anne yapacak.

Soru: Aynı şey dondurulmuş gıdalar için de geçerli mi?

Cevap: Tabi, dondurulmuş gıdalara da karşıyım. Poşetlenmiş gıdalara da karşıyım. Doğal yiyeceksiniz, az yiyeceksiniz. Ve çok spor yapacaksınız.

Soru: GDO'lu ürünlerin bizim hayatımızı nasıl etkileyeceğini isterseniz biraz konuşalım.

Cevap: Bir, ekonomik zararları ve karları olacak. İkincisi, çevre sağlığı ve zararları olacak. Üçüncüsü de insan sağlığına. İnsan sağlığı deyince bir kere toksit etkileri görülmüş. Karşı olmalarının nedeni GDO'lu ürünlerin toksit etki yaptığından dolayı. İkincisi, alerjik etkileri. ama; en önemlisi doğal dengeye etkisi. Yeni yönetmelikte şu yok. Tabi o çok güzel. Antibiyotik direnç genleri. Bu geni yeni ürüne koyduğunuz zaman, onun stabil kalması için o bağırsaklara indiği zaman o gıda oradaki antibiyotik bakterilere geçebiliyor. Bakterilere geçtiği zaman dirençli hale geliyor. Bağırsaktaki mikrop dengesi bozuluyor. Aldığımız antibiyotiklere filan direnç gelişebiliyor. Bunlar yeni yönetmelikte kaldırılıyor. Bu gıdalar olmayacak dünyada da bu trend var zaten.

Mikrobiyon dengesi. Bağırsağa giden gıdaların iyi sindirilmemesi veya ordaki hormonal denge veya genetiği değiştirilmiş organizmalarla, bir takım, kanser gibi romatizma gibi diyabet gibi nörolojik, psikiyatrik hastalıklarla ilgisi bulunmuş buna mikrobiyon dengesi diyoruz.

Bağırsaktaki mikrop dengesinin genetiği değiştirilmiş gıdalar tarafından bozulması önemli bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkacak gibi. İkincisi, insan çalışması yapmak mümkün değil...

Soru: Diyelim ki GDO'lu ürünleri tükettik, olumsuz etkilerinden kurtulmak için ne öneriyorsunuz?

Cevap: Öyle bir şey yok. Vitamin alın dersem yanlış olur. Fazla vitamin de marifet değil. Mümkün mertebe azda pahalı olsa organik gıdadan şaşmayalım. Doymadan kalkalım çok önemli. Çok yemeyelim çünkü çok yediğimiz zaman, bağırsak dengesi bozuluyor. Ful yediğimiz zaman enzimin hazmetme gücü de azalıyor. Mümkün mertebe midenin üçte biri yemek, üçte biri su üçte biri de boş kalmalı diyorum. Doğal dengeyi bozmamak lazım.

Doğal denge için en iyisi spor. Bol su, bol sebze, meyve.

Soru: Hormonlu gıdalarla, GDO'lu gıdalar arasındaki fark nedir?

Cevap: Aynı şey değil. Genine koyarsanız GDO'lu oluyor, besinine koyarsanız hormonlu oluyor. Yani hormon eklerseniz, bir nevi hormonlu gıda oluyor. Veya onu üretirken besinine hormon veriyorsunuz, somotomedin veriyorsunuz; büyüme hormonu veriyorsunuz, hormonlu oluyor.

Güncelleme: 14/12/2009
Nursel Tozkoparan, haber7, 11/12/2009


ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Yaklaşan Saat'in resmi twitter adresi aşağıdadır. Bu hesabın dışındaki diğer hesaplarla Yaklaşan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat