yaklaşan saat
kuranda islam, kuran ışığında araştırmalar
  theapproachinghour, english website




kuranı anlamak için arapça


tasavvuf felsefesi, kuran islamı, radikalizm islam değil hastalıktır

YAKLAŞAN SAAT'TE BEKLENEN MEHDİ DEĞİL İSA'DIR, mehdiyet felsefesi

 


 
Gönderen  Aranacak Kelime
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
14 Şubat 2019, Perşembe
20:16



Sayın Ahmed;
Sizin sorularınıza cevap olacak bir hadisi takdim ediyoruz. Umarız bu hadisi inceleyip; "ehlas", "serra" fitneleri ve "oturağı yamuk adamın fitnesi" konusunda ve de Deccal zamanı konusunda da bir sonuca varırsınız. YS, tüm görüşlerinde ve projeksiyonlarında "HAKK'a ve gerçek ilme" dayanır. Zamanı geldiğine inandığında da "Hakk gerçekleri" ortaya koymaya devam eder. Aynı zamanda "Aklını kullanan" ve "samimi olan" herkesin sorularına cevap vermeye de hazırdır. İşte sorunuza cevap teşkil edecek delillerden birisi:

 عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، يَقُولُ كُنَّا قُعُودًا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ الْفِتَنَ فَأَكْثَرَ فِي ذِكْرِهَا حَتَّى ذَكَرَ فِتْنَةَ الأَحْلاَسِ
فَقَالَ قَائِلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا فِتْنَةُ الأَحْلاَسِ قَالَ "‏ هِيَ "هَرَبٌ" وَ"حَرْبٌ" ثُمَّ فِتْنَةُ السَّرَّاءِ دَخَنُهَا مِنْ تَحْتِ قَدَمَىْ رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ بَيْتِي يَزْعُمُ أَنَّهُ مِنِّي وَلَيْسَ مِنِّي وَإِنَّمَا أَوْلِيَائِيَ الْمُتَّقُونَ ثُمَّ يَصْطَلِحُ النَّاسُ عَلَى رَجُلٍ كَوَرِكٍ عَلَى ضِلَعٍ ثُمَّ فِتْنَةُ الدُّهَيْمَاءِ لاَ تَدَعُ أَحَدًا مِنْ هَذِهِ الأُمَّةِ إِلاَّ لَطَمَتْهُ لَطْمَةً فَإِذَا قِيلَ انْقَضَتْ تَمَادَتْ يُصْبِحُ الرَّجُلُ فِيهَا مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا حَتَّى يَصِيرَ النَّاسُ إِلَى فُسْطَاطَيْنِ فُسْطَاطِ إِيمَانٍ لاَ نِفَاقَ فِيهِ وَفُسْطَاطِ نِفَاقٍ لاَ إِيمَانَ فِيهِ فَإِذَا كَانَ ذَاكُمْ فَانْتَظِرُوا الدَّجَّالَ مِنْ يَوْمِهِ أَوْ مِنْ غَدِهِ ‏"‏ 

Abdullah bin Ömer şöyle demiştir:
"Biz Resulullah(s.a.v.)in yanında oturuyorduk. Ehlas fitnesine kadar (YS'deki) fitnelerden uzunca bahsetti. Bir sözcü: "Ey Allah'ın Resulü, ehlas(korku) fitnesi nedir", dedi.
Resulullah(sav):
"O, insanların
birbirinden kaçması, malının ve ehlinin yağma edilmesidir.

Sonra serra(sevinç) fitnesi olacak. Bu fitne benim ehl-i beytimden, benden olduğunu zanneden ama aslında benden olmayan bir adamın ayakları altından yayılacaktır. Gerçekten benim dostlarım Allah'tan korkanlardır.

Sonra insanlar, eğri tek kaburga kemiği üzerine oturağını korcasına eğreti(oturan) bir kimse ile anlaşacaklar.

Sonra siyah duhayme(karanlık) bir fitne kopacak, bu ümmetten tokatlamadığı (zararının dokunmadığı) hiçbir kimse kalmayacak. Fitne bitti denildiğinde devam edip yaygınlaşacak. O fitne içerisinde kişi, mü'min olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayacak, hatta insanlar iki ayrı büyük şehire toplanacaklar. Bu şehirlerden birisi iman şehridir. Orada münafıklık yoktur. Birisi münafıklık şehridir, orada iman yoktur. Bu olaylar olduğu zaman, o gün veya ertesi gün Deccal'ın gelişini bekleyin."
(Ebu Davud, C5, Bab: Kitabu'l-Melahim, Hno: 4242)
 

BAZI KELİMELER:
الأَحْلاَسِ: düşkün-tutkulu, bir yerden ayrılmak, yaşama, çok kalma, çoraklaşma, korku

هَرَبٌ: kaçmak, uzaklaşmak

حَرْبٌ: harb-savaş, yağmalama, iç harb
السَّرَّاءِ: sevinç-bolluk, ferahlık

دَخَنُهَا: fesat, kötü ahlaklı, akıl ve dini bozuk, duman

يَصْطَلِحُ: ittifak, anlaşma, uzlaşma, iyi görme

كَوَرِكٍ: وَرك: kıçı üzere oturmak, oturağını eğmek-bükmek, niyeti gizlemek, kalça, baldır.
ضِلَعٍ: tarf, güçlü, metin; eğik, bükük, kıvrık; eğmek, bükmek, kıvırmak; bilgili, otorite, yetkin, tecrübeli, sevgi-muhabbet; kaburga kemiği eğri olmak, sapmak, zulmetmek
الدُّهَيْمَاءِ: felaket, afet, karanlık fitneler

فُسْطَاطَيْنِ: kıl çadır, topluluk, şehir



Yukarı  
 
Gönderen:
Ahmed

Yer:
Diger

Tarih:
14 Şubat 2019, Perşembe
17:23


Sayın YS;

"İblis ve hizbi bugün harıl harıl Deccal dönemine kadro devşiriyor. İblis, Deccal döneminde cahil-ahmak insanoğlunu bu “insan şeytanı kadrolar”la yönetecektir." demişsiniz. Bu kadrolar şuan yetiştiriliyorsa Deccal döneminin çok uzak olmadığını söyleyebilir miyiz? Veya siz neye dayanarak böyle yazdınız? Bunu anlatan bir yazınız var mı acaba?
İyi çalışmalar.
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
14 Şubat 2019, Perşembe
15:43


SAYIN ORHAN,

İblis hangi yalanlarla Adem’i kandırdı ise bugün de aynı-benzer kavramları kullanarak Adem’in çocuklarını kandırıyor.

Adem cennetteyken İblis yemin ederek ne diyor? “Yasaklanan ağacın meyvesinden yerseniz ‘melek’ olursunuz (boyut atlarsınız-melek olursunuz) ve böylece cennette ebedi kalır, ölümsüz olursunuz.”

Bugün ise hangi kavramları kullanarak dostlarını kandırıyor? “Önceleri siz “tanrı”sınız, aynanın karşısına geçip: ”Ben benim, ben tanrıyım deyin” diyordu. Daha sonra sizin DNA’nız 12 sarmallıdır, “melek boyutu”nuz saklıdır, bizimle işbirliği yaparsanız; “meditasyon” yapar, bize elinizi uzatırsanız, biz sizi “melek boyutu”na çıkarırız; boyut atlarsınız.

Bütün bunlar bir hazırlık aşamasıydı. Şimdi ne diyor? “Yüksek benliğe geçmelisiniz, yüksek benlik sizin özünüz, sizsiniz. Bu aşamaya gelir yüksek benliğinizle konuşursanız, o sizi yönetir yönlendirir.

İşte İblis’in yayın organı olarak çalışan “Koşulsuz Sevgi” adlı siteden bir alıntı:
“Size bir isim verilecek, bu isim bundan sonraki on bir gün boyunca Yüksek Benliğinizle birlikte sizinle çalışacak olan Rehberinizin veya Üstadınızın isimdir. Bu nedenle, yardıma veya rehberliğe ihtiyacınız olduğu zaman, gerekli olan şey her neyse size yardımcı olması için bu Varlığı çağırın… Bu nedenle size anında gelen ismi alın…Onun size gelmesine izin verin. Şimdi bu ismi kendinize dört kez tekrarlayın ve onu kalbinize yerleştirin.”
http://www.kosulsuz-sevgi.com/kanal-mesajlari/ustat-kuthumi/ustat-kuthumi-kendinizi-yuksek-benlik-vasitasiyla-iyilestirmek/

Bu “yüksek benlik yalan etiketi”nin arkasında saklanan bir şeytan vardır. Bu frekans ayarıyla şeytanınızı (sözde yüksek benliğinizi) çağırır onun yönetimine girerseniz, elbette İblis’in görevlendirdiği ve yanınızda dolaşan şeytanın kölesi olmuş olursunuz, bir anlamda “mankurt” olursunuz. Artık Deccal döneminin şeytanlaşmış ve şeytanlar tarafından yönetilen “insan şeytanı” kadrolarda yer almış olursunuz. Sonuçta “kalpleri ve gözleri mühürlü ve lanetli” hale gelmek ve barınağı ebedi cehennem olmak işte budur.

İblis ve hizbi bugün harıl harıl Deccal dönemine kadro devşiriyor. İblis, Deccal döneminde cahil-ahmak insanoğlunu bu “insan şeytanı kadrolar”la yönetecektir.

“KUR’AN DİYOR Kİ: ”ŞEYTAN SİZİN DÜŞMANINIZ SİZ DE ONA DÜŞMAN OLUN” başlığı altında Kur’an’dan derlediğimiz ayetlerden bu konuyu açıklayan bir bölüm:

“(Allah) dedi ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennete oturun. Siz ikiniz dilediğiniz yerden yiyin; şu ağaca yaklaşmayın! (Şayet yaklaşırsanız), zalimlerden olursunuz."
Örtülü olan edep yerlerini açığa çıkarmak için şeytan, o ikisine vesvese verdi. (Şeytan) dedi ki: "Rabb'iniz, şu ağaçtan sizi yasaklamıyor, ancak iki melek olursunuz yahut ebedi (cennette) kalıcı olursunuz diye yasaklıyor."
(Şeytan) o ikisine yemin etti ki: "Muhakkak ben size nasihat edenlerdenim."
Böylece o ikisini aldatarak düşürdü. Ne zaman ki ağaçtan tattılar, ikisinin de edep yerleri ortaya çıktı. Üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. Rab'leri, onlara seslendi: "Ben, size şu ağacı yasaklamadım mı? Ve size, şüphesiz şeytan ikinizin de apaçık düşmanıdır demedim mi?"
[ARAF(7)/19-22]

Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın elbiselerini onlardan soyup, edep yerlerini göstererek, cennetten çıkardığı gibi, sizi de 'fitne'ye düşürmesin. Muhakkak o ve kabilesi, sizin onları göremediğiniz bir yerden(boyuttan) sizi görüyor. Muhakkak Biz, şeytanları, iman etmeyenler için dostlar kıldık.
[ARAF(7)/27]

Bir fırka, hidayet üzeredir ve bir fırkanın üzerine de, dalalet(sapkınlık) hak olmuştur. Şüphesiz onlar(sapkınlar), Allah'ın dışında şeytanları dostlar edinmişlerdir ve kendilerini doğru yolda sanmaktadırlar.
[ARAF(7)/30]”

http://www.yaklasansaat.com/cin-seytanlar/seytanlar/kuran_diyorki_seytan_dusmaniniz.asp

Sitemizin neredeyse her yazı ve haberlerinde bu “İblis planı” ya açıklanmış ya da bu tuzağa temas edilmiştir. İşte Tasavvuf’la ilgili araştırma yazımız yahut kitabımızdan bazı paragraflar:

“Hiçbir varlık, bir "alt boyut"tan, "üst boyut"a çıkma yeteneğine sahip değildir. İnsanlar da; Allah'ın yükseltmesi hariç, bir "alt boyut"tan "üst boyut"a yükselemezler. Cin olamazlar, melek olamazlar, haşa Tanrı hiç olamazlar. Böyle olacağı yalanının kaynağı İblis'tir. Önce Adem'i kandırarak, cennetten kaydırdı. Şimdi de insanlığı, bu yaldızlı yalanla kandırarak, cehenneme sürüklemektedir.”

"Tasavvuf Felsefesi"ndeki "Allah'a seyru suluk", "enel hak", "ben O'yum" vs. benzeri sözler, İblis kökenli azim iftiralardır. İnsan, değil Tanrı boyutuna çıkmak, melek olamaz, bir üst boyuta çıkamaz. Hiçbir zaman "tam-hatasız" anlamında kamil olamaz, "mutlak kamil olan Allah"tır. Tüm peygamberler ve gerçek Allah dostları, hatalı-kusurlu ve eksiktirler ve mutlak kamil olan Allah'ın rahmetine muhtaçtırlar.”

"Vahdeti vücutcu tasavvuf"un, Allah'la-insan arasında kurduğu "bütün-parça", "zat-suret", "ben, o; o, ben" ilişkisi en büyük şeytanca yalandır. İblis, dün nasıl tasavvuf yoluyla İslam toplumlarını ifsad ettiyse; bugün de Başmelek Mikail postuna bürünerek Batı toplumlarını, aynen Adem'i kandırdığı gibi kandırmaya çalışıyor ve başarılı da oluyor. Ne diyor? "Sizde Tanrılık saklı, bize itaat eder, meditasyon yapar ve sizin rehberleriniz olmamıza izin verirseniz, size boyut atlatır, Tanrılık boyutuna çıkarırız." Bu şeytan sözleri, tasavvuftaki "fenafillah"ın kestirme yolu.. Bugün dünyada; özellikle ABD'de milyonlarca insan, bu "melek olma, Tanrı olma yalanı" peşinde koşmaktadır. Vah zavallı kibirli aldanmışlar vah!...Taktik aynı taktik... İblis, Adem'e kurduğu tuzağı, onun çocuklarına da aynen kuruyor ve işletiyor. Heyhat nerde ders, nerde ibret!”

http://www.yaklasansaat.com/dinler/iblisin_islama_tuzagi_tasavvuf_felsefesi.asp

Özellikle şeytani ve tasavvufi kavramlar konusunda aşağıdaki yazımıza da bakılabilir:

http://www.yaklasansaat.com/dinler/vahdeti-vucut-new-age-felsefesi.asp

Uyarı:
( “Koşulsuz Sevgi” yalnız başına tam anlamıyla Allah’ı ve O’nun sistemini reddetmektir. Hak sevgi “koşulludur”. Sevginin kaynağı da, öznesi de Allah’tır. Gerçek Müslüman, Allah’ı ve O’nun sevdiklerini sever, Allah’ın sevmediklerini de sevmez. Allah müşrikleri sevmez, “müşrikleri necis olarak görür.” Müslümanın sevgisi koşulludur. Koşulu da Allah Tayin eder.)

YS
Yukarı  
 
Gönderen:
Fikr-Yorum

Yer:
Istanbul

Tarih:
14 Şubat 2019, Perşembe
12:33


Üstün insan (!), DNA'da 3. sarmal, boyut atlama vs. gibi aldatmacalar iblisin avanesini avuttuğu, yolun sonunda böyle birşey olamayacağı için de aldatacağı saçmalıklardır. Ayrıca modern (!) dünyada insanların esas kurtuluş ve özgürlüklerinin İslam'da, Allah'a kölelikte olmasına rağmen bu sapkınlıklarda çözüm araması ironidir.Tasavvuf denen şirk ve bataklık sisteminde de insan-ı kamil aynen böyledir. Siteyi takip edenler bilirler fakat Orhan Bey sitedeki yazıları dikkatle incelememiş olsa gerek. Vesselâm


http://www.yaklasansaat.com/dinler/iblisin_islama_tuzagi_tasavvuf_felsefesi.asp

http://www.yaklasansaat.com/dunyamiz/canlilar/evrimcilerin_ustun_insan_hayalleri.asp

http://www.yaklasansaat.com/haberdosya/2008_haberleri/aralik/aralik7.asp

http://www.yaklasansaat.com/dinler/vahdeti-vucut-new-age-felsefesi.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
13 Şubat 2019, Çarşamba
20:14


Varoluşumuzun temel amacı; Allah’a köle olmak’tır. Tabiki imtihan’dayız ve amacı değiştirmek için türlü türlü şeyler uyduracaklar. Bence arkadaşım YS yazılarından biraz daha faydalan. Çünkü YS’yi okuduktan sonra sizde bu düşünce olması lazım: “Allah’tan başka ilah yoktur. Ve bütün soyut ve somut şeylere olan köleliğimizden kurtulup yalnız Allah’a köle olmak.”
Tabiki biz dünya yaşamında, varoluş amacımız olan Allah’a olan köleliğimiz yani sadakatimizi gösterecez. Bundan başka dünyada varoluş amaçlarını yoksayabilirsiniz.
Yukarı  
 
Gönderen:
Orhan

Yer:
Diger

Tarih:
13 Şubat 2019, Çarşamba
10:33


Selamlar tüm YS ekibine ve takipçilerine...New age camiasından sayenizde kurtulduk ama bir şey dikkatimi çekti.."Yüksek Benlik hakkında hiç bir yazınız yok aratmama rağmen bulamadım buldugumda yeterli değildi..oysa ki insanlar adeta birbirleriyle yarışıyorlar yüksek benliğe ulaşmak için bu konu hakkında affınıza sığınaraktan bilginize başvurmak istedim...şimdiden teşekkür ederim her şey için.....
Yukarı  
 
Gönderen:
Yusuf Okur

Yer:
Diger

Tarih:
05 Şubat 2019, Salı
23:20


"DOĞU TÜRKİSTAN" ÇİN EMPERYALİZMİNİN "ÇİN İŞKENCESİ" ALTINDA İNLİYOR!

"" Bu zulme hangi sebeplerle olursa olsun seyirci kalanlar da hak ettikleri cezayı göreceklerdir.
Sözde Türk dünyası ve de sözde İslam dünyasına gelince, onların bu zulme seyirci kalmalarının hiçbir mazereti yoktur ve olmayacaktır da...""


http://www.yaklasansaat.com/yorum-analiz/dogu_turkistan_cin_zulmu.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
20 Aralık 2018, Perşembe
15:41


Selamlar..
Artık Cin şeytanlar kendilerini ifşa etmiştir!. Ayrıca insanlarda bedenlerini nasıl teslim ettiklerinide ifşa etmiştir. “Venom” filmine bakılması yeterli olacaktır. İnsan bedenini ele geçiren cin şeytanların, insanlarla İçten birbirleriyle konusmaları -gercekten ben bu çok önemli bi konu - kanlarıyla, iç organlarıyla beslenmeler, daha ne kadar açık olabilirki. Hep öyle oluyor zaten; nerde cin şeytan orda kan ve iç organlar.. aynı şekilde kendini sunan insan. Bizim daha görmediğimiz, bilmediğimiz neler ve neler.. sizden ayrıntılı bi şekilde bekliyoruz.
Yukarı  
 
Gönderen:
Nurullah

Yer:
Diger

Tarih:
09 Aralık 2018, Pazar
02:25


Stress; kölenin şeylere verdiği sevginin, o şeylerin ise karşılık olarak kölesine sahte sevgi verdiği ya da veremediği bir sevgi-duygu alış verişinden doğan artı enerji veya eksi enerjinin çıkma olayıdır. Ya da sahte sevgi sahibi şeytanın dokunuşudur. Bu matematiksel bir hesaptir.
And olsun Gerçek huzur, Allah'a köle olmaktadır. Onun sevgisi karşılıklı ve nötr hale getirir. İnsan nötr halde en mutlu olduğu haldir. O zaman diyebilirizki; yeterince ilgi, alaka ve en doğru sevgiiyi, Rabbinden yani tek gerçek ilah olan Allah'tan almış olacaksın. Ne stress, ne ilgisizlik, ne alakasızlık, ne amaçsızlık ne boşluk, ne yardımsızlık..Herşey kıvamında
“And olsun şeytan, insanı yalnız ve yardımsız bırakandır”
Yukarı  
 
Gönderen:
Nurullah

Yer:
Diger

Tarih:
30 Kasım 2018, Cuma
01:43


Kuran mealiniz kitap halinde neden yok? Arapça bilmiyorum. Pdf halinde kuran mealiniz olasaydı gercekten çok teşekkür ederdim. Ne zamandır bekliyorum. Teşekkurler şimdiden.
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
22 Kasım 2018, Perşembe
21:45


Çok teşekkürler. Allah razı olsun. Eyüp peygamber gerçekten vahyin kesilmesine iyi dayanmış. Bu bir Peygamber için büyük bir çöküş. Şimdi daha iyi anladım.
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
22 Kasım 2018, Perşembe
16:30


Sayın Bir köle:

Eyyub’un İmtihanı/Vahyin Kesilmesi/Eyyub’un Sabrı

Eyyub Peygamber çok zengin ve başarılı bir Peygamber iken arka arkaya gelen ibretli-açık felaketlerle önce tüm mallarını, sonra çocuklarını kaybeder. Taberi’ye göre; Eyyub, Rum kavminden; yani Esav’ın soyundandır. O’nun soy zinciri; Eyyub bin Musa bin Razeh bin İs(Esav) bin İshak bin İbrahim’dir. Şam’da Beşeriye köyü doğu ve batısıyla Eyyub’a aittir. Annesi Lut bin Haran’ın kızıdır. Başka bir rivayete göre Efraim bin Yusuf bin Yakub’un kızı Rehme’dir.

Eyyub peygamberin, 7000 koyunu, 3000 devesi, 500 çift öküzü, 500 dişi eşeği ve pek çok kölesi, 7 oğlu, 3 kızı bulunmaktaydı.
Peygamberler de belalarla denenir, hatalar yaparlar ve hataları Allah tarafından doğrudan yahut dolaylı yoldan düzeltilir. Eyyub Peygamber, önce mal varlığını, sonra evlatlarını kaybetmiş ve arkasından da “Vahiy” kesilmiştir. Bu şok yıkım, peygamber de olsa beşeri çökertecek vahim yıkıntıdır. Hele ortada açık bir hata gözükmüyorken, insanoğlunun bu durumla baş etmesi hiç de kolay değildir. Unutulmasın Eyyub Peygamberin asıl belini büken mal ve evlatlarını kaybetmesi değil, “Vahyin” kesilmesidir. Yaşadığı depresyonun asıl sebebi de budur. Meseleyi anlamaya çalışan Eyyub’u bu derin keder anında suçlayan Şeytan, O’nun bu kederini azaba dönüştürmüş ve adeta kahrolmasına sebep olmuştur.

"Kölemiz Eyyub'u da hatırla ki; o, Rabb'ine seslenmişti: "Muhakkak şeytan, bana hileyle yorgunluk ve azap dokundurdu."
[SAD(38)/41]

"Eyyub Rabb’ine seslendiği zaman (dedi ki:) “Muhakkak bana bir zarar dokundu. Ve Sen acıyanların en merhametlisisin. "[ENBİYA(21)/83]

Eyyub Peygamber, süresi tam bilinmese de tahmini 10-18 yıl gittikçe ağırlaşan kahredici bir “depresyon” ve onun doğurduğu şiddetli acı ve sıkıntılar yaşamıştır. Bu şok darbeleri kim alsa elbette şaşkına döner. Eyyub Peygamberi kahreden, arka arkaya gelen belalarla beraber, “Vahyin” kesilmesini açıklıyamıyor ve hatasını arayıp bulamıyor olmasıdır. Diğer taraftan da Şeytan’ın, O’nu çökertmek için acımasız saldırısı yahut suçlamasıdır. Yine zaman geçip sağlığı iyice bozulunca da, kendisini sözde tasdik etmiş “münafıklar”ın, kendisini ziyaret ederek O’nunla tartışıp suçlamalarıdır. Böylece beyninde başlayan ve vücuduna yayılan acı ve ızdırabın içinden çıkılmaz hale gelmesidir.
Bu acı ve sıkıntılara karşı sabrı ve Allah’a bağlılığının devam etmesi dillere destan olsa da; biz O’nun bu imtihanının altında yatan “hikmete-gerçeğe” işaret edeceğiz. Bütün varlığını, arka arkaya kaybeden ve “Vahyin” kesilmesiyle kahrolan Eyyub’un bu duruma düşmesine sebep olan HATASI neydi?
Uzun bir süre Eyyub Peygamberin bu “gerçeği” anlamasını bekleyen Rabb’ül Alemin, Eyyub’la tekrar konuşmaya başlayınca “gerçekler” ortaya çıkıyor. İşte o anahtar ifadeler:

Allah diyor ki: “….Şimdi kuşağını beline vur, erkek gibi, sana sorayım da Bana anlat. “Hükmümü” de sen boşa mı çıkaracaksın? Haklı çıkarılasın diye Beni mi suçlu çıkarıyorsun? Öfkenin taşkınlığını boşalt ve her “kibirliye” bakıp onu “alçalt”. Her kibirliye bakıp onu “çökert” ve oldukları yerde kötüleri ayak altında çiğne.”
“Bu arada onları toprağa gizle, gizli yerde yüzlerine sargı sar. O zaman Ben de seni “ÖVERİM”, sağ elin seni kurtarabilir diye…” (Kitab-ı Mukaddes, Eyub, Bap: 40/7-14)

1) Yüce Allah’ın her hükmü, acı-ızdırap verse de Hak’tır, tartışılmaz. Ancak insan aklı, nefsin acı çekmesi durumunda tarafsız olamıyor. Başkasının başına gelmiş olsa gerçeği tarafsız olarak görüp, Hakk’ı tavsiye edebiliyorken; kendisine dokunan acı ve sıkıntılara katlanması gerçeğini kavrayamıyor, tahammül edemiyor.
2) Eyyub da düştüğü durumu açıklayamıyor, anlayamıyor, suçlandığı (ya da günahkar-suçlu durumuna düştüğü) için kahroluyor ve Allah’a karşı serzenişi, siteme dönüşüyor.
3) Düştüğü dramatik durumun ızdırabıyla ve öfkesiyle sitemde ileri giderek, adeta haklı çıkmaya çalışıyor. Dramatik çaresizlik!...”
4) Bu güzel Peygamber’in; İyilik ve Cömertlik Peygamberi’nin “saklı kusuru”; etrafındaki münafık ve kibirli takipçilerine karşı mücadele ve maskelerini düşürmede zayıflıktır. Bunun yerine onlar adına “infakta” bulunmak! Bu zayıf bir yoldur. Allah’a karşı saygısızlık edenlerin günahları Allah’ın verdiği maldan infak edilerek kapatılamaz. Bu sebepledir ki, kibirlilerle mücadelede; “alçaltma”, “ayak altına alma” ve “çökertme” anlamında mücadele etmediği için Eyyub peygamberin bu kişilerce “iyi görülmesi” önemli bir “kusur”dur.
5) Nitekim Yüce Allah da nazire olarak diyor ki; “bu etrafındaki kibirli kimseleri; toprağa gömseydin, gizli yerde yüzlerini kapatsaydın, Ben de seni över, “sağ elinin seni kurtarması”na müsaade ederdim. (Sağ el: Sadaka veren eldir. Eyyub, çocuklarının yahut ashabının günahlarına kefaret olması için sürekli sadaka vermektedir. Sağ elin verdiği gizli sadaka her ne kadar çok önemli ise de; kibirlilerle, maskeli münafıklarla Allah için mücadele etmek çok daha önemlidir.)
Bundan sonraki konuşmasında Yüce Rabb’imiz sürekli “gücünü” ve “yarattığı güçlü, anlaşılması zor yaratılışı” açıklayarak; Güç-Kudret-Rızık BENDE… Sen BENİM verdiğim NİMETİ-GÜC’Ü kullanıyorsun. Etrafındaki birileri “seni bu sebeple seviyor ya da iyi görüyor”, bu gücü elinden alınca bak nasıl, senin karşına dikilecekler! Ve de öyle oldu!
6) Eyyub’a iman etmiş 3 kişi (Büldad, Elyefuz, Safir), Eyyub bu çöküntüyü yaşarken, O’nunla tartışıp suçlayarak, O’nu terkettiler. Eyyub’un “sağ eli” güzel çalışıyor ancak orada bir “boşluk” var. Nitekim kendisini suçlayan yukarıdaki ashabından birisi şöyle der: “Allah daha iyi biliyorya, Eyyub, insanlardan hiçbir kimsenin işlemediği bir günahı işlemiştir.”
Eyyub’un buna cevabı: “Senin dediğin hakkında bir bilgim yok, ancak Azze ve Celle bilir ki: ben çekişen ve (çekişme esnasında) Allah’ın adını anan iki kişinin yanından geçtiğimde; evime döner, onların yerine “KEFARET” verirdim. Bunu da Allah’ın adının Hak dışında anılmasını kerih gördüğüm için yapardım.”
7) Eyyub’un durumuna benzer bir depresif durumu yaşayan her hak adamı; “çok çabuk kendisinin değersizliği” sonucuna varır ve cezalandırıldığını düşünür. Çekilen ızdırabın derinliği ve süresi, kendisinin olumlu-hak yoldaki geçmişini ve Allah’ın kendisine lütuflarını çabucak unutmasına sebep olur ya da şeytan tarafından unutturulur. Allah’ın bu “büyük bela”yı onu TEZKİYE etmek için ve “mertebesini yükseltmek” için verdiğinin “sevincini ve olumlu etkisini hissedemez” ya da göremeyecek kadar “zihni dağılır.”

Sonuç: Eyyub’un imtihanı; hem bu “boşluğu” görüp gidermesi ve hem de “mertebesi”nin yükselmesi içindir. Nitekim bu sınavı Allah’ın yardımıyla geçen Eyyub Peygamberi, Allah sağlığına kavuşturur ve evladını, malını misliyle ziyade ederek mertebesini yükseltir ve böylece “Eyyub Sabrı” abidler ve akıl sahipleri için bir zikir-öğüt olur.

"Biz ona icabet ettik.Ve Biz ondan zararı-ısdırabı kaldırdık. Ve ona ehlini ve onlarla beraber bir mislini katımızdan rahmet olarak verdik. Ve abidler için de bir zikir-hatırlatma kıldık."
[ENBİYA(21)/84]

(Biz, ona dedik ki:) "Ayağını vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su)."
Biz ona ehlini ve onlarla beraber bir mislini Kendimizden rahmet olarak verdik.Ve akıl sahipleri için de bir zikir-hatırlatma kıldık. [SAD(38)/42-43]

Yukarı  
 
Gönderen:
hasan

Yer:
Diger

Tarih:
21 Kasım 2018, Çarşamba
23:56


“12.000 yıllık gizemli tüneller” konusu Avusturya doğumlu araştırmacı Dr. Heinrich Kusch tarafından “Tore zur Unterwelt” isimli bir kitap olarak 2009 yılında Almanca olarak yayınlanmıştır. Aynı konu Der Spiegel'de ve 2011 yılına ait İngilizce gazete ve internet sitelerinde de yer almıştır. Genel çerçevesi paylaştığınız linkteki gibi olmakla beraber, ilaveten tünellerin 70cm genişliğinde olduğu, tüm tünellerin bir biri ile bağlantısı olmasa da bir network oluşturduğu ancak henüz keşfedilmesi gereken daha çok miktarda bölge olduğu bilgilerine de yer verilmiştir. Araştırmacı bazı fikirler ortaya atsa da, tünellerin ne amaçla yapılmış olabileceğini anlayamamıştır. Ayrıca sonradan tarihlendirmeyi de radyokarbon tarihlendirme ile 5500 yıl olarak değiştirmiştir. Bu konu üzerinde değerlendirme yaparken Yaklaşan Saat araştırmaları arasında yer alan İNSANLIK TARİHİ, MU-ATLANTİS VE "YE'CUC-ME'CUC" yazısına göz atmakta fayda vardır.
http://www.yaklasansaat.com/cin-seytanlar/yecuc_mecuc/insanlik_tarihi_mu_atlantis_ve_yecuc_mecuc.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Orhan

Yer:
Diger

Tarih:
21 Kasım 2018, Çarşamba
18:24


Bu konu hakkında bir fikriniz var mı acaba?

http://tammakale.com/2018/11/arkeologlar-iskocyadan-turkiyeye-uzanan-12000-yillik-gizemli-bir-tunel-buldular-video/
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
19 Kasım 2018, Pazartesi
16:36


Selamlar...
Videolarinizda kucuk cocuklar ilahi soyluyor. Allah onlari salihlerden etsin...Onlari gozlerinden opuyorum. Agizlarina saglik...
Videoda Nebi Eyubun "sabrı" geciyor. Ve bu sabrin sonucunda, Allahin onu ovmesine sebep oluyormus..
(Yanlis degilsem?)Bu sabir nasil bi sabir? Bu sorudan once tabiiki biraz baska yerlerde baktim. Ama bu olaya cok onem verdiginizi dusunerek sizden dinlemek istiyorum. Tesekkurler.... Allah daha cok guzel, faydali calismalar nasip etsin
Yukarı  
 
Gönderen:
Farzad

Yer:
Diger

Tarih:
18 Kasım 2018, Pazar
20:12


Saygı değer site yönetimine; yaklaşık 2-3 yıldır sitenize düzenli olarak girip yazılarınızı soluksuzca okuyup daha iyi anlıyorum. İzlediğim filmleri sizin bana gösterdiğiniz bakış açısıyla daha iyi anlıyorum sitenizde yazdığınız iblis imzalı filmlerin hepsini izlemiştim ve tespitleriniz 100 de 100 doğru diğer yazılarınızın hepsini okudum bu zaman zarfında. Bu maili sadece sitenize emeği geçen herkesin ellerine sağlık teşekkür etmek için yazdım lütfen yolunuza devam edin bu yolda yalnız yürümüyorsunuz birlikteyiz tanıdığıma tanımadığıma bu siteyi öneriyorum umarım hep bu çizgide kalıp bu güzel yola devam edersiniz hepinize çok teşekkür ediyorum.
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
21 Ekim 2018, Pazar
23:21


Buyuk patlama yazinizda yaratmalarin asamasinin bir bir animasyonunu yapmayi dusunuyormusunuz?
Bazi kavramlari yani melekut, sicimler, kuarklar vs.. gecisleri animasayon halinde yapsaniz daha iyi olabilir diye dusunuyorum. Melekutun resmi, kuantum dalgalanmanin bir animasyonu veya, kuantum dalgalanma diyince sizin kafanizda ne gibi bir animasyon olusuyorsa vs.. aynisini resmetmeniz animasyon halinde, boyle bisey insallah yapabilirmisiniz?
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
19 Ekim 2018, Cuma
10:36


Hastalik haline gelmis body bulding, dunyayi felakete goturecegi kanaatindeyim. Kuraklik ve bir cok temel sorunlarin onun yuzunden oldugunu dusunuyorum. Eski bir body bulding sampiyonu olarak bunu dusunerek bu sporu terk etmistim... Allah bu sporu kahretsin.
Streoidlerin ve suplementlerin acik acik satildigini soylemek istiyorum. 17 yasinda cocuklar steroid kullaniyor. Ki ben o yaslarda kullanmistim. Gercekten ben Gunde 3 kg et, 20 yumurta yiyordum. Su an bu spor anlayisi dunyanin her kosesinde yayilmis. Herkesin sorunu "3 kg et ve 20 yumurta yiyebilecekmiyim!" En guclu, en kasli, en estetik olabilecekmiyim.
-En dogrusu seytanin bir oyunu oldugunu soylemek istiyorum. Ben streoidlere, body buldinge kole olmustum. Hayat benim icin, sizinle tanismadan once, oyle bir şekile girmistiki, bunu suan bu sporu yapanlar cok iyi anlar. Kıskira kışkıra millete soyluyorum... dunyanin felaketi diyince, bundan daha buyuk bi felaket varmi? Allah akil fikir versin. Allah hidayet etsin.
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
11 Ekim 2018, Perşembe
22:06


Gercekten diyecek bisey bulamadim. Bunu sadece iltifat icin soylemiyorum. Yazdiklariniz altin degerinde. Konunun disinda soylediginiz ise gercekten cok onemli oldu benim icin. Allah razi olsun. Allah hepimizi hidayet etsin ve acisin.
Yukarı  
 
Gönderen:
İsmail

Yer:
Diger

Tarih:
11 Ekim 2018, Perşembe
19:31


Sayın Bir köle,

Bu konu tabii ki tarihi bilginin ışığında, tarihi yorumlarımızı ve analizlerimizi içermektedir. Zamanı geldiğinde bu çalışma dosyamız açılabilir. Şimdilik size fikir verecek bazı ipuçları aşağıdadır:

1) İnsanlık tarihi Adem’den-Nuh’a 12.000 yıl, Nuh’dan YS’ye 12.000 yıldır. Oğuz ise tahmini MÖ 5000-6000 yıllarında yaşamıştır.

2) Nuh’un gemisi Cudi’ye oturmuş, Nuhoğulları, Yafes, Sam, Ham soyu buradan dünyaya yayılmıştır. Nuh, Yafes’e, Cudi’nin kuzeyini ve kuzey batısını vermiştir. Yafes ve oğullarının ilk yurdu Anadolu ve Kafkaslardır. Buradan göçler olmuştur, Asya’ya da ilk göç buradan olmuştur. Türklerin anayurdu “Anadolu”dur. Asya ise göç yeridir. Tekrar Asya’dan, Batı’ya-Anadolu’ya ikinci büyük göçler olmuştur.

3) İdris, Yafes oğullarına melek-insan elçisi olarak gönderilmiştir. Çünkü kendisi melek-insandır.

4) Oğuz-Ağuz, doğuştan Müslümandır Oğuz Destanı’na göre… Annesinin ağuz sütünü emmez, ona rüyada görünerek İslam’a çağırır. Babası Müşrik(Kafir) Karahan’ın, Oğuz’la evlendirdiği İslam’ı kabul etmeyen kadınlardan Oğuz ayrılır ve Babasıyla savaşarak onu öldürür ve babası Karahan taraftarlarını(Moğolları), Doğuya sürer. Kendisi tekrar Anayurduna-Batı’ya doğru seferler düzenler.

5) Küçüklüğünden beri ona açık ve kapalı(başka bir formda-kişilikte) rehberlik eden İDRİS’dir. Oğuz’un danışmanı YUŞİ HOCA ve oğlu Gündüz Han’ın danışmanı IRKIL(IRGIL) HOCA muhtemelen İDRİS’dir. Oğuznamelerde geçen DEDE KORKUT yahut KORKUT ATA başlangıç itibariyle muhtemelen İDRİS’dir. Ancak daha sonraki zamanlarda ve İslam dönemlerinde O’nun adına hikayeler ve ibretli deyişler uydurulmuş yahut ilave edilmiştir. YUŞİ: Yaşayan. IRKIL: Kendisine çeken, cezbeden. KORKUT: Korkutan, uyaran. Bu sıfatlar İDRİS’in çok sayıda isimlerinden birkaçıdır. İsrailoğulları’nda da AZRA(ÜZEYR: azarlayan, korkutan) olarak karşımıza çıkar. Bu Babil esaretinden dönen Üzeyir Peygamber değildir. KUR’AN’da, TEVBE(9)/30’da; “Yahudiler, ÜZEYR(AZRA) Allah’ın oğludur dediler” ayetinde geçen Üzeyr(Azra), İdris’dir. Süleyman’ın, Musa’nın yanındaki “bir köle” de İDRİS’dir. Mısır tarihinde de İDRİS önemli rol oynamıştır. HERMES muhtemelen İDRİS’dir. En doğrusunu Allah bilir.

6) Bu ve benzeri konular insanların daha çok dikkatini çektiği için, asıl mesele olan İSLAM nedir, ne değildir temel konusu önemsenmiyor ve maalesef ihmal ediliyor. Halbuki herkesin kurtuluşu bu temel BİLİNCE bağlıdır. Size de tavsiyemiz, dikkatinizi bütünüyle “İSLAM “a hasretmeniz, SİTE’deki bu konuya ait AYETLERİ ve YAZILARI tekrar tekrar okuyarak yaşam haline getirmenizdir.

Selam ve hidayet üzerinize olsun…

Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
10 Ekim 2018, Çarşamba
01:09


"Oguzhani acikca ve kapali sekilde aydinlatan" bununla ilgili tezinizi paylasabilirmisiniz?
Yukarı  
 
Gönderen:
ismail

Yer:
Diger

Tarih:
09 Ekim 2018, Salı
12:47


Sayın Bir köle, işte "İNSANLIK TARİHİ, MU-ATLANTİS VE "YE'CUC-ME'CUC"" konulu araştırma(Kitap)dan bir bölüm:

"ENOK(İDRİS) KİMDİR?
Yeryüzünde Ye'cuc-Me'cuc ifsadına şahit olan Enok kimdir? Burada hemen şunu hatırlatmalıyız ki; Enok(Hanoh), İdris peygamberdir. Enok; Kur'an'da ve Tora'da ismi geçen bir peygamberdir ve Nuh'un atasıdır. Yani Nuh'un dedesinin babasıdır. Tora'da; Hanoh(Enok)'un oğlu Metuşelah, onun oğlu Lemeh, onun oğlu da Noah(Nuh) diye yazılıdır. Enok'un 365 yıl Dünya'da yaşadıktan sonra yükseltildiği bildirilir. Esasında, Enok'un ataları ve torunları yaklaşık 1000 sene yaşadığı halde; Enok, 365 yıl yaşamış daha sonra Azazel gibi Baş melekler boyutuna yükseltilmiş ve zaman zaman meleklerle beraber görevli olarak Dünya'ya gelmiştir. Nitekim birçok peygambere ve özellikle Musa ve Süleyman'a arkadaşlık ettiğini Kur'an'dan biliyoruz.
Kur'an'da İdris olarak geçer. Arapça "drs" kökünden "idris"; ders görmüş-ilim sahibi anlamına gelir. Aynı zamanda Rabb'ine yükseltilmiş bir peygamberdir. Allah katından "özel bir ilme"(ilmun ledun) sahiptir. Hızır; diye halk arasında bilinen ve Musa'yla yolculuk eden, ona ders veren ve Belkıs'ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar Süleyman'a getiren odur. Ancak İblis ve cin-şeytanlar, insanların bu "Hızır kültü"nü kullanarak insanları ve dostlarını rüyalarda yahut gerçek hayatta kandırmışlar ve kendi mesajlarını bu yolla vermişlerdir. Halen İblis, bu "Enok-İdris-Hızır" formunu kullanarak; birçok mutasavvıfları, kabalacıları ve çağın cahillerini kandırmaya devam etmektedir.

İşte Kur'an'da İdris peygamberle ilgili ayetler:

(Musa) kölelerimizden bir köleyi(İdris-Hızır) buldu ki; Biz, ona katımızdan bir rahmet vermiş ve nezdimizden bir ilim(ilmi ledun) öğretmiştik.
[KEHF(18)/65]

Kitap'ta İdris'i de hatırla. Muhakkak o, bir sıddıktı ve nebiydi.
Biz onu yüce bir 'mekan'a(makama) yükseltmiştik.
[MERYEM(19)/56-57]

(Süleyman'ın) yanında, Kitap'tan ilim verilmiş bir kimse(İdris) dedi ki: "Sen gözünü açıp kapayıncaya kadar, ben, onu sana getiririm." Derken (Süleyman) tahtı, yanında dururken gördü, dedi ki: "Bu, Rabb'imin bana fazlıdır(lütfudur). Rabb'im, kendisine teşekkür edecek miyim, yoksa örtecek miyim diye beni denemektedir. Her kim, teşekkür ederse, onun teşekkürü kendisi içindir. Her kim de örterse; muhakkak benim Rabb'im, Gani'dir(ihtiyaçsızdır), Kerim'dir(üstündür-cömertdir).
[NEML(27)/40]…

KABİLOĞULLARINA ELÇİ: ENOK(İDRİS)
Kabil oğulları kavmini İslam'a çağırmak üzere uyarıcı elçi olarak İdris gönderildi. Taberi, Kabiloğullarının, İdris peygamberin bu davetine olumlu cevap vermediklerini "Tarih-i Taberi"de şöyle açıklar:
"Ateşe tapmayınız, şarap içmeyiniz, zina etmeyiniz!' dedi. Bunlardan onları yasakladı. Fakat bu kavimden pek az kimse İdris'i tasdik etti. Ateşe tapmayı bırakmadılar. Çok zaman fısk ve fücur içinde kaldılar. İdris'e tabi olmadılar. Şit'e inen suhufu(sahifeleri) onlara okudu. Halkı o kitabın hükümlerine uymaları için uyardı."
Taberi, o tarihte devler ve cin-şeytanların insanlar tarafından gözle görüldüğünü ve insan toplumlarıyla devler arasında düşmanlık, cenk ve barış hallerinin Nuh tufanına kadar sürdüğünü, Tufan'dan sonra ise cin-şeytanların ve devlerin gözden kaybolduğunu bize nakleder…

SONUÇLAR
11) "Zu'l-Karneyn" kimdir? Zu'l-Karneyn iki çağın adamıdır. Nuh öncesi Nuh sonrası çağın birleştiği yerde bulunuyor. Zu'l-Karneyn, Arapça bir kelimedir ve "Zu" ve "Karneyn" kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş bir sıfattır. "Zu", bir şeyin sahibi demektir. "Karneyn" ise tekil olan "Karn" kelimesinin tesniye(ikili)sidir. "Karn"; "boynuz, nesil, asır, çağ, zaman" anlamlarına gelir. Dolayısıyla "Karneyn"; iki boynuzlu, iki nesilli, iki zamanlı demektir. Biz bu karşılıklardan "iki zamanlı" anlamını tercih ediyoruz ve "Zu'l-Karneyn"e, Sonsuz Yüce'nin ilim verdiği "iki zamanlı bir nebi" diyoruz.
Batı'ya ve Doğu'ya gidiyor; adeta zamanda ileri ve geri gidiyor. Ancak esas anlamı, iki zamanı yaşamış, iki zamanlı birisi ki; bize göre Enok'tur(İdris). Yazımızın başında da ifade ettiğimiz gibi Kur'an, insanlık tarihini ikiye ayırıyor. Birinci zaman Adem'den-Nuh'a; ikincisi Nuh'tan-Yaklaşansaat'edir. İdris, bu iki zaman periyodunda bulunan ve "melek boyutuna yükseltilmiş bir nebi"dir. Yukarıda 10. maddede de zikrettiğimiz KEHF(18)/83-90 ayetleri dikkatle okunacak olursa; Zu'l-Karneyn'in konuşma tarzı ve kendisine verilen yetkiler, Enok'la(İdris) tamamen örtüşmektedir. Kendisine Allah katından bir ilim, imkan-güç verilen ve her bir sebebi işletebilen Enok'tur(İdris-Hızır). İdris(Hızır)-Musa kıssası incelenecek olursa; yetkinlik ve konuşma tarzı; "biz şöyle yaptık" gibi ifadeler, bizi İdris'e götürmektedir. Ayrıca, Zu'l-Karneyn bir isim değil sıfattır ve bu sıfat, en güzel şekilde İdris'i tarif etmektedir.
Zu'l-Karneyn'in, İskender olduğunu söyleyen müfessirler, külliyen hata etmişlerdir. Hem de yaptıkları azim bir hatadır. İskender ile Zu'l-Karneyn, Doğu ve Batı kadar birbirine uzaktır. İskender'in, bırakın peygamberliğini, "İslam Milleti"yle uzak-yakın bir ilgisi yoktur. Bu yaygın aldanış, Eski Yunan'ın ve şeytani felsefesinin, İslam bilginlerini nasıl etkilediğinin bir kanıtıdır. Yine Moğollar, Çinliler, Türklerin; yani Nuh oğlu Yafesoğullarının Ye'cuc-Me'cuc sanılması da büyük bir yanılgıdır ve tarihsel bir hatadır.
Aynı şekilde diğer din mensupları; özellikle Yahudiler-Hıristiyanlar, kendilerini Yaklaşan Saat'te kurtarılmışlar olarak gördükleri gibi; kalplerindeki kinle orantılı olarak da düşmanlarını Ye'gog-Me'gog ilan etmekten geri durmuyorlar. Bunların hepsi bir aldanma ve aldatmadır ve gerçekte "O Gün"ün bir adı da unutmayalım ki "Aldanma Günü"dür."

http://www.yaklasansaat.com/cin-seytanlar/yecuc_mecuc/insanlik_tarihi_mu_atlantis_ve_yecuc_mecuc.asp


Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
09 Ekim 2018, Salı
00:50


Selamlar,
Türk tarihinde “Oğuz Han”ı aydınlatan; yükselmeden önce açıkça, yükseldikten sonrada kapalı-örtülü Elçilik yapan O’dur.
Bununla ilgili yaziniz varmi? Hocam,d aha once neden duymadim(!.. Kac yillik okuyucunuz olarak?)
Yukarı  
 
Gönderen:
Orhan

Yer:
Diger

Tarih:
06 Ekim 2018, Cumartesi
13:35


Sayın Çetin sizi çok iyi anlıyorum bende kendi hatalarımdan dolayı benzer yollardan geçtim ama emin olabilirsin ki Allah cok bağışlayan ve esirgeyendir O na sıgınmanı tavsiye ediyorum....Allah izin vermedikçe bir yaprak dahi düşmez ve en iyi korunmanın yolu tamamen teslimiyetten geciyor......
Yukarı  
 
Gönderen:
bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
02 Ekim 2018, Salı
20:43


Muhakkak onun(şeytanın), iman edenler ve Rab'lerine tevekkül edenler üzerinde bir gücü yoktur.

Onun(şeytanın) gücü, onu veli(dost) edinenler ve O'na(Allah'a) şirk koşanlar üzerinedir.

[NAHL(16)/98-100]

Kölelerime söyle, o en güzel sözü(tevhidi) söylesinler. Muhakkak şeytan, onların arasını dürtüklemeye (bozmaya) çalışır. Şüphesiz şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.

[İSRA(17)/53]
Yukarı  
 
Gönderen:
Çetin

Yer:
Ankara

Tarih:
02 Ekim 2018, Salı
10:28


Yıllardır takip edildiğimi hissediyordum. Ama teknoloji araçlarıyla sanıyordum. İnternette önce spritüalist-mistik (ışık işçileri, anunnaki-uzaylı, astrolog, bioenerjist, yoga-meditasyon vs) kesim içerisinde buldum kendimi. Sonra tasavvuf-tarikat (esmai hüsna, ebced, ricali gayb vs) kesimi içinde. Tabi isteğim dışında sürüklendim. Bu iki kesimin de birbiri ile bağlantılı olduğunu anlayınca ilişkimi kestim. Bir süredir de sadece Kuran ile ilgilenen kesimi takip ediyorum. Ama onlarda da bu güçler var. Bu kesimin doğru-yanlışlığından emin değilim.

Bu arada akrabalarımda, komşularımda, arkadaş sandıklarımda, yakın çevremde de bu kesimlerin içinde olanları fark ettim. Birbirleri ile haberleşip örgütlenip dediğiniz gibi gösteri yapıyorlar. Birçoğunda kibir had safhada. Yaptıklarının yanlışlığının farkında bile değiller. Resmen Hoolywood filmlerindeki gibi bir ortamdayım. İzlenip takip ediliyorum. Bu insanlar radyo istasyonu gibi hareket ediyor. Bazen konuştuğumda ses tonları ve bakışlarında onlar değilmiş gibi hareket ediyorlar. Aralarına katılmadığım işlerine gelmeyen şekilde konuştuğum için eziyet ediliyor psikolojik ve elektromanyetik olarak.

Anladığım kadarıyla Hz İdris hariç pek mümkün görünmüyor bu güçleri Allah katından alacak başka birisi söylediklerinize göre. Ben de imtihana zarar vereceğini düşündüğüm için böyle güçler elde etmeyi yanlış buluyorum. Tecessüs günahı var en başta Hucurat suresi 12. ayette bahsedildiği gibi. Allah'a tam güvenemeyen iman edemeyen insanların tercihi bence. Bir kanala frekansa bağlanıyorlar, birisi emir veriyor öyle hareket ediyorlar gibi. fetö örneği gibi.

Hayatım alt-üst oldu. Kendi hatalarım da var. Ama kimin ne olduğunu gördüm. İnsanların ne kadar zalimleşebildiğini deneyimledim. Ve bu durum genişliyor. Yakında daha da artacak bu tip kişiler. Göz göze gelince anlıyorum.

Teşekkür ederim. Hayırlı günler.
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
01 Ekim 2018, Pazartesi
15:51


Sayın Çetin,
Sitemizi ve kitaplarımızı, özellikle “İblisin İslam’a Tuzağı: Tasavvuf Felsefesi” kitabımızı okursanız “gerçeği” ve “yalanı” kavrarsınız. Pek tabii “İslam” olanı ve “Olmayan”ı(Şirki), öncelikle kavramış olmak elzemdir. Araştırdığınızı söylediğiniz konularla ilgili dikkatinizi celbeden “insanlar” ve onların “maharetleri” konusuna gelince; bu gösterilerin tamamı İblis kökenli olup; sureti haktan gösterilen şarlatanlıklardır. Önce bu zevat “gerçek İslam”ı öğrensinler ve gerçek anlamda “Allah’a teslim olsunlar”… Aklınıza gelen 2/11 ve 6/128 ayetlerine, onlarca ayet ve onlarca sahih hadis ilave edilebilir…

1) Bu konular, yarı müteşâbih olup, pozitif ilmin konusudurlar; ilim geliştikçe bu konularda ne olup olamayacağı; Allah’ın neye müsaade edip etmediği ortaya çıkar. Ancak pozitif ilimle ulaştığınız bazı sonuçlar ve eylemler, insana, insanlığa ve imtihana zarar verebileceği için yasaklanmış olabilir, buna dikkat etmek gerekir... Bu da ayrı bir konu…

2) Kur’an’daki “bir köle” halk arasında “Hızır” diye bilinen “İdris”dir. Tevrat’ta geçen “Hanok-Enok”... İdris, Allah’a dillere destan köleliği ile bilinen ve cennete alınan; melek boyutuna çıkartılan; dünyadaki olaylarda İsrailoğullarının mücadelesinde de rol alan; Türk tarihinde “Oğuz Han”ı aydınlatan; yükselmeden önce açıkça, yükseldikten sonrada kapalı-örtülü Elçilik yapan O’dur. Hatta bize göre Zülkarneyn’de O’dur. Bu güzel insanın insanlık tarihinde bir eşi olmamıştır, olması da imkân dahilinde gözükmüyor.
İdris’in Cinler alemindeki karşılığı bilindiği gibi “Azaz-El(El’in şereflisi)” dir. Bu ne yapmıştır? Melek boyutuna çıkarılmayı hazmedememiş; kibirlenmiş; “İtaat”ten çıkmış “İblis(Ümitsiz)” olmuştur. Dün ve bugün insanoğluna hazırlanan tuzakların arkasında hep o vardır. Sizin dikkatinizi çeken bu olayın(tuzağın) arkasındaki alçak da odur...

3) “İlmi Ledûn”ün istismarı, dünyada boyut yükseltme; “melek olma” yalanının pazarlanması; hatta tüm Mısır-Hint felsefelerinin ve de Tasavvuf felsefesindeki kavramların arkasında o şizofrenik sapık vardır. Amacı tüm şirk dinlerinin mensuplarını bir “Havuz(New Age Havuz)”una toplamak ve “Mesih İsa”ymış gibi maddi ve manevi oğlu Deccal’e bağlamak…
4) Bugünkü genel geçer “Şirk dini”ni lütfen sorgulayın, sitemizdeki İslam bölümündeki yazıları ve ayetleri tekrar tekrar okuyunuz. Bugün şirk bataklığında yüzen insanları, lütfen İdris ile birlikte zikretmeyiniz. “Son Din: “Kur’an İslamı” Buharlaştı Mı?” yazımızı tekraren okuyunuz. Bugün herkese düşen, başkalarına “Din-Bilim” satmak değil, “kendi kurtuluşuna” bakmaktır. Bugün en büyük yanılgı, kendisini “Kur’an dışı kaynaklar” la yahut İslam alimi(!) varsayımı ile besleyen insanların, kendi kurtuluşlarını başkalarına havale etmesi ve dinini ciddiye almamasıdır. Selam ve hidayet dileğiyle…
Yukarı  
 
Gönderen:
Çetin

Yer:
Ankara

Tarih:
30 Eylül 2018, Pazar
13:49


Selamün Aleyküm. Web sitenizi uzun zamandır takip ediyorum. Kitap serinizin tamamını aldım ve yarısını bitirdim. Zihin okuma, görüntü aktarımı, zihin kontrolü, fikir aşılama, yönlendirme, zihni saldırı, zihinsel haberleşme, rüyaya müdahale vs konuları araştırıyorum. Başıma gelen olaylar yüzünden korunmaya çalışıyorum. Bu tip güçleri cin-şeytanlar dışında (cadılık, medyumluk) ilmi ledün şeklinde Allah'ın lütfuyla kazanan insanlar (Musa ve Bir Kul kıssası) var mıdır? Etrafımda bu tip insanlar çoğalmaya başladı. Ben pek hayırlı örneğini göremedim. Gerek birilerinden uyumlanıp, gerek tarikatlara girip, gerekse esma çalışmaları ile bu güçleri kazananlar var. Bakara suresi 11. ayet ve En'am suresi 128. ayet geliyor aklıma. Ben uzak durmaya ve korunmaya çalışıyorum.
Yukarı  
 
Gönderen:
İsmail

Yer:
Diger

Tarih:
12 Eylül 2018, Çarşamba
15:28


3566-Ali bin Ebu Talib'den rivayete göre, Rasulullah(s.a.v.) vitr namazında şöyle dua ederdi:
"Allah'ım gazabından rızana sığınırım cezalandırmandan bağışına sığınırım. Senden sana sığınırım. Seni övebilecek kelimeleri bulamam. Sen kendini övdüğün gibisin."

Tirmizi, C.3, H.no:3566
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
10 Eylül 2018, Pazartesi
02:25


İbn Mâce'nin Sünen'inde İbn Ömer'den nakledilir ki Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuş : «Allah'ın kölelerinden bir köle demiş ki: Ey Rabb'im hamd Sanadır, vechinin celâline, saltanatının azametine lâyık olduğu şekilde hamd Sanadır. Kirâmeyn kâtibin adı verilen melekler bunu nasıl yazacaklarını bilememişler, Allah'ın huzuruna çıkarak Ey Rabb'imiz bir kölen öyle bir söz söyledi ki onu nasıl yazacağımızı bilmiyoruz demişler. Allah (c.c.) buyurmuş ki «(Allah, kölesinin ne söylediğini en iyi bildiği halde) Kölem ne dedi? Melekler demişler ki: Ey Rabb'imiz o şöyle dedi: Ey Rabb'im vechinin celâline, saltanatının azametine yaraşan şekilde hamd Sanadır. Allah (c.c.) buyurmuş ki; onu kölemin dediği gibi yazın, kölemin dediği bana öylece ulaşsın ki ben de kölemi onunla mükâfatlandırayım.»

Paylasmak istedim. Hic bu kadar etkilenmemis ve kiskanmamisdim.
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
01 Eylül 2018, Cumartesi
23:51


Sayın Orhan; 2012 yılında aynı ayeti soran Hakan adlı okuyucuya verilen cevap aşağıdadır:

""Siz onları öldürmediniz ve lakin Allah öldürdü. Ve attığında sen atmadın, fakat Allah attı. Müminleri Kendisinden güzel bir imtihanla denemek içindi. Muhakkak Allah İşitendir, Görendir."

"Muhakkak Allah böylece kafirlerin tuzağını boşa çıkarır." (Enfal (8)/17-18)

Sorduğunuz ayetin anlamı açıktır. Yüce Allah, Bedir'deki zaferin (aslında tüm iyilikler öyledir) tamamen kendi lütfu olduğunu, oradaki tüm şartları ve savaşı tamamen Müslümanların kazanmasını sağlayacak şekilde ayarladığını ve eğer O öyle yapmasa hiç bir başarının kazanılamayacağını bildiriyor.

Aynı suredeki önceki ayetlere bakarsanız, zaten savaşın çıkmasından, müminlerin kafirleri yenmesine kadar tüm aşamaların Allah tarafından bir lutuf olarak nasıl yönetildiğini ve ayarlandığını görebilirsiniz. Bu ayetlerde, o gün savaşın gerçekleşmesi bile "siz ayarlasanız-randevulaşsanız bile yapamazdınız" diye ifade edilmektedir. Ayrıca binlerce melekle bizzat fiziki yardımdan, kafirlerin kalbine korku düşürüp, müminlerin kalbini rahatlatmaya kadar bir çok şey sayılmaktadır. Bu ayet fıkhi ya da müteşabih bir ayet olmadığından tefsire ihtiyaç olmasa da bazı aktarımlar yapmanın sizi daha iyi hissettireceğini sanıyorum.

Bu ayetle ilgili Elmalı'nın tefsirine baktığımızda şunu görüyoruz:
"İmdi onları siz katletmediniz, o öldürülen ve yere düşen, enfâli ve ganimeti söz konusu olan müşrikler sizin gücünüzle ve kuvvetinizle ölmüş olmadılar ve lâkin onları Allah katletti, öldürdü. Size emretmek, nusret ve zafer vermek, üzerlerine sizi saldırtmak ve kalblerine korku düşürmek suretiyle hakikatte onları Allah öldürdü."

İbni Kesir'de ise şunlar geçiyor:
"Allah Teâlâ kulların fiillerinin yaratıcısı olduğunu, onlardan sâdır olan her bir hayırdan dolayı hamd edilen olduğunu beyân buyurur, Zîrâ onları, bütün bunlara muvaffak kılan ve onlara yardım eden O'dur. Bu sebepledir ki: "Siz öldürmediniz onları, fakat Allah öldürdü." buyurmaktadır. Düşmanlarınızın sayısının çokluğu ve sizin sayınızın azlığına rağmen düşmanlarınızı siz kendi güç ve kuvvetinizle öldürmüş değilsiniz. Bilakis onlara karşı sizi muzaffer kılan, Allah'tır. Nitekim başka âyetlerde şöyle buyurmaktadır: "Andolsun ki siz düşkün bir durumda iken Bedir'de Allah size katî bir zafer vermişti." (Âl-i İmrân, 123)...

Böylece Allah Teâlâ zaferlerin sayı çokluğuyla, zırh ve silah kuşanmayla, hazırlıklarla olmadığını, zafer ve yardımın, ancak Allah katından olduğunu bildiriyor. Nitekim başka bir âyette de şöyle buyurur : "Nice az topluluk, Allah'ın izniyle pek çok topluluğu yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara, 249)."

Kaldı ki bırakalım Allah'ın bu kadar açık gözle görülür bir şekilde kazandırdığı bir savaşı, hiçbir mümin bir başarıyı kendinden bilmez ama Allah'tan olduğunu bilir. Herhangi bir zafer, başarı elde edildiğinde; "Allah'ım sana şükürler olsun, Allah'ım bu senin lutfundur" denmesinin veya her konuda inşaallah (Şayet Allah dilerse) denmesinin sebebi de bundandır. Çünkü tüm parametrelerin Sahibi olan Allah tek bir parametreyi bile bozsa en iyi olduğun konuda en büyük hezimeti alman kaçınılmazdır. Yoksa, haşa aslında başarıyı elde eden biziz de haşa Allah'a yaranmak için söylenmiyor bu sözler. Yine konuyla ilgili Kur'an'dan bir ayet:

"Sana bir güzellik isabet etmez ki ancak Allah'tandır. Sana bir kötülük isabet etmez ki ancak kendindendir. Biz seni insanlara bir Resul olarak gönderdik. Allah şahit olarak yeter." (Nisa (4)/79)

Bunlar çok temel şeyler. Allah'ın vasıflarını, gücünü, kudretini Kur'an'da yazdığı şekliyle az çok bilen herkesin bileceği şeyler. Kur'an'da, insanın özgür bırakıldığı seçim alanı dışında her şeyin tamamen Allah'ın kontrolünde olduğuna dair bir çok ayet var.

İslam'da insanların özgür seçim hakları vardır ancak olayların gelişimi ve sonuçlar tamamen Allah'ın kontrolündedir. Hiçbir olay haşa başı boş bırakılmamıştır (Bir yaprağın düşmesi bile). İslam'da bu böyledir.

Mesela Allah müminlerin kalbine korku düşürseydi, müşriklere melekler göndermese iman edenlere de destek olmasaydı hatta tam tersine müşriklere destek olsaydı, sizce bir mümin ok atabilir ve bir kafiri öldürebilir miydi? Nitekim Huneyn'de bazı müslümanların az da olsa tamamen Allah'a değil de ordunun gücüne dair bir güven hissetmesi felaket sonuçlar doğurmak üzereyken yine Allah yardımı ve desteğiyle müminleri korudu. Kur'an'da konuyla ilgili olarak; "Çokluğunuz sizi şaşırtmıştı" buyurulmaktadır."
Yukarı  
 
Gönderen:
Orhan

Yer:
Diger

Tarih:
01 Eylül 2018, Cumartesi
10:05


(ENFAL /17 )- Diyanet İşleri: (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Bu ayet hakkında ki yorumlarınızı alabilir miyim acaba?
Yukarı  
 
Gönderen:
Abdullah

Yer:
Diger

Tarih:
23 Ağustos 2018, Perşembe
10:02


Değerli yaklaşansaatliler,
Bu kısa yazımı uzun bir mektup olarak düşünün.Tamamı selam dolu,dua dolu. Bugün bayram bize, mübarek olsun. Sevinciniz sevincimdir. Allah tüm hizmetleriniz için sizden razı olsun.Dilerim hepimizi korusun. Esselamünaleykum
Yukarı Mail: aylaaynuronal@gmail.com 
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
21 Ağustos 2018, Salı
07:17


Allahın selamı üzerinize olsun. Bayramınız mübarek olsun.
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
18 Ağustos 2018, Cumartesi
19:57


Sayın Cumali,
1) Kur’an’ın, Tevrat’ı tasdik edişi ve Tevrat’ı zikredişi iyi incelenmelidir. Kur’an’da onlarca ayet var, Tevrat’a atıf yapan onlarca ayetten seçtiğimiz aşağıdaki ayetleri lütfen inceleyiniz.
2/89, 146
3/3, 50, 93, 187,
4/46 ,47
5/13 ,15, 44,45,46
6/91
1/17
28/49
46/12, 30
61/6
62/5

2) Özellikle yukarıdaki ayetlerden seçtiğimiz aşağıdaki ayetler bu tahrifatın nasıl yapıldığını açıkça ortaya koymaktadır.
4/46 (“Yuharrifune el-kelime an mevzihi”)
5/13 ( “Yuharrifune el-kelime an mevzihi”),
5/44(“Vela teşteru bi-ayati semenen kalilen”),
3/187 (“Ve-eşteru-bihi semenen kalilen”)
6/91 (“Tecaluna-hu(Tevrat’ı) karadise tubdunaha ve tuğfuna kesiren”)

4/46,5/13 de Yüce Rabb'imiz diyor ki; “kelimeleri(kavramları) mevzilerinden(kapsamlarından) dışarı çıkardılar, kapsamlarını anlamlarını değiştirerek; mevzilerini daraltıp-genişlettiler ve böylece istedikleri anlamlara tevil ettiler.”
Yoksa Kitab'ın ayetlerini ve ayetlerdeki kelimeleri-metni çıkarıp yerine başka kelimeler ya da metin koymadılar. Her kelimenin bir mevzii(çukuru-kapsamı) vardır. Bu kapsamı-anlamı, tabii ki tevillerle değiştirerek istediğiniz anlamı verebilirsiniz.
3/187, 5/44'de Yüce Rabb'imiz diyor ki; “Allah’ın ayetlerini az bir dünya menfaati için sattılar(değiştirdiler-tevil ettiler). Yoksa Tevrat’ın bir ayetini, yahut ayetin içindeki kelimeleri parayla satıp, yerine yeni kelimeler koymadılar ve koyamazlar da…

6/91'de Yüce Rabb'imiz diyor ki; “Tevrat’ı parça-parça(kırtasiye) yaptılar; bir bölümü; yani işlerine geleni açıkladılar, bir çoğunu da gizlediler.

3) Bugün Kur’an, yazım olarak korunmuştur, bunda hiç şüphe yoktur, ancak benzer tahrifat, Kur’an’da da yapılmaktadır. Bunca “Din” anlayışı, sayısız biri birini dışlayan tarikatlar, akımlar, radikaller nereden çıkıyor dersiniz. Kur’an, “hırsızın elinin kesilmesini emretmiyor. Bunun anlamı; “hırsızın elinin maldan uzaklaştırılmasıdır” diyen anlı şanlı ilahiyat profu-dekanı, bu teviliyle ne yapmış oluyor sizce… Ne karşılığında Allah’ın ayetlerini ya da “kesme” kavramını mevziinden çıkarıyor dersiniz… Tevrat’ın kavramları Hahamlarca buharlaştırıldı da Kur’an kelimeleri(kavramları) buharlaştırılıp, mevzilerinden çıkarılmadı mı? Kur’an parça parça edilmedi mi?(23/52-53) Kur’an dan hicret edilmedi mi? (25/30)…
Bir zamanlar, hemen herkesin onayladığı İblis şapkalı FETO, Kur’an’ı, hahamların Tevrat’ı tahrifinden az mı tahrif etti… Daha nice şeytanlaşmış sapkın akımlar ya da din adamları, Allah ile ve O’nun ayetleriyle-kelimeleriyle oynayarak insanları kandırmıyorlar mı? (31/33, 35/5)

4) Bizim Kur’an’a, Sahih Sünnet'e ve Tevrat’ı incelemeye dayanan görüşümüz şudur:

Tevrat metin olarak korunmuştur. Ancak yazılı Tevrat’ın dışındaki “sözlü Tevrat” ve diğer metinler, hahamların görüşlerinin yansıdığı muharref metinlerdir. Yazılı Tevrat, tüm İsrailoğulları peygamberlerince tasdik edilmiş, korunmuş olmasına rağmen, hahamların, kelimelerle-kavramlarla oynamasıyla bu anlamda tahrife uğramıştır. Tevrat’ı ya da Kur’an’ı tahrif etmek için yazılı metinle oynamaya gerek yok, kavramlara istediğiniz anlamları verme hilekarlığı ya da cehaleti aynı amacı sağlar.

5) Yüce Allah’ın kelamı olan Tevrat, İbranice metin olarak sahih olsa da, Kur’an’dan sonra hükmünü yitirmiştir ve biz müminler için hiçbir şekilde bağlayıcılığı yoktur.

6) Bu konuya açıklık kazandıracak olan Sitemizdeki 5/5/2011 tarihli “İSRAİLOĞULLARI: AMCAOĞULLARI PEYGAMBERİMİZİ NASIL ÖRTTÜLER?” başlıklı araştırmamızın;
“2) TEVRAT(TORA): "ALLAH SİZE, KARDEŞLERİNDEN, BENİM(MUSA) GİBİ BİR PEYGAMBER GÖNDERECEKTİR" alt başlıklı bölümü aşağıya alınmıştır:

“Bilindiği gibi Tevrat, yahut "Yazılı Tevrat"; beş kitaptan meydana gelmiştir. Bunlar; Tekvin(Bereşit), Çıkış(Şemot), Levililer(Vayikra), Sayılar(Bamidbar), Tesniye(Devarim)'dir."Kitab-ı Mukkaddes: Eski Ahit ve Yeni Ahit(İnciller)" ise; bu "Beş Kitab"a, Hakimler, Peygamberler ve İnciller(4 Kanonik İncil)in ilavesiyle oluşturulan bir kitaptır ve daha çok Hristiyanlarca makbuldür.

Biz burada beş kitaptan oluşan "Yazılı Tevrat" üzerinde duracağız. Tabii ki "Yazılı Tevrat"dan söz edince "Sözlü Tevrat"dan da bahsetmemiz gerekmektedir. "Sözlü Tevrat" diye ifade edilen, Musa'ya vahyedilen, ancak yazılması yasak olan"şifai vahiy"dir. "Yazılı Tevrat"ın, yazılı biçimde okunması; "Sözlü Tevrat"ın ise ezberlenmesi ve rabbaniler-hahamlar tarafından öğretilmesi, hatta "Yazılı Tevrat"ın tefsirinin tamamen "Sözlü Tevrat"a dayandırılması esastır. "Sözlü Tevrat"ın, unutulması ve kaybolması endişesiyle daha sonra esasları yazılmış, detayları ve yorumları, yine alimlere-hahamlara bırakılmıştır. İlk önce MS 2. yüzyılın sonlarına doğru "Mişna" yazılmış, daha sonra da kapsamlı olarak "Talmud" yazılmıştır.

"Sözlü Tevrat", Musa'dan sonra o derece önemsenmiş ve öne çıkarılmıştır ki; "Sözlü Tevrat" ve hatta "Hahamlar" olmadan, "Yazılı Tevrat" anlaşılamaz yargısı, tüm Yahudilere ve din adamlarına hakim olmuştur. Böylece "Sözlü Tevrat" ve "Hahamlar"; Din'in merkezine oturtulmuş, Yüce Allah'ın indirdiği "Yazılı Tevrat" bu yolla tefsir ve tevillere mahkum edilmiştir. Böylece "din adamları", kavramlarla istedikleri gibi oynamış; kapsamlarını değiştirip, dönüştürmüşler ve Kur'an diliyle "kelimeleri mevzilerinden çıkarmışlardır". Peygamberimiz'in beyanıyla da; "İsrailoğulları, alimlerini Rabler edinmiştir."

Maalesef "Peygamber Sünneti"nin; yani "Sahih Hadis Külliyatı"nın, sonradan zayıf hadisler ilave edilerek genişletilmesi ve Kur'an'ın önüne geçirilerek; Kur'an'ın, bazı alimlerce tamamen hadislere mahkum edilmesinin de, benzeri bir sapma olduğunu burada zikretmeliyiz.

Unutulmamalıdır ki Din'in; İslam'ın temeli-özü; tüm kutsal kitaplarda muhkemdir, herkesin anlayacağı açıklıktadır. Ancak ameli meselelerde, elbette "peygamberlerin açıklamaları"na,"alimlere-fıkha" ve fıkhetmek içinde bir "metod"a ihtiyaç vardır. Bu tespitlerden sonra "Yazılı Tevrat"ın tahrifine sebep olan faktörleri şöyle özetleyebiliriz:

1) Birincisi, "yazıcılar"ın(soferim) yazım hataları, alimler arasında da ciddi bir tartışma konusudur.

2) Yahudi Tevrat'ı(Massoratik) nüshası, Septuagint(Yunanca) nüsha ve Samiri Tevrat'ı arasında ciddi farklar vardır.

3) İstila ve esaretle gelen dış baskılar; "Tevrat'ı yasaklama ve yok etme çabaları" ve putperest Yahudi krallarının, "Tevrat'ı tahrif etme gayretleri".

4) Bizce en önemlisi, bizzat Yahudi din adamlarının; "hahamların tevil ve tefsirleri"dir. "Yazılı Tevrat"a, parantez içi açıklamalar ilave etmek yoluyla ve özellikle kavramlarla oynayarak; istenen anlamı elde etme çabaları, adeta meşru bir yol olmuştur. "Sözlü Tevrat"ın oluşumu, yazılı hale getirilmesi, ilave edilen fıkhi görüşlerle genişletilmesi; "Yazılı Tevrat"ın, tamamen bu şifai fıkha bağlanması, en büyük tahribat kaynağıdır. Özellikle Peygamberimiz'e işaret eden "ayetler ve kavramlar"la oynanarak örtülü hale getirilmiş, yahut bu sıfatlar, İsrailoğulları'nın peygamberlerine atfedilmiştir.
Biz, Tevrat'da en ciddi tahrifatın; "Sözlü Tevrat"ı oluşturup-geliştiren" ve bu yolla "Yazılı Tevrat"ı istedikleri gibi yorumlayan "Rabbaniler-Hahamlar"kanalıyla yapıldığına inanmaktayız. Aşağıda Tevrat ayetleri ve bunların tefsirleriyle ilgili vereceğimiz birkaç örnek bile bizim bu tespitimizi doğrulamaktadır. İşte tipik bir örnek:

Tora:Çıkış(Şemot) 21:24'de; "Göze karşılık göz, dişe karşılık diş, ele karşılık el, ayağa karşılık ayakta kısas vardır." ayetinin benzer şeklinin Kur'an'da geçtiğini; anlamının da gayet açık olduğunu bilmekteyiz. Şayet zarara uğrayan, bağışlarsa ve karşılığında bir diyet kabul ederse bu kendisi için bir kefarettir der Kur'an. Ancak zarara uğrayan, had uygulanmasını isterse, haddin uygulanması gerekir ve uygulamayanlar zalimdir der yine Kur'an. Ve yine Yüce Allah,İsrailoğulları'nın, bu cezaların uygulamasını değiştirerek zalimler olduklarına işaret eder.

Hahamlar, göz göre göre bu "had cezası"nı iptal etmişler, bunun sadece "para cezası"olduğuna hükmetmişler, aksi görüşü küfür saymışlardır. Böylece hahamların "Sözlü Tevrat"da yer alan görüşleri, "Yazılı Tevrat"ın bu "ceza hükmü"nü değiştirmiştir. İşte hahamların bu kısas ayetinin uygulamasını nasıl değiştirdiklerinin kanıtı:
"Kim, Sözlü Tora ile bilinen, ama 'Yazılı Tora'nın basit metninde farklı anlaşılabilen bir kuralın, bundan böyle 'Sözlü Tora'ya göre değilde, yazılı metinden doğrudan anlaşıldığı şekilde; örneğin "göze göz vs." emrini, tazminat ödeme yerine gerçekten de göze karşılık göz çıkarma şeklinde uygulanacağını söylerse, sabahtan akşama sürekli mucize gerçekleştirse bile bunun hiçbir değeri yoktur ve idamı hak eder. Bu kişinin yaptıkları ya göz boyamadır, ya da kendisi karanlık güçler kullanarak büyü yapmayı, yakın gelecek hakkında haber almayı bilen biridir. Ama yaptıklarının kutsiyetle uzaktan yakından alakası yoktur."(Tora:Tesniye(Devarim) 13:3'ün tefsir kısmı).
Benzer şekilde kendilerine, Peygamberimiz'in gönderileceğini bildiren "Tesniye 18:15 Ayeti"ni, nasıl da örttüler:
"Tanrı Aşem, benim gibi, arandan, kardeşlerinden bir peygamber belirleyecek senin için. Onu dinleyin!"
Tesniye(Devarim)18:15
Burada Musa, Yüce Allah'ın vahyine dayanarak açıkça diyor ki; "Ey İsrailoğulları, Allah, size, kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber gönderecektir, onu dinleyin!" Kimdir İsrailoğulları'nın kardeşleri? Elbette İsmailoğulları'dır. Zira İsmail, İshak'ın kardeşidir, tabii ki İbrahim'in oğludur. İsmailoğulları, kardeşoğullarıdır, yahut da Yakuboğulları'nın ammuoğulları(amcaoğulları)dır. Bu ayet açık bir şekilde Muhammed(s.a.v.)e işaret etmektedir. Hahamların tefsir ve tevilleri tamamen yanlıştır, kasıtlıdır ve tutarsızdır. "Arandan" kelimesini kullanarak, açık ifadeyi ve işareti, İsrailoğulları peygamberlerine yönlendirmektedirler. Böylece ortaya çıkan çelişkileri de zırva tevillerle kapatmaya çalışmakta ve maalesef cemaatlerini kandırmakta başarılı olmaktadırlar.
Bu ayet, son rahmet elçisi Muhammed(s.a.v.)den başkasına gitmez, neden mi?

1) İsrailoğulları'nın kardeşleri; ammuoğulları, İsmailoğulları'dır. Hahamlar dar anlamda kavmiyetçilik yapıp; Hacer'i ve İsmail'i tanımamazlıktan gelseler de bu böyledir.

2) Musa gibi bir peygamber İsrailoğulları'na gelmemiştir ve bir daha gelmeyeceğini de haham efendiler yine Tevrat'dan bilirler. Bilirler ki; hahamlar bu noktada bocalamış, buradan çıkış yolları arayarak; zırva teviller yapmışlardır. Ayrıca Musa da, Muhammed de nasıl önemli iki kardeş peygamber olduklarını bilmekteydiler. Peygamberimiz, defaatle Musa'nın önemine işaret etmiştir ve hatta Tevrat metnini elinde tutan Ömer'e; "bugün Musa da gelseydi bana tabi olurdu" diye seslenmiştir. İki önemli kitap ve iki önemli peygamber... Birisi Rabb'iyle doğrudan konuşmuş, diğeri ise tüm insanlığa ve alemlere rahmet olarak gönderilmiş mühür peygamber. Birisi İsrailoğulları'na gelecek peygamberlerin sürekli tasdik edeceği "Furkan"la, diğeri fiili kıyamete kadar İsrailoğulları da dahil tüm insanlığa gönderilen "Kur'an"la gelmiştir...”
http://www.yaklasansaat.com/dinler/israilogullari_amcaogullari_peygamberimizi_nasil_orttuler.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
18 Ağustos 2018, Cumartesi
19:25


Cumaliye cevap.

Ziyad bin Lebid'den: Rasulullah(s.a.v.) bir şey anlatarak şöyle demiştir:
"Bu, ilmin(İslamın)gitmesi zamanında olur" buyurdu.
Ben: "Ya Resulullah! Kur'an'ı okuduğumuz, evladımıza onu okuttuğumuz ve evladımız da kıyamete kadar kendi evladına onu okutacağı halde ilim nasıl gider?" dedim. Resul-i Ekrem:
"Anan seni kaybedesiye Ziyad! Ben muhakkak seni Medine'de fıkhı en iyi bilen adamlardan görürdüm. Şu Yahudiler ve Hıristiyanlar Tevrat ve İncil'i okuyup da bu iki kitapta bulunan hükümlerden hiçbir şeyle amel etmez değiller mi?" buyurdu.
Sünen-i İbni Mace, C.10, H.no: 4048

http://www.yaklasansaat.com/dinler/Son_din_kuran_islami_buharlastimi.asp
Okumanı tavsiye ederim.


Yukarı  
 
Gönderen:
cumali

Yer:
Diger

Tarih:
18 Ağustos 2018, Cumartesi
00:53


"Yahudi din adamlarının Tevrat'ı metin olarak koruyarak, anlam olarak nasıl tahrif ettikleri gerçeği, bu meselenin en çarpıcı "saptırma örneği"ni teşkil etmektedir."

kuranı anlamak için arapça sitenizde yukarıdaki satır ne demek arkadaş.

metin nasıl korunmuş olur kuranda Allah metni değiştirdiklerini söylüyor.
Yukarı  
 
Gönderen:
İbrahim

Yer:
Diger

Tarih:
08 Ağustos 2018, Çarşamba
22:42


Cevap 2: İMAN-İHSAN NEDİR?

“İslam”, objektif bir tanımdır-tariftir. Yani efradını cami ağyarını mani bir tariftir. İyi bir tanım, efradını cami, ağyarını mani olmalıdır. Yani kapsamı ve tümleyeni kesin-net olmalıdır. İslam’ın tümleyeni “şirk”tir. İslam tanımı, önce tümleyenini(şirki) redle başlar. Önce tüm ilahlar reddedilir.

Teklif “akla” yapılır, İslam, akılla kavranır, dille kabul edilir yahut “tasdik” edilir. İlk daire İslam dairesidir. “İman”, “inanmadır-emniyettir-şüphesiz tasdiktir”, ikinci dairedir ve İslam’ın içindedir. İman dille ikrar, kalble tasdiktir. Kalpleri ise Allah bilir. Kişi kendi İslamına şahitlik eder, diğer Müslümanlar da şahitlik etmelidir. İman konusunda diğer Müminlerin şahitliği hüsnü zandır, gerçeği Allah bilir.

“İslam”, “İman”ı kapsar ve her Mümin, Müslüman’dır, ancak her “Müslüman”, “Mümin” olamayabilir. Hucurat(49)/14, bu durumu en güzel şekilde açıklıyor.

Özetle “İman”, “şüphesiz tasdik”tir, derecelidir; artar azalır ve de dille kabul edilen “İslam”ın “Kalb”le tasdikidir. Alt sınırı “şüphesiz kalbi tasdik” iken üst sınırı, Allah’a karşı güçlü sevgi-saygı ve Allah korkusudur. İmanın derecesi arttıkça “İhsan derecesinde iman”a dönüşür. “Mümin”in imanı artıkça “Muhsin” olur.

“İhsan”, “İman”ın üst sınırıdır. İslam’ın içindeki daire “iman” dairesidir. “İman”ın içindeki daire ise “ihsan” dairesidir. Kapsam bakımından her “Muhsin”, “Mümin”dir ve de “Müslim”dir. Ancak her “Müslim”, “Mümin” ve de “Muhsin” olmayabilir. Her “Mümin”de, “Muhsin” olmayabilir.

İslam, akla teklif edilir ve İslam’da, “akıl-kabul” egemendir. İman da ise kalbi tasdik ve şüphesizlik esastır. İman'da “akıl-kabul” idrake, tefekküre ve Allah korkusuna dönüşmüş olur. Bu Allah korkusu-saygısı-sevgisi, aklın işletilmesiyle güçlenir ve “adanma”ya dönüşür ki bu; “İhsan derecesinde iman” aşamasıdır. “İhsan” derecesine, Peygamberimiz(sav), “Allah’ı görür gibi iman” der. Tüm peygamberler, tüm melekler ve de İman derecesi yüksek olan müminler, “İhsan” derecesinde iman sahibidirler. Hatta melekler ihsan derecesinin de üzerinde mukarrebtirler.

"Şüphesiz kalbi tasdik" anlamına gelen “İman” konusunda Kur’an’da yer alan çok sayıda ayetlerden bir kısmı aşağıda verilmiştir:
2/8, 3/52, 3/173, 5/41, 111, 8/2, 9/124, 16/106, 48/4, 49/7, 49/14, 49/15, 57/16, 58/22, 59/10, 60/10, 74/31,

Aynı şekilde “İhsan-Muhsin” kavramlarının geçtiği bir kısım ayetler de aşağıdadır:
2/112, 3/134, 4/125, 29/69, 31/22, 39/34

İslam’a giren yahut İslam’ı kabul eden herkes aynı anda “mümin” olmuş değildir. Hucurat(49)/14'de bildirilen bedeviler de böyledir. Ancak Ebubekir gibi fıtratı temiz, İslam’ı almaya hazır bir Sahabe İslam’ı kabul ettiğinde aynı zamanda “iman” etmiştir. Yine Yasin(36)/20-27'de elçileri tasdik edip, onlar öldürülmesin diye kavminin önüne atılıp “iman” ettiğini söyleyen ve şehit edilen kimse de, İslam’ı kabul ederken “iman” etmiştir. Ha keza Musa’nın karşısına çıkan sihirbazlar da, İslam’ı kabul ederken “iman” etmiştir. 7/120-122’ye bakınız.

Özetle; İslam”ı, sahih akılla kavrayıp kabul ettikten sonra, şüphesiz bir şekilde tasdike dönüştürenler; yani “iman” edenler, dünyada ve ahirette kurtuluşa erenlerdir.

“İman” giderek aklın işletilmesiyle güçlenir ve “ihsan” mertebesine ulaşır ve böyle bir kimse de, feraset-basiret sahibi olur, fitnelere düşmez, kimselerin göremediği, anlayamadığı şeyleri görür- anlar-hisseder. Kalp gözünün açık olması da budur. Bu sadece İslam’da değil, aklın işletildiği başka alanlarda da Allah, insana böyle bir meleke kazandırmıştır. Mesela bir alandaki bilim adamı, konusuna ne kadar hakim olur ve sürekli aklını işleterek araştırmalar yaparsa o kadar kendi alanının gerçeklerini keşfeder, başka bilim adamlarının göremediklerini görür, feraset sahibi olur.

Sonuç olarak insan önce İslam’ı akılla kabul eder, Müslüman olur. Sonra bir süreçle Mümin sıfatı kazanır, Mümin olur. Daha sonra da Muhsin vasfını kazanarak İhsan derecesinde iman sahibi Muhsin olur. Münafıklarda, kalpler hastalıklı olduğu için bu süreç arızalıdır.

İslam, ağacın kökü, yahut tohumudur. O tohumu ya da kökü beğenip satın alan Müslüman'dır. Onu yumuşak-verimli toprağa eker-diker, gerekli bakımını yapıp büyütür, sağlıklı meyve veren bitkiye-ağaca dönüştürürse o da iman-ihsandır. Burada “kişinin kalbi” toprak gibidir. Kendisi(aklı)da o bakımı yapan kişinin kendisidir. Kalp arızalı olursa bitki-ağaç hastalıklı verimsiz ve meyvesiz olur. İbrahim(14)/24-27'deki “tayyib kelime” bir ağaç misali ile anlatılır ki; bu İslam’ın ta kendisidir.


Yukarı  
 
Gönderen:
İsmail

Yer:
Diger

Tarih:
04 Ağustos 2018, Cumartesi
16:41


BİLİM "ANTİMADDE" KONUSUNDA NE BİLİYOR?
Antimadde, Allah'ın çiftler halindeki yaratmasının belki de en derin ve en geniş kapsamlı örneğidir. Antimadde, "anti-parçacıklar"dan oluşan maddedir...
Araştırma yazısı yayınlanmış arkadaşlar linki aşağıda.

http://www.yaklasansaat.com/evren/buyuk_patlama/antimadde.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
03 Ağustos 2018, Cuma
19:01


Hocam anlaşılmıştır. Ne demek istediğinizi anladım. Allah a çok şükür. Allah bize acısın. Cevap 2 yi de bekliyorum ama.. Allah razı olsun.
Yukarı  
 

 

Toplam Kayıt Sayısı: 1380 Toplam Sayfa Sayısı: 35
[««] [«] 1. 2. 3. 4. 5. 6. . . . 33. 34. 35. [»] [»»]  

 

Untitled Document
ys@yaklasansaat.com
anasayfa|evren|gezegenler|dünyamiz|dinler|eski kavimler|cin-seytanlar|haberler|yorum-analiz|seslendirmeler|videolar|site haritasi|iletisim|forum|ys kitaplari
Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Yaklasan Saat'in resmi twitter adresi asagidadir. Bu hesabin disindaki diger hesaplarla Yaklasan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat