Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com




 

Dünyamız/ Volkanlar/ Taşlaşmış İnsanlar Şehri: Pompei/ Roma Dini: Soyut Paganizmden "Putperestliğe"

ROMA DİNİ: SOYUT PAGANİZMDEN "PUTPERESTLİĞE"

Roma kolezyumu (büyük arena).

İnsanlık tarihinin, bilinen en uzun süreli devleti Roma, MÖ 753'de kuruldu. MS 395'de, batı ve doğu olarak ikiye ayrıldı. Batı Roma İmparatorluğu, MS 476'da, Doğu Roma İmparatorluğu ise, MS 1453'de, Fatih Sultan Mehmet tarafından yıkıldı.

Yaklaşık 2000 yıl tarih sahnesinde kalan Roma; hukuk, din, ahlak ve kültürü ile günümüz Batı Medeniyeti’ni etkilemiştir. Roma hukukunu, dinini ve kültürünü anlamak-araştırmak; bir bakıma, Batı Uygarlığı’nın düşünce temellerini anlamak anlamına gelmektedir.

Ayrıca Antik Roma İmparatorluğu, günümüzde, Yeni Dünya Düzeni kurmak isteyen Küresel Güçler'in, ilham kaynağıdır. Bu güçlerin amacı, yeni bir "Dünya Devleti"; yani, yeni bir Roma kurmaktır. Avrupa Birliği ve bu birliğe entegre edilecek olan Küresel ABD, çağdaş Roma İmparatorluğu'nu oluşturmuş olacaktır. O halde Avrupa Birliği'nin; yani geleceğin Roma'sının; din anlayışını ve felsefesini etkilemekte olan Roma Dini'ni gözden geçirmeliyiz.

Etrüks tanrısı (duvar resmi)

YERLİ PAGANİZMİ: DOĞU KÜLTÜ ETKİLİYOR

MÖ 7. yüzyılda, merkezi İtalya’da ortaya çıkan Roma İmparatorluğu; farklı inançlara sahip çok sayıda yerli kavimler, Anadolu’dan gelen Etrüskler ve Güney İtalya’daki eski Yunan sömürgesi halklardan oluşmuştur.

Roma Dini; başlangıçtaki yerli paganist geleneğine; krallık, cumhuriyet ve imparatorluk dönemlerinde, sömürgeleştirilen toplumların, putperestlik ritüel ve inançlarının da katılmasıyla, ortaya çıkmıştır.

Roma; Mısır, Mezopotamya, Hint, Anadolu, Helen(Yunan) coğrafyalarının barındırdığı; İlk Çağ'ın putperest dinlerini, bu bölgeleri işgal ettikçe, merkezi İtalya'ya taşımıştır.

Yakın dönem araştırmaları, Roma Dini'ne, Hint etkisini; Veda öğretisi ile olan benzerliğini ve Doğu’nun putperest dinleri ile olan ilişkisini, açıkça ortaya koymuştur.

ROMA DİNİ'NİN BAŞLANGICI: GEÇİRDİĞİ AŞAMALAR

Roma Dini'nin başlangıcı; büyünün en önemli ritüel olduğu, dini kuralların oluşmadığı, sınırları belirsiz bir dönemdir.

Yunan ve Anadolu etkisinden önceki bu dönemde; Romalılar, olağan veya olağanüstü tabiat olaylarını ve bu olayların arkasında "vehmettikleri gizli güçleri", tanrılar edinmişlerdir.

Romalıların bu dönemde; Helenler'de(Yunan'da) olduğu gibi; tanrı tasvirleri, putları, tapınakları yoktu. Evlerinin ocaklarını, kilerlerini, koruları, mağaraları, su kaynaklarını; tanrılarıyla "iletişim ve tapınma yeri" olarak kullanıyorlardı.

Roma Dini'nde bir sonraki aşama; ilkel kabile dini veya Latium köylü dini olarak adlandırılan; aile içi din kültlerinin oluşumudur. Aile içindeki bu düzen, Roma’nın kentleşmesi ile birlikte, bir sistem oluşturmuş ve tarımsal kült oluşumu değişerek; devlet dininin temellerini meydana getirmiştir. Aile içi soyut tanrılar, artık devletin koruyucu tanrılarıdır. Aile içiyle sınırlı tapınma törenleri, Devlet'in resmi törenleri haline gelmiştir.

Roma Dini, Etrüsk Krallığı ve daha sonraki Cumhuriyet döneminde; dışa açılmayla birlikte farklılaşmıştır. Böylece, geleneksel soyut paganizm, müşahhas putperestliğe adım atmıştır.

Romulus ve Remus'u emzirdiği iddia edilen dişi kurt.

SOYUT PAGANİZM: SOMUT PUTPERESTLİK

Bu başlangıç, soyut paganizm, Helen tanrıcılığı ve mitolojisi, Hint, Mısır, Mezopotamya ve Anadolu putperestliği ile birleşerek, Roma Dini'ni oluşturdu. Senatörlerden oluşan din adamları sınıfı, tapınaklar ve putlar da, böylece ortaya çıktı.

Helen topraklarının, MÖ 146'da ele geçirilmesiyle; Yunan tanrıcılığı, felsefe ve kültürü, Roma’yı etkilemiştir. Yunan putperestliği ve felsefesi, Roma elit tabakası ve halkı arasında hızla yayılmıştır.  

Etrüsk döneminde, şehirlerde adlarına tapınaklar kurulan, "Tinia, Uni, Menrva" üçlü tanrıları, daha sonra Yunan tanrıları "Zeus, Hera, Athena" ile özdeşleşmiştir. Bunlar, "Jüpiter, Juno, Minerva" olarak isimlendirilmiştir.

Diğer Yunan tanrıları; Poseidon(Atlantis'in de baş tanrısı), Selena(ay tanrısı), Hades(yeraltı tanrısı), Afrodit(aşk tanrısı) ve Ares(savaş tanrısı)dir. Bunların Roma'daki karşılıkları; yani isimleri ise sırasıyla; Neptun, Luna, Pluton, Venüs ve Mars'tır. Roma ordusunda görev alan bir subay, tapınağa gider. Rahib aracılığıyla, yüzüne kan sürülerek, düşmanlarına karşı savaş tanrısı Mars'dan yardım ve lanet diler. Roma ordusu, savaşlarda, Mars'a bağlılıklarını bildirerek; bu Mars masklı şeytandan yardım ister, hep bir ağızdan haykırır.

Diğer Yunan tanrıları da, zamanla farklı isimlerle, Roma putperestliğinde yerlerini almışlardır. Roma’nın geleneksel cinsiyetsiz tanrıları, Yunan etkisi ile cinsiyet kazanmış; soyları, aşk öyküleri, kavgaları olmuştur. Romalılar da, Yunanlılar gibi, önemli gördükleri kişileri ve olayları kutsallaştırarak; tanrılarının sayısını artırmışlardır. Roma’nın kuruluşu, kutsallaştırılmış; kurucusu Romulus’da tanrılaştırılmıştır. Ayrıca Satürunus da, çiftçilerin tanrısı olarak bilinir.

DİN: RESMİLEŞİP-KURUMSALLAŞIYOR

Zamanla Roma Dini, tümüyle kurumsallaşmış ve devlet kontrolüne girmiştir. Bu aşamadan sonra, işgal edilen ülkelerden getirilen tapınma kültleri, devlet denetimine tabi olmuştur. Devlet dinine ve siyasetine uygun olmayan tapınma kültleri, elenmiş ya da uygun hale getirilmştir. Bu durum, bundan sonraki dönemin, karakteristik bir özelliğidir.

Augustus(MÖ 27- MS 19), Roma Dini'nin, kurumsallaşıp- resmileşmesinde önemli rol oynamıştır. Augustus, Hint-Avrupa köklerinden gelen Roma geleneğine bağlı olmasına rağmen; kapıyı, paganist yeni kültlere açık tutmuştur. Roma geleneklerini, Helenistik öğelerle kaynaştırmıştır. Bu dönemde, din adamları, devlet tarafından seçilip, görevlendirilmiş; dini kurumlar, Roma' ya; imparatora hizmetle, mükellef tutulmuştur.

Genel olarak tüm doğu dinlerinde görülen; imparator, kral veya firavunların ilahlaştırılması, Roma'da Caesar(Sezar) ile başlamıştır. Sezar'dan sonraki imparator ve aileleri, hayattayken tanrılaştırılmışlardır. Başlangıçta, putlara tapınan halk, daha sonra bu kurumları kendi bünyesinde toplayan imparatora yönlendirilmiş ve imparator da, putlaştırılmıştır.

Devletin, din üzerindeki kontrolü ve baskısı, zaman zaman artmıştır. İmparator Tiberius döneminde, Roma'da, Mısır ve Yahudi dini yasaklanmış; bu dine girenlere, ağır cezalar verilmiştir.

ROMA‘DA: " BÜYÜCÜLÜK, KEHANET, FAL"

Roma’da; sihir, falcılık, kehanet ve büyücülük kurumsallaşmış ve Roma Dini'nin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Büyücülük-kehanet, tüm çok tanrıcı eski uygarlıkların, ortak temel özelliğidir.

Büyüler, büyülü muskalar, çeşitli sihirler, geniş halk kitleleri tarafından çok sık baş vurulan ritüellerdir. Büyü ile uğraşan insanlara, halk ve Roma imparatorları, önem vermişlerdir. İmparator Klaudius, bu konu da bir okul açmıştır. Hadrianus ise bizzat büyü ve astroloji ile uğraşmıştır. Putperestliğin ve onun ayrılmaz bir parçası olan büyücülüğün kökleri, elbette Şeytana(İblise) ve onun avanesine dayanmaktadır.

Augur: kuşların yiyişine bakarak, kehanette bulunan kahin kadın.

Kırık çıkıkların tedavisi, köpek ısırmaları, baştaki yaralar- urlar, cinsel hastalıklar, kişisel rekabet ve çiftçilikte; kısacası hayatın her alanında, büyüye, yaygın bir şekilde başvurulmaktaydı. Roma’da, Cumhuriyet ve İmparatorluk dönemlerinde, büyüler, konularına göre sınıflandırılmış ve kurallarını içeren bir büyü terminolojisi oluşturulmuştur. Mahkemelerde, rakiplerini sindirmeye yönelik büyüler ve aşk büyüleri davaları görülmüştür. Roma Devlet Dini'nde ve halkın sosyal yaşamında, büyü alışkanlığının, ne kadar önemli bir yer tuttuğu, arkeolojik bulgularla kanıtlanmıştır.

HAYVAN KARACİĞERİ: TANRILARLA İLETİŞİM

Tabiat olaylarını, kehanetle yorumlamak, bazı kutsal saydıkları hayvanların iç organlarına, ya da kuşlara bakarak; Roma’nın, siyasal, sosyal, askeri politikasıyla ilgili kehanette bulunmak; din adamlarının görevlerindendir.

Tanrıların, duaları kabul edip etmedikleriyle ilgili işaretleri yorumlayan kişiler; senatörler ya da yüksek devlet memurları arasından seçilirdi. Bu kişilere, gözlemledikleri işaretlere göre isimler verilirdi.

Kartalların, akbabaların uçuşuna, tavukların, bazen de ineklerin yeme şekline bakarak kehanette bulunanlara,"augur"; "kuş bilimci" denirdi. Etrüsk dininden hareketle, hayvanların iç organlarına bakarak kehanette bulunanlara ise, "haruspex" adı verilirdi. Bu kişiler, hayvanların iç organlarına bakarak; tanrıların, kendilerinden ne istediğini bulmaya çalışırlardı.

Roma tarihçisi Titus Livius, (İÖ 340) yılında; "Roma ordusunun, savaşmadan önce bir kurban adadığını; haruspex’in, bu kurbanın karaciğerini inceleyerek; o dönemin konsülü Decius’a, tanrıların kendi yanlarında olduğunu söylediğini ve bunun üzerine, Roma ordusunun savaşa girdiğini" yazar.

TANRILARA: "KURBAN VE YİYECEK TAKDİMİ"

İS 1. yüzyılda: Üçlü-kurban töreni; boğa, koyun, domuz. (Louvre Müzesi). Aynı şekilde köpekleri kurban ediyorlardı.
İç organ inceleyen kahin: "haruspex" (İÖ 5. yy).

Kurban törenleri, Roma Dini'nin en önemli ritüelleridir. Bir taraftan, icad ettikleri tanrıların, öfkelerini dindirmek, diğer taraftan da, tanrıları memnun etmek için kurban takdim etmektir. Bu takdimede; çeşitli hayvanlar, yiyecek- içecekler sunulurdu. İmparator Augustus zamanın da yaşamış Verrius Flaccus‘a göre, liste şöyledir; "has buğday, mısır unu, şarap, mayalı ekmek, kuru incir, peynir, bulgur, susam, yağ, pullu balıklar. Hayvanlardan da domuz, sığırlar, koyun ve köpekler."

Bu listenin dışında, tanrılar yesin-içsin diye daha başka yiyecekler sunulmuştur. Örneğin, süt, bu yiyeceklerin en önemlilerindendir. Ilık süt, en eski tanrıçalardan Pales’in hoşuna giderdi.

Erkek kurbanlar, tanrılara, dişi kurbanlar ise tanrıçalara sunulurdu. Göksel tanrılara, açık renk tüylü, yeraltı tanrılarına ise, koyu renk tüylü hayvanlar kurban edilirdi. Bazı tanrıların ise, özel kurbanları vardı. Jüpiter, iğdiş edilmiş boğa, Apollon, Mars, Neptunus ise, el değmemiş boğa isterdi.

Boğanın, balyozla kurban edilişi. (Vespasian tapınağı, Pompei)

TANRILAR ONAYLAMAZSA: "KURBANA DEVAM"

Kurban, süslenip, boynuzları yaldızlanarak tapınağa götürülür. Kafası, tuzlu has buğday ununa batırılarak, şarap sunulurdu. Sonra hayvanın alnına, çekiç, balyoz veya balta ile vurulur, hayvanın kanı, sunağa sürmek için bir kap içerisinde biriktirilirdi. Eğer bu işlemler sırasında, hayvan direnir veya kaçarsa, bu kötüye yorumlanırdı.

Tanrıların razılığı için, iç organlara bakılır. Şayet iç organ falının sonuçları kötü çıkarsa, yeni bir hayvan daha kesilirdi. Roma senatosu, İÖ 176'da aldığı bir kararla; bu konuyla ilgili kesin kuralı ortaya koymuştu:

"Tanrıların rızası alınıncaya kadar, yetişkin kurbanlar keserek törene devam edilmelidir."

LANET, BÜYÜ VE KAN TAKDİMİ

Parçalanan kurban etlerinden, daha çok kan içeren bölümleri alınırdı. İlahlarına sunulmak üzere, kanla yıkanmış sunak üzerinde yakılırdı. Kurban sahibi ve yardımcıları, tanrılara sunulan parçalardan artanları, yiyebilirdi.

Sıradan insanların özel tanrıları olduğu gibi, Soyluların, özel mabetleri vardı. Bu özel mabetlerde, tanrı ve tanrıçalardan oluşan maske-putlar bulunmaktaydı. Özellikle düşmanlarına karşı yardım istemek ve lanet için, "cin -şeytanlar"ın meskeni olan bu mabet odalarına gider; düşmanlarına, lanet isterlerdi. Kendilerine ve ailelerine yardım dilemekten daha çok; işlerine ve aşklarına mani olan düşmanlarına, ilahlardan lanet isterlerdi . Bu şeytani ilahlara baş vurarak; "büyü ve lanetleme", toplumun her kademesinde baş vurulan bir yöntemdi.

Dileklerinin gerçekleşmesi için ilahlarına, kurban ve kan adamak; yüzlerine kan sürmek, hatta bir çukura girerek; kurbanın kanıyla bulanmak, yaygın bir ritüeldi. Kurban, sunakları, mabetleri ve kişileri, kanla yıkamak ve adeta kan takdim etmekti.

YUNAN "SİBYLLA KİTAPLI BÜYÜCÜLÜĞÜ": ROMA'DA

Yunan Dini'nden, Roma'ya aktarılan bir büyücü kültü de, Sibylla'nın Kitapları ve Sibyl Rahibeleri'dir. Roma’nın bu kitaplarla tanışması, İÖ 367 veya daha eski bir tarihtir.

Sibyl adı verilen bu kahin kadınların kitapları, esas olarak Asya orjinli bir kehanettir. Bu kitaplar, Yunan putperestliğine ait putların, birer birer Roma’ya getirilmesine vesile olmuştur. Yaşlı Plinius, bu kitapları şöyle tanımlamıştır:

"Bir kehanet gücü ve semavi dünya ile bir tür görkemli iletişim."

Yunan tanrıları ve ritüellerini de içeren bu kitaplar, Roma’ya getirilerek, Capitolyum‘daki Jüpiter Tapınağı'na konmuştur. Sonra da, Augustus döneminde Palatinus'taki Apollon Tapınağı'na yerleştirilmiştir. Romalılar, askeri bir felaket veya salgın bir hastalığın yol açtığı bunalımlarda, bu kitaplara başvurmuşlardır.

Tanrıça Ceres

FELSEFECİ CİCERO: "TANRIÇA CERES'İ YATIŞTIRDIK"

Nitekim, Roma’nın, Kartaca ile yaptığı savaşta, bu büyü kitaplarına başvurmuşlardır. Romalı felsefeci Cicero, şunları yazar:

"Atalarımız zamanında, devletimiz zor ve sıkıntılı günler geçirirken, Tiberius Gracchus öldürüldüğünde ve alametlerden büyük tehlikelerin, dehşet yaratacağından haberdar olunca; Sibylla kitaplarına başvuruldu ve bu kitaplardan, en eski tanrıça Ceres'in yatıştırılmasının gerektiği anlaşıldı."

Roma'da, bireysel Gizem dinlerine de temel oluşturan Sibylla kitapları, Roma Dini'ne değişik törenler de katmıştır. Bu törenlerde; yiyecek ve içecek doldurulmuş sofraların yanına, tanrı heykelleri yerleştirilerek halka sunulurdu.

Bu törenlerden birisinde de, heykeller-putlar, tapınaklardan çıkartılır, döşeklere yerleştirilir ve halk, başlarına çelenkler takıp, defne dalları taşıyarak, bu döşeklerin arasında dolaşırdı. Soylu Romalı kadınlar da, tanrıların köleleri olarak saçlarını dağıtıp, sunakları süpürürlerdi.

ROMA‘DA: GİZEMCİ –EZOTERİK TARİKATLAR

Resmi Roma Dini'nin karmaşıklığı, hangi tanrı için bu ayinlerin yapıldığına halkın bile şaşırdığı, tören ve uygulamalarla doludur. Şeytani köklere dayanan, dinden başka herşeye benzeyen bu "Din", tam anlamıyla devlet kontrolündeydi.

Çok farklı halklar ve kölelerden oluşmuş Roma'da, aynı şeytani köklerden; eski Yunan, Mısır ve Doğu'dan gelen "gizem dinleri"ninde, oldukça etkili olduğunu söyleyebiliriz. Roma ve Yunan "Gizem Dinleri"nin bazı ortak özellikleri şunlardır:

Gizem Dini'nde, her tarikatın tanrısının öyküsü bellidir; ancak ayrıntılar gizli tutulur. Gizem hikayelerinde; tanrıların, düşmanlarını yendiklerine, yeryüzünü, günahtan kurtardıklarına ve ölümü yenerek yaşama döndükleri anlatılır. Tanrıyla yakın ilişki içine girmek, tanrının sevgisine layık olmak için müritler; bedenlerini aşağılayıp, ruhlarını yüceltmeliler. Gizem tanrıları, insanlar gibi acı çeker ve ölür. Gizem Dinleri'nin bir amacı da, "acı çeken tanrı"nın, acısına ortak olmaktır. Bu amaçla müritler, aç kalır, göğüslerini yumruklar, bedenlerine zararlar verirler.

Birçok gizem tarikatı, Roma eşrafı arasında taraftar bulmuştur. Phrygia kaynaklı Cyble gizemleri, Trakya kaynaklı Orpheuscu öğretilerle bezenmiş Bacchus gizemleri, Yunan ceres ve kızı Persephone ile ilgili Elusis gizemleri, Mısır’dan gelen İsis ve Osiris gizemleri, Persler’in tanrısı Mithra ile ilgili Mithras gizemleri.

Bu gizemli şeytani tarikatlardan, sadece ikisine yer verebileceğiz. Özellikle, Roma'nın vahşi insan felsefesine uygun olan "Bacchus gizemi" ve bugünün Hıristiyani New Age tarikatlarını çağrıştıran "Mithras gizemi". Bu iki tarikata da, soylular, tüccar ve askerler rağbet etmekteydi. Ayrıca Pompei'de de bu şeytani tarikatlarla ilgili arkeolojik kanıtlar bulunmuştur.

Pompei'de bulunan, "Bacchus ayini"ni gösteren duvar resmi.

BACCHUS TARİKATI

İnsana, tanrısallığı ve ölümsüzlüğü vereceğini iddia eden bu tarikatın, vahşi ayinleri ve törenleri vardı. İnsanın, dizginlenemez yanını simgelediği ifade ediliyordu.

Şarap, tanrıları ile bağlantı kurmayı kolaylaştırdığından; müritlerin, sürekli sarhoş olmaları gerekiyordu. Sarhoşluk ortamındaki ayinlerde, her çeşit rezalet vardı. Özellikle kadın müritlerin, müzik ve dans eşliğinde, kendilerinden geçmeleri, çok taraftar çekiyordu.

Roma’da önceleri, gizli gizli kutlanan törenlerde; şarap içilir, et yenir, her türlü ilkel davranışlar ortaya çıkardı. Genç kızlar ve oğlanlar kendilerinden geçer. Dinsel çalgı aletleri, davul ve zillerin çılgınlığı ile, karanlık tünellere girilir ve her türlü çılgınlıklar yapılırdı. Bu tarikata girmek isteyenler, on gün cinsel ilişkiye girmez, çok az yemek yer ve suyla arınarak tapınağa girebilirdi.

"OĞLAN ÇOCUKLARINA TACİZ"

Başlangıçta sadece kadınlar ayine katılabilirken; sonradan erkekler de katılmaya başlar. Ayinlerin, gece yapılması, yaşanan ahlaksızlıkları sınırsız hale getirir. Bacchus ayinlerinin vahşiliği; vahşeti felsefe olarak benimsemiş Romalı yöneticileri bile rahatsız eder. Bu nedenle, İÖ 2. yüzyılda, Romalı yöneticiler, sert önlemler almak zorunda kalırlar.

Titus Livius, bu törenlere engel olmak isteyenlerin, kurban seçildiğini yazmıştır. Bu törenlere katılanların çılgınlıkları, çocuk kaçırmadan, oğlan çocuklarına cinsel tacize ve insanların kurban edilmesine kadar uzanmıştır.

Bacchus tarikatı ile ilgili günümüze ulaşan en önemli arkeolojik kalıntılar, Roma elit tabakasının sayfiye yeri Pompei-Herculaneum bölgesinde, yirmi odalı "gizemler evi" olarak bulunmuştur. İS 79 yılında, Vezüv yanardağının patlamasıyla küller altında kalan bu yer, 1909 yılındaki arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılmıştır.

Mithras Tapınağı

Roma toplumunda, bu gizem tarikatlarının dışında; özellikle yönetici soylular arasında; oğlancılık, lezbiyenlik, ensest ilişki ve her türlü ahlak dışı ve sapkın ilişkiler, oldukça yaygındı. Erkek cinsellik organı, her an sergilenme ve adeta tapınma boyutlarına kadar, taşınmıştı. Ahlakın olmadığı; vahşetin, sınırsız- sapkın cinselliğin egemen olduğu bu toplumun; bencillik, kibir, güç, asalet, para ve her türlü hilekarlık, temel vasfıydı.

MİTHRAS TARİKATI

Roma'nın, gizemli pagan tarikatlarının en önemlilerinden birisi de Mithrasdır. Yakın tarihte yapılan araştırmalarda, uzun yıllar Hint-İran kökenli kabul edilen bu tarikatın, Tarsus kökenli olduğu ortaya konmuştur. Mithra, aracılık anlamına gelir. Anlaşma ve dostluk tanrısı olarak vasıflandırılmıştır. Persçe'de aynı anlama gelen Mihr sözcüğü de kullanılır. Tarsus'a da, Hint-İran kültünden geçme ihtimali oldukça yüksektir.

Bu tarikat, İS 2. yüzyılda, Roma’da, oldukça yaygın hale gelmiştir. Roma'da, arkeolojik kazılarla ortaya çıkan rölyef ve resimlerde, tarikata ait çeşitli tasvirler vardır.

Romalı tüccar ve askerlerden oluşan taraftarları aracılığıyla; İngiltere’den, Filistin’e ve diğer sömürgelere kadar, her yerde, taraftar bulmuştur. Tarsus, bu gizemli tarikatın önemli bir merkezidir. Bu tarikatın Roma’ya taşınmasında, Tarsuslu denizciler, önemli rol oynamışlardır.

Sibylla Tapınağı'nın girişi (Mağara tapınak)

Tarikatın önemli bir özelliği, ayinlerinin, halka açık olmamasıdır. Başka tarikatlara katılanlar, buna katılamazlar. Özel yeraltı mağaralarındaki ayinleri, kuralcılığı ve disiplini, Roma askerlerini kendisine çekmiştir.

"IŞIĞIN-KARANLIKLA MÜCADELESİ(!)"

Mithras, baş tanrı Ahuramazda'nın, yeryüzündeki temsilcisidir. Kötülük tanrısı Ahiraman’ın karşısında yer alır ve onunla savaşır. Bu savaş, iyilikle-kötülüğün, ışıkla-karanlığın; gökyüzüyle-yeryüzünün savaşıdır. Kendisini, Güneşle, simgeleyerek; "her şeyi gören göz" olarak takdim etmiştir.

Bu aslında, İblisin ta kendisidir. Bu, tamı tamına; kahinleri aracılığıyla, ışığın-karanlıkla; yeni enerjinin-eski enerjiyle mücadelesi olarak pazarlanan, çağdaş New Age gizemini çağrıştırır.

Bu tarikatta Mürit adayı, ilk önce bir hazırlık dönemi geçirir. Su içmekten ve et yemekten kaçınır. Daha sonra, Mithras'ın askeri olur. Çeşitli mertebelerden geçerek, tanrısal boyut(!) kazanır.

New Age'ci tarikatlar, bugün bu yalanları, Dünya'nın her yerinde; ışıkçı(!) medyumlar aracılığıyla, kendilerini dinleyen; özellikle Hıristiyan kökenli insanlara tekrarlıyorlar.

"CENNETTEN SÜRÜLMÜŞ MESİH(!)"

Mithras, iyiliğin kazanması ve insanlığın kurtuluşu için, cennetten sürülmüş bir Mesih'tir(!) İnsanların günahını taşıyan ve onların yargıcı olarak dönüşü beklenen kimsedir. Bu yarı örtülü tanımlar, açıkça Şeytanı ya da onun temsilcisi Deccal'i simgelemektedir.

Bu tarikatla, Hıristiyanlık arasındaki felsefi ve kavramsal çakışmalar; ilginçtir. Tarsus, bu dönemlerde, Stoacılığın(panteizmin), adeta Atina-İskenderiye ile yarışan merkezidir. Kanonik İnciller'in arkasında duran Pavlos'un, Tarsuslu bir Yahudi olması da, bizce oldukça anlamlıdır.

Aslı İslam olan Hıristiyanlığın; Roma tarafından kabülü ve giderek Mithras felsefesiyle benzeşmesi; İsa'nın Dini' nin, Roma elinde nasıl bir transformasyon geçirdiğini göstermektedir. Nitekim, Roma, Hıristiyanlığı benimserken; putlarını terketmiş görünüyor. Ancak İsa' yı, bir tanrı olarak kabul ediyor. Onun, "tanrılığı"na karşı çıkan mezhep ve insanlara; hatta incillere savaş açıyor ve Afrika' da milyonlarca insanı katlediyor.

SONUÇ: ROMA PUTPERESTLİĞİNİN ANALİZİ

Roma Uygarlığı, insanı iki boyuta hapsetmiş, tam anlamıyla maddeci-vahşi bir uygarlıktır. İnsanın bu iki boyutundan birisi, fiziksel güçtür. Bu da, sınırsız mide ve cinsellik alt boyutunu içeriyor. İkinci bir boyut ise, insanın ya da Roma'nın şerefi-gururu. Roma insanına baktığınızda, buna ilave edilecek başka bir amacı göremezsiniz. Tabii ki bu iki boyuta, hırs ve kahramanlığı ilave ederek; Küresel Roma Vatandaşı'na ulaşabilirsiniz. Bu sonuç bizi, ABD insan proto-tipine götürecektir. Romalı felsefesi, bugün en iyi, Amerikalı felsefesiyle, örtüşmektedir. O günkü, Roma emperyal askeriyle, bugünkü Amerikan askeri arasında, ilginç bir benzerlik vardır. Bu insan yapısının da, Roma din anlayışıyla, yakın bir ilişkisi kaçınılmazdır. Bu nedenle, Roma putperestliğinin köklerini, kaynaklarını ve karakteristik yapısını şöylece analiz edebiliriz:

1) Roma insanının bu karakteristik özelliği, elbette "din anlayışı"nı da etkiliyecektir. Dünyacı, fiziksel güç peşinde; kaba gururu öne çıkaran bir anlayışın, insani bir mücadele yerine, vahşi bir mücadeleyi ve felsefeyi izleyeceği gayet açıktır. Bu anlamda, Roma Dini'nin, neden kaba putperestliğe dönüştüğü, anlaşılır bir durumdur.

2) Bu başlangıç döneminde; Romalılar, olağan veya olağanüstü tabiat olaylarını; bu olayların arkasında "vehmettikleri gizli güçleri", tanrılar edinmişlerdir. Bu gizli güçler(varlıklar), insanlık tarihi boyunca, insanlığa musallat olmuş cin-şeytanlarıdır. İnsanların cehaletini ve korkularını kullanarak; onları, kendilerinin tanrılar(ilahlar) olduğuna inandırmaktadırlar.

Gelişmemiş başlangıç toplumlarında, basit olan ilişki; toplum gelişip-organize oldukça; mabetler, törenler ve kurbanlarla kurumsallaşmaktadır. Başlangıçta bu "varlıklar"la olan iletişim ve iletişim mekanları, daha doğaldır. Ve bu yerler, varlıkların da(cinlerin de), yaşam alanlarıdır. Buralar; evlerinin ocakları, kilerleri, koruları, mağaraları, su kaynaklarıdır. İşte başlangıçta, "iletişim ve tapınma yerleri" bu şekilde, basit ve doğaldır.

3) Toplum gelişip-organize oldukça, soyut paganizm(çok tanrıcılık), putperestliğe dönüşüyor. Kurallar, ritüeller, mabetler ihdas ediliyor. Cin-şeytanlar, putları, maske olarak kullanıyor. Bu maskların arkasına saklanarak; insanları kendilerine çekiyor ve köle ediniyor. Bu iletişimde putlar, vasıta(aracı) görevi yaparken; din adamları sınıfı(kahinler), halk adına bizzat iletişimi sağlıyor.

Bir tarafta, kendilerini gizleyerek, sadece ruhbanlara(kahinlere) fısıldayan gizli güçler(varlıklar), diğer tarafta onların gücünü kullanarak; toplumda özel bir yer edinen ruhban sınıfı. Ruhbanlar, ya yönetimi ellerinde tutar ya da yönetimin yardımcısıdırlar. Böylece, bu "din" adını taşıyan "alışveriş", sonuçta, hakimlerin yönetimini güçlendiriyor. Hatta zamanla, devlet başkanlarının, kralların tanrılaştırılmasıyla; Roma'daki gibi ilahların(putların), sayısı artıyor.

4) Bu kahin-cin ilişkisinin, aracıları olan putlar ve onların etrafında geliştirilen ilişkiler ağı; şöylece özetlenebilir:

Sonuç olarak bu ilişkide, tarafların yararları ve beklentileri nedir? Ruhbanlar, tanrılar(cin-şeytanlar) ile olan ilişkiden; hertürlü manevi otorite ve yönetime katılma gücü elde ederler. Kendilerini, bir takım doğal olayların veya felaketlerin arkasına saklayan güçler(varlıklar); yani "cin-şeytanların amaçları" ise şunlardır:

a) Esas amaç; insanları hiçbir zaman hakka(gerçeğe) dönemeyecek şekilde saptırmak. Kölesi oldukları İblis'in,"kutsal planı"na hizmet etmek. Saygın ve şerefli bir yaratılışa sahip insanoğlunu, aşağılamak; saygın olmadığını kanıtlamak. Allah'a köle olma şerefini kaybeden insanoğlunu, cehenneme sürüklemek. Tarihi kin ve intikam bu! Bu amaca bağlı kalarak; insanlarla alay etmek, oyun oynamak, kendisine hizmet ettirmek, onlardan yararlanmak. Putları maske yaparak; görünmezlik zırhına bürünerek; ruhbanlarla beraber yiyip-içip eğlenmek, hertürlü çirkin emellerine onları alet etmek. İşte "İblisin ve ordusunun" tarihi amacı ve tarih boyunca işlettiği intikam planı budur.

b) Bu ruhbanlar(kahinler) ile cin-şeytanlar arasındaki ilişkilerde; en önemli vasıtalardan bazıları; kehanet, sihir-büyücülük ve falcılıktır. Tarih boyunca kullanılan bu şeytan işleri, bugün de insanların, dünyevi bir güç kazanma hayaliyle başvurdukları pis işlerdir. Roma’da bu işler, kurumsallaşmış ve Roma putperestliğinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Büyücülük-kehanet, tüm çok tanrıcı eski uygarlıkların ortak özelliğidir.

5) Bu, yakın zamanın en kaba ve traji-komik Roma putperestliğinin kökleri, maalesef insanlık tarihi kadar eskidir. Bugün arkeoloji nereyi kazsa, topraktan tanrılar fışkırmaktadır. Atlantis, Mu, Sümer-Babil, Mısır, Yunan, Nuh, Ad, Semud ve benzeri, tüm eski toplumların çok tanrılı dinleri, aynı karakteristik özellikleri göstermektedir. Adım adım putperestliğin oluşumu; aşamaları, sembolleri, seremonileri, simgeleri hep aynıdır. Gök, Güneş, Yer, Ay, gezegenler, Doğal olaylar-felaketler, iyilik-kötülük, krallar-ruhbanlar v.s; insanoğlu bunlardan etkilenebilir, korkabilir, ancak bunların, bir "mask-put" haline gelmesinde; fırsatçı, görünür-görünmez güçlerin(varlıkların) rolü hep aynıdır.

6) Sonuç olarak, Roma'da ortaya çıkan putperestliğin ve gizemli şeytani dinlerin; eski kavimlerin, putperestlik formlarının ve akıl dışı tapınmalarının bir toplamı olduğunu söylemeliyiz. Bu şeytani saçmalıklar karşısında, aklın, bir kere daha işlerliğini kaybettiğini görmekteyiz. Tüm unsurlarıyla, ibadet şekilleriyle Roma Dini, Sümer-Babil-Akad, Mısır Dini'nin ve özellikle de Yunan- Hint putperestliğinin bir tekrarından ibarettir. Bu kaba paganizmin ve Hıristiyanlık dönüşümünün, bugün, Avrupa Birliği'nin köklerini oluşturduğu gerçeği, önümüzde durmaktadır.

İnsanlık tarihi boyunca, kendisini maskeleyerek, gerçeği, yalanla karıştırarak; insanları kandırma sanatında uzmanlaşmış İblis ve avanesinin, kin planı, işlemeye devam etmektedir. Masonluk, İllimunati,Tapınak Şövalyeleri, Ökültizim, Mistisizm, Sufizm, Scientology ve New Age, vb., bu çağın insanlarının, beynini yıkamaya devam ediyor. Mesajın özü aynı, yöntemler ve vasıtalar benzer.

Dün, insanlık tarihini, putlarla dolduran İblis ve Çetesi, şimdi çağın, İslam'a gözünü kapamış ve teçhizatsız insanının önüne dikilmiş: "siz tanrısınız" diyor. Tarih tekerrür ediyor; cehalet ve gaflet, yine zehirli meyvelerini veriyor.

Şubat, 2008 Dr. Halil Bayraktar
Erdal Nevruzoğlu
yaklasansaat.com

 


 

Kaynaklar:
1- Reginald H. Barrow, Romalılar, çev. Ender Gürol, İz Yy, İstanbul, 2006.
2- Prof. Dr. Halil Demircioğlu, Roma Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara,1998.
3- Çiğdem Dürüşken, Roma'nın Gizem Dinleri, Arkeoloji ve Sanat Yy, 2000.
4-
Yves Bonnefoy, Mitolojiler Sözlüğü, Yayına Hazırlayan; Levent Yılmaz, Dost Kitabevi Yy, Ankara, 2000.
5-
Walter Burkert, İlkçağ Gizem Tapıları, çev. Sina Şener, İmge Kitabevi Yy, Ankara, 1999.
6- Paul Johnson, Yahudi Tarihi, çev. Filiz Orman, Pozitif Yy.
7- Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Sözlüğü, Remzi Kitabevi Yy, İstanbul, 1970.
8- Eutropius, Roma Tarihinin Özeti, çev. Çiğdem Menzilcioğlu, Kabalcı Yy, İstanbul, 2004.
9- Çiğdem Dürüşken, Roma Dini, Türk Eski Çağ Bilimleri Enstitüsü Yy, İstanbul, 2003.
10-
Burak Eldem, Fraternis, İnkılap Yy, İstanbul, 2006.
11-
Süleyman Turan, Pavlus, IQ Kültür Sanat Yy,  İstanbul, 2006.
12-
David Ulansey, Mitras Gizlerinin Kökeni, çev. Hüsnü Ovacık, Arkeoloji Ve Sanat Yy, İstanbul,1998.
13-
William H. McNeill, Dünya Tarihi, çev. Alaeddin Şenel, İmge Yy, Ankara, 2001.
14-
dunyadinleri.com
15-
wikipedia.org


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.