yaklaşan saat
kuranda islam, kuran ışığında araştırmalar
  theapproachinghour, english website




kuranı anlamak için arapça


tasavvuf felsefesi, kuran islamı, radikalizm islam değil hastalıktır

YAKLAŞAN SAAT'TE BEKLENEN MEHDİ DEĞİL İSA'DIR, mehdiyet felsefesi

 



Canlı ve Yapay Yaşam: "Tanrı'nın Varlığı"nın Kanıtıdır

Bilim adamları, yapay(sentetik) yaşam oluşturmanın sınırındalar. Bütün bu varoluş, tesadüf mü yoksa tasarım mı?

Aklı başında olan ve Tanrıcılık oynamayan hiç kimse, kopya çekerken oluşanların, tesadüfen ve şans eseri meydana geldiğini söyleyemez. Ancak bugün pek çok kimse, başlangıcın yani hayatın kökeninin, tesadüfen oluştuğunu söyleme konusunda çok istekli. Bunlar, "akıllı tasarım teorisi"ni küçümsüyorlar ve ellerine geçirdikleri her fırsatta, insanların inançları ile alay ediyorlar.

BİLİM ADAMLARI: CANSIZDAN CANLI ÜRETEMEDİ

Yapay yaşam da dahil hiçbir durumda bilim adamları, cansız maddelerden, canlı bir şey ne yaratabildiler, ne de üretebildiler. Bilim adamlarının, bu konuda yaptığı tek şey ise, akıllı tasarımla, genetik bileşen ve kodun bulunduğu yapay bir DNA oluşturmaktı. Ardından da, oluşturdukları bu yapay DNA'yı, zaten var olan hücre içerisine transfer etmek oldu. Böylece, bu hücreyi yaşamın yeni bir formuna dönüştürmüş oldular.

Diyelim ki bilim adamları, rastgele canlı bir hücre oluşturdu ki; asla oluşturamazlar. O zaman, bu yapay hücre yine de tesadüfi değil, akıllı tasarım ile olurdu. Aslında yapay yaşam, genetik mühendisliğinin bir başka şeklidir. Ancak, şunu mutlaka hatırlayalım, her şeyden önce Tanrı vardı!

Yapay yaşamın konusunu oluşturan genetik mühendisliğinin bütün dallarında, bilim adamları, yapay ya da sentetik yaşam oluşturmaya; daima var olan yaşam formlarından veya onların bazı parçalarından başlamıştır. Sanıldığının aksine hiçbir bilim adamı şimdiye kadar, rastgele veya cansız maddeden, canlı bir hücre meydana getirememiştir. Ancak, bugün hedefledikleri yapay yaşamı oluştursalar bile, bu yapay yaşam, tesadüfen oluşmayacaktır.

DNA

BUGÜNE KADAR: TESADÜFEN "AMİNO ASİT DİZİSİ" OLUŞTURULAMADI

Şayet hücre, evrimleşmiş olsaydı, o zaman hücrenin bütün kısımlarının da, aynı anda evrimleşmiş olması gerekirdi. Aksi takdirde, evrimleştiği düşünülen hücre, tam teşekküllü bir hücre haline gelene kadar milyonlarca yıl bekleyemezdi. Çünkü çevreden gelen etkilere açık olan hücre, son derece dayanıksız olacak ve neticede hızlı bir şekilde parçalanacaktı.

Yaşamın temel birimleri olan amino asitler, tesadüfen oluşabildiği halde; çeşitli amino asitlerin birleşerek; protein molekülleri için tesadüfen amino asit dizisi oluşturmaları kesinlikle mümkün olmamıştır. Şayet, amino asitler, uygun dizide olmazsa; bu durumda protein molekülleri görevini yapamaz. Çünkü en basit hücre bile, milyonlarca protein moleküllerinden meydana gelmiştir.

HÜCRE: İNDİRGENEMEZ BİÇİMDE KARMAŞIK

Hücre, indirgenemez biçimde karmaşıktır. Örneğin; DNA olmadan RNA olmaz, RNA olmadan da DNA olamaz. DNA'sız ya da RNA'sız proteinler olmaz. Proteinler olmadan da, hem DNA hem de RNA olmaz. Bu moleküller varoluşları için karşılıklı olarak birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Yaşamın temelini oluşturan bu moleküller, aşama aşama gelişemez. Evrimciler ise, genellikle ilk yaşam formunun ya da ilk hücrenin oluşması için bir milyar yıl süre ön görüyor.

Bu düşünce, hala çok sayıda ilk ve orta dereceli okullarda, "kanun" gibi öğretilmesine rağmen; modern bilim bunu kabul etmemektedir. Eğer tam donanımlı ve canlı bir hücre varsa, bu hücreyi oluşturan bir genetik program ve hücrenin yaşamını sürdüren biyolojik mekanizmalar da mevcut demektir. Daha fazla hücre oluşumunu yönetebilmek içinde, genetik program ve biyolojik mekanizmalar, kesinlikle oluşmuş olmalıdır. Burada sorulması gereken soru, yönetici bir mekanizmanın yokluğunda, Dünya üzerindeki yaşamın kendiliğinden nasıl oluşacağıdır?

Britanyalı bilim adamı Sir Frederck Hoyle'ye göre; en basit hücredeki moleküllerin, tesadüfen bir araya gelerek dizi oluşturma olasılığı; bir kasırganın, uçak parçalarının bulunduğu bir hurdalıkta, 747Jumbo jet uçağının montajını yapması olasılığı ile eşittir.

Bizler, herhangi bir şeyin büyüklüğüne bakarak, onun, basit veya karmaşık olduğuna dair muhakeme yapmaya meyilliyiz. Bu nedenle bir çoğumuz, hücrenin mikroskobik olmasından dolayı, hücreyi basit kabul ederiz. Ancak, kesinlikle öyle değil! Biliyoruz ki hücre, basit değil ve kısımları da tesadüfen bir araya gelmedi.

DOĞAL SEÇİLİM : BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK OLUŞTURAMAZ

Birçok kimse, doğal seçilimin, evrimleşmemizin bir kanıtı olduğunu düşünür. Evet doğal seçilim, tabiatta gerçekleşen bir mekanizmadır. Ancak doğal seçilim, "biyolojik çeşitlilik" oluşturamaz. Doğal seçilim, ancak var olan ve canlılığını sürdürmesi mümkün olan biyolojik çeşitler ile işleyebilir. Doğal seçilim, tabiatta pasif rol oynayan bir işlemdir. Doğal seçilimi açıklamanın diğer bir yolu da şudur:

Hayvan ve bitkilerin yaşamlarını devam ettirmesine yardımcı olan biyolojik değişim var ise, işte o zaman çeşitlilik korunacak ve nesilden nesile aktarılacaktır. Elbette doğa, herhangi bir aktif veya bilinçli seçilim yapamaz. Doğal seçilim terimi, basit bir ifade şeklidir. Ayrıca doğal seçilim, yaşam oluşur oluşmaz, işlemeye başlar ve yaşam ortaya çıkmadan çalışamaz. Diğer bir deyişle, doğal seçilim, pre-biyotik dönemde (yani canlılık henüz başlamamışken) ya da cansız kimyasalların birbirleriyle etkileşimleri sürecinde rol oynamaz.

Evrimciler, genetik koddaki rastgele ve tesadüfi mutasyonların, doğal seçilim için gerekli olan avantajlı evrimsel değişimleri üretebileceğine inanırlar.

TESADÜFİ MUTASYONLARIN: "DİKEY EVRİM" OLUŞTURDUĞUNA DAİR KANIT YOK

Bununla birlikte, genetik kodda oluşan bu rastgele ve tesadüfi mutasyonların, daha karmaşık biyolojik türler oluşturabilme kapasitesine dair kanıt yok ("dikey evrim" konusunda). Mutasyonlar, sadece "yatay evrim"i, yani türler arasındaki çeşitliliği oluşturabiliyorlar. Herhangi bir durumda, doğal türler arasındaki çoğu biyolojik çeşitlilik, mutasyon sebebiyle değil, mevcut genlerin yeni kombinasyon oluşturmalarından dolayıdır.

Yaşamın muazzam karmaşıklığı üzerinde düşünürsek; bütün türler arasındaki genetik ve biyolojik benzerliklerin, ortak bir atadan evrimleşmeyle geldiği teorisinden ziyade; bu benzerliklerin nedeninin, "tek bir tasarımcı" olduğu görüşü, akla ve mantığa daha uygundur.

GERÇEK BİLİM: TANRI'YA İMANI DESTEKLİYOR

Farzedelim, Mars'da yaşamın kanıtını bulduk. Bu, evrimin kanıtı olabilir mi? Elbetteki hayır. Böylesi bir yaşam, cansız maddelerden, doğal güçlerle tesadüfen evrimleşmiş olamaz.

Bilimdeki entropi yasası bize, evrenin kendi kendisini ayakta tutamayacağını, yani kendini sürdüremeyeceğini söyler. Bundan dolayı evrenin başlangıcı, "doğaüstü" bir kökene işaret etmektedir. Bütün bu ifadelerden şu sonuç çıkıyor:

Gerçek bilim, Tanrı'ya inanışı destekliyor. Oysa bilim, evrimle veya tasarımla burada olduğumuzu ispatlayamaz. Ancak, bilimsel kanıt, her iki yaklaşımı da desteklemek için kullanılabilir.

Güncelleme: 14/04/2008
Kaynak:
Babu G. Ranganathan, "Scientists Copy God Creating Synthetic Life", pravda.ru. Çev: Dr. Erman Gündoğdu. 28/01/2008.


 

ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Yaklaşan Saat'in resmi twitter adresi aşağıdadır. Bu hesabın dışındaki diğer hesaplarla Yaklaşan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat