Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com




 

Dünyamız/ Volkanlar(Yanardağlar)/ Taşlaşmış İnsanlar Şehri: Pompei/ Romalı Pliny'nin Mektupları: "Pompei Nasıl Yok Oldu?"

ROMALI PLİNY'NİN MEKTUPLARI: "POMPEİ NASIL YOK OLDU?"

Vezüv'ün ve gölgesindeki şehirlerin uzaydan görünüşü.

24 Ağustos 79'da Vezüv Yanardağı, volkan tepesini tamamen patlatarak, atmosferin kilometrelerce yükseklerine tonlarca erimiş kül, sünger taşı ve sülfürik gazlar kustu. Zehirli gazlardan oluşan bir ateş fırtınası ve erimiş döküntü, komşu Roma tatil mekanları Pompei, Herkulenium ve Stabie'deki canlıları boğarak ilerlemiş ve tüm araziyi yutmuştu. Tonlarca döküntü, insanlıktan geriye hiçbir iz kalmayıncaya kadar caddeleri kapladı. Şehirler, 1749'daki kazıya kadar, gömülü ve keşfedilmemiş bir halde kaldı. Bugün bile devam etmekte olan bu kazılar, Roma İmparatorluğundaki yaşam hakkında fikir vermektedir.

Geçmişten günümüze kadar ulaşmayı başarmış "bir ses", bize felaketi anlatıyor. Bu ses, felaket sırasında amcası Yaşlı Pliny'nin evinde kalan, patlamayla ilgili gözlemlerini ve yaşadıklarını anlatan genç Pliny'ye ait. Yaşlı Pliny, o sırada Napoli Körfezindeki donanmadan sorumlu bir Roma subayı ve aynı zamanda doğa gözlemcisiydi. Yeğeni genç Pliny'nin mektupları, 16. yüzyılda bulunmuştur.

PLİNY'NİN MEKTUPLARI

Olaydan birkaç sene sonra Pliny, arkadaşı Tacitus'a, Ağustos 79'da Pompei'yi yok eden, amcasını ve ailesinin çoğunu öldüren patlamayı anlatmak için bir mektup yazdı. O zaman 18 yaşında olan Pliny, Misenum kasabasında, amcasının villasında kalıyordu. Şimdi, olayı, Pliny'nin ağzından dinleyelim:

"Amcam, Misenum'da donanmanın başı olarak kalıyordu. Öğleye doğru, annem alışılmadık bir büyüklük ve görünümdeki bulutu farkederek amcama gösterdi. Amcam, dışarıda Güneş altında soğuk duşunu almış, uzanarak öğle yemeğini yemiş, kitapları üzerinde çalışıyordu. Ayakkabılarını getirtti ve bu fenomeni en iyi görebileceği yere tırmandı. Bu uzaklıktan bulutun hangi dağdan çıktığı anlaşılmıyordu, ancak şekli bir şemsiyeye benziyordu. Önce yukarı yükseliyor, sonra kollara ayrılıp havaya dağılıyordu. Sanıyorum, ilk patlamanın basıncıyla yukarıya yükselmiş, basınç azalınca da, desteksiz kalarak kendi ağırlığıyla kademeli olarak aşağıya iniyordu. Bazı yerleri beyaz, bazı yerleri ise taşıdığı toprak ve kül nedeniyle kirli ve kabarık duruyordu.

Amcamın bilimsel zekası, bunun yakından incelenmeye değer bir şey olduğunu hemen farketti. Ve gemisinin hazırlanmasını emretti. Bana da istersem kendisiyle gelebileceğimi söyledi. Ben de, çalışmalarımla ilgilenmeyi tercih ederim diye yanıtlamıştım. Çünkü bu olay olduğunda, bana yazmam için bazı yazılar vermişti. Evi terkederken, Vezüv'ün yamacında oturan Tascus'un eşi Rectina'dan, deniz yolu hariç kaçışın mümkün olmadığına dair bir mektup aldı. Kendisini tehdit eden tehlikeden ötürü dehşete kapılmış, kaderinden kurtarması için amcama yalvarıyordu. Amcam da planlarını değiştirerek, keşif için başladığı yolculuğunu, kahraman olarak sürdürecekti. Savaş gemilerinin hazırlanması için talimat verirken, kendisi de Rectina'nın yanında, daha başkalarını kurtarmak için gemiye çıktı. Çünkü bu şirin koy, çok kalabalık bir yerleşime sahipti.

Herkesin aceleyle ayrılmaya çalıştığı yere gitmek için acele ediyordu. Rotasını, doğruca tehlike bölgesine çevirdi. O tamamen korkusuzdu. Olan her hareketi ve değişikliği farkettiği anda, not ettiriyordu. Gemiler yaklaştıkça küller daha sıcak, daha kalın bir şekilde düşmekle kalmıyor; alevlerle çatlamış ve kavrulmuş sünger taşı ve kararmış taşlar da yağıyordu. Sonra birden sığ bölgeye girdiler. Dağdan gelen döküntü kıyıya bir engel oluşturuyordu.

Bir an için geri dönmeyi düşündü. Ancak dümenci ona dönelim dediğinde, 'Kader'in cesaretliler tarafından yazıldığını' söyleyerek bunu reddetti ve Stabi'deki, Pomponianus'a gideceklerini söyledi. Stabi, koyun yapısı sebebiyle biraz izole bir yerdi, bu yüzden şu anda tehlikede değildi. Ancak bu küllerin, dağıldıkça oraya da geleceği aşikardı. Pomponianus, bu sebeple eşyalarını bir gemiye koymuş ve ters bir rüzgar eserse kaçmayı planlamıştı. Amcamın tarafındaysa, rüzgar gemisini içeriye sokmasına tamamen yardım ediyordu. Amcam, korkmuş olan arkadaşını neşelendirip, cesaretlendirerek kucakladı. Sükunetini koruyarak korkularını bastırabileceğini sanıyordu. Banyoya taşınmak için talimatlar verdi. Banyosundan sonra oldukça neşeliydi, ya da öyle gözükmeye çalışıyordu.

Bu sırada Vezüv Dağı, gecenin karanlığında daha da belirginleşen ateşini ve sıçrayan aleverini bir çok noktaya yaymıştı. Amcam sürekli bunların, köylülerin korku içerisinde yaktıkları ya da terkedilmiş evlerin yanması sebebiyle çıkan alevler olduğunu söyleyerek; arkadaşlarının korkularını yatıştırmaya çalışıyordu. Daha sonra, dinlenmeye çekildi ve kesinlikle uyudu. Çünkü o iri bir adam olduğundan, horlaması yüksek sesliydi ve giren çıkan herkes tarafından duyulabiliyordu. Zamanla odasına giriş, sünger taşıyla karışık küllerle dolmuştu ve eğer daha fazla odasında kalırsa, hiçbir zaman çıkamayacak haldeydi. Uyanarak, tüm gece uyumayan Pomponianus ve diğer ev halkına karıştı.

Dışarı çıkmakla içerde kalmak arasında kararsızdılar. Çünkü şiddetli şoklarla yapılar, sanki köklerinden sökülüyormuş gibi öne arkaya sallanıyordu. Dışarıdaysa, her ne kadar hafif ve gözenikli de olsa; düşen sünger taşlarının meydana getirdiği tehlike onları bekliyordu. Sonunda riskleri kıyaslayarak, dışarı çıkmaya karar verdiler. Amcam için bir neden, diğerine galip gelmişti. Diğerleri içinse bu sadece korkuyla verilmiş bir tercihti. Düşen objelerden korunmak için yastıkları kafalarının üstüne bağlamışlardı.  

Günün bu zamanı başka yerlerde gün ışığı olmasına rağmen onlar hala geceden daha yoğun ve daha siyah bir karanlığın içerisinde lambalarla ve meşalelerle aydınlanmaya çalışıyorlardı. Amcam sahile inip denizden muhtemel bir kaçış noktası araştırmaya karar verdi fakat dalgalar hala vahşi ve tehlikeliydi.

Sonra yaklaşan ateşin habercisi olan alevler ve sülfür kokusu diğerlerinin kaçmasına, onunsa dikilmesine sebep oldu. İki köleye yaslanarak ayağa kalktı, sonra birden yere yıkıldı. Sanırım yoğun duman ve gazlar onun zayıf, dar ve genellikle iltihaplı olan nefes borusunu tıkayarak nefes almasını engellemişti. Son kez görüldüğü günden iki gün sonra, 26 Ağustos'ta cesedi el değmemiş ve yaralanmamış bir şekilde bulundu. Ölümden çok, uykuya dalmış gibiydi."

İNSANLARIN ÇIĞLIKLARI

Tacitus'a yazdığı ikinci bir mektupla, Pliny, annesine ve kendine, felaketin ikinci günü neler olduğunu şöyle anlatır:

"Küller, eskisi kadar büyük olmasada düşmeye devam ediyordu. Çevreme baktım; koyu siyah bulut bir sel gibi yayılarak arkamızdan geliyordu. 'Halen daha görebiliyorken yoldan ayrılalım, yoksa karanlıkta arkamızdan gelen kalabalık tarafından ezileceğiz' dedim. Aysız ve bulutlu bir gecenin karanlığı gibi değil, kapalı bir odadaki ışık söndürüldüğündeki gibi bir karanlık.

Kadınların çığlıklarını, çocukların ağlamalarını, adamların bağırmalarını duyabilirdin. Bazısı, ailesini çağırıyor, kimisi çocuklarını, eşlerini çağırıyor ve seslerinden onları tanımaya çalışıyordu. İnsanlar, kendilerinin ve akrabalarının kaderine hayıflanıyor ve bazıları da ölüm vahşeti içinde ölüm için dua ediyorlardı. Bir çok insan, 'tanrıların yardımı' için yalvarıyordu. Fakat çok daha fazlası, 'tanrıların hiç birinin kalmadığını' ve Dünya'nın sonunun olmayan bir karanlığa gömüldüğünü düşünüyordu.

Gerçek korkulara, uydurma korkular ekleyen insanlar da vardı. Bazıları, Misenum'un bir kısmının çöktüğünü ve yandığını söylüyordu. Bunlar yanlış da olsa, dinleyenler tarafından inanılıyordu. Bir ışık pırıltısı geldi, ancak biz bunu yaklaşan alevlerin bir uyarısı olarak düşündük, oysa alevler uzaktaydı. Sonra yeniden karanlık geldi ve küller bir kez daha üstelik bu sefer sağanak şeklinde düşmeye başladı. Ara ara üzerimizdeki birikintiyi atıyorduk. Yoksa onun altında gömülüp ezilebilirdik. Övünebilirim ki, bu korkular içerisindeyken, benden ne bir inilti ne de ağlama çıkmadı. Ancak şunu kabul etmeliyim ki tesellimin tek kaynağı, tüm Dünya'nın, benimle beraber yok olduğu düşüncesiydi."

Felaket sırasında sadece Pompei'nin, 20.000 kişilik bir nüfusa sahip olduğu sanılıyor.

Pliny,19 yaşında başarılı bir avukat oldu. Kuzey İtalya ve Roma'da bir çok villası vardı.

Pliny, İmparator Trojan'ın sırdaşı oldu. Ve bugün Türkiye'de bulunan Bithynia(İstanbul Anadolu Yakası) valiliğini yürütürken, 113 tarihinde 52 yaşındayken öldü.

Güncelleme: 18/09/07
Kaynak: Allen, G. B. (editor), Selected Letters of Pliny, (1915); Maiuri, Amedeo, Pompeian Wall Paintings (1960); Radice, Betty (translator), The Letters of The Younger Pliny (1969,)(eyewitnesstohistory.com), çev. Alp Bayraktar, www.yaklasansaat.com.

 


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.