yaklaşan saat
kuranda islam, kuran ışığında araştırmalar
  theapproachinghour, english website




kuranı anlamak için arapça


tasavvuf felsefesi, kuran islamı, radikalizm islam değil hastalıktır

YAKLAŞAN SAAT'TE BEKLENEN MEHDİ DEĞİL İSA'DIR, mehdiyet felsefesi

 



Dr. Mitchell Gaynor: Kansere Karşı "Üç Mineral" Size Yeter!

Dr. Mitchell Gaynor

Dünya'nın en önemli kanser uzmanlarından Dr. Mitchell Gaynor'a göre; vitaminlerin yardımcıları olarak kabul edilen minerallerden; "kalsiyum", "selenyum" ve "çinko"; kanserle savaşın baş aktörleridir.

Mineraller olmadan, insan organizmasının çalışması hayal bile edilemez. Damarlarınızda yol alarak, hücreden hücreye dolaşıp, hayati önemdeki enzimatik tepkimeleri harekete geçirir. Genellikle vücut hiyerarşisi içinde, "vitaminler"den sonra gelen "ikinci sınıf vatandaşlar" olarak görülürler. Ancak her şey böyle değildir. Kalsiyum olmasaydı, kemiklerinizi ayakta tutmak için ne kullanacaktınız? Ya da çinko olmasaydı, bağışıklık sisteminiz ne hale gelirdi? Bu liste uzayabilir. Kanserle mücadelede ise, koruyucu rollerinden ötürü öne çıkan üç mineral türü var. Bunlar, "kalsiyum", "çinko" ve "selenyum".

KALSİYUM: "KOLON KANSERİ"Nİ KOVAR

Araştırmalar gösteriyor ki, sütün yüksek miktarda içerdiği kalsiyum, insan hayatı için büyük önem taşıyor. Sadece kemiklerin bileşenlerini oluşturmanın dışında, kalp ritmini düzenlemede, deri ve kas sağlığında, enerji üretiminde, kanın pıhtılaşmasında, sinir sisteminin ve bağışıklık fonksiyonlarının çalışmasında da büyük etkisi bulunuyor.

Sebze eksiği olan bir beslenme düzeni, kalsiyum eksikliklerine neden olabilir. Kalsiyumun emilimini engelleyen fosfordan bol miktarda içerdiği için, aşırı kola tüketimi de, bu mineralin eksikliğine yol açar. Araştırmalar, kalsiyumun, kolon kanseri riskini büyük ölçüde azalttığını ortaya koyuyor. Kalsiyum, kolon kanserine neden olan safra kesesi asitlerinin yayılmasını engelleyerek; zarar verici özelliklerini ortadan kaldırıyor.

ABD'de yapılan bir araştırmada, kalın bağırsaklarında polipleri(tümöre dönüşebilecek, küçük doku kabarıklıkları) ameliyatla alınan bir grup hastaya, altı ay boyunca, günde 1-2 gram kalsiyum verildi. Aynı durumdaki başka hastalara ise, kalsiyum verilmedi. Sonuçta kalsiyum verilmeyen hastaların, %55'inde poliplerin yeniden oluştuğu gözlendi. Kalsiyumun kansere karşı koruyucu etkisine dair birçok araştırma yapıldı. Düzenli kalsiyum alan kanser hastalarının, yaşam süresinin uzadığı da biliniyor. Yılda yaklaşık 50 bin insan, kolon kanseri nedeniyle hayatını kaybediyor. Eğer kalsiyum desteğine gerekli önem verilirse, bu sayının düşeceğine kesin gözüyle bakmak yanlış olmaz.

KALSİYUM: HANGİ GIDALARDA VAR?

Süt, peynir, yoğurt ve diğer süt ürünleri, kalsiyum açısından oldukça zengindir. Turp, yeşil yapraklı sebzeler, sardalye, som balığı ve soya peyniri de, önemli kalsiyum kaynaklarıdır. Kolon kanserine karşı en etkili olan kalsiyum çeşidi ise, istiridye kabuğundaki kalsiyum karbonattır. Ancak hazmetmesi zor olduğu için, bunu tüketmek pek tavsiye edilmiyor.

KALSİYUM: NE KADAR ALINMALI?

6 aya kadar 400 mg
1 yaşına kadar 600 mg
1-5 yaş 800 mg
6-10 yaş 800-1200 mg
11-23 yaş 1200-1500 mg
Kadınlarda 25-50 yaş 1000 mg
Kadınlarda hamilelik ve emzirme dönemi 1200 mg
Kadınlarda menapoz sonrası 1000-1500 mg
Erkeklerde 25-65 yaş 1000 mg
65 yaş üzeri tüm erkek ve kadınlar 1500 mg

ÇİNKO EKSİKLİĞİ: KANSERİ DAVET EDİYOR

Vücut, hücrenin yapıtaşları; RNA ve DNA ile insülin üretimi için ve ayrıca birçok hayati enzim hareketini gerçekleştirmek için, çinkoya ihtiyaç duyar. Çinko; yaraların iyileşmesi, temel bağışıklık fonksiyonları, gençlerde kemik oluşumu, kan şekerinin kontrolü, erkeklerde cinsel fonksiyonlar, koku ve tat alma duyusunun gelişmesi açısından faydalıdır. Ayrıca kanserle mücadelede büyük önem taşıyan T-hücrelerinin olgunlaşması için, çinko gereklidir. Vücuttaki çinko oranı düştükçe, bağışıklık sisteminin kansere karşı savaşı da zayıflar. ABD'de yapılan bir araştırmaya göre; kanser hastalarının %55'inde çinko eksikliği var. Çinko eksikliğinin, prostat, yemek borusu ve akciğer kanserlerine neden olduğu da tespit edildi. Böbrek kanseri nedeniyle hayatını kaybeden insanlardaki çinko oranının, sağlıklı insanlara göre çok daha düşük olduğu biliniyor.

ÇİNKO: HANGİ GIDALARDA BULUNUR?

Temel kaynakları, balık, yumurta, et, tavuk, hindi gibi kümes hayvanlarıyla; mantar, bira mayası, fındık ve ceviz gibi kabuklu gıdalardır. Çinko, sebzelerden çok hayvansal gıdalarda bulunur. Kanser tedavisi gören ya da kanser riskinden kaçınmak isteyen birçok kişi, hayvansal gıdaları tüketmeyi azalttığı için çinko eksikliği yaşayabilir. Böyle durumlarda günde 15-30 mg. arası çinko takviyesi yapılmalıdır. Kalsiyum ve diğer mineraller, çinko emilimini azaltır. Pirinç ve barbunya gibi gıdalar da aynı etkiyi yaratır. Bu nedenle çinko, tek başına alınmalıdır.

ÇİNKO: NE KADAR ALINMALI?

Vücut, günde 15 mg. çinkoya ihtiyaç duyar. Bu miktarın, 30 mg. kadar olması tercih edilebilir.

SELENYUM: GÜÇLÜ KANSER ÖNLEYİCİ

En güçlü kanser önleyici minerallerden biridir. Günde alınacak birkaç yüz mikrogram selenyum bile, vücut için yeterlidir. Antioksidan etkisi yüksektir, bağışıklık sistemini güçlendirir, kalp ve dolaşım sistemi için güçlü bir koruyucudur. Japonya'daki kadınlar arasında meme kanseri oranının düşük olması, bu halkın tükettiği yüksek selenyum içeren gıdalara bağlanır. Aynı şekilde Çin'de selenyumun az tüketildiği bölgelerde; mide, yemek borusu ve karaciğer kanseri vakalarındaki yüksekliğin de, bu nedene bağlı olduğu tahmin ediliyor. Amerikan Tıp Birliği'nin yaptığı bir araştırmada, deri kanseri olan 1000 kişi, iki ayrı gruba bölündü. Bir gruba düzenli olarak yedi yıl boyunca, günde 200 mikrogram selenyum verildi. Araştırma sonunda selenyum verilen kişilerde kanserin yayılmasının, % 41 oranında azaldığı, ölüm oranının ise diğer gruba göre %52 daha az olduğu tespit edildi. Selenyumun, kanserle mücadelede giderek artan bir şöhreti var.

SELENYUM: HANGİ GIDALARDA BULUNUR?

Karaciğer, deniz kabukluları, tuzlu su balıkları, hububat, sarımsak, soğan, brokoli, deniz yosunu ve yumurta.

SELENYUM: NE KADAR ALINMALI?

Selenyumun aşırı miktarda alınması, önemli yan etkilere neden olabilir. Güvenli dozajı, bir yetişkin için günlük 100-200 mikrogramdır. Bazı kişilerin günde 400-600 mikrogram almasına karşın, yan etkilerle karşılaşmadığı da belirtilmiştir. Ancak bu herkes için önerilen bir durum değildir. Kanserle mücadele için günde, 200 mikrogramın yeterli olduğu kabul edilir.

LİFLİ GIDALAR: TÜMÖR OLUŞUMUNU ENGELLER

Şimdi sizleri duyuyor gibiyim; "evet kabızlığın çaresini, biliyoruz." Ama iş bu kadar basit değil. Liflerin hayatımızdaki rolü, yalnızca bağırsaklarımızı düzene koymak değil. Evet, bağırsaklarımızı düzene koyuyor, ancak lifler ayrıca kolesterolümüzü düşürüyor, kansere sebep olan kimyasalların vücuttan atılmasını sağlıyor ve kan şekeri seviyemizi dengeliyor. Şimdi de kanserle olan ilişkisine gelelim. Size çok önemli iki lif türünden bahsetmek istiyorum: "Lignan" ve "citrus pectin".

Lignan: Keten tohumu içinde bulunur ve kendi başına bir antikanser savaşcısıdır. Ayrıca kadınlarda, menopoz dönemi sıcak basmalarına, bakteriyel enfeksiyonlara, mantara ve viral enfeksiyonlara karşı da etkilidir. Vücudumuzda üretilen östrojen hormonunu bağlayarak, bu hormonun meme dokusu üzerindeki kanserojen etkisini önler. Ayrıca aromotase isimli enzimin, diğer bazı hormonlarımızı östrojene çevirmesini önler. Keten tohumu yağını, beslenme rejiminize dahil etmenizi, şiddetle tavsiye ediyorum. Günde bir çorba kaşığı içebilirsiniz. Tadından hoşlanmayanlar, salatalarına koyabilirler. Ama sakın pişirmeyin ve lütfen buzdolabında muhafaza edin.

Pectin: Bir başka lif, bir başka kanser savar. En çok turunçgillerde bulunur. Kısaca MCP diye adlandıracağımız bu madde, kanserin yayılmasını(metastazı) durdurmakta çok etkilidir.

Yüksek lif oranlı bir beslenme düzeni, östrojen seviyesini normale çeker.

Birçok sebze ve meyvede bulunan isoflavones ve lignanlar, bağırsaklarımızda zayıf östrojene çevrilirler. Bu östrojen, daha sonra meme dokusuna giden kuvvetli ve vücudumuzun ürettiği östrojenle yarışa girer ve yarışı kazanırlar. Meme dokusuna yapışırlar. Böylece östrojene duyarlı tümörlerin gelişmesine, olumsuz yönde etki ederler.

Lifli gıdalarla beslenmek, beraberinde zayıflığı da getirir, bu da düşük östradiol seviyesi demektir. Östradiol, östrojenin en kanserojen formudur. Genelde yağ dokusunda depolanır.

Güncelleme: 15/11/2008
Gülgün Sönmez, gazetevatan, 13/11/2008


 

ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Yaklaşan Saat'in resmi twitter adresi aşağıdadır. Bu hesabın dışındaki diğer hesaplarla Yaklaşan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat