Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com




 

Dünyamız/ Genom: "Şifrelenmiş Kitap"/ Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar(GDO)/ GDO Aracılığı ile "Dünya'nın Ürünleri" Sömürülüyor

GDO ARACILIĞI İLE "DÜNYA'NIN ÜRÜNLERİ" SÖMÜRÜLÜYOR

Genetik mühendisliği biyoteknolojisi; kötü bilim ve büyük sermaye arasında, insanlığın hatta tüm dünyanın sonunu ilan edecek, eşi görülmemiş gizli bir işbirliğidir.

Genetik mühendisliği biyoteknolojisi, doğuştan tehlikelidir. Hem uygulayıcıları hem de halkı yanlış bilgilendiren, ne insanların ne de bu gezegenin diğer sakinlerinin yararını gözetmeyen "genetik determinist mantık", insanların bilinçsizliğini kullanarak, dünyayı kendi amaçları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye çalışmaktadır.

Yeni bir yüzyıl yaklaşırken, insanlar, genetik mühendisliği ürünlerinin hayatlarının her alanını ele geçirme tehlikesini fark ederek sarsıldı. Süpermarketlerine gelen ya da yakın zamanda gelecek olan soya fasulyesi, mısır, şeker pancarı, domates, bal kabağı gibi ürünlere hazırlıksız yakalanmışlardı.

Her şey 1990'lı yılların başında, fark ettirmeden başladı. İlk önce, süt verimini artırmak için genetik mühendisliğiyle öküz büyüme hormonu enjekte edilmiş BST sütü geldi. Sonra uzatılmış raf ömrü ile genetik mühendisliği ürünü domates geldi.

GENETİK KİRLİLİĞİN TEHLİKELERİ

Endişeleri gidermek için, genele hitap eden konferanslar dizisi ve halka açık konsültasyonlar yaptılar. Riskleri değerlendirmek için birçok Avrupa ülkesi hükümeti tarafından komiteler oluşturuldu ve tartışmalar devam etti. Doğa ile oynanmasını ve insan genlerinin, hayvanlara; hayvan genlerinin, bitkilere geçirilmesini izleyen kamuoyu, eleştirilerden haberdar oldu. Eleştirmenler, tarım ve biyoçeşitlilik üzerine beklenmeyen etkiler ve düzeltilmeyecek genetik kirliliğin tehlikeleri konusunda uyarılarda bulunmaktaydı. Sonra genetik ayrımcılık, öjeniğin dönüşü hakkında uyarılar geldi. Üçüncü dünyadan alınan transgenik hayvanların, bitkilerin ve tohumların yanında, yerlilerden alınan insan genleri ve hücre dizilerini de kaplayan "hayat patentleri"nin uygunsuzluğu ile bu gelişme devam etti.

Kamuoyu, dünyadaki en iyi bilim adamlarının ve yeni kuşak "biyoetikçilerin", yeni biyoteknolojinin risklerini değerlendirmekte meşgul olduklarına inanarak, yanlış bir güvenlik riskine kapıldı. Beklenildiği üzere, biyoteknoloji endüstrisi yandaşları ve hatta Amerikan hükümetinin kendi araştırma konseyleri tarafından bile etkileyici yazılar ve raporlar yayınlandı. Bunların amacı, halkın "genetik modifikasyonu" anlamasını sağlamaktı. Anlatıldığı üzere, genetik modifikasyon, insanlık tarihinin başından beri, ekmek ve şarap yapımından, seçici eşlemeye kadar bir çok alanda kullanılan biyoteknolojilerin devamıdır ve bu alandaki son gelişmedir şeklinde lanse edildi. Genetik modifikasyonun en önemli avantajı, genlerin tek tek izole edilebilmesi ve istenildiği gibi transfer edilmesi nedeniyle daha kusursuz (!) olmasıydı.

Sözde bu teknoloji, genleri değiştirilmiş, zararlı ve hastalıklara karşı dirençli, yüksek verimli tohumlar yoluyla açlığı gidermeyi vadediyor(!)

GDO'LARIN VADEDİLEN YARARLARI(!)

Bu yolla insanlığa sağlanabilecek yararların sınırsız olduğu öne sürüldü. Eşitsizlikten ve insanlığın acı çekmesinden yakınanlar için bu teknoloji, genleri değiştirilmiş, zararlı ve hastalıklara karşı dirençli yüksek verimli tohumlar yoluyla açlığı gidermeyi vaad etti.

Mevcut küresel çevre kirliliğinden yakınanlar için, bakterilerin ve bazı bitkilerin suşlarını değiştirerek, toksik çöpleri öğütmeyi ve ağır metalleri indirgemeyi ve böylece çevreyi temizlemeyi vadetti. Sözde ilaçsız tarım isteyenlere, daha fazla çevresel sorumluluk yükleyebilen transgenik tohumlar üretileceği ve böylece ilaçlama ve gübre kullanımın azalacağı, ürünlerin verimin artacağı söylendi.

"İNSANI KUŞATAMAYAN TIP CANDAN EDER"

Ayrıca bunun yanında, gerçek devrimin insan genetiği alanında olacağı, insanın hayatı boyunca geçireceği tüm rahatsızlıklar daha kişi doğmadan, yumurta canlı için döllenirken anlaşılabilecekti. Bireysel genetik ihtiyaçlara göre her hastalık için özel ilaçlar hazırlanabilecekti. Uzun ömür geninin izole edildiği iddiasıyla ölümsüzlük bile mümkün kılındı.

Dolly

Daha sonra Edinburg'daki Roslin Enstitüsü'nde Ian Wilmut tarafından, yetişkin bir hayvanın meme bezinden alınan hücreyle bir "koyun" kopyalandığı duyuruldu. Bu konu, medyanın oldukça ilgisini çekti ancak koyun Dolly dur durak bilmeksizin yiyerek kendini öldürmeye çalıştığı ve yaşıtlarından iki kat daha büyük olduğu halde yemeye devam ettiği rapor edildi. Ve normalde koyunlar 15-20 yıl yaşayabilirken, Dolly 6 yaşında, yaşından daha yaşlı bir şekilde öldü.

GDO'LU ÜRÜNLERE: AVRUPA'DA TEPKİLER

Tüm bu gelişmeler neticesinde, genler ile oynanmanın zararları ortaya çıktıkça, biyoteknoloji şirketlerine ve hükümetlere karşı, dünyanın farklı yerlerinde farklı protestolar ve olaylar cereyan etti. Milyonlarca insan, GDO'lu tohumların yasaklanması için çağrıda bulundu. Hatta İngiltere'deki deneme ekimlerinin yapıldığı tarlalar yakıldı. Fransa'da kızgın çiftçiler, Novartis firmasının tohumlarının bulunduğu tohum depolarına zarar verdiler. Bununla birlikte Nestle ve Unilever gibi iki büyük gıda firması ve bazı büyük süpermarketler, Nisan 1999'da gelen tüketici baskısına dayanamayarak, GDO'lu ürünlere karşı yasak koyduklarını ilan etmek zorunda kaldılar. Norveç, İsveç, İrlanda, İngiltere, Almanya, Fransa ve Avusturya'da birçok direniş, protesto ve imza kampanyaları gerçekleşti.

Savaş Avrupa'da tırmanırken, biyoteknoloji şirketleri, genetik mühendisliği ürünlerini pazarlamak ve piyasa oluşturmak için üçüncü dünya ülkelerine yöneldi. Dünyanın en güçlü biyoteknoloji şirketlerinden biri olan Monsanto, Hindistan'da bir tohum şirketi satın aldı ve hükümete bildirmeden tarla denemelerine başladı. Çiftçiler "Monsanto yıkılsın" ve "Monsanto Hindistan'ı terk et" kampanyalarıyla tarla denemelerini engelledi. 

"KÖTÜ BİLİM" VE "BÜYÜK SERMAYE" İŞBİRLİĞİ

Genetik mühendisliğini tehlikeli kılan, dünyayı inşa edebilecek ya da yıkabilecek iki büyük güç arasındaki görülmemiş birlikteliktir: Bilim ve Ticaret

Bu birliğin en kötü yanı, bilimin en indirgeyici haliyle, tekelci endüstrinin en saldırgan ve sömürgeci halinin birleşmiş olmasıdır. Burada, genetik mühendisliği biyoteknolojisinin, hızlı kazanç için büyük sermaye ile gizli bir ittifak kuran kötü bilimin varlığı devreye girmektedir. Hükümetler, güçlerini korumak ve sonraki seçimlerde iş başına geçmek için bu ittifakı desteklemiştir. Kötü bilimin meşrulaştırdığı dünya görüşü, yeni bir takım değerler yükseltmiştir. Bu dünya görüşü, indirgeyici, suistimalci ve sömürgecidir. Çünkü doğayı ve insanları, kar etmek için kullanılacak objeler, hayatı da, en iyilerin hayatta kalabileceği bir Darwinistik savaş alanı olarak görmektedir.

Ticari olarak geniş çapta üretilen dört temel GDO'lu bitki var: Mısır, pamuk, Soya fasulyesi, kanola.

GDO PİYASASASINDA DEV ŞİRKETLER VE BAĞIMLILIK

Genetiği değiştirilmiş tohum endüstrisinde dev biyoteknoloji şirketleri olarak bilinen 5 şirket var: en büyüğü Monsanto olmak üzere, DuPont, Syngenta, Bayer CropScience ve Dow. Hep birlikte bu beş şirket, dünya çapında tohum piyasasının %35'ine, pestisit (böcek zehri) piyasasının ise %59'una sahipler. Ticari olarak geniş çapta üretilen dört temel GDO'lu bitki var: Soya fasulyesi, mısır, kanola ve pamuk.

Bu bitkilerden bitkisel yağ üretiliyor, soya ve mısır ise işlemiş, hazır gıdalarda kullanılıyor. Bunların haricinde GDO'lu kabak, sarı balkabağı,  papaya, alfalfa da piyasada bulunan ürünlerden. GDO'lu domates ve patates de pazara girmişti ancak geri çekilmek zorunda kalındı. Ayrıca, Quest marka sigaralar da GM tütün içermektedir.

Örneğin Monsanto'nun Roundup Ready ticari adı ile ürettiği ürünleri alıp tarlanıza ektiyseniz, bu ürünleri ilaçlamak için yine Monsanto'nun Roundup Herbicide adındaki zararlı otları öldüren ilacını almak zorundasınız. Çünkü diğer markalar, bu markanın ürünlerini saran zararlı otları öldüremiyor. Kısacası bir kez bu firmalardan tohum aldıysanız, ürününüzün tohumunu bir sonraki sene kullanmanız yasak -zaten tohumların çoğu "kısır tohum"; yani ekseniz de çıkmayan tohumlardandır. Çiftçiler, tam anlamıyla küresel sermayeye muhtaç hale gelmekte ve her şeye rağmen GDO teknolojisinin vadettiğini de elde edememektedirler.

DÜNYADA GIDA: KÜRESEL ŞİRKETLERİN KONTROLÜNDE

Süper güçlerin hükümet temsilcileri, tüm ekonomik sınırları ortadan kaldıran ticari anlaşmalar sayesinde küresel ekonomiyi inşa ediyorlar. Yeni yönetmelikler ve küreselleşme stratejileriyle; birliklerin ve hükümetlerin gücü azaltırken, küresel kurumların gücünü ve kaynaklarını artırıyorlar. Büyük şirketler bu gücü, birleşmeler ve stratejik ittifaklar yoluyla daha da sağlamlaştırmış bulunuyor. Böylece sağlığı ve üretken teknolojileri de kontrolleri altına alıyorlar. Şu anda dünya üzerindeki en büyük 100 ekonominin yalnızca 49'unu ülkeler, kalan 51'iniyse çokuluslu şirketler oluşturmaktadır. Jeremy Rifkin, Biyoteknoloji Yüzyılı adlı eserinde durumu şöyle anlatıyor:

"Genler, biyoteknoloji yüzyılının 'yeşil altını'dır. Gezegenin genetik kaynaklarını denetleyen ekonomik ve politik güçler, tıpkı sanayi çağında fosil yakacaklar ve değerli metaller üzerinde denetim kurmanın dünya pazarları üzerinde denetimi belirlemeye yardımcı olması gibi, geleceğin dünya ekonomisi üzerinde olağanüstü büyük bir güç edinecekler. Çok uluslu şirketler ve yönetimler, gelecekte olası Pazar olabilecek benzeri az bulunur genetik ayırt edici özelliklere sahip bitkiler, hayvanlar ve insanlar bulmayı umarak; kıtalarda 'yeşil altın'ı aramak için keşfe çıkmaya zaten hazırlar. Arzu edilen ayırt edici özellikler bir kez belirlenince, biyoteknoloji şirketleri onları değiştiriyor ve sonra yeni 'buluşları' için koruyucu patent elde etmeye çalışıyorlar."

GENETİK MÜHENDİSLİĞİNDE BİLİM: MÜTHİŞ TİCARİLEŞMİŞTİR!

John Bellamy Foster, Savunmasız Gezegen adlı çalışmasında, GDO konusunda yaşanan süreci şöyle özetliyor:

"20. yüzyılda tarım sanayi tarafından gerçekleştirilen Yeşil Devrim'in merkezinde, tohum üretiminin metalaşması vardı. Biyoteknoloji, yüksek randımanlı mahsuller üretiyor denilerek, yaygın olarak satılmaya çalışılan hibrit mısırı ve diğer tohum çeşitlerini üretmiştir. Bununla birlikte, bazı bilimciler, çok ürün veren çeşitlerin her bir kuşaktan doğrudan seçilmesi ve bu bitkilerden elde edilen tohumların yayılması yerine hibrit metodunun kullanılmasını, en başta kâr düşüncesi yönetmektedir. Bunun sebebi de, hibrit tohumların kullanılması halinde çiftliklerin her yıl yeni tohumlar almak zorunda olmalarıdır. Çünkü geleneksel çiftçilik yöntemlerini (gelecek yıl için tohumluk olarak en iyi bitkileri seçme) izlemek, hibritler söz konusu olduğunda, verimlilikte şiddetli bir azalmayla sonuçlanırdı."

Harvard Üniversitesi'nden biyolog Ruth Hubbard'ın belirttiği gibi, günümüzün önde gelen moleküler genetikçilerinden çoğu, ya kendileri şirketleri yönetmekte, ya da böyle şirketlerle işbirliği yapmaktadır. Genetik mühendisliği biyoteknolojisi, bilimin eşi görülmemiş şekilde ticarileşmesidir. Bilim adamları büyük sermaye ile işbirliğine zorlanmaktadır. Araştırmalar önceden tarafsızken, şimdi mutemetleri memnun edecek şekilde yapılıyor. Araştırma sonuçları büyük gizlilik içinde o şirketten bu şirkete gönderiliyor ve araştırmacılar büyük gizlilik içinde haberleşiyorlar ve ortaya çıkan sonuçlar kendilerine hizmet etmiyorsa, asla gün ışığına çıkarılmıyor.  

Neem ağacı

ÜLKELERİN BİTKİLERİ ÇALINIYOR-PATENTLENİYOR

Genetik mühendisliğinin ticarileşmesi, yetmişli yıllarda başlayan bir sürecin sonucudur. 1980'de ABD Yüksek Mahkemesi, genetik mühendisliği ürünü mikroorganizmaların patentlenebileceğine karar verdi.

Bu patentler, mantar gibi türeyen ve hızlı kazanç sağlayan biyoteknoloji endüstrisinin gücüne güç katmaktadır. Bu büyük firmalar, üçüncü dünya ülkelerinden bitki çeşitlerini patentlemektedirler. Bu, düpedüz bitkileri çiftçilerden çalmaktır.

Örneğin, neem ağacının tohumunun yağı, tıbbı anlamda birçok önemli özelliğe sahiptir ve Hindistan'da çok kolay bulunur. Bu nedenle tüm Hindistan'daki sağlık sistemi bu bitkiye dayanmaktadır. Ancak bu bitki, Amerikan şirketi W.R Grace tarafından "keşfedilip" patentlenir patentlenmez elde edilmesi zor bir şey haline geldi. Pazar değeri, çoğu sıradan insanın ona ulaşamamasına sebep olacak şekilde, iki yıl içinde 100 katına çıktı. Böylece ulusal sağlık sistemi ciddi bir yara aldı.

Kuzey ülkeleri, ortak miras olan genetik kaynakları, Güney ülkelerinden serbestçe alıyor ve onlar aracılığıyla ürettikleri ürünleri yüksek ücretlerle geri satıyor. Daha da kötüsü, Güney'in biyolojik çeşitliliğinin çoğu şimdiden "gen bankaları"nda Kuzey'in koleksiyonları olarak toplanmış durumda.

PATENT: "DÜNYANIN BİTKİSEL SERVETLERİ"NE EL KOYMA ARACI

Patent hakkı, büyük biyoteknoloji firmalarının hâkimiyetini sağlayan en önemli araçtır. Genetik yapısı değiştirilen ürünler patentleniyor çünkü bu çalışmaları yapan şirketlerin temel kazancı, patent bedeli tahsil etme üstüne kurulu. Örneğin sadece mikroorganizmayı bile patent kapsamında koruyabiliyorsunuz. Bunlarla ilgili büyük saklama kuruluşları var. Halbuki doğada o mikroorganizma milyonlarca yıldır yaşıyor, fakat siz onu doğal ortamından yalıttığınız ve belirli özelliklerini gösterdiğiniz, ispatlayabildiğiniz için bir tekel hakkı ve korunma hakkını almak istiyorsunuz. Bu olacak şey değildir.

Gen bulunması ve tanımlanması çok zor olduğu ve büyük yatırımlar gerektiği için (Avrupa Patent Sözleşmesi'ne göre); bunun işlevini göstermek şartıyla, örneğin hangi proteini kodladığı, ne gibi işlevlerinin bulunduğunu ispat etmek şartıyla bir başvuru yapılıp, bu konuyla ilgili patent alınabiliyor. Oysa patent, sadece yenilik özelliği taşıyan ve sanayide uygulanabilirliği olan buluşları korumak içindir. Genetik değişikliklerde, ancak değişikliğin gerçekleştirildiği tekniğin patenti alınmalıdır. Doğada bulunan genler için verilen diğer tüm patentler meşru değildir.

Patent alınması halinde de, genetik olarak değiştirilmiş pamuk, mısır ya da tütün tohumunu eken çiftçi, hasattan sonra elinde kalan tohumları ekinde yeniden kullanırsa, patent sahibine bir bedel ödemek zorunda kalıyor. Tarımsal üretimin en temel ve en eski yöntemlerinden olan, kendi ürününden gelecek yıl için tohumluk ayırma geleneği ve hakkı, bu şekilde ortadan tümüyle kaldırılmış oluyor.

Kader Demirpehlivan
yaklasansaat.com

2010

Kaynaklar:
1) F. William Engdahl, Ölüm Tohumları, çev. Özgün Şulekoğlu, Bilim+Gönül Yy, Nisan 2009, İstanbul.
2) Jeffrey M. Smith, Genetic Roulette -The Documented Health Risks of Genetically Engineered Foods, Yes Books, Iowa/USA, 2007.
3) Jeffrey M. Smith, Seeds of Deception: Exposing Industry and Government Lies About the Safety of the Genetically Engineered Foods You're Eating, Yes Books, Iowa/USA, 2003.
4) Mae Wan Ho, Genetik Mühendisliği Rüya mı Kabus mu? çev. Emral Çakmak, Türkiye İş Bankası Kültür Yy, İstanbul, 2001.
5) Jeremy Rifkin, Biyoteknoloji Yüzyılı, çev. Celal Kapkın, Evrim Yayınevi, İstanbul, 1998.
6) responsibletechnology.org

Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.