yaklaşan saat
kuranda islam, kuran ışığında araştırmalar
  theapproachinghour, english website




kuranı anlamak için arapça


tasavvuf felsefesi, kuran islamı, radikalizm islam değil hastalıktır

YAKLAŞAN SAAT'TE BEKLENEN MEHDİ DEĞİL İSA'DIR, mehdiyet felsefesi

 


 
Gönderen  Aranacak Kelime
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
18 Ağustos 2018, Cumartesi
19:57


Sayın Cumali,
1) Kur’an’ın, Tevrat’ı tasdik edişi ve Tevrat’ı zikredişi iyi incelenmelidir. Kur’an’da onlarca ayet var, Tevrat’a atıf yapan onlarca ayetten seçtiğimiz aşağıdaki ayetleri lütfen inceleyiniz.
2/89, 146
3/3, 50, 93, 187,
4/46 ,47
5/13 ,15, 44,45,46
6/91
1/17
28/49
46/12, 30
61/6
62/5

2) Özellikle yukarıdaki ayetlerden seçtiğimiz aşağıdaki ayetler bu tahrifatın nasıl yapıldığını açıkça ortaya koymaktadır.
4/46 (“Yuharrifune el-kelime an mevzihi”)
5/13 ( “Yuharrifune el-kelime an mevzihi”),
5/44(“Vela teşteru bi-ayati semenen kalilen”),
3/187 (“Ve-eşteru-bihi semenen kalilen”)
6/91 (“Tecaluna-hu(Tevrat’ı) karadise tubdunaha ve tuğfuna kesiren”)

4/46,5/13 de Yüce Rabb'imiz diyor ki; “kelimeleri(kavramları) mevzilerinden(kapsamlarından) dışarı çıkardılar, kapsamlarını anlamlarını değiştirerek; mevzilerini daraltıp-genişlettiler ve böylece istedikleri anlamlara tevil ettiler.”
Yoksa Kitab'ın ayetlerini ve ayetlerdeki kelimeleri-metni çıkarıp yerine başka kelimeler ya da metin koymadılar. Her kelimenin bir mevzii(çukuru-kapsamı) vardır. Bu kapsamı-anlamı, tabii ki tevillerle değiştirerek istediğiniz anlamı verebilirsiniz.
3/187, 5/44'de Yüce Rabb'imiz diyor ki; “Allah’ın ayetlerini az bir dünya menfaati için sattılar(değiştirdiler-tevil ettiler). Yoksa Tevrat’ın bir ayetini, yahut ayetin içindeki kelimeleri parayla satıp, yerine yeni kelimeler koymadılar ve koyamazlar da…

6/91'de Yüce Rabb'imiz diyor ki; “Tevrat’ı parça-parça(kırtasiye) yaptılar; bir bölümü; yani işlerine geleni açıkladılar, bir çoğunu da gizlediler.

3) Bugün Kur’an, yazım olarak korunmuştur, bunda hiç şüphe yoktur, ancak benzer tahrifat, Kur’an’da da yapılmaktadır. Bunca “Din” anlayışı, sayısız biri birini dışlayan tarikatlar, akımlar, radikaller nereden çıkıyor dersiniz. Kur’an, “hırsızın elinin kesilmesini emretmiyor. Bunun anlamı; “hırsızın elinin maldan uzaklaştırılmasıdır” diyen anlı şanlı ilahiyat profu-dekanı, bu teviliyle ne yapmış oluyor sizce… Ne karşılığında Allah’ın ayetlerini ya da “kesme” kavramını mevziinden çıkarıyor dersiniz… Tevrat’ın kavramları Hahamlarca buharlaştırıldı da Kur’an kelimeleri(kavramları) buharlaştırılıp, mevzilerinden çıkarılmadı mı? Kur’an parça parça edilmedi mi?(23/52-53) Kur’an dan hicret edilmedi mi? (25/30)…
Bir zamanlar, hemen herkesin onayladığı İblis şapkalı FETO, Kur’an’ı, hahamların Tevrat’ı tahrifinden az mı tahrif etti… Daha nice şeytanlaşmış sapkın akımlar ya da din adamları, Allah ile ve O’nun ayetleriyle-kelimeleriyle oynayarak insanları kandırmıyorlar mı? (31/33, 35/5)

4) Bizim Kur’an’a, Sahih Sünnet'e ve Tevrat’ı incelemeye dayanan görüşümüz şudur:

Tevrat metin olarak korunmuştur. Ancak yazılı Tevrat’ın dışındaki “sözlü Tevrat” ve diğer metinler, hahamların görüşlerinin yansıdığı muharref metinlerdir. Yazılı Tevrat, tüm İsrailoğulları peygamberlerince tasdik edilmiş, korunmuş olmasına rağmen, hahamların, kelimelerle-kavramlarla oynamasıyla bu anlamda tahrife uğramıştır. Tevrat’ı ya da Kur’an’ı tahrif etmek için yazılı metinle oynamaya gerek yok, kavramlara istediğiniz anlamları verme hilekarlığı ya da cehaleti aynı amacı sağlar.

5) Yüce Allah’ın kelamı olan Tevrat, İbranice metin olarak sahih olsa da, Kur’an’dan sonra hükmünü yitirmiştir ve biz müminler için hiçbir şekilde bağlayıcılığı yoktur.

6) Bu konuya açıklık kazandıracak olan Sitemizdeki 5/5/2011 tarihli “İSRAİLOĞULLARI: AMCAOĞULLARI PEYGAMBERİMİZİ NASIL ÖRTTÜLER?” başlıklı araştırmamızın;
“2) TEVRAT(TORA): "ALLAH SİZE, KARDEŞLERİNDEN, BENİM(MUSA) GİBİ BİR PEYGAMBER GÖNDERECEKTİR" alt başlıklı bölümü aşağıya alınmıştır:

“Bilindiği gibi Tevrat, yahut "Yazılı Tevrat"; beş kitaptan meydana gelmiştir. Bunlar; Tekvin(Bereşit), Çıkış(Şemot), Levililer(Vayikra), Sayılar(Bamidbar), Tesniye(Devarim)'dir."Kitab-ı Mukkaddes: Eski Ahit ve Yeni Ahit(İnciller)" ise; bu "Beş Kitab"a, Hakimler, Peygamberler ve İnciller(4 Kanonik İncil)in ilavesiyle oluşturulan bir kitaptır ve daha çok Hristiyanlarca makbuldür.

Biz burada beş kitaptan oluşan "Yazılı Tevrat" üzerinde duracağız. Tabii ki "Yazılı Tevrat"dan söz edince "Sözlü Tevrat"dan da bahsetmemiz gerekmektedir. "Sözlü Tevrat" diye ifade edilen, Musa'ya vahyedilen, ancak yazılması yasak olan"şifai vahiy"dir. "Yazılı Tevrat"ın, yazılı biçimde okunması; "Sözlü Tevrat"ın ise ezberlenmesi ve rabbaniler-hahamlar tarafından öğretilmesi, hatta "Yazılı Tevrat"ın tefsirinin tamamen "Sözlü Tevrat"a dayandırılması esastır. "Sözlü Tevrat"ın, unutulması ve kaybolması endişesiyle daha sonra esasları yazılmış, detayları ve yorumları, yine alimlere-hahamlara bırakılmıştır. İlk önce MS 2. yüzyılın sonlarına doğru "Mişna" yazılmış, daha sonra da kapsamlı olarak "Talmud" yazılmıştır.

"Sözlü Tevrat", Musa'dan sonra o derece önemsenmiş ve öne çıkarılmıştır ki; "Sözlü Tevrat" ve hatta "Hahamlar" olmadan, "Yazılı Tevrat" anlaşılamaz yargısı, tüm Yahudilere ve din adamlarına hakim olmuştur. Böylece "Sözlü Tevrat" ve "Hahamlar"; Din'in merkezine oturtulmuş, Yüce Allah'ın indirdiği "Yazılı Tevrat" bu yolla tefsir ve tevillere mahkum edilmiştir. Böylece "din adamları", kavramlarla istedikleri gibi oynamış; kapsamlarını değiştirip, dönüştürmüşler ve Kur'an diliyle "kelimeleri mevzilerinden çıkarmışlardır". Peygamberimiz'in beyanıyla da; "İsrailoğulları, alimlerini Rabler edinmiştir."

Maalesef "Peygamber Sünneti"nin; yani "Sahih Hadis Külliyatı"nın, sonradan zayıf hadisler ilave edilerek genişletilmesi ve Kur'an'ın önüne geçirilerek; Kur'an'ın, bazı alimlerce tamamen hadislere mahkum edilmesinin de, benzeri bir sapma olduğunu burada zikretmeliyiz.

Unutulmamalıdır ki Din'in; İslam'ın temeli-özü; tüm kutsal kitaplarda muhkemdir, herkesin anlayacağı açıklıktadır. Ancak ameli meselelerde, elbette "peygamberlerin açıklamaları"na,"alimlere-fıkha" ve fıkhetmek içinde bir "metod"a ihtiyaç vardır. Bu tespitlerden sonra "Yazılı Tevrat"ın tahrifine sebep olan faktörleri şöyle özetleyebiliriz:

1) Birincisi, "yazıcılar"ın(soferim) yazım hataları, alimler arasında da ciddi bir tartışma konusudur.

2) Yahudi Tevrat'ı(Massoratik) nüshası, Septuagint(Yunanca) nüsha ve Samiri Tevrat'ı arasında ciddi farklar vardır.

3) İstila ve esaretle gelen dış baskılar; "Tevrat'ı yasaklama ve yok etme çabaları" ve putperest Yahudi krallarının, "Tevrat'ı tahrif etme gayretleri".

4) Bizce en önemlisi, bizzat Yahudi din adamlarının; "hahamların tevil ve tefsirleri"dir. "Yazılı Tevrat"a, parantez içi açıklamalar ilave etmek yoluyla ve özellikle kavramlarla oynayarak; istenen anlamı elde etme çabaları, adeta meşru bir yol olmuştur. "Sözlü Tevrat"ın oluşumu, yazılı hale getirilmesi, ilave edilen fıkhi görüşlerle genişletilmesi; "Yazılı Tevrat"ın, tamamen bu şifai fıkha bağlanması, en büyük tahribat kaynağıdır. Özellikle Peygamberimiz'e işaret eden "ayetler ve kavramlar"la oynanarak örtülü hale getirilmiş, yahut bu sıfatlar, İsrailoğulları'nın peygamberlerine atfedilmiştir.
Biz, Tevrat'da en ciddi tahrifatın; "Sözlü Tevrat"ı oluşturup-geliştiren" ve bu yolla "Yazılı Tevrat"ı istedikleri gibi yorumlayan "Rabbaniler-Hahamlar"kanalıyla yapıldığına inanmaktayız. Aşağıda Tevrat ayetleri ve bunların tefsirleriyle ilgili vereceğimiz birkaç örnek bile bizim bu tespitimizi doğrulamaktadır. İşte tipik bir örnek:

Tora:Çıkış(Şemot) 21:24'de; "Göze karşılık göz, dişe karşılık diş, ele karşılık el, ayağa karşılık ayakta kısas vardır." ayetinin benzer şeklinin Kur'an'da geçtiğini; anlamının da gayet açık olduğunu bilmekteyiz. Şayet zarara uğrayan, bağışlarsa ve karşılığında bir diyet kabul ederse bu kendisi için bir kefarettir der Kur'an. Ancak zarara uğrayan, had uygulanmasını isterse, haddin uygulanması gerekir ve uygulamayanlar zalimdir der yine Kur'an. Ve yine Yüce Allah,İsrailoğulları'nın, bu cezaların uygulamasını değiştirerek zalimler olduklarına işaret eder.

Hahamlar, göz göre göre bu "had cezası"nı iptal etmişler, bunun sadece "para cezası"olduğuna hükmetmişler, aksi görüşü küfür saymışlardır. Böylece hahamların "Sözlü Tevrat"da yer alan görüşleri, "Yazılı Tevrat"ın bu "ceza hükmü"nü değiştirmiştir. İşte hahamların bu kısas ayetinin uygulamasını nasıl değiştirdiklerinin kanıtı:
"Kim, Sözlü Tora ile bilinen, ama 'Yazılı Tora'nın basit metninde farklı anlaşılabilen bir kuralın, bundan böyle 'Sözlü Tora'ya göre değilde, yazılı metinden doğrudan anlaşıldığı şekilde; örneğin "göze göz vs." emrini, tazminat ödeme yerine gerçekten de göze karşılık göz çıkarma şeklinde uygulanacağını söylerse, sabahtan akşama sürekli mucize gerçekleştirse bile bunun hiçbir değeri yoktur ve idamı hak eder. Bu kişinin yaptıkları ya göz boyamadır, ya da kendisi karanlık güçler kullanarak büyü yapmayı, yakın gelecek hakkında haber almayı bilen biridir. Ama yaptıklarının kutsiyetle uzaktan yakından alakası yoktur."(Tora:Tesniye(Devarim) 13:3'ün tefsir kısmı).
Benzer şekilde kendilerine, Peygamberimiz'in gönderileceğini bildiren "Tesniye 18:15 Ayeti"ni, nasıl da örttüler:
"Tanrı Aşem, benim gibi, arandan, kardeşlerinden bir peygamber belirleyecek senin için. Onu dinleyin!"
Tesniye(Devarim)18:15
Burada Musa, Yüce Allah'ın vahyine dayanarak açıkça diyor ki; "Ey İsrailoğulları, Allah, size, kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber gönderecektir, onu dinleyin!" Kimdir İsrailoğulları'nın kardeşleri? Elbette İsmailoğulları'dır. Zira İsmail, İshak'ın kardeşidir, tabii ki İbrahim'in oğludur. İsmailoğulları, kardeşoğullarıdır, yahut da Yakuboğulları'nın ammuoğulları(amcaoğulları)dır. Bu ayet açık bir şekilde Muhammed(s.a.v.)e işaret etmektedir. Hahamların tefsir ve tevilleri tamamen yanlıştır, kasıtlıdır ve tutarsızdır. "Arandan" kelimesini kullanarak, açık ifadeyi ve işareti, İsrailoğulları peygamberlerine yönlendirmektedirler. Böylece ortaya çıkan çelişkileri de zırva tevillerle kapatmaya çalışmakta ve maalesef cemaatlerini kandırmakta başarılı olmaktadırlar.
Bu ayet, son rahmet elçisi Muhammed(s.a.v.)den başkasına gitmez, neden mi?

1) İsrailoğulları'nın kardeşleri; ammuoğulları, İsmailoğulları'dır. Hahamlar dar anlamda kavmiyetçilik yapıp; Hacer'i ve İsmail'i tanımamazlıktan gelseler de bu böyledir.

2) Musa gibi bir peygamber İsrailoğulları'na gelmemiştir ve bir daha gelmeyeceğini de haham efendiler yine Tevrat'dan bilirler. Bilirler ki; hahamlar bu noktada bocalamış, buradan çıkış yolları arayarak; zırva teviller yapmışlardır. Ayrıca Musa da, Muhammed de nasıl önemli iki kardeş peygamber olduklarını bilmekteydiler. Peygamberimiz, defaatle Musa'nın önemine işaret etmiştir ve hatta Tevrat metnini elinde tutan Ömer'e; "bugün Musa da gelseydi bana tabi olurdu" diye seslenmiştir. İki önemli kitap ve iki önemli peygamber... Birisi Rabb'iyle doğrudan konuşmuş, diğeri ise tüm insanlığa ve alemlere rahmet olarak gönderilmiş mühür peygamber. Birisi İsrailoğulları'na gelecek peygamberlerin sürekli tasdik edeceği "Furkan"la, diğeri fiili kıyamete kadar İsrailoğulları da dahil tüm insanlığa gönderilen "Kur'an"la gelmiştir...”
http://www.yaklasansaat.com/dinler/israilogullari_amcaogullari_peygamberimizi_nasil_orttuler.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
18 Ağustos 2018, Cumartesi
19:25


Cumaliye cevap.

Ziyad bin Lebid'den: Rasulullah(s.a.v.) bir şey anlatarak şöyle demiştir:
"Bu, ilmin(İslamın)gitmesi zamanında olur" buyurdu.
Ben: "Ya Resulullah! Kur'an'ı okuduğumuz, evladımıza onu okuttuğumuz ve evladımız da kıyamete kadar kendi evladına onu okutacağı halde ilim nasıl gider?" dedim. Resul-i Ekrem:
"Anan seni kaybedesiye Ziyad! Ben muhakkak seni Medine'de fıkhı en iyi bilen adamlardan görürdüm. Şu Yahudiler ve Hıristiyanlar Tevrat ve İncil'i okuyup da bu iki kitapta bulunan hükümlerden hiçbir şeyle amel etmez değiller mi?" buyurdu.
Sünen-i İbni Mace, C.10, H.no: 4048

http://www.yaklasansaat.com/dinler/Son_din_kuran_islami_buharlastimi.asp
Okumanı tavsiye ederim.


Yukarı  
 
Gönderen:
cumali

Yer:
Diger

Tarih:
18 Ağustos 2018, Cumartesi
00:53


"Yahudi din adamlarının Tevrat'ı metin olarak koruyarak, anlam olarak nasıl tahrif ettikleri gerçeği, bu meselenin en çarpıcı "saptırma örneği"ni teşkil etmektedir."

kuranı anlamak için arapça sitenizde yukarıdaki satır ne demek arkadaş.

metin nasıl korunmuş olur kuranda Allah metni değiştirdiklerini söylüyor.
Yukarı  
 
Gönderen:
İbrahim

Yer:
Diger

Tarih:
08 Ağustos 2018, Çarşamba
22:42


Cevap 2: İMAN-İHSAN NEDİR?

“İslam”, objektif bir tanımdır-tariftir. Yani efradını cami ağyarını mani bir tariftir. İyi bir tanım, efradını cami, ağyarını mani olmalıdır. Yani kapsamı ve tümleyeni kesin-net olmalıdır. İslam’ın tümleyeni “şirk”tir. İslam tanımı, önce tümleyenini(şirki) redle başlar. Önce tüm ilahlar reddedilir.

Teklif “akla” yapılır, İslam, akılla kavranır, dille kabul edilir yahut “tasdik” edilir. İlk daire İslam dairesidir. “İman”, “inanmadır-emniyettir-şüphesiz tasdiktir”, ikinci dairedir ve İslam’ın içindedir. İman dille ikrar, kalble tasdiktir. Kalpleri ise Allah bilir. Kişi kendi İslamına şahitlik eder, diğer Müslümanlar da şahitlik etmelidir. İman konusunda diğer Müminlerin şahitliği hüsnü zandır, gerçeği Allah bilir.

“İslam”, “İman”ı kapsar ve her Mümin, Müslüman’dır, ancak her “Müslüman”, “Mümin” olamayabilir. Hucurat(49)/14, bu durumu en güzel şekilde açıklıyor.

Özetle “İman”, “şüphesiz tasdik”tir, derecelidir; artar azalır ve de dille kabul edilen “İslam”ın “Kalb”le tasdikidir. Alt sınırı “şüphesiz kalbi tasdik” iken üst sınırı, Allah’a karşı güçlü sevgi-saygı ve Allah korkusudur. İmanın derecesi arttıkça “İhsan derecesinde iman”a dönüşür. “Mümin”in imanı artıkça “Muhsin” olur.

“İhsan”, “İman”ın üst sınırıdır. İslam’ın içindeki daire “iman” dairesidir. “İman”ın içindeki daire ise “ihsan” dairesidir. Kapsam bakımından her “Muhsin”, “Mümin”dir ve de “Müslim”dir. Ancak her “Müslim”, “Mümin” ve de “Muhsin” olmayabilir. Her “Mümin”de, “Muhsin” olmayabilir.

İslam, akla teklif edilir ve İslam’da, “akıl-kabul” egemendir. İman da ise kalbi tasdik ve şüphesizlik esastır. İman'da “akıl-kabul” idrake, tefekküre ve Allah korkusuna dönüşmüş olur. Bu Allah korkusu-saygısı-sevgisi, aklın işletilmesiyle güçlenir ve “adanma”ya dönüşür ki bu; “İhsan derecesinde iman” aşamasıdır. “İhsan” derecesine, Peygamberimiz(sav), “Allah’ı görür gibi iman” der. Tüm peygamberler, tüm melekler ve de İman derecesi yüksek olan müminler, “İhsan” derecesinde iman sahibidirler. Hatta melekler ihsan derecesinin de üzerinde mukarrebtirler.

"Şüphesiz kalbi tasdik" anlamına gelen “İman” konusunda Kur’an’da yer alan çok sayıda ayetlerden bir kısmı aşağıda verilmiştir:
2/8, 3/52, 3/173, 5/41, 111, 8/2, 9/124, 16/106, 48/4, 49/7, 49/14, 49/15, 57/16, 58/22, 59/10, 60/10, 74/31,

Aynı şekilde “İhsan-Muhsin” kavramlarının geçtiği bir kısım ayetler de aşağıdadır:
2/112, 3/134, 4/125, 29/69, 31/22, 39/34

İslam’a giren yahut İslam’ı kabul eden herkes aynı anda “mümin” olmuş değildir. Hucurat(49)/14'de bildirilen bedeviler de böyledir. Ancak Ebubekir gibi fıtratı temiz, İslam’ı almaya hazır bir Sahabe İslam’ı kabul ettiğinde aynı zamanda “iman” etmiştir. Yine Yasin(36)/20-27'de elçileri tasdik edip, onlar öldürülmesin diye kavminin önüne atılıp “iman” ettiğini söyleyen ve şehit edilen kimse de, İslam’ı kabul ederken “iman” etmiştir. Ha keza Musa’nın karşısına çıkan sihirbazlar da, İslam’ı kabul ederken “iman” etmiştir. 7/120-122’ye bakınız.

Özetle; İslam”ı, sahih akılla kavrayıp kabul ettikten sonra, şüphesiz bir şekilde tasdike dönüştürenler; yani “iman” edenler, dünyada ve ahirette kurtuluşa erenlerdir.

“İman” giderek aklın işletilmesiyle güçlenir ve “ihsan” mertebesine ulaşır ve böyle bir kimse de, feraset-basiret sahibi olur, fitnelere düşmez, kimselerin göremediği, anlayamadığı şeyleri görür- anlar-hisseder. Kalp gözünün açık olması da budur. Bu sadece İslam’da değil, aklın işletildiği başka alanlarda da Allah, insana böyle bir meleke kazandırmıştır. Mesela bir alandaki bilim adamı, konusuna ne kadar hakim olur ve sürekli aklını işleterek araştırmalar yaparsa o kadar kendi alanının gerçeklerini keşfeder, başka bilim adamlarının göremediklerini görür, feraset sahibi olur.

Sonuç olarak insan önce İslam’ı akılla kabul eder, Müslüman olur. Sonra bir süreçle Mümin sıfatı kazanır, Mümin olur. Daha sonra da Muhsin vasfını kazanarak İhsan derecesinde iman sahibi Muhsin olur. Münafıklarda, kalpler hastalıklı olduğu için bu süreç arızalıdır.

İslam, ağacın kökü, yahut tohumudur. O tohumu ya da kökü beğenip satın alan Müslüman'dır. Onu yumuşak-verimli toprağa eker-diker, gerekli bakımını yapıp büyütür, sağlıklı meyve veren bitkiye-ağaca dönüştürürse o da iman-ihsandır. Burada “kişinin kalbi” toprak gibidir. Kendisi(aklı)da o bakımı yapan kişinin kendisidir. Kalp arızalı olursa bitki-ağaç hastalıklı verimsiz ve meyvesiz olur. İbrahim(14)/24-27'deki “tayyib kelime” bir ağaç misali ile anlatılır ki; bu İslam’ın ta kendisidir.


Yukarı  
 
Gönderen:
İsmail

Yer:
Diger

Tarih:
04 Ağustos 2018, Cumartesi
16:41


BİLİM "ANTİMADDE" KONUSUNDA NE BİLİYOR?
Antimadde, Allah'ın çiftler halindeki yaratmasının belki de en derin ve en geniş kapsamlı örneğidir. Antimadde, "anti-parçacıklar"dan oluşan maddedir...
Araştırma yazısı yayınlanmış arkadaşlar linki aşağıda.

http://www.yaklasansaat.com/evren/buyuk_patlama/antimadde.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
03 Ağustos 2018, Cuma
19:01


Hocam anlaşılmıştır. Ne demek istediğinizi anladım. Allah a çok şükür. Allah bize acısın. Cevap 2 yi de bekliyorum ama.. Allah razı olsun.
Yukarı  
 
Gönderen:
İbrahim

Yer:
Diger

Tarih:
02 Ağustos 2018, Perşembe
21:45


Sayın Bir Köle'ye Cevap:

Cevap 1: İSLAM NEDİR?

a) “İBLİS'İN İSLAM'A TUZAĞI: "TASAVVUF FELSEFESİ" yazımızdan alıntı:

“O halde "Allah-insan ilişkisi"nin doğru tanımı yapılmalıdır. Ki bu doğru tanımı ancak Allah yapabilir. Sonsuz Yüce Olan Allah, insanlığa son evrensel mesajı olan Kur'an'da bu tanımı; tekrarlı, tafsilatlı, tüm yönleriyle, muhkem ve şiddetli bir şekilde yapmaktadır. Ve her akıl sahibinin anlayacağı şekilde; en az beş "temel kavram"la, İslam'ı bize anlatmaktadır:
1) "Allah'a 'teslim' olmak", 2) "Allah'a 'köle' olmak", 3) "Allah'a 'mülk' olmak", 4) "Allah'a, hiçbir şeyi-kimseyi (kendi nefsi de dahil) 'şirk' (ortak) koşmamak", 5) "Allah'ın dışında varsayılan Gök'te ve Yer'deki 'ilahlar'ı, insanlık tarihindeki ilahları, bu ilahlara ait hükümleri reddetmek. Reddetmeyen müşrikleri reddetmek."

İşte Kur'an'ın bize muhkem ve tekrarlı bir şekilde anlattığı İslam budur. İslam, en geniş şekilde; Yaklaşansaat'in"Dinler-İslam Bölümü"nde; "KUR'AN'DA İSLAM" başlığı altında verilmiştir. (http://www.yaklasansaat.com/dinler/kuran_da_islam.asp)
İslam'ın bu "beş kavram"la anlatımını oradan inceleyebilirsiniz. Ancak biz burada, İslam'ın temel çerçevesini bir kere daha çizeceğiz:

Allah, cinleri ve insanları, "Kendisi'ne köle olsunlar" diye yarattı. Yaratılmış her şeyi bunların emrine verdi. Dileyen iman etsin, dileyen küfretsin. Allah insanı, Rabb'ini tanıyacak ve ona "köle" olması gerektiğini anlayacak potansiyellerle yarattı ve onu "özgür" bıraktı. Ona, ayrıca Rahmeti'nin gereği olarak elçiler gönderdi. Gök'te- Yer'de ne varsa onun hizmetine sundu. İblis ve ordusunu, düşmanı olarak tanıttı. Kim aklını işletir, şeytanlara düşman olur, düşmanını tanır, vahye kulak verir, kalbini kibir-hırs ve dünyevi arzularla, şeytani telkinlerle doldurmaz, Sonsuz Yüce olan "Rabb'ine teslim olursa", kendi kurtuluşunu hazırlamış olur. Kim de bunun tersini yaparsa, Allah, dünyada ipini uzatır, ahiretini(geleceğini) mahveder.

Özetle, Kur'an'da; kendisinin kim olduğunu, insanın kim olduğunu; Allah'tan başka ilah olmadığını, kendisinin alemlerin- her şeyin yaratıcısı, noksan sıfatlardan münezzeh, ortağı olmayan bir Melik, Malik, Hüküm ve Hikmet Sahibi Rab olduğunu ortaya koyan Allah'a; insanlar ve cinler; kendi özgür iradeleriyle "mutlak anlamda boyun eğer; köle olup, teslim olurlarsa" elbette Müslüman olmuşlardır ve böylece İslam boyasıyla boyanmışlardır. İşte Allah ile insanlar-cinler arasındaki meşru ilişkinin "temel çerçevesi" budur.”

http://www.yaklasansaat.com/dinler/iblisin_islama_tuzagi_tasavvuf_felsefesi.asp

b) KUR'AN'IN MERKEZİ KAVRAMI: "İLAH" VE "İSLAM" yazımızdan alıntı:

“1) İnsanlık tarihi, Hak-Batıl, Aydınlık-Karanlık yahut İslam-Şirk mücadele tarihidir. Adem'den günümüze İslam'ın tanımı da hep aynıdır ve "Kelime-i Tevhid"tir. Kelime-i Tevhid nedir, nasıl bir tanımdır? Kelime-i Tevhid şudur:
"Eşhedu en la İlahe İllallah ve eşhedü enne (….) Abduhu ve Rasuluhu."
Burada (...) yerine, "zamanın-kavmin elçisi"nin ismi konacaktır. Adem, Şit, İdris, Nuh, …İbrahim, …Musa …İsa, Muhammed.

Bu efradını cami ve ağyarını mani tanımın-tarifin anlamı nedir? Anlamı şudur:
"Ben, Allah'tan başka ilah olmadığına ve (….)in de Allah'ın kölesi ve Elçisi olduğuna şahidim."
Daha açık bir ifadeyle: "(Önce) Allah'ın dışındaki tüm ilahları reddederim, ancak Allah benim tek İlahımdır ve (….) de Allah'ın kölesi ve elçisidir, Ben bu tasdikime-sözüme şahidim."

2) Bu tanım, İslam'ın temel prensibidir, tanımıdır, temelidir. Kur'an, baştan sona kadar bu prensibi, insanlığa muhkem, tekrarlı ve şiddetli bir şekilde açıklamaktadır. Bu açıklamalar, ne Hadis'e ne de başka bir metne muhtaç değildir. Bu nedenledir ki mutlak gerçek olan ve kayıt altına alınmış olan Allah'ın vahyi Kur'an, şüphesiz ve muhkem bir şekilde bize, İslam'ın ne olduğunu ve ne olmadığını bildirmektedir.

İslam'ın yukarıdaki bu tanımı "ağyarını mani, efradını cami" bir tariftir. Bir tarifin, tam-kesin-doğru olması için "ağyarını mani, efradını cami" olması gerekir. Böyle olmayan tanım, belirsizlik içerir; kesin ve tam olamaz. Bu kıstas, matematiksel tanımların yahut bilimsel tanımların da temel özelliğidir. Zira bir tanım(küme-kavram), tümleyeni(ağyarını mani) ve kapsamı-kapsayanı(efradını cami) ile tam olur ve kesinlik kazanır.

3) İslam'ın yukarıdaki tanımında; önce "ilahlar"ın "reddi(tümleyeni)", arkasından da "Allah'ın tek İlahlığı"nın tasdiki(kapsamı) gelir. Kur'an bize, İslam'ı anlatırken önce "reddetmeye-örtmeye", sonra da "onaylamaya-tasdike" çağırır. İslam'a kişi şöyle girer:
"Ben (evrenlerde-âlemlerdeki- geçmişte-gelecekteki) tüm ilahları(tabii ki sahte ilahları) reddederim, ancak ve ancak Allah benim tek İlahımdır ve ben buna şahitlik ederim. Ve yine şahitlik ederim ki; Muhammed Allah'ın kölesidir ve elçisidir. Muhammed, Allah'ın kölesiyse elbette ben de Allah'ın kölesiyim, buna da şahitlik ederim. İşte doğru din budur."

4) Evet yukarıdan beri açıkladığımız İslam'ın tanımında önemli üç unsur vardır:
Birincisi, bu tanım; "ağyarını mani ve efradını cami" bir tanımdır.
İkincisi, bu temel tanımın-prensibin merkezi kavramı, "ilah" kavramıdır. "İlah" kavramı, Kur'an'ın da "merkezi-baş kavramı"dır. "İlah" kavramı türevleriyle birlikte Kur'an'da 2839 kere ve en çok geçen bir kavramdır.
Üçüncüsü ise yine Kur'an'ın merkezi kavramlarından olan ve 275 kere geçen "abd-köle" kavramının, "ilah" kavramıyla doğrudan ilişkisidir; yani "ilah-köle" ilişkisi... Zira tüm Elçiler ve Müslümanlar, "Tek İlah olan Allah'ın kölesidirler".

5) "İslam tanımı"nı sırtında taşıyan en önemli merkezi kavram elbette "ilah" kavramıdır. Bu "ilah" kavramının içini boşaltırsanız yahut bu temel kavramı, mevziinden çıkarır, kapsamını bozarsanız, "İslam tanımı" buharlaşır. Yazımızın başından beri bu merkezi "ilah" kavramının, zamanla nasıl buharlaştırıldığını ortaya koymaya çalıştık. Aynı zamanda "İslam uzayı"nın anahtarının bu tanım olduğunu, bu "anahtarın dişleri"nin de "ilah" kavramının "kapsamı" olduğunu düşünebiliriz. Şayet anahtarın dişleri eksik yahut fazla olursa, "İslam uzayı"na (evine) giremeyeceğimizi hatırlamalıyız.

6) Sonsuz Yüce olan Allah, insanlığa, son evrensel mesajı olan Kur'an'da "İslam tanımı"nı; tekrarlı, tafsilatlı, tüm yönleriyle, muhkem ve şiddetli bir şekilde açıklamaktadır. Ve her akıl sahibinin anlayacağı şekilde; en az beş "temel-merkezi kavram"la İslam'ı bize anlatmaktadır. Bu beş merkezi kavram bize, "İslam tanımı"nı 5 farklı yönden yahut 5 farklı şekilde açıklarken; bu temel kavramlar arasındaki "kapsam denkliği"ni de açıkça ortaya koymaktadır. İşte bu 5 kavram:
"teslim olmak", "köle olmak", "mülk olmak", "şirk(ortak) koşmamak", "la-ilahe illallah".

Ve işte bu 5 kavramla 5 denk İslam tanımı:
1) "Allah'a 'teslim' olmak". 2) "Allah'a 'köle' olmak". 3) "Allah'a 'mülk' olmak", 4) "Allah'a, hiçbir şeyi-kimseyi (kendi nefsi de dahil) 'şirk' (ortak) koşmamak", 5) "Allah'ın dışında varsayılan Gök'te ve Yer'deki 'ilahlar'ı, insanlık tarihindeki ilahları, bu ilahlara ait hükümleri reddetmek. Reddetmeyen müşrikleri de reddetmek."

http://www.yaklasansaat.com/dinler/kuranin_merkezi_kavrami_ilah_islam.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
01 Ağustos 2018, Çarşamba
22:22


O zaman size acikca soyleyecegim. Cunku bahsettiginiz hatalari yapip cabamin bosa gitmesini istemem. Dediginiz gibi bir elmi metodumda yok. Belki kuru mantikla yurudum.Yalniz sizden ricam; ihsan, muhsin, mumin, muslim kavramlarini detayli bi sekilde bana soylemeniz. Allah nasip ederse anlayacagim.
Amenu olmak; Allah i ozlemek ve kavusmayi dilemek. Ben bunu kast etmistim. Cunku bir mumin gercekten Allahi ozlemeli ve kavusmayi dilemeli diye dusunuyorum. Ben bunun amenu oldugunu dusundum. Bazi meallerde bi hitap geciyor. Bu islama uygun degilmi diyorsunuz?
Yukarı  
 
Gönderen:
İbrahim

Yer:
Istanbul

Tarih:
01 Ağustos 2018, Çarşamba
21:28


Sayın Bir Köle,

Ne söylemek istediğiniz yeterince anlaşılmıyor. Ancak unutmayın ki kuru mantıkla ciddi yanlışlar yapılır ve gerçeğe ulaşılamaz.

Birincisi “ey iman edenler” genel Kur’an hitabında “iman edenler” yerine “amenu olanlar” da ne demektir? İkincisi Kur’an’ı yahut Kur’an’ın kavramlarını ve ayetlerini bir “metoda ve ilme” sahib olmadan herkes hevasına(mantığına) uydurmaya çalışırsa bugün olduğu gibi “anlamlar ve dinler” türetmiş olur.

Üçüncüsüne gelince; “iman” ve “islam” nedir sorusunun cevabıdır. Bu cevabı Kur’an bize muhkem-apaçık ve tekrarlı bir şekilde vermiştir. Yaklaşan Saat’in temel görevi de budur. Kişi önce “İslam” olur. İslam bir temel kabul-akide ve tanımdır. “İman” bu kabulün “şüphesiz tastik” boyutuna ulaşmasıdır. “İhsan” ise daha ileri aşamdadır. Her “Muhsin” , “Mü’min”dir ve “Müslim”dir. Her “Mü’min”de, “Müslim”dir. Her “Müslim” ise “Mü’min” ve de “Muhsin “olmayabilir. Bu kavramların tanımı ve kapsamı birinci derecede önemlidir ve temeldir. Bu temel kavramlarda yapılan hatalar, azim hatalardır.

Dördüncüsü: Zikrettiğiniz ayetlere gelirsek; Hucurat(49)/14 de; bedevi olup yeni “Müslüman” olanlara, yüce Allah diyor ki; “ daha yeni Müslüman oldunuz, tastiğiniz emniyet kazanmadı; yani iman kalbinize henüz girmedi. İman ettik, Mü’min olduk demeyin, teslim olduk-Müslim olduk deyin…”

Bakara(2)/208 de ise mealen şöyle deniyor: “ Ey iman edenler, toptan-ümmet-toplum olarak “silme”(barışa)-Sulha girin, sakın şeytanın adımlarına uymayın, o sizin düşmanınızdır.”

Yani şeytanın ve münafıkların fitnesiyle aranızdaki kardeşliği-sulhu-barışı-teslimiyeti bozmayın, Allah’ın ipine sıkıca sarılan kardeşler olun!

O halde mesele nedir sayın Bir Köle?
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
01 Ağustos 2018, Çarşamba
02:13


Sitenizde bazi Ayetlerin mealini okurken bisey farkettim. Aslinda baska meallere baktigimda herkes oyle yorumlamis.
Bakara 2/ 208 de sizin cevirmede "Ey iman edenler" diyor. Ama translet yaptigimizda; "Ey amenu olanlar" oluyor. Neyse.. Su ayetide ornek gostermek istiyorum: Hucurat 14- bu ayette bedevilerin iman etmesiyle alakali bisey var. Ben iman etmek ve amenu olmak arasinda fark oldugunu dusunuyorum. Cunku Allah bizden Amenu olmamizi istiyor. Cunku ayetteki olayin amenu olmakla ilgisi var.
Sunu soylemek istiyorumki arapca bilmiyorum. Bugunden sonra mealleri artik tek tek translate yapmak zorundayim. Butun meallerde bircok kavramin yok edildigini bunun icinde islamin gercek manada yasanamdigini soylemek istiyorum..
Yukarı  
 
Gönderen:
Turabi

Yer:
Istanbul

Tarih:
29 Temmuz 2018, Pazar
18:43


*Kahrolsun İblis’in Planına Hizmet Edenler! Başlığıyla 28.07.2018 tarihinde yeniden hatırlatılan Haber Yazısının son paragrafı:” Biz, eşi, benzeri ve çocuğu olmayan, Sonsuz Yüce ve zamanı geldiğinde düşmanlarını kahredecek olan Allah'a teslim olmuşlarız. Biz, tüm peygamberleri ve Peygamberimiz'in habercisi olan; onun ümmeti olma şerefiyle; elinde Kur'an'la dünyaya gelecek ve tüm yalancı deccalleri, hayalci-vizyoncu sapıkları, cin-insan şeytanlarını; Allah'ın gücüyle kahredecek olan "Allah'ın kelimesi İsa"yı da tasdik ediyoruz. Kahrolsun yalancılar! Kahrolsun şeytan dostları! Kahrolsun İblis'in Planı'na hizmet edenler!” Amin, amin, amin...
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
21 Temmuz 2018, Cumartesi
19:08


Ozur dilerim. Daha İyi okumam gerekirdi. 2 3 kere okumama ragmen dogru bi sekilde anliyamadim. Ama simdi anladim. Herseyde bi hayir var. Allah razi olsun.
Yukarı  
 
Gönderen:
İbrahim

Yer:
Diger

Tarih:
20 Temmuz 2018, Cuma
13:30


"Ve Tevrat'ta size haber verilen İsrailoğullarının amca oğulları olan İbrahim oğlu İsmail oğlu Muhammed(sav); üzerinizdeki ağır yükleri indirmekte ve zincirlerinizi çözmektedir. O tüm insanlık için fakat bilhassa siz İsrailoğulları için evrensel bir "Rahmet Elçisi"dir ve tüm insanlığın "Büyük Azap"tan önceki son kurtuluş şansıdır."
http://www.yaklasansaat.com/haberdosya/2018_haberleri/19_07_18_natura_karta.asp

Sayın bir köle; metindeki ifade gayet açıktır. Şans kelimesi fırsat anlamında kullanılmıştır.
Yukarı  
 
Gönderen:
İsa

Yer:
Diger

Tarih:
20 Temmuz 2018, Cuma
00:47


Bu yahudilerin klasik oyunu iyi polis kötü polis tekniği. Neturei Karta dan bahsediyorum.

Bu sayede nefreti bir nebze hafifletmeyi amaçlıyorlar.

Size verilen yüzeysel cevaptan da anlaşılıyor.
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
20 Temmuz 2018, Cuma
00:15


Allah'ın selamı üzerinize olsun. Görmeden dostum diyecegim insanlarsiniz, hocalarimizssiniz. dostlugun ve sevginin gercekligini, cenneteki muhabbeti mutlulugu yazilarinizi okuyunca bi nebze yasiyorum. Paylastiginiz yahudilerle ilgili yaziyi okudum, siz ne kadar uzulduyseniz, bende o kadar uzuldum emin olun..
Sitenizde yazilarinizi okuduktan sonra, benim icin hayat bambaska hale geldi diyebilirim size. Allah'a, bu ilmi bana verdigi icin sukranlarimi iletiyorum ve sizin icinde bagislanma diliyorum. (Bunun icinde sansli mi diyeyim kendime siz soyleyin?!)
Yaziniz da, "buyuk azap oncesi son sansiniz" demissiniz. Eminmisiniz... Şans derken ne şansi. Şansla mi bu isler oluyor. Yani simdi ben sitenizi okurken şansli miydim. Yapmayin kurban olayim!.. ya da cagri mesajinizi okurken onlar sansli mi oldu. Allah hepimize acisin.. ben gercekten bu cagriyi dogru bulmadim.
Not: video alt yazi gibi yapma imkaniniz varmi.
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
03 Temmuz 2018, Salı
15:35


Az once baktigim videodan sonra size duygularimi soylemek istiyorum.
Video da: Profesor kılıklı ve docent diye gecinen iki kisinin, tefsirci ve mealci, kendi fikirlerini ilahlastirarak; Allah'ın İbrahim peygambere "oglunu kurban etmesini emretmemis (olamaz!) ve Kur'an, peygamberlerin ruyalarinin sahih oldugunu soylemez ve ruyaya gore de ibrahim peygamberin oglunu kurban etmesi olmaz" diyorlardi. Ne kadar uzucu bi durum ki; prof bir adamin ibrahim peygamberin oglunu niye kurban edecegini biraz soyledi ama yine de, kendi fikirlerini ortaya koyarak konuyu aslindan saptirdilar. Allah'a teslimiyetini; hicbir seye kole degil, sadece Allah'a kole olmak istedigini; kendini, oglunu, esini her seyini feda ettigi, Allah'a sevgi bagliligini, teslimiyetin zirvesine kadar geldigi ibrahimi anliyamadilar. Ne yazik.. uzuldum..
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
03 Temmuz 2018, Salı
01:57


Rami bey, bence siz hicbirseye bakmamissiniz. Biseyler ogrenmek istiyorsaniz asagidaki gonderdigim linkde birkac sorunuzun cevabini alabilirsiniz. "Ruh ve madde" ile ilgili kuran destekli, yeterince acik ve herkesin anliyabilecegi baska bi yerde belki bulamayacaginiz bilgiler mevcut. Bu linkten baslayabilirsiniz.









http://www.yaklasansaat.com/evren/buyuk_patlama/buyuk_patlama.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Rami

Yer:
Diger

Tarih:
02 Temmuz 2018, Pazartesi
00:52


nefs le ilgili birtane yazınız yok. Nefs nedir ruhdan ayrı bir şey midir? Mahiyeti nedir enerji midir vs.

madde alemi berzah alemi vs alemler hakkında bir yazınız var mı?
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
24 Haziran 2018, Pazar
03:51


Neden bu zaman icin topragin altinda olmak daha iyi?
Dediginize gore o dusunceyle gidersek, ne zaman iyiydiki?
(Bagislayin) Hayir siz yanlissiniz; iman edenler icin hic bir zaman kotu degil. acilari, kaoslari yasayabiliriz, fakat Hic bir aci, kaos Allah a teslim olmaktan alikoymayacak bizi...
-İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kolelerin hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi. (Hicr 39-40)
Yukarı  
 
Gönderen:
Gūlden

Yer:
Diger

Tarih:
21 Haziran 2018, Perşembe
17:48


Bu gün toprağın altında olmak üstūnde olmaktan çok daha iyi olduğu zamandayiz !
Ufacık, konuşmaları bile tam düzelmemiş çocuklara yapılan alçakliklar, emrimize verilmiş savunmasız hayvanlara yapılan alçaklıklar ...
Sadece bu boyutuyla bile bakarsak yaklasansaat in ardarda gelecek olaylarının bir soluk dibindeyiz.
(Allah bizi dünya sarhoşlugundan, her şerden korusun)
Dūnyamiz 1 in sunumundan alıntı:Bugün ahlaki çürümüşlük, şeytanlaşma, başkalarını sömūrme,kandırma-saptirma: cinnet, ruhsal-zihinsel sakatlıklar, bedeni-cinsel çilginliklar, kaos-katliam ve tüm boyutlardaki çūrümüşlük, grafiğin en derin çukurunu çizmekte...
Yukarı  
 
Gönderen:
adsız

Yer:
Diger

Tarih:
17 Haziran 2018, Pazar
17:31


Esselamünaleykum ,ramazan bayramımız mübarek olsun.Nerde olursak olalım Allah bizi korusun,selametle kalalım inşallah.
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
15 Haziran 2018, Cuma
10:15


Kolesi oldugumuz maddi ve dusunce nesnellestirdigimiz herseyi ramazanda terkettik. Sadece ve sadece Allah a kole olduk. Ramazan bir irade savasi degildi. İnsanin iradesini zayif kilan zaten Allahti. -neden senin irade savasi vermeni istesinki!? Dusunuldugunde Allah bir irade savasi istmiyordu; Razaman bir teslimiyetti. İdrak etmis insanlarin kurtulusuydu. Bunun iradeyle degil, kolelikle alakasi vardi. Kolesi oldugumuz; ilahlastirdigimiz nesne ve dusunceden azad olub Yuce ilaha, Rabbe, yaraticiya, melike,efendiye, rahman olan ALLAH a sevgiyle baglanmak ve sadece ona kole olmakti Ramazan. Ne mutlu ki bunu idrak edenlere ve bunun bayramini kutlayanlara.. Ramazan bayraminiz mubarek olsun..
Yukarı  
 
Gönderen:
Mehmet

Yer:
Diger

Tarih:
01 Haziran 2018, Cuma
03:36


Iklimlerin garip değisiklikleri çok korkutucu. Geçen yil subatta kesilen yagmur suan hala surmekte. Dunya son demlerini yasiyor zannimca. Bunun icin derin bilgilere de gerek yok sanirim. Yaklasan Saat gercekten yaklasti. Buna ben de kanaat getirdim!.. :(((( bu bir uyari. Gercek apacik ortada. Insanin dunyaya olan koleligi onu kor etmis.. Allah'in mesaji; insanlara, insanligi soylemek. Gercekten insan, Allah'tan baska hicbir seye kole olmamak icin yaratildi, gonderildi dunyaya. Bu mesaji anlamayanlar cok. Ne kadar yazik.
Bu yagmurun bir şeyi canlandiracaginin kanaatindeyim...
Allah ne guzel uyaricidir. Ona kole olarak olmek ne guzeldir...
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
25 Mayıs 2018, Cuma
00:51


Yaklaşan Saat kitap serisinden 2 yeni kitabımız yayınlanmıştır. Kitapçılardan isteyebilir veya internet kitap satış sitelerinden temin edebilirsiniz.

1- SON DİN "KUR'AN İSLAMI" BUHARLAŞTI MI?
"İBLİS'İN İSLAM'A TUZAĞI TASAVVUF FELSEFESİ"
RADİKALİZM İSLAM DEĞİL "HASTALIK"TIR

http://yaklasansaat.com/ys-kitaplari/ys-kitap-serisi7-tasavvuf-felsefesi.asp

2- "YAKLAŞAN SAAT'TE BEKLENEN MEHDİ DEĞİL İSA'DIR"
"İRAN DİNİNİ TARİHSEL KÖKENLERİ" VE "MEHDİYET FELSEFESİ"

http://yaklasansaat.com/ys-kitaplari/ys-kitap-serisi8-mehdiyet-felsefesi.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
22 Mayıs 2018, Salı
17:34


YAKLAŞAN SAAT, AYASOFYA KİTAP VE KÜLTÜR FUARINDA

Stand No: 225
Yukarı  
 
Gönderen:
Ahmet

Yer:
Diger

Tarih:
16 Mayıs 2018, Çarşamba
18:13


Mehmet'in dikkatine

Yaklaşan Saat Yaklaştı!

http://www.yaklasansaat.com/haberdosya/2018_haberleri/16_05_18_yaklasansaat_yaklasti.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Mehmet

Yer:
Diger

Tarih:
16 Mayıs 2018, Çarşamba
01:02


Qaqa sanada selam. Men Azerbaycan da tibb universitetinde oxuyuram. Bu sahifeyi oxumussansa seni tanımak isteyirem. Nmehmetkardas@outlook.com
Yukarı  
 
Gönderen:
Tural

Yer:
Diger

Tarih:
15 Mayıs 2018, Salı
22:08


Size Azerbaycandan yaziram.
Salam olsun sizlere .
Bu sayti hazirladiginiza gore cox minnetdaram sizlere.
Kitaplarinizi elde etdim ve cox raziyam.
Allah da sizlerden razi olsun.
Bele davam edin. UGURLAR!

Yukarı Mail: k-h-a-n@mail.ru 
 
Gönderen:
Mehmet

Yer:
Diger

Tarih:
15 Mayıs 2018, Salı
11:56


Selamlar... kudüs için sizin görüşünüzü almak istiyorum. Tutum ne olmalıdır? Allah ın indinde mahçub çıkmamak için bununla ilgili ne düşünebiliriz. Yada kudus için bir yazı paylaşıcakmısınız? Bundan eminimki şeytani bi oyun dönüyordur.
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
10 Mayıs 2018, Perşembe
17:12


Teşekkürler. Bu bilginin benim icin çok yararli oldugunu bilmenizi isterim. Madde ile olusan evren modelinde su an yasantimizi surdurmekteyiz. Peki antimadde ile yaratilan evren modeliyle ilgili bikac sey soyleseniz, sizden cok mu sey isteyecem. Tekrar sagolun.
Yukarı  
 
Gönderen:
Günhan

Yer:
Diger

Tarih:
18 Nisan 2018, Çarşamba
17:18


Selamlar,

Sonsuz Yüce Allah tektir ve her şeyi çiftler-eşler halinde yaratmıştır. Bu durum Kur'an'da birçok ayette bildirilmektedir. Söz konusu ayetlerin tamamına "Kur'an'da Yaratılış" sayfasından ulaşılabilir. Burada bir tanesini hatırlayalım:

Arz'ın bitirdiklerinden, onların kendilerinden ve bilmedikleri her şeyden, 'çiftler'(eşler) yaratan (Allah), ne yücedir!
[YASİN(36)/36]

Antimadde, maddenin eşidir, 20. yüzyılda keşfedildiğinde çevremizde gördüğümüz her şeyi oluşturan maddenin bir de eşinin var olması gerektiği anlaşılmıştır. Böylece Allah'ın yaratmasındaki çift olma durumu olabildiğince geniş kapsamlı olarak ortaya çıkmış ve insanlığın anlayışına sunulmuştur.

Antimadde ile ilgili kapsamlı bir yazı, inşallah yakında yaklasansaat.com'da yayınlanacaktır. Ancak konuya giriş olması için sanırım burada da kısa bir özet verilebilir.

Antiparçacıklar maddeyi oluşturan parçacıkların ayna görüntüsü olarak tarif edilebilir. Aradaki zıtlık yüklerin ters olmasıdır. Örneğin elektron bir madde parçacığıdır ve elektrik yükü (-1)'dir, elektronun antiparçacık eşi pozitron olarak adlandırılır ve elektrik yükü (+1)'dir. Yük haricindeki özellikler, örneğin kütle, eşler arasında aynıdır. Bütün parçacıkların bu şekilde eşleri vardır.

Antimadde, antiparçacıklardan oluşmuş maddedir. Maddenin içinde atomlar varsa antimaddenin içinde de anti-atomlar vardır. Örneğin; su molekülü H2O, 2 hidrojen 1 oksijen atomundan oluşur; antimadde su molekülü ise 2 anti-hidrojen 1 anti-oksijen atomundan oluşur. Anti-atomlar da anti-protonlar, anti-nötronlar ve anti-elektron ya da bilinen adıyla pozitron anti-parçacıklarından meydana gelmiştir.

Antimadde bilim dünyasının en çok kafasını karıştıran konulardan biri. Çünkü büyük patlama sırasında enerji kütleye dönüşürken madde ve antimaddenin eşit miktarlarda üretildiği biliniyor. Ancak Dünya, Güneş ve hatta galaksiler dahil gördüğümüz her şey neredeyse tamamen maddeden oluşmuş durumda. Bu yüzden büyük patlamada yaratılmış olan antimaddenin nereye kaybolduğu sorusu, cevap verilmesi gereken önemli bir soru. Ve bilimin bu konuda ulaşabildiği bir cevap bulunmuyor.

Etrafımızda madde kadar çok antimadde bulunmasa da, doğal ve yapay olarak az miktarlarda antimadde üretilmektedir. Güneş'teki reaksiyonlar sırasında ve atmosferde yıldırımlar olurken antimadde oluştuğu bilinmektedir. Yapay antimadde tıpta ve bilimsel deneylerde kullanılmaktadır.

Yukarı  
 
Gönderen:
BİR KÖLE

Yer:
Diger

Tarih:
01 Nisan 2018, Pazar
21:55


SELAMLAR
madde ve antimadde farkı? antimadde suan kullanılıyormu? antimadde elde edilmiyormu? madde ile yapılmayan ne kaldıkı antimaddeyle bişeyler yapılacak? vs antimaddeyle iligili birkaç bilgi yazanızdan başka, anlıyacağımız dilde olursa paylaşırsanız çok sevinirim.. iyi çalışmalar
Yukarı  
 
Gönderen:
Mehmet

Yer:
Diger

Tarih:
30 Mart 2018, Cuma
17:00


2 ayet, 2 hadisle evrenin yaricapini cikardiniz. Fakat buna milyardolarlar harcayanlar sadece seyirci kaliyor. -tabi rezilliklerinden dolayi okuyabilirlerse. Dunyanin ekonomisi bunlarin uzerinde donuyorken, İnsanoglunun yani bu bilim adamlarinin bu bilgilere ulasmasinin gercekyolunun, gercek vahye muhtac oldugunu anlamak ve inanmak oldugunu, lise ogrencisi seviyesinde bi cocugun bunu dusunmesi ne garip. Bu seviyedeki insanoglunun utanmadan "Sonsuz evren, evrenler" her agizlarinda her gevelediklerinde Allahtan sabir diliyorum. Ekonomide kriz yaratacak paralarin, boylesine pozitiflikle arastirmalarla ugrassalardi eminim suan cok cok daha ilerde olabilirdik. Ne yazik(!) ki, bu pozitifligi , bu bilgiyi yakalamanin bilim adami olmakla alaksi yokmus, cok sukur. Sonsuz olan tek ilah, Allahtir ve bu onun sifatidir. Ben bunu, ne yarattigi maddeye, ne de yarattigi insanin fikirlerine vermeyecegim. Herseyi sonlu ve hesaplanabilir yaratan Sonsuz Allahima sukurler olsun.
Yukarı  
 
Gönderen:
İsmail

Yer:
Diger

Tarih:
23 Mart 2018, Cuma
20:12


Mehmet bey;
Peygamberimiz(sav) elbette ki Musa(as) veya İsa(as) gibi apaçık mucizelerle gelmemiştir. Ancak O'nun da çok sayıda mucizeleri
vardır. Bunlar Sahih Hadis kaynaklarında yer almaktadır. Nitekim Site’nin “Ay” yazısında işaret edilen Ay’ın ikiye bölünmesi hadisesi; Hem Kur’an’da hem de Sahih Hadis kaynaklarında mevcuttur.
Ayrıca kuru mantıkla Peygamberimiz mucize gösteremez veya göstermemiştir demek külliyen yanlıştır. “Ay” yazısındaki ilgili bölüm ve ilgili hadisler aşağıdadır:

"DERİN VE UZUN KANAL: "HADLEY RİLLE"
Ay yüzeyinde uzun dar vadilere Rille denmektedir. Apollo 15 misyonu, bunlardan biri olan 125 km uzunluğunda, 400 mderinliğinde ve en geniş noktada 1500 m genişliğe sahip Hadley Rille'yi ziyaret etmeden önce bir tartışma sözkonusu idi. Bazı bilim adamları, bunların nehir yatağı olduğunu ve belirli bir zamanda buradan suların aktığını, diğer bir grup ise bunların, lav akışından oluşmuş kanallar olduğunu iddia etmekteydi. Bugün için bu kanalların, magmatik olduğu sanılmaktadır.
“Bazı İslam bilginleri, Ay’daki, bu uzun(125 km) ve oldukça da derin(400 m) olan Hadley Rille kanalını, Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)'in, Ay'ı bir mucize olarak ikiye ayırmasının bir işareti olarak görmektedirler. Bilindiği gibi Kur'an'da da; Ay'ın "kıyamet alameti" olmak üzere yarıldığı ifade edilmektedir:
"Saat(Kıyamet) yaklaştı ve Ay yarıldı."
[KAMER(54)/1]"

İşte ilgili Hadisler:
Enes bin Malik’ten: Mekke ahalisi Resulullah’tan kendilerine bir ayet(bir mucize) göstermesini istediler. O da onlara Ay’ı iki bölük gösterdi, hatta Mekkeliler Hira Dağı’nı o iki bölük arasında gördüler.
Buhari, C.8, Bab: 35, Hno: 88, s. 3619
Abdullah ibn Mesud şöyle demiştir: Biz Mina’da Peygamber(sav)in beraberinde iken Ay ikiye bölündü de Peygamber(sav): “Şahit olunuz!” buyuudu. Ve Ay’dan bir parça Hira Dağı tarafına gitti. Ebu’d Duha Müslim ibn Subayh da Mesruk’tan; o da Abdullah ibn Mesud’dan: Ay Mekke’de ikiye bölündü, diye söylemiştir.
Buhari, C.8, Bab: 35, Hno: 89, s. 3620
Abdullah ibn Abbas’tan: Resulullah(sav) zamanında Ay ikiye ayrıldı diye tahdis etmiştir.
Buhari, C.8, Bab: 35, Hno: 890 s. 3620

Yukarı  
 
Gönderen:
mehmet

Yer:
Diger

Tarih:
23 Mart 2018, Cuma
00:41



Ay'daki Kanal: Peygamber (s.a.v.)'in "Ay Mucizesi"nin İşareti! yazınız da ayın yarıldığı doğrudur. Ayetin böyle bir şeyi tasdik ettiği açıktır. Ama bunun peygamberin mucizesi dediğimizde çelişkiler çıkmaz mı? Peygamberin böyle mucizesi oldumu ki? ya da gerek mi vardı? kuranın mucizesi tek yeterli değil mi? böyle bir mantık kuran açıklamış çunku. Ne mucize gelse inanmazlar; ayetlerde açıklanan "biz atalarına apaçık mucizelerde verdik ama onlar inanmadı"
lütfen geniş açıklama bekliyorum.. iyi günler
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
19 Mart 2018, Pazartesi
00:48


Okuyucuların dikkatine;
"İŞTE MUCİZE: "ARAP YARIMADASI YENİDEN OTLAK VE NEHİRLERE KAVUŞACAK"" ve "DÜNYA'NIN GEÇİRDİĞİ "BUZUL ÇAĞLARI"" yazılarımız yayınlanmıştır.
Yukarı  
 
Gönderen:
Alperen Koçoğlu

Yer:
Istanbul

Tarih:
09 Mart 2018, Cuma
02:49


Yeni yayınlanan ve merakla beklediğim “ KUR’AN’I ANLAMAK İÇİN ARAPÇA “ kitabınızı aldım.
Kitabın yayınlanma amacını okumam ; ‘Son Nebi’ Muhammed (s.a.v)’ den sonra, Sonsuz Merhamet sahibi Allah’ın, tüm insanlara elçilik görevi yapması için bıraktığı - sorumlu olduğum ve hesaba çekileceğim Kur’an’a verdiğim önemi sorgulamama vesile oldu. Gerçeği arayan herkesin, Allah’ın vahyi Kur’an’ı aracı olmadan okuyup-anlamaları için çok faydalı bir kitap olmuş emeği geçenlerden Allah razı olsun…
“O kimseler ki, onlara Kitab’ı verdik, onu hak bir okuma ile okuyorlar. İşte onlar ona iman edenlerdir, her kim de onu (Kitab’ı) örterse böylece onlar hüsrana uğrayanlardır.” ( BAKARA / 121 )
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
06 Mart 2018, Salı
15:10


S.a
Bazı paylaşmadığınız okuyucu yorumlarını paylaşsanız iyi olur. Cünkü forumdan da çok şey öğrendim. Amacım sadece okuyucu yorumlarında bazı kavramlara karşı yorumunuz. Gerçekten ihtiyacım olduğunu düşünüyorum.. Allah kolaylık versin.
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
21 Şubat 2018, Çarşamba
00:03


Okuyucuların dikkatine! "Site Güncellendi" yazısını tıklayınca eklenen sayfaya gitmektedir.
Yukarı  
 
Gönderen:
sinan

Yer:
Istanbul

Tarih:
14 Şubat 2018, Çarşamba
17:28


Sa,

"Site güncellendi 14/02" yanında -Haberler,-Belgeseller,şu yazı eklendi,bu seslendirme eklendi vs. gibi neresi güncellendi ise yazılsa ne güzel olur.Herseferinde tüm siteyi baştan gezmek zorunda kalıp,yeni ne eklenmiş diye bulmak gerçekten inanılmaz vakit kaybı ve bıkkınlık veriyor..

Çalışmalarınız için teşekkürler.
Yukarı Mail: sinan263@hotmail.com 
 

 

Toplam Kayıt Sayısı: 1386 Toplam Sayfa Sayısı: 35
[««] [«] 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. . . . 33. 34. 35. [»] [»»]  

 

Untitled Document
ys@yaklasansaat.com
anasayfa|evren|gezegenler|dünyamiz|dinler|eski kavimler|cin-seytanlar|haberler|yorum-analiz|seslendirmeler|videolar|site haritasi|iletisim|forum|ys kitaplari
Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Yaklasan Saat'in resmi twitter adresi asagidadir. Bu hesabin disindaki diger hesaplarla Yaklasan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat