Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com







 


 

KAYITLAR  |  DEFTERE YAZ
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
21 Ekim 2018, Pazar
23:21

Alıntı Yap: Bir kole

Buyuk patlama yazinizda yaratmalarin asamasinin bir bir animasyonunu yapmayi dusunuyormusunuz?
Bazi kavramlari yani melekut, sicimler, kuarklar vs.. gecisleri animasayon halinde yapsaniz daha iyi olabilir diye dusunuyorum. Melekutun resmi, kuantum dalgalanmanin bir animasyonu veya, kuantum dalgalanma diyince sizin kafanizda ne gibi bir animasyon olusuyorsa vs.. aynisini resmetmeniz animasyon halinde, boyle bisey insallah yapabilirmisiniz?
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
19 Ekim 2018, Cuma
10:36

Alıntı Yap: Bir köle

Hastalik haline gelmis body bulding, dunyayi felakete goturecegi kanaatindeyim. Kuraklik ve bir cok temel sorunlarin onun yuzunden oldugunu dusunuyorum. Eski bir body bulding sampiyonu olarak bunu dusunerek bu sporu terk etmistim... Allah bu sporu kahretsin.
Streoidlerin ve suplementlerin acik acik satildigini soylemek istiyorum. 17 yasinda cocuklar steroid kullaniyor. Ki ben o yaslarda kullanmistim. Gercekten ben Gunde 3 kg et, 20 yumurta yiyordum. Su an bu spor anlayisi dunyanin her kosesinde yayilmis. Herkesin sorunu "3 kg et ve 20 yumurta yiyebilecekmiyim!" En guclu, en kasli, en estetik olabilecekmiyim.
-En dogrusu seytanin bir oyunu oldugunu soylemek istiyorum. Ben streoidlere, body buldinge kole olmustum. Hayat benim icin, sizinle tanismadan once, oyle bir şekile girmistiki, bunu suan bu sporu yapanlar cok iyi anlar. Kıskira kışkıra millete soyluyorum... dunyanin felaketi diyince, bundan daha buyuk bi felaket varmi? Allah akil fikir versin. Allah hidayet etsin.
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
11 Ekim 2018, Perşembe
22:06

Alıntı Yap: Bir kole

Gercekten diyecek bisey bulamadim. Bunu sadece iltifat icin soylemiyorum. Yazdiklariniz altin degerinde. Konunun disinda soylediginiz ise gercekten cok onemli oldu benim icin. Allah razi olsun. Allah hepimizi hidayet etsin ve acisin.
Yukarı  
 
Gönderen:
İsmail

Yer:
Diger

Tarih:
11 Ekim 2018, Perşembe
19:31

Alıntı Yap: İsmail

Sayın Bir köle,

Bu konu tabii ki tarihi bilginin ışığında, tarihi yorumlarımızı ve analizlerimizi içermektedir. Zamanı geldiğinde bu çalışma dosyamız açılabilir. Şimdilik size fikir verecek bazı ipuçları aşağıdadır:

1) İnsanlık tarihi Adem’den-Nuh’a 12.000 yıl, Nuh’dan YS’ye 12.000 yıldır. Oğuz ise tahmini MÖ 5000-6000 yıllarında yaşamıştır.

2) Nuh’un gemisi Cudi’ye oturmuş, Nuhoğulları, Yafes, Sam, Ham soyu buradan dünyaya yayılmıştır. Nuh, Yafes’e, Cudi’nin kuzeyini ve kuzey batısını vermiştir. Yafes ve oğullarının ilk yurdu Anadolu ve Kafkaslardır. Buradan göçler olmuştur, Asya’ya da ilk göç buradan olmuştur. Türklerin anayurdu “Anadolu”dur. Asya ise göç yeridir. Tekrar Asya’dan, Batı’ya-Anadolu’ya ikinci büyük göçler olmuştur.

3) İdris, Yafes oğullarına melek-insan elçisi olarak gönderilmiştir. Çünkü kendisi melek-insandır.

4) Oğuz-Ağuz, doğuştan Müslümandır Oğuz Destanı’na göre… Annesinin ağuz sütünü emmez, ona rüyada görünerek İslam’a çağırır. Babası Müşrik(Kafir) Karahan’ın, Oğuz’la evlendirdiği İslam’ı kabul etmeyen kadınlardan Oğuz ayrılır ve Babasıyla savaşarak onu öldürür ve babası Karahan taraftarlarını(Moğolları), Doğuya sürer. Kendisi tekrar Anayurduna-Batı’ya doğru seferler düzenler.

5) Küçüklüğünden beri ona açık ve kapalı(başka bir formda-kişilikte) rehberlik eden İDRİS’dir. Oğuz’un danışmanı YUŞİ HOCA ve oğlu Gündüz Han’ın danışmanı IRKIL(IRGIL) HOCA muhtemelen İDRİS’dir. Oğuznamelerde geçen DEDE KORKUT yahut KORKUT ATA başlangıç itibariyle muhtemelen İDRİS’dir. Ancak daha sonraki zamanlarda ve İslam dönemlerinde O’nun adına hikayeler ve ibretli deyişler uydurulmuş yahut ilave edilmiştir. YUŞİ: Yaşayan. IRKIL: Kendisine çeken, cezbeden. KORKUT: Korkutan, uyaran. Bu sıfatlar İDRİS’in çok sayıda isimlerinden birkaçıdır. İsrailoğulları’nda da AZRA(ÜZEYR: azarlayan, korkutan) olarak karşımıza çıkar. Bu Babil esaretinden dönen Üzeyir Peygamber değildir. KUR’AN’da, TEVBE(9)/30’da; “Yahudiler, ÜZEYR(AZRA) Allah’ın oğludur dediler” ayetinde geçen Üzeyr(Azra), İdris’dir. Süleyman’ın, Musa’nın yanındaki “bir köle” de İDRİS’dir. Mısır tarihinde de İDRİS önemli rol oynamıştır. HERMES muhtemelen İDRİS’dir. En doğrusunu Allah bilir.

6) Bu ve benzeri konular insanların daha çok dikkatini çektiği için, asıl mesele olan İSLAM nedir, ne değildir temel konusu önemsenmiyor ve maalesef ihmal ediliyor. Halbuki herkesin kurtuluşu bu temel BİLİNCE bağlıdır. Size de tavsiyemiz, dikkatinizi bütünüyle “İSLAM “a hasretmeniz, SİTE’deki bu konuya ait AYETLERİ ve YAZILARI tekrar tekrar okuyarak yaşam haline getirmenizdir.

Selam ve hidayet üzerinize olsun…

Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
10 Ekim 2018, Çarşamba
01:09

Alıntı Yap: Bir kole

"Oguzhani acikca ve kapali sekilde aydinlatan" bununla ilgili tezinizi paylasabilirmisiniz?
Yukarı  
 
Gönderen:
ismail

Yer:
Diger

Tarih:
09 Ekim 2018, Salı
12:47

Alıntı Yap: ismail

Sayın Bir köle, işte "İNSANLIK TARİHİ, MU-ATLANTİS VE "YE'CUC-ME'CUC"" konulu araştırma(Kitap)dan bir bölüm:

"ENOK(İDRİS) KİMDİR?
Yeryüzünde Ye'cuc-Me'cuc ifsadına şahit olan Enok kimdir? Burada hemen şunu hatırlatmalıyız ki; Enok(Hanoh), İdris peygamberdir. Enok; Kur'an'da ve Tora'da ismi geçen bir peygamberdir ve Nuh'un atasıdır. Yani Nuh'un dedesinin babasıdır. Tora'da; Hanoh(Enok)'un oğlu Metuşelah, onun oğlu Lemeh, onun oğlu da Noah(Nuh) diye yazılıdır. Enok'un 365 yıl Dünya'da yaşadıktan sonra yükseltildiği bildirilir. Esasında, Enok'un ataları ve torunları yaklaşık 1000 sene yaşadığı halde; Enok, 365 yıl yaşamış daha sonra Azazel gibi Baş melekler boyutuna yükseltilmiş ve zaman zaman meleklerle beraber görevli olarak Dünya'ya gelmiştir. Nitekim birçok peygambere ve özellikle Musa ve Süleyman'a arkadaşlık ettiğini Kur'an'dan biliyoruz.
Kur'an'da İdris olarak geçer. Arapça "drs" kökünden "idris"; ders görmüş-ilim sahibi anlamına gelir. Aynı zamanda Rabb'ine yükseltilmiş bir peygamberdir. Allah katından "özel bir ilme"(ilmun ledun) sahiptir. Hızır; diye halk arasında bilinen ve Musa'yla yolculuk eden, ona ders veren ve Belkıs'ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar Süleyman'a getiren odur. Ancak İblis ve cin-şeytanlar, insanların bu "Hızır kültü"nü kullanarak insanları ve dostlarını rüyalarda yahut gerçek hayatta kandırmışlar ve kendi mesajlarını bu yolla vermişlerdir. Halen İblis, bu "Enok-İdris-Hızır" formunu kullanarak; birçok mutasavvıfları, kabalacıları ve çağın cahillerini kandırmaya devam etmektedir.

İşte Kur'an'da İdris peygamberle ilgili ayetler:

(Musa) kölelerimizden bir köleyi(İdris-Hızır) buldu ki; Biz, ona katımızdan bir rahmet vermiş ve nezdimizden bir ilim(ilmi ledun) öğretmiştik.
[KEHF(18)/65]

Kitap'ta İdris'i de hatırla. Muhakkak o, bir sıddıktı ve nebiydi.
Biz onu yüce bir 'mekan'a(makama) yükseltmiştik.
[MERYEM(19)/56-57]

(Süleyman'ın) yanında, Kitap'tan ilim verilmiş bir kimse(İdris) dedi ki: "Sen gözünü açıp kapayıncaya kadar, ben, onu sana getiririm." Derken (Süleyman) tahtı, yanında dururken gördü, dedi ki: "Bu, Rabb'imin bana fazlıdır(lütfudur). Rabb'im, kendisine teşekkür edecek miyim, yoksa örtecek miyim diye beni denemektedir. Her kim, teşekkür ederse, onun teşekkürü kendisi içindir. Her kim de örterse; muhakkak benim Rabb'im, Gani'dir(ihtiyaçsızdır), Kerim'dir(üstündür-cömertdir).
[NEML(27)/40]…

KABİLOĞULLARINA ELÇİ: ENOK(İDRİS)
Kabil oğulları kavmini İslam'a çağırmak üzere uyarıcı elçi olarak İdris gönderildi. Taberi, Kabiloğullarının, İdris peygamberin bu davetine olumlu cevap vermediklerini "Tarih-i Taberi"de şöyle açıklar:
"Ateşe tapmayınız, şarap içmeyiniz, zina etmeyiniz!' dedi. Bunlardan onları yasakladı. Fakat bu kavimden pek az kimse İdris'i tasdik etti. Ateşe tapmayı bırakmadılar. Çok zaman fısk ve fücur içinde kaldılar. İdris'e tabi olmadılar. Şit'e inen suhufu(sahifeleri) onlara okudu. Halkı o kitabın hükümlerine uymaları için uyardı."
Taberi, o tarihte devler ve cin-şeytanların insanlar tarafından gözle görüldüğünü ve insan toplumlarıyla devler arasında düşmanlık, cenk ve barış hallerinin Nuh tufanına kadar sürdüğünü, Tufan'dan sonra ise cin-şeytanların ve devlerin gözden kaybolduğunu bize nakleder…

SONUÇLAR
11) "Zu'l-Karneyn" kimdir? Zu'l-Karneyn iki çağın adamıdır. Nuh öncesi Nuh sonrası çağın birleştiği yerde bulunuyor. Zu'l-Karneyn, Arapça bir kelimedir ve "Zu" ve "Karneyn" kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş bir sıfattır. "Zu", bir şeyin sahibi demektir. "Karneyn" ise tekil olan "Karn" kelimesinin tesniye(ikili)sidir. "Karn"; "boynuz, nesil, asır, çağ, zaman" anlamlarına gelir. Dolayısıyla "Karneyn"; iki boynuzlu, iki nesilli, iki zamanlı demektir. Biz bu karşılıklardan "iki zamanlı" anlamını tercih ediyoruz ve "Zu'l-Karneyn"e, Sonsuz Yüce'nin ilim verdiği "iki zamanlı bir nebi" diyoruz.
Batı'ya ve Doğu'ya gidiyor; adeta zamanda ileri ve geri gidiyor. Ancak esas anlamı, iki zamanı yaşamış, iki zamanlı birisi ki; bize göre Enok'tur(İdris). Yazımızın başında da ifade ettiğimiz gibi Kur'an, insanlık tarihini ikiye ayırıyor. Birinci zaman Adem'den-Nuh'a; ikincisi Nuh'tan-Yaklaşansaat'edir. İdris, bu iki zaman periyodunda bulunan ve "melek boyutuna yükseltilmiş bir nebi"dir. Yukarıda 10. maddede de zikrettiğimiz KEHF(18)/83-90 ayetleri dikkatle okunacak olursa; Zu'l-Karneyn'in konuşma tarzı ve kendisine verilen yetkiler, Enok'la(İdris) tamamen örtüşmektedir. Kendisine Allah katından bir ilim, imkan-güç verilen ve her bir sebebi işletebilen Enok'tur(İdris-Hızır). İdris(Hızır)-Musa kıssası incelenecek olursa; yetkinlik ve konuşma tarzı; "biz şöyle yaptık" gibi ifadeler, bizi İdris'e götürmektedir. Ayrıca, Zu'l-Karneyn bir isim değil sıfattır ve bu sıfat, en güzel şekilde İdris'i tarif etmektedir.
Zu'l-Karneyn'in, İskender olduğunu söyleyen müfessirler, külliyen hata etmişlerdir. Hem de yaptıkları azim bir hatadır. İskender ile Zu'l-Karneyn, Doğu ve Batı kadar birbirine uzaktır. İskender'in, bırakın peygamberliğini, "İslam Milleti"yle uzak-yakın bir ilgisi yoktur. Bu yaygın aldanış, Eski Yunan'ın ve şeytani felsefesinin, İslam bilginlerini nasıl etkilediğinin bir kanıtıdır. Yine Moğollar, Çinliler, Türklerin; yani Nuh oğlu Yafesoğullarının Ye'cuc-Me'cuc sanılması da büyük bir yanılgıdır ve tarihsel bir hatadır.
Aynı şekilde diğer din mensupları; özellikle Yahudiler-Hıristiyanlar, kendilerini Yaklaşan Saat'te kurtarılmışlar olarak gördükleri gibi; kalplerindeki kinle orantılı olarak da düşmanlarını Ye'gog-Me'gog ilan etmekten geri durmuyorlar. Bunların hepsi bir aldanma ve aldatmadır ve gerçekte "O Gün"ün bir adı da unutmayalım ki "Aldanma Günü"dür."

http://www.yaklasansaat.com/cin-seytanlar/yecuc_mecuc/insanlik_tarihi_mu_atlantis_ve_yecuc_mecuc.asp


Yukarı  
 
Gönderen:
Bir kole

Yer:
Diger

Tarih:
09 Ekim 2018, Salı
00:50

Alıntı Yap: Bir kole

Selamlar,
Türk tarihinde “Oğuz Han”ı aydınlatan; yükselmeden önce açıkça, yükseldikten sonrada kapalı-örtülü Elçilik yapan O’dur.
Bununla ilgili yaziniz varmi? Hocam,d aha once neden duymadim(!.. Kac yillik okuyucunuz olarak?)
Yukarı  
 
Gönderen:
Orhan

Yer:
Diger

Tarih:
06 Ekim 2018, Cumartesi
13:35

Alıntı Yap: Orhan

Sayın Çetin sizi çok iyi anlıyorum bende kendi hatalarımdan dolayı benzer yollardan geçtim ama emin olabilirsin ki Allah cok bağışlayan ve esirgeyendir O na sıgınmanı tavsiye ediyorum....Allah izin vermedikçe bir yaprak dahi düşmez ve en iyi korunmanın yolu tamamen teslimiyetten geciyor......
Yukarı  
 
Gönderen:
bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
02 Ekim 2018, Salı
20:43

Alıntı Yap: bir köle

Muhakkak onun(şeytanın), iman edenler ve Rab'lerine tevekkül edenler üzerinde bir gücü yoktur.

Onun(şeytanın) gücü, onu veli(dost) edinenler ve O'na(Allah'a) şirk koşanlar üzerinedir.

[NAHL(16)/98-100]

Kölelerime söyle, o en güzel sözü(tevhidi) söylesinler. Muhakkak şeytan, onların arasını dürtüklemeye (bozmaya) çalışır. Şüphesiz şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.

[İSRA(17)/53]
Yukarı  
 
Gönderen:
Çetin

Yer:
Ankara

Tarih:
02 Ekim 2018, Salı
10:28

Alıntı Yap: Çetin

Yıllardır takip edildiğimi hissediyordum. Ama teknoloji araçlarıyla sanıyordum. İnternette önce spritüalist-mistik (ışık işçileri, anunnaki-uzaylı, astrolog, bioenerjist, yoga-meditasyon vs) kesim içerisinde buldum kendimi. Sonra tasavvuf-tarikat (esmai hüsna, ebced, ricali gayb vs) kesimi içinde. Tabi isteğim dışında sürüklendim. Bu iki kesimin de birbiri ile bağlantılı olduğunu anlayınca ilişkimi kestim. Bir süredir de sadece Kuran ile ilgilenen kesimi takip ediyorum. Ama onlarda da bu güçler var. Bu kesimin doğru-yanlışlığından emin değilim.

Bu arada akrabalarımda, komşularımda, arkadaş sandıklarımda, yakın çevremde de bu kesimlerin içinde olanları fark ettim. Birbirleri ile haberleşip örgütlenip dediğiniz gibi gösteri yapıyorlar. Birçoğunda kibir had safhada. Yaptıklarının yanlışlığının farkında bile değiller. Resmen Hoolywood filmlerindeki gibi bir ortamdayım. İzlenip takip ediliyorum. Bu insanlar radyo istasyonu gibi hareket ediyor. Bazen konuştuğumda ses tonları ve bakışlarında onlar değilmiş gibi hareket ediyorlar. Aralarına katılmadığım işlerine gelmeyen şekilde konuştuğum için eziyet ediliyor psikolojik ve elektromanyetik olarak.

Anladığım kadarıyla Hz İdris hariç pek mümkün görünmüyor bu güçleri Allah katından alacak başka birisi söylediklerinize göre. Ben de imtihana zarar vereceğini düşündüğüm için böyle güçler elde etmeyi yanlış buluyorum. Tecessüs günahı var en başta Hucurat suresi 12. ayette bahsedildiği gibi. Allah'a tam güvenemeyen iman edemeyen insanların tercihi bence. Bir kanala frekansa bağlanıyorlar, birisi emir veriyor öyle hareket ediyorlar gibi. fetö örneği gibi.

Hayatım alt-üst oldu. Kendi hatalarım da var. Ama kimin ne olduğunu gördüm. İnsanların ne kadar zalimleşebildiğini deneyimledim. Ve bu durum genişliyor. Yakında daha da artacak bu tip kişiler. Göz göze gelince anlıyorum.

Teşekkür ederim. Hayırlı günler.
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
01 Ekim 2018, Pazartesi
15:51

Alıntı Yap:  YS

Sayın Çetin,
Sitemizi ve kitaplarımızı, özellikle “İblisin İslam’a Tuzağı: Tasavvuf Felsefesi” kitabımızı okursanız “gerçeği” ve “yalanı” kavrarsınız. Pek tabii “İslam” olanı ve “Olmayan”ı(Şirki), öncelikle kavramış olmak elzemdir. Araştırdığınızı söylediğiniz konularla ilgili dikkatinizi celbeden “insanlar” ve onların “maharetleri” konusuna gelince; bu gösterilerin tamamı İblis kökenli olup; sureti haktan gösterilen şarlatanlıklardır. Önce bu zevat “gerçek İslam”ı öğrensinler ve gerçek anlamda “Allah’a teslim olsunlar”… Aklınıza gelen 2/11 ve 6/128 ayetlerine, onlarca ayet ve onlarca sahih hadis ilave edilebilir…

1) Bu konular, yarı müteşâbih olup, pozitif ilmin konusudurlar; ilim geliştikçe bu konularda ne olup olamayacağı; Allah’ın neye müsaade edip etmediği ortaya çıkar. Ancak pozitif ilimle ulaştığınız bazı sonuçlar ve eylemler, insana, insanlığa ve imtihana zarar verebileceği için yasaklanmış olabilir, buna dikkat etmek gerekir... Bu da ayrı bir konu…

2) Kur’an’daki “bir köle” halk arasında “Hızır” diye bilinen “İdris”dir. Tevrat’ta geçen “Hanok-Enok”... İdris, Allah’a dillere destan köleliği ile bilinen ve cennete alınan; melek boyutuna çıkartılan; dünyadaki olaylarda İsrailoğullarının mücadelesinde de rol alan; Türk tarihinde “Oğuz Han”ı aydınlatan; yükselmeden önce açıkça, yükseldikten sonrada kapalı-örtülü Elçilik yapan O’dur. Hatta bize göre Zülkarneyn’de O’dur. Bu güzel insanın insanlık tarihinde bir eşi olmamıştır, olması da imkân dahilinde gözükmüyor.
İdris’in Cinler alemindeki karşılığı bilindiği gibi “Azaz-El(El’in şereflisi)” dir. Bu ne yapmıştır? Melek boyutuna çıkarılmayı hazmedememiş; kibirlenmiş; “İtaat”ten çıkmış “İblis(Ümitsiz)” olmuştur. Dün ve bugün insanoğluna hazırlanan tuzakların arkasında hep o vardır. Sizin dikkatinizi çeken bu olayın(tuzağın) arkasındaki alçak da odur...

3) “İlmi Ledûn”ün istismarı, dünyada boyut yükseltme; “melek olma” yalanının pazarlanması; hatta tüm Mısır-Hint felsefelerinin ve de Tasavvuf felsefesindeki kavramların arkasında o şizofrenik sapık vardır. Amacı tüm şirk dinlerinin mensuplarını bir “Havuz(New Age Havuz)”una toplamak ve “Mesih İsa”ymış gibi maddi ve manevi oğlu Deccal’e bağlamak…
4) Bugünkü genel geçer “Şirk dini”ni lütfen sorgulayın, sitemizdeki İslam bölümündeki yazıları ve ayetleri tekrar tekrar okuyunuz. Bugün şirk bataklığında yüzen insanları, lütfen İdris ile birlikte zikretmeyiniz. “Son Din: “Kur’an İslamı” Buharlaştı Mı?” yazımızı tekraren okuyunuz. Bugün herkese düşen, başkalarına “Din-Bilim” satmak değil, “kendi kurtuluşuna” bakmaktır. Bugün en büyük yanılgı, kendisini “Kur’an dışı kaynaklar” la yahut İslam alimi(!) varsayımı ile besleyen insanların, kendi kurtuluşlarını başkalarına havale etmesi ve dinini ciddiye almamasıdır. Selam ve hidayet dileğiyle…
Yukarı  
 
Gönderen:
Çetin

Yer:
Ankara

Tarih:
30 Eylül 2018, Pazar
13:49

Alıntı Yap: Çetin

Selamün Aleyküm. Web sitenizi uzun zamandır takip ediyorum. Kitap serinizin tamamını aldım ve yarısını bitirdim. Zihin okuma, görüntü aktarımı, zihin kontrolü, fikir aşılama, yönlendirme, zihni saldırı, zihinsel haberleşme, rüyaya müdahale vs konuları araştırıyorum. Başıma gelen olaylar yüzünden korunmaya çalışıyorum. Bu tip güçleri cin-şeytanlar dışında (cadılık, medyumluk) ilmi ledün şeklinde Allah'ın lütfuyla kazanan insanlar (Musa ve Bir Kul kıssası) var mıdır? Etrafımda bu tip insanlar çoğalmaya başladı. Ben pek hayırlı örneğini göremedim. Gerek birilerinden uyumlanıp, gerek tarikatlara girip, gerekse esma çalışmaları ile bu güçleri kazananlar var. Bakara suresi 11. ayet ve En'am suresi 128. ayet geliyor aklıma. Ben uzak durmaya ve korunmaya çalışıyorum.
Yukarı  
 
Gönderen:
İsmail

Yer:
Diger

Tarih:
12 Eylül 2018, Çarşamba
15:28

Alıntı Yap: İsmail

3566-Ali bin Ebu Talib'den rivayete göre, Rasulullah(s.a.v.) vitr namazında şöyle dua ederdi:
"Allah'ım gazabından rızana sığınırım cezalandırmandan bağışına sığınırım. Senden sana sığınırım. Seni övebilecek kelimeleri bulamam. Sen kendini övdüğün gibisin."

Tirmizi, C.3, H.no:3566
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
10 Eylül 2018, Pazartesi
02:25

Alıntı Yap: Bir köle

İbn Mâce'nin Sünen'inde İbn Ömer'den nakledilir ki Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuş : «Allah'ın kölelerinden bir köle demiş ki: Ey Rabb'im hamd Sanadır, vechinin celâline, saltanatının azametine lâyık olduğu şekilde hamd Sanadır. Kirâmeyn kâtibin adı verilen melekler bunu nasıl yazacaklarını bilememişler, Allah'ın huzuruna çıkarak Ey Rabb'imiz bir kölen öyle bir söz söyledi ki onu nasıl yazacağımızı bilmiyoruz demişler. Allah (c.c.) buyurmuş ki «(Allah, kölesinin ne söylediğini en iyi bildiği halde) Kölem ne dedi? Melekler demişler ki: Ey Rabb'imiz o şöyle dedi: Ey Rabb'im vechinin celâline, saltanatının azametine yaraşan şekilde hamd Sanadır. Allah (c.c.) buyurmuş ki; onu kölemin dediği gibi yazın, kölemin dediği bana öylece ulaşsın ki ben de kölemi onunla mükâfatlandırayım.»

Paylasmak istedim. Hic bu kadar etkilenmemis ve kiskanmamisdim.
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
01 Eylül 2018, Cumartesi
23:51

Alıntı Yap:  YS

Sayın Orhan; 2012 yılında aynı ayeti soran Hakan adlı okuyucuya verilen cevap aşağıdadır:

""Siz onları öldürmediniz ve lakin Allah öldürdü. Ve attığında sen atmadın, fakat Allah attı. Müminleri Kendisinden güzel bir imtihanla denemek içindi. Muhakkak Allah İşitendir, Görendir."

"Muhakkak Allah böylece kafirlerin tuzağını boşa çıkarır." (Enfal (8)/17-18)

Sorduğunuz ayetin anlamı açıktır. Yüce Allah, Bedir'deki zaferin (aslında tüm iyilikler öyledir) tamamen kendi lütfu olduğunu, oradaki tüm şartları ve savaşı tamamen Müslümanların kazanmasını sağlayacak şekilde ayarladığını ve eğer O öyle yapmasa hiç bir başarının kazanılamayacağını bildiriyor.

Aynı suredeki önceki ayetlere bakarsanız, zaten savaşın çıkmasından, müminlerin kafirleri yenmesine kadar tüm aşamaların Allah tarafından bir lutuf olarak nasıl yönetildiğini ve ayarlandığını görebilirsiniz. Bu ayetlerde, o gün savaşın gerçekleşmesi bile "siz ayarlasanız-randevulaşsanız bile yapamazdınız" diye ifade edilmektedir. Ayrıca binlerce melekle bizzat fiziki yardımdan, kafirlerin kalbine korku düşürüp, müminlerin kalbini rahatlatmaya kadar bir çok şey sayılmaktadır. Bu ayet fıkhi ya da müteşabih bir ayet olmadığından tefsire ihtiyaç olmasa da bazı aktarımlar yapmanın sizi daha iyi hissettireceğini sanıyorum.

Bu ayetle ilgili Elmalı'nın tefsirine baktığımızda şunu görüyoruz:
"İmdi onları siz katletmediniz, o öldürülen ve yere düşen, enfâli ve ganimeti söz konusu olan müşrikler sizin gücünüzle ve kuvvetinizle ölmüş olmadılar ve lâkin onları Allah katletti, öldürdü. Size emretmek, nusret ve zafer vermek, üzerlerine sizi saldırtmak ve kalblerine korku düşürmek suretiyle hakikatte onları Allah öldürdü."

İbni Kesir'de ise şunlar geçiyor:
"Allah Teâlâ kulların fiillerinin yaratıcısı olduğunu, onlardan sâdır olan her bir hayırdan dolayı hamd edilen olduğunu beyân buyurur, Zîrâ onları, bütün bunlara muvaffak kılan ve onlara yardım eden O'dur. Bu sebepledir ki: "Siz öldürmediniz onları, fakat Allah öldürdü." buyurmaktadır. Düşmanlarınızın sayısının çokluğu ve sizin sayınızın azlığına rağmen düşmanlarınızı siz kendi güç ve kuvvetinizle öldürmüş değilsiniz. Bilakis onlara karşı sizi muzaffer kılan, Allah'tır. Nitekim başka âyetlerde şöyle buyurmaktadır: "Andolsun ki siz düşkün bir durumda iken Bedir'de Allah size katî bir zafer vermişti." (Âl-i İmrân, 123)...

Böylece Allah Teâlâ zaferlerin sayı çokluğuyla, zırh ve silah kuşanmayla, hazırlıklarla olmadığını, zafer ve yardımın, ancak Allah katından olduğunu bildiriyor. Nitekim başka bir âyette de şöyle buyurur : "Nice az topluluk, Allah'ın izniyle pek çok topluluğu yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara, 249)."

Kaldı ki bırakalım Allah'ın bu kadar açık gözle görülür bir şekilde kazandırdığı bir savaşı, hiçbir mümin bir başarıyı kendinden bilmez ama Allah'tan olduğunu bilir. Herhangi bir zafer, başarı elde edildiğinde; "Allah'ım sana şükürler olsun, Allah'ım bu senin lutfundur" denmesinin veya her konuda inşaallah (Şayet Allah dilerse) denmesinin sebebi de bundandır. Çünkü tüm parametrelerin Sahibi olan Allah tek bir parametreyi bile bozsa en iyi olduğun konuda en büyük hezimeti alman kaçınılmazdır. Yoksa, haşa aslında başarıyı elde eden biziz de haşa Allah'a yaranmak için söylenmiyor bu sözler. Yine konuyla ilgili Kur'an'dan bir ayet:

"Sana bir güzellik isabet etmez ki ancak Allah'tandır. Sana bir kötülük isabet etmez ki ancak kendindendir. Biz seni insanlara bir Resul olarak gönderdik. Allah şahit olarak yeter." (Nisa (4)/79)

Bunlar çok temel şeyler. Allah'ın vasıflarını, gücünü, kudretini Kur'an'da yazdığı şekliyle az çok bilen herkesin bileceği şeyler. Kur'an'da, insanın özgür bırakıldığı seçim alanı dışında her şeyin tamamen Allah'ın kontrolünde olduğuna dair bir çok ayet var.

İslam'da insanların özgür seçim hakları vardır ancak olayların gelişimi ve sonuçlar tamamen Allah'ın kontrolündedir. Hiçbir olay haşa başı boş bırakılmamıştır (Bir yaprağın düşmesi bile). İslam'da bu böyledir.

Mesela Allah müminlerin kalbine korku düşürseydi, müşriklere melekler göndermese iman edenlere de destek olmasaydı hatta tam tersine müşriklere destek olsaydı, sizce bir mümin ok atabilir ve bir kafiri öldürebilir miydi? Nitekim Huneyn'de bazı müslümanların az da olsa tamamen Allah'a değil de ordunun gücüne dair bir güven hissetmesi felaket sonuçlar doğurmak üzereyken yine Allah yardımı ve desteğiyle müminleri korudu. Kur'an'da konuyla ilgili olarak; "Çokluğunuz sizi şaşırtmıştı" buyurulmaktadır."
Yukarı  
 
Gönderen:
Orhan

Yer:
Diger

Tarih:
01 Eylül 2018, Cumartesi
10:05

Alıntı Yap: Orhan

(ENFAL /17 )- Diyanet İşleri: (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Bu ayet hakkında ki yorumlarınızı alabilir miyim acaba?
Yukarı  
 
Gönderen:
Abdullah

Yer:
Diger

Tarih:
23 Ağustos 2018, Perşembe
10:02

Alıntı Yap: Abdullah

Değerli yaklaşansaatliler,
Bu kısa yazımı uzun bir mektup olarak düşünün.Tamamı selam dolu,dua dolu. Bugün bayram bize, mübarek olsun. Sevinciniz sevincimdir. Allah tüm hizmetleriniz için sizden razı olsun.Dilerim hepimizi korusun. Esselamünaleykum
Yukarı Mail: aylaaynuronal@gmail.com 
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
21 Ağustos 2018, Salı
07:17

Alıntı Yap: Bir köle

Allahın selamı üzerinize olsun. Bayramınız mübarek olsun.
Yukarı  
 
Gönderen:
YS

Yer:
Diger

Tarih:
18 Ağustos 2018, Cumartesi
19:57

Alıntı Yap:  YS

Sayın Cumali,
1) Kur’an’ın, Tevrat’ı tasdik edişi ve Tevrat’ı zikredişi iyi incelenmelidir. Kur’an’da onlarca ayet var, Tevrat’a atıf yapan onlarca ayetten seçtiğimiz aşağıdaki ayetleri lütfen inceleyiniz.
2/89, 146
3/3, 50, 93, 187,
4/46 ,47
5/13 ,15, 44,45,46
6/91
1/17
28/49
46/12, 30
61/6
62/5

2) Özellikle yukarıdaki ayetlerden seçtiğimiz aşağıdaki ayetler bu tahrifatın nasıl yapıldığını açıkça ortaya koymaktadır.
4/46 (“Yuharrifune el-kelime an mevzihi”)
5/13 ( “Yuharrifune el-kelime an mevzihi”),
5/44(“Vela teşteru bi-ayati semenen kalilen”),
3/187 (“Ve-eşteru-bihi semenen kalilen”)
6/91 (“Tecaluna-hu(Tevrat’ı) karadise tubdunaha ve tuğfuna kesiren”)

4/46,5/13 de Yüce Rabb'imiz diyor ki; “kelimeleri(kavramları) mevzilerinden(kapsamlarından) dışarı çıkardılar, kapsamlarını anlamlarını değiştirerek; mevzilerini daraltıp-genişlettiler ve böylece istedikleri anlamlara tevil ettiler.”
Yoksa Kitab'ın ayetlerini ve ayetlerdeki kelimeleri-metni çıkarıp yerine başka kelimeler ya da metin koymadılar. Her kelimenin bir mevzii(çukuru-kapsamı) vardır. Bu kapsamı-anlamı, tabii ki tevillerle değiştirerek istediğiniz anlamı verebilirsiniz.
3/187, 5/44'de Yüce Rabb'imiz diyor ki; “Allah’ın ayetlerini az bir dünya menfaati için sattılar(değiştirdiler-tevil ettiler). Yoksa Tevrat’ın bir ayetini, yahut ayetin içindeki kelimeleri parayla satıp, yerine yeni kelimeler koymadılar ve koyamazlar da…

6/91'de Yüce Rabb'imiz diyor ki; “Tevrat’ı parça-parça(kırtasiye) yaptılar; bir bölümü; yani işlerine geleni açıkladılar, bir çoğunu da gizlediler.

3) Bugün Kur’an, yazım olarak korunmuştur, bunda hiç şüphe yoktur, ancak benzer tahrifat, Kur’an’da da yapılmaktadır. Bunca “Din” anlayışı, sayısız biri birini dışlayan tarikatlar, akımlar, radikaller nereden çıkıyor dersiniz. Kur’an, “hırsızın elinin kesilmesini emretmiyor. Bunun anlamı; “hırsızın elinin maldan uzaklaştırılmasıdır” diyen anlı şanlı ilahiyat profu-dekanı, bu teviliyle ne yapmış oluyor sizce… Ne karşılığında Allah’ın ayetlerini ya da “kesme” kavramını mevziinden çıkarıyor dersiniz… Tevrat’ın kavramları Hahamlarca buharlaştırıldı da Kur’an kelimeleri(kavramları) buharlaştırılıp, mevzilerinden çıkarılmadı mı? Kur’an parça parça edilmedi mi?(23/52-53) Kur’an dan hicret edilmedi mi? (25/30)…
Bir zamanlar, hemen herkesin onayladığı İblis şapkalı FETO, Kur’an’ı, hahamların Tevrat’ı tahrifinden az mı tahrif etti… Daha nice şeytanlaşmış sapkın akımlar ya da din adamları, Allah ile ve O’nun ayetleriyle-kelimeleriyle oynayarak insanları kandırmıyorlar mı? (31/33, 35/5)

4) Bizim Kur’an’a, Sahih Sünnet'e ve Tevrat’ı incelemeye dayanan görüşümüz şudur:

Tevrat metin olarak korunmuştur. Ancak yazılı Tevrat’ın dışındaki “sözlü Tevrat” ve diğer metinler, hahamların görüşlerinin yansıdığı muharref metinlerdir. Yazılı Tevrat, tüm İsrailoğulları peygamberlerince tasdik edilmiş, korunmuş olmasına rağmen, hahamların, kelimelerle-kavramlarla oynamasıyla bu anlamda tahrife uğramıştır. Tevrat’ı ya da Kur’an’ı tahrif etmek için yazılı metinle oynamaya gerek yok, kavramlara istediğiniz anlamları verme hilekarlığı ya da cehaleti aynı amacı sağlar.

5) Yüce Allah’ın kelamı olan Tevrat, İbranice metin olarak sahih olsa da, Kur’an’dan sonra hükmünü yitirmiştir ve biz müminler için hiçbir şekilde bağlayıcılığı yoktur.   
     
6) Bu konuya açıklık kazandıracak olan Sitemizdeki 5/5/2011 tarihli “İSRAİLOĞULLARI: AMCAOĞULLARI PEYGAMBERİMİZİ NASIL ÖRTTÜLER?” başlıklı araştırmamızın;
“2) TEVRAT(TORA): "ALLAH SİZE, KARDEŞLERİNDEN, BENİM(MUSA) GİBİ BİR PEYGAMBER GÖNDERECEKTİR" alt başlıklı bölümü aşağıya alınmıştır:

“Bilindiği gibi Tevrat, yahut "Yazılı Tevrat"; beş kitaptan meydana gelmiştir. Bunlar; Tekvin(Bereşit), Çıkış(Şemot), Levililer(Vayikra), Sayılar(Bamidbar), Tesniye(Devarim)'dir."Kitab-ı Mukkaddes: Eski Ahit ve Yeni Ahit(İnciller)" ise; bu "Beş Kitab"a, Hakimler, Peygamberler ve İnciller(4 Kanonik İncil)in ilavesiyle oluşturulan bir kitaptır ve daha çok Hristiyanlarca makbuldür.

Biz burada beş kitaptan oluşan "Yazılı Tevrat" üzerinde duracağız. Tabii ki "Yazılı Tevrat"dan söz edince "Sözlü Tevrat"dan da bahsetmemiz gerekmektedir. "Sözlü Tevrat" diye ifade edilen, Musa'ya vahyedilen, ancak yazılması yasak olan"şifai vahiy"dir. "Yazılı Tevrat"ın, yazılı biçimde okunması; "Sözlü Tevrat"ın ise ezberlenmesi ve rabbaniler-hahamlar tarafından öğretilmesi, hatta "Yazılı Tevrat"ın tefsirinin tamamen "Sözlü Tevrat"a dayandırılması esastır. "Sözlü Tevrat"ın, unutulması ve kaybolması endişesiyle daha sonra esasları yazılmış, detayları ve yorumları, yine alimlere-hahamlara bırakılmıştır. İlk önce MS 2. yüzyılın sonlarına doğru "Mişna" yazılmış, daha sonra da kapsamlı olarak "Talmud" yazılmıştır.

"Sözlü Tevrat", Musa'dan sonra o derece önemsenmiş ve öne çıkarılmıştır ki; "Sözlü Tevrat" ve hatta "Hahamlar" olmadan, "Yazılı Tevrat" anlaşılamaz yargısı, tüm Yahudilere ve din adamlarına hakim olmuştur. Böylece "Sözlü Tevrat" ve "Hahamlar"; Din'in merkezine oturtulmuş, Yüce Allah'ın indirdiği "Yazılı Tevrat" bu yolla tefsir ve tevillere mahkum edilmiştir. Böylece "din adamları", kavramlarla istedikleri gibi oynamış; kapsamlarını değiştirip, dönüştürmüşler ve Kur'an diliyle "kelimeleri mevzilerinden çıkarmışlardır". Peygamberimiz'in beyanıyla da; "İsrailoğulları, alimlerini Rabler edinmiştir."

Maalesef "Peygamber Sünneti"nin; yani "Sahih Hadis Külliyatı"nın, sonradan zayıf hadisler ilave edilerek genişletilmesi ve Kur'an'ın önüne geçirilerek; Kur'an'ın, bazı alimlerce tamamen hadislere mahkum edilmesinin de, benzeri bir sapma olduğunu burada zikretmeliyiz.

Unutulmamalıdır ki Din'in; İslam'ın temeli-özü; tüm kutsal kitaplarda muhkemdir, herkesin anlayacağı açıklıktadır. Ancak ameli meselelerde, elbette "peygamberlerin açıklamaları"na,"alimlere-fıkha" ve fıkhetmek içinde bir "metod"a ihtiyaç vardır. Bu tespitlerden sonra "Yazılı Tevrat"ın tahrifine sebep olan faktörleri şöyle özetleyebiliriz:

1) Birincisi, "yazıcılar"ın(soferim) yazım hataları, alimler arasında da ciddi bir tartışma konusudur.

2) Yahudi Tevrat'ı(Massoratik) nüshası, Septuagint(Yunanca) nüsha ve Samiri Tevrat'ı arasında ciddi farklar vardır.

3) İstila ve esaretle gelen dış baskılar; "Tevrat'ı yasaklama ve yok etme çabaları" ve putperest Yahudi krallarının, "Tevrat'ı tahrif etme gayretleri".

4) Bizce en önemlisi, bizzat Yahudi din adamlarının; "hahamların tevil ve tefsirleri"dir. "Yazılı Tevrat"a, parantez içi açıklamalar ilave etmek yoluyla ve özellikle kavramlarla oynayarak; istenen anlamı elde etme çabaları, adeta meşru bir yol olmuştur. "Sözlü Tevrat"ın oluşumu, yazılı hale getirilmesi, ilave edilen fıkhi görüşlerle genişletilmesi; "Yazılı Tevrat"ın, tamamen bu şifai fıkha bağlanması, en büyük tahribat kaynağıdır. Özellikle Peygamberimiz'e işaret eden "ayetler ve kavramlar"la oynanarak örtülü hale getirilmiş, yahut bu sıfatlar, İsrailoğulları'nın peygamberlerine atfedilmiştir.
Biz, Tevrat'da en ciddi tahrifatın; "Sözlü Tevrat"ı oluşturup-geliştiren" ve bu yolla "Yazılı Tevrat"ı istedikleri gibi yorumlayan "Rabbaniler-Hahamlar"kanalıyla yapıldığına inanmaktayız. Aşağıda Tevrat ayetleri ve bunların tefsirleriyle ilgili vereceğimiz birkaç örnek bile bizim bu tespitimizi doğrulamaktadır. İşte tipik bir örnek:

Tora:Çıkış(Şemot) 21:24'de; "Göze karşılık göz, dişe karşılık diş, ele karşılık el, ayağa karşılık ayakta kısas vardır." ayetinin benzer şeklinin Kur'an'da geçtiğini; anlamının da gayet açık olduğunu bilmekteyiz. Şayet zarara uğrayan, bağışlarsa ve karşılığında bir diyet kabul ederse bu kendisi için bir kefarettir der Kur'an. Ancak zarara uğrayan, had uygulanmasını isterse, haddin uygulanması gerekir ve uygulamayanlar zalimdir der yine Kur'an. Ve yine Yüce Allah,İsrailoğulları'nın, bu cezaların uygulamasını değiştirerek zalimler olduklarına işaret eder.

Hahamlar, göz göre göre bu "had cezası"nı iptal etmişler, bunun sadece "para cezası"olduğuna hükmetmişler, aksi görüşü küfür saymışlardır. Böylece hahamların "Sözlü Tevrat"da yer alan görüşleri, "Yazılı Tevrat"ın bu "ceza hükmü"nü değiştirmiştir. İşte hahamların bu kısas ayetinin uygulamasını nasıl değiştirdiklerinin kanıtı:
"Kim, Sözlü Tora ile bilinen, ama 'Yazılı Tora'nın basit metninde farklı anlaşılabilen bir kuralın, bundan böyle 'Sözlü Tora'ya göre değilde, yazılı metinden doğrudan anlaşıldığı şekilde; örneğin "göze göz vs." emrini, tazminat ödeme yerine gerçekten de göze karşılık göz çıkarma şeklinde uygulanacağını söylerse, sabahtan akşama sürekli mucize gerçekleştirse bile bunun hiçbir değeri yoktur ve idamı hak eder. Bu kişinin yaptıkları ya göz boyamadır, ya da kendisi karanlık güçler kullanarak büyü yapmayı, yakın gelecek hakkında haber almayı bilen biridir. Ama yaptıklarının kutsiyetle uzaktan yakından alakası yoktur."(Tora:Tesniye(Devarim) 13:3'ün tefsir kısmı).
Benzer şekilde kendilerine, Peygamberimiz'in gönderileceğini bildiren "Tesniye 18:15 Ayeti"ni, nasıl da örttüler:
"Tanrı Aşem, benim gibi, arandan, kardeşlerinden bir peygamber belirleyecek senin için. Onu dinleyin!"
Tesniye(Devarim)18:15
Burada Musa, Yüce Allah'ın vahyine dayanarak açıkça diyor ki; "Ey İsrailoğulları, Allah, size, kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber gönderecektir, onu dinleyin!" Kimdir İsrailoğulları'nın kardeşleri? Elbette İsmailoğulları'dır. Zira İsmail, İshak'ın kardeşidir, tabii ki İbrahim'in oğludur. İsmailoğulları, kardeşoğullarıdır, yahut da Yakuboğulları'nın ammuoğulları(amcaoğulları)dır. Bu ayet açık bir şekilde Muhammed(s.a.v.)e işaret etmektedir. Hahamların tefsir ve tevilleri tamamen yanlıştır, kasıtlıdır ve tutarsızdır. "Arandan" kelimesini kullanarak, açık ifadeyi ve işareti, İsrailoğulları peygamberlerine yönlendirmektedirler. Böylece ortaya çıkan çelişkileri de zırva tevillerle kapatmaya çalışmakta ve maalesef cemaatlerini kandırmakta başarılı olmaktadırlar.
Bu ayet, son rahmet elçisi Muhammed(s.a.v.)den başkasına gitmez, neden mi?

1) İsrailoğulları'nın kardeşleri; ammuoğulları, İsmailoğulları'dır. Hahamlar dar anlamda kavmiyetçilik yapıp; Hacer'i ve İsmail'i tanımamazlıktan gelseler de bu böyledir.

2) Musa gibi bir peygamber İsrailoğulları'na gelmemiştir ve bir daha gelmeyeceğini de haham efendiler yine Tevrat'dan bilirler. Bilirler ki; hahamlar bu noktada bocalamış, buradan çıkış yolları arayarak; zırva teviller yapmışlardır. Ayrıca Musa da, Muhammed de nasıl önemli iki kardeş peygamber olduklarını bilmekteydiler. Peygamberimiz, defaatle Musa'nın önemine işaret etmiştir ve hatta Tevrat metnini elinde tutan Ömer'e; "bugün Musa da gelseydi bana tabi olurdu" diye seslenmiştir. İki önemli kitap ve iki önemli peygamber... Birisi Rabb'iyle doğrudan konuşmuş, diğeri ise tüm insanlığa ve alemlere rahmet olarak gönderilmiş mühür peygamber. Birisi İsrailoğulları'na gelecek peygamberlerin sürekli tasdik edeceği "Furkan"la, diğeri fiili kıyamete kadar İsrailoğulları da dahil tüm insanlığa gönderilen "Kur'an"la gelmiştir...”
http://www.yaklasansaat.com/dinler/israilogullari_amcaogullari_peygamberimizi_nasil_orttuler.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Bir köle

Yer:
Diger

Tarih:
18 Ağustos 2018, Cumartesi
19:25

Alıntı Yap: Bir köle

Cumaliye cevap.

Ziyad bin Lebid'den: Rasulullah(s.a.v.) bir şey anlatarak şöyle demiştir:
"Bu, ilmin(İslamın)gitmesi zamanında olur" buyurdu.
Ben: "Ya Resulullah! Kur'an'ı okuduğumuz, evladımıza onu okuttuğumuz ve evladımız da kıyamete kadar kendi evladına onu okutacağı halde ilim nasıl gider?" dedim. Resul-i Ekrem:
"Anan seni kaybedesiye Ziyad! Ben muhakkak seni Medine'de fıkhı en iyi bilen adamlardan görürdüm. Şu Yahudiler ve Hıristiyanlar Tevrat ve İncil'i okuyup da bu iki kitapta bulunan hükümlerden hiçbir şeyle amel etmez değiller mi?" buyurdu.
Sünen-i İbni Mace, C.10, H.no: 4048

http://www.yaklasansaat.com/dinler/Son_din_kuran_islami_buharlastimi.asp
Okumanı tavsiye ederim.


Yukarı  
 

 

Toplam Kayıt Sayısı: 1244 Toplam Sayfa Sayısı: 63
1. 2. 3. 4. 5. . . . 61. 62. 63. [»] [»»]  

 

Untitled Document
ys@yaklasansaat.com
anasayfa|evren|gezegenler|dünyamiz|dinler|eski kavimler|cin-seytanlar|haberler|yorum-analiz|seslendirmeler|videolar|site haritasi|iletisim|forum|ys kitaplari
Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Yaklasan Saat'in resmi twitter adresi asagidadir. Bu hesabin disindaki diger hesaplarla Yaklasan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat