Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com




 

Eski Kavimler/ İbrahim Kavmi ve Nemrut(Naram-Sin)/ Barnabas İncili'nde "İbrahim"

BARNABAS İNCİLİ'NDE "İBRAHİM"

Allah, İbrahim'e "Babanın ve yakınlarının evinden uzaklaş, sana ve soyuna verdiğim ülkeye gel ve yerleş" demedi mi? Allah, bunu neden dedi; yalnızca İbrahim'in babası, sahte tanrılar yapıp tapınan bir put yapıcı olduğu için değil mi? Bu nedenle aralarında, babanın oğlunu yakmak isteyecek kadar düşmanlık vardı.

Petrus cevap verdi:
"Dediklerin doğrudur; şimdi sizden, İbrahim'in babasıyla nasıl alay ettiğini bize anlatmanızı rica ediyorum."

İsa cevap verdi:
"İbrahim, Allah'ı aramağa başladığında yedi yaşındaydı. Bir gün babasına: "Baba, insanı kim meydana getirdi?" diye sordu.

Aptal baba cevap verdi:
"İnsan. Ben seni meydana getirdim, beni de babam, meydana getirdi."

İbrahim cevap verdi:
"Öyle değil baba! Çünkü ben yaşlı bir adamın ağlayarak, 'Ey Tanrım, neden bana çocuk vermedin?' dediğini duydum."

Babası cevapladı:
"Doğrudur oğlum, Tanrı, insana, insan meydana getirmesi için yardım eder. Fakat başka türlü müdahalesi olmaz. İnsanın sadece Tanrı'ya dua etmesi ve O'na kuzu ve koyun vermesi gerekir. O zaman Tanrı da kendisine yardım eder."

İbrahim cevap verdi:
"Kaç tane tanrı vardır baba?"

Yaşlı adam cevapladı:
"Sonsuz sayıda oğlum."

Sonra İbrahim dedi:
"Ey baba, eğer ben bir tanrının dediklerini yapar ve diğeri de kendisinin dediklerini yapmadığım için benim kötülüğümü isterse; o zaman ben ne yapacağım? Her durumda, aralarında anlaşmazlık çıkacak ve tanrılar birbirleriyle savaşacaklardır. Ya benim kötülüğümü isteyen tanrı, benim kendi tanrımı öldürüverirse, ben o zaman ne yapacağım?
Belli ki, beni de öldürecektir o."

Yaşlı adam gülerek cevap verdi:
"Ey oğul, korkma, çünkü hiç bir tanrı, bir diğer tanrı üzerine savaş açmaz. Mabette büyük tanrı Baal'ın yanı sıra, bin tanrı daha var. Yetmiş şu yaşıma geldim, bir tanrının diğerine vurduğunu görmüş değilim. Hem, herkes aynı tanrıya ibadet etmez ki, biri birine, diğeri diğerine ibadet eder."

İbrahim
cevap verdi:
"O zaman, aralarında barış var herhalde?"

Babası dedi:
"Evet var."

Ardından İbrahim dedi ki:
"Ey baba, tanrılar neye benzerler?"

Yaşlı adam cevap verdi:
"Budala, her gün bir tanrı yapıyor ve ekmek almak için başkalarına satıyorum. Sen ise hala tanrıların neye benzediğini bilmiyorsun!"

O sırada bir put yapmaktaydı.
"Bu, palmiye odunundan, şu zeytin ağacından, şu küçük olan ise fildişinden; bak, ne kadar da güzel! Canlıymış gibi görünmüyor mu? Mutlaka görünüyor, sadece nefesi eksik!" dedi.

İbrahim
cevap verdi:

"Yani, tanrıların nefesi yok mu baba? Öyle de, nasıl nefes veriyorlar? Ve kendileri cansızken, nasıl can veriyorlar? Belli baba, bunlar tanrı değil."

Yaşlı adam bu sözlere kızarak, şöyle dedi:
"Eğer anlayacak yaşta olsaydın, kafanı bu baltayla kırardım! Ama rahat ol, şu an anlayacak yaşta değilsin!"

İbrahim
cevap verdi:
"Baba, eğer tanrılar insanlara yardım ediyorsa, o zaman, nasıl olur da insan tanrı yapabilir? Ve eğer tanrılar odundansa, o zaman, odun yakmak büyük bir günahtır. Fakat söyle bana baba, sen nasıl bu kadar çok tanrı yapmış bulunuyorsun da, neden dünyanın en güçlü insanı olasın diye pek çok çocuk meydana getirmen için tanrılar sana yardım etmediler?"

Oğlunun konuştuklarını dinlerken, babanın sabrı taşma noktasına gelmişti. Oğul yine devam etti:
"Baba dünyada hiç insanın bulunmadığı zaman oldu mu?"

"Evet." Diye cevap verdi yaşlı adam."Neden soruyorsun?"

"Çünkü" dedi İbrahim:
"İlk tanrıyı kimin yaptığını öğrenmek istiyorum da."

"Şimdi evimden defol!" dedi yaşlı adam, "Beni bırak da, şu tanrıyı çabucak yapayım ve bana bir şey söyleme! Çünkü acıkınca ekmek istiyorsun, lâf değil."

İbrahim
dedi:
"Güzel bir tanrı gerçekten, onu istediğin gibi kesiyorsun da, kendisini korumuyor!"

Sonunda yaşlı adam kızarak dedi:
"Bütün dünya onun tanrı olduğunu söylüyor, sen deli herif ise değil diyorsun. Tanrılarıma yemin ederim ki, büyük bir adam olmuş olsaydın seni öldürebilirdim!"

Böyle deyip, yumruk ve tekmelerle İbrahim'e girişti ve onu evden kovaladı.

Ardından Filipus dedi:
"Ey Muallim, nasıl oldu da, İbrahim'in babası oğlunu yakmak istedi?"

Isa
cevap verdi:
"Bir gün, İbrahimon iki yaşındayken babası kendisine dedi:
"Yarın bütün tanrıların bayramıdır. Bu nedenle büyük mabede gidecek ve tanrım büyük Baal'e bir hediye götüreceğiz. Ve sen de kendin için bir tanrı seçeceksin, çünkü bir tanrı edinecek yaştasın artık."

İbrahim
kurnazca cevap verdi:
"Hay hay, ey benim babam."

Ve sabahleyin erkenden, herkesten önce mabede gittiler. Fakat İbrahim, eteğinin altında gizlice bir balta taşıyordu. Gelip, mabede girdiler. Kalabalık arttığından, İbrahim mabedin karanlık bir bölümünde, bir putun arkasına gizlendi. Babası, mabetten çıktığında, İbrahim'in kendinden önce eve gittiğine inanıyordu. Bu nedenle onu aramak için geride kalmadı.

Herkes mabetten ayrılınca, din adamları mabedi kapatıp gittiler. Sonra, İbrahim baltayı alarak, büyük put Baal'ın dışında, bütün putların ayaklarını kesti. Eski ve parçalı olduklarından, düşüp parçalanan heykellerin meydana getirdiği harabeliğin ortasında kalan Baal'ın ayaklarına baltayı koydu.

Bundan sonra mabetten çıkan İbrahim'i, bir takım kimseler gördüler. Ve mabetten bir şeyler çalmaya gitmiş olabileceği kuşkusuna kapıldılar. Koşarak mabede vardılar ve tanrıların parça parça edilmiş olduğunu görünce, yas ederek bağırdılar:
"Çabuk gelin ey ahali! Tanrılarımızı öldüreni öldürelim!"

Birden, din adamlarıyla birlikte oraya, on bin kişi üşüştü ve İbrahim'e, tanrılarını niye kırıp parçaladığını sordular:
İbrahim cevap verdi:
"Aptalsınız siz! Bir insan, tanrı mı öldürürmüş? Onları öldüren büyük tanrıdır. Ayaklarının yanındaki baltayı görmüyor musunuz? Belli ki hiç arkadaş istemiyor."

Sonra, İbrahim'in babası geldi, oğlunun tanrılarına karşı söylediği sözleri düşünüyordu ve İbrahim'in putları parçaladığı baltayı tanıyarak, bağırdı:
"Tanrılarımızı öldürmüş olan bu hain benim oğlumdur, çünkü bu balta benimdir!"

Ve oğluyla aralarında olup geçen her şeyi oradakilere anlattı. Hemen, bir odun toplayıp yığdılar. İbrahim'in ellerini ve ayaklarını bağlayıp, odunların üzerine koydular ve altındaki odunları ateşlediler. Ama hayır; Allah, melekleri aracılığıyla ateşe, kölesi İbrahim'i yakmamasını emretti. Ateş şiddetle parladı ve İbrahim'i ölüme mahkûm edenlerden iki bin kişiyi yaktı. İbrahim, Allah'ın meleği tarafından, kendini taşıyanı görmeyen babasının evinin yakınına götürülüp, serbest olduğunu gördü ve böylece ölümden kurtuldu.

Sonra Filipus dedi:
"Allah'ın kendisini sevenler üzerine rahmeti büyüktür. Anlat bize Muallim, İbrahim, Allah'ın bilgisine nasıl vardı?"

İsa
cevap verdi:
"İbrahim, babasının evine yaklaşınca, eve girmekten korktu. Evden biraz uzağa gidip, bir palmiye ağacının altına oturdu ve burada kendi kendine dedi:
"Hayat sahibi ve insandan daha güçlü bir Tanrı var olmalı. Çünkü insanı, o meydana getiriyor ve insan, Tanrı olmadan insan meydana getiremez."

Sonra çevresine; yıldızlara, Ay'a ve Güneş'e baktı ve onların tanrı olduklarını düşündü. Fakat onların hareketlerinde değişken olduklarını görünce, şöyle dedi:
"Bu Tanrı hareket etmemeli ve bulutlar onu gizlememeli, yoksa insanlar hiç olacak."

Bu şekilde kararsız dururken, "İbrahim" diye çağırıldığını işitti, çevresine bakındı ve etrafta kimseyi göremeyip, şöyle dedi:
"Adım İbrahim'le çağırıldığıma eminim, ama!"

Ardından, aynı şekilde iki defa daha "İbrahim" ismiyle çağırıldığını duydu. Cevap verdi:
"Beni kim çağırıyor?"

Sonra, şöyle dendiğini duydu:
"Ben, Allah'ın meleği Cebrail'im."

Bunun üzerine, İbrahim korkuya kapıldı. Ancak melek onu rahatlatarak, dedi ki:
"Korkma İbrahim, çünkü sen Allah'ın dostusun; bu nedenle insanların tanrılarını parçaladığın zaman meleklerin ve peygamberlerin Tanrı'sını seçmiştin. Öyle ki, adın hayat kitabın­da yazılıdır."

Ardından, İbrahim dedi:
"Ben meleklerin ve kutsal peygamberlerin Tanrı'sına hizmet etmek için ne yapmalıyım?"

Melek
cevap verdi:
"Şu çeşmeye git ve yıkan, çünkü Allah seninle konuşmak istiyor."

İbrahim
cevap verdi:
"Şimdi, nasıl yıkanmam gerekiyor?"

Bunun üzerine melek, güzel bir genç suretinde ona geldi. Ve çeşmede yıkanıp, dedi:
"Sen de, sırayla böyle yap, ey İbrahim."

İbrahim
yıkanınca, melek dedi:
"Şu dağa çık, çünkü Allah seninle orada konuşmak istiyor."

Melek
böyle deyince, İbrahim dağa çıktı ve dizleri üstüne oturup, kendi kendine dedi:
"Meleklerin Tanrısı, benimle ne zaman konuşacak?"

Yumuşak bir sesle çağırıldığını duydu:
"İbrahim!"

İbrahim cevap verdi:
"Beni kim çağırıyor?"

Ses cevap verdi:
"Ben senin Rabb'inim ey İbrahim."

İbrahim korkuya kapılarak, yüzünü toprağa sürdü ve dedi:
"Toz ve kül olan senin kölen, seni nasıl duyabilir?"  

Sonra, Allah dedi:
"Korkma, kalk, Ben seni kölelerim için seçtim ve seni kutsamak, seni büyük bir ümmet haline getirmek istiyorum. Bu nedenle, babanın ve yakınlarının evinden ayrıl, sana ve soyuna vereceğim ülkeye gelip, yerleş."

İbrahim cevap verdi:
"Her istediğini yaparım Rabb'im; fakat başka bir tanrının beni incitmemesi için beni koru."

Sonra, Allah şöyle konuştu:
"Ben tek olan İlah'ım ve benden başka ilah yoktur. Yıkan da benim, yapan da! Ben öldürürüm ve Ben hayat veririm! Cehennem'e atarım, oradan çıkarırım da ve kimse benim elimden kurtulamaz."

Ardından, Allah ona sünnet ahdini verdi. İşte bu şekilde babamız İbrahim, Allah'ı tanıdı. İsa bunları söyleyip, ellerini kaldırdı ve şöyle dedi:
"Yücelik, şan ve şeref senindir ey Rabb'imiz olan Allah!"

Kaynak: Barnabas İncili, çev. Mehmet Yıldız, s. 88-96, Milenyum Yy. İst. 2005.


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.