Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com





 

Evren/ Yıldızlar ve Yaşamları/ Gama Işını ya da Işınımı/ Gama, Beta, Alfa, X Işınları ve İyonlaştırıcı Radyasyonun Zararları

GAMA, BETA, ALFA, X IŞINLARI VE İYONLAŞTIRICI RADYASYONUN ZARARLARI

Yüksek enerjili radyasyon, iyonlaştırıcı radyasyon olarak da tanımlanır ve atomdan elektron koparabilen dolayısıyla atomu iyonize edebilen radyasyon türüdür. Bunlar: Alfa, Beta, Gama ve X-ışınlarıdır.

Gamma ışınları ve X ışınları gibi iyonlaştırıcı radyasyonların bir canlıda biyolojik bir hasar yaratabilmesi için radyasyon enerjisinin hücre tarafından soğurulması gerekir. Bu soğurma sonucu hedef moleküllerde iyonlaşma ve uyarılmalar meydana gelir. Daha sonra ortaya çıkabilecek biyolojik hasarların başlatıcı olayları olan bu iyonlaşmalar, hücrenin genetik bilgilerini taşıyan DNA zincirlerinde kırılmalara ve hücre içerisinde kimyasal toksinlerin üremesine neden olabilir. Kırılmaların hemen ardından bir onarım faaliyeti başlar. Hasar çok büyük değilse DNA'da meydana gelen kırılmalar onarılabilir. Ancak bu onarım esnasında da hatalar oluşabilir ve yanlış şifre bilgiler içeren kromozomlar meydana gelebilir.

RADYASYONUN KROMOZOMA VERDİĞİ HASARIN SONUÇLARI

Hasarlı DNA düzgün onarılmadığı takdirde hücre ya bozuk (kötü çalışan) bir metabolizma ile sağ kalacak ya da ölecektir. Vücudun birçok organ veya dokusu, önemli sayıda hücre kaybına rağmen faaliyetlerini normal bir şekilde sürdürebilir. Yine de hücre kaybı belli bir sayının üzerine çıktığında, organ veya dokularda dolayısıyla ışına maruz kalan kişilerde gözlenebilir hasarlar meydana gelecektir. Bu da ancak bu kadar çok sayıda hücrenin ölümüne sebep olacak büyüklükte bir radyasyon dozuna maruz kalınması sonucu gerçekleşir.

Radyasyonun verdiği hasar sonucu hücre ölmüyor ancak değişikliğe uğruyorsa, bu hücredeki hasar genellikle onarılır. Onarım mükemmel olarak gerçekleşmediği takdirde, değişim yavru hücrelere aktarılacak ve er geç ışınlanan kişinin organ veya dokularında kanser oluşumuna yol açacaktır. Eğer hücreler, ışınlanan kişinin çocuklarına genetik bilgilerin aktarılmasıyla ilgiliyse, kalıtımsal bozukluklar meydana gelebilir.

Farklı doku hücreleri, radyasyona karşı farklı duyarlılık gösterir. Oksijen konsantrasyonu yüksek dokular ile sık sık bölünen, tam olarak farklılaşmamış, metabolik aktivitesi düşük ve bölünme safhasında olan hücrelerin radyasyona karşı duyarlılığı fazladır.

BİYOLOJİK ETKİLER

Kromozomda meydana gelen hasarlar bir takım biyolojik etkilerin oluşmasına yol açarlar. Bu etkiler, bedensel ve kalıtımsal etkilerdir. Işına maruz kalan kişinin kendi bedeninde meydana gelebilecek hasarlar bedensel etkiler, kendisinden sonraki nesillerde çıkabilecek hasarlar ise kalıtımsal etkiler olarak adlandırılır. Bunlar da ikiye ayrılır:

Erken etkiler(akut ışınlanma etkileri), kısa bir süre içinde ve bir defada yüksek dozlara maruz kalınması sonucunda kısa bir zaman aralığı içerisinde ortaya çıkabilecek hasarlardır.
Gecikmiş etkiler(kronik ışınlanma etkileri) ise, uzunca bir süre aralıklı olarak düşük dozlara maruz kalınması sonucu ortaya çıkarlar.

Akut ışınlanmalar sonucu meydana gelebilecek etkileri, genel olarak, akut radyasyon sendromları ve bölgesel radyasyon hasarları olarak sınıflandırmak mümkündür.

Akut Radyasyon Sendromları

Vücudun tamamının veya büyük bir bölümünün akut bir ışınlamaya maruz kalması sonucunda gelişen Akut Radyasyon Sendromları(ARS), iyonlaştırıcı radyasyonların en önemli deterministik etkisidir. Gövdenin maruz kalabileceği 1 Sv(Sievert: 1 Gray'lik x veya gamma ışını ile aynı biyolojik etkiyi meydana getiren radyasyon miktarıdır.) veya daha az miktarlardaki radyasyon dozu fark edilebilir ciddi bir hastalık belirtisi oluşturmaz. Doz arttıkça, ışınlamadan sonraki ilk birkaç saat içinde mide bulantısı, kusma, ishal, baş ağrısı, ateş, bilinç kaybı ve kan hücresi sayısında azalma gibi belirtiler oluşur.

İki veya üç hafta sonra saç dökülmesi, iştahsızlık, genel halsizlik, kendini kötü hissetme, iç kanama, yüksek ateş, katarak ve erkeklerde geçici kısırlık gibi diğer belirtiler de görülebilecektir. Eğer tüm vücut, birkaç gün veya daha az bir süre içerisinde 7 Sv'yi aşan bir radyasyon dozuna maruz kalmışsa, kan hücreleri üreten kemik ilikleri hasar görecek, yeterli hücre üretemez duruma gelecek ve büyük ihtimalle birkaç hafta içerisinde ölüm olayı meydana gelecektir. Bu belirtiler, nedeni bilinmeyen kusma hariç, hücre bölünmesiyle çok yakından ilişkilidir. Çünkü bağırsak mukozası ve kemik iliği hücreleri gibi tekrar tekrar bölünen hücreler adale ve sinir hücreleri gibi bölünmeyen hücrelere göre radyasyona karşı daha duyarlıdır.

Bölgesel Radyasyon Hasarları(BRH)

5 Ci'lik, Ir-192 radyoaktif kaynağını iş önlüğünün cebinde 2 saat taşıyan bir işçinin göğsünün ön ve sağ tarafının, ışınlanmadan 11 ve 21 gün sonraki durumu.

Vücudun belli bir bölgesinin, genellikle bir kaza sonucu, kısa bir sürede ve bir defada yüksek dozlara maruz kalması sonucu görülen etkiler Bölgesel Radyasyon Hasarları olarak adlandırılır. Yüksek miktarda bir doz alındığının ilk belirtisi eritem olarak adlandırılan deride oluşan kızarıklıklardır. Bölgedeki derinin 3 ila 10 Gy arası bir doza maruz kalması sonucu meydana gelir. İlk bakışta sıradan bir güneş yanığını andıran bu hasar aslında henüz kendini belli etmeyen daha şiddetli hasarların bir habercisi olabilir.

Kafatası derisinin 3 ila 10 Gy(Gray: Işına maruz kalan maddenin 1 kg'ına 1 joule'lük enerji veren radyasyon miktarıdır.) arası bir doza maruz kalması sonucu saçlar dökülebilir. 8 ila 20 Gy'lik bir doza maruz kalan bölgede, 20 ila 30 gün sonra deri dökülmesi gözlenirken, 15 ila 25 Gy arasında bir doza maruz kalınması sonucunda ise 15 ila 25 gün sonra bölgede su kabarcıkları oluşur.

Maruz kalınan doz 20 Gy'nin üzerinde ise 14 ila 21 gün sonra maruz kalınan bölgede deri veya mukoza üzerinde gelişerek altındaki dokuları da etkileyen açık yaralar(ülser) meydana gelir. Bir kerede 25 Sv'den daha fazla doz alındığında, bölgede doku ölümü(nekroz) meydana gelir.

Birkaç hafta veya daha uzun bir süre içinde 50 ila 100 Sv'lik bir doza maruz kalındığında kronik tahriş, iltihaplanma, kuruma ve kaşıntı oluşur. Bu durum bir kere oluşmuşsa, nadir olarak tamamen iyileşir. Periyodik olarak açık yaralar püskürebilir. Deri yarı ölü yarı canlıdır ve iyileşme gücü bir hayli zayıflamıştır. Bu durumda habis cilt kanseri oluşur.

Gecikmiş Etkiler: Kronik Işınlanma Etkileri

Radyasyona en fazla maruz kalan kişiler olan radyasyon çalışanlarının uzunca bir süre içinde aralıklı olarak düşük dozlara maruz kalması yani kronik olarak ışınlanması sonucu meydana gelebilecek etkiler yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bunun sebebi ise, doz düşük dahi olsa tekrarlanan ışınlamalarda organizmanın bir sonraki ışınlamaya kadar hasarı onaramaması ve hasarın gittikçe artmasıdır.

Kronik olarak ışınlanan kişilerde, yıllar sonra, katarak ve kanser vakaları görülebileceği gibi doğal ömür sürelerinde de bir kısalma söz konusu olabilir. Ayrıca, bu kişilerin kendilerinden sonraki nesillerinde kalıtımsal bozukluklara rastlanabilir.

Göz merceğinin, uzun yıllar boyunca yıllık olarak 0,1 Sv'nin üzerinde bir doza maruz kalması gözde fark edilebilir bir opasite(saydamlık kaybı) oluşumuna neden olabilirken bu doz 0,15 Sv'nin üzerine çıktığında katarakt meydana gelebilir.

GENETİK ETKİLER: MUTASYON

Radyasyon, canlıların genetik materyali(kromozomlar ve DNA) üzerinde kalıcı değişikliklere yol açabilir. Buna mutasyon denir. Mutasyon, somatik hücrelerde olursa o hücre ölür veya oluşturduğu doku ya da organlarda fonksiyon kaybı görülür. Ancak bu bir sonraki jenerasyona aktarılmaz. Gonat hücrelerinde ise radyasyon sonucu oluşan mutasyon sonraki jenerasyonlara da aktarılır ve onları da etkiler. Radyasyona maruz kalan kromozomlarda ya yapısal ve sayısal değişiklikler oluşur, ya da DNA'yı oluşturan kök ve şeker kısmında kırık veya eklenmeler meydana gelir. Düşük bir radyasyon dozu, kromozomlarda sapma ve hatalara yol açabilir.

Yapılan çeşitli araştırmalar radyasyonun mutajenik etkisini oluşturmada herhangi bir eşik dozun olmadığını göstermiştir. Yani herhangi bir radyasyon dozu mutasyona neden olabilmektedir. Ancak doz hızı azaldıkça, mutasyon hızı da azalmaktadır ve daha düşük dozlarda premutasyonel hasarın daha çok onarıldığı ve daha az mutasyon olduğu söylenmektedir.

ULTRAVİYOLENİN ETKİLERİ

Ultraviyole(UV) radyasyon, yeryüzüne erişen Güneş enerjisinin bir parçasıdır. Yeryüzüne ulaşan Güneş radyasyonunun yaklaşık % 5'ini oluşturur ve dalga boyları 100-400 nm arasındadır. Aralığın; % 95-98'i UVA, % 2-5'i UVB'dir, UVC yeryüzüne ulaşmadan stratosferik ozon tabakasında emilir. Eğer normalin üstünde miktarda UV Dünya'ya erişirse, en kısa dalga boylu UV radyasyon çok fazla oranlarda biyolojik zarar verici olabilir, UV-A, UV radyasyonun en az zararlı şeklidir ve Dünya'ya büyük miktarlarda erişir. Çoğu UV-A ışınları, ozon tabakasının içersinden doğrudan geçer. UV-B radyasyon potansiyel olarak çok zararlıdır. Güneşin UV-B radyasyonunun çoğu stratosferde ozon tarafından yutulur. UV-C radyasyon, çok enerjik olduğundan potansiyel olarak en fazla zararlıdır. Bütün UV-C stratosferde oksijen ve ozon tarafından yutulur, Dünya yüzeyine erişmez.

Zararlı UV-B radyasyonu, statosferik ozonun konsantrasyonuna bağlı olarak yer yüzeyine ulaşır. UV-B'nin yer yüzeyine ulaşmasını stratosferik ozon, bulutlar, havada asılı kalan partiküller ve aerosoller engellemektedir. Bulutlar, UV ışınlarını değişik yönlerde absorbe edip dağıtmaktadırlar.

UV'NİN İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ

UV'nin Ani Etkileri

UV'nin ilk etkileri arasında Güneş yanığı, bronzlaşma, hiperplazi, immunosupresyon, D vitamini sentezi ve fotoonikoliz bulunmaktadır. Güneş yanığı iltihaplanması, ultraviyole ışınlarının ilk ve en bilinen ani deri tepkisidir. Özellikle açık tenli kişilerde, eritem, ısı artışı, ağrı ve ödem gibi iltihaplanma klasik belirtileri biçiminde ortaya çıkar. Eritem oluşumundan UV-B ışınları sorumludur. Eritem, Güneş ışınlarına maruz kalmadan sonraki birkaç saat içinde başlar. 6-24 saatte en üst seviyeye ulaşır, birkaç günde yerini soyulma ve bronzlaşmaya bırakır. Güneş ışınlarının DNA ve proteinler tarafından emilmesi, moleküler ve hücresel yıkıma yol açar.

UV'nin bir etkisi de cildin renginin değişmesidir. Ultraviyoleden dolayı cilt renk değişimi ani ve geç bronzlaşma olmak üzere iki aşamalıdır.

UV'nin bir diğer etkisi de hücrelerin anormal çoğalmasıdır. Ultraviyole ışınlarının uyardığı inflamasyon uyarılma eşiği arttığında derinin stratum korneum, epidermis, dermis tabakalarında kalınlaşmaya neden olur. Özellikle açık tenlilerde ve derisinde beyaz lekeleri olanlarda tek UV-B dozundan sonra derinin koruyucu tabakası kalınlaşır. Bu kalınlaşma deriyi güneş yanığından 10-20 kat korur. UV ışınları Epidermal Langerhans hücrelerinin sayıları ve görevlerini etkileyerek onların antikor üretme yeteneklerini azaltır. Bu bozukluk T hücrelerinin gelişimini uyararak geç tipte aşırı duyarlılığın baskılanmasına yol açar, tümör gelişmesini engelleyemez.

UV'nin Geç(Kronik) Etkileri

Deri yaşlanması, doğal ya da yapay ultraviyole ışınların etkisiyle olur. Bu ışınlara uzun süreli ya da tekrar tekrar maruz kalmak, derinin yapısını giderek bozarak fotoyaşlanmaya neden olur, ayrıca derinin kalınlaşmasına neden olmaktadır.

UV'nin kronik etkilerinden birisi de cilt kanserinin ana sebeplerindendir. Çok fazla Güneş ışığı altında kalmak kanser oluşumuna neden olabilmektedir. Güneş ışınlarının çok yoğun bulunduğu bölgelerde yaşayan kimselerde bazal ve skuamoel kanser vakaları büyük artış göstermektedir. 280-320 nm UV-B ışınları kanser oluşturur. Uzun dalga boylu UV-A (320-400nm) ışınları UV-B ışınlarıyla birleştiğinde kanser riski artar. UV radyasyonu ışınımıyla uzun süre temasta kalmanın DNA yapısında değişikliğe yol açtığı gözlenmiştir.

UV-B ve UV-C'nin DNA yapısında mutasyon, hücre yıkımı ve transformasyona neden olmaktadır.
Ayrıca UV tümör dengeleyici gen (P 53 geni) mutasyonu da olmaktadır. Diğer taraftan UV ışınları, bağışıklık sitemini Langerhans hücre işlevlerini bozarak baskılar. Bütün bu etkiler hücre çoğalmasını bozarak tümör gelişimine neden olur. Ayrıca artan UV-B insanların bağışıklık sistemini zayıflatır ve bu da vücutlarımızı enfeksiyon hastalıklarına karşı çok daha hassas hale getirmektedir.

Ultraviyole ışınları etkisi ile bazal hücreli karsinom, skuamoz hücreli karsinom gibi melanom olmayan deri kanserleri en çok yüzde gelişir. Melanom olmayan deri kanserlerinin gelişiminde alınan toplam doz önemlidir. Melanom gelişiminde ise uzun süreli temastan çok, yinelenen ve deride yanık oluşturacak şiddette UV ışınlarına maruz kalma önemlidir. Melanom olmayan deri kanserlerinin teşhisi zordur. Bu tip kanserlere yakalanma riski ırka bağlıdır, ayrıca sarışınlarda çok fazladır. Yüz, el, boyun gibi Güneş ışığına fazla maruz kalan yerlerde daha çok görülür. Melanom olmayan kanserler, melanom olana göre daha çok yaygındır ama ölüme yol açmaz, ayrıca tedavisi daha kolaydır.

Güneş'in yakıcı ışınları gözlere de zarar verebilir. Deliller uzun süreli Güneş ışınlarına maruz kalmanın görmeyi azaltan ve sürekli körlüğün başlıca nedeni olan, gözbebeklerini örten kataraktı başlattığını göstermektedir. Ozon tabakasındaki %10'luk sürekli azalma sonucunda küresel olarak her yıl yaklaşık iki milyon yeni katarakt vakasının ortaya çıkacağı tahmin edilmektedir. Acı veren, fakat genellikle geçici görüş kaybı olan kar körlüğüne de UV ışınları neden olmaktadır.

Hatice Öztürk
yaklasansaat.com

31/05/2015

Kaynaklar:
1) Burcu Mutlu, Orhan Şen ve Hüseyin Toros, "Ultraviole Radyasyonun İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri",III. Atmosfer
Bilimleri Sempozyumu, 19-21 Mart, İTÜ, İstanbul. ISBN.975-561-236-X
2) KadirKuş, "Radyasyonun Biyolojik Etkileri", Karadeniz Tekniik Üniv. docs.google.com
3)
taek.gov.tr

 

 

Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.