Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com




 

Eski Kavimler/Ad Kavmi/ Ad-ı İrem ve Hadramiler(Adramiler)

AD-I İREM VE HADRAMİLER(ADRAMİLER)

Günümüzde bazı tarihçiler, Ad Kavmi'nin, bir değişim süreci içine girdiğini ve tarih sahnesine tekrar çıktığını söyler. Ohio Üniversitesinde araştırmacı olan Dr. Mikail H. Rahman, Ad Kavmi'nin, Güney Yemen'de yaşamış bulunan dört kavimden birisi olan Hadramilerin ataları olduğunu söylemektedir. Ortaya çıkışları MÖ 500'lü yıllara rastlayan Hadramiler, "Şanslı Araplar" olarak nitelendirilen insanlar içinde en az bilinenlerdir. Bu kavim, çok uzun bir süre Güney Yemen bölgesinin kontrolünü elinde tutmuş, uzun bir zayıflama sürecinin sonunda da MS 240 yılında tamamen ortadan kalkmıştır.

Hadramilerin, Ad Kavmi'nin torunları olabileceğinin bir belirtisi, bunların isimlerinde gizlidir. MÖ 3. yüzyılda yaşamış Yunanlı yazar Pliny, bu kavimden Adramitai -bu kelime Hadrami demektir- olarak bahsetmektedir. Adramitai kelimesinin isim hali ise Adram'dır. Kur'an'da, Ad-ı İrem olarak geçen bu kavmin isminin, Adram haline dönüşmüş olması muhtemeldir.

Yunan coğrafyacı Batlamyus (MS 150-160) da, Adramitai isimli kavmin yaşadığı yer olarak, Arap Yarımadası'nın güneyini gösterir. Nitekim bu bölge, yakın bir tarihe kadar da Hadramut ismiyle çağrılmıştır. Hadrami Devleti'nin başkenti Sabwah, Hadramut vadisinin batısında yer almıştır. Ad Kavmi'ne elçi olarak gönderilmiş olan Hz. Hud'un mezarının burada olduğu söylenir.

Hadramilerin, Ad Kavmi'nin devamı olduğu düşüncesini güçlendiren bir diğer etken, bunların zenginlikleridir. Yunanlılar, Hadramileri dünya üzerindeki en zengin ırk olarak nitelendirmişlerdir. Tarih kayıtları, Hadramilerin, o çağların değerli bitkisi frankinscein tarımında çok ileri gittiklerini söylemektedir. Bitkinin yeni kullanım alanlarını bulmuşlar ve kullanımını yaygınlaştırmışlardır.

Hadramilerin başkenti olduğu bilinen Sabwah'ta yapılan kazılarda bulunanlar oldukça ilginçtir. 1975 yılında başlanan kazılarda, yoğun kum yığınları sebebiyle arkeologların kentin kalıntılarına ulaşması son derece zor oldu. Kazılar sonunda elde edilen bulgular şaşırtıcıydı; çünkü ortaya çıkartılan antik şehir, o güne kadar rastlanılanların içinde en muhteşemlerinden bir tanesiydi. Şehri çevreleyen kalenin duvarları, Yemen'de bulunanların arasında, en kalın ve en kuvvetli olanıydı. Krallık sarayının ise harabe halinde olmasına rağmen, bir zamanlar muhteşem bir bina olduğu anlaşılmaktaydı.

Hadramilerin, bu mimari üstünlüklerini, ataları olan Ad Kavmi'nden miras aldıkları varsayılabilirdi. Nitekim Hz. Hud, Ad Kavmi'ni uyarırken onlara şöyle demişti:

Siz, her tepeye bir anıt-alamet inşa edip, oyalanıp eğleniyor musunuz? Büyük ve sağlam yapılar yaparak, kalıcı (ebedi) olacağınızı mı, umuyorsunuz?

[ŞUARA(26)/ 128-129]

Sabwah'da bulunan yapıların bir başka dikkat çekici özelliği de gösterişli sütunlardı. Yemen'deki birçok şehirde, sütunlar, kare şeklinde ve yekpare olarak yapılmışlardı. Sabwah'dan çıkartılan sütunlar ise, bölgede bulunan diğer şehirlerin sütunlarına hiç benzemiyordu; bunlar yuvarlak yapılıydılar ve dizilişleri de dairesel şekildeydi. Sabwah halkı, ataları Ad Kavmi'nin mimari tarzını miras olarak almış olmalılardı. MS 9. yüzyılda yaşamış Bizans İstanbul Başpiskoposu Photius, özellikle Agatharacides'in (MÖ 132) yazdığı, "Kızıl Deniz Hakkında" isimli kitabı kullanarak, Güney Arapların ve onların ticari faaliyetleri hakkında birçok araştırma yapmıştı. Photius, bir yazısında şöyle diyordu: "Şu söyleniyor ki; onlar (Güney Araplar), üzeri gümüş ve altınla kaplı birçok sütunlar inşa etmişlerdi. Bu sütunların yerleştirilişi de görülmeye değerdi."

Photius'un bu ifadesi, doğrudan Hadramilere işaret etmese bile, bu bölgede yaşayan halkların zenginliğini ve mimari alanındaki gelişmişliğini göstermesi bakımından dikkate değerdir. Yunanlı klasik yazarlar Pliny ve Strabo'da, bu şehirlerden "çarpıcı güzellikte tapınaklar ve saraylarla bezeli" yerler olarak, bahsetmektedirler.

Günümüzde Güney Arabistan'a seyahat eden bir kişinin en sık karşılaşacağı şey, geniş çöl alanları olacaktır. Şehirlerin ve sonradan ağaçlandırılmış bölgelerin dışında kalan yerlerin çoğu kumlarla kaplıdır. Bu çöller, binlerce yıldır burada bulunmaktadırlar. Ancak Kuran'da, kavmini uyaran Hz. Hud, onlara, Allah tarafından bahşedilmiş olan pınarlara ve bahçelere dikkat çekmektedir:

Artık Allah'tan korkup(sakının) ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeylerle, size yardım edenden korkup(sakının). Size hayvanlar ve çocuklar (vererek) yardım etti. Bahçeler ve pınarlar da. Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum" demişti.

[ŞUARA(26)/ 131-135]

Ama belirttiğimiz gibi Ubar veya bölgede Ad Kavmi'nin yaşaması muhtemel olan herhangi bir yer, bugün tümüyle çöllerle kaplıdır. Öyleyse Hz. Hud, neden kavmini uyarırken bahçeler ve pınarlardan söz ediyor?

Tarihsel kayıtlar, günümüzde çölleşmiş bulunan bu yerlerin, bir zamanlar oldukça verimli ve yeşil bir toprak olduğunu göstermektedir. Bölgenin büyük bir kısmı, günümüzden birkaç bin yıl öncesine kadar, Kur'an'da anlatıldığı gibi, yeşil alanlarla ve pınarlarla kaplıydı. Bölge halkları da bu nimetlerden faydalanıyordu. Ormanlar, bölgenin sert iklimini yumuşatıyor ve yaşamaya daha uygun hale getiriyordu. Çöl yine vardı, ancak günümüzdeki kadar geniş bir alan kaplamıyordu. Güney Arabistan'da, Ad Kavmi'nin yaşadığı bölgelerde bu konuya ışık tutacak önemli ipuçları elde edildi. Bunlar, bölgede yaşayan kavimlerin, gelişmiş bir sulama sistemi kullandıklarını gösteriyordu. Bu sulama sistemi, tek bir amaca hizmet ediyor olabilirdi: Sulu tarım. Günümüzde yaşamaya elverişli olmayan bu bölgelerde, insanlar bir zamanlar tarım yapıyorlardı.

Uydudan çekilen resimlerde, Ramlat at Sab'atayan isimli bir yerleşim bölgesinde, çeşitli sulama kanalları ve baraj kalıntıları bulunmuştu. Bu yapıların şekilleri ve boyutları, bunların bu bölgede yaşayan 200.000 kişilik bir topluluğa yetecek kadar büyük olduklarını gösteriyordu.

Araştırmayı yürüten arkeologlardan Doe şöyle demişti: "Ma'rib çevresinde bulunan alan o kadar verimliydi ki, bir zamanlar Ma'rib ve Hadramut arasında kalan bölgede, çok verimli bir tarım yapıldığı söylenebilir."

Yunanlı klasik yazar Pliny de yazılarında, bu bölgede bulunan verimli topraklardan, sislerle kaplı, ağaçlıklı dağlardan ve kesintisiz uzanan ormanlardan bahsediyordu. Hadramilerin başkenti Sabwah yakınlarında, erken döneme ait bazı tapınaklardaki yazıtlarda, bu bölgede hayvanların avlandığından ve bunların kurban edildiklerinden söz ediliyordu. Bütün bunlar, bu bölgede bir zamanlar çöllerin yanı sıra, verimli toprakların da geniş bir alan kapladığını gösteriyordu.

Bir bölgenin çölleşmesi için geçerli olan süre, çeşitli araştırmalara konu olmuştur. Bunlardan biri, Smithsonian Enstitüsünün Pakistan'da yaptığı araştırmadır. Ortaçağ'da verimli bir arazi olduğu bilinen bir bölgenin günümüzde 6 metrelik bir kum tepesine dönüştüğü görülmüştür. Kumlar, günde 15 cm kadar kalınlaşabilmekte ve böylece en yüksek yapıları bile zaman içinde yutabilmekte; bunları sanki hiç var olmamış gibi örtebilmektedir. Yemen'de Timna bölgesinde 1950'li yıllarda başlatılan kazılar sonucu ortaya çıkartılan yapılar, günümüzde tekrar kumlara gömülmüştür. Mısır piramitleri de bir zamanlar tümüyle kumlar altındaydı ve ancak çok uzun süren kazılar sonucunda, tekrar yeryüzüne çıkartılabilmişlerdi. Kısacası bu bölgede, uzak geçmişte çok güçlü ve gelişkin toplulukların yaşadığını söyleyebiliriz.

Gökben Coşkun
yaklasansaat.com

2007

Kaynaklar:
1) N.Groom, Frankincense and Myrrh, Longman, 1981.
2) J.Chwaszcza, Yemen, 4PA Press, I992.


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.