Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com




 

Eski Kavimler/ Kur'an'da "Yaklaşan Saat"

KUR'AN'DA "YAKLAŞAN SAAT"

Kur'an'da "Yaklaşan Saat" (Video)
"Hadis"te "Yaklaşan Saat"
Yaklaşansaat'in Ateş Topları: Kuyruklu Yıldızlar
Gama Işını Patlaması Felaketler Zinciri
(Video)

Onlar beklemiyorlar, bulut gölgeleri içinde, Allah'ın ve meleklerin onlara gelmesini ve emrin(azabın) gerçekleşmesini bekliyorlar! (Oysa) bütün işler, Allah'a döner.

[BAKARA(2)/210]

De ki: "Doğru sözlüler iseniz, şayet size Allah'ın azabı veya (yaklaşan) Saat gelirse, Allah'tan başkasını mı çağıracaksınız? Bana haber verin!"

Bilakis, ancak (Allah'ı) çağırırsınız. Şayet Allah dilerse; kaldırılmasını istediğiniz (azabı) kaldırır ve siz şirk koştuğunuzu unutursunuz.

Muhakkak Biz, senden önceki ümmetlere (elçiler) gönderdik, onları çetin azabımız ve darlık(sıkıntı) ile yakaladık. Umulur ki yalvarırlar!

Keşke onlara, çetin azabımız geldiği zaman yalvarsalardı. Ancak kalpleri katılaştı. Şeytan(İblis), onlara yaptıkları şeyleri(amelleri) süsledi.

Ne zaman ki, o hatırlatıldıkları şeyi(hakkı) unuttular, her şeyin(nimetlerin) kapılarını, o verilen şeylerle, ferahlayıncaya(şımarıncaya) kadar açtık. (Arkasından) onları, ansızın yakaladık. O zaman onlar, ümitsiz kalanlar oldular.

(Böylece), zalim kavmin arkası kesildi. Hamd(övgü), alemlerin Rabb'i Allah içindir.

[EN'AM (6)/40-45]

De ki: "(Allah), üzerinizden veya ayaklarınızın altından, azap göndermeye kadirdir. Yahut bir fırkayı(milleti) musallat ederek; bazınıza, bazınızın azabını tattırır." Bak! Ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz? Umulur ki fıkhederler(aklederler).

[EN'AM (6)/65]

Onlar beklemiyorlar, meleklerin gelmesini veya Rabb'inin gelmesini yahut ta Rabb'inin bazı ayetlerinin gelmesini bekliyorlar. O gün, Rabb'inin bazı ayetleri gelir, (ancak) önceden iman etmemiş veya imanıyla bir hayır kazanmamış bir kimseye, bu imanı fayda vermez. De ki: "Bekleyin, Bizler de muhakkak bekleyenleriz."

[EN'AM (6)/158]

Biz, nice toplumları helak ettik. Geceleri uyurlarken ya da (gündüzleyin) konuşurken, Bizim çetin azabımız onlara geliverdi.

Çetin azabımız onlara geldiğinde, onların çağrıları, "biz gerçekten zalimlerdik!" demelerinden başkası olmadı.

[ARAF(7)/4-5]

Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler.

[ARAF(7)/34]

Biz, hangi topluma bir nebi(peygamber) göndermişsek, muhakkak onları, çetin(azap) ve sıkıntıyla yakalamışızdır, umulur ki yumuşayıp-yalvarırlar.

Sonra kötülüğü, iyilikle değiştirdik, (onlar) vazgeçerler diye. (Bunun üzerine) dediler ki: "Muhakkak atalarımıza da sıkıntı(zarar) ve sevinç(nimet) dokunmuştu." Arkasından, şuurunda değillerken, ansızın onları yakaladık.

Şayet, o ülkeler halkı iman etselerdi ve korkup-sakınsalardı, onların üzerlerine Gök'ten ve Arz'dan(Yer'den) bereketler açardık. Ancak onlar yalanladılar. Biz de onları, kazandıkları (amelleri) sebebiyle yakalayıverdik.

O ülkeler halkı, geceleyin ve uyuyorken, çetin azabımızın onlara gelmeyeceğinden emin mi oldular? 

Ya da o ülkeler halkı, kuşluk vaktinde ve oyalanıyorken, çetin azabımızın onlara gelmeyeceğinden emin mi oldular?

Onlar, Allah'ın Planı'ndan emin mi oldular? Allah'ın Planı'ndan emin olmaz, ancak hüsrana uğrayacak olan(bir topluluk) emin olur.

[ARAF(7)/94-99]

Senin Rabb'in izin verdiği zaman, elbette azabın kötüsüne sürükleyecek olan 'o kimse'yi(Deccal'i), kıyamete yakın onlara gönderecektir. Muhakkak senin Rabb'in, cezası seri(süratli) olandır. Şüphesiz O, bağışlayandır, acıyandır.

[ARAF(7)/167]

Göklerin, Arz'ın ve Allah'ın yarattığı her şeyin 'melekût'una(maddenin en küçük yapıtaşına-özüne) bakmıyorlar mı(incelemiyorlar mı)? (Maddenin en küçük yapıtaşı olan melekûta ulaştıklarında), onların ecellerinin yaklaştığı umulur. Ondan(melekûttan) sonra hangi söze inanacaklar?

[ARAF(7)/185]

Sana, Saat'in(Kıyamet'in), ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) soruyorlar. De ki: "Onun ilmi, ancak Rabb'imin yanındadır. Onun vaktini, Allah'tan başkası ifşa etmez. 'Gökler-Arz'(evren), ağırlaştı('kritik kütle'ye yaklaştı). Saat(Kıyamet), size ansızın gelir." Sanki sen, (Kıyamet'in vaktinden) haberdarmışsın gibi, sana soruyorlar. De ki: "Onun ilmi, ancak Allah'ın yanındadır, insanların çoğu bilmezler."

[ARAF(7)/187]

Şayet onlardan azabı, sayılı bir topluluğa(belirli bir süreye) kadar ertelesek, elbette diyeceklerdir ki: "Onu alıkoyan nedir?" Dikkat et! O gün (azap) onlara gelir ve o geri çevrilecek de değildir. Ve alaya aldıkları o(azap), onları kuşatacaktır.

[HUD(11)/8]

Göklerde ve Arz'da, nice ayetler(ilim ve işaretler) vardır ki; o ayetlerle karşılaşırlar ve onlardan yüz çevirirler.

Onların çoğu Allah'a iman etmezler, ancak onlar müşriklerdir.

Onlar, 'Allah'ın azabından bir örtünün' veya (yaklaşan) Saat'in, ansızın ve şuurunda değillerken, gelmesinden emin mi oldular?

[YUSUF(12)/105-107]

O ki size korku ve umutla şimşeği gösterir. Ve O, ağırlaşmış (yağmur) bulutlarını inşa eder.

Ve Ra'd(Melek- Gök gürültüsü), hamd ile O'nu(Allah'ı) tesbih eder. Ve O'nun korkusuyla meleklerde (tesbih eder). Ve O, yıldırımlar gönderir. O, yıldırımları, Allah'la mücadele edenlere ve kime dilerse isabet ettirir. O'nun gücü-enerjisi, şiddetlidir.

[RA'D(13)/12-13]

Şayet Kur'an'ın kendisiyle, dağlar yürütülseydi veya Arz parçalansaydı veya ölüler konuşturulsaydı (ne olurdu?) Bilakis, emrin tamamı Allah'a aittir! İman edenler, anlamadılar mı, şayet Allah dileseydi, insanların tamamını hidayete erdirirdi. Hakk'ı örtenlere, sanayileri(eylem ve işleri) sebebiyle, 'felaket-darbe', isabet etmeye ve yurtlarının yakınına inmeye, 'Allah'ın vaadi' gelinceye kadar devam eder. Muhakkak Allah, vaadine(sözüne-tehdidine) muhalefet etmez.

[RA'D(13)/31]

(Hakk'ı örtenler), görmüyorlar mı? Biz Arz'a geliyoruz ve Arz'ın etrafından(kutuplarından) eksiltiyoruz. Allah, hüküm verdiği zaman, O'nun hükmünü takip edecek(engelleyecek), yoktur. O hesabı, süratli(çabuk) görendir.

(Senden) önceki Hakk'ı örtenler de, plan(düzen-tuzak), kurdular. Planların tamamı, Allah'a aittir. O, her nefsin(şahsın), ne kazandığını bilir. Kâfirler(Hakk'ı örtenler), Yurd'un(Dünya'nın) geleceği kimindir, yakında bilecekler!

[RA'D(13)/41-42]

Sen, o zalimlerin yaptıklarından Allah'ı gafil sanma. Onları, 'gözlerin bir noktaya toplanacağı güne' ertelemektedir.

O gün ikna olmuş(başları eğik) vaziyette korku içinde koşarlarken, kalpleri bomboştur.

Azabın onlara geleceği günle, insanları korkut. (O gün) zalimler der ki: "Rabb'imiz, bizi yakın bir ecele(vakte) ertele, Senin davetine(çağrına) uyalım ve resullerine(elçilerine) tabi olalım." (Allah der ki): "Sizler, kendiniz için bir zevalin(sonun) olmadığına önceden yemin etmemiş miydiniz?"

"Siz, kendilerine zulmedenlerin meskenlerinde oturmuştunuz. Onlara ne yaptığımız, size açıklanmıştı ve size misaller vermiştik."

Muhakkak onlar, plan(tuzak-düzen) kurdular. Şayet onların planları, dağları(göktaşlarını) yerinden oynatacak olsa da bu planlar, 'Allah'ın Planı'nın içindedir.

Sen sakın, Allah'ın, elçilerine olan vaadine(sözüne) uymayacağını sanma! Muhakkak Allah, Aziz'dir(üstün-şereflidir) ve intikam sahibidir.

[İBRAHİM(14)/42-47]

Onları(Lut Kavmi'ni), doğu yönünden 'sayha'(kuyruklu yıldız) yakaladı.

Arkasından, (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine, (Ana Kitap'ta) yazılı taşlar yağdırdık.

[HİCR(15)/ 73-74]

Biz, gökleri, Arz’ı ve her ikisinin arasındakileri, ancak hak olarak yarattık. Şüphesiz o (yaklaşan) Saat gelmektedir. (Öyleyse onlardan) güzel bir ayrılışla ayrıl.

[HİCR(15)/85]

Onlardan öncekiler de, plan(tuzak-düzen) kurdular. Allah, binalarının temellerinden geldi. Tavanlarını üzerlerine çökertti. Onlara azap, şuurunda olmadıkları bir yerden geldi.

[NAHL(16)/26]

Beklemiyorlar, ancak meleklerin gelmesini veya senin Rabb'inin emrinin gelmesini bekliyorlar. Onlardan öncekiler de böyle yaptı. Allah, onlara zulmetmedi, ancak onlar, kendilerine zulmettiler.

Arkasından onlara, yaptıkları kötülükler isabet etti ve o alay ettikleri şey(tehdit), onları kuşattı.

[NAHL(16)/33-34]

O kötülükle, plan(tuzak-düzen) kuran kimseler, Allah'ın kendilerini, yere geçirmeyeceğinden veya şuurunda olmadıkları bir yerden, onlara azabın gelmesinden emin mi oldular?

Ya da onları, dönüp-dolaşırken yakalar. Onlar, (Allah'ı) aciz bırakacak değildir.

Yahut da onları, 'bir korku üzere' yakalar. Muhakkak senin Rabb'in, Rauf'tur(şefkatlidir), Rahim'dir(acıyandır).

[NAHL(16)/45-47]

Bir ülke(veya toplum) olmasın ki, Biz onu, 'Kıyamet Günü'nden önce helak etmiş veya şiddetli bir azapla azap etmiş olmayalım. Bu yazılmış bir Kitap'tadır(Levh-i Mahfuz'dadır).

[İSRA(17)/58]

(Allah'ın) kara tarafında(yanında) sizi yere batırmayacağından yahut üzerinize 'taş-dolu kasırgası' göndermeyeceğinden emin misiniz? Sonra kendinize bir vekil de bulamazsınız.

Yahut sizi, orada bir kere daha (denize) iade etmesinden emin misiniz? Arkasından üzerinize, 'kırıp geçiren bir rüzgâr(kasırga)' gönderir. Sonra da, hakkı örtmeniz sebebiyle sizi, (denizde) boğar. Bunun üzerine siz, Bize karşı tabi olacak bir (yardımcı) da bulamazsınız.

[İSRA(17)/68-69]

Muhakkak Biz, Arz'ın üzerini (bitkilerle) süsledik ki, orada insanların hangisi daha güzel amel yapacak bilelim!

Ve muhakkak Biz, o Arz'ın üzerini 'kurumuş toprak' kılacağız.

[KEHF(18)/7-8]

Dediler ki: "Ey Zülkarneyn, şüphesiz Ye'cuc ve Me'cuc, Arz'da(Yer'de) fesat çıkarıyor. Bizimle, onlar arasında bir set yapman için, sana bir haraç verelim mi?"

(Zülkarneyn) dedi ki: "Rabb'imin bana verdiği imkan(güç) daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle yardım edin, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım."

"Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dağın iki yamacı arasını, bir seviyeye kadar (demirle) doldurunca. "Bu (kütleler) kor haline gelinceye kadar üfleyin(körükleyin)! Bana getirin, üzerine erimiş bakır dökeyim" dedi.

(Artık bundan sonra Ye'cuc-Me'cuc) onun üzerinden aşmaya ve onu delmeye güç yetiremezler.

(Zülkarneyn) dedi ki: "Bu Rabb'imden bir rahmettir. ne zaman ki; Rabb'imin vaadi gelir, o engeli yerle bir eder. Rabb'imin (Ye'cuc-Me'cuc) vaadi gerçekleşir."

O gün, bazısını(Ye'cuc-Me'cuc'u), bazısının(o Hakk'ı örtenlerin) üzerine dalga dalga bırakırız. Arkasından Sur'a üfürülür ve onları, bir toplayışla toplarız.

[KEHF(18)/94-99]

Onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlar, mal ve görünüş bakımından daha güzeldiler.

De ki: "Kim Hak'tan sapmışsa, Rahman olan (Allah), onun süresini uzattıkça uzatır. O kadar ki, o vaad edilen azap veya (yaklaşan) Saat'i gördükleri zaman, kimin mekânı(mevkii) daha kötü ve kimin ordusu daha zayıf anlayacaklardır."  

[MERYEM(19)/74-75]

Şüphesiz (yaklaşan) Saat gelecektir. Her nefsin çabasının karşılığını (vermek) için, onu neredeyse gizliyorum.

[TAHA(20)/15]

İnsanların hesap vermeleri (zamanı) yaklaştı. Onlar ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar.

Onlara Rab'lerinden yeni bir hatırlatma gelmez ki, onu dinlerler ve oyalanırlar.

[ENBİYA(21)/1-2]

O an ki çetin azabımızı hissettiler, o zaman oradan uzaklaşıp kaçıyorlardı.

Kaçmayın! İçinde (şımardığınız) etrafınıza ve meskenlerinize dönün! Umulur ki hesap vereceksiniz!

Dediler ki: "Yazıklar olsun bize! Muhakkak biz zalimler olduk!"

Onların bu bağırıp-çağırmaları, Biz onları hasad edip, söndürünceye kadar devam eder.

Biz, Göğü, Arz'ı ve ikisi arasındakileri, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık!

[ENBİYA(21)/12-16]

İnsan aceleci yaratıldı. Ayetlerimi(delillerimi), yakında göstereceğim, acele etmeyin!

(Hakk'ı örtenler): "Şayet doğru sözlüler iseniz, şu vaad(azap) ne zaman?" diyorlar.

Keşke Hakk'ı örtenler, bilselerdi! O vakit (geldiğinde), yüzlerini ve sırtlarını, ateşten engelleyemezler. Onlara yardım da yapılmaz.

Bilakis, onlara, (o yakıcı azap) ansızın gelir ve dehşete kapılırlar! O azabı, çevirmeye güç yetiremezler. Onlar bekletilmezler de!

[ENBİYA(21)/37-40]

Bilakis Biz, onları ve babalarını, onların 'ömrü uzayınca'ya kadar yararlandırıp-yaşattık. Görmüyorlar mı, Biz Arz'a geliyoruz ve Arz'ın etrafından(kutuplarından) eksiltiyoruz. Onlar mı, galip gelecekler?

[ENBİYA(21)/44]

Şayet onlara, senin 'Rabb'inin azabından bir nefha(koku-gaz)' dokunursa, elbette o zaman derler ki: "Vay başımıza, muhakkak bizler, zalimler olduk!"

[ENBİYA(21)/46]

Bir 'Karyete'(İsrailoğulları) ki, onları helak etmeyi haram (kıldık). Şüphesiz onlar, (Hakk'a) dönmezler.

Ta ki Ye'cuc, Me'cuc çıkıncaya ve her bir tepeden akın edinceye kadar!

Hak 'vaad'(helak) yaklaşmıştır. O zaman, Hakk'ı örtenlerin gözleri, bir noktaya dikilecek ve "Vay başımıza, biz bu şeyden(helaktan), gaflet içindeydik. Bilakis bizler, zalimleriz" (diyeceklerdir).

Muhakkak sizler ve Allah'ın dışında köle olduklarınız, cehennemin yakıtısınız. Şüphesiz sizler, ona(cehenneme) varacaksınız.

Şayet, (köle olduklarınız), ilahlar olsalardı, ona(ceheneme) girmezlerdi. Her biri, orada kalıcıdırlar.

[ENBİYA(21)/95-99]

(Muhammed) dedi ki: "Bilemem, 'fitne'nin(Deccal'in) sizin için olduğu umulur ve bir vakte kadar da size 'metalanma'(yararlanma) vardır."

"Rabb'im, hak ile hükmet! Bizim Rabb'imiz Rahman, sizin vasfettiğiniz (Deccal'e) karşı, Kendisi'nden yardım istenendir."

[ENBİYA(21)/111-112]

Ey insanlar! Rabb'inizden sakının(çekinin)! Muhakkak (yaklaşan) Saat'in zelzelesi, büyük bir şeydir.

O gün sen görürsün, her bir emziren emzirdiğini unutur ve her bir yük sahibi hamile yükünü bırakır. Sen o gün insanları sarhoş sanırsın. Onlar sarhoş değildir lakin Allah'ın azabı şiddetlidir.

İnsanlardan o kimse ki, Allah hakkında bilgisi olmaksızın mücadele eder ve her azgın-küstah şeytana tabi olur.

(Böyle olan) o kimseye yazılmıştır ki: "Kim onu(şeytanı) veli edinirse, muhakkak o(şeytan), o kimseyi saptırır ve onu alçaltıcı azaba sevkeder."

[HAC(22)/1-4]

Şüphesiz seni yalanlıyorlar. Muhakkak onlardan önce; Nuh, Ad ve Semud kavmi de yalanlamıştı.

İbrahim'in kavmi ve Lut'un kavmi de.

Medyen halkı da (yalanladı). Musa da yalanlanmıştı. Böylece Ben, o Hakk'ı örtenlere bir süre verdim, sonra da onları yakaladım. Benim inkârım nasılmış?

Biz, zalim olan nice toplumları, helak ettik. Onların çatıları ve yüksek sarayları, üzerlerine çöktü, kuyuları, susuz- boş kaldı.

Arz'da gezip-dolaşmıyorlar mı? Onların, kalpleri onu(eski kavimleri) akledecek yahut kulakları da işitecek olsun! Şüphesiz, gözler kör olmaz, ancak göğüslerdeki kalpler kör olur.

Onlar senden, azabı acele istiyorlar. Elbette Allah, vaadine(sözüne) asla muhalefet etmez. Muhakkak, senin Rabb'in yanında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.

Nice toplumlar vardır ki, onlar zalimlerken, Biz, onlara süre verdik. Arkasından onları yakaladık, dönüş ancak Bana'dır.

[HAC(22)/42- 48]

O (yaklaşan) saat veya 'nesli kesen bir günün azabı' gelinceye kadar, Hakk'ı örtenlerin, Hak'tan(Kur'an'dan) şüphesi devam eder.

[HAC(22)/55]

Biz, Gök'ten belli bir miktarda(ölçüde) su indirdik ve onu Arz'da iskân ettik. Şüphesiz Biz, onu (kurutup) gidermeye kadiriz.

[MÜ'MİNUN(23)/18]

Nihayet, onların ileri gelenlerini, azapla yakaladığımız zaman, onlar feryat ederler.

Bugün feryat etmeyin! Muhakkak sizler, Biz'den yardım göremezsiniz.

Muhakkak Benim ayetlerim, size açıklanıyordu, ancak siz, topuklarınız üzerine geri dönüyordunuz.

[MÜ'MİNUN(23)/64-66]

Şayet onlara, merhamet ederek; onlardan o zararı kaldıracak olursak onlar, azgınlıkları içinde şaşkınlıklarını sürdürürler.

Muhakkak Biz, onları azapla yakaladık, ancak yine de Rab'lerine boyun eğmediler ve yalvarıp-yakarmadılar.

Nihayet üzerlerine 'şiddetli azap sahibi bir kapı'(Ye'cuc-Me'cuc kapısını) açtığımızda, o zaman onlar, orada ümitsiz kalanlar oldular.

[MÜ'MİNUN(23)/75-77]

Görmedin mi! Muhakkak Allah, bulutları yürütür, onların arasını birleştirip-kaynaştırır, sonra onu yoğunlaştırır, arkasından onun arasından yağmur damlalarının çıktığını görürsün. (Allah), Gök'ten içinde buz bulunan dağlar(buz dağı-kuyruklu yıldız) indirir. Onu(kuyruklu yıldızı), dilediğine isabet ettirir. Dilediğini ondan korur. Neredeyse onun ışığı, gözleri giderir(kör eder).

[NUR(24)/43]

O (azab) günü Göğün örtüsü(ozon tabakası) parçalanır ve melekler bir indirilişle inerler.  
İşte o gün mülk, Hak olan Rahman’ındır. O gün hakkı örtenler için oldukça zorlu bir gündür.
O gün zalim ellerini ısırarak der ki: "Keşke ben, Elçi’nin(Muhammed’in) yolundan gitseydim."

[FURKAN(25)/25-27]

(Şuayb'ın kavmi dedi ki): "Şayet doğru sözlü isen, Gök'ten üstümüze bir kütle(kuyruklu yıldız) düşür."

(Şuayb) dedi ki: "Rabb'im, yaptıklarınızı daha iyi bilir."

Arkasından onu yalanladılar. Böylece 'gölge gününün azabı', onları yakaladı. Muhakkak o, büyük bir günün azabıydı.

Şüphesiz, bunda bir ayet(delil) vardır, onların çoğu, iman etmiş değildirler.

 [ŞUARA(26)/187-190]

De ki: "Yeryüzünde gezip- dolaşın da, mücrimlerin(suçlu-günahkârların) akıbeti nasılmış görün!"

(Ey Muhammed) onlar için üzülme! Onlar(Hakk'a) tuzak kuruyorlar diye göğsün daralmasın.

Onlar diyorlar ki, şayet doğru sözlüler iseniz, vaad(tehdit) ne zaman?

De ki: "Umulur ki, o acele ettiğiniz (tehditin) bir kısmı; 'takipçi'(kuyruklu yıldız) (ile) gerçekleşir.

[NEML(27)/69-72]

(Bazı müşrikler) dediler ki: "Şayet biz seninle beraber hidayete tabi olursak, yerimizden kapılır-koparılırız." Biz, onları Emin ve Haram (Belde'de) yerleştirmedik mi? İleride(Yaklaşansaat'te), kendimizden bir rızık olmak üzere, her şeyin semeresini(ürününü) orada toplayacağız. Ancak onların çoğu (bunu) anlamazlar.

[KASAS(28)/57]

De ki: "Görmüyor musunuz, Allah, geceyi üzerinize kıyamete doğru devamlı kılsa, Allah'tan başka hangi ilah size ziyayı(ışığı) getirecektir, işitmiyor musunuz?"

De ki: "Görmüyor musunuz, Allah gündüzü üzerinize kıyamete doğru devamlı kılsa, Allah'tan başka hangi ilah, size dinleneceğiniz geceyi getirecektir, görmüyor musunuz?"

[KASAS(28)/71-72]

Biz, onların her birini günahlarıyla yakaladık. Onlardan kiminin üzerine, 'taş-dolu kasırgası' gönderdik, kimini 'şiddetli bir ses' yakaladı, kimini 'yerin dibine' geçirdik ve kimini de suda boğduk. Allah, onlara zulmetmedi, ancak onlar kendilerine zulmettiler.

[ANKEBUT(29)/40]

Onlara verdiğimiz o şeylerden(nimetlerden) yararlanmaları ve (Hakk'ı) örtmeleri sebebiyle yakında bilecekler!

Görmediler mi muhakkak Biz, 'Emin ve Haram' (Mekke) kıldık. (Mekke'nin dışında), onların(müşriklerin) çevrelerindeki insanlar, (Deccal ve şeytanlar tarafından) kapılacaktır. Onlar, Allah'ın nimetini(İslam nimetini) örtüp, batıla mı iman ediyorlar?

[ANKEBUT(29)/66-67]

İnsanların elleriyle kazandıkları(yaptıkları) dolayısıyla, karada ve denizde fesat(büyük olaylar) ortaya çıkacak. O bazı yaptıkları(şeylerin) karşılığını tatmaları için! Umulur ki dönerler!

De ki: "Yeryüzünde gezip-dolaşın. Öncekilerin akıbetinin, nasıl olduğunu görün! Onların çoğu, müşrik kimselerdi."

[RUM(30)/41-42]

Elbette, Büyük Azap'tan(Ahiret Azabı'ndan) önce, Yakın Bir Azab'ı(Dünya Azabı'nı) taddıracağız. Umulur ki, (hakka) dönerler.

Kendisine Rabb'inin ayetleri hatırlatıldıktan sonra, yüz çevirenden daha zalim kimdir? Muhakkak Biz, mücrimlerden(suçlu-günahkârlardan) intikam alıcılarız.

[SECDE (32)/21-22]

Onlar(kafirler) diyorlar ki: "Şayet doğru sözlüler iseniz, şu 'fetih'(Yec'uc-Me'cuc'ün çıkması) ne zaman?" De ki: "Fetih günü o örten kimselerin imanları fayda vermez. Onlar bekletilmezler de!"

Onlardan yüz çevir ve bekle! Muhakkak onlar da bekleyenlerdendir.

[SECDE (32)/28-30]

İnsanlar, sana Saat'ten(Kıyamet'ten) soruyorlar. De ki: "Muhakkak onun ilmi, Allah'ın yanındadır." Sen ne bilirsin, umulur ki Saat(Kıyamet) yakındır.

[AHZAB(33)/63]

Hakk'ı örten kimseler dedi ki: "(Yaklaşan) Saat bize gelmez." De ki: "Bilakis (gelir). Ve gaybın alimi olan Rabb'im, elbette onu size getirecektir. Göklerde ve Yer'de zerre miktarı ve ondan büyük yahut küçük hiçbir şey, O'ndan gizli değildir. (Her şey) Apaçık Kitap'ta(Ana Bilgisayar'da)dır.

(Bu yaklaşan Saat aynı zamanda), iman edip salih amel işleyen kimseleri mükafatlandırmak içindir. Böyle olanlar için, bir bağış ve kerim bir rızık vardır.

Ayetlerimizi aciz bırakmaya çalışan o kimseler için, sarsıcı-titreticiden(kuyruklu yıldızdan) acı bir azap vardır.

[SEBE(34)/3-5]

Onlar, Gök'ten ve Arz'dan, arkalarında(geçmişte) ve önlerinde(gelecekte) olacakları görmüyorlar mı? Şayet dilersek onları, Arz'a batırırız veya üzerlerine Gök'ten bir kütle(göktaşı) düşürürüz. Muhakkak bunda (Allah'a) yönelen köleler için bir ayet vardır.

[SEBE(34)/9]

(Ey Muhammed!) de ki: "Şayet ben sapmışsam, sapkınlığım kendimedir. Şayet ben doğru yol üzereysem, Rabb'imin bana vahyi sebebiyledir. Muhakkak O(Allah), işitendir, yakındır."

(Ey Muhammed!), şayet o dehşete kapıldıkları zamanı(Ye'cuc-Me'cuc saldırısını) görseydin! Artık kaçış yok ve yakın bir yerden yakalanırlar.

Derler ki: "Biz O'na(Allah'a) iman ettik." Onlar uzak bir yerden onu(imanı) nasıl elde edecekler?

O'nu(Allah'ı) önceden örtmüşlerdi. (İlimsiz bir şekilde) uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı.

Onlardan önceki benzer kavimlerde olduğu gibi, artık onlarla arzuları arasında engel(helak) vardır. Muhakkak onlar (önceden) şüphe ve tereddüt içindeydiler.

[SEBE(34)/50-54]

Sen onlara bak! İleride onlar görecekler.

Bizim azabımıza mı acele ediyorlar?

Onların sahalarına(yurtlarına) indiği zaman, uyarılanların sabahı ne kötüdür.

Bir vakte kadar onlardan yüz çevir.

Bak sen! İleride onlar görecekler.

[SAFFAT(37)/175-179]

Bu hizipler(fırkalar), burada hezimete uğrayan bir ordudur.

Onlardan önce Nuh, Ad Kavmi ve kazıklar(sütunlar) sahibi Firavun yalanladı.

Semud, Lut Kavmi ve Eyke ashabı, işte hizipler bunlardır.

Muhakak bunların her biri, elçilerini yalanladı ve azap bunlara hak oldu.

Bu(hizipler), dönüşü olmayan tek bir 'sayha'dan(kuyruklu yıldızdan) başkasını beklemiyorlardı.

Dediler ki: "Rabb'imiz, hesap gününden önce payımıza düşeni(azabı) acele et."

[SAD(38)/11-16]

Siz şuurunda değilken, azabın ansızın gelmesinden önce, Rabb'inizden, size indirilene(Kur'an'a); en güzel bir şekilde uyun!

[ZÜMER(39)/55]

Elçileri onlara, apaçık bilgi ve delillerle geldiği zaman, onlar, yanlarındaki ilimden dolayı böbürlenip-şımardılar ve o alay ettikleri(tehditler), onları sarıp-kuşatıverdi.

Bizim çetin azabımızı gördükleri zaman, dediler ki: "Biz tek (İlah) olan Allah'a iman ettik ve O'na şirk koştuğumuz şeyleri de örttük."

Ancak, Bizim çetin azabımızı gördükleri zaman, onların imanları, kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. (Bu), Allah'ın sünnetidir ki; O'nun köleleri arasında hep böyle devam ede gelmiştir. (İşte) hakkı örtenler, böylece hüsrana uğramışlardır.

[MÜ'MİN(40)/83-85]

(Ey Muhammed) şayet onlar yüz çevirirlerse, de ki: "Ben sizi, Ad'ın ve Semud'un 'saika'sı(yere vuran çarpılışı) benzeri bir 'saika' ile uyarıyorum."

[FUSSİLET(41)/13]

O Allah ki, Kitab'ı ve ölçüyü hak olarak indirdi. Ne bilirsin; umulur ki (yaklaşan) Saat pek yakındır.

Ona(yaklaşan Saat'e) inanmayanlar, onu acele istiyorlar. İman eden kimseler ise, ondan korku içindedirler ve onun hak olduğunu bilirler. Dikkat edin! O (yaklaşan) Saat'i tartışanlar, uzak bir sapıklık içindedirler.

[ŞURA(42)/17-18]

Ancak Biz, Seni(Peygamber'i) alıp-götürürsek, muhakkak onlardan "intikam" alacağız.

Ya da onlara vaadettiğimiz şeyi(helakı) Sana(Peygamber'e) gösteririz ki, şüphesiz Biz, onların üzerinde muktedir olanlarız.

[ZUHRUF(43)/41-42]

Muhakkak o(İsa), 'le-ilmun li-ssaati'(saat için bir ilimdir-işarettir). O saatten şüphe etmeyin ve bana tabi olun. İşte doğru yol budur.

Şeytan sizi engellemesin. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır.

Ne zaman ki İsa, beyyinelerle geldi, dedi ki: "Ben, size 'Hikmet'le ve o bazı ihtilafa düştüğünüz şeyleri açıklamak için geldim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin."

(İsa dedi ki:) "Muhakkak Allah, O, benim ve sizin Rabb'inizdir, O'na köle olun! İşte doğru yol budur."

[ZUHRUF(43)/61-64]

Bilakis onlar(hakkı örtenler), şüphe içinde oyalanıyorlar.

O gün, Göğün, apaçık bir 'duman-gaz' getirmesini gözetle!

İşte bu(duman), insanları örten elim bir azaptır.

(İnsanlar): "Rabb'imiz, bizden bu azabı kaldır, muhakkak biz iman edenleriz"(derler).

Muhakkak onlara, apaçık bir elçi gelmişti, şimdi mi hatırlıyorlar?

Sonra, ondan(elçiden) yüz çevirdiler ve dediler ki: "O öğretilmiş bir mecnundur."

Biz bu (duman) azabını biraz kaldıracak olursak muhakkak sizler geriye dönenler olursunuz.

O gün (sizi) büyük bir yakalayışla yakalarız, muhakkak Biz, intikam alanlarız.

[DUHAN(44)/9-16]

Onlar beklemiyorlar, ancak (yaklaşan) Saat'in ansızın gelmesini bekliyorlar. Muhakkak onun(Yaklaşan Saat'in) işaretleri (alametleri) geldi. Onlara (yaklaşan Saat) geldiği zaman, onların hatırlaması neye yarar?

[MUHAMMED (47)/18]

"Onların(Lut Kavmi'nin) üzerine çamurdan taşlar yağdıracağız."

"(Bu taşlar), müsrifler için Rabb'inin indinde işaretlenmiştir."

[ZARİYAT(51)/33-34]

Muhakkak O Allah, rızık veren ve Metin(şiddetli) kuvvet sahibidir.

Muhakkak o zalimler için, (geçmişteki) arkadaşlarının benzeri bir pay-ceza(kuyruklu yıldız) vardır. Şu halde acele istemesinler.

Onlara 'vadedilen o günler'den ötürü, o örtenlerin vay haline!

[ZARİYAT(51)/58-60]

Şayet Gök'ten bir 'kütle'nin düşmekte olduğunu görseler, derler ki: "Bu, üst üste yığılmış bir buluttur."

Onları, 'çarpılacakları gün'le karşılaşıncaya kadar bırak.

O gün onların planları(tuzak ve düzenleri), onlara fayda vermez ve onlar, yardım da görmezler.

Muhakkak o zalimlere, bundan başka da azap vardır. Ancak onların çoğu anlamazlar.

[TUR(52)/44-47]

Muhakkak, Şi'ra (yıldızı)nın Rabb'i O'dur.

Şüphesiz, önce gelen Ad (Kavmi'ni), O(Allah) yıkıma uğrattı.

Ve Semud'u da bırakmadı.

Daha önce Nuh Kavmi'ni de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar.

Altı üstüne gelen (Lut Kavmi'ni) de, O, (Şi'ra ile) yerin dibine geçirdi.

Örten, (Lut Kavmi'ni) örttü-kapladı.

[NECM(53)/49-54]

Yoksa onlar: "Biz, birbiriyle yardımlaşan bir toplumuz" mu diyorlar?

Yakında o toplum, hezimete uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.

Bilakis onlara vaad(tehdit) zamanı, Yaklaşan Saat'tir(*). (Arkasından gelecek olan) İkinci Saat(Fiili Kıyamet)(**) ise, daha yaygın ve daha uğrayıcıdır.

*: Yaklaşan Saat: Dünya'da ki yaşamın sonu ve değişimi, birinci kıyamet.
**: İkinci Saat: Evrenin sonu, büyük çöküş, ikinci yahut fiili kıyamet.

[KAMER(54)/44-46]

Gökteki o kimsenin(Mikail'in), sizi Arz'a geçirmesinden emin mi oldunuz? O zaman Arz sarsılır(depremler olur).

O'nun, üzerinize 'taş-dolu kasırgası' göndermeyeceğinden emin misiniz? Yakında bileceksiniz, Benim uyarım(korkutmam) nasılmış?

Muhakkak sizden öncekiler de yalanladı. Benim inkarım nasılmış?

Orada(Gök'te), onların üzerinde dizi dizi dolaşanları(göktaşlarını) görmediler mi? Onları, (melekler) kabzeder(yönetir). Onları, Rahman'dan başkası tutmaz. Muhakkak O(Rahman), her şeyi görendir.

Şu sizin için olan (göktaşları) ordusuna karşı size, Rahman'dan başka kim yardım edecek? Muhakkak kafirler bir aldanmışlık içindedirler.

[MÜLK(67)/16-20]

Diyorlar ki: "Şayet doğru sözlüler iseniz vaad(tehdit) ne zaman?"

De ki: "Muhakkak onun ilmi Allah'ın indindedir. Şüphesiz ben, apaçık bir uyarıcıyım."

Ne zaman ki; Hakk'ı örtenlerin yüzlerini astıran o yaklaşan (kuyruklu yıldızı) gördüler, (onlara) denildi ki: "İşte bu, istediğiniz (azaptır)."

[MÜLK(67)/25-27]

O gün, o 'sarsıcı'(kuyruklu yıldız) sarsar.

Ona, 'takipçi'(kuyruklu yıldızın kuyruğu) tabi olur.

O gün kalpler, şiddetle çarpar.

Onu gören gözler, dehşetli korku içindedir.

[NAZİ'AT(79)/6-9]

O büyük ses(kuyruklu yıldız) geldiği zaman,

O gün kişi, kardeşinden kaçar,

Annesinden ve babasından,

Eşinden ve çocuklarından.

O gün onlardan her bir kimse kendisiyle meşguldür(kimseyi gözü görmez).

O gün öyle yüzler vardır ki; parlaktır,

(Onlar) gülerler ve sevinç içindedirler.

O gün yine öyle yüzler de vardır ki; onların üzerini toz kaplamıştır.

Böyle olanları siyahlık kaplar.

İşte bunlar, Hakk'ı örtenler ve facirlerdir.

[ABESE(80)/33-42]

'Dönüşümlü' olan Göğe andolsun!

Ve fay sahibi Arz'a andolsun!

Muhakkak o(Kur'an), ayırdeden, her şeye hakkını veren bir sözdür.

Ve o, saçma boş değildir.

Muhakkak o (kafirler), bir plan-tuzak kurarlar.

Ben de plan-tuzak kuruyorum.

Kafirlere süre ver, az bir süre ver!

[TARIK(86)/11-17]

Biz ona iki yol gösterdik(Hak ve Batıl).

O, akıbetine(kurtuluşuna) atılmadı.

Bilir misin 'akıbet' nedir?

O, bir köle azat etmek,

Yahut 'açlık ve susuzluğu yaygın bir gün'de doyurmaktır.

[BELED(90)/ 10-14]



Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.