yaklaşan saat
kuranda islam, kuran ışığında araştırmalar
  theapproachinghour, english website




kuranı anlamak için arapça


tasavvuf felsefesi, kuran islamı, radikalizm islam değil hastalıktır

YAKLAŞAN SAAT'TE BEKLENEN MEHDİ DEĞİL İSA'DIR, mehdiyet felsefesi

 


 
Gönderen  Aranacak Kelime
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
10 Ekim 2018, Çarşamba
01:09


"Oguzhani acikca ve kapali sekilde aydinlatan" bununla ilgili tezinizi paylasabilirmisiniz?
Yukarı  
 
Gönderen:
ismail

Yer:
Diger

Tarih:
09 Ekim 2018, Salı
12:47


Sayın Bir köle, işte "İNSANLIK TARİHİ, MU-ATLANTİS VE "YE'CUC-ME'CUC"" konulu araştırma(Kitap)dan bir bölüm:

"ENOK(İDRİS) KİMDİR?
Yeryüzünde Ye'cuc-Me'cuc ifsadına şahit olan Enok kimdir? Burada hemen şunu hatırlatmalıyız ki; Enok(Hanoh), İdris peygamberdir. Enok; Kur'an'da ve Tora'da ismi geçen bir peygamberdir ve Nuh'un atasıdır. Yani Nuh'un dedesinin babasıdır. Tora'da; Hanoh(Enok)'un oğlu Metuşelah, onun oğlu Lemeh, onun oğlu da Noah(Nuh) diye yazılıdır. Enok'un 365 yıl Dünya'da yaşadıktan sonra yükseltildiği bildirilir. Esasında, Enok'un ataları ve torunları yaklaşık 1000 sene yaşadığı halde; Enok, 365 yıl yaşamış daha sonra Azazel gibi Baş melekler boyutuna yükseltilmiş ve zaman zaman meleklerle beraber görevli olarak Dünya'ya gelmiştir. Nitekim birçok peygambere ve özellikle Musa ve Süleyman'a arkadaşlık ettiğini Kur'an'dan biliyoruz.
Kur'an'da İdris olarak geçer. Arapça "drs" kökünden "idris"; ders görmüş-ilim sahibi anlamına gelir. Aynı zamanda Rabb'ine yükseltilmiş bir peygamberdir. Allah katından "özel bir ilme"(ilmun ledun) sahiptir. Hızır; diye halk arasında bilinen ve Musa'yla yolculuk eden, ona ders veren ve Belkıs'ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar Süleyman'a getiren odur. Ancak İblis ve cin-şeytanlar, insanların bu "Hızır kültü"nü kullanarak insanları ve dostlarını rüyalarda yahut gerçek hayatta kandırmışlar ve kendi mesajlarını bu yolla vermişlerdir. Halen İblis, bu "Enok-İdris-Hızır" formunu kullanarak; birçok mutasavvıfları, kabalacıları ve çağın cahillerini kandırmaya devam etmektedir.

İşte Kur'an'da İdris peygamberle ilgili ayetler:

(Musa) kölelerimizden bir köleyi(İdris-Hızır) buldu ki; Biz, ona katımızdan bir rahmet vermiş ve nezdimizden bir ilim(ilmi ledun) öğretmiştik.
[KEHF(18)/65]

Kitap'ta İdris'i de hatırla. Muhakkak o, bir sıddıktı ve nebiydi.
Biz onu yüce bir 'mekan'a(makama) yükseltmiştik.
[MERYEM(19)/56-57]

(Süleyman'ın) yanında, Kitap'tan ilim verilmiş bir kimse(İdris) dedi ki: "Sen gözünü açıp kapayıncaya kadar, ben, onu sana getiririm." Derken (Süleyman) tahtı, yanında dururken gördü, dedi ki: "Bu, Rabb'imin bana fazlıdır(lütfudur). Rabb'im, kendisine teşekkür edecek miyim, yoksa örtecek miyim diye beni denemektedir. Her kim, teşekkür ederse, onun teşekkürü kendisi içindir. Her kim de örterse; muhakkak benim Rabb'im, Gani'dir(ihtiyaçsızdır), Kerim'dir(üstündür-cömertdir).
[NEML(27)/40]…

KABİLOĞULLARINA ELÇİ: ENOK(İDRİS)
Kabil oğulları kavmini İslam'a çağırmak üzere uyarıcı elçi olarak İdris gönderildi. Taberi, Kabiloğullarının, İdris peygamberin bu davetine olumlu cevap vermediklerini "Tarih-i Taberi"de şöyle açıklar:
"Ateşe tapmayınız, şarap içmeyiniz, zina etmeyiniz!' dedi. Bunlardan onları yasakladı. Fakat bu kavimden pek az kimse İdris'i tasdik etti. Ateşe tapmayı bırakmadılar. Çok zaman fısk ve fücur içinde kaldılar. İdris'e tabi olmadılar. Şit'e inen suhufu(sahifeleri) onlara okudu. Halkı o kitabın hükümlerine uymaları için uyardı."
Taberi, o tarihte devler ve cin-şeytanların insanlar tarafından gözle görüldüğünü ve insan toplumlarıyla devler arasında düşmanlık, cenk ve barış hallerinin Nuh tufanına kadar sürdüğünü, Tufan'dan sonra ise cin-şeytanların ve devlerin gözden kaybolduğunu bize nakleder…

SONUÇLAR
11) "Zu'l-Karneyn" kimdir? Zu'l-Karneyn iki çağın adamıdır. Nuh öncesi Nuh sonrası çağın birleştiği yerde bulunuyor. Zu'l-Karneyn, Arapça bir kelimedir ve "Zu" ve "Karneyn" kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş bir sıfattır. "Zu", bir şeyin sahibi demektir. "Karneyn" ise tekil olan "Karn" kelimesinin tesniye(ikili)sidir. "Karn"; "boynuz, nesil, asır, çağ, zaman" anlamlarına gelir. Dolayısıyla "Karneyn"; iki boynuzlu, iki nesilli, iki zamanlı demektir. Biz bu karşılıklardan "iki zamanlı" anlamını tercih ediyoruz ve "Zu'l-Karneyn"e, Sonsuz Yüce'nin ilim verdiği "iki zamanlı bir nebi" diyoruz.
Batı'ya ve Doğu'ya gidiyor; adeta zamanda ileri ve geri gidiyor. Ancak esas anlamı, iki zamanı yaşamış, iki zamanlı birisi ki; bize göre Enok'tur(İdris). Yazımızın başında da ifade ettiğimiz gibi Kur'an, insanlık tarihini ikiye ayırıyor. Birinci zaman Adem'den-Nuh'a; ikincisi Nuh'tan-Yaklaşansaat'edir. İdris, bu iki zaman periyodunda bulunan ve "melek boyutuna yükseltilmiş bir nebi"dir. Yukarıda 10. maddede de zikrettiğimiz KEHF(18)/83-90 ayetleri dikkatle okunacak olursa; Zu'l-Karneyn'in konuşma tarzı ve kendisine verilen yetkiler, Enok'la(İdris) tamamen örtüşmektedir. Kendisine Allah katından bir ilim, imkan-güç verilen ve her bir sebebi işletebilen Enok'tur(İdris-Hızır). İdris(Hızır)-Musa kıssası incelenecek olursa; yetkinlik ve konuşma tarzı; "biz şöyle yaptık" gibi ifadeler, bizi İdris'e götürmektedir. Ayrıca, Zu'l-Karneyn bir isim değil sıfattır ve bu sıfat, en güzel şekilde İdris'i tarif etmektedir.
Zu'l-Karneyn'in, İskender olduğunu söyleyen müfessirler, külliyen hata etmişlerdir. Hem de yaptıkları azim bir hatadır. İskender ile Zu'l-Karneyn, Doğu ve Batı kadar birbirine uzaktır. İskender'in, bırakın peygamberliğini, "İslam Milleti"yle uzak-yakın bir ilgisi yoktur. Bu yaygın aldanış, Eski Yunan'ın ve şeytani felsefesinin, İslam bilginlerini nasıl etkilediğinin bir kanıtıdır. Yine Moğollar, Çinliler, Türklerin; yani Nuh oğlu Yafesoğullarının Ye'cuc-Me'cuc sanılması da büyük bir yanılgıdır ve tarihsel bir hatadır.
Aynı şekilde diğer din mensupları; özellikle Yahudiler-Hıristiyanlar, kendilerini Yaklaşan Saat'te kurtarılmışlar olarak gördükleri gibi; kalplerindeki kinle orantılı olarak da düşmanlarını Ye'gog-Me'gog ilan etmekten geri durmuyorlar. Bunların hepsi bir aldanma ve aldatmadır ve gerçekte "O Gün"ün bir adı da unutmayalım ki "Aldanma Günü"dür."

http://www.yaklasansaat.com/cin-seytanlar/yecuc_mecuc/insanlik_tarihi_mu_atlantis_ve_yecuc_mecuc.asp


Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
09 Ekim 2018, Salı
00:50


Selamlar,
Türk tarihinde “Oğuz Han”ı aydınlatan; yükselmeden önce açıkça, yükseldikten sonrada kapalı-örtülü Elçilik yapan O’dur.
Bununla ilgili yaziniz varmi? Hocam,d aha once neden duymadim(!.. Kac yillik okuyucunuz olarak?)
Yukarı  
 
Gönderen:
Orhan

Yer:
Diger

Tarih:
06 Ekim 2018, Cumartesi
13:35


Sayın Çetin sizi çok iyi anlıyorum bende kendi hatalarımdan dolayı benzer yollardan geçtim ama emin olabilirsin ki Allah cok bağışlayan ve esirgeyendir O na sıgınmanı tavsiye ediyorum....Allah izin vermedikçe bir yaprak dahi düşmez ve en iyi korunmanın yolu tamamen teslimiyetten geciyor......
Yukarı  
 
Gönderen:
bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
02 Ekim 2018, Salı
20:43


Muhakkak onun(şeytanın), iman edenler ve Rab'lerine tevekkül edenler üzerinde bir gücü yoktur.

Onun(şeytanın) gücü, onu veli(dost) edinenler ve O'na(Allah'a) şirk koşanlar üzerinedir.

[NAHL(16)/98-100]

Kölelerime söyle, o en güzel sözü(tevhidi) söylesinler. Muhakkak şeytan, onların arasını dürtüklemeye (bozmaya) çalışır. Şüphesiz şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.

[İSRA(17)/53]
Yukarı  
 
Gönderen:
Çetin

Yer:
Ankara

Tarih:
02 Ekim 2018, Salı
10:28


Yıllardır takip edildiğimi hissediyordum. Ama teknoloji araçlarıyla sanıyordum. İnternette önce spritüalist-mistik (ışık işçileri, anunnaki-uzaylı, astrolog, bioenerjist, yoga-meditasyon vs) kesim içerisinde buldum kendimi. Sonra tasavvuf-tarikat (esmai hüsna, ebced, ricali gayb vs) kesimi içinde. Tabi isteğim dışında sürüklendim. Bu iki kesimin de birbiri ile bağlantılı olduğunu anlayınca ilişkimi kestim. Bir süredir de sadece Kuran ile ilgilenen kesimi takip ediyorum. Ama onlarda da bu güçler var. Bu kesimin doğru-yanlışlığından emin değilim.

Bu arada akrabalarımda, komşularımda, arkadaş sandıklarımda, yakın çevremde de bu kesimlerin içinde olanları fark ettim. Birbirleri ile haberleşip örgütlenip dediğiniz gibi gösteri yapıyorlar. Birçoğunda kibir had safhada. Yaptıklarının yanlışlığının farkında bile değiller. Resmen Hoolywood filmlerindeki gibi bir ortamdayım. İzlenip takip ediliyorum. Bu insanlar radyo istasyonu gibi hareket ediyor. Bazen konuştuğumda ses tonları ve bakışlarında onlar değilmiş gibi hareket ediyorlar. Aralarına katılmadığım işlerine gelmeyen şekilde konuştuğum için eziyet ediliyor psikolojik ve elektromanyetik olarak.

Anladığım kadarıyla Hz İdris hariç pek mümkün görünmüyor bu güçleri Allah katından alacak başka birisi söylediklerinize göre. Ben de imtihana zarar vereceğini düşündüğüm için böyle güçler elde etmeyi yanlış buluyorum. Tecessüs günahı var en başta Hucurat suresi 12. ayette bahsedildiği gibi. Allah'a tam güvenemeyen iman edemeyen insanların tercihi bence. Bir kanala frekansa bağlanıyorlar, birisi emir veriyor öyle hareket ediyorlar gibi. fetö örneği gibi.

Hayatım alt-üst oldu. Kendi hatalarım da var. Ama kimin ne olduğunu gördüm. İnsanların ne kadar zalimleşebildiğini deneyimledim. Ve bu durum genişliyor. Yakında daha da artacak bu tip kişiler. Göz göze gelince anlıyorum.

Teşekkür ederim. Hayırlı günler.
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
01 Ekim 2018, Pazartesi
15:51


Sayın Çetin,
Sitemizi ve kitaplarımızı, özellikle “İblisin İslam’a Tuzağı: Tasavvuf Felsefesi” kitabımızı okursanız “gerçeği” ve “yalanı” kavrarsınız. Pek tabii “İslam” olanı ve “Olmayan”ı(Şirki), öncelikle kavramış olmak elzemdir. Araştırdığınızı söylediğiniz konularla ilgili dikkatinizi celbeden “insanlar” ve onların “maharetleri” konusuna gelince; bu gösterilerin tamamı İblis kökenli olup; sureti haktan gösterilen şarlatanlıklardır. Önce bu zevat “gerçek İslam”ı öğrensinler ve gerçek anlamda “Allah’a teslim olsunlar”… Aklınıza gelen 2/11 ve 6/128 ayetlerine, onlarca ayet ve onlarca sahih hadis ilave edilebilir…

1) Bu konular, yarı müteşâbih olup, pozitif ilmin konusudurlar; ilim geliştikçe bu konularda ne olup olamayacağı; Allah’ın neye müsaade edip etmediği ortaya çıkar. Ancak pozitif ilimle ulaştığınız bazı sonuçlar ve eylemler, insana, insanlığa ve imtihana zarar verebileceği için yasaklanmış olabilir, buna dikkat etmek gerekir... Bu da ayrı bir konu…

2) Kur’an’daki “bir köle” halk arasında “Hızır” diye bilinen “İdris”dir. Tevrat’ta geçen “Hanok-Enok”... İdris, Allah’a dillere destan köleliği ile bilinen ve cennete alınan; melek boyutuna çıkartılan; dünyadaki olaylarda İsrailoğullarının mücadelesinde de rol alan; Türk tarihinde “Oğuz Han”ı aydınlatan; yükselmeden önce açıkça, yükseldikten sonrada kapalı-örtülü Elçilik yapan O’dur. Hatta bize göre Zülkarneyn’de O’dur. Bu güzel insanın insanlık tarihinde bir eşi olmamıştır, olması da imkân dahilinde gözükmüyor.
İdris’in Cinler alemindeki karşılığı bilindiği gibi “Azaz-El(El’in şereflisi)” dir. Bu ne yapmıştır? Melek boyutuna çıkarılmayı hazmedememiş; kibirlenmiş; “İtaat”ten çıkmış “İblis(Ümitsiz)” olmuştur. Dün ve bugün insanoğluna hazırlanan tuzakların arkasında hep o vardır. Sizin dikkatinizi çeken bu olayın(tuzağın) arkasındaki alçak da odur...

3) “İlmi Ledûn”ün istismarı, dünyada boyut yükseltme; “melek olma” yalanının pazarlanması; hatta tüm Mısır-Hint felsefelerinin ve de Tasavvuf felsefesindeki kavramların arkasında o şizofrenik sapık vardır. Amacı tüm şirk dinlerinin mensuplarını bir “Havuz(New Age Havuz)”una toplamak ve “Mesih İsa”ymış gibi maddi ve manevi oğlu Deccal’e bağlamak…
4) Bugünkü genel geçer “Şirk dini”ni lütfen sorgulayın, sitemizdeki İslam bölümündeki yazıları ve ayetleri tekrar tekrar okuyunuz. Bugün şirk bataklığında yüzen insanları, lütfen İdris ile birlikte zikretmeyiniz. “Son Din: “Kur’an İslamı” Buharlaştı Mı?” yazımızı tekraren okuyunuz. Bugün herkese düşen, başkalarına “Din-Bilim” satmak değil, “kendi kurtuluşuna” bakmaktır. Bugün en büyük yanılgı, kendisini “Kur’an dışı kaynaklar” la yahut İslam alimi(!) varsayımı ile besleyen insanların, kendi kurtuluşlarını başkalarına havale etmesi ve dinini ciddiye almamasıdır. Selam ve hidayet dileğiyle…
Yukarı  
 
Gönderen:
Çetin

Yer:
Ankara

Tarih:
30 Eylül 2018, Pazar
13:49


Selamün Aleyküm. Web sitenizi uzun zamandır takip ediyorum. Kitap serinizin tamamını aldım ve yarısını bitirdim. Zihin okuma, görüntü aktarımı, zihin kontrolü, fikir aşılama, yönlendirme, zihni saldırı, zihinsel haberleşme, rüyaya müdahale vs konuları araştırıyorum. Başıma gelen olaylar yüzünden korunmaya çalışıyorum. Bu tip güçleri cin-şeytanlar dışında (cadılık, medyumluk) ilmi ledün şeklinde Allah'ın lütfuyla kazanan insanlar (Musa ve Bir Kul kıssası) var mıdır? Etrafımda bu tip insanlar çoğalmaya başladı. Ben pek hayırlı örneğini göremedim. Gerek birilerinden uyumlanıp, gerek tarikatlara girip, gerekse esma çalışmaları ile bu güçleri kazananlar var. Bakara suresi 11. ayet ve En'am suresi 128. ayet geliyor aklıma. Ben uzak durmaya ve korunmaya çalışıyorum.
Yukarı  
 
Gönderen:
İsmail

Yer:
Diger

Tarih:
12 Eylül 2018, Çarşamba
15:28


3566-Ali bin Ebu Talib'den rivayete göre, Rasulullah(s.a.v.) vitr namazında şöyle dua ederdi:
"Allah'ım gazabından rızana sığınırım cezalandırmandan bağışına sığınırım. Senden sana sığınırım. Seni övebilecek kelimeleri bulamam. Sen kendini övdüğün gibisin."

Tirmizi, C.3, H.no:3566
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
10 Eylül 2018, Pazartesi
02:25


İbn Mâce'nin Sünen'inde İbn Ömer'den nakledilir ki Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuş : «Allah'ın kölelerinden bir köle demiş ki: Ey Rabb'im hamd Sanadır, vechinin celâline, saltanatının azametine lâyık olduğu şekilde hamd Sanadır. Kirâmeyn kâtibin adı verilen melekler bunu nasıl yazacaklarını bilememişler, Allah'ın huzuruna çıkarak Ey Rabb'imiz bir kölen öyle bir söz söyledi ki onu nasıl yazacağımızı bilmiyoruz demişler. Allah (c.c.) buyurmuş ki «(Allah, kölesinin ne söylediğini en iyi bildiği halde) Kölem ne dedi? Melekler demişler ki: Ey Rabb'imiz o şöyle dedi: Ey Rabb'im vechinin celâline, saltanatının azametine yaraşan şekilde hamd Sanadır. Allah (c.c.) buyurmuş ki; onu kölemin dediği gibi yazın, kölemin dediği bana öylece ulaşsın ki ben de kölemi onunla mükâfatlandırayım.»

Paylasmak istedim. Hic bu kadar etkilenmemis ve kiskanmamisdim.
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
01 Eylül 2018, Cumartesi
23:51


Sayın Orhan; 2012 yılında aynı ayeti soran Hakan adlı okuyucuya verilen cevap aşağıdadır:

""Siz onları öldürmediniz ve lakin Allah öldürdü. Ve attığında sen atmadın, fakat Allah attı. Müminleri Kendisinden güzel bir imtihanla denemek içindi. Muhakkak Allah İşitendir, Görendir."

"Muhakkak Allah böylece kafirlerin tuzağını boşa çıkarır." (Enfal (8)/17-18)

Sorduğunuz ayetin anlamı açıktır. Yüce Allah, Bedir'deki zaferin (aslında tüm iyilikler öyledir) tamamen kendi lütfu olduğunu, oradaki tüm şartları ve savaşı tamamen Müslümanların kazanmasını sağlayacak şekilde ayarladığını ve eğer O öyle yapmasa hiç bir başarının kazanılamayacağını bildiriyor.

Aynı suredeki önceki ayetlere bakarsanız, zaten savaşın çıkmasından, müminlerin kafirleri yenmesine kadar tüm aşamaların Allah tarafından bir lutuf olarak nasıl yönetildiğini ve ayarlandığını görebilirsiniz. Bu ayetlerde, o gün savaşın gerçekleşmesi bile "siz ayarlasanız-randevulaşsanız bile yapamazdınız" diye ifade edilmektedir. Ayrıca binlerce melekle bizzat fiziki yardımdan, kafirlerin kalbine korku düşürüp, müminlerin kalbini rahatlatmaya kadar bir çok şey sayılmaktadır. Bu ayet fıkhi ya da müteşabih bir ayet olmadığından tefsire ihtiyaç olmasa da bazı aktarımlar yapmanın sizi daha iyi hissettireceğini sanıyorum.

Bu ayetle ilgili Elmalı'nın tefsirine baktığımızda şunu görüyoruz:
"İmdi onları siz katletmediniz, o öldürülen ve yere düşen, enfâli ve ganimeti söz konusu olan müşrikler sizin gücünüzle ve kuvvetinizle ölmüş olmadılar ve lâkin onları Allah katletti, öldürdü. Size emretmek, nusret ve zafer vermek, üzerlerine sizi saldırtmak ve kalblerine korku düşürmek suretiyle hakikatte onları Allah öldürdü."

İbni Kesir'de ise şunlar geçiyor:
"Allah Teâlâ kulların fiillerinin yaratıcısı olduğunu, onlardan sâdır olan her bir hayırdan dolayı hamd edilen olduğunu beyân buyurur, Zîrâ onları, bütün bunlara muvaffak kılan ve onlara yardım eden O'dur. Bu sebepledir ki: "Siz öldürmediniz onları, fakat Allah öldürdü." buyurmaktadır. Düşmanlarınızın sayısının çokluğu ve sizin sayınızın azlığına rağmen düşmanlarınızı siz kendi güç ve kuvvetinizle öldürmüş değilsiniz. Bilakis onlara karşı sizi muzaffer kılan, Allah'tır. Nitekim başka âyetlerde şöyle buyurmaktadır: "Andolsun ki siz düşkün bir durumda iken Bedir'de Allah size katî bir zafer vermişti." (Âl-i İmrân, 123)...

Böylece Allah Teâlâ zaferlerin sayı çokluğuyla, zırh ve silah kuşanmayla, hazırlıklarla olmadığını, zafer ve yardımın, ancak Allah katından olduğunu bildiriyor. Nitekim başka bir âyette de şöyle buyurur : "Nice az topluluk, Allah'ın izniyle pek çok topluluğu yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara, 249)."

Kaldı ki bırakalım Allah'ın bu kadar açık gözle görülür bir şekilde kazandırdığı bir savaşı, hiçbir mümin bir başarıyı kendinden bilmez ama Allah'tan olduğunu bilir. Herhangi bir zafer, başarı elde edildiğinde; "Allah'ım sana şükürler olsun, Allah'ım bu senin lutfundur" denmesinin veya her konuda inşaallah (Şayet Allah dilerse) denmesinin sebebi de bundandır. Çünkü tüm parametrelerin Sahibi olan Allah tek bir parametreyi bile bozsa en iyi olduğun konuda en büyük hezimeti alman kaçınılmazdır. Yoksa, haşa aslında başarıyı elde eden biziz de haşa Allah'a yaranmak için söylenmiyor bu sözler. Yine konuyla ilgili Kur'an'dan bir ayet:

"Sana bir güzellik isabet etmez ki ancak Allah'tandır. Sana bir kötülük isabet etmez ki ancak kendindendir. Biz seni insanlara bir Resul olarak gönderdik. Allah şahit olarak yeter." (Nisa (4)/79)

Bunlar çok temel şeyler. Allah'ın vasıflarını, gücünü, kudretini Kur'an'da yazdığı şekliyle az çok bilen herkesin bileceği şeyler. Kur'an'da, insanın özgür bırakıldığı seçim alanı dışında her şeyin tamamen Allah'ın kontrolünde olduğuna dair bir çok ayet var.

İslam'da insanların özgür seçim hakları vardır ancak olayların gelişimi ve sonuçlar tamamen Allah'ın kontrolündedir. Hiçbir olay haşa başı boş bırakılmamıştır (Bir yaprağın düşmesi bile). İslam'da bu böyledir.

Mesela Allah müminlerin kalbine korku düşürseydi, müşriklere melekler göndermese iman edenlere de destek olmasaydı hatta tam tersine müşriklere destek olsaydı, sizce bir mümin ok atabilir ve bir kafiri öldürebilir miydi? Nitekim Huneyn'de bazı müslümanların az da olsa tamamen Allah'a değil de ordunun gücüne dair bir güven hissetmesi felaket sonuçlar doğurmak üzereyken yine Allah yardımı ve desteğiyle müminleri korudu. Kur'an'da konuyla ilgili olarak; "Çokluğunuz sizi şaşırtmıştı" buyurulmaktadır."
Yukarı  
 
Gönderen:
Orhan

Yer:
Diger

Tarih:
01 Eylül 2018, Cumartesi
10:05


(ENFAL /17 )- Diyanet İşleri: (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Bu ayet hakkında ki yorumlarınızı alabilir miyim acaba?
Yukarı  
 
Gönderen:
Abdullah

Yer:
Diger

Tarih:
23 Ağustos 2018, Perşembe
10:02


Değerli yaklaşansaatliler,
Bu kısa yazımı uzun bir mektup olarak düşünün.Tamamı selam dolu,dua dolu. Bugün bayram bize, mübarek olsun. Sevinciniz sevincimdir. Allah tüm hizmetleriniz için sizden razı olsun.Dilerim hepimizi korusun. Esselamünaleykum
Yukarı Mail: aylaaynuronal@gmail.com 
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
21 Ağustos 2018, Salı
07:17


Allahın selamı üzerinize olsun. Bayramınız mübarek olsun.
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
18 Ağustos 2018, Cumartesi
19:57


Sayın Cumali,
1) Kur’an’ın, Tevrat’ı tasdik edişi ve Tevrat’ı zikredişi iyi incelenmelidir. Kur’an’da onlarca ayet var, Tevrat’a atıf yapan onlarca ayetten seçtiğimiz aşağıdaki ayetleri lütfen inceleyiniz.
2/89, 146
3/3, 50, 93, 187,
4/46 ,47
5/13 ,15, 44,45,46
6/91
1/17
28/49
46/12, 30
61/6
62/5

2) Özellikle yukarıdaki ayetlerden seçtiğimiz aşağıdaki ayetler bu tahrifatın nasıl yapıldığını açıkça ortaya koymaktadır.
4/46 (“Yuharrifune el-kelime an mevzihi”)
5/13 ( “Yuharrifune el-kelime an mevzihi”),
5/44(“Vela teşteru bi-ayati semenen kalilen”),
3/187 (“Ve-eşteru-bihi semenen kalilen”)
6/91 (“Tecaluna-hu(Tevrat’ı) karadise tubdunaha ve tuğfuna kesiren”)

4/46,5/13 de Yüce Rabb'imiz diyor ki; “kelimeleri(kavramları) mevzilerinden(kapsamlarından) dışarı çıkardılar, kapsamlarını anlamlarını değiştirerek; mevzilerini daraltıp-genişlettiler ve böylece istedikleri anlamlara tevil ettiler.”
Yoksa Kitab'ın ayetlerini ve ayetlerdeki kelimeleri-metni çıkarıp yerine başka kelimeler ya da metin koymadılar. Her kelimenin bir mevzii(çukuru-kapsamı) vardır. Bu kapsamı-anlamı, tabii ki tevillerle değiştirerek istediğiniz anlamı verebilirsiniz.
3/187, 5/44'de Yüce Rabb'imiz diyor ki; “Allah’ın ayetlerini az bir dünya menfaati için sattılar(değiştirdiler-tevil ettiler). Yoksa Tevrat’ın bir ayetini, yahut ayetin içindeki kelimeleri parayla satıp, yerine yeni kelimeler koymadılar ve koyamazlar da…

6/91'de Yüce Rabb'imiz diyor ki; “Tevrat’ı parça-parça(kırtasiye) yaptılar; bir bölümü; yani işlerine geleni açıkladılar, bir çoğunu da gizlediler.

3) Bugün Kur’an, yazım olarak korunmuştur, bunda hiç şüphe yoktur, ancak benzer tahrifat, Kur’an’da da yapılmaktadır. Bunca “Din” anlayışı, sayısız biri birini dışlayan tarikatlar, akımlar, radikaller nereden çıkıyor dersiniz. Kur’an, “hırsızın elinin kesilmesini emretmiyor. Bunun anlamı; “hırsızın elinin maldan uzaklaştırılmasıdır” diyen anlı şanlı ilahiyat profu-dekanı, bu teviliyle ne yapmış oluyor sizce… Ne karşılığında Allah’ın ayetlerini ya da “kesme” kavramını mevziinden çıkarıyor dersiniz… Tevrat’ın kavramları Hahamlarca buharlaştırıldı da Kur’an kelimeleri(kavramları) buharlaştırılıp, mevzilerinden çıkarılmadı mı? Kur’an parça parça edilmedi mi?(23/52-53) Kur’an dan hicret edilmedi mi? (25/30)…
Bir zamanlar, hemen herkesin onayladığı İblis şapkalı FETO, Kur’an’ı, hahamların Tevrat’ı tahrifinden az mı tahrif etti… Daha nice şeytanlaşmış sapkın akımlar ya da din adamları, Allah ile ve O’nun ayetleriyle-kelimeleriyle oynayarak insanları kandırmıyorlar mı? (31/33, 35/5)

4) Bizim Kur’an’a, Sahih Sünnet'e ve Tevrat’ı incelemeye dayanan görüşümüz şudur:

Tevrat metin olarak korunmuştur. Ancak yazılı Tevrat’ın dışındaki “sözlü Tevrat” ve diğer metinler, hahamların görüşlerinin yansıdığı muharref metinlerdir. Yazılı Tevrat, tüm İsrailoğulları peygamberlerince tasdik edilmiş, korunmuş olmasına rağmen, hahamların, kelimelerle-kavramlarla oynamasıyla bu anlamda tahrife uğramıştır. Tevrat’ı ya da Kur’an’ı tahrif etmek için yazılı metinle oynamaya gerek yok, kavramlara istediğiniz anlamları verme hilekarlığı ya da cehaleti aynı amacı sağlar.

5) Yüce Allah’ın kelamı olan Tevrat, İbranice metin olarak sahih olsa da, Kur’an’dan sonra hükmünü yitirmiştir ve biz müminler için hiçbir şekilde bağlayıcılığı yoktur.

6) Bu konuya açıklık kazandıracak olan Sitemizdeki 5/5/2011 tarihli “İSRAİLOĞULLARI: AMCAOĞULLARI PEYGAMBERİMİZİ NASIL ÖRTTÜLER?” başlıklı araştırmamızın;
“2) TEVRAT(TORA): "ALLAH SİZE, KARDEŞLERİNDEN, BENİM(MUSA) GİBİ BİR PEYGAMBER GÖNDERECEKTİR" alt başlıklı bölümü aşağıya alınmıştır:

“Bilindiği gibi Tevrat, yahut "Yazılı Tevrat"; beş kitaptan meydana gelmiştir. Bunlar; Tekvin(Bereşit), Çıkış(Şemot), Levililer(Vayikra), Sayılar(Bamidbar), Tesniye(Devarim)'dir."Kitab-ı Mukkaddes: Eski Ahit ve Yeni Ahit(İnciller)" ise; bu "Beş Kitab"a, Hakimler, Peygamberler ve İnciller(4 Kanonik İncil)in ilavesiyle oluşturulan bir kitaptır ve daha çok Hristiyanlarca makbuldür.

Biz burada beş kitaptan oluşan "Yazılı Tevrat" üzerinde duracağız. Tabii ki "Yazılı Tevrat"dan söz edince "Sözlü Tevrat"dan da bahsetmemiz gerekmektedir. "Sözlü Tevrat" diye ifade edilen, Musa'ya vahyedilen, ancak yazılması yasak olan"şifai vahiy"dir. "Yazılı Tevrat"ın, yazılı biçimde okunması; "Sözlü Tevrat"ın ise ezberlenmesi ve rabbaniler-hahamlar tarafından öğretilmesi, hatta "Yazılı Tevrat"ın tefsirinin tamamen "Sözlü Tevrat"a dayandırılması esastır. "Sözlü Tevrat"ın, unutulması ve kaybolması endişesiyle daha sonra esasları yazılmış, detayları ve yorumları, yine alimlere-hahamlara bırakılmıştır. İlk önce MS 2. yüzyılın sonlarına doğru "Mişna" yazılmış, daha sonra da kapsamlı olarak "Talmud" yazılmıştır.

"Sözlü Tevrat", Musa'dan sonra o derece önemsenmiş ve öne çıkarılmıştır ki; "Sözlü Tevrat" ve hatta "Hahamlar" olmadan, "Yazılı Tevrat" anlaşılamaz yargısı, tüm Yahudilere ve din adamlarına hakim olmuştur. Böylece "Sözlü Tevrat" ve "Hahamlar"; Din'in merkezine oturtulmuş, Yüce Allah'ın indirdiği "Yazılı Tevrat" bu yolla tefsir ve tevillere mahkum edilmiştir. Böylece "din adamları", kavramlarla istedikleri gibi oynamış; kapsamlarını değiştirip, dönüştürmüşler ve Kur'an diliyle "kelimeleri mevzilerinden çıkarmışlardır". Peygamberimiz'in beyanıyla da; "İsrailoğulları, alimlerini Rabler edinmiştir."

Maalesef "Peygamber Sünneti"nin; yani "Sahih Hadis Külliyatı"nın, sonradan zayıf hadisler ilave edilerek genişletilmesi ve Kur'an'ın önüne geçirilerek; Kur'an'ın, bazı alimlerce tamamen hadislere mahkum edilmesinin de, benzeri bir sapma olduğunu burada zikretmeliyiz.

Unutulmamalıdır ki Din'in; İslam'ın temeli-özü; tüm kutsal kitaplarda muhkemdir, herkesin anlayacağı açıklıktadır. Ancak ameli meselelerde, elbette "peygamberlerin açıklamaları"na,"alimlere-fıkha" ve fıkhetmek içinde bir "metod"a ihtiyaç vardır. Bu tespitlerden sonra "Yazılı Tevrat"ın tahrifine sebep olan faktörleri şöyle özetleyebiliriz:

1) Birincisi, "yazıcılar"ın(soferim) yazım hataları, alimler arasında da ciddi bir tartışma konusudur.

2) Yahudi Tevrat'ı(Massoratik) nüshası, Septuagint(Yunanca) nüsha ve Samiri Tevrat'ı arasında ciddi farklar vardır.

3) İstila ve esaretle gelen dış baskılar; "Tevrat'ı yasaklama ve yok etme çabaları" ve putperest Yahudi krallarının, "Tevrat'ı tahrif etme gayretleri".

4) Bizce en önemlisi, bizzat Yahudi din adamlarının; "hahamların tevil ve tefsirleri"dir. "Yazılı Tevrat"a, parantez içi açıklamalar ilave etmek yoluyla ve özellikle kavramlarla oynayarak; istenen anlamı elde etme çabaları, adeta meşru bir yol olmuştur. "Sözlü Tevrat"ın oluşumu, yazılı hale getirilmesi, ilave edilen fıkhi görüşlerle genişletilmesi; "Yazılı Tevrat"ın, tamamen bu şifai fıkha bağlanması, en büyük tahribat kaynağıdır. Özellikle Peygamberimiz'e işaret eden "ayetler ve kavramlar"la oynanarak örtülü hale getirilmiş, yahut bu sıfatlar, İsrailoğulları'nın peygamberlerine atfedilmiştir.
Biz, Tevrat'da en ciddi tahrifatın; "Sözlü Tevrat"ı oluşturup-geliştiren" ve bu yolla "Yazılı Tevrat"ı istedikleri gibi yorumlayan "Rabbaniler-Hahamlar"kanalıyla yapıldığına inanmaktayız. Aşağıda Tevrat ayetleri ve bunların tefsirleriyle ilgili vereceğimiz birkaç örnek bile bizim bu tespitimizi doğrulamaktadır. İşte tipik bir örnek:

Tora:Çıkış(Şemot) 21:24'de; "Göze karşılık göz, dişe karşılık diş, ele karşılık el, ayağa karşılık ayakta kısas vardır." ayetinin benzer şeklinin Kur'an'da geçtiğini; anlamının da gayet açık olduğunu bilmekteyiz. Şayet zarara uğrayan, bağışlarsa ve karşılığında bir diyet kabul ederse bu kendisi için bir kefarettir der Kur'an. Ancak zarara uğrayan, had uygulanmasını isterse, haddin uygulanması gerekir ve uygulamayanlar zalimdir der yine Kur'an. Ve yine Yüce Allah,İsrailoğulları'nın, bu cezaların uygulamasını değiştirerek zalimler olduklarına işaret eder.

Hahamlar, göz göre göre bu "had cezası"nı iptal etmişler, bunun sadece "para cezası"olduğuna hükmetmişler, aksi görüşü küfür saymışlardır. Böylece hahamların "Sözlü Tevrat"da yer alan görüşleri, "Yazılı Tevrat"ın bu "ceza hükmü"nü değiştirmiştir. İşte hahamların bu kısas ayetinin uygulamasını nasıl değiştirdiklerinin kanıtı:
"Kim, Sözlü Tora ile bilinen, ama 'Yazılı Tora'nın basit metninde farklı anlaşılabilen bir kuralın, bundan böyle 'Sözlü Tora'ya göre değilde, yazılı metinden doğrudan anlaşıldığı şekilde; örneğin "göze göz vs." emrini, tazminat ödeme yerine gerçekten de göze karşılık göz çıkarma şeklinde uygulanacağını söylerse, sabahtan akşama sürekli mucize gerçekleştirse bile bunun hiçbir değeri yoktur ve idamı hak eder. Bu kişinin yaptıkları ya göz boyamadır, ya da kendisi karanlık güçler kullanarak büyü yapmayı, yakın gelecek hakkında haber almayı bilen biridir. Ama yaptıklarının kutsiyetle uzaktan yakından alakası yoktur."(Tora:Tesniye(Devarim) 13:3'ün tefsir kısmı).
Benzer şekilde kendilerine, Peygamberimiz'in gönderileceğini bildiren "Tesniye 18:15 Ayeti"ni, nasıl da örttüler:
"Tanrı Aşem, benim gibi, arandan, kardeşlerinden bir peygamber belirleyecek senin için. Onu dinleyin!"
Tesniye(Devarim)18:15
Burada Musa, Yüce Allah'ın vahyine dayanarak açıkça diyor ki; "Ey İsrailoğulları, Allah, size, kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber gönderecektir, onu dinleyin!" Kimdir İsrailoğulları'nın kardeşleri? Elbette İsmailoğulları'dır. Zira İsmail, İshak'ın kardeşidir, tabii ki İbrahim'in oğludur. İsmailoğulları, kardeşoğullarıdır, yahut da Yakuboğulları'nın ammuoğulları(amcaoğulları)dır. Bu ayet açık bir şekilde Muhammed(s.a.v.)e işaret etmektedir. Hahamların tefsir ve tevilleri tamamen yanlıştır, kasıtlıdır ve tutarsızdır. "Arandan" kelimesini kullanarak, açık ifadeyi ve işareti, İsrailoğulları peygamberlerine yönlendirmektedirler. Böylece ortaya çıkan çelişkileri de zırva tevillerle kapatmaya çalışmakta ve maalesef cemaatlerini kandırmakta başarılı olmaktadırlar.
Bu ayet, son rahmet elçisi Muhammed(s.a.v.)den başkasına gitmez, neden mi?

1) İsrailoğulları'nın kardeşleri; ammuoğulları, İsmailoğulları'dır. Hahamlar dar anlamda kavmiyetçilik yapıp; Hacer'i ve İsmail'i tanımamazlıktan gelseler de bu böyledir.

2) Musa gibi bir peygamber İsrailoğulları'na gelmemiştir ve bir daha gelmeyeceğini de haham efendiler yine Tevrat'dan bilirler. Bilirler ki; hahamlar bu noktada bocalamış, buradan çıkış yolları arayarak; zırva teviller yapmışlardır. Ayrıca Musa da, Muhammed de nasıl önemli iki kardeş peygamber olduklarını bilmekteydiler. Peygamberimiz, defaatle Musa'nın önemine işaret etmiştir ve hatta Tevrat metnini elinde tutan Ömer'e; "bugün Musa da gelseydi bana tabi olurdu" diye seslenmiştir. İki önemli kitap ve iki önemli peygamber... Birisi Rabb'iyle doğrudan konuşmuş, diğeri ise tüm insanlığa ve alemlere rahmet olarak gönderilmiş mühür peygamber. Birisi İsrailoğulları'na gelecek peygamberlerin sürekli tasdik edeceği "Furkan"la, diğeri fiili kıyamete kadar İsrailoğulları da dahil tüm insanlığa gönderilen "Kur'an"la gelmiştir...”
http://www.yaklasansaat.com/dinler/israilogullari_amcaogullari_peygamberimizi_nasil_orttuler.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
18 Ağustos 2018, Cumartesi
19:25


Cumaliye cevap.

Ziyad bin Lebid'den: Rasulullah(s.a.v.) bir şey anlatarak şöyle demiştir:
"Bu, ilmin(İslamın)gitmesi zamanında olur" buyurdu.
Ben: "Ya Resulullah! Kur'an'ı okuduğumuz, evladımıza onu okuttuğumuz ve evladımız da kıyamete kadar kendi evladına onu okutacağı halde ilim nasıl gider?" dedim. Resul-i Ekrem:
"Anan seni kaybedesiye Ziyad! Ben muhakkak seni Medine'de fıkhı en iyi bilen adamlardan görürdüm. Şu Yahudiler ve Hıristiyanlar Tevrat ve İncil'i okuyup da bu iki kitapta bulunan hükümlerden hiçbir şeyle amel etmez değiller mi?" buyurdu.
Sünen-i İbni Mace, C.10, H.no: 4048

http://www.yaklasansaat.com/dinler/Son_din_kuran_islami_buharlastimi.asp
Okumanı tavsiye ederim.


Yukarı  
 
Gönderen:
cumali

Yer:
Diger

Tarih:
18 Ağustos 2018, Cumartesi
00:53


"Yahudi din adamlarının Tevrat'ı metin olarak koruyarak, anlam olarak nasıl tahrif ettikleri gerçeği, bu meselenin en çarpıcı "saptırma örneği"ni teşkil etmektedir."

kuranı anlamak için arapça sitenizde yukarıdaki satır ne demek arkadaş.

metin nasıl korunmuş olur kuranda Allah metni değiştirdiklerini söylüyor.
Yukarı  
 
Gönderen:
İbrahim

Yer:
Diger

Tarih:
08 Ağustos 2018, Çarşamba
22:42


Cevap 2: İMAN-İHSAN NEDİR?

“İslam”, objektif bir tanımdır-tariftir. Yani efradını cami ağyarını mani bir tariftir. İyi bir tanım, efradını cami, ağyarını mani olmalıdır. Yani kapsamı ve tümleyeni kesin-net olmalıdır. İslam’ın tümleyeni “şirk”tir. İslam tanımı, önce tümleyenini(şirki) redle başlar. Önce tüm ilahlar reddedilir.

Teklif “akla” yapılır, İslam, akılla kavranır, dille kabul edilir yahut “tasdik” edilir. İlk daire İslam dairesidir. “İman”, “inanmadır-emniyettir-şüphesiz tasdiktir”, ikinci dairedir ve İslam’ın içindedir. İman dille ikrar, kalble tasdiktir. Kalpleri ise Allah bilir. Kişi kendi İslamına şahitlik eder, diğer Müslümanlar da şahitlik etmelidir. İman konusunda diğer Müminlerin şahitliği hüsnü zandır, gerçeği Allah bilir.

“İslam”, “İman”ı kapsar ve her Mümin, Müslüman’dır, ancak her “Müslüman”, “Mümin” olamayabilir. Hucurat(49)/14, bu durumu en güzel şekilde açıklıyor.

Özetle “İman”, “şüphesiz tasdik”tir, derecelidir; artar azalır ve de dille kabul edilen “İslam”ın “Kalb”le tasdikidir. Alt sınırı “şüphesiz kalbi tasdik” iken üst sınırı, Allah’a karşı güçlü sevgi-saygı ve Allah korkusudur. İmanın derecesi arttıkça “İhsan derecesinde iman”a dönüşür. “Mümin”in imanı artıkça “Muhsin” olur.

“İhsan”, “İman”ın üst sınırıdır. İslam’ın içindeki daire “iman” dairesidir. “İman”ın içindeki daire ise “ihsan” dairesidir. Kapsam bakımından her “Muhsin”, “Mümin”dir ve de “Müslim”dir. Ancak her “Müslim”, “Mümin” ve de “Muhsin” olmayabilir. Her “Mümin”de, “Muhsin” olmayabilir.

İslam, akla teklif edilir ve İslam’da, “akıl-kabul” egemendir. İman da ise kalbi tasdik ve şüphesizlik esastır. İman'da “akıl-kabul” idrake, tefekküre ve Allah korkusuna dönüşmüş olur. Bu Allah korkusu-saygısı-sevgisi, aklın işletilmesiyle güçlenir ve “adanma”ya dönüşür ki bu; “İhsan derecesinde iman” aşamasıdır. “İhsan” derecesine, Peygamberimiz(sav), “Allah’ı görür gibi iman” der. Tüm peygamberler, tüm melekler ve de İman derecesi yüksek olan müminler, “İhsan” derecesinde iman sahibidirler. Hatta melekler ihsan derecesinin de üzerinde mukarrebtirler.

"Şüphesiz kalbi tasdik" anlamına gelen “İman” konusunda Kur’an’da yer alan çok sayıda ayetlerden bir kısmı aşağıda verilmiştir:
2/8, 3/52, 3/173, 5/41, 111, 8/2, 9/124, 16/106, 48/4, 49/7, 49/14, 49/15, 57/16, 58/22, 59/10, 60/10, 74/31,

Aynı şekilde “İhsan-Muhsin” kavramlarının geçtiği bir kısım ayetler de aşağıdadır:
2/112, 3/134, 4/125, 29/69, 31/22, 39/34

İslam’a giren yahut İslam’ı kabul eden herkes aynı anda “mümin” olmuş değildir. Hucurat(49)/14'de bildirilen bedeviler de böyledir. Ancak Ebubekir gibi fıtratı temiz, İslam’ı almaya hazır bir Sahabe İslam’ı kabul ettiğinde aynı zamanda “iman” etmiştir. Yine Yasin(36)/20-27'de elçileri tasdik edip, onlar öldürülmesin diye kavminin önüne atılıp “iman” ettiğini söyleyen ve şehit edilen kimse de, İslam’ı kabul ederken “iman” etmiştir. Ha keza Musa’nın karşısına çıkan sihirbazlar da, İslam’ı kabul ederken “iman” etmiştir. 7/120-122’ye bakınız.

Özetle; İslam”ı, sahih akılla kavrayıp kabul ettikten sonra, şüphesiz bir şekilde tasdike dönüştürenler; yani “iman” edenler, dünyada ve ahirette kurtuluşa erenlerdir.

“İman” giderek aklın işletilmesiyle güçlenir ve “ihsan” mertebesine ulaşır ve böyle bir kimse de, feraset-basiret sahibi olur, fitnelere düşmez, kimselerin göremediği, anlayamadığı şeyleri görür- anlar-hisseder. Kalp gözünün açık olması da budur. Bu sadece İslam’da değil, aklın işletildiği başka alanlarda da Allah, insana böyle bir meleke kazandırmıştır. Mesela bir alandaki bilim adamı, konusuna ne kadar hakim olur ve sürekli aklını işleterek araştırmalar yaparsa o kadar kendi alanının gerçeklerini keşfeder, başka bilim adamlarının göremediklerini görür, feraset sahibi olur.

Sonuç olarak insan önce İslam’ı akılla kabul eder, Müslüman olur. Sonra bir süreçle Mümin sıfatı kazanır, Mümin olur. Daha sonra da Muhsin vasfını kazanarak İhsan derecesinde iman sahibi Muhsin olur. Münafıklarda, kalpler hastalıklı olduğu için bu süreç arızalıdır.

İslam, ağacın kökü, yahut tohumudur. O tohumu ya da kökü beğenip satın alan Müslüman'dır. Onu yumuşak-verimli toprağa eker-diker, gerekli bakımını yapıp büyütür, sağlıklı meyve veren bitkiye-ağaca dönüştürürse o da iman-ihsandır. Burada “kişinin kalbi” toprak gibidir. Kendisi(aklı)da o bakımı yapan kişinin kendisidir. Kalp arızalı olursa bitki-ağaç hastalıklı verimsiz ve meyvesiz olur. İbrahim(14)/24-27'deki “tayyib kelime” bir ağaç misali ile anlatılır ki; bu İslam’ın ta kendisidir.


Yukarı  
 
Gönderen:
İsmail

Yer:
Diger

Tarih:
04 Ağustos 2018, Cumartesi
16:41


BİLİM "ANTİMADDE" KONUSUNDA NE BİLİYOR?
Antimadde, Allah'ın çiftler halindeki yaratmasının belki de en derin ve en geniş kapsamlı örneğidir. Antimadde, "anti-parçacıklar"dan oluşan maddedir...
Araştırma yazısı yayınlanmış arkadaşlar linki aşağıda.

http://www.yaklasansaat.com/evren/buyuk_patlama/antimadde.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
03 Ağustos 2018, Cuma
19:01


Hocam anlaşılmıştır. Ne demek istediğinizi anladım. Allah a çok şükür. Allah bize acısın. Cevap 2 yi de bekliyorum ama.. Allah razı olsun.
Yukarı  
 
Gönderen:
İbrahim

Yer:
Diger

Tarih:
02 Ağustos 2018, Perşembe
21:45


Sayın Bir Köle'ye Cevap:

Cevap 1: İSLAM NEDİR?

a) “İBLİS'İN İSLAM'A TUZAĞI: "TASAVVUF FELSEFESİ" yazımızdan alıntı:

“O halde "Allah-insan ilişkisi"nin doğru tanımı yapılmalıdır. Ki bu doğru tanımı ancak Allah yapabilir. Sonsuz Yüce Olan Allah, insanlığa son evrensel mesajı olan Kur'an'da bu tanımı; tekrarlı, tafsilatlı, tüm yönleriyle, muhkem ve şiddetli bir şekilde yapmaktadır. Ve her akıl sahibinin anlayacağı şekilde; en az beş "temel kavram"la, İslam'ı bize anlatmaktadır:
1) "Allah'a 'teslim' olmak", 2) "Allah'a 'köle' olmak", 3) "Allah'a 'mülk' olmak", 4) "Allah'a, hiçbir şeyi-kimseyi (kendi nefsi de dahil) 'şirk' (ortak) koşmamak", 5) "Allah'ın dışında varsayılan Gök'te ve Yer'deki 'ilahlar'ı, insanlık tarihindeki ilahları, bu ilahlara ait hükümleri reddetmek. Reddetmeyen müşrikleri reddetmek."

İşte Kur'an'ın bize muhkem ve tekrarlı bir şekilde anlattığı İslam budur. İslam, en geniş şekilde; Yaklaşansaat'in"Dinler-İslam Bölümü"nde; "KUR'AN'DA İSLAM" başlığı altında verilmiştir. (http://www.yaklasansaat.com/dinler/kuran_da_islam.asp)
İslam'ın bu "beş kavram"la anlatımını oradan inceleyebilirsiniz. Ancak biz burada, İslam'ın temel çerçevesini bir kere daha çizeceğiz:

Allah, cinleri ve insanları, "Kendisi'ne köle olsunlar" diye yarattı. Yaratılmış her şeyi bunların emrine verdi. Dileyen iman etsin, dileyen küfretsin. Allah insanı, Rabb'ini tanıyacak ve ona "köle" olması gerektiğini anlayacak potansiyellerle yarattı ve onu "özgür" bıraktı. Ona, ayrıca Rahmeti'nin gereği olarak elçiler gönderdi. Gök'te- Yer'de ne varsa onun hizmetine sundu. İblis ve ordusunu, düşmanı olarak tanıttı. Kim aklını işletir, şeytanlara düşman olur, düşmanını tanır, vahye kulak verir, kalbini kibir-hırs ve dünyevi arzularla, şeytani telkinlerle doldurmaz, Sonsuz Yüce olan "Rabb'ine teslim olursa", kendi kurtuluşunu hazırlamış olur. Kim de bunun tersini yaparsa, Allah, dünyada ipini uzatır, ahiretini(geleceğini) mahveder.

Özetle, Kur'an'da; kendisinin kim olduğunu, insanın kim olduğunu; Allah'tan başka ilah olmadığını, kendisinin alemlerin- her şeyin yaratıcısı, noksan sıfatlardan münezzeh, ortağı olmayan bir Melik, Malik, Hüküm ve Hikmet Sahibi Rab olduğunu ortaya koyan Allah'a; insanlar ve cinler; kendi özgür iradeleriyle "mutlak anlamda boyun eğer; köle olup, teslim olurlarsa" elbette Müslüman olmuşlardır ve böylece İslam boyasıyla boyanmışlardır. İşte Allah ile insanlar-cinler arasındaki meşru ilişkinin "temel çerçevesi" budur.”

http://www.yaklasansaat.com/dinler/iblisin_islama_tuzagi_tasavvuf_felsefesi.asp

b) KUR'AN'IN MERKEZİ KAVRAMI: "İLAH" VE "İSLAM" yazımızdan alıntı:

“1) İnsanlık tarihi, Hak-Batıl, Aydınlık-Karanlık yahut İslam-Şirk mücadele tarihidir. Adem'den günümüze İslam'ın tanımı da hep aynıdır ve "Kelime-i Tevhid"tir. Kelime-i Tevhid nedir, nasıl bir tanımdır? Kelime-i Tevhid şudur:
"Eşhedu en la İlahe İllallah ve eşhedü enne (….) Abduhu ve Rasuluhu."
Burada (...) yerine, "zamanın-kavmin elçisi"nin ismi konacaktır. Adem, Şit, İdris, Nuh, …İbrahim, …Musa …İsa, Muhammed.

Bu efradını cami ve ağyarını mani tanımın-tarifin anlamı nedir? Anlamı şudur:
"Ben, Allah'tan başka ilah olmadığına ve (….)in de Allah'ın kölesi ve Elçisi olduğuna şahidim."
Daha açık bir ifadeyle: "(Önce) Allah'ın dışındaki tüm ilahları reddederim, ancak Allah benim tek İlahımdır ve (….) de Allah'ın kölesi ve elçisidir, Ben bu tasdikime-sözüme şahidim."

2) Bu tanım, İslam'ın temel prensibidir, tanımıdır, temelidir. Kur'an, baştan sona kadar bu prensibi, insanlığa muhkem, tekrarlı ve şiddetli bir şekilde açıklamaktadır. Bu açıklamalar, ne Hadis'e ne de başka bir metne muhtaç değildir. Bu nedenledir ki mutlak gerçek olan ve kayıt altına alınmış olan Allah'ın vahyi Kur'an, şüphesiz ve muhkem bir şekilde bize, İslam'ın ne olduğunu ve ne olmadığını bildirmektedir.

İslam'ın yukarıdaki bu tanımı "ağyarını mani, efradını cami" bir tariftir. Bir tarifin, tam-kesin-doğru olması için "ağyarını mani, efradını cami" olması gerekir. Böyle olmayan tanım, belirsizlik içerir; kesin ve tam olamaz. Bu kıstas, matematiksel tanımların yahut bilimsel tanımların da temel özelliğidir. Zira bir tanım(küme-kavram), tümleyeni(ağyarını mani) ve kapsamı-kapsayanı(efradını cami) ile tam olur ve kesinlik kazanır.

3) İslam'ın yukarıdaki tanımında; önce "ilahlar"ın "reddi(tümleyeni)", arkasından da "Allah'ın tek İlahlığı"nın tasdiki(kapsamı) gelir. Kur'an bize, İslam'ı anlatırken önce "reddetmeye-örtmeye", sonra da "onaylamaya-tasdike" çağırır. İslam'a kişi şöyle girer:
"Ben (evrenlerde-âlemlerdeki- geçmişte-gelecekteki) tüm ilahları(tabii ki sahte ilahları) reddederim, ancak ve ancak Allah benim tek İlahımdır ve ben buna şahitlik ederim. Ve yine şahitlik ederim ki; Muhammed Allah'ın kölesidir ve elçisidir. Muhammed, Allah'ın kölesiyse elbette ben de Allah'ın kölesiyim, buna da şahitlik ederim. İşte doğru din budur."

4) Evet yukarıdan beri açıkladığımız İslam'ın tanımında önemli üç unsur vardır:
Birincisi, bu tanım; "ağyarını mani ve efradını cami" bir tanımdır.
İkincisi, bu temel tanımın-prensibin merkezi kavramı, "ilah" kavramıdır. "İlah" kavramı, Kur'an'ın da "merkezi-baş kavramı"dır. "İlah" kavramı türevleriyle birlikte Kur'an'da 2839 kere ve en çok geçen bir kavramdır.
Üçüncüsü ise yine Kur'an'ın merkezi kavramlarından olan ve 275 kere geçen "abd-köle" kavramının, "ilah" kavramıyla doğrudan ilişkisidir; yani "ilah-köle" ilişkisi... Zira tüm Elçiler ve Müslümanlar, "Tek İlah olan Allah'ın kölesidirler".

5) "İslam tanımı"nı sırtında taşıyan en önemli merkezi kavram elbette "ilah" kavramıdır. Bu "ilah" kavramının içini boşaltırsanız yahut bu temel kavramı, mevziinden çıkarır, kapsamını bozarsanız, "İslam tanımı" buharlaşır. Yazımızın başından beri bu merkezi "ilah" kavramının, zamanla nasıl buharlaştırıldığını ortaya koymaya çalıştık. Aynı zamanda "İslam uzayı"nın anahtarının bu tanım olduğunu, bu "anahtarın dişleri"nin de "ilah" kavramının "kapsamı" olduğunu düşünebiliriz. Şayet anahtarın dişleri eksik yahut fazla olursa, "İslam uzayı"na (evine) giremeyeceğimizi hatırlamalıyız.

6) Sonsuz Yüce olan Allah, insanlığa, son evrensel mesajı olan Kur'an'da "İslam tanımı"nı; tekrarlı, tafsilatlı, tüm yönleriyle, muhkem ve şiddetli bir şekilde açıklamaktadır. Ve her akıl sahibinin anlayacağı şekilde; en az beş "temel-merkezi kavram"la İslam'ı bize anlatmaktadır. Bu beş merkezi kavram bize, "İslam tanımı"nı 5 farklı yönden yahut 5 farklı şekilde açıklarken; bu temel kavramlar arasındaki "kapsam denkliği"ni de açıkça ortaya koymaktadır. İşte bu 5 kavram:
"teslim olmak", "köle olmak", "mülk olmak", "şirk(ortak) koşmamak", "la-ilahe illallah".

Ve işte bu 5 kavramla 5 denk İslam tanımı:
1) "Allah'a 'teslim' olmak". 2) "Allah'a 'köle' olmak". 3) "Allah'a 'mülk' olmak", 4) "Allah'a, hiçbir şeyi-kimseyi (kendi nefsi de dahil) 'şirk' (ortak) koşmamak", 5) "Allah'ın dışında varsayılan Gök'te ve Yer'deki 'ilahlar'ı, insanlık tarihindeki ilahları, bu ilahlara ait hükümleri reddetmek. Reddetmeyen müşrikleri de reddetmek."

http://www.yaklasansaat.com/dinler/kuranin_merkezi_kavrami_ilah_islam.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
01 Ağustos 2018, Çarşamba
22:22


O zaman size acikca soyleyecegim. Cunku bahsettiginiz hatalari yapip cabamin bosa gitmesini istemem. Dediginiz gibi bir elmi metodumda yok. Belki kuru mantikla yurudum.Yalniz sizden ricam; ihsan, muhsin, mumin, muslim kavramlarini detayli bi sekilde bana soylemeniz. Allah nasip ederse anlayacagim.
Amenu olmak; Allah i ozlemek ve kavusmayi dilemek. Ben bunu kast etmistim. Cunku bir mumin gercekten Allahi ozlemeli ve kavusmayi dilemeli diye dusunuyorum. Ben bunun amenu oldugunu dusundum. Bazi meallerde bi hitap geciyor. Bu islama uygun degilmi diyorsunuz?
Yukarı  
 
Gönderen:
İbrahim

Yer:
Istanbul

Tarih:
01 Ağustos 2018, Çarşamba
21:28


Sayın Bir Köle,

Ne söylemek istediğiniz yeterince anlaşılmıyor. Ancak unutmayın ki kuru mantıkla ciddi yanlışlar yapılır ve gerçeğe ulaşılamaz.

Birincisi “ey iman edenler” genel Kur’an hitabında “iman edenler” yerine “amenu olanlar” da ne demektir? İkincisi Kur’an’ı yahut Kur’an’ın kavramlarını ve ayetlerini bir “metoda ve ilme” sahib olmadan herkes hevasına(mantığına) uydurmaya çalışırsa bugün olduğu gibi “anlamlar ve dinler” türetmiş olur.

Üçüncüsüne gelince; “iman” ve “islam” nedir sorusunun cevabıdır. Bu cevabı Kur’an bize muhkem-apaçık ve tekrarlı bir şekilde vermiştir. Yaklaşan Saat’in temel görevi de budur. Kişi önce “İslam” olur. İslam bir temel kabul-akide ve tanımdır. “İman” bu kabulün “şüphesiz tastik” boyutuna ulaşmasıdır. “İhsan” ise daha ileri aşamdadır. Her “Muhsin” , “Mü’min”dir ve “Müslim”dir. Her “Mü’min”de, “Müslim”dir. Her “Müslim” ise “Mü’min” ve de “Muhsin “olmayabilir. Bu kavramların tanımı ve kapsamı birinci derecede önemlidir ve temeldir. Bu temel kavramlarda yapılan hatalar, azim hatalardır.

Dördüncüsü: Zikrettiğiniz ayetlere gelirsek; Hucurat(49)/14 de; bedevi olup yeni “Müslüman” olanlara, yüce Allah diyor ki; “ daha yeni Müslüman oldunuz, tastiğiniz emniyet kazanmadı; yani iman kalbinize henüz girmedi. İman ettik, Mü’min olduk demeyin, teslim olduk-Müslim olduk deyin…”

Bakara(2)/208 de ise mealen şöyle deniyor: “ Ey iman edenler, toptan-ümmet-toplum olarak “silme”(barışa)-Sulha girin, sakın şeytanın adımlarına uymayın, o sizin düşmanınızdır.”

Yani şeytanın ve münafıkların fitnesiyle aranızdaki kardeşliği-sulhu-barışı-teslimiyeti bozmayın, Allah’ın ipine sıkıca sarılan kardeşler olun!

O halde mesele nedir sayın Bir Köle?
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
01 Ağustos 2018, Çarşamba
02:13


Sitenizde bazi Ayetlerin mealini okurken bisey farkettim. Aslinda baska meallere baktigimda herkes oyle yorumlamis.
Bakara 2/ 208 de sizin cevirmede "Ey iman edenler" diyor. Ama translet yaptigimizda; "Ey amenu olanlar" oluyor. Neyse.. Su ayetide ornek gostermek istiyorum: Hucurat 14- bu ayette bedevilerin iman etmesiyle alakali bisey var. Ben iman etmek ve amenu olmak arasinda fark oldugunu dusunuyorum. Cunku Allah bizden Amenu olmamizi istiyor. Cunku ayetteki olayin amenu olmakla ilgisi var.
Sunu soylemek istiyorumki arapca bilmiyorum. Bugunden sonra mealleri artik tek tek translate yapmak zorundayim. Butun meallerde bircok kavramin yok edildigini bunun icinde islamin gercek manada yasanamdigini soylemek istiyorum..
Yukarı  
 
Gönderen:
Turabi

Yer:
Istanbul

Tarih:
29 Temmuz 2018, Pazar
18:43


*Kahrolsun İblis’in Planına Hizmet Edenler! Başlığıyla 28.07.2018 tarihinde yeniden hatırlatılan Haber Yazısının son paragrafı:” Biz, eşi, benzeri ve çocuğu olmayan, Sonsuz Yüce ve zamanı geldiğinde düşmanlarını kahredecek olan Allah'a teslim olmuşlarız. Biz, tüm peygamberleri ve Peygamberimiz'in habercisi olan; onun ümmeti olma şerefiyle; elinde Kur'an'la dünyaya gelecek ve tüm yalancı deccalleri, hayalci-vizyoncu sapıkları, cin-insan şeytanlarını; Allah'ın gücüyle kahredecek olan "Allah'ın kelimesi İsa"yı da tasdik ediyoruz. Kahrolsun yalancılar! Kahrolsun şeytan dostları! Kahrolsun İblis'in Planı'na hizmet edenler!” Amin, amin, amin...
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
21 Temmuz 2018, Cumartesi
19:08


Ozur dilerim. Daha İyi okumam gerekirdi. 2 3 kere okumama ragmen dogru bi sekilde anliyamadim. Ama simdi anladim. Herseyde bi hayir var. Allah razi olsun.
Yukarı  
 
Gönderen:
İbrahim

Yer:
Diger

Tarih:
20 Temmuz 2018, Cuma
13:30


"Ve Tevrat'ta size haber verilen İsrailoğullarının amca oğulları olan İbrahim oğlu İsmail oğlu Muhammed(sav); üzerinizdeki ağır yükleri indirmekte ve zincirlerinizi çözmektedir. O tüm insanlık için fakat bilhassa siz İsrailoğulları için evrensel bir "Rahmet Elçisi"dir ve tüm insanlığın "Büyük Azap"tan önceki son kurtuluş şansıdır."
http://www.yaklasansaat.com/haberdosya/2018_haberleri/19_07_18_natura_karta.asp

Sayın bir köle; metindeki ifade gayet açıktır. Şans kelimesi fırsat anlamında kullanılmıştır.
Yukarı  
 
Gönderen:
İsa

Yer:
Diger

Tarih:
20 Temmuz 2018, Cuma
00:47


Bu yahudilerin klasik oyunu iyi polis kötü polis tekniği. Neturei Karta dan bahsediyorum.

Bu sayede nefreti bir nebze hafifletmeyi amaçlıyorlar.

Size verilen yüzeysel cevaptan da anlaşılıyor.
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
20 Temmuz 2018, Cuma
00:15


Allah'ın selamı üzerinize olsun. Görmeden dostum diyecegim insanlarsiniz, hocalarimizssiniz. dostlugun ve sevginin gercekligini, cenneteki muhabbeti mutlulugu yazilarinizi okuyunca bi nebze yasiyorum. Paylastiginiz yahudilerle ilgili yaziyi okudum, siz ne kadar uzulduyseniz, bende o kadar uzuldum emin olun..
Sitenizde yazilarinizi okuduktan sonra, benim icin hayat bambaska hale geldi diyebilirim size. Allah'a, bu ilmi bana verdigi icin sukranlarimi iletiyorum ve sizin icinde bagislanma diliyorum. (Bunun icinde sansli mi diyeyim kendime siz soyleyin?!)
Yaziniz da, "buyuk azap oncesi son sansiniz" demissiniz. Eminmisiniz... Şans derken ne şansi. Şansla mi bu isler oluyor. Yani simdi ben sitenizi okurken şansli miydim. Yapmayin kurban olayim!.. ya da cagri mesajinizi okurken onlar sansli mi oldu. Allah hepimize acisin.. ben gercekten bu cagriyi dogru bulmadim.
Not: video alt yazi gibi yapma imkaniniz varmi.
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
03 Temmuz 2018, Salı
15:35


Az once baktigim videodan sonra size duygularimi soylemek istiyorum.
Video da: Profesor kılıklı ve docent diye gecinen iki kisinin, tefsirci ve mealci, kendi fikirlerini ilahlastirarak; Allah'ın İbrahim peygambere "oglunu kurban etmesini emretmemis (olamaz!) ve Kur'an, peygamberlerin ruyalarinin sahih oldugunu soylemez ve ruyaya gore de ibrahim peygamberin oglunu kurban etmesi olmaz" diyorlardi. Ne kadar uzucu bi durum ki; prof bir adamin ibrahim peygamberin oglunu niye kurban edecegini biraz soyledi ama yine de, kendi fikirlerini ortaya koyarak konuyu aslindan saptirdilar. Allah'a teslimiyetini; hicbir seye kole degil, sadece Allah'a kole olmak istedigini; kendini, oglunu, esini her seyini feda ettigi, Allah'a sevgi bagliligini, teslimiyetin zirvesine kadar geldigi ibrahimi anliyamadilar. Ne yazik.. uzuldum..
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
03 Temmuz 2018, Salı
01:57


Rami bey, bence siz hicbirseye bakmamissiniz. Biseyler ogrenmek istiyorsaniz asagidaki gonderdigim linkde birkac sorunuzun cevabini alabilirsiniz. "Ruh ve madde" ile ilgili kuran destekli, yeterince acik ve herkesin anliyabilecegi baska bi yerde belki bulamayacaginiz bilgiler mevcut. Bu linkten baslayabilirsiniz.









http://www.yaklasansaat.com/evren/buyuk_patlama/buyuk_patlama.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Rami

Yer:
Diger

Tarih:
02 Temmuz 2018, Pazartesi
00:52


nefs le ilgili birtane yazınız yok. Nefs nedir ruhdan ayrı bir şey midir? Mahiyeti nedir enerji midir vs.

madde alemi berzah alemi vs alemler hakkında bir yazınız var mı?
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
24 Haziran 2018, Pazar
03:51


Neden bu zaman icin topragin altinda olmak daha iyi?
Dediginize gore o dusunceyle gidersek, ne zaman iyiydiki?
(Bagislayin) Hayir siz yanlissiniz; iman edenler icin hic bir zaman kotu degil. acilari, kaoslari yasayabiliriz, fakat Hic bir aci, kaos Allah a teslim olmaktan alikoymayacak bizi...
-İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kolelerin hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi. (Hicr 39-40)
Yukarı  
 
Gönderen:
Gūlden

Yer:
Diger

Tarih:
21 Haziran 2018, Perşembe
17:48


Bu gün toprağın altında olmak üstūnde olmaktan çok daha iyi olduğu zamandayiz !
Ufacık, konuşmaları bile tam düzelmemiş çocuklara yapılan alçakliklar, emrimize verilmiş savunmasız hayvanlara yapılan alçaklıklar ...
Sadece bu boyutuyla bile bakarsak yaklasansaat in ardarda gelecek olaylarının bir soluk dibindeyiz.
(Allah bizi dünya sarhoşlugundan, her şerden korusun)
Dūnyamiz 1 in sunumundan alıntı:Bugün ahlaki çürümüşlük, şeytanlaşma, başkalarını sömūrme,kandırma-saptirma: cinnet, ruhsal-zihinsel sakatlıklar, bedeni-cinsel çilginliklar, kaos-katliam ve tüm boyutlardaki çūrümüşlük, grafiğin en derin çukurunu çizmekte...
Yukarı  
 
Gönderen:
adsız

Yer:
Diger

Tarih:
17 Haziran 2018, Pazar
17:31


Esselamünaleykum ,ramazan bayramımız mübarek olsun.Nerde olursak olalım Allah bizi korusun,selametle kalalım inşallah.
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
15 Haziran 2018, Cuma
10:15


Kolesi oldugumuz maddi ve dusunce nesnellestirdigimiz herseyi ramazanda terkettik. Sadece ve sadece Allah a kole olduk. Ramazan bir irade savasi degildi. İnsanin iradesini zayif kilan zaten Allahti. -neden senin irade savasi vermeni istesinki!? Dusunuldugunde Allah bir irade savasi istmiyordu; Razaman bir teslimiyetti. İdrak etmis insanlarin kurtulusuydu. Bunun iradeyle degil, kolelikle alakasi vardi. Kolesi oldugumuz; ilahlastirdigimiz nesne ve dusunceden azad olub Yuce ilaha, Rabbe, yaraticiya, melike,efendiye, rahman olan ALLAH a sevgiyle baglanmak ve sadece ona kole olmakti Ramazan. Ne mutlu ki bunu idrak edenlere ve bunun bayramini kutlayanlara.. Ramazan bayraminiz mubarek olsun..
Yukarı  
 
Gönderen:
Mehmet

Yer:
Diger

Tarih:
01 Haziran 2018, Cuma
03:36


Iklimlerin garip değisiklikleri çok korkutucu. Geçen yil subatta kesilen yagmur suan hala surmekte. Dunya son demlerini yasiyor zannimca. Bunun icin derin bilgilere de gerek yok sanirim. Yaklasan Saat gercekten yaklasti. Buna ben de kanaat getirdim!.. :(((( bu bir uyari. Gercek apacik ortada. Insanin dunyaya olan koleligi onu kor etmis.. Allah'in mesaji; insanlara, insanligi soylemek. Gercekten insan, Allah'tan baska hicbir seye kole olmamak icin yaratildi, gonderildi dunyaya. Bu mesaji anlamayanlar cok. Ne kadar yazik.
Bu yagmurun bir şeyi canlandiracaginin kanaatindeyim...
Allah ne guzel uyaricidir. Ona kole olarak olmek ne guzeldir...
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
25 Mayıs 2018, Cuma
00:51


Yaklaşan Saat kitap serisinden 2 yeni kitabımız yayınlanmıştır. Kitapçılardan isteyebilir veya internet kitap satış sitelerinden temin edebilirsiniz.

1- SON DİN "KUR'AN İSLAMI" BUHARLAŞTI MI?
"İBLİS'İN İSLAM'A TUZAĞI TASAVVUF FELSEFESİ"
RADİKALİZM İSLAM DEĞİL "HASTALIK"TIR

http://yaklasansaat.com/ys-kitaplari/ys-kitap-serisi7-tasavvuf-felsefesi.asp

2- "YAKLAŞAN SAAT'TE BEKLENEN MEHDİ DEĞİL İSA'DIR"
"İRAN DİNİNİ TARİHSEL KÖKENLERİ" VE "MEHDİYET FELSEFESİ"

http://yaklasansaat.com/ys-kitaplari/ys-kitap-serisi8-mehdiyet-felsefesi.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
22 Mayıs 2018, Salı
17:34


YAKLAŞAN SAAT, AYASOFYA KİTAP VE KÜLTÜR FUARINDA

Stand No: 225
Yukarı  
 
Gönderen:
Ahmet

Yer:
Diger

Tarih:
16 Mayıs 2018, Çarşamba
18:13


Mehmet'in dikkatine

Yaklaşan Saat Yaklaştı!

http://www.yaklasansaat.com/haberdosya/2018_haberleri/16_05_18_yaklasansaat_yaklasti.asp
Yukarı  
 

 

Toplam Kayıt Sayısı: 1360 Toplam Sayfa Sayısı: 34
[««] [«] 1. 2. 3. 4. 5. 6. . . . 32. 33. 34. [»] [»»]  

 

Untitled Document
ys@yaklasansaat.com
anasayfa|evren|gezegenler|dünyamiz|dinler|eski kavimler|cin-seytanlar|haberler|yorum-analiz|seslendirmeler|videolar|site haritasi|iletisim|forum|ys kitaplari
Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Yaklasan Saat'in resmi twitter adresi asagidadir. Bu hesabin disindaki diger hesaplarla Yaklasan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat