Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com




 

Eski Kavimler/Ad Kavmi/ Kumların Ateşi Yakaladığı Gün...

KUMLARIN ATEŞİ YAKALADIĞI GÜN...

Bir an için engin bir çölde olduğunuzu hayal edin. Kuzeybatı yönünde akşamla gelen alacakaranlığa bakıyorsunuz. Manzaranız alabildiğine ıssız ve derin. Devamlı yer değiştiren gri kum tepeleri her yöne doğru kesintisiz uzanıyor. Tek bir kaya bile görünmüyor ve en yakın insan 250 km uzaklıkta. Güneşin batıyor olmasına karşın, sıcaklık hala 50 derece. Öğlen saatlerinde başlayıp yavaş yavaş sakinleşen kum fırtınası, sırtınızı arı gibi sokmaya devam ediyor. Rüzgar her ilkbaharda olduğu gibi güneyden esiyor.

Birden kararan ufukta parlak bir ışık dikkatinizi çekiyor. Önce bir kıvılcım halinde olan ışık sonra birden bire parlıyor ve en az dörde bölünüyor. Birkaç saniye içinde kızgın bir aleve dönüşüyor. Elbiseleriniz yanmaya başlıyor. Parlak objeler kafanızın üstünden uçuyor. Bir dakika sonra sağırlaştıran bir yarılma sesi duyuluyor. Yeryüzü kabarıyor ve şiddetli patlayan bir rüzgar sizi bir stadyumun yarı uzunluğu kadar mesafeye fırlatıyor. Yanınızda çok yüksek ısıda akkora dönüşmüş ateş tabakaları akşam semasına püskürüyor ve havada beyaz iri kaya parçaları uçarak yaklaşıyor. Bazıları kumlara çarpıyor diğerleri ateş tarafından yutuluyor.

Parlayan akışkan madde beyaz kayaları ilk bakışta beyaz renkte boyaya benzer çamurumsu bir tabaka ile kaplıyor fakat bu kaplama tedricen önce sarı, sonra turuncu, daha sonra kırmızı ve en sonunda da siyaha dönerek katılaşıyor. Kayaların yere çarpması ancak birkaç saniye alıyor. Beyaz kayaların bazı parçaları tamamen bu siyah maddeyle kaplı bunlar sonra köpüklü camsı bir maddeye dönüşüyorlar. Öyle hafifler ki şayet orada su olsa batmadan yüzebilirler.

Güneyden gelen rüzgarın taşıdığı mantar bulut üzerinde gökkuşağının büyülü renklerini parlatarak sürükleniyor. Köpüğümsü kızıl-siyah erimiş cam yağmuru yağmaya başlıyor. Ve sizde artık bu manzaranın bir parçası haline geliyorsunuz.

Suudi Arabistanın "Boş Bölge" adı verilen yerinde Rub-Al-Khali'de tuhaf bir arazi var. Burası siyah cam, beyaz kaya ve demir kırıklarıyla kaplı. Bu bölge dünyaya ilk kez 1932'de Harry St. John Abdullah Philby tarafından tanıtıldı. Buraya bedeviler Al-Hadida adını veriyorlar. Hadid ise Arapça'da demir anlamına geliyor.

İslamın kutsal kitabı olan Kuran-ı Kerim'de ve klasik Arap metinlerinde yer alan bir kıssa var. Bu kıssalarda, Ad adında bir kral ve onun başında bulunduğu kavmin sakinlerinden bahsediliyor. Bu putperest kral ve tebası, Allah'ın peygamberini alaya alıyorlar ve Allah da Ubar'ı şiddetli bir rüzgarın getirdiği, karanlık bir bulutla helak ediyor.

Rehberleri Philby'a, bu helak olmuş şehri görmesi için gitmeyi teklif ettiklerinde Philby memnuniyetle kabul etti. Ve raporuna bu yerin adını Wabar olarak kaydetti. Bu isim saplanmış batmış anlamına geliyor.

Fakat Philby'ın bulduğu kayıp şehir Ubar değil. Göklerden gelen bir afetin meskeniydi, bir meteroit vuruşunun. Meteroitin arkasında bıraktığı izler incelendiğinde patlama 12 kilotonluk bir nükleer infilaktan farksızdı ve Hiroşima bombasıyla boy ölçüşecek düzeydeydi. Neredeyse dünyaya düşen tüm meteorlar kayalara yada üstü toprakla kaplı kayalara düşmesine karşın Wabar meteroiti hepsinden farklı olarak yeryüzünün en büyük kum denizinin ortasına düştü. Son derece kuru ve izole bir bölge olan bu çöl jeolojik açıdan bir meteorun korunabileceği belki de dünyadaki en uygun yerdir. Bilinen 160 çarpışmanın içinde meteroitten bakiyeler kalmış 17 bölgeden biridir.

Hayret edilecek bir başka şey de, Philby'ın, bedevi rehberlerinin hiçbir tabela olmadan, dev kum tepelerinin ortasında ve kum tepelerinin yer değiştirmesinden dolayı, her gün değişen bir görünümün eşliğinde, Wabar'ı nasıl bulduğudur. Philby'ın Wabar'a gitmesi, tam bir ayını almıştı. Bu yolculuk öyle zorlu bir yolculuk olmuştu ki, yolda bindikleri develerin bir kısmı ölmüş, hayatta kalabilenler ise Mekke'ye döndüklerinde acınacak duruma gelmişlerdi. Oldukça zayıflayan develerde, hörgüç diye bir şey kalmamıştı. Philby, döndükten sonra, 1932'de Londra'da Kraliyet Coğrafya Akademisine, konu hakkında bir konferans verdi.

Philby, bölgeye giden ikinci batılıydı. Orada kırık demirlerin bakiyesi dışında, insan yapımı bir takım kalıntılar aradı. Rehberleri ise ona, siyah camları göstererek, bunların eskiden kayıp şehirde yaşayan kadınların mücevher olarak kullandıkları siyah inciler olduğunu söylediler. Fakat Philby, hayal kırıklığına uğramıştı. Ona göre bunlar, sadece beyaz kayaların yanmış parçalarıydı ve Philby'a ancak bir volkanı hatırlatıyorlardı.

Rehberlerden biri, ona tavşan büyüklüğünde bir demir parçası getirdi. Acaba bu, eskiden burada yaşayan insanların bir eseri olabilir miydi? Yavaş yavaş Philby'ın aklında, bu paslı metal parçasının, bu dünyadan olamayacağı düşüncesi yer etmeye başladı. Labaratuvar testleri gösterdi ki, bu madenin %90'ı demir, %3,5-5 nikel ve bir kısmı da iridyumdan oluşuyor ki, bu maddeye dünyada çok ender rastlanır, meteroitlerde ise bu madde oldukça yaygındır. Philby'ın Wabar'ından 400 km güneyde Umman'da bulunan Ubar şehri 1992'de uydu fotoğrafları sayesinde ortaya çıkarıldı. Bu arada Wabar, bizim mayıs 1994'teki yolculuğumuza kadar tam anlamıyla keşfedilmemiş olarak kaldı.

1932'den beri iki defa ziyaret edilen Wabar, bu zamana kadar ne yazık ki hiçbir zaman dikkatlice araştırılmamıştı. İlk yolculuğumuza kadar bunun nedenini anlayamamıştık. İçimizden Wynn, Zahid Traktör Şirketinin, Hummer jipleri satışını teşvik etmek için organize ettiği bir geziye katıldı. Bir kaç Zahid Şirketi yöneticisi de, bu geziye katıldı. Ayrıca USGS'den de, bir bilim adamı istedik. Bu, bir hafta sonu gezintisi değildi. Bu gezi, çok büyük bir çaba ve özveri gerektiren iki ay olarak planlanmış bir seyahatti.

Daha önce hiç kimse bu boş çölü yaz mevsiminde geçmemişti. Yüksek derecedeki ısı ve düzensiz dağılım gösteren kum tepeleri yüzünden, herhangi bir kurtarma helikopteri ya da uçağı o bölgeye gidemiyordu. Önceden eğitim görmüş sürücülerle Riyad'dan, Wabar'a 17 saatte ulaşabildik. Son saatlerimizi kum tepelerini aşmakla harcadık. Tamponlara monte edilmiş halojen lambalar, 15 metrelik kum tepelerini önceden fark etmemize yardımcı oldu. Ayrıca Hummer jiplerinin tekerlek basınçlarını değiştirebilme özellikleri bizim için büyük avantajdı.

Bölgeye ilk vardığımızda 4 saat hiç hareket etmeden öylece durduk. 6 araçtan sadece dördünün kliması çalışır haldeydi ve dışarıdaki sıcaklık 62 derece, nem miktarı ise %2'idi. Wynn, jeomanyetik bir keşif yapmak için biraz dışarı çıkmak istedi, fakat döndüğünde sendeliyor ve İngilizce Arapça karışımı anlaşılmaz sözler söylüyordu. Başından aşağı soğuk su boca ettikten ve klimanın serin havasını teneffüs ettikten sonra, nihayet aklı başına geldi. Zahid Şirketi, bizim ikinci ve üçüncü gezimizi de finanse etti.

Üçüncü gezimizde, korkunç kum fırtınaları atlattık. Kamp yerimiz, iki defa yerle bir oldu. Geceleri bile ısı, hiçbir zaman 40 derecenin altına inmedi. Ayrıca gece yatarken başucumuzda 2 litrelik termos duruyordu. Çünkü kuruyan boğazımız bizi her saat başı uyandırıyordu.

Wabar bölgesi, 500 metre eninde, 1000 metre uzunluğunda. En az üç krater bulunuyor. Philby tarafından bulunmuş iki kraterden, büyük olanın çapı 116 metre, küçüğünün çapı ise 64 metre. Wynn tarafından, ikinci gezimiz sırasında bulunan krater ise 11 metre eninde. Neredeyse hepsi kumla dolmuş durumda. Kraterlerin kenarlarına baktığımızda, kum yığınlarından ibaret olduğunu görüyoruz. Çarpmanın etkisiyle kratere gömülmüş beyazlaşmış kayalar, kabalaşmış kum kayaları, çok miktarda siyah camsı topaklar ve bir miktarda demir nikel parçaları var. Bu kumlu krater kenarları tekerlek izleriyle kolayca bozulabiliyor.

Jeologlar, bir kraterin meteroit çarpması sonucu mu oluştuğunu, yoksa bir erozyon veya volkanik bir patlamadan mı kaynaklandığını, kayalardan geçen şok dalgalarının bıraktığı işaretlere bakarak anlıyorlar. Wabar bölgesindeki kayalar, bu testi geçtiler. Kayalar, diğer kum taşlarında olduğu gibi ince tabakalara ayrılmış, fakat bu kayalarda bulunan ince tabakalar, şerit şeklindeki boşluklarına serpilmiş, kaynamış kum içeriyor.

Bazen bu tabakalar, eğilmiş bükülmüş durumda bulunuyor. Birleştiklerinde ise katlanmış bir görünüm oluşturuyorlar. İşte bu özellik, diğer kum taşlarında bulunmayan bir özelliktir. Bu ince tabakalar, şok dalgasına dik durumda bulunuyorlar. Ayrıca çarpmanın olduğu bölgede, bir çeşit şoka uğramış quartz olan "coesite" bulunuyor ki, bu madde ancak nükleer patlama bölgeleri ya da meteor sitelerinde bulunur. X ışını kırılma deneyleri, coesitlerde olağan dışı bir kristal yapı olduğunu gösterdi. Bu aşırı derece de bir basınca işaret ediyordu.

Çarpmanın etkisi, güneydoğu kenarlarda yoğunlaşıyor. Kraterin kuzey ve batı kenarlarında ise yok denecek kadar az. Asimetri, bize vuruşun meyilli olduğunu gösteriyor. Gelen obje, kuzeybatıdan 22-45 derecelik bir açıyla gelmiş. Bölgedeki iki farklı tipteki kaya, bizlere bu vuruşun hikayesini anlatıyor. Metoroit bileşenleri olan demir ve nikel elementleri, çölde bulunmazlar. Oysa Wabar'da bu elementler iki formda bulunmuşlardır.

Bunlardan birincisi, kumun altında bulunandır. Paslıdırlar ve 10 cm çaplı küçük top formundadırlar. Elde bile kolayca parçalanabilirler. Bir bilim adamı bunlara, "pürtüklü toplar" adını vermiştir. Yüzeyde bulunan demir parçaları ise genelde düzdür. Siyah çöl cilası ile kaplıdır. En büyük demir-nikel parçası 1965'de bulunmuş adına da deve hörgücü denmiştir. Hali hazırda Riyad'da, Kral Saud Üniversitesinde sergilenmektedir. Yassı bir koni şeklinde olan bu parça, 2,43 ton ağırlığındadır. Büyük ihtimalle, ana meteorun çarpışmadan önce kırılan bir parçası olabilir.

Wabar'daki diğer bir tip kaya da, tuhaf siyah cam kayalar. Camsı kayalar, özellikle çarpmanın olduğu bölgede bulundu. Bunların, kraterden sıçrayan erimiş maddenin kabarcıkları olduğu düşünülüyor. Wabar kraterlerinin kenarlarında bulunan siyah camsı kayalar, ilk bakışta Hawai'de lavların soğumasıyla oluşan sicim gibi, buruşuk kıvrık kayalara benziyor. Kraterden uzaklaştıkça, cam topaklar küçülüyor ve birer damlaya benziyorlar. Kraterin 850 m kuzeybatısında bulunan topaklar, ancak birkaç milimetreye ulaşabiliyorlar. Eğer bu mesafenin ötesinde topaklar varsa bile, kum tepeleri onları örtmüş olmalı.

Kimyasal olarak analiz edildiğinde, bu camın özünde %90 yerel kum %10 da demir ve nikel elementleri bulunuyor. Erimiş kum matrixinde, demir ve nikel mikroskobik kürecikler olarak gözlemleniyor. Camsı kayaların dağılımı, meteroitin çarpması sırasında rüzgarın güneydoğudan estiğini gösteriyor. Bu bölgede rüzgar, yılın on ayı kuzeyden eser. Fakat ilkbaharda rüzgarın yönü güneydoğuya döner. Körfez savaşı sırasında en çok bahar aylarındaki kum fırtınalarından endişe ediliyordu. Burada güneşin batmasıyla başlayan rüzgar ancak gece yarısı sakinleşir.

Wabar'daki siyah ve beyaz kayalar, bize aynı zamanda oluştuklarını gösteriyorlar. Büyük vuruş kumda oldu. Olayın yeraltındaki bazal kayayı delip geçtiğine dair elimizde hiçbir kanıt yok. Araştırmalarımızda 30 km lik bir alanda yeryüzüne çıkabilmiş bir kayaya rastlayamadık. Keşiflerimizde topladığımız deliller ve bazı bilim adamlarının modellemeleriyle şu aşağıdaki sonuçlara ulaştık:

Meteroit kuzeybatıdan dar bir açıyla geldi. Ya akşamüstü ya da akşamın ilk saatlerinde, muhtemelen ilkbaharda yere çarptı. Diğer meteroitlerde olduğu gibi, atmosfere saniyede 11-17 km arası hızla girdi. Meyilli bir yol izlemesi sebebiyle, atmosferde ilerlemesi düz bir yol takip eden meteora göre daha uzun sürdü. Bu nedenle, hava direncinin meteroit üzerinde çok büyük etkisi oldu. Havanın aerodinamik direnci, düşen objenin daha yoğun bir hava içindeymiş gibi alçalmasına yol açar. Çoğu meteroitte, havanın aerodinamik direnci, taşın dayanıklılığını 8-12 km yükseklikte baskılar ve meteroit havada patlar.

Wabar meteroiti ise demir ağırlıklıydı ve daha uzun süre yekpare kaldı. Dört parçaya ayrılıp, hızının yarıya inmesine rağmen, hesaplamalar vuruş hızının saniyede 5-7 km olduğunu gösteriyor. Bu da, 4,5 kalibrelik bir silahın mermisinden 20 kat daha hızlı olduğunu gösterir.

Meteor boyutu, krater genişliği ve çarpma hızı arasındaki bağıntıya dayanan teorik modellemeler, balistik deneyler ve nükleer patlamalardaki gözlemler yardımıyla yapılandırılır. Wabar'a çarpan en büyük objenin çapı 8-9,5 m'dir. Hızı 5-7 km/sn'dir. Orjinal meteroitin ağırlığı en az 3300 tondur. Orjinal kinetik enerjisi 100 kilotondur. Havada parçalandıktan sonra en büyük parçanın kinetik enerjisi, 9-13 kilotondur. Bu da, Ubar'a vuruşun Hiroşima bombasıyla kıyaslanabilecek bir patlama olduğunu gösterir.

Çarpma noktasında meteor parçalarıyla, lokal kumdan oluşan koni şeklinde bir örtü havaya püskürdü. Bu akışkan, siyah camsı kayaları oluşturdu. Erimiş kayanın, akkor halindeki örtüsü, meteroit yere temas eder etmez, hızla genişledi ve meteroitin kendisi ise, ilk birkaç mili saniyede sıkıştı ve düzleşti. Bir şok dalgası meteroiti sürükledi. Geride kalanlar ise küçük parçalar halinde saçılıp, kıymık kıymık oldular. Bazı parçalar, bu örtü tarafından yutuldu. Fakat çoğu kaçtılar ve kumda 200 m aşağıya indiler. Bunlar orijinal meteroitin bozulmamış kalıntılarıdır.

Bir şok dalgası da, aşağı doğru hareket etti ve yukarıdaki kumu karıştırarak ısıttı. Cam topakların içerdiği demirin kuma oranı gösteriyor ki, eriyen kumun hacmi meteorunkinden 10 kat fazladır ve bu oran 27 m yarıçaplı bir küre için geçerlidir. Bu hacmin dışına çıkıldığında, şok dalgasının etkisi zayıflamaktadır. Artık kumu eritemeyen şok dalgası, ancak onu yoğunlaştırarak küçük kayalar haline getirebilir.

Bundan sonra şok dalgası, yüzeyin püskürmesine neden oldu ve bu olduğunda kumtaşı, köpüğümsü camla yeniden etkileşime girdi. En büyük krater, 2 saniyenin biraz üzerinde oluştu, en küçüğü ise 1 saniyenin 4/5'inde oluştu. İlk başta kraterler daha büyüktü bu ise geçici bir durumdu, çünkü birkaç dakika sonra, gökyüzünden geri dönen materyal kraterlerin hacmini azalttı. En büyük geçici krater, büyük ihtimalle 120 m çapındaydı. Orada bulunan tüm kum, bir mantar bulutla süpürülüp, binlerce metre havada yükseldi ve muhtemelen stratosfere ulaştı .

Peki tüm bunlar ne zaman oldu? Fizyon izi analizi ile yapılan deneylerde, tarih 6400 yıl önce olarak saptandı. Bu sonuçlar British Museum ve Smithson Enstitüsüne ait sonuçlardır. Farklı tarihlerden de bahsedilmektedir.

2007

Kaynak: Scientific American, çev. Gökben Coşkun, yaklasansaat.com, Kasım, 1998.

 


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.