Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com







 

Eski Kavimler/ İbrahim Kavmi ve Nemrut(Naram-Sin)

İBRAHİM KAVMİ VE NEMRUT(NARAM-SİN)

Kur'an'da İbrahim
Babil Putperestliği
Putperestlik Nasıl Ortaya Çıkıyor?
İbrahim'in Ateşe Atılması
Barnabas İncili'nde İbrahim
İbrahim'in Hicreti
İsmail Milleti
Teslimiyetin Zirvesi


Günümüzden 4000 yıl önce yaşadığını tahmin ettiğimiz Hz. İbrahim'in mücadelesini anlayabilmek için, nasıl bir kavme elçi olarak gönderildiğine bakmak gerekir. 4000 yıl öncesine baktığımızda; İbrahim'in yaşadığı toplumu, küçük çaplı aşiret toplumu sanabiliriz. Böyle bir algılama, bizim bilgi eksikliğimizden kaynaklanan bir yanılgı olacaktır.

MÖ 1500 - 2500 yılı Mezopotamya uygarlıkları incelendiğinde; o zamana göre, teknoloji ve bilimde ilerlemiş ve yazıyı kullanan Sümer medeniyetinin bölgedeki tüm toplumları etkilediği açıkça görülmektedir. Bu toplumların hepsinin yaşadığı bu coğrafya, "Babil ülkesi" olarak isimlendirile gelmiştir. Sümerler, Akadlar, Asurlar ve Babiller vs. hep bu Mezopotamya coğrafyasını yurt edinmişlerdir.

Ayrıca Mezopotamya bölgesinin düz ve iletişime açık olması, toplumsal yalıtımı önlemiş; teknik, politik ve dini fikirlerin çabucak yayılmasını sağlamıştır. O çağda yazıyı bir kayıt tutma sistemi olarak geliştirmiş Mezopotamya uygarlıkları, bizlere Hz. İbrahim'in içinde yaşadığı toplumu tanıma imkânı vermektedir. Bu kayıtların tutulduğu yazıtlar keşfedilmeden önce, seküler bilim dünyası, İbrahim ve nesline, bir efsanenin abartılmış kahramanları olarak bakmaktaydı.

Ebla, Ugarit, Nuzi ve Mari arkeolojik kayıtlarında ortaya çıkan kanıtlardan sonra, bilim adamları, İbrahim ve ona tabi olanların, kuzeybatı Mezopotamya toplumunda gerçekten yaşadıklarını anladılar. Hatta o kadar ki, bulundukları coğrafyaya, kendilerinin veya atalarının ismini verecek kadar önemli insanlar olduklarını kabul etmek zorunda kaldılar.

Nemrut'un(Naram-Sin), İbrahim'i ateşe atmak için yaptığı binanın yeri ve bu yeri sembolize eden sütünlar. (Urfa)

Biz de bu delilleri Kur'an ışığında inceleyip; Hz. İbrahim'in baş kaldırdığı "uygarlığı-dini" ve bu uygarlığı karakterize eden kral "Nemrut"u tanıtmaya çalışacağız. Sözlü rivayete göre, kendisine "Nemrut" denen bu ceberrut kralın; gerçekte "Naram-Sin"denen Akad kralı olduğunu göreceğiz.

HZ. İBRAHİM'İN İSLAM'A ÇAĞIRDIĞI "NEMRUT" KİMDİR?

Mezopotamya labirentinde, kral "Nemrut"u ararken, tarihsel kronolojiyi baz almadık. Çünkü Cambridge Üniversitesi Antik Yakın Doğu Tarihi ve Arkeolojisi üzerine ders veren Dr. Joan Oates'in de belirttiği gibi bugün kullanılan kronoloji sistemi kendi içinde uyuşmazlıklar gösterir. Bu yüzden Hz. İbrahim'in yaşadığını tahmin ettiğimiz tarihin, birkaç yüzyıl öncesi ve sonrasını incelemeye aldık. Bu incelemede, Kur'an'dan elde ettiğimiz ipucu, bizim Nemrut adayımızı belirginleştirmemizde bir uyarıcı yol işareti oldu.

"Allah'ın kendisine mülk verdiği o kimseyi, görmedin mi? Ki o, İbrahim'le, Rabb'i konusunda mücadele ediyordu. İbrahim dediği zaman, 'benim Rabb'im O ki, diriltir ve öldürür.' (Nemrut) dedi ki: 'Ben de diriltir ve öldürürüm.' İbrahim dedi ki: 'Muhakkak benim Rabb'im, Güneş'i, doğudan getiriyor, sen de onu, batıdan getir.' (Bunun üzerine) o Hakk'ı örten şaşırdı. Muhakkak Allah, zalim kavmi hidayete erdirmez. "

[BAKARA(2)/258]

Bu ayetin bize verdiği ipuçları şunlardır: Birincisi, aradığımız Nemrut oldukça büyük bir devletin kralıdır. İkincisi, çok açık bir şekilde "tanrılık" iddiasında bulunmaktadır. Üçüncüsü, gök cisimlerine kutsiyet atfeden bir kraldır. Biz şimdi Kur'an'daki bu izleri sürmeye devam edeceğiz.

O çağlarda, Mezopotamya'da, Agadeli Sargon'dan, Hammurabi'ye kadar olan kralları, burada tek tek anlatmak mümkündür. Ancak bu detaylar, bize İbrahim dönemi hakkında fazla fikir vermeyecek, aksine daha fazla kafa karıştıracaktır. Hammurabi'ye kadar geçen tarihsel süreç, detaylı bir şekilde incelendiğinde, karşımıza çıkan en somut "Nemrut" adayı, "Naram-Sin"dir. 

"NARAM-SİN" SARGON'UN TORUNU

Naram-Sin, Agade'li Sargon'un torunudur. Agade'li Sargon ise muhtemelen bir Kiş rahibinin gayrimeşru çocuğudur. Kiş kralı Urzuba'nın hizmetine girmiş ve kısa zamanda vezirliğe kadar yükselmiştir. Sonra bir saray ayaklanmasıyla tahtı ele geçirip, Kiş kralı unvanını almıştır.

Tevrat'ta da, Kuş(Kiş)'in, Nimrod'un babası olduğu yazılıdır. İbn-i Mesud'dan gelen bir rivayete göre, Nemrut'un atası, Köş(Kiş)'tir. 4000 yıl öncesinden günümüze ulaşan çiviyazısı tabletlerde; "Sümerli Ludingirra", Sargon'la ilgili şunları söylüyor:

"Yönetimin Akad'lılara ilk geçişi nasıl oldu bir bilseniz. Kiş'te, kraliçe Kubau'nun oğlunun sarayında, içki dağıtıcılığı yapan Sargon adında biri varmış. Adam sarayda çalışırken, yalnız içki işiyle vaktini geçirmemiş. Önce içinde çalıştığı sarayı eline geçirmiş, sonra da Sümer şehirlerini birer birer idaresi altına almaya başlamış. Derken etrafındaki uluslara da saldırmaktan kendini alamamış ve kendini kral yaparak Sümer Devleti temelleri üzerine, koca bir Akad Devleti'ni kurmuş. Agade adı altında yepyeni bir başkent kurmuş ve kendine, 'Dört bucağın, Sümer ve Akad Kral'ı unvanını vermiştir. Ben buna ait öyküyü, okul kitaplığımızda bulunan bir tablette okudum. Sargon kendisi hakkında şöyle yazdırtmıştı:

SARGON BİR RAHİBENİN ÇOCUĞU

"O, fakir bir kadının oğlu imiş. Babası belli değil. Annesi onu, Fırat kıyısında bir şehirde gizlice doğurmuş ve etrafı ziftle kaplanmış kamış bir sepete koyarak, nehrin sularına bırakmış."
"Herhalde o bir rahibenin çocuğu idi. Daha önce yazdığım gibi rahibelerin çocuğu olmaması gerekir, çünkü onlar tanrının çocuğu sayılır. Annesi onu bu yüzden suya bırakmış olmalı. Hakikaten bir yerde, annesinin rahibe olduğunu da okumuştum."

"Sargon, çok akıllı adammış. Kızını Sümer okullarında okutup, çok iyi öğretmenlerden ders aldırmış ve  'Ay tanrısı'nın tapınağı'na başrahibe yapmış. Böyle yapmakla, hem Sümerlilerin gönlünü almış, hem de onları kendine düşman etmek istememiş. Hakikaten bizden ona başkaldıran olmamış. Ondan sonra, kral kızlarının tapınakta başrahibe olması, bir gelenek haline gelmiş."

Sargon ve takipçilerinin, Mezopotamya tarihi açısından önemi, bilim adamlarınca tartışmasız kabul edilmektedir. Mesela, Babil'in en ünlü hükümdarı Hammurabi'nin imparatorluğu bile, Agade krallarının gücüyle kıyaslanamaz. Ayrıca, Sargon'un sahiplendiği çoğu zafer ve başarılar bilinmektedir. Ancak, Sargon'un, 56 yıllık uzun saltanatı içinde, bunların tam sırası bilinememektedir.

"NARAM-SİN", KRALLIĞINI ANADOLU'YA GENİŞLETİYOR

Bronz baş-Akad dönemi-Ninova (Sargon veya Naram-Sin'e ait olabilir.)

Sargon'dan sonra, onun torunu olan Naram -Sin, imparatorluğu dedesinden daha fazla genişletmiştir. Naram-Sin, hem Halep'i, hem de gelmiş geçmiş hiçbir kralın yıkamadığı Ebla'yı zapt ettiğini ifade eder. Bu zafer, Tel Mardih bulgularıyla doğrulanmıştır. Burada 3. binyılın sonunda, merkezi Ebla'da bulunan büyük bir Sami krallığının varlığına ve Naram-Sin döneminde yıkıldığına ilişkin kanıtlar bulunmuştur.

Bizim de ileride temas edeceğimiz gibi; İbrahim ve İsmail adları, buradan çıkarılan metinlerde geçmektedir. Akad kralı, ayrıca daha önce hiçbir kralın geçmediği yoldan, Anadolu'ya geçmiştir. Daha sonra da, Kapadokyalı tüccarların işlerini kurdukları Talhatum'a gittiklerini söyler. Bugün, Diyarbakır'da bulunan ve üzerinde de kralın figürünü taşıyan dikme taş; Naram-Sin'in, Anadolu'nun güneyinde etkin olduğunu gösteren bir kanıttır.

'NARAM-SİN'İN KRALLIĞI VE "HARRAN- URFA"

Tevrat'ta, İbrahim'in yaşadığı yer olarak belirtilen Ur şehrinin, Mezopotamya bölgesinin güneyinde yer aldığı ifade edilir. Oysa geçtiğimiz yüzyıl da bulunan yazıtlar, bunun tersini söyler. İbranice metinde, Ur-Kasdim olarak geçen yer, Mari'de bulunan çivi yazılı belgelere göre, güney Mezopotamya değil, kuzeyde Harran civarındadır.

MÖ 2000'lerde 3. Ur çağında, Nuzi ve Mari, daha geç çağda Hitit ve Ugarit çivi yazılı metinlerine göre, kuzeyde Ur adı verilen bazı koloniler kurulmuştur. Ugarit metinlerinde, "Ur-a"nın tüccarlarının Ugarit'e geldiklerinde orada devamlı kalamayacakları kış mevsiminde, kendi şehirleri olan "Ur-a"ya dönecekleri yazılmaktadır. Buna göre "Ur-a"nın, Harran civarında olması gerekir. "Ur-a"nın, "Urfa" olması muhtemeldir. Çünkü Urfa'nın eski isimleri; Ur, Urha, Al-Ruha, Roha ve Khurrai'dir.

HARRAN DİNİ, SÜMER-AKAD VERSİYONU

Naram-Sin'in Urfa ve Harran ile bağlantısının bir başka kanıtı da şudur: Naram-Sin'in, "Sin"i, Sümerlilerin Ay tanrısının ismidir. Kendini tanrı ilan eden "Naram-Sin"in bu unvanı anlamlıdır. Harran'da, Sabiler yoluyla hemen hemen zamanımıza kadar bir "Ay kültü"nün devam ettiği biliniyor. İlk çağlarda Ay tanrısı Sin'in, iki ünlü merkezi vardı. Biri, Güney Mezopotamya'daki Ur (Uru) kenti, diğeri de Harran'dı. Ur ve Harran'ın ortak "Ay tanrısı kültü", ikisi arasında anlamlı bir ilişki kurmaktadır.

Ziggurat(basamaklı kule)-Nippur

Maspero'ya göre Harran dini, eski Sümer-Akad( Babil) dininin bir versiyonudur. Ay tanrısı Sin'e adanan bu kentin şekli de, Ay'ın şeklini andırıyordu. Sin, bu yörelerde, kehanet veren, koruyucu bir tanrı olarak kabul edilmiş ve tapılmıştır. Yazılı belgelere göre, burada Ay tanrısı Sin'in, E.Hul.Hul adlı tapınağı varmış. Fakat yapılan arkeolojik kazılarda henüz böyle bir tapınak bulunamamıştır. Bu tapınak hakkında, Babil kralı Nabonid'in annesi Adad-guppi, şöyle yazmıştır:

"Bütün tanrıların başı Sin'in sözüne kulak verdim. Bana söyledikleri doğru çıktı. Tek doğurduğum oğlum 'Nabonid Sin', Ningal, Nusku ve Şadarnunna'ya ait unutulmuş olan törenleri yaptı. E.Hul.Hul mabedini yeniledi. Sin, Ningal, Nusku ve Şadarnunna'yı (onların heykellerini), onun kraliyet şehri Babil'den getirerek sevinç ve mutluluk ile Harran'daki eski yerlerine koydu."

Sümerlerdeki Nanna(Ay tanrısı), Samilerdeki Sin'dir. Sin, Sami-Akad kültünde daha da önemlidir. "in", Güneş tanrısı Utu(Şamaş)'ın üzerinde bir "baş tanrı"dır. Aksine, Tüm Mısır, Eski Yunan, Atlantis toplumların da, Güneş tanrısı(Ra), baş tanrıdır. Bu demektir ki, "Sami-Akad-Harran kültü"nde "Ay kültü" daha çok önem kazanmaktadır. Burada "Naram-Sin"in, "Sin"in sevgilisi anlamına geldiği hatırlanmalıdır.

GÜNEŞ, AY VE YILDIZLAR İLAHLAŞTIRILDI
Güneş, Ay ve Venüs tanrı simgeleri altında Naram-Sin

Harran; Ay, Güneş, Venüs gezegenler ve yıldızların kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin, önemli merkeziydi. Harran'da Astronomi ilerlemişti. Daha sonra Hıristiyanlar, Harran'a, Putperest şehri anlamına gelen "Hellenopolis" adını vermişlerdir. Dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden birisi, "Harran ekolü"dür.

Edward Bocon'un,  MÖ 5-6. yüzyıllarda, Urfa'ya giden Aeteria'dan aktardıklarına göre; Urfa'da, Ay, Güneş, Jüpiter, Merkür, Satürn ve Mars'a tapılmaktadır. Şehrin kapılarından birinin adı, Beth-Şemes'dir. Ve yine Hıristiyanlıktan önceki Urfa paralarında, hilal şeklinde Ay bulunduğu ifade edilir.

DÖRT BİN YILDAN BERİ "HARRAN"

Harran tarihiyle ilgili en doğru bilgiler, arkeolojik kazılardan elde edilmiştir. Harran adına ilk defa, Kültepe ve Mari'deki kazılarda rastlanmıştır. Bu isimle,  M.Ö. 2000 başlarına ait çivi yazılı tabletlerde, "Har-ra-na" (veya "Ha-ra-na") şeklinde karşılaşılmıştır. Kuzey Suriye'de bulunan Ebla Tabletlerinde ise, Harran'dan "Ha-ra-na" olarak bahsedilmektedir. M.Ö. 2000'inin ortalarına ait Hitit Tabletlerinde de; Hitit'lerle Mitanni'ler arasında yapılan bir anlaşmada, Harran'daki Ay tanrısı (Sin) ve Güneş tanrısı (Utu) geçmektedir.

Bu tarihi belgelerden anlaşıldığına göre, Harran adı, 4000 yıldan beri değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Harran adı, Sümerce ve Akadca "seyahat- kervan" anlamına gelen "Haran-u"dan gelmektedir. Bazı kaynaklar bu kelimenin, "kesişen yollar" veya "ok şiddetli sıcak" anlamına geldiğine işaret etmektedirler.

"NARAM-SİN" DÖNEMİNDE BAŞKENT: "HARRAN" MI?

Gerçekten de Harran, Kuzey Mezopotamya'dan gelerek batı ve kuzey batıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asur'lu tüccarların da önemli uğrak yerlerinden biri idi. Anadolu'dan, Mezopotamya'ya olan ticaret, binlerce yıl Harran üzerinden yapılmıştır. Bu ise burada, zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur.

Akad kralları Sargon ve özellikle Naram-Sin, krallığını, Küçük Asya(Anadolu) ve Suriye'ye genişleterek, merkezi Harran olan bir krallığa dönüştürmüştür. Harran'ı merkez edinen Akad kralı, kendisine,"dünya kralı" unvanı vermiştir.

Bir teze göre, Babil ve Asur yazıtlarının, "dünya krallığı" diye referans verdikleri krallık, Harran başkentli bu krallıktır.

HZ. İBRAHİM'İN ATALARI VE "HARRAN BAĞLANTISI"

Mezopotamya'nın çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda, MÖ 3000'lerden başlayarak İsa'ya kadar tarihlenebilen on binlerce kil tablet bulundu. Böylece Tevrat'ta anlaşılmayan birçok mesele anlaşılmıştır. Bütün bu buluntularda, İbrahim ve ailesinin yaşamlarına ve dinlerine ait birçok kanıt elde edilmiştir. Ve onlarla ilgili şehir adları, gittikleri yerler, kullandıkları eşyalar kısmen saptanmıştır.

İbrahim'in ataları olarak geçen şahıs adlarının, Harran yöresinde ki yer adları olması, bilim dünyasını oldukça şaşırttı. İbrahim'in bir kardeşinin adı olan Harran, şehir olarak bilinmektedir. İslam bilginlerine göre Harran, tufandan sonra kurulan ilk şehirdir. Bazılarına göre Nuh'un torunlarından, Kayman tarafından kurulmuştur. Bir başka örnek, İbrahim'in dedesi Nahor, karşımıza Til-Nahiri olarak çıkmaktadır. Bunlar, Mari ve Asur metinlerinde(MÖ 1900-1800) bilinen yer adlarındandır. Nahor'un yeri bulunamadı, ancak bilim adamları, Harran yöresinde olması gerektiği konusunda görüş bildirmektedirler.

İbrahim'in babası Terah adına uyan, Tilşa, Turah, Torah, Til-Turakki şeklinde değişen yer adları bulunmaktadır. Torah, Keçi tepesi anlamına gelir ve Balih nehrinin üzerindedir.

İbrahim'in büyükbabası Serug 'un ismi, Harran'ın batısında Sarugi şehridir. Daha eski atası Peleg'e karşı gelen yerin, Habur ırmağının Fırat'a karıştığı yerde bulunan Paliga olduğu kanıtlandı. Bilim adamları, bunların rastlantı olamayacağı görüşündeler ve bu konuda şunu söylüyorlar:
"Ya bu şahıslar, buralarda yaşayan kabilelerin başkanları idi, ya da kabile adları bu şehirlere verildi."

Daha sonra, İsrail oğullarının çocuklarına; "Baban göçebe(veya kaçak) bir Arami idi" deyişi meşhurdur. Onların vatanı, Tekvin 24.10'a göre, "Aram arazisi" idi. Padan-Aram, iki nehir arası anlamına geliyor.

Yapılan incelemelere göre, MÖ 2000 yılları civarında bu kabile başkanları, Harran civarında bulunmaktaydı. Zira Mari metinlerinde, Abam-Ram(Abram), Yakob-el (Yakub) ve Benyamin gibi İsrail oğullarına ait isimler bulunmaktadır.

KENDİSİNİ İLAHLAŞTIRAN KRAL: "NARAM-SİN"

Arkeoloji uzmanı Dr.Oates, Naram-Sin'in, "kendisini tanrı ilan etmesini", şöyle anlatıyor:
"Agade kralları döneminin belki de en önemli yeniliği, krallık anlayışında olmuş ve ilk kez doğulu hükümdar tipinin belirtileri ortaya çıkmaya başlamıştır.

Sargon'un unvanları, torunu Naram-Sin'e göre, nispeten daha alçak gönüllüdür ve erken sülale dönemi sonlarındaki kralların kullandığı unvanlardan çok farklı değildir. Fakat Naram-Sin'le birlikte çok yadırganan ve uzun vadede kabul görmeyen bir değişiklik olmuştur."

"Naram-Sin hükümranlığının bir döneminde, o güne kadar sadece tanrı ayrıcalığı olan bir sıfat benimsemiştir. Kendi yazıtlarında adının önüne 'ilahi' işaret koymuş; yani çivi yazısıyla isminin önüne 'tanrı' yazdırmıştır. Ona adanan metinlerin dili, daha cüretkâr sayılabilir ve bu metinlerde, köleleri ona, 'ilahilik'  atfetmekle kalmayıp, 'Agade tanrısı' unvanını vermişlerdir."

Zafer anıtı-Güneş diski altında, Ay boynuzlu Naram-Sin ordusuyla.

"Ayrıca ünlü dikme taşında 'boynuzlu miğfer'le betimlenmiştir. Ve bu ilahi boynuzlar, aslında tanrılara özgü bir ayrıcalıktır. Güneş tanrısı Utu'yu simgeleyen ışın saçan disklerin altında, belirgin bir seviye farkı ile betimlenmiştir.

Yöneticilerin, "kent tanrısının kâhyası" olmaktan başka ayrıcalık istemedikleri bir din sisteminde, kralların 'ilahi kimliğe' bürünmesi çok aykırı bir davranıştır. İlahi krallık anlayışını Mezopotamya asla yürekten benimsememiştir."

Antik Çağ Yakın Doğu Arkeoloji uzmanı Hans J.Nissen,  bu konuda şunları söylüyor:
"Elimizdeki belgelere göre, hiçbir kuşkuya düşmeden kanıtlanabilecek tek nokta, ilk kez Naram-Sin'de gözlenmiş olan kendi kendini 'tanrı katı'na yüceltmedir. Birçok yazıtta, hükümdarın adının karşısına bir tanrı için kullanılacak belirleyici işaret konulmuştur. Uyrukları, Naram-Sin'den, birçok kutsama ve bağlılık yazıtında 'Akad'ın tanrısı' diye söz ederler."

Sümerli Ludingirra, Naram-Sin'in, kendisini nasıl tanrı ilan ettiğini şöyle anlatır:
"Kral Sargon'dan sonra oğulları ve torunu Naram-Sin ülkeyi genişlettikçe genişletmiş ve bütün yönlere kol salmışlardır. Hele Naram-Sin, kendisine 'tanrıyım' diyecek kadar ileri gitmiştir. Öyle şımarmıştır ki, büyükbabası Sargon'un aksine, Sümerlileri darıltmaktan korkmayarak; bizim tanrılarımıza özellikle yüce Enlil'e ve onun tapınağı Ekur'a büyük saygısızlık etmiştir."

NARAM-SİN KRALLIĞININ "ESRARENGİZ ÇÖKÜŞÜ": "ŞİDDETLİ KURAKLIK"

Bazı anlatımlar, Naram-Sin'in krallığının çöküşünü, Guti istilacılarının yol açtığı geniş yıkıma bağlasa da; yakın tarihli ve arkeolojik araştırmalar, Naram-Sin'in krallığının çöküşünün, "şiddetli kuraklık ve kaos" sonucu olduğunu ortaya koymuştur.

Amerikan Geologi Dergisi'nde, Şubat 2006 tarihinde yayınlanan; "Eski Dünya Medeniyetlerinin Çöküşünden Sorumlu Geç Holosen Devrinde Yaşanan Kuraklık, Bir İtalyan Damla Taş Mağarasında Belgelendi" başlıklı makalede özetle şunlar yazıyordu:

"Yaklaşık 4200 yıl önce, Kuzeydoğu Afrika ve Güneybatı Asya'nın alçak rakımlı bölgelerinde yaşanan 'şiddetli bir kuraklık, antik medeniyetleri, büyük bir karışıklık içine sürükledi.' Kalsit bir damla taş kayasından toplanan sabit izotop, eser element ve organik ışıma verileri bu kuraklığı kanıtlamıştır."
 
Science Dergisi'nin, Ağustos 1993 sayısında yayınlanan; "Üçüncü Binyıl Kuzey Mezopotamya Medeniyetinin Doğuşu Ve Çöküşü" isimli makalenin şu satırları ise oldukça anlamlıdır:

"Arkeolojik veriler ve topraktan elde edilen stratigrafik veriler, üçüncü milenyum Kuzey Mezopotamya'sındaki yağmurla beslenen tarım medeniyetinin başlangıç, gelişim ve çöküşü hakkında bize bilgi veriyor. Milattan önce 2200 yılları civarında, volkanik bir patlamanın arkasından; kuraklıkta belirgin bir artış ve rüzgâr sirkülâsyonu, toprağın kullanımında kayda değer bir bozulmaya sebep olmuştur. Bu aniden gerçekleşen iklim değişiminin; bölgenin terk edilişine, insanların firarına ve 'Akad imparatorluğunun çöküşüne' sebep olduğu apaçık ortadadır. Komşu bölgelerde de senkronize yaşanan çöküşler, bu ani iklim değişiminin, çok geniş çaplı olduğuna işaret etmektedir."

Bu araştırma, İbrahim Kavmi'nin nasıl helak olduğu konusunda çok açık bir fikir vermektedir.

AKAD-NARAM-SİN'İN ÇÖKÜŞÜ: UMMAN KÖRFEZİ'NDE SAKLI

Amerikan ve Alman üniversitelerinde görevli ve bölgede bir araştırma projesi yürüten yedi bilim adamı, "İklim Değişimi ve Akad İmparatorluğunun Çöküşü: Deniz Tabanından Kanıt" başlıklı makalesiyle, bu konuyu yeterince açıklık getirmektedir. Geologi Dergisi'nin, Nisan 2000 sayısında yayınlanan makalede şu tespitler yapılıyor:

"Akad imparatorluğu, üçüncü milenyumun son yüzyıllarında, Fırat ve Dicle nehirlerinin doğduğu yerden başlayıp, Basra Körfezi'nde son bulan Mezopotamya bölgesini tamamen hükümranlığı altına almıştır. Arkeolojik veriler, bu çok gelişmiş uygarlığın, 'birdenbire ve büyük bir ihtimalle de kuraklık nedeniyle', bundan yaklaşık 4170 ± 150 yıl önce çöktüğünü göstermiştir. Bu iddianın doğruluğunu test etmek için Mezopotamya bölgesinden elde edilen ayrıntılı paleoklimatik kalıntılar, yetersiz kalmıştır. Ancak bölgesel kuraklık değişimleri, bu bölgeye komşu okyanus tabanlarında, koruna gelmiştir. Biz, Halosen devrindeki bölgesel kuraklık değişimlerini; Umman Körfezi'nde ki deniz tabanından alınan tortu çekirdeklerinin, mineralojik ve jeokimyasal analizlerini değerlendirerek kaydettik. Umman Körfezi'nin seçilme nedeni, Mezopotamya da ki arkeolojik bölgelerden kalkan toz ve kumu, rüzgârın bu yöne sürüklemesiydi."

ÇÖKÜŞÜN NEDENİ : "AŞIRI KURAKLIK ŞARTLARINA ANİ GEÇİŞ"

"Araştırma sonuçlarımız, bu bölgeden gelen rüzgârın oluşturduğu toz ve yine bu bölgedeki kuraklık değerlerinin, çok ani olarak yükseldiğini belgelemiştir. İvmelendirici kütle spektrometresi radyo karbon tarihlemesini, zamanımızdan 4025 ± 125 yıl önce, olarak yapmıştır. Radyojenik (Nd ve Sr) izotoplarının analizleri, gözlemlenmiş yüksek miktardaki mineral tozlarının, Mezopotamya kaynaklı olduğunu doğrulamıştır. Arkeolojik bölgeler ve deniz tortularından alınan kayıtlar arasındaki volkanik kırıkların jeokimyasal korelâsyonu, 'Mezopotamya'daki kuraklık ve sosyal çöküşün aynı zamanda gerçekleştiğini açıkça göstermektedir. Aşırı kuraklık şartlarına ani dönüşüm, 'Akad İmparatorluğu'nun çöküşü'nde anahtar rolü üstlenmiştir."

Bu bilimsel verilerden anladığımız kadarıyla, "çok şiddetli ve ani kuraklık", İbrahim'in terk ettiği kavminin sonunu getirmiştir. Tüm bölgeyi etkisi altına alan kuraklık sebebiyle, gelecekte Yakub'un oğullarının da yapacağı gibi, İbrahim'in de Mısır'a bu sebeple gittiği kuvvetle muhtemeldir.

Naram-Sin dönemiyle, bahsedilen 'bölgesel kuraklık dönemi' ve Mısır papirüslerinde belirtilen kuraklık tarihleri arasında ilginç paralellik  görmekteyiz. 
   
Fransa'daki Yakın Doğu Arkeolojisi Enstitüsü Başkanı Jean Vercoutter, 'Eski Mısır' adlı kitabında şunları yazar: 

"Klasik Mısır tarihinin Eski Krallığı'nı, Orta Krallık'tan ayıran yaklaşık bir yüzyıldan fazla süren sosyal sıkıntılar ve yabancı sızmalardan ötürü yaşanan kargaşa dönemine, Birinci Ara Dönem diyoruz. Elimizdeki kaynakların bildirdiğine göre, çöküşün en temel nedeni muhtemelen fiziksel nitelik taşımaktadır. MÖ 2300 yıllarına dek yeterince nemli bir iklime sahip olan Mısır toprakları, kuraklaşmaya başlamış, bunun sonucunda besin kaynakları azalmış ve komşu bozkırlarda yerleşmiş olan nüfus vadiye sığınmış, bu da ekonomik ve toplumsal sarsıntılara neden olmuştur."

Bölgedeki arkeolojik araştırmalardan elde edilen belgeler de, Akad Krallığı'nın ve Naram-Sin'in sonunu, şöyle özetlemektedir:

İletişim kesilir, haydutlar yolları tutar, sulama sistemi çöker. Sümer-Akad ülkesini, kararsız koşulların yarattığı bir felaket ve korkunç bir kıtlık sarar. Savaş arabaları ve gemileri işe yaramaz bir şekilde terkedilmiş durumdayken; Naram-Sin, çuvaldan giysiler içinde, küskün ve bir başına kalmıştır.

Bu 'kaotik ve esrarengiz' durum, Naram-Sin'in düştüğü durumla birleşince, Nemrut'un, İbrahim karşısındaki aczini ve yıkılışını hatırlamamak mümkün değildir. Hadis kaynaklarında, Nemrut'un ordusunun ve kendisinin Allah'ın azabıyla perişan olduğu kaydedilmektedir.

KUR'AN'DA: "İBRAHİM VE KAVMİYLE MÜCADELESİ"

Bu aşamadan sonra, İbrahim'in, Nemrut(Naram-Sin) le mücadelesini Kur'an'dan izleyeceğiz. İbrahim Kavmi'nin, karakteristik özelliklerini ve İbrahim'in, çağının emperyal gücüne nasıl meydan okuduğunu yakından göreceğiz.

Kur'an anlatıyor:     

Muhakkak Biz, önceden İbrahim'e, rüştünü(olgunluğunu) verdik ve Biz, onu bilenleriz.

O, babasına ve kavmine dediği zaman, bu temsiller(putlar) nedir ki siz, onlara boyun eğiyorsunuz?

Dediler ki: "Biz, babalarımızı onlara köle olurken bulduk."

(İbrahim) Dedi ki: "Muhakkak sizler ve babalarınız, apaçık bir sapıklık içindesiniz."

Dediler ki: "Sen bize hakkı(gerçeği) mi getirdin, yoksa sen, oyun oynayanlardan mısın?"

(İbrahim) Dedi ki: "Bilakis sizin Rabb'iniz, göklerin ve Yer'in Rabb'idir. O ki, onları yarattı ve ben buna şahitlerdenim."

"Andolsun Allah'a, sizler dönüp gittikten sonra, putlarınıza tuzak kuracağım."

Böylece O, onların büyük(putları) hariç olmak üzere, onları paramparça etti. Umulur ki, ona(büyüğüne) başvururlar diye.

Dediler ki: "Bunu ilahlarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zalimlerdendir."

Dediler ki: "Kendisine İbrahim denilen bir gencin, bunları diline doladığını işittik."

Dediler ki: "Onu, insanların gözleri önüne getirin. Umulur ki onlar, şahitlik ederler."

Dediler ki: "Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın, ey İbrahim?"

(Dedi ki): "Bilakis, onların büyüğü bunu yaptı. Şayet konuşabilirlerse, onlara sorun!"

(Bunun üzerine), kendilerine döndüler ve dediler ki: "Şüphesiz sizler, zalimlersiniz."

Sonra başlarını çevirdiler."(İbrahim), sen gerçekten bilirsin ki bunlar konuşamazlar!"

Dedi ki: "O halde, sizlere yararı ve zararı olmayan, Allah'tan başkasına mı köle oluyorsunuz?"

"Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza! Aklınızı kullanmayacak mısınız?"

Dediler ki: "Şayet yapacaksanız, onu(İbrahim'i) yakın! Ve ilahlarınıza yardım edin!"

Biz söyledik: "Ey ateş, İbrahim'in üzerine soğuk ve selâmet ol!"

Ona, bir düzen (tuzak) kurmak istediler, ancak Biz, onları hüsrana uğrattık.

Onu ve Lut'u kurtarıp, âlemler içinde bereketli kıldığımız yere (yerleştirdik).

[ENBİYA(21)/51- 71]

İbrahim'in atıldığı ateş dağının ortasında fışkıran su. Nemrutlar, yok oldu. İbrahim ve onun dini, ebediyyen yaşayacaktır. (Urfa)

Muhakkak İbrahim de, onun (Nuh'un) soyunun bir kolundandır.

O(İbrahim), Rabb'ine arınmış bir kalp ile geldiği zaman.

Babasına ve kavmine dedi ki: "Neye köle oluyorsunuz?"

Allah'ın dışında birtakım ilahlar mı uyduruyorsunuz?

Âlemlerin Rabb'ine zannınız(inancınız) nedir?

(İbrahim), yıldızlara bir bakışla baktı

Ve dedi ki: "Ben hastayım."

(Kavminden olanlar), ondan, yüz çevirip gittiler.

(Bunun üzerine), onların ilahlarına doğru koşarak: "Yemek yemiyor musunuz?" dedi.

Ne oluyor size ki, konuşmuyorsunuz?

Daha sonra, onların üzerine yönelip, sağ eliyle bir darbe indirdi.

Arkasından (halkı), koşarak onu karşıladılar.

Oyup- yonttuğunuz şeylere mi, köle oluyorsunuz?

Oysa sizi de, yaptığınız şeyleri de, Allah yaratmıştır.

Dediler ki: "(İbrahim) için bir bina yapın. Sonra da onu, ateşe atın!"

Böylece ona, bir düzen(tuzak) kurmak istediler. Biz de onları, aşağılananlardan kıldık.

[SAFFAT(37)/83-98]

O zaman ki İbrahim, babası Azer'e: "Putları ilahlar mı ediniyorsun?" Dedi. Şüphesiz ben, seni ve kavmini, apaçık bir sapıklık içinde görüyorum."

Böylece Biz, İbrahim'e, yakin (ilim sahiplerinden) olsun diye, göklerin ve Yer'in melekûtunu(özünü-ruhunu) gösterdik.

Gece, (İbrahim'i)  örtünce, bir yıldız gördü. Dedi ki: "Şu benim Rabb'imdir." Ne zaman ki o(yıldız) kayboldu, dedi ki: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem." 

Arkasından Ay'ı, doğarken görünce, dedi ki: "Bu benim Rabb'imdir." O da kaybolunca dedi ki: "Şayet Rabb'im beni doğrultmazsa elbette ben, sapmış kavmimden olurum."

Daha sonra Güneş'i doğarken gördü, dedi ki: "İşte bu benim Rabb'imdir. Bu en büyüğüdür." Ancak o da kaybolunca, kavmine dedi ki: "Ey kavmim, doğrusu ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım."

Muhakkak ben yüzümü, dosdoğru, gökleri ve Yer'i yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim.

Kavmi, onunla mücadele etti. (İbrahim) dedi ki: "Allah, beni doğru yola iletti. Siz, O'nun hakkında, benimle mücadele mi ediyorsunuz? Ben, O'na şirk koştuğunuz şeylerden korkmuyorum, ancak, Rabb'imin dilemesi müstesna. Benim Rabb'im, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır, düşünmüyor musunuz?"

Sizler, Allah'ın indirdiği hiçbir delil olmaksızın, Allah'a ortak koşmaktan korkmazken; ben, sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım? Şayet biliyorsanız (söyleyin)! Bu iki fırkadan hangisi emniyete müstahaktır?

O iman edenler ve imanlarına zulüm(şirk) karıştırmayanlar, işte onlar, emniyettedirler ve hidayette olanlar onlardır.

Biz bu delillerimizi, kavmine karşı İbrahim'e verdik. Biz, dilediğimiz kimsenin, derecelerini yükseltiriz. Muhakkak, senin Rabb'in, Hâkim'dir, Âlim'dir.

[EN'AM(6)/74-83]

Haziran 2007 Dr. Halil Bayraktar
Gökben Coşkun
yaklasansaat.com

Kaynaklar:
1) Kur'an-ı Kerim
2) Joan Oates, Babil, çev. Fatma Çizmeli, Arkadaş Yy, Ankara, 2004.
3) Hans J.Nissen, Ana Hatlarıyla Mezopotamya, çev. Zühre İlkgelen, Arkeoloji Ve Sanat Yy, İstanbul,2004.
4) Marc Von De Mieroop, Antik Yakın Doğunun Tarihi, çev. Sinem Gül, Dost Yy, Ankara, 2006.
5) Egon Friedell, Mısır Ve Antik Yakın Doğunun Kültür Tarihi, çev. Ersel Kayaoğlu, Dost Yy, Ankara, 2006.
6) Gaston Maspero, Ulusların Mücadelesi, Londra, 1920.
7) S.Süleyman Nedvi, Ad, Semud, Medyen Kur'an-ı Kerim 'de Kavimler ve Topluluklar, çev. Abdullah Davudoğlu, İnkılâp Yy, İstanbul, 2003.
8) Barnabas İncili, İng.den çev. Mehmet Yıldız, Milenyum Yy, İstanbul, 2005. 
9) Bilim ve Teknik, Sayı: 118, 131, 149,1977-1980.
10) İbn-i İshak, Siyer, Akabe Yy, İstanbul,1988.
11) Mahmut Esad, İslam Tarihi, Marifet Yy, İstanbul, 1995.
12) Yahudi Ansiklopedisi, "Harran üzerine bir makale",  C. 6, s. 231(Arap coğrafyacısı Yakut'tan alıntı yapmış.)
13) Dr. H. F. Helmolt, Dünya Tarihi Ansiklopedisi, Londra,1903.
14) İslam Ansiklopedisi, MEB, C. 5/2, İstanbul,1977.
15) H. Weiss, M. -A. Courty, W. Wetterstrom, F. Guichard, L. Senior, R. Meadow, A. Curnow, "The Genesis and Collapse of Third Millennium North Mesopotamian Civilization", Science, New Series, C. 261, Ağustos, 1993.  
16) H. M. Cullen, P. B. deMenocal, S. Hemming, G. Hemming, F. H. Brown, T. Guilderson, F. Sirocko, "Climate Change and the collapse of the Akkadian empire: Evidence from the deep sea", Geology Magasine, C.28, s. 379-382, Nisan 2000.
17) Jean Vercoutter, Eski Mısır, çev. Emine Çaykara, İletişim Yy, İstanbul,2003.
18) G. Zanchetta, J. Hellstrom, R. Maas, A. Fallick, M. Pickett, I. Cartwright, and L. Piccini, "Late Holocene drought responsible for the collapse of Old World civilizations is recorded in an Italian cave flowstone", Geology Magasine, C.34, s.101-104, Şubat 2006.
19) Muazzez İlmiye Çığ, İbrahim Peygamber, Kaynak Yy, İstanbul, 1997.
20) Muazzez İlmiye Çığ, Sümerli Ludingra, Kaynak Yy, İstanbul, 1996.


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.