Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com





 


 

KAYITLAR  |  DEFTERE YAZ
Gönderen:
Oğuz

Yer:
Diger

Tarih:
28 Kasım 2016, Pazartesi
13:45

Alıntı Yap: Oğuz

Nur-u-Allah!

Sadece melekler değil, evren(her şey), nurdan yaratıldı. Evren yazımızda her şey açıkça ortaya konuyor. Ancak “Hak Din”i, Kur’an’dan değil de, dalalete sürükleyici kaynak ve şahıslardan arayanlar; ister ılımlı İslamcı, ister radikal İslamcı ve de ister tasavvuf karşıtlığı yapan İslamcılar olsun, maalesef hiçbir yere varamıyorlar ve de varamazlar…

Bu konudaki hadisler, sizce önemsiz mi yoksa? İşte evren yazımızda geçen ayetler. Ancak siz önce “Nur” nedir, “Türev” nedir, “enerji” nedir, “sanal enerji” nedir, “gerçek ilim” nedir? Önce bunları anlamaya çalışsanız daha iyi olur...

İblis’in her türlü saptırıcı tevillerinin temelinde “hak gerçekler” olduğu; bu gerçekler üzerinde küçük oynamalarla “şirk kanalları” açıldığını da bir fark edebilseniz…

İşte bu meseleye ışık tutan ve “Evren” yazımızda yer alan muhkem ayetler:     

Allah, 'Göklerin-Arz'ın (evrenlerin) 'Nuru'dur. 'Allah'ın Nuru'nun misali, 'Oyuk' içinde bulunan bir 'Lamba' gibidir. Lamba, bir 'sırça' içerisindedir ve sırça, sanki 'incimsi bir yıldız'dır(nötron yıldızı).O(Lamba) ki, ne doğuda, ne de batıda bulunmayan, 'mübarek bir zeytin ağacı'ndan yakılır. Neredeyse, ateş dokunmasa da, onun 'yağı', 'ışık verir'. (Bu), 'Nur üzeri Nur'dur. Allah, kimi dilerse onu, Kendi Nuru'na doğrultur. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyin Âlimi'dir.
[NUR(24)/35]

Böylece Biz, İbrahim'e, yakin (ilim sahiplerinden) olsun diye; 'Göklerin ve Arz'ın'(evrenlerin) 'melekut'unu(özünü-ruhunu) gösterdik.
[EN'AM(6)/75]

Göklerin, Arz'ın ve Allah'ın yarattığı 'her şeyin melekutu'na(en temel yapıtaşı-özü-ruhu) bakmıyorlar mı(incelemiyorlar mı)? ('Melekut'a ulaştıklarında), onların ecellerinin yaklaştığı umulur. Ondan(melekûttan)sonra hangi söze inanacaklar?
[A'RAF(7)/185]

De ki: "Her şeyin melekutu(en temel yapıtaşı-özü-ruhu), kimin elindedir? Ki O, (her şeye) yakın-komşuyken, Kendisine yakın-komşu olunamaz, şayet biliyorsanız."
[MÜ'MİNUN(23)/88]

Her şeyin 'melekut'u(en temel yapıtaşı-özü-ruhu) elinde bulunan (Allah), ne Yüce'dir! Sizin dönüşünüz O'nadır.
[YASİN (36)/83]
Yukarı  
 
Gönderen:
OSMAN

Yer:
Diger

Tarih:
27 Kasım 2016, Pazar
15:11

Alıntı Yap: OSMAN

Nurulah bey ne okuduğunuzu bilmiyorum; ancak anlayamadığınız çok açık. Evvela aşağıdaki yazıda açıklanan tasavvufçuların yanlışı nedir. YS'nin görüşü nedir bunu anlayın.                                 
   
ALLAH ALEMLER-EVRENLER VE İNSANLARI YARATTI

Alemlerin Rabb'i olan Sonsuz Yüce Allah; alemleri-evrenleri, yaratmayı düşündü ve yarattı. Sonsuzluğu kaplayan ve yaratılmış hiçbir enerjiye benzemeyen sonsuz "Latif Nuru"nun "sonsuz ince bir nur noktası"ndan bir "ol" emriyle; "büyük patlama"yla; "alemler"i yarattı. Allah, bu sonsuzluğu kaplayan, sonsuz ince "Nur Noktası"ndan, sayısız evrenler yaratmaya ve yok etmeye kadirdir. Allah'ın Işığı, elbette O'nun yarattığı-yaratılmış hiçbir ışığa benzemez. "O'nun Işığı"nın yansıması olan "Nuru" da, yaratılmış hiçbir "ışık yansıması"na benzemez. Allah'ın Nuru, bizzat var olan Işığı değil; ışığının bir yansımasıdır. Tasavvuf felsefecilerinin en önemli yanılgılarından birisi de; "O'nun Işığı" ile "Nuru" arasındaki farkı kavrayamamak; yaratılmış her şeyi, "O'nun Işığı"nın yahut Kendisi'nin bir yansıması-parçası olarak görmektir. Gerçekte yaratılmış her şey; O'nun bizatihi Kendisi'nin yahut Işığı'nın değil, "Işığı"nın "yansıması" olan "Nuru"nun türevleridir. Allah, "Işığı"yla, "Nuru"nun farkını kavramamız için bize Güneş'i ve Ay'ı misal vermektedir:

"O(Allah) ki Güneş'i ziya-ışık(foton), Ay'ı nur kıldı.."

[YUNUS(10)/5]

Ay'ın ışığı; Güneş ışığının bir yansımasıdır. Yani Allah'ın Nuru, O'nun Işığı'nın bir yansımasıdır. Ve her şeyi; alemleri, bu yansımadan yarattı. Bu fark çok önemlidir. Bunları en iyi bilen İblis, insanların, Allah'a ortak koşması; kendilerini Allah'a ortak etmesi için her türlü "mantık hileleri"ne baş vurmakta; ya sonsuz yüce ve yarattığı hiçbir şeye benzemeyen "Tek Tanrı"yı çoğaltmakta; ya da insanları tanrılaştırıp; yüce ve benzersiz olan "Tek Tanrı"nın cüzleri yapmaktadır. İslam'ı bozmak için geliştirdiği en sinsi yöntem ise İslam'a, "tasavvuf felsefesi" yoluyla "şirk kanalları" açmaktır.

Başlangıçta sadece ve sadece Sonsuz Yüce Allah vardı. Allah, sonsuzluğu kaplamış bulunan Nuru'ndan, önce melekleri-ruhları yarattı, daha sonra maddenin ruhu olan "melekut"u yarattı. Daha sonra da bu, Rabb'ine bağlı "bilinçli melekut"tan, "büyük patlama"yla, evrenleri-alemleri yarattı. Arkasından Güneş sisteminde, "kendisine köle olsunlar" diye cinleri ve insanları yarattı. Tüm bu yaratmalar; "Nuru'nun türevleri" olarak yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir sıraya ve boyuta sahiptirler. Tüm yaratılmışlar, sonlu boyutludurlar. En üst boyutta yer alan Başmelekler'den, aşağıya doğru "hiyerarşik boyut sıralaması" vardır.

Yukarı  
 
Gönderen:
nurullah

Yer:
Diger

Tarih:
27 Kasım 2016, Pazar
01:49

Alıntı Yap: nurullah

hocam,
"ruhlar ve melekler nur dan varliklardir"
bunu derken, KURAN' da bununla iligili aciklanmis ayet bulamadim. nurdan varliklardir diyenler sadece mutasavviflar; yani tasavvuf ilmine kaciyor. sonucta biz de biseyler okuyup, biseyler anlatiyoruz. siz tasavvuf ilmi hakkinda hep olumsuz konusuyorsunuz ama, bu ruhlar-melekler in nurdan varliklar oldugunuda tasavvufculardan baskasinin soyledigini goremedim... konuya aciklik getiriseniz sevinirim. Allah kolaylik versin
Yukarı Mail: si_e47@hotmail.com 
 
Gönderen:
hasan

Yer:
Diger

Tarih:
07 Kasım 2016, Pazartesi
16:44

Alıntı Yap: hasan

Cabir’e,

Yazdıklarından YS’ye bakışın belli oluyor. Hadi okuduğundan bi-idraksin diyelim, ahmakça bir genelleme yaparak iftira atmak da ne oluyor.

Konunun özeti şudur:

1- YS’nin haberinde Bağdadi ile McCain’in görüştüğüne dair tek bir cümle yok. Sadece bu iddiaları yansıtan bir fotoğraf var.

2- Ayrıca bu YS’nin bir iddiası değildir, halen daha sıcaklığını koruyan ve Batı’da Kanada merkezli Global Research gibi medya organlarının arkasında durmaya devam ettiği bir iddiadır.

3- Bunu yalanlayan ise Senatörün kendi ofisidir, bu da elbette doğaldır ve hiç bir kanıt içermez.

4- Fotoğrafta senatörle görüşürken çekilmiş ve Bağdadi olduğu iddia edilen kişi ile Amerika’nın kendi yayınladığı Bağdadi videosundaki kişinin birbirine tıpkı benzerliği, Bağdadi’nin fotoğraflarda olduğu düşünülen 42-43 yaşları ile gerçek yaşının uyumlu olması, Amerika’nın bu iddialar üzerine tanınması daha zor ve düşük kaliteli Bağdadi resimleri servis ederek olayı örtbas etmeye çalışması bu iddiaları sıcak tutmaya devam etmiştir.

5- Diğer yandan son 20 yılda McCain’in CIA’nın bir çok örtülü operasyonunda ve CIA patentli her renkten bir çok darbenin arka planında yer almış olması, Libya ve Suriye’de ki Arap Baharı’ndan hemen önce Kahire’de bir toplantıya başkanlık yapması ve bundan kısa süre sonra Suriye devriminin başlaması gibi güçlü iddialar elbette bu şüpheleri güçlendiriyor.

6- Tüm bunlar iddialar olarak varlığını sürdürmektedir, henüz hiç kimse bu şüphelere son verecek net bir kanıt da gösterememiştir.

Şimdi tüm bu bilgilerden mahrum, konuyu ve YS’yi anlamaktan, bütüncül bir bakıştan uzak bir şekilde adına yorum bile denmeyecek cümleleri karalamakla kötü niyetini izhar etmekten gayrı bir şey elde edemezsin. Bu kafayla YS’nin analizlerini anlamanız elbette zor. Öküzün altında buzağı arayıp, YS’ye çamur atmayı bırakın, kendi işinize bakın.

7-Ayrıca haberdeki ABD'li uzmanın yorumları ve gerçeği çıplak bir şekilde ortaya koymasından da nasılsa hiç etkilenmemiş siniz ki bu da kimin aleti olduğunuzu gösteriyor.
Yukarı  
 
Gönderen:
Cabir

Yer:
Diger

Tarih:
07 Kasım 2016, Pazartesi
00:17

Alıntı Yap: Cabir

İşte Küresel Derin Güç ve Dünyayı Kaosa Götüren Eylemleri

bağdadi nin resmi diye cumhuriyetçi senatörün olduğu fotoğraf yalan ortaya çıktı o farklı kişi ahabere kaldıysanız bende bir şey biliyor farklı bir analiz yapıyorsunuz sanıyordum.
Yukarı  
 
Gönderen:
Abdullah

Yer:
Diger

Tarih:
14 Eylül 2016, Çarşamba
15:53

Alıntı Yap:  Abdullah

   Allah ın selamı bereketi üzerinize olsun .Sonsuz yüce Rabbim hepimize acısın merhamet etsin.Kurban bayramınız mübarek olsun.Emekleriniz, bütün çalışmalarınız için Allah sizden razı olsun ve korusun.Esselamünaleyküm.
Yukarı  
 
Gönderen:
nurullah

Yer:
Diger

Tarih:
26 Ağustos 2016, Cuma
01:25

Alıntı Yap: nurullah

Allah razi olsun .
yanitiniz gorunce cok sevindim...
YS' yi tanimadan once, hem "atom" un bile ne oldugunu bilmezken ; Allah ' a cok sukur biyoloji , fizik , kimya, matematigi ogrenmemize vesile oldunuz. simdi ise "atom" u degilde , melekut( maddenin ozu-ruhu)' nu biliyoruz , daha da ; "19" un ne anlama geldigini biliyoruz. en onemlisi ; Yuce rabbime kole oldum . Allah'ima cok sukur ki ; beni bi vesile ile hidayete erdirdi... Allah herkese nasip etsin.
Yukarı Mail: si_e47@hotmail.com 
 
Gönderen:
Günhan

Yer:
Diger

Tarih:
25 Ağustos 2016, Perşembe
23:10

Alıntı Yap: Günhan

Nurullah Bey,

Maalesef, insanların akıllarını kullanmayıp istenilen şekilde kolayca yönlendirildiği, hakkaniyetin ve değer yargılarının altüst olduğu, uygar görünümlü aşağılık bir çağda yaşıyoruz. Ve yine maalesef, çağımızın birçok bilim insanı da bahsettiğim resimdeki bütünlüğü koruyarak, bilim adı altında ürettikleriyle gerçeklere ulaşmaktan çok, gün gibi görünen gerçekleri örtbas etmeye ve insanları yanlış yönlendirmeye çalışıyor. Bu, bilimsellikten uzak bilimsel çalışmalar en çok biyolojide ve astrofizik, parçacık fiziği gibi fizik dallarında görülüyor.

     Bahsettiğiniz haber, 2015’in şubat ayında Physics Letters dergisinde yayınlanan bir makaleyi konu alıyor. Referanslar hariç 2.5 sayfa tutan bu makale, popüler bilim sitelerinin laf oyunlarının da etkisiyle, birçok insanın gözünde sanki 100 yıllık evren anlayışının çökertildiği bir çalışma izlenimini kazanmış ve ilgili haberler tüm dünyada yüzbinlerce kez paylaşılmış. Halbuki hiçbir anlayışın çöktüğü filan yok.

     Makalenin başında günümüz biliminin problemleri sıralanmış. Bunlara problem deniyor çünkü sebepleri anlaşılamamış ya da beşeri matematiğin çökmesine neden oluyorlar:
1.     Kara enerji sabitinin inanılmaz derecede küçük olması ama sıfır olmaması,
2.     Evrenin genişlemesinin hızlanmaya tam zamanında başlaması ki öteki türlü galaksiler oluşamazdı,
3.     Erken evrendeki madde yoğunluğunun olağanüstü hassas bir şekilde tam da uzayın düz olması için gereken değerde olması,
4.     Karanlık maddenin gerçek doğası ve
5.     Büyük patlama tekilliği.

Makalenin devamında, evrenin matematik modelindeki bir denklemin klasik parametrelerle değil de başka parametrelerle kurulmasının yukarıdaki “problem”lerden bazıları hakkında daha iyi bir anlayış ortaya koyabileceği belirtiliyor ve matematiksel deliller sunuluyor.
Makaleye göre yapılan değişikliğin sonucunda büyük patlama tekilliğinin zorunluluğu ortadan kalkıyor ve kara enerji sabitinin değeri için bir açıklama getirilebiliyor. Makalenin ortaya koyduğu evren resmi şu şekilde: Evren sonsuz bir süre kuantum potansiyel denilen bir haldeydi sonra birden çöktü ve büyük bir patlamayla durmamak üzere genişlemeye başladı. Bu arada belirtmiş oldum, makale büyük patlama yok demiyor, sadece tekillik yok diyor.
Peki bu modelin geçerliliği nedir? Tüm bunlardan ne anlamalıyız?
1.     Çalışma varsayımlara, tahminlere ve matematiksel denklemlerdeki manipülasyonlara dayanıyor. Modelin herhangi bir deneysel doğrulaması yok.
2.     Denklemlerde yapılan değişikliğin tutarlı bir sebebi yok. Bu durum adeta istenilen çıktılara ulaşmak için istenilen parametrelerin girilmesine benziyor.
3.     Kurulan evren modeli tam bir model değil. Birçok boşluk içeren yarım yamalak bir model.
4.     Bu tip, büyük patlamayı yok saymaya çalışan modeller uzun süredir zaten tartışılmaktaydı. Yani bu makale yayınlanınca bilim dünyasında yer yerinden oynamadı.
5.     Makalenin amacı bahsedilen değişikliğin tekilliklere karşı işe yarayabileceğini ispatlayıp teorik fizik alanında çalışan bilim insanlarına bu yönde bir anlayış sunmak. Çalışmanın ileri düzey araştırma yapmayan insanlar için pek bir anlamı yok.       

Biraz da gerçeklerden bahsedelim, büyük patlama düşüncesi hangi delillere dayanıyor? YS’nin “Büyük Patlama, Evren Teorileri ve Kur’an Evreni” çalışması bu konuda ayrıntılı ve kapsamlı açıklamalar sunan bir yazıdır, aynı zamanda basılmış hali kitapçılardan temin edilebilir.

Kur’an’da evrenin patlamayla yaratılmış ve genişletilmekte olduğu açıklanmıştır. İnsanların bilim yoluyla aynı anlayışa ulaşması ise ancak 20. Yüzyılda gerçekleşmiştir.

Einstein 1915 yıllında genel görelilik teorisini öne sürdüğünde, kendisi dahil herkes evrenin durağan olduğunu düşünüyordu. Ancak bu yeni teoriye göre evren durağan olamazdı, ya genişlemeli ya da büzüşmeli idi. Bunu fark eden Einstein bir çare düşündü ve denkleme bir sabit ekledi, böylece teori durağan evreni destekler hale gelmişti.

Edwin Hubble 1929 yılında galaksilerin birbirinden uzaklaşmakta olduğunu gözlemledi. Bu, evrenin genişlediği anlamına geliyordu. Einstein bunu duyunca eklediği sabiti denklemden çıkararak modeli ilk haline geri döndürdü ve başta sabiti eklemenin hayatının hatası olduğunu söyledi.

Evrenin genişliyor olması geçmişte daha küçük olduğunu gösteriyordu. Tarihte geriye doğru gittikçe evren küçülecekti, ta ki sonsuz küçük tek bir noktaya dönüşünceye kadar. Tüm kütlenin küçük bir noktada toplanması ise tekilliğe ve tüm fiziğin çökmesine sebep oluyordu. Bilimciler kabul etmek istemese de tekilliğin diğer adı yaratmaydı.

Ateist bilimin baharında mutlu mutlu yaşarken birdenbire yaratıcıyla karşılaşan bilimciler resmen dumura uğradı ve hemen alternatif teoriler geliştirmeye başladılar. Bunların en öne çıkanı Fred Hoyle ve diğer bazılarının 1948 yılında öne sürdüğü “Durgun Hal Modeli”ydi. Bu modele göre evren genişliyordu genişlemesine, ancak sonsuz büyüklükteydi ve geçmişte ne kadar geriye gidilirse gidilsin sonsuz büyüklükte kalacaktı, tek bir noktada toplanmayacak ve tekillik oluşmayacaktı.

Büyük patlama modelinin karşısına konan durgun hal modeli zamanla birçok darbe aldı, 1965 yılına gelindiğinde ise Stephen Hawking’in ifadesiyle tabutuna son çivi çakıldı. O yıl uzayda her yönden gelen mikrodalga ışımalar tespit edilmişti ve bu büyük patlama modeliyle tam olarak uyumluydu.

Büyük patlamanın gerçekliği de kesinleşince bilim insanları, büyük patlama tekilliğiyle oluşmuş ve genişlemekte olan ama yaratıcının bulunmadığı evren modelleri üretmek için türlü taklalar atmaya başladı. Bu, gerçeği kaydırma çabaları hala devam etmekte ve şimdiye kadar döngüsel evrenler, çoklu evrenler gibi birçok fikir ortaya atıldı. Tabi bunlar sadece fikir olarak kaldı ve öylece literatüre geçti.

İnsanların Kur’an’ın 1400 yıl önce açıkladığı evren anlayışına nasıl adım adım ulaştığını özetlemeye çalıştım. Ancak bu anlattıklarım “Kur’an Evreni”nin bir parçasının kaba bir açıklamasını oluşturuyor. Konunun tamamı için YS’nin ilgili çalışmalarını inceleyebilirsiniz.

Lütfen YS’nin aşağıdaki çalışmalarını okuyun.

GERÇEK BİLİM BU MU?
http://www.yaklasansaat.com/yorum-analiz/gercek_bilim_bu_mu.asp

BÜYÜK PATLAMA, EVREN TEORİLERİ VE "KUR'AN EVRENİ"
http://www.yaklasansaat.com/evren/buyuk_patlama/buyuk_patlama.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Nurullah

Yer:
Diger

Tarih:
25 Ağustos 2016, Perşembe
23:07

Alıntı Yap: Nurullah

hocam tekrar merhaba , evrim agaci denen sayfada; karanlik maddenin ve enerjinin aciklanabilecegi ve buyuk patlama olmadimi diye bisey paylastilar. yaziyi okudum ama pek anliyamadim. sizinle paylasmak istedim. sizin dilinizden daha iyi anliyoruz .
Sonsuz ve Başlangıçsız Evren Modeli: Büyük Patlama Hiç Yaşanmadı Mı?
Yukarı Mail: si_e47@hotmail.com 
 
Gönderen:
ibrahim

Yer:
Diger

Tarih:
22 Ağustos 2016, Pazartesi
00:57

Alıntı Yap: ibrahim

1)     “Kuran’ın Merkezi Kavramı Kölelik” yazısında aradığınız tüm cevaplar mevcut. Ya okumadınız, yahut anlayamadınız. Bu sebeple can alıcı kısımları aşağıda tekrarlıyorum:

(a)     عبد kökünden gelen kelimelerin anlamı:

"عبد"; kökünden gelen "abd", "abid", "ibadet" gibi isimlerin ve "عَبَدَ" fiilinin anlamı hep köle, kölelik, köle olmak çerçevesindedir. İşte Kur'an'da bu anlamı, muhkem şekilde ifade eden ayetler:

"Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas yazıldı. Hüre karşılık hür, köleye karşılık köle, dişiye karşılık dişi..."
[BAKARA(2)/178]
"Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir köle, -hoşunuza gitse de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır..."
[BAKARA(2)/221]
"Allah, hiç bir şeye gücü yetmeyen ve mülk edinilmiş bir köle ile kendisine güzel bir rızık verdiğimiz, böylelikle ondan gizli ve açık infak eden kimseyi örnek olarak gösterdi; bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah'ındır; fakat onların çoğu bilmezler."
[NAHL(16)/75]

(b)     Kul neden köle kelimesini karşılamaz?

Kul kelimesi, zaman içerisinde farklı anlamlarda kullanıla kullanıla kökenindeki "köle-esir" anlamından uzaklaşmış, çok daha geniş anlamlar kazanmıştır. Osmanlı'da, asker olan yeniçerilere padişah'ın kulları denilmekte, Yeniçerilerin bulunduğu karakol vazifesi gören yerlere kulluk, Yeniçeri ağasına kul ağası, babası Yeniçeri olup kendi de Yeniçeri olana kuloğlu denilmekte, padişahın hizmetinde bulunanlara ve Enderun'dan yetişen padişahın yardımcısı, danışmanı olan devlet adamlarına da yine padişahın kulu denilmektedir. Böylece Osmanlı'da "kul kelimesi"; hizmetçi, yardımcı, asker gibi anlamlarda kullanılmıştır.

Kul kelimesinin günümüzdeki kullanımına bakmak için deyim ve atasözlerini incelediğimizde ve güncel kullanımına baktığımızda, anlamının köleden ne kadar uzak olduğunu görürüz. Örneğin "burada bir Allah'ın kulu yok mu?" cümlesindeki gibi kullanımların hepsinde "Allah'ın kulu" aslında insan, mahluk anlamına dönüşmüştür. Aynı şekilde "hatasız kul olmaz", "insan beşer, kuldur şaşar.", "o da bir Allah'ın kulu" gibi halk arasında yaygın kullanımları açıktır.

Özetle Türkçede, "Allah'ın kulu" kavramı, dini ya da inancı ne olursa olsun yaratılmış; insan anlamına gelmektedir. Bunun, "İslam'ın özü" olan "Allah'ın kölesi" olma ile yani Allah'a mutlak bağlılık, "teslimiyet"; mutlak ve koşulsuz itaat-boyun eğme anlamlarıyla ilgisi maalesef yok denecek kadar azdır.

(c)     Kur’an’da İslamın kölelik kavramı ile anlatılması:

İslam, Kur'an'da tekrar tekrar "yalnızca Allah'a köle olmak ve O'na hiçbir şeyi şirk(ortak) koşmamak" ve "sadece Allah'a köle olmak O'ndan başka kimseye köle olmamak" ifadeleriyle anlatılmıştır. Bu ayetleri, sitemizdeki "Kur'an'da İslam" sayfasında bulabilirsiniz. İnsanların ve cinlerin yaratılış amacı budur. Tüm peygamberlerin kavimlerine getirdikleri mesaj da budur:

"Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana köle olsunlar diye yarattım."
[ZARİYAT(51)/56]

"Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: "Benden başka ilah yoktur, Bana köle olun" diye vahyetmişizdir."
[ENBİYA(21)/25]

"... Allah'a köle olun sizin için O'ndan başka bir ilah yoktur."
[A'RAF(7)/59, 65, 73, 85]

(d)     Köle yerine kul koymanın oluşturduğu anlam kayması:

"Köle"yi "kul" ya da hizmetçi yaptığınız zaman insana Allah'ın vermediği bir yetkiyi vermiş, insanı Allah'ın kölesi, her konuda O'nun hükmünü arayan, en çok O'ndan korkan, O'nu her şeyin üstünde seven, sadece O'nun razılığını amaç edinmiş, O'na tam boyun eğmiş, O'na mutlak ve koşulsuz itaat eden bir kimse olmaktan çıkarıp; Allah'ın emirlerini yapmaya gayret eden ama kendince görüşleri-düşünceleri olabilen, kendine ait geniş bir özgürlük alanı olabilen, padişahın yanındaki devlet adamları gibi yardımcı-hizmetçi bir pozisyon ortaya çıkıyor.
Böylece "köle-efendi" ilişkisi yerini "kul(hizmetçi)-efendi" ilişkisi alıyor, "abd"(köle) merkezi kavramının kapsamı ve bu kapsama bağlı "İslam tanımı" değişiyor-buharlaşıyor.

2)     Kuran açık ve muhkem delillerle İslamı "Allah’a kendi özgür iradenle köle olmak" olarak tanımlamışken, siz ya da başka herhangi bir kimse nasıl olur da “yok köle değil o, aslında anlatılan şu” diyerek anlamı değiştirmeye cüret edebilir? Soruyorum size: Siz mi Kuran’a uyacaksınız, yoksa Kuran mı size uyacak?

3)     Tüm varlıklar istese de istemese de gerçekte Allah’ın kölesidir. Hepsinin yaşamı, ölümü, aldığı nefes dahi Allahın lütfu ve izniyledir. Ama Allah insana özgür bir irade vererek onu imtihana tabi tutmuş ve seçim yapmakta özgür bırakmıştır. Şimdi insan zaten gerçekte olan Allah’a köleliğini kendisi isteyerek ve gönülden kabul edip Allah’a teslim olmayı seçerse müslüman yani teslim olan olur. Yok o özgür iradesiyle Allah’a köleliği seçmek yerine kendi nefsi ve hevasına göre yaşamayı seçerse de kafir yani “örten” olur.

4)     Nedir Allah’a kölelikte sizi rahatsız eden? Bu, zorla olan insanın insana köle olması değil ki. Bu, istekli olarak Sonsuz Kudret ve İlim Sahibi Yaratıcın karşısında her konuda sadece ve sadece Onun isteği, rızası ve hükmüne göre hareket etme kararı almaktır. Bu, aklını işletmemek değil, tam tersine aklını çok işletip Yaratıcın ve onun buyruklarını en iyi şekilde kavramaya çabalama kararıdır. Bu, vahyi eğip bükmeden, kendi hevana uydurmadan aklınla anlamak ve yine aklınla ayetlerin getirdiği sonuçları çıkarmak ve gücün yettiğince bu doğrultuda yaşamak için verilen bir sözdür. Bu, sonsuz ilmi, kudreti, adaleti ve merhameti karşısında hayran olduğun, her şeyden çok sevdiğin Yaratıcına, Kralına bağlılık yeminidir. Nedir bu kölelikte insanları rahatsız eden? Allah'a köleliğin nesi aşağılayıcı geliyor? Esas aşağılayıcı olan kişinin kendi heva ve nefsine göre yaşaması değil mi? Bu Rabbini tanımamak ve örtmek değil mi?

İşte Kuran'ın apaçık beyanı:

Mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) melekler, Allah'a köle olmaktan kesinlikle çekinmezler. Kim O'na ibadetten(kölelikten) çekinirse ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır.
[NİSA(4)/172]

Yukarı  
 
Gönderen:
nurullah

Yer:
Diger

Tarih:
20 Ağustos 2016, Cumartesi
18:19

Alıntı Yap: nurullah

hocam,
1-) "ilah"ve "kole" kavramindan yola cikarsak eğer, bugun biz iman edenler kendimizi "kole" olarak kabul ederiz bunda bir sorun yoktur(!) fakat; insanlar yaratilis geregi bu fani dunyada "kole" oldugunu dusunmuyorum. ki biz yaratilis geregimiz; insanlarin bazilari iman etmekte , bazilari ise iman etmemekte bunun icin biz ozgurce ve bir zorlama olmadan Allah'a iman ederiz . "kole" demek bence bu kavramda "ilah" in emirlerini , isteyerek veya istemeyerek yerine getirendir(meleklerdir) "kul" denildiginde ise; Allah'ın rizasini almaya calisan ve bi sinava tabi tutulan ; bi zorlama olmadan Allah'ı kabul edendir( hür köle) bununla ilgili bi aciklama bekliyorum..

2-) hocam "ruh-melek" kavraminda aciklamasini ; ruh melektir, melekte ruhtur demistiniz.
peki hocam hepimiz melekmiydik? meleksek, burdan cikaracagim sey ; sinava tabi tutulan melekler ya da sinava tabi tutulmayan melekler. ya da , sinava girmek isteyen melekler ve girmek istemeyen melekler .
3-) evrenin yaratilmasin da , asama asama yazdiginiz bolumlerde, cinler hangi bolumde yaratilmis ?
Yukarı Mail: si_e47@hotmail.com 
 
Gönderen:
nurullah

Yer:
Diger

Tarih:
16 Ağustos 2016, Salı
14:18

Alıntı Yap: nurullah

Allah razi olsun hocam.
Yukarı Mail: si_e47@hotmail.com 
 
Gönderen:
İbrahim

Yer:
Diger

Tarih:
15 Ağustos 2016, Pazartesi
23:37

Alıntı Yap: İbrahim

Merhaba Nurullah Bey,

1. Bahsettiğiniz yazıda geçen "Allah'tan başkasından yardım-şifa beklemek, sıkıştığında başkasına dua-çağrıda bulunmak yeterlidir" ifadesi ile kast edilen şey sizin anladığınız gibi “başka birisinden kendisi için Allah’a dua etmesini istemek” değildir. Burada anlatılmak istenen bir kimsenin Allah’tan başkasına yardım için çağrıda bulunması”dır. Bu Kur’an’da onlarca ayette “...Allah’tan başka kimseye dua-çağrıda bulunmayın (72/18)” ayetinde olduğu gibi açıkça yasaklanmıştır. Kabaca örneklersek, “Yetiş ya bilmem kim!”, “İmdat ya falanca!”, “Kızıma eş, oğluma iş ya falanca!”, “Doktor Bey, beni sağlığıma kavuştur!”, “Beni falanca şeyh cübbesinde sırattan geçirecek!” vs. ifadelerin hepsi şirkin dibidir.

2. Burada anlatılmak istenenin farklı olduğu anlaşıldı ama “bir kimseden kendisi için Allah’a dua etmesini istemek” konusunda İslam’ın hükmü nedir? diye sorabilirsiniz. Burada şuna dikkat etmek gerekir:

“O Allah’ın öyle bir kulu ki o ne isterse Allah verir” ya da “O’nun duası kesin kabul olur! Onun için ondan dua etmesini istiyorum.” Ya da yaygın kullanıldığı üzere “O öyle mübarek bir şahıstır ki onun yüzünün suyu hürmetine bile dua kabul olur!” gibi düşüncelerle bir kimseden dua etmesini istiyorsanız, o kişiden sadece sizin için Allah’a dua etmesini istemenin çok ötesine geçip o kişiyi kutsallaştırıyorsunuz, o kişinin kurtulmuşluğunun garanti olduğunu dahası sizin o kişinin kurtulmuş olduğunu bildiğinizi iddia ediyorsunuz ki bunlar da şirk olan davranışlardır. Çünkü iman kalpte olan bir şeydir ve kalpleri sadece Allah bilir.

Ancak, “Allah’ın kimin duasını kabul edeceğini biz bilemeyiz. Onun için o da bana dua etsin. Ben de dua edeyim.” , “Ola ki o; Allah katında benden daha kıymetli biridir de Allah onun duasını kabul edebilir.”, “Birinin kendine duasındansa bir kardeşi için yaptığı dua Allah nezdinde daha kıymetli olabilir.” gibi düşüncelerle bir müslümanın başka bir müslümandan kendisi için Allah’a dua etmesini dilemesinde bır sakınca yoktur. Hele de bir kişinin Peygamberden kendisine dua istemesi Kur’an’da ve sahih hadiste zikredilmektedir:

“Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah İşitendir, Bilendir. (9/103)”


Yukarı  
 
Gönderen:
nurullah

Yer:
Diger

Tarih:
15 Ağustos 2016, Pazartesi
17:00

Alıntı Yap: nurullah

merhaba hocam,
"İlah" ve "islam" kavramindan bi kesit aklimi biraz karistirdi;   "Allah'tan başkasından yardım-şifa beklemek, sıkıştığında başkasına dua-çağrıda bulunmak yeterlidir" bu yazinizi okumadan once bi akrabamla Camii de tartisma yasamistik. tartismada , akrabam baska birine" bana dua et " seklinde bi konusmaya kulak musafiri oldum. ben akrabama ; "sen niye kendine dua etmiyorsun" gibisinden biseyler soyledim . akrabam; bu adamin ilmi vardir ve ayrica bi insandan dua isteyemezmiyiz gibisinden soyleyince , sustum . ve yazinizi gordum , okudum. yazini tam kavramak niyetindeyim. yaziniz dan aldigim kesitten biraz ayrinti ve akrabamla yasadigim bu ornekle ilgili bi aciklama yapabilirmisiniz..
cok tesekkur ederim.   
Yukarı Mail: si_e47@hotmail.com 
 
Gönderen:
nurullah

Yer:
Diger

Tarih:
14 Ağustos 2016, Pazar
17:42

Alıntı Yap: nurullah

tesekurler tarik..
kafamin karisikligi ,deccalin ölüyu diriltme gibi dayanaksiz soylemlerden olmustur ( ve hala millet soylemekte ) deccalin seytani sihirbaz olayi ilgili seytani cinleri ele gecirme ile ilgile yazilarinizi nasil gormedim ! ondan haberim yoktu. eger haberim olsaydi yazmazdim. tekrar yazilari okuyup kavrayacam. tekrar tesekkurler..
Yukarı Mail: si_e47@hotmail.com 
 
Gönderen:
tarık

Yer:
Diger

Tarih:
14 Ağustos 2016, Pazar
16:04

Alıntı Yap: tarık

Nurullah Bey
Evet sözünü ettiğimiz etmediğimiz yazılardan sadece haberiniz var herhalde bu da çok belli oluyor. Kafanızın karışık olduğu da gayet açık, çağın ilminden bihaber bilginlerinizden de bir çözüm bulamayacağınız belli. “İsa, mehdi,melekut, mucize, deccal” meselelerini kavramanız için, ilgili sahih hadisleri ve YS’nin İslam’la ilgili yazılarını yakından incelemeniz gerekir. Diyorsunuz ki “Deccal’in ölüyü diriltmesi inin dayanakları”, hangi dayanaklar… Deccal ölüyü diriltemez, göz boyar, çünkü kendisi, bütün çağların en büyük şeytani sihirbazıdır. Nitekim bir hadiste, “bir bedevi Deccal’in yanına gelir, babamı dirilt der, bir şeytan babası formunda ortaya çıkar ben senin babanım der, o bedevide Deccal’e iman eder… “ İşte bir yanlış…
İşte ikinci bir mesele… İsa bir peygamberdi, yaptıkları Allah’ın lütfuyla mucizeydi, o halde mucize nedir? İnsan sadece “melekut”tan ibaret değildir. İnsan’ın bedeni(fizyolojisi); yani “melekut” a dayanan alt yapısı vardır, ayrıca ruh-melek boyutunda bedensiz “nefsi”ve “nefis”le bedeni buluşturup işleten “ruhu” vardır. İnsanın diriltilmesi basit bir “melekut” olayı değildir, vs vs…
Hep yorum istiyorsunuz da, yapılmış olan yorumları anlamış olarak soru sormuyorsunuz. Kalın sağlıcakla…   
Yukarı  
 
Gönderen:
nurullah

Yer:
Diger

Tarih:
13 Ağustos 2016, Cumartesi
14:31

Alıntı Yap: nurullah

tarik arkadasim
yazilardan haberim var ,yalniz ALLAH tartafindan "nebi isa " ya bi ilim vakif edilmis biliyoruz ( ALLAH in izniyle ölüleri diriltme, camurdan kuslar yapma gibi, bunun melekutla bi baglantisi olabilir diye dusunerek). fakat "nebi isa " ya karsi savasan "deccal" in ( batinin mehdisi ) yine ALLAH tarafindan verilecek bi guc,( hangi guc? yada elde etme)( su an alimlerin "deccal" den bahsettigin ölüyü diriltme gibi dayanaklardan konusuyorum, ki bu dayanaklar , yaklasansaat yoneticileri tarafindan dogrulanmismi ya da bu gibi soylemler hurafe mi bilmiyorum. yaklasansaat yoneticilerinin buna yorum yapmasini istiyorum) demek istedigim de budur arkadasim.
Yukarı Mail: si_e47@hotmail.com 
 
Gönderen:
Tarık

Yer:
Diger

Tarih:
13 Ağustos 2016, Cumartesi
12:45

Alıntı Yap: Tarık

Nurullah arkadaş lütfen bu konuya ışık tutan SİTE’nin araştırmaları ve haber-yorumlarını incelerseniz sorunuzun cevabını açıkça göreceksiniz. Değil Deccal, CERN bile “melekut”a ulaşamaz, onu ele geçiremez. Melekut Sonsuz Yüce’nin emridir, melektir, onu ele geçirmeye çalışan bedelini öder. Aşağıdaki çalışmaları lütfen dikkatle okursanız tüm sorularınızın cevaplarını bulursunuz. Deccal'in yaptığı şeylerin tamamı İblise ve onun göz boyayıcılığına dayanan aldatmalardır. Mısırdaki sihirbazları hatırlayınız.

http://www.yaklasansaat.com/evren/buyuk_patlama/buyuk_patlama.asp
http://www.yaklasansaat.com/haberdosya/2014_haberleri/09_09_2014_tanri_parcacigi.asp
http://www.yaklasansaat.com/haberdosya/2008_haberleri/nisan/nisan14.asp
http://www.yaklasansaat.com/haberdosya/2010_haberleri/nisan_2010/nisan1.asp
Yukarı  
 
Gönderen:
Nurullah

Yer:
Diger

Tarih:
11 Ağustos 2016, Perşembe
23:01

Alıntı Yap: Nurullah

sayfanizi cok begendim ; gercekten , gercekleri gormek insanin imanini guclendirir ve inanin bunda cok fayda aldigim icin , Allah sizden razi olsun..
efendim "mehdi " hakkindaki fikrinizmi mi diyeyim ya da gercekler mi diyim , inanin ben sizin gorusunuzdeyim ama insanlarimiz ozellikle alimler bu gorusunuze karsidir diye dusunuyorum. bugun seytanin islam tasavvufu uzerinde oyunu olan "mehdilik" cok yaygin . bu yuzden gorusunuz gerckten cok mantikli diye dusunuyorum. kendi gorusum ; nebi isadan once gelen "mehdinin" bugun ki ortama nasil bi ayak uydurup insanligi duzelticeginden biraz skntili goruyorum . bugun bilimin sona geldigini dusunerek; melekutu (maddenin ozu-ruhu ) nu gecirmiycek insanlik icin, nebi isanin gelip, Allah tarafindan ilme vakif olan ve bunu kullanabilen bi nebi isanin gelip insanligi duzeltmesi daha mantikli.. yazimda goruslerim ve sorularim da, cevap ve yanlisim varsa duzeltin beni..
ayriyetten; kisadan , yazilarinizi okudugun kadariyla "melekut kavrami " nebi isa buna vakif olacak. peki anti isa yani deccalin de buna vakif olanacagindan ya da olacakmi ?
Yukarı Mail: si_e47@hotmail.com 
 
Gönderen:
Allahın Kölesi

Yer:
Diger

Tarih:
01 Ağustos 2016, Pazartesi
19:26

Alıntı Yap: Allahın Kölesi

KADİM PLAN: İBLİS DÜNYAYI ELE GEÇİRMEK ÜZERE yazınızı büyük heyecanla bekliyorum senelerdir. Özel bir tarih mi var yayınlanması için ya da daha olgunlaşmadı mı?
Yukarı  
 

 

Toplam Kayıt Sayısı: 1175 Toplam Sayfa Sayısı: 59
1. 2. 3. 4. 5. . . . 57. 58. 59. [»] [»»]  

 

Untitled Document
ys@yaklasansaat.com
anasayfa|evren|gezegenler|dünyamiz|dinler|eski kavimler|cin-seytanlar|haberler|yorum-analiz|seslendirmeler|videolar|site haritasi|iletisim|forum|ys kitaplari
Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.