Kanserojen Maddelerle Kuşatıldık!

Büyüklerimiz, "Artık domatesler kokmuyor" derken haklı. Çünkü artık ne domates, ne de biber gerçek! Normalde domatese kırmızı rengini güneş verir. Oysa biz en kötü kış koşullarında bile domates yiyebiliyoruz artık. Peki aslında gerçek bir kanser savaşçısı olan domates bu haliyle bize yarar sağlıyor mu? Lösemili Çocuklar Vakfı (LÖSEV) Başkanı Prof. Dr. Üstün Ezer'in söylediklerine bakılırsa sağlamıyor. Üstelik sadece yetiştirilen sebze ve meyveler değil, tükettiğimiz pek çok üründe bulunan katkı maddeleri de bizi kansere yakınlaştırıyor. Hatta bu ürünleri tüketen bebek ve yaşlılar daha kolay kansere yakalanıyor.

Sizce kanser niye artıyor?
Günümüzde kanser vakalarında bir artış olduğu kesin. Gençlik yıllarımızda, çok değil bundan 10-15 sene önce kanserli bir hastadan; "Çok uzaklardan bir tanıdık, galiba amansız hastalığa yakalanmış" şeklinde gizli gizli bahsedilirdi. Günümüzde ise hangi evin kapısını çalsanız hangi işyerine girseniz orada mutlaka bir kanser hastasını buluyorsunuz. Meme, akciğer, prostat, kalınbağırsak kanseri olgusuyla karşılaşıyoruz. Minicik bebeklerde, daha yeni yeni yürüyen çocuklarda bile lösemi ve kanser hastalıklarının görülmesi çok ürkütücü ve üzücüdür. Zaten Dünya Sağlık Örgütü de 2000 yılında yayımladığı geniş bir raporda Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde kanser vakalarının görülme sıklığının önümüzdeki 20 yıl içerisinde yüzde 60 oranında artacağı yönünde uyarılarını yaptı. Bu rapor verileri hayata geçmektedir.
Bu artışın en büyük nedeni beslenme yanlışlıklarıdır. Çevresel kanserojenler, sigara ve pasif yaşamı bir kenara koyarsak çocuklar için en büyük tehlike temel besinlerindeki kanser yapabilen katkı maddeleridir. Kimyasal boyalar, yapay tatlandırıcılar, koku veren aromalar, meyve suları, meyveli yoğurtlarda, kolalarda yaygın kullanılan aspartam gibi kimyasallar, cips ve patatesleri hızlı kızartırken kullanılan trans yağlar, meyve ve sebzelerdeki tarım ilacı kalıntıları ve binlerce benzer gıdada yer alan kanserojenler bu artışın en temel sebebi.

Türkiye'de kanserin artışında farklı nedenler mi var?
Mutlaka farklıdır. Elimizde sağlıklı kayıtlar maalesef bulunmuyor ancak, bilimsel veriler ve anlatımlar gelişmiş ülkelerde artışın Türkiye'deki kadar hızlı olmadığına işaret ediyor. Zaten Dünya Sağlık Örgütü de artışın Türkiye gibi kalkınmakta olan veya geri kalmış ülkelerde olacağını vurguluyor. Bundaki en önemli etken; çevremizde her türlü kanser yapabilen maddenin kontrolsüz yer almasıdır. Batının aspestli gemisini Türkiye'ye gizlice sokan, kanserojen yüklü gemisini zorla limanlarımızda batıran, besinlerde kontrolsüz kimyasal katkı kullanan, tarım ilaçlarını kontrolsüz kullanan, fabrika atıklarını tarım alanlarına ve içme suyu kaynaklarına döken ne yazık ki hep Türkiye ve Türkler oluyor. Sadece kişisel kâr amacıyla halkın ve çocukların sağlığını hiçe sayan bu kişilere karşı ne yazık ki devletin kontrol mekanizmaları yetersiz kalıyor. Tespit edilenlerde ne hukuksal ne de toplumsal olarak cezalandırılmıyorlar.

Türkiye'de en çok hangi kanser türlerinde artış var?
Başvurulardan meme, akciğer, prostat, kalınbağırsak (kolon ) kanserleri ve lösemi hastalıklarının çok arttığını gözleyebiliyoruz. Ne yazık ki sağlıklı kayıtlar yok. Daha doğrusu özellikle Doğu- Güneydoğu Anadolu bölgelerinde halen nüfus kayıt sistemi iyi değil. Dolayısıyla onlar hastalansa kayda bile girmiyor.

Çocuklarda kanser niye artıyor?
Tek yönlü beslenme, fast-food, lifsiz beslenme, kimyasal katkılarla kirletilmiş besinler, katkılı mamalar, çorbalar, dondurulmuş gıdaların bazıları, hazır meyve-sebze ürelerinin bir kısmı, uzun ömürlü adı altında yer alan katkılı gıdalar, boyalı, aroma katkılı yoğurtlar, sütler, kontrolsüz tarım ilacı kullanılarak üretilmiş besinler, aşırı yanmış, hızlı pişirilmiş ürünler maalesef kansere davetiye çıkarıyor. Bu saydıklarımız özellikle bugünkü çocukların temel besin maddeleridir.

Yediğimiz sebzeler hormonla büyütülüyor, tarım ilaçları kullanılarak güneş görmeden yetiştiriliyor. Bu durumda nasıl sağlıklı beslenebiliriz?
Sadece sera ürünü değil doğal tarım metotları dışında yetiştirilen tüm ürünlerden (Mevsimi dışında, güneş ışını olmadan, bol sulama yapılmadan, toprak olmadan, doğal gübre kullanılmadan, sınırlı tarım ilacı kullanılmadan yetiştirilen) uzak durun, tüketmeyin. Özellikle beş yaş altı çocukları, bebekleri ve yaşlıları bu konuda uyarıyoruz. Çünkü bu grup kansere yakalanma riskini en fazla taşıyan gruptur. Bu ürünlerin kanserde çok fazla etkisi olduğunu birçok ciddi yayın anlatıyor. Hatta hamilelikte anneden fetusa, emzirme döneminde anne sütünden bebeğe kanserojenlerin geçebildiğine, erken doğumlara, düşüklere, toksik etkilere yol açtığına dair yayınlar mevcut. Kontrollü yapılan sera tarımını onaylamamakla birlikte bu grubun içine almıyoruz. Ama yüzde kaçı denetleniyor bu konuda soru işartelerimiz çok büyük.

Özellikle zirai ilaç kalıntıları sebze ve meyveleri yıkasanız da kalabiliyor. Bu durumda ne yapmalı?
Yıkamak çok az olumlu etki yapar. Sadece en dış kısmındaki dıştan gelen kimyasal bulaşıkları bir ölçüde temizler. Tarım ilacı ve suni gübreler artık suya, toprağa bol miktarda konuluyor ve suyla köklere oradan meyve ve sebzenin özüne giriyor. Bunun yıkamakla yok edilmesi düşünülemez bile. Dediğim gibi yıkama sadece dıştan bulaşmış etkenleri temizler. Özündekileri nasıl yıkayacaksınız? Bu metotla üretilen, sertifikası olmayan, tahlilleri yapılmamış, tarafsız, bağımsız kuruluşlarca denetlenmemiş ürünleri satın almamalıyız.

Radikal 05/03/2007