Arıların Ölümü:
Küresel Isınma Mı? Hastalık Mı? İntihar Mı?

"Öyle görünüyor ki; arıların yok oluşunun sebepleri kesin olarak bilinmiyor.Küresel ısınma, bir yıllık olay olmadığına göre, arıların ani ve hızlı kaybı, sadece küresel ısınmaya bağlanamaz herhalde. Hormonlu bitkiler ve ilaç kullanımı da, tedrici bir etki doğuracak faktör olduğuna göre, bu yıl ortaya çıkan ani ölümler, adeta diğer balina, yunus ve benzeri canlıların intiharını anımsatmaktadır. İnsan, insan yaşamının vazgeçilmez unsuru olan canlıların, kendilerini feda ederek insanlığı uyardığı hissine kapılmadan edemiyor."

İlk felaket haberi, kasım ayında ABD’den gelir. Wisconsin’de yaşayan arıcı Dave Hackenberg, kontrol için açtığı kovanların yüzde 60’ını boş bulunca, kısa süreli bir şok geçirir. Amerikalı arıcı, durumu hemen Montana Üniversitesi’ne bildirir. İncelemelerde korkunç bir gerçekle karşılaşılır. Problemin sadece 40 yıllık arıcı Hackenberg’in kovanlarında değil, 21 eyalete görüldüğü anlaşılır. Amerika Arıcılar Birliği Başkanı Daniel Weaver, “Kovan Sönmesi Sendromu” olarak tanımladığı bu hadisenin giderek bütün Amerika’ya yayıldığı haberini verir.

ARI ÖLÜMLERİ YAYILIYOR

Amerikalı arıcalar, kendi dertleriyle uğraşırken, arı ölümleri, kısa süre sonra dalga dalga Avrupa’yı da sardı. İngiltere, Yunanistan, Hırvatistan, Portekiz, İsviçre, Avusturya’daki arı ölümleri, bütün Avrupa’yı korkutmaya başladı. Hırvatistan’da 48 saat içinde, 5 milyon arının ölmesi, meselenin vahametini gösteriyordu.

Amerika ve Avrupa’yı saran arı ölümleriyle, Türkiye şubat ayında tanıştı. Hatay’ın Dörtyol İlçesi’nde arıcılık yapan 30 yıllık arıcı Selahattin Saraç, bir ay içinde 300 kovanının tamamen boşaldığına tanık olur. Kısa bir araştırmadan sonra, Saraç’ın kovanlarında fark edilmeye başlanan arı ölümlerinin, bütün Hatay’a yayıldığı ortaya çıkar. 2 ay içinde 400 arıcı mağdur duruma düşerken, 40 bin kovanın 28 bini tamamen ‘sönmüş’tü. Boşalan kovanların yarısı Dörtyol’daydı. Sebebi henüz tam olarak anlaşılamayan arı ölümleri, Türkiye’nin birçok bölgesine yayılarak, ülkedeki arıcıları tehdit etmeye başladı. Ölümler hâlâ devam ediyor.

ARICILAR ÇARESİZ

Arı ölümlerinin ‘başkenti’ Hatay’da görüştüğümüz arıcıların çizdiği tablo, hiç de iç açıcı değil. Ölümlerin hızla diğer illere de sirayet etmesinden korkulurken, arılarını kaybedenler yeniden bal üretimi yapmak için, başka ilere göç etmeye başlamışlar. Ölümler devam etmesine rağmen, henüz ciddi bir müdahale yapılmamış olması, üreticileri korkutuyor.

Hatay, Türkiye arıcılık sektöründe önemli bir konumda. Bal üretiminden ziyade, ikliminden dolayı özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki arıcılar, kışlık mekan olarak kullanıyor burayı. Ekimden marta kadar Hatay’da kalan arıcılar, baharda kendi şehirlerine dönüyorlar. Kimi Hataylı arıcılar da, daha iyi bal elde etmek için, Doğu’nun yüksek dağlarına kovanlarını taşıyor. Merkezi Dörtyol’da bulunan Hatay İli Arı Yetiştiricileri Birliği’ne (Hay-Bir) bağlı 400 arıcı bulunuyor. Birliğe kayıtlı olmayan yüzlerce arıcı da var burada. Hay-Bir üyesi 40 bin kovandan yılda ortalama 800 ton bal üretiliyor. Birliğin tespitlerine göre, arı ölümlerinden dolayı şimdiden 560 ton bal kaybı var. Polenlerle birlikte zararın miktarı daha da artıyor. Yani böyle giderse, balı her geçen gün daha pahalı yiyeceğiz.

ARI ÖLÜMLERİNİN NEDENİ BİLİNMİYOR?

Türkiye’yi de saran ‘esrarengiz’ arı ölümleri, genelde küresel ısınmaya, yani ‘yalancı bahara’ bağlanıyor. Sebeplerden biri olarak, hastalık kıskacındaki arıların dirençsiz olması gösteriliyor.

Peki, Hatay’da yaşanan ani arı ölümleri, neden kaynaklanıyor? Aslında bu sorunun cevabı tam manasıyla ne uzmanlarda ne de arıcılarda var. Uzmanlar, kentteki toplu ölümleri daha çok ‘küresel ısınma’ya bağlarken, arıcılar bu gerekçenin kendilerini tatmin etmediğini ve bir an önce kesin teşhisle birlikte tedbir alınmasını istiyor. Hatay bölgesindeki bal arılarını inceleyen Hacettepe Üniversitesi Mikrobiyoloji-Parazitoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevin Keskin, Türkiye’de ciddi oranda arı kayıplarının yaşandığına dikkat çekiyor: “Hatay’daki arılarda birçok hastalık var. Ölümler bunun sonucunda oluşuyor. Birden fazla hastalık arı kolonilerini çökertiyor. Şubatta küresel ısınma sonucu görülen yalancı bahar, direnci düşük kovanlarda ölümlere yol açtı.” Mustafa Kemal Üniversitesi’nden Doç. Dr. Nuray Şahinler de, yine küresel ısınmaya bağlı olarak, ölümlerin arttığını ve arılarda Nosema saptadıklarını söylüyor.

Hatay’daki arıların, ölümlerine yol açan çok sayıda hastalık tespit edilmiş durumda. Ancak arıcılar, bu hastalıkların daha önce de var olduğunu ve toplu ölümlerin bu şekilde yaşanmadığını dile getiriyorlar. Amerikan Yavru Çürüğü, Avrupa Yavru Çürüğü, Nosema, Trake Akarı, Varroa gibi hastalıklar, Hatay’daki kovanlarda görülüyor. Hataylı arıcılar, ölümlerin Trake Akarı ve Nosema’dan kaynaklanmış olabileceğini de düşünüyor. Trake Akarı, solunum yolunu tıkadığı için nefes darlığı çeken arı, kovanı terk ediyor ve başka bir yere gidip ölüyor. Hatay’daki arıların ortadan kaybolup bir daha geri gelmemesi bu hastalık ihtimalini güçlendiriyor.

İKLİME GÖRE ANA ARI ÜRETİLMELİ

Arı ölümlerini Türkiye’nin gündemine taşıyan isim Mehmet Ekici. Ölümleri ilgili makamlara haber verdiği için bir kısım arıcılar tarafından eleştiriliyor. Arıcılar arasında başlayan polemikler, aslında bir handikabı da ortaya çıkarıyor. Ekici, durumu şöyle izah ediyor: “Mesela Amerikan Yavru Çürüğü, ihbarı zorunlu bir hastalık. İhbarı yapan arıcının bütün arıları, bulaşma ihtimaline binaen yakılıyor. Bunun karşılığında da herhangi bir yardım veya destek verilmiyor. Oysa bütün kovanları yakmak gerekmez. Bu yüzden vatandaş ‘kovanlarımda hastalık var’ demek istemiyor. Biz örtüyü kaldırdık. Bu yüzden eleştirildik; ama şimdi durum değişti. Herkes hastalıkları gizlemenin işe yaramayacağını anladı. Ancak yetkililer, hâlâ aynı mantıkla olaya bakmaya devam ediyorlar.”

Ekici, arı ölümlerinin son yıllarda arttığını; ancak bu yıl oranın çok fazla olduğunu dile getirirken bunu biraz da tartışma oluşturacak bir sebebe dayandırıyor. Ona göre, ölümlerin yüksek düzeyde olmasında en büyük faktör, iklime göre sağlıklı ana arı üretiminin yapılmaması. Ana arı üreticilerinin, ana arıları yeterince çiftleştirmediğini söyleyen Ekici şöyle konuşuyor: “Bu olmayınca da sağlam arı olmuyor ve hemen hastalık kapıp ölüyor. İklimlere göre arı üretimi olması gerekir.

ÖLÜM SİNYALİ, İKİ YIL ÖNCE GELDİ

Hatay’da arı ölümlerinin yaşanacağı, aslında iki yıl önceden sinyallerini vermiş. TEMA Vakfı’nın 2005 yılında hazırladığı ve bütün tarım müdürlüklerine gönderdiği broşürde Hatay’daki arılarda, yüzde 52 oranında Amerikan Yavru Çürüğü olduğu bilgisi yer almış. Bu oran bile diğer illerdeki hastalık oranlarını ikiye katlıyor.

ARICILIK BİLİNÇSİZCE YAPILIYOR

40 bine yakın ailenin arıcılıkla geçindiği Türkiye, aslında bu alanda dünya çapında isminden söz ettirecek durumda. Türkiye arı sayısı bakımından Çin’den sonra dünyada 2’nci sırada; ancak bal üretimine gelince bu sıralama 8’inciliğe geriliyor. Bu da Türkiye’nin arılarından yeterince verim alamadığını, arılar ve doğal bitki örtüsü konusunda sorun yaşamayan Türkiye’de, arıcılığın bilinçli yapılmadığını gösteriyor.

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO), 2005 verilerine göre dünyadaki kovan sayısı 62,3 milyon; Türkiye’deki sayı ise 5 milyon. Ancak, dünyadaki toplam bal üretimi 1,3 milyon ton olmasına rağmen, Türkiye’nin rekoltesi sadece 74 bin ton. Balların yüzde 29’u Ege Bölgesi’nde üretilirken, Karadeniz’den yüzde 22, Akdeniz’den yüzde 13 oranında bal geliyor. Kalan kısım ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile diğer bölgelerde üretiliyor. Yozgat, Şırnak, Hatay, Kars, Ardahan, Ağrı, Sivas, Erzincan, Rize gibi iller arıcılıkta ön plana çıkıyor. Türkiye’de resmî kayıt altında olan arıcılar dışında hiçbir yerde kaydı olmayan arıcılar da bulunuyor. Gezgin arıcılar, kovanlarını kışın Akdeniz’e, yaz aylarında ise Doğu ve Güneydoğu’daki yüksek yaylalara götürüyor.

Öyle görünüyor ki; arıların yok oluşunun sebepleri kesin olarak bilinmiyor.Küresel ısınma, bir yıllık olay olmadığına göre, arıların ani ve hızlı kaybı, sadece küresel ısınmaya bağlanamaz herhalde. Hormonlu bitkiler ve ilaç kullanımı da, tedrici bir etki doğuracak faktör olduğuna göre, bu yıl ortaya çıkan ani ölümler, adeta diğer balina, yunus ve benzeri canlıların intiharını anımsatmaktadır. İnsan, insan yaşamının vazgeçilmez unsuru olan canlıların, kendilerini feda ederek insanlığı uyardığı tezini hatırlamadan edemiyor.

aksiyon.com, 12/04/2007