Untitled Document
www.yaklasansaat.com





 

 

İBRAHİM SOYUNDAN: "İSMAİL MİLLETİ"

18. yy'da Mekke. (Berthauld). İsmail bebekken Kâbe'nin yerine bırakıldığında, burası boş ve ıssızdı. Kâbe'nin yeri, Safa ve Merve, çanak içinde bir üçgen meydana getiren, üç küçük tepe.

Kur'an ve sahih hadis kaynaklarına baktığımızda; İbrahim'in, çok uzun bir süre çocuğunun olmadığını anlarız. Yaşının oldukça ilerlediği bir sırada, farklı hanımlarından olan oğulları İsmail ve İshak; İbrahim için, Allah'tan sevindirici ve şaşırtıcı bir lütuf olmuştur. İbrahim'in, İsmail ve İshak'ı veren Allah'a övgüsü:

"Övgü, Allah'a aittir. O ki, bana yaşlılığımda İsmail'i ve İshak'ı verdi. Muhakkak benim Rabbim, çağrıları İşitendir."

[İBRAHİM(14)/39]

EL'İN(ALLAH'IN) İŞİTMESİ: "HALİM ÇOCUK İSMAİL"

Rabbinin, onun yakarmalarını işittiğini gören İbrahim, bu ilk oğlunun adını, İsmail koyar. İsmail(İsmael), İbranicede  "El(El ilah=Elohim=Allah) işitti" anlamına gelmektedir. Aynen Mikail(Mıka-El), Cebrail(Cebra-El), Azrail(Azra-El) benzeri baş melek isimleri gibi. Arapçada da 'semi', işitme köküne, "El" ilavesiyle, "El(Belirli kimse=Allah)'ın işitmesi" anlamına gelir. 'El', Arapçada, İngilizcede ki 'the' gibi, belirlilik ekidir. Araplar ve İbraniler, Sami kökenli olduğuna göre; bu 'El', ortak bir kökten gelirken, değişime uğramış olabilir. Ancak değişmeyen bir özelliği var ki o da; İbranice de; "O"=Allah anlamına gelirken, Arapçada da "belirli, tanımlı ve bilinen şeye-kimseye" işaret etmektedir. Varlıklar(şeyler) yaratılmadan önce, sadece ve sadece Allah vardı. Gerçek anlamda, mutlak olarak var olan Allahtır. Yarattığı tüm varlıkların var oluşu, Allah'a bağlıdır, kayıtlıdır. Varlıkların, Allah'a rağmen varolmaları, söz konusu değildir. Bu nedenle dir ki, bu ekin(El), adeta bir zamir görevi yaparak; O'na(Allah'a) işaret etmesi, bizce çok tutarlı ve anlamlı gözükmektedir.

"Rabbim, bana salihlerden ver!"

"Biz de onu, halim bir çocukla müjdeledik."

[SAFFAT (37)/100-101]

HACER'DEN DOĞMA ÇOCUK İSMAİL "MEKKE" DE

Kendisinin çocuk doğuramayacağını bilen ve Allah'ın Elçisi olan eşi İbrahim'in duasına ve üzüntüsüne ortak olan Sare,İbrahim'i, Mısırlı genç cariyesi Hacer'le evlendirmeye karar verdi. Ancak daha sonra, Allah'ın, İbrahim'e İsmail'i vermesi ve İbrahim'le, Hacer'in yakınlığı, Sare'yi üzüp, kıskandırmıştır. Bunun üzerine İbrahim, ailesinin bir kısmını diğerinden ayırıp, Kâbe'nin yakınına İsmail'i ve annesi Hacer'i yerleştirir. Bu ıssız denecek kadar çölleşmiş topraklarda büyüyen İsmail, İslam'ın yeniden bu coğrafyada dirilişinin, İsmail milletinin ve Kâbe'nin kutsiyetinin simgesi olur.

İbn Abbâs, Allah'ın Elçisi(s.a.v.)'den rivayet ettiği uzun bir hadiste şöyle anlatır:

"Kadınların uzun etek elbise giymeleri, İsmail'in anası Hâcer'le ortaya çıkmıştır. Hâcer, Sâre'den izini gizlemek için uzun etek giymişti. İbrahim, Hâcer'le evlenip, İsmail doğduktan sonra, emzirmekte olduğu oğlu ile beraber Mekke'ye geldi. Nihayet İbrahim, Hâcer'le İsmail'i, Mescit'in yüksek bir yerindeki Zemzem kuyusunun yukarısında, büyük bir ağacın yanına bıraktı. O tarihte Mekke'de hiçbir kimse yoktu. Hatta içecek su da yoktu. İşte İbrahim, bu ana ve oğulu buraya bıraktı. Yanlarına içi hurma dolu meşin bir dağarcık, içi su dolu bir kırba bıraktı. Sonra İbrahim, gitmek üzere döndü. İsmail'in anası Hâcer de arkasından onu takîb etti ve şöyle seslendi:

-Ey İbrahim! Bizi bu vadide bırakıp da nereye gidiyorsun? Öyle bir vadi ki, ne görüp görüşecek bir insan, ne de başka bir hayat eseri var, dedi.

"Hâcer bu sözlerini tekrar tekrar söyledi ise de, İbrahim ona dönüp bakmadı. Nihayet Hâcer ona:
-Bizi burada bırakmayı sana Allah mı emretti? Diye sordu.

"İbrahim:
-Evet, Allah emretti! Diye cevâb verdi.

"Bunun üzerine Hâcer:
-Öyleyse, O bizi zayi etmez, korur! Dedi.

İBRAHİM'İN DUASI

"Ve sonra Hacer, (Kâbe'nin yerine) döndü. İbrahim de ayrılıp gitti. İbrahim, Mekke'nin üstündeki Seniyye mevkiine gelince, yüzünü Kâbe tarafına döndürdü ve sonra ellerini kaldırarak şu kelimelerle duâ etti:

"Rabbimiz, muhakkak ben, soyumdan (bir kısmını), Senin Beyt-i Haram'ının yanında, ziraata elverişli olmayan bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz, namazlarını kılsınlar, insanların kalpleri, onlara yaklaşsın ve onları, ürünlerden rızıklandır. Umulur ki teşekkür ederler."

[İBRAHİM(14)/37]

HACER SAFA-MERVE ARASINDA KOŞUYOR!

"Artık Hacer, oğlu İsmail'i emziriyor ve kendisi de kırbadaki sudan içiyordu. Nihayet kırbadaki su bitince, hem Hâcer, hem de çocuğu susadı. Hâcer, çocuğun susuzluktan toprak üstünde sızlanarak yuvarlandığına bakmağa başladı. Fakat çocuğun bu ağlaması karşısında fenalaşarak, onun yanından kalkıp biraz öteye gitti. Ve o mıntıkada Kâbe'ye en yakın dağ olarak, Safa tepesini buldu ve bunun üstüne çıktı. Sonra vadiye karşı durup bir kimse görebilirmiyim diye bakmağa başladı. Fakat hiçbir kimse göremiyordu. Bu defa Safa tepesinden indi. Vadiye varınca, ayağına dolaşmasın diye, eteğini topladı. Sonra müşkil bir işle karşılaşan bir insan azmiyle koştu, vâdîyi geçti. Sonra Merve mevkiine geldi. Orada da biraz durdu ve bir kimse görebilir miyim diye baktı. Fakat hiçbir kimse göremedi. Hâcer bu suretle (Safa ile Merve arasında) yedi defa gitti, geldi.

ÇARESİZ HACER'E MELEK SESLENİYOR

"Bunun için insanlar Safa ile Merve arasında sa'y ederler buyurdu. Hacer, son defa Merve üzerine çıktığında bir ses işitti ve kendi kendine hitâb ederek:
- Sus, iyice dinle! dedi. Sonra dikkatle dinledi. Bu sesi, evvelki gibi bir daha işitti.

"Bunun üzerine Hâcer:
-Ey ses sahibi, sesini duyurdun! Eğer sen bize yardım etmek kudretine malik isen bize yardım et! Dedi.

"Ve böyle der demez, hemen Zemzem kuyusunun yerinde bir Melek göründü. Melek, ayağının topuğu ile yâhud kanadıyle yeri kazıyordu. Nihayet su göründü. Hâcer, (su başka tarafa akmasın diye) suyu eliyle çevirdi, havuz gibi yaptı. Hâcer hem eliyle öyle yapıyordu ve hemde kırbasını doldurmaya devam ediyordu. Su ise avuç avuç alındıkça yerinde kaynıyordu.

"Allah, İsmail'in anası Hâcer'e rahmet etsin! O, Zemzem'i, kendi hâline bıraksaydı da, suyu avuçlamasaydı, muhakkak Zemzem, akar bir ırmak olurdu.

"Hâcer bu sudan içti, çocuğunu emzirdi.

"Melek, Hâcer'e:
-Zayi' ve helak oluruz diye sakın korkmayın! İşte şurası Allah'ın evidir. O evi, şu çocukla babası yapacaktır. Muhakkak ki Allah, o işin ehlini zayi etmez! Dedi.

CÜRHÜMLÜLER HACER'E KOMŞU OLUYOR

"Beyt'in yeri, tepe gibi olup yerden yüksekçe idi. Uzun zaman seller sağını solunu kazıp götürmüştü. Hâcer, burada İsmail'le yaşarken, günün birinde Cürhüm Kabilesi'nden bir cemaat uğradı. Bunlar Kedâ yoluyla gelip Mekke'nin alt tarafına indiler.

"Cürhümlüler, oraya bir kuşun gelip gittiğini görmüşlerdi de:
-Hiç şübhesiz şu kuş, bir suyun başında döner dolaşır. Hâlbuki biz, bu vadide su bulunmadığını biliyoruz, demişlerdi.

"Ve anlamak için, çevik, bir yahut iki kişi göndermişler. Onlar orada su bulunduğunu anlayınca dönüp gelmişler ve su olduğunu haber vermişlerdi. Bunun üzerine Cürhümlüler, Mekke'ye geldiler.

"Cürhümlüler geldiğinde, İsmail'in annesi de, suyun başında idi.

"Cürhümlüler ona:
-Bizim de gelip şuraya, senin yakınına yerleşmemize izin verir misin? Dediler.

"Hâcer de:
-Evet, gelebilirsiniz ve bu sudan da kullanabilirsiniz. Ancak, şu kadar ki, bu suda sizin mülkiyet hakkınız yoktur. Dedi.

"Onlar da:
-Evet, diyerek Hâcer'i tasdik ettiler.

İSMAİL, CÜRHÜMLÜLER'E AKRABA OLUYOR

"Komşuya ihtiyaç olduğu bir sırada, Cürhümlüler'in bu gelişi, Hâcer'in arzusuna uygun oldu. Cürhümlüler, Mekke civarına inip kondular. Sonra Cürhümlüler'in asıl kalabalık kısmına da haber gönderdiler. Onlar da gelip kondular. Nihayet Mekke'nin bulunduğu yer, imarlı bir şehir hâline gelmeye başladı. İsmail, yiğitlik ve gençlik çağına girdi. Cürhümlüler'den Arabça öğrendi. Artık İsmail, gençlik çağında, Cürhümlüler arasında, en sevimli bir sima olmuştu. Onun asilliği ve güzelliği Cürhümlüler'i hayret içinde bırakmıştı. Bu sebeble İsmail, bulûğ devresine erişince Cürhümlüler onu, kendilerinden bir kızla evlendirdiler. Hayatın bu mes'ûd safhası devam ederken, günün birinde İsmail'in anası öldü. (Hâcer'in doksan yaşında öldüğü ve Kâbe'nin bitişiğindeki Hıcr denilen yere gömüldüğü söylenir.)
İsmail evlendikten sonra da İbrahim, (zaman zaman olduğu gibi), oğlunu ziyaret etti...

"Sonra İbrahim, yine bir müddet daha oğlundan ve ailesinden uzakta yaşadı. Ondan sonra Mekke'ye geldi. O sırada İsmail, Zemzem kuyusunun yakınında, büyük bir ağacın altında okunu yontup düzeltmekte idi. İsmail, babasını görünce hemen kalkıp babasına karşı vardı. Ve bir babanın oğluna, bir oğlun da babasına karşı yapa geldikleri şekilde sarılıp, hasret giderdiler.

İBRAHİM, OĞLU İSMAİL'LE KABE'Yİ YAPIYOR

"Sonra İbrahim oğluna:
- Ya İsmail! Allah bana büyük bir iş emretti. Dedi.

"İsmail de:
- (Babacığım) Rabbin ne emretti ise onu yerine getir. Dedi.

"İbrahim:
-
Fakat bu işte sen bana yardım edeceksin. Dedi.

"İsmail:
- Ben sana her türlü yardımı yaparım. Dedi.

"İbrahim:
- Allah, burada bir Beyt(Ev) yapmamı emretti, diyerek bir tepeye işaret etti.

"İbrahim'le İsmail, işte orada, Kâbe'nin temellerini kurup, duvarlarını yükselttiler. İsmail, taş getirirdi, İbrahim de bina ederdi. Nihayet Beyt'in binası ilerleyip, duvarları yükseldiğinde İsmail, bugün ziyaret edilen Hacer-ül Esved taşını getirdi. İbrahim de onu, ayağının altına (iskele olarak) koydu, üzerinde inşaata devam etti. İbrahim, yapar, İsmail de taş sunardı. Nihayet inşaat tamam olduktan sonra baba, oğul; Beyt'in etrafında dolaşarak, şöyle dua ettiler:

"İbrahim ve İsmail, Beyt'in(Kâbe'nin) sütunlarını yükselttiği zaman, (şöyle dua etmişlerdi): "Rabbimiz, bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen İşiten ve Bilensin!"

 [BAKARA(2)/ 127]

Sahih-i Buhari, C.9, Hno: 1381.

CÜRHÜMLÜLER VE "İSMAİL MİLLETİ"

Tarihçiler, Cürhümüler konusunda farklı görüşlere sahiptirler. Bir kısmı, bu kavmin menşeini, Sami kavimlerin ilk halkası olan Ad kavmine kadar götürürken, diğer bir kısmı, onları Kahtan'ın torunları olarak kabul etmektedirler. Daha sonraki tarihçiler, bu iki görüşü bir noktada buluşturmak için; birinci ve ikinci Cürhüm tezini ortaya atmışlardır.                                                                                                                   

Tarihçi İbn-i Haldun'un, bu konuda görüş şöyle:
"Arab-ı Baide'den olmak üzere, Ad zamanında "Cürhüm-i Ula"(ilk Cürhümlüler) adında bir kabile daha var ise de, soyu belli değildir."

Mekke dışında otlayan develer

İlk Cürhümlüler hakkında maalesef fazla bilgimiz bulunmamaktadır. İsmail'in komşusu ve akrabaları olan ikinci Cürhümlüler ise, yukarıda da belirttiğimiz gibi Kahtan'ın torunlarıdırlar. Bazı tarihçilere göre, İbrahim peygamberin ataları Paleg, bazılarına göre de Sarug, Kahtan'ın kardeşidir. İslam tarihçisi Mahmud Esad'a göre, Cürhüm, Kahtan'ın evladıdır ve Hicaz'da bir devlet kurmuştur. 'A. Geographical History of the Qur'an' isimli kitabında, Süleyman Nedvi, bize şu bilgileri veriyor:

"Bir şekilde Cürhümlüler, M.Ö. 2200gibi eski bir tarihte Hicaz'a yerleşmişler ve İsmail ile akraba olmuşlardır." Bu tarihin, İbrahim peygamberin yaşadığını tahmin ettiğimiz tarihe karşı gelmesi, dikkat çekicidir.

Arap tarihçisi Yakubi ise, Cürhümlü devletinin başı ve sonu hakkında şunları yazmıştır:

"İlk önce, Amer Cürhüm'ün oğlu Medad(Mudad) hükümdar oldu. En son olarak Haris hükümdar oldu. Haris, son Cürhüm hükümdarıydı. Onun hükümdarlığı sırasındaki isyanlar ve karışıklık sebebiyle, Cürhümü kabilesinin tamamı tarihten silindi."

İslamın geldiği sırada Cürhümlülerin, bir güç olarak varlıkları sona ermişti. Ancak bazı mensuplarına, Arabistan'ın çeşitli yerlerinde rastlanmaktaydı.

İşte İsmail, bu kabilenin reisi olan Mudad'ın kızı Seyyide ile, daha sonra da Amr'ın kızı Ra'l ile evlendi. On iki oğlu dünyaya geldi. Her biri bir kabilenin babası oldu. Böylece, Arap kavmine, yabancı olan İbrahim evladının kanı karıştı. İsmail'in oğullarından en meşhuru Kayzar'dır. Aynı zamanda Muhammed (s.a.v)'in büyük dedesidir. Böylece İsmail'in Cürhümlülere akraba olmasıyla, yeni bir İslam Milleti ve Peygamberimizin de atası olan İsmail Milleti doğmuştur.

Gökben Coşkun

Kaynaklar:
1) Kur'an-ı Kerim
2) Sahih-i Buhari, C.9, Hno: 1381.
3) Mahmut Esad, İslam Tarihi, Marifet Yy, İstanbul, 1995.
4) S.Süleyman Nedvi, Ad, Semud, Medyen Kur'an-ı Kerim 'de Kavimler Ve Topluluklar, Çev. Abdullah Davudoğlu, İnkılâp Yy, İstanbul, 2003.
5) İbn-i İshak, Siyer, Akabe Yy, İstanbul,1988.
6) Tevrat, KMŞ, İstanbul,1991.


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com
anasayfa|evren|gezegenler|dünyamiz|dinler|eski kavimler|haberler|site haritasi|forum|iletisim

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.