Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com





 

Dünyamız/ Felaketlerin Kaynağı: Çekirdek(Core)

FELAKETLERİN KAYNAĞI: ÇEKİRDEK(CORE) 

2012: Felaketler Dönemi

Dünya gezegeni, tıpkı canlı bir varlık gibi tüm hayat emarelerine sahip; adeta nefes alan yeşil ve üzerinde yaşamı barındıran bir gezegendir. "Güneş sistemi"ndeki diğer gezegenler de belki bir zamanlar böyleydi, ancak bugün ölü gezegenlerdir. Bir gezegenin hayat barındırabilmesi ve canlı olması için "çekirdeği"nin faal olması; tüm "gezegensel aktiviteler"in devam etmesi gereklidir. Şayet çekirdek, tüm "gezegensel yaşamı ve canlılığı sağlayacak ısıya ve dönme enerjisi"ne sahip değilse, o gezegen adeta ölmüş demektir. İşte "Dünya gezegeni"nin, "Güneş sistemi"nde ve hatta yakın galaksilerde bulunan gezegenlerden farkı da budur.

Bugün üzerinde yaşadığımız bu tek canlı-yeşil ve anlamlı Dünya gezegeninde; katı iç çekirdek etrafında dönen dış çekirdeğin hayatiyet koşullarına uygun hareketi; yüzeyde manyetik alan oluşturan bir bobin görevi yapmaktadır. Bu sebepledir ki Dünya üzerinde bitkiler, canlılar ve insanlar yaşayabiliyor; tüm Güneş rüzgarlarından ve etkilerinden bu canlı hayatı koruyabiliyor. Yerküre'sinin sismik aktiviteleri; depremleri, volkanik faaliyetleri ve benzeri aktiviteleri; "çekirdek ısı enerjisi"nin parametre değerleri, normal aralıklarında devam ettiği sürece Dünya canlı yaşamını sürdürecektir.

Tüm gökleri ve gezegenleri yaratan ve yöneten Sonsuz Yüce Rabb'imiz, her şeyi, "sebepler"e, "parametreler"e ve "modeller"e bağlamıştır. Tüm canlı-cansız varlığın; yani her şeyin yaşamı, ölümü O'nun elindedir ve O'nun "Ana Bilgisayar"ında kayıtlıdır. İnsanoğlu, sonsuza kadar bilimsel çalışmalar yapsa da O'nun yarattığı bu matematiksel modelleri tam olarak keşfedemez ve anlayamaz. Ancak insanoğlu Sonsuz boyutlu Yüce Rabb'imizin fiziki alemle ilgili modellerinin, "sonlu boyutlu hatalı-eksik bir yaklaşımını" elde edebilir ve elde etmektedir.

Sonsuz Yüce'nin her yarattığı şeyde; hem "hayat-rızık" vardır, hem de "tehdit-azap" vardır. Güneş, Ay, gezegenler, yıldızlar, Dünya, Dünya çekirdeği-magma ve hemen her şeyde... Dünya, yaşamı barındıran hayat dolu bir gezegendir, ancak tüm "helak edici felaketleri" de bünyesinde barındırmaktadır. Dünya çekirdeği, normal periyot aralığında faaliyet gösterdiği zaman Dünya, hayatiyetini ve üzerindeki normal yaşamı sürdürür. Ancak "çekirdeğin parametre değerleri", normalitenin dışına çıktı mı; ya bu yaşam gezegeni ölür, ya da üzerinde yaşamı tehdit eden "yıkıcı yerküre aktiviteleri" ortaya çıkar. Tıpkı "Nuh tufanı"nda olduğu gibi, tıpkı bugünkü gibi...

Sonuç olarak Dünya'nın merkezindeki "kor-magma" hem üzerinde yaşayanlar için"nurdur-rahmettir" hem de "harareti-enerjisi" yükseldiği zaman "nardır-azabtır".

Bugün Dünya'da gözlemlediğimiz yerküre aktivitelerinin en şiddetlisi "Nuh tufanı"nda gerçekleşti. Yani "çekirdek ısısı-enerjisi arttı"; "magma-fırın kızıştırıldı" ve Yerküre homurdanarak "yıkıcı aktivite boyutu"na Sonsuz Yüce'nin emriyle geçti. İşte Kur'an'daki delili:

HUD(11)/40'da evrenlerin ve Arz'ın Rabb'i, "Nuh tufanı"nı anlatırken diyor ki; "emrimiz geldiğinde, 'fare tennura'(magmayı-fırını kızıştırdık, şiddetlendirdik)". Bu ayet ifadesi, aynen MÜ'MİNUN(23)/27'de de tekrarlanarak tekid ediliyor. Bu oldukça anlam yüklü ve bugünkü "Dünya'nın doğal felaketlerini" de ifşa eden "fare tennura" anahtar kavramının anlamı ve açıklaması aşağıdadır:

"Tennur"un, anlamı "kapalı ocak-fırın"dır. Türkçede, "tandır" diye de ifade edilir. Muhtemelen asıl kökü "nur"dur. Esasen İbranice bir kelime olan "tanur"; "fırın-soba" anlamındadır. Arapçada "şiddetlilik" anlamı kazanarak "tennur" olmuştur. Ayrıca Araplar, "Yeryüzü"ne de "Tennur" derler. "Tennur"un yakın benzeri "tennar"dır. "Nar"dan türemiş bir kelime "ateş" anlamına gelir.

"Feveran", "fvr" kökünden türemiş olup anlamı "şiddetli ani kaynama-fışkırma"dır. O halde bu iki kavram beraber kullanılınca ne anlama gelir? Şu anlama gelir:"Fare tennuru"; yani "fırın-ocak kızıştırıldı"; yani şiddetlendirildi ve harareti ani bir şekilde artırıldı.

Gerçekte Arz'ın(Yerküre'nin) "çekirdeği" dikkate alındığında, "fare tennuru"nun anlamı; "magma-fırın-ocak kızıştırıldı" olur. Özet olarak yukarıda bahsettiğimiz ayetlerde, Arz'ın(Yerküre'nin) "çekirdeğinin ısısı"nın şiddetli(fevri) bir şekilde artması bize bildirilmektedir. İşte Nuh tufanı, Arz'ın merkezindeki bu"ısı ve dolayısıyla enerji artışı" sonucunda meydan gelmiştir. Bugünün bilimiyle biliyoruz ki "çekirdek"te meydana gelen "ısı artışı yahut ani enerji artışı"; Yerküre'de zincirleme sonuçlar doğurur.

"Nuh tufanı"nı hazırlayan ana parametre değişimi, çekirdek(core) ısısının ani bir şekilde artmasıdır. Bu ani enerji artışı ise çok sayıda parametreyi tetikler. Böylece zincirleme doğal olaylar-felaketler, yani Yerküre'nin aktiviteleri meydana gelir... Küresel şiddetli depremler, karaların batması ve yükselmesi, yarılan yeryüzeyinden suların fışkırması, küresel volkanik patlamalar, atmosfere yayılan su buharı ve arkasından evrensel "Nuh tufanı". Bu doğal felaketler zincirine; "buz dağları olan kuyruklu yıldızlar"ın çok sayıda Dünya'ya çarpması ilave edildiğinde evrensel Nuh tufanı kaçınılmaz olur ve de öyle oldu...Bu konuyu ileride "Küresel Yok Oluş: Nuh Tufanı" başlığı altında inceleyeceğiz.

Biz bugün Dünyamızda cereyan eden "doğal felaketler"in,"küresel ısınma" kavramıyla izah edilemeyecek boyutta olduğunu; asıl temel sebebin Yerküre'nin çekirdeğinde meydana gelen "ısı-enerji artışı"ndan kaynaklandığı görüşünü savunmaktayız. Sitemizin "Yaklaşansaat" ismi bu gerçeği en iyi şekilde özetlemektedir. Bunun kanıtları, Kur'an, Sahih Sünnet, Tora-Eski Ahit, Nuh tufanı ve bilimsel araştırmalarda; özellikle de "gözlenen son 20 yıllık doğal felaketler"in doğru okunmasında saklıdır. Netice olarak Yaklaşansaat'in, "vahye, ilme ve gözlemlere dayanan projeksiyonu" her geçen gün doğrulanmaktadır.

Nitekim Prof. Dr. Elchin N. Khalilov'un başında bulunduğu "Geochange Grubu"nun çalışmaları, bize göre "yerküre aktivitelerinin kaynağı"na, doğru bir teşhis koymuş olup; yaptıkları küresel çaptaki bilimsel araştırmalar bugünkü "doğal felaketler"i en isabetli şekilde açıklamaktadır. "Küresel ısınma ve iklim değişikliği", "yerküre aktiviteleri"nin; yani doğal felaketlerin sebebi değil, bilakis sonucudur. Özetle şunu söylemeliyiz: Dünya'nın merkezinde(çekirdeğin)deki "ısı-enerji artışı", Yerküre'deki tüm "doğal felaketleri"tetiklemekte, zincirleme doğal olaylar-felaketler meydana gelmektedir.

Sayın Khalilov'un bilim grubuyla yaptığı araştırmalar, bizim önceden beri kamuya açmadan "savunduğumuz bu tezi" teyid eden bilimsel kanıtlardır. Biz şu anda tarihe not düşmek için bu açıklamayı yapmak durumundayız. Ayrıca sayın Khalilov ekibinin tamamen bilime dayanan bu tespit ve teşhisinin bizim için bir teyid, insanlık için de takdire şayan bir uyarı olduğunu bildirmeliyiz. Bugün maalesef, insanlığı uyaran ve tarafsız bilimsel gerçekleri, güç baronlarından korkmadan ortaya koyabilen bilim adamlarının sayısı fazla değildir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; bize göre Sayın Khalilov ve Geochange Grubu; doğal felaketleri, doğru okumuşlardır. Dünya'nın geleceğinde beklenen şiddetli felaketleri de yaptıkları araştırmalar ve "istatistiksel projeksiyonlar"la ortaya koymuşlardır. Dünya'nın bugünkü ve gelecekteki gerçeklerine duyarsız kalan insanoğlu, Dünya'nın nereye gittiğini görmemeye ve "yerküre'nin homurtuları"nı duymamaya devam ettikçe, yakın gelecekte "yaklaşansaat"in geri döndürülemez virajına girmiş olacaktır.

Aşağıda Sayın Khalilov Grubu'nun "Yerdeğişimi(Geochange) 2010 Raporu" ve "istatistiksel projeksiyonları"nın geniş bir özeti sunulmuştur.

Dr. Halil Bayraktar
yaklasansaat.com

 

"DÜNYA KÜRESİNDEKİ DEĞİŞİM": GEOCHANGE 2010 RAPORU

Graf. 3: 1950-2009 yılları arasında dünya çapındaki doğal felaketlerin sebep olduğu ekonomik zararı göstermektedir. Grafikten görüldüğü üzere toplam ekonomik kayıp 1 trilyon Amerikan dolarına yaklaşmıştır.

Günümüze kadar toplanan "yerküresi" ile ilgili bilimsel veriler, "doğa"nın küresel anlamdaki değişimine daha derinden bakma imkanı veriyor. Böylece bu "küredeki değişimler"in, insan medeniyetinin sürdürülebilir gelişimindeki olumsuz rolünü ve etkisini etraflıca değerlendirmeliyiz.

Dünya'daki pek çok bilim adamı, "bu değişimler"in sadece iklimde değil, aslında "yerkürenin çekirdeği"nden, atmosferine ve hatta manyetosferine kadar tüm unsurlarında görüldüğünü fark ettiler.

"Global Changes of the Environment"; yani "Çevrenin Küresel Değişimleri"; şunu ifade etmektedir: Tabiattaki tüm gezegeni kapsayan doğal değişimler; yani Dünya'nın içindeki ve dışındaki değişimler, "Güneş sistemi"nde meydana gelen kozmik faktörlerin etkileri, insanoğlunun sürdürülebilir yaşamını negatif yönde etkilemeye başlamıştır.

"Dünya Küresindeki Değişim"(geochange) başlığıyla özetlenen bu bilimsel çalışma ile yukarıda bahsettiğimiz süreçlerin ve insanoğlunun geleceğinin ne şekilde etkilenebileceğini ortaya koymayı amaçlıyoruz.

Bizler, gezegenimizin ortalama sıcaklığının yükselmesiyle, sadece tornadolar, kasırgalar, fırtınalar gibi extrem hava olaylarında artışları değil, manyetik kutupların hareketinin hızlanması, Dünya'nın şekil ve rotasyon oranının değişimiyle birlikte güçlü depremlerin, volkanik patlamaların ve tsunamilerin sayısının arttığını kanıtladık. Bu sebeptendir ki "küresel iklim değişimi"nin, "yerküresindeki küresel değişimi"nin sadece bir parçası olduğu bugün artık açığa çıkmış bulunmaktadır.

KORKUTAN İSTATİSTİKLER

Bundan önceki 50 yılla mukayese edildiğinde, son 10 yılda tüm dünyada büyük depremlerde ölenlerin sayısı 8,6 kat arttı. Bu depremlerden bazıları sadece devasa ölüm sayılarına yol açmadı. İnsanlık tarihinin en büyük depremlerinden biri olan 9,1'lik Sumatra depremi, üç yüz bin kişinin ölümüne yol açamasının yanı sıra "yerkürenin jeofiziksel karakteri"ni de değiştirdi. NASA'dan bilim adamlarına göre "gezegenin rotasyon oranı" etkilendi ve "gezegenin şekli"nde değişiklik meydana geldi. Dahası bu deprem, "Kuzey Kutbu'nun coğrafi pozisyonu"nu değiştirdi.

Graf.6: 1900- Haziran 2010 yılına kadar depremden ölenlerin sayısını gösteren grafik. (USGS)
Graf.8: 8'den büyük olan depremler. (USGS)
Graf.9: 1 Ocak 1977'den 30 Nisan 2010'a kadar gerçekleşen, şiddeti 6,5'ten büyük depremlerin aylık olarak gösterilişi. (USGS)
Graf.10: Dünya’da 1900-Haziran 2010 yılları arasında gerçekleşen volkanik patlamalar.

KÜRESEL FELAKETLER: KÜRESEL EKONOMİK ÇÖKÜNTÜNÜN HABERCİSİDİR

İstikrarlı bir şekilde gelişen dünya ekonomisi üzerinde doğal felaketlerin yıkıcı etkisinin olacağı ve özellikle bu felaketlerin vuku bulduğu ülkelerde korkunç ekonomik zarara sebep olacağı açıktır.

Doğal felaketlerin, ekonomik duruma etkilerini gösteren özet analiz ve istatistikler, hem felaketlerin hem de ekonomik kaybın sayısal ve büyüklük olarak nasıl arttığını açıkça göstermektedir. Doğal felaketlerde bundan sonra olacak artışlar, dünya çapında ekonomik istikrarsızlığa ve çok daha derin bir ekonomik krize yol açacaktır.

"SİSMİK AKTİVİTE" KÜRESEL OLARAK ARTIYOR

Son 110 yılda gerçekleşen güçlü depremlerde ölenlerin %31,5'i geçtiğimiz 10 yıl içinde hayatını kaybetti.

Graf.8'de; çok açık olarak, son 110 yıl içinde gerçekleşen katastrofik(yıkıcı) depremlerin iki farklı periyotta anormal bir yükselişe geçtiği görülmektedir. Birinci periyot, 1945-1948 yılları; ikinci periyot ise 2003'ten günümüze kadar gelen periyottur. Ancak dikkat edilirse ikinci zirve, birinci zirveden %33 daha yüksektir.

Graf.9'da; görülen düz mavi çizgi, 1977 yılından, 2010 yılının 30 Nisan tarihine kadar gerçekleşen depremlerin gittikçe arttığını göstermektedir. Pembe kesik çizgi ise extrem değerlere sahip deprem sayısını göstermektedir. Böylece bizler de gözlemlediğimiz doğanın bu eğilimine bakarak bu inanılmaz artışı bilimsel olarak yorumlayabiliyoruz.

"VOLKANİK AKTİVİTE" KÜRESEL OLARAK ARTIYOR

Yeryüzünde 2010 yılının ilk beş ayında meydana gelen volkanik patlamaların sayısı, son 110 yılın yıllık ortalama volkanik patlama oranını aştı.

Tıpkı deprem dinamikleri gibi volkanik patlama dinamikleri de belli bir döngüye bağlıdır. 1900 yılından, 2010 yılının Haziran ayına kadar gerçekleşen volkanik patlama oranının gelişim analizi, volkanik patlama sayısında büyüme eğilimini göstermektedir. Graf.10'da bu durum açıkça gözlemlenmektedir. Volkanik aktivitede 3 dip–minimum göze çarpmaktadır: 1916-1918, 1941-1942, 1997-1998.

Bu minimumlar, volkanik aktivite döngülerinin belirleyicisidir. Şu anda devam eden döngü 1999'da başlamıştır.

SONUÇ:

"Dünya'nın jeodinamik aktivitesi"ni, istatiksel analizlere bakarak genel olarak özetlersek:
Yeryüzünde sismik ve volkanik aktivitenin belirgin bir biçimde arttığını görürüz, özellikle de son 10 yılda. Güçlü depremlerin, volkanik patlamaların ve büyük depremlerde ölenlerin sayılarının trend-eğilim analizleri, bütün göstergelerin 2000 yılından sonra fırladığı sonucuna varmamıza neden olmaktadır.

TSUNAMİ  İSTATİSTİKLERİ

Graf.16: 1900-2009 yılları arasında gerçekleşen  büyük tsunamilerin sayı grafiği ve polinomiyal eğilimi. (Uluslararası Ttsunami İnformasyon Merkezi)
Graf.21: 1980-2008 yılları arası ABD sel istatistikleri.

Geçtiğimiz on yılda(1999-2009) tsunamiler nedeniyle ölenlerin sayısı, son 100 yılda tsunamilerden ölenlerin sayısından 10 kat daha fazladır. Tsunami dinamiklerinin geçmiş yıllardan zamanımıza kadar yapılan istatiksel çalışmaları incelendiğinde, son 20 yılda tsunami sayısında ciddi bir artış olduğu açıkça görülmektedir. Bu eğilim şimdi de devam etmektedir.

SEL İSTATİSTİKLERİ

Seller en şiddetli doğal felaketlerden biridir. Genellikle geniş alanları etkilerler. Depremler, volkanik patlamalar ve tsunamilerin aksine sellerin meydana getirdiği etkiler daha uzun sürelidir.

Amerik'da 1980-2008 yılları dönemine ait sel dinamikleri istatistikleri oldukça belirgin bir artışı işaret etmektedir. 1999-2005 yılları arasında ise çok daha hızlı bir artış Graf.21'de görülmektedir. 2010 yılında çok büyük sellere tanık olduk. 1 Nisan 2010'da Amerka'nın kuzeydoğusu son 200 yılın en büyük sel felaketini yaşadı.

Çok şiddetli yağmurlar sonucunda 1 ve 2 Mayıs 2010'da Tennessee eyaleti son bin yılın en büyük sellerinden birine tanık oldu. Mayıs ayının ikinci yarısında büyük bir sel felaketi tüm Doğu Avrupa'yı sildi süpürdü. Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Polonya'da binlerce hektarlık alan sular altında kaldı.

SONUÇ:

Tsunamiler ve selleri örnek alarak incelediğimiz Hidrosferde meydana gelen doğal felaketlere ait istatiksel göstergelerin analizleri, bu türden doğal afetlerin sayı ve şiddet olarak artış eğiliminde oldukları açıkça görülmektedir.

Son on yıla ait istatiksel veriler ise tsunami ve sellerde çok keskin bir artışı gözler önüne sermektedir. Polinomiyal eğilimler, 2000 yılından sonraki sellerin "keskin yükselme"yle pik yaptığını göstermektedir.

Graf.27: Kuzey Atlantik tropikal fırtınalarının sıklık değişimi.
Graf.30: 1950-2007 yılları arasında meydana gelen hortumlar.
Graf.33: Amerika’da 1960-2007 yılları arasında orman yangınlarından etkilenen alanların yıllık ortalama oranlarını gösteren grafik.

KASIRGALAR, FIRTINALAR VE TORNADOLARIN DİNAMİK ANALİZLERİ

8 Eylül 2005 yılında Amerikan Başkanı George W. Bush, Katrina kasırgası hakkında şunları söylemişti:

"Katrina kasırgası ulusumuzun tarihindeki en kötü doğal felaketlerden bir tanesidir. Gulf Coast bölgesinde hayal edilemeyecek bir yıkıma ve üzüntüye sebep oldu."

Graf.27'de Atlantik tabanlı büyük kasırgaların grafiği görülmektedir. Görüldüğü gibi 1996'dan sonra tropikal fırtına sıklığı, önceki yıllar ortalamalarını %40 civarında aşmıştır.

Büyük kasırgaların nasıl yıkıcı olduğunu anlamak istiyorsak, Katrina kasırgasına şöyle bir bakmak yeterli olacaktır:

2005'teki Katrina kasırgası ve arkasından gelen seller 1836 kişinin hayatını kaybetmesine sebep oldu. Amerika'nın ekonomik kaybı 125 milyar doları geçti. Üç yüz bin ev yıkıldı, bir milyon iki yüz bin kişi tahliye edildi.

Garf.30'daki grafik, Amerika'daki tornado sayısının yıllara göre değişimini göstermektedir. Artış eğilimi düz çizgiyle gösterilmiştir.

ORMAN YANGINI İSTATİSTİKLERİ

Orman yangınları, gezegenimizin küresel felaketler listesinde yer alır. Çevreye ve ekosisteme aşırı decede zarar vermesinin yanında her yıl büyük ekonomik kayıplara neden olur.

Amerikan Ulusal Yangın Merkezi verilerine göre  2006 yılında 4,85 milyon hektarlık alan, 2007 yılında ise 4,65 milyon hektarlık alan yandı. Bu yangınlar son 50 yıldaki yangınların en kötüleriydi. Amerika'daki yangınlar sebebiyle yanan ormanlık alan her yıl biraz daha büyümektedir.

JEOFİZİKSEL VE KOZMİK FAKTÖRLER

Son 25-30 yıl içinde, belirli"jeofizksel ve uzaysal parametreler"de kayda değer değişimler gözlemlendi. Bu değişimlerin doğal felaketlerle ilgisi ne olabilir? Bu bölümde Dünya ve Güneş sistemi arasında ne denli derin ve büyük ölçekli değişimlerin meydana geldiği anlatılıyor.

"Dünya'nın iç ve dış çekirdeğindeki karmaşık enerji değişimi"nin bir yansıması olan Dünya'nın manyetik alanı, gezegenimizin temel fiziksel özelliklerinden biridir. Katı iç çekirdeğin etrafında bulunan dış çekirdeğin ihtiva ettiği devasa miktardaki sıvı demirin akışına bağlı olarak manyetik alanın oluştuğu düşünülmektedir.

Atmosferin üst tabakalarında manyetik kuvvet çizgilerinin çift kutuplu oryantasyonda bulundukları bölgenin adı plazmosferdir. Bu bölge çok sayıda iyon içerir."Manyetik alanımız"ın tuttuğu bu plazmanın durumunu Dünya'nın manyetik alanının, Güneş rüzgarlarıyla etkileşimi belirler. Dünya'mıza ait manyetik fırtınalar ile Güneş alevlerinin arasındaki ilişkinin açıklaması budur.

Graf.41: Kuzey manyetik kutbunun hareketinin hız grafiği.

Dünya yüzeyindeki manyetik alan yoğunluğu en çok coğrafi lokasyona bağlıdır. 2500 yıl önce manyetik alan bugünkünden % 50 daha fazlaydı. Bu durumun bir adı da "tersinme"dir.

Manyetik alanların yer değiştirmesi dünya tarihinde defalarca gerçekleşmiştir. Tersinmeler, yani manyetik alan değişimlerinden daha küçük değişimler de vardır. Bunlara gezinme diyoruz. Gezintide jeomanyetik kutuplar, kısa ya da uzun mesafeler boyu göç ederler ancak jeomanyetik tersinme olmaz. Mandea ve Dormy'nin yer gözlemlerine göre, kuzey jeomanyetik kutbu, son 30 yılda hızını ikiye katlayarak 2003'te yılda 40 km'ye ulaştı. Şimdi ise yılda 50 km hızla hareket ediyor.

"DÜNYA'NIN ROTASYONU"YLA BİRLİKTE "AÇISAL HIZ" DEĞİŞİYOR

Rotasyon, Dünya'nın kendi ekseni etrafında dönüşüdür. 20. yüzyılın başlarında Dünya'nın günlük rotasyonunda düzensizlikler ve değişiklikler olduğu bulundu. Ginsberg'in teorisine göre; Dünya'nın günlük rotasyon oranında meydana gelen değişimler, Yer'in ve Güneş plazmasının elektro manyetik etkileşiminden kaynaklanıyordu. 1984'te Kropotkin yaptığı çalışmalarda şuna işaret ediyordu:

"Dünya'nın yarıçapındaki değişimler, hem tektonik süreçlerdeki döngüselliğe hem de yeryüzünün açısal hızındaki değişimlere neden olmaktadır."

Chandler hareketleriyle iyi bir korelasyon kuran Kropotkin'e göre, Dünya'nın açısal hızı ve sismik aktivitesi tek ve mantıklı sistemle bütünleştirilebilir. 2005 yılında bir grup bilim adamı (Friedmann, Klimenko, Polyachenko), yeryüzünün küresel sismik aktivitesi ile rotasyon hızı arasındaki koralasyonu incelediler. Araştırmaları bittiğinde şu sonuca vardılar: 

"Yer kabuğunun, rotasyon ekseninin aksi yönüne doğru genleşmesi ya da sıkışması, yıllık sismik aktivite ve Dünya'nın rotasyonuna bağlı açısal hızın değişmesine sebep olmaktadır."

Bu raporu yazanların görüşleri ise şöyledir:

"Dünya'nın günlük rotasyonundaki varyasyonlar, şüpheye yer bırakmayacak şekilde; çekirdek, litosfer, hidrosfer, atmosfer sistemlerindeki büyük değişimler ve deformasyon süreçleriyle bağlantılıdır. Bunun teyidi, Endonezya depremi(26 aralık 2004) sonrası, Dünya'nın rotasyonuna bağlı açısal hızın değişmesi ve ekseninin kaymasıdır."

GÜNEŞ-DÜNYA İLİŞKİSİ

Güneş uzaydan Dünya'ya etki eden en büyük enerji kaynağıdır. Güneş yılda 3x 1033cal enerji yayar; toplam elektromanyetik radyasyonun, gezegenler arası plazma bulutunun, hızlı elektronların kozmik Güneş ışınlarının kaynağıdır. Güneş, enerjisinin çoğunu dalga radyasyonu formunda kaybeder.

Güneş'in yüzeyinde görülen Güneş lekeleri artan solar(Güneş) aktivitesinin göstergeleridir. Araştırmalara göre, bir Güneş lekesinin ekvatora doğru yaptığı yolculuk 11 sene sürüyor. Her 11 yıllık döngünün sonunda kutupların yanındaki manyetik alan polaritesini değiştiriyor. Böylece Güneş'in manyetik döngüsü 22 yıl sürmüş oluyor.

GÜNEŞ AKTİVİTESİ JEODİNAMİK SÜREÇLERİ ETKİLİYOR

Son yıllarda Güneş aktivitesinin, yerküredeki dinamiklere etkisinin, önceden düşünülenden çok daha yaygın ve derin olduğu kanıtlanmıştır. Vladimirsky'nin 2002'de yaptığı çalışmaya göre; yerkürede gerçekleşen son derece hassas fiziksel ve kimyasal süreçleri, Güneş aktivitesinin çeşitli bileşenleri etkilemektedir.

Volkanik Aktivite

Graf.48: "Güneş aktivitesi" grafiği ve "volkanik patlamalar"ın sayısını 5 yıllık ortalamalara göre gösteren grafik.

Birçok bilim adamı, volkanik göstergelerle Güneş aktivitesi arasında ki istatiksel ilişkiyi tanımlamaya çalışmışlardır. Örneğin Abdurrahmanov, 11 yıllık Güneş aktivitesi döngüsüyle volkanik patlamalar arasında bir bağlantı olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre Güneş aktivitesinin maximum olduğu yıllar, volkanik patlamalar minimum, Güneş aktivitesinin minimum olduğu yıllarda ise volkanik patlamalar maksimum oluyordu.

İçlerinde Khalilov'un da bulunduğu bir grup bilim adamının yaptıkları araştırmaların sonucu ise şudur: "Artan Güneş aktivitesi periyotlarında, Dünya'nın sıkışma zonu depremlerinde bir yükselme ve Dünya'nın genleşme zonu faaliyetlerinde bir düşme görülüyor."

Graf.48'e bakan herkes, 11 yıllık Güneş aktivitesi döngüsüyle, volkanik aktivite döngüsü arasındaki korelasyonu görebilir.

Sismik Aktivite

Sismik aktivite ile Güneş aktivitesi arasındaki ilişkileri inceleyen pek çok çalışma yapılmıştır. 1962 ve 1973 arasındaki bir Güneş aktivitesi döngüsünde, Dünya'nın farklı bölgelerinde meydana gelen 2000 deprem üzerinde yapılan çalışmaya dayanarak Vasileava ve Kozhanchikov şu sonuca varmışlardır:

"Güneş aktivitesi şiddetlenirken yüzeye yakın depremler artış göstermekte, ancak bu maksimum Güneş aktivitesinin yaşandığı dönemde, derin odaklı depremlerde düşüş görülmektedir. Güneş aktivitesinin minimum ve maksimum olduğu yıllarda, genel sismik aktivite %10-30 artmaktadır. Ayrıca depremler, elektoromanyetik kökenlidirler, manyetosferin yapısıyla ilişkilidirler."

Farklı bilim adamları tarafından yapılan çalışmalarda sismik aktivitenin, 11 yıllık döngülere bağlılık göstermesi, mekanik stres kritik değerlere eriştiğinde, solar rüzgarların depremler için tetikleyici olması, solar aktivitenin minimum olduğu yıllarda depremlerin daha sık meydana gelmesi gibi sonuçlara varılmıştır.

SONUÇ:

1980'den günümüze kadar, Kuzey manyetik kutbunun kayma hızı %500'den fazla arttı. Bu da şuna işaret etmektedir; "iç ve dış çekirdekte meydana gelen karmaşık enerji süreçleri"sonucu oluşan elektromanyetik alandan dolayı "Dünya'nın jeodinamik aktivitesi" artma göstermektedir.

Dünya'nın rotasyonuna bağlı açısal hızdaki değişimler ile Güneş sabiti trendleri arasında bir korelasyon saptanmıştır. Güneş ve volkanik aktivite trendleri arasında bir korelasyon bulunmuştur.
Büyük depremlerin sayısı
, bu depremler sonucu ölenlerin sayısı, büyük tsunamiler ve Güneş aktivitesi (11 yıllık döngüler) arasında doğrudan bir korelasyon keşfedilmiştir.

DÜNYA'NIN ÇEKİRDEĞİNDEKİ "ANİ ENERJİ ARTIŞI"

1) Manyetik Kutupların "Gezinme Oranı" ile Doğal Felaketler Arasındaki İlişki:

"Dünya'nın çekirdek(core) enerjisindeki değişim"in en önemli göstergelerinden biri jeomanyetik kutupların hareket hızıdır. Bu durum için düşünülen teorik modellemeleri bir yana koyarsak, Kuzey manyetik kutbunun hızında bir sıçrama olduğu açıktır. Bu da "Dünya'nın çekirdeğinde ve onu çevreleyen tabakalarda bir enerji artışı"olduğuna işaret ediyor.

Kuzey kutbunun hızındaki sıçramanın %500'den fazla oluşu,"iç ve dış çekirdekteki enerji süreçlerinde çok önemli değişiklikler"le ilgilidir. Bundan dolayıdır ki "yerkürenin iç enerjisi"nin boşalması; büyük depremler ve volkanik patlamalar formunda kendisini ortaya koyacaktır.

Diğer yanda Dünya'nın kuzey manyetik kutbunun hareket hızındaki keskin değişimin, küresel iklim değişimi üzerinde de etkisi vardır. Bilindiği gibi Dünya'nın manyetik alanı, iyonosferin üst bölgelerindeki plazma hareketini, elektrik akımlarını ve o bölgenin genel elektriksel özelliklerini etkiler. "Kuzey kutbunun kayma hızı"nın 5 kat artmış olması, üst atmosferdeki enerji potansiyelini değiştirerek, siklon ve antisiklonların dağılımını etkilemiş olabilir. Grafiklere bakıldığında görüleceği gibi Dünya'nın ani enerji artışı, 1998'den sonra vuku bulmuştur.

2) "J2 Sabiti"ndeki Anormal Değişim

1998'de, Dünya'nın bazı jeofiziksel parametrelerinde anormal değişiklikler başladı. Bu değişimler, özellikle de "J2 sabiti"değerlerinde bir sıçrama olarak meydana geldi. Bu sabit katsayı, Amerikan uyduları tarafından lazer ölçüm sistemi kullanılarak belirlenmiştir.

"J2 sabiti", Dünya’nın ekvatoral ve kutupsal yarıçapları arasındaki oran dinamiklerini göstermektedir. NASA, J2 sabitinin Buzul Çağından beri kabukta eriyen buzul sularına bağlı olarak, yıllarca azaldığı görüşünü benimsemiştir. Bu, Dünya'nın yarıçapının kutuplarda arttığını ve ekvatorda azaldığının bir göstergesiydi. Bu arada yeni veriler,"J2 sabiti"nin 1998'den bu yana büyüdüğünü gösterdi. Bu süreç Dünya'nın kütlesinin küresel olarak dağılımında bir değişikliği yansıtmaktaydı. Dünya'nın ekvatoru şişip genişlerken, kutuplar düzleşiyordu. Böylece küresel ölçekte olduğu düşünülen bazı olaylar, 1998'de vuku buldu: Hem Dünya'nın kütle dağılımı değişti, hem de Dünya'nın şeklinde çok az da olsa bir değişiklik meydana geldi.

Graf.57: 1980- Mayıs 2010 arası (1) J2 katsayı değişimleri, (2) büyük depremlerin sayıları, (3) deprem ölümlerinin sayısı.
Graf.58: 1980- 2010 yılları arasında meydana gelen volkanik patlamaların sayısı ile (altta), J2 sabiti değişimlerinin (üstte) karşılaştırılması.

3) Küresel Deniz Seviyesinde Değişim

1997 ve 1999 yılları arasındaki periyotta; Hint okyanusu, Batı ve Orta Pasifik'teki deniz seviyesi değişimleri Doğu Pasifik ve Atlantik Okyanusu'ndaki deniz seviyesi değişimleri ile zıt evredeydi.

Bu süreçlerin zamanlaması ile "J2 sabiti"nin anomali gösterdiği zaman çakışmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak 2003'te F. Chao ve arkadaşları tarafından yayınlanan bir çalışmada; "J2 sabiti"nin Dünya okyanusları üzerindeki gözlenen etkisinin, su kütlelerinin dağılımındaki değişmenin oluşturduğu etkiden 3 kat daha fazla olduğunu bildirdiler.

4) Küresel Troposferik Isı Değişimi

1998'de küresel troposferik ısının anormal olarak arttığı gözlemlendi. "J2 sabiti" değişimlerini tropsferdeki küresel ısı değişimleri ile karşılaştırmak, 1998'deki "J2 sabiti" anormalliği ile ısı değişimi arasındaki korelasyonu bulmak açısından yardımcı olacaktır.

Sonuç olarak 1998'deki anormal "J2 sabiti" sıçramasıyla, atmosfer ve hidrosferde meydana gelen süreçler arasındaki korelasyon açıkça görülmüştür.

5) Büyük Depremler

1980-2010 yılları arasında meydana gelen 8 şiddetinden daha büyük deprem sayısının dinamikleri ile "J2 sabiti" değişimindeki anomalinin karşılaştırıldığı bir analiz; 1997-1999 arası dönemden başlayarak, büyük depremler ve bu nedenle meydana gelen ölüm sayılarının üstel bir şekilde hızlı yükseldiğini ortaya koyuyor. (Graf. 57)

6) Volkanik Patlamalar

Volkanik patlamaların ve "J2 sabiti" değişimlerinin karşılaştırılmalarına ait analizler; 1997 ve 1998 yıllarında volkanik aktivitenin en minimum seviyede olduğunu göstermiştir. Ancak bu dip noktayı takiben volkanik aktivitede keskin bir yükseliş gözlenmiştir.(Graf.58)

7) Tsunamiler

1998'den bu yana meydana gelen; katastrofik, orta ölçekli ve zayıf tsunami sayılarının yıllık bazdaki istatiksel dağılımında dramatik bir değişim gözlemlenmiştir. 1998'den beri müşahede edilen yıllık tsunami sayısını gösteren istatistikler üstel artış göstermiştir.

8) Seller

Son 100 yılda Amerika'da meydana gelen şiddetli sellerin sayısındaki değişimin analizi, bu göstergede 1998'den beri önemli bir artışın olduğunu gözler önüne seriyor.

Graf.61: Amerika'da 1910-2010 yılları arasında selden dolayı meydana gelen ölümler.

2002'den Mayıs 2010'a kadar Küresel Sel Tespit Sistemi'nin bildirdiği sellerin sayılarına ait dinamiklerle yapılan çalışmalar, 2005 yılından beri sellerin sayısında sürekli bir artış olduğunu göstermiştir.

Özellikle Şubat 2010 ile Mayıs 2010 periyodunda elde edilen dünya çapındaki sel bildirimleri; 2002'den 2006'ya kadar meydana gelen aynı periyottaki sellerin sayısından 2,5 kat daha fazladır. (Graf.61)

9) Tornadolar

1998'den sonra gözlenen tornado sayılarındaki keskin artışa Almanya örnek verilebilir. 2000 ile 2005 yılları arasında önceki on yıla nazaran 2,5 kat daha fazla tornado meydana gelmiştir. Daha önce de ele alındığı gibi benzer bir durum Amerika'da da gözlemlenmiştir.

10) Kasırgalar ve Fırtınalar

1998 ve 20007 yılları arasında Kuzey Atlantik tropikal fırtınalarında büyük bir artış gözlemlenmiştir. Bu eğilim bu gün de devam etmektedir.

11) Orman Yangınları

Graf.66: Doğu-Batı Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu'nda orman yangınlarından etkilenen alanların değişimi

Amerika'da 1960'dan 2007'ye kadar meydana gelen orman yangınlarının yıl bazındaki dinamikleri, yine 1998'de büyük bir dalga ile başlayarak büyüme eğiliminde olduklarını gösterdi. Orman yangınları istatistiklerine ait dinamiklerde benzer model, Dünya'nın farklı bölgelerinde de izlendi.

Örneğin 1997'de Kazakistan'da, orman yangınları ve yangından etkilenen alanların sayısında büyük bir artış müşahede edildi. Aynı şekilde Doğu, Batı Avrupa ve Rusya Federasyonu'nda, yıllık bazdaki orman yangını sayısında artış eğilimi sürmektedir. Özetle 1998 yılı civarında orman yangınlarında da büyük bir dalga başlamıştır.

12) "Yerkürenin Aktiviteleri", "Küresel İklim Değişimi"ni Etkiliyor              

Yerkürenin volkanik aktivitesinin, küresel iklim değişimi üzerinde oynadığı rol, IPCC raporlarının belirttiğinden çok daha yüksektir. Küresel sıcaklık değişimi ile Dünya'nın volkanik aktivitesinin karşılaştırılması yapılmıştır.

Graf.31: Yeryüzünün küresel sıcaklık değişimi (IPCC)

Dünya'nın içsel aktivitesinin şiddetlendiği periyotlarda, manto tabakasının gittikçe artan bir şekilde gaz çıkarması, küresel sıcaklık değişikliğine sebep olan temel faktörlerinden birisidir. Bu "küresel sıcaklık değişimi süreci"şu şekilde ilerler:

Bu süreç, gittikçe artan sayıdaki volkanik patlamalar; artan sismik aktivite ve Yerkabuğundaki derin fay kırıklarından önce Dünya okyanuslarına, arkasından da atmosfere ulaşan daha yüksek orandaki "gazların yayılma süreci"dir. Bu süreçle Yer kabuğundan, atmosfere daha yüksek miktarlarda sera gazları salınır.

Manyetosfer ve "jeomanyetik alan parametreleri"nin küresel anlamda ki değişimi, iklim değişimiyle bağlantıdır. Özelikle de Kuzey manyetik kutbunun %500 oranında kayması ve "jeomanyetik alan yoğunluğu"nun azalması küresel iklim değişiminde rol oynar. Bugün manyetosfere ait süreçlerin, yerküre üzerindeki etkisi ispatlanmış bilimsel bir gerçektir.

Küresel iklim değişimi
; Güneş aktivitesi ve özellikle de Güneş sabitinin değişiminden etkilenmektedir ki bu da yine kanıtlanmıştır.

SONUÇLAR: DÜNYA'NIN MUHTEMEL YAKIN GELECEĞİ!

Bugüne kadar sürdürülen çalışmalar ortaya şöyle bir tablo çıkarmaktadır: Yerkürenin çekirdeğindeki "ani enerji artışı", gezegenimizin tüm tabakalarında; litosfer, hidrosfer, atmosfer ve manyetosferinde kendisini açığa çıkarmaktadır. Bunu biz "küresel enerji sıçraması" olarak adlandırıyoruz. Bu sürecin kabaca başladığı yıl 1998 yılıdır. "Küresel eneji sıçraması", çok açık bir şekilde doğal felaketlerin hızla arttığını gösteren istatistiklere de yansımıştır. "Küresel iklim değişimi" de doğrudan bu "enerji sıçraması"nın sonucu olan "doğal faktörler"den etkilenmektedir. IPCC raporlarının açıkladığı bu etki, tahminlerin çok ötesindedir.

"Geochange(Yerküre değişimi) Grubu" bu bölümde küresel çaptaki sismik, volkanik, tsunami ve Güneş aktivitesi gelişiminin "uzun dönemli tahminler"ini oluşturdu.

Belli olayları tespit etmeye çalışmayacağız çünkü bu çok zor ve kompleks bir iştir. Amacımız önümüzdeki on yıl için uzun süreçli tahminlerde bulunabilmek. Biz bu uzun dönemli tahminlerde bulunurken, bilimin tüm alanlarındaki uzun dönemli tahminlerde geçerli olan bir prensibinden yararlanmaktayız: "Geleceği görmek için geçmişe iyi bakmalısın."

Dünya Sismik Aktivitesi Tahmini (Uzun Dönemli)

Bu çalışmada, "depremler"in zaman içerisindeki evrimine bakarak geleceğe dönük tahminlerde bulunmayı amaçlıyoruz. Bütün doğal olaylarda bir döngüsellikten bahsetmek mümkündür. Sismik aktivite konusunda uzun dönemli bir tahmin yapmak için de bu döngüsellik göz önüne alınmalıdır. Doğa olaylarında gizli olan döngüselliği ortaya çıkarmak için bir takım doğrusal ya da doğrusal olmayan dönüşümler kullanılabilir. Bu döngüsellikleri işlerken, belli zaman aralıklarında olan olayların ortalamalarını kullanıyoruz.

Graf.84: 6,5 şiddetin üstündeki depremlerin 1976-2010 arasındaki sayıları ve 2010 sonrası oluşabilecek trend.
Graf.85: Aylık 6,5 şiddetin üzerindeki depremler ve 2015'e kadar tahmin edilen projeksiyon, aylık depremler kırmızı çizgi ile, 11 aylık ortalamalar da siyah çizgi ile gösterilmektedir.
Graf.86: 8 şiddetin üstündeki depremlerin yıllık sayıları ve 2016'ya kadarki tahminler.
Graf.87: 1900-2010 arası 8 şiddetin üstündeki depremlerin yıllık sayıları ve 2016'ya kadar yaptığımız tahminler.
Graf.88: Dünya'da olan yıllık volkanik patlama sayısının 1900-2009 arasındaki seyri ve 2020'ye kadar tahmin.
Graf.89: 1900-2010 arası büyük tsunami sayıları.

Öncelikle 1976- Mayıs 2010 arasındaki 6,5'den yüksek şiddete sahip depremleri ele alıyoruz. Bu depremleri incelerken 11 aylık ortalamaları kullanıyoruz.

Graf.84'de bu depremlerin aylık sayılarına göre çizilen bir grafiği göstermektedir. Sinüs eğrisinin döngüleri yaklaşık 18 yıllıktır. Sinüs eğrilerini 2010 ötesi için de devam ettirdiğimizde 2010-2016 arasında sismik aktivite düzeyinde artış olacağını öngörebiliriz.

Graf.84: Bu şekilde aynı zamanda 1,5-3 yıllık küçük döngülerde 1'den 17'ye kadar numaralandırılarak gösterilmişlerdir. Buna göre yukarıdaki projeksiyon ile birleştirildiğinde grafikteki gibi 2010-2016 arasında 2 zirveli 2 küçük döngü görmemiz olasıdır.

İlk aktivite 2011'de çok yüksek olup bir çok büyük deprem beklenmektedir, sismik aktivite 2012'de geçici bir düşüş gösterecek ve 2013-2015 arası bu sefer daha büyük bir zirve yapacaktır.

Graf.85'de sinüsün yüksek kısmı yani en yoğun sismik aktivite 2010-2015 arasında gözükmektedir. Yine 2-3 yıllık döngüleri dikkate alırsak en büyük depremler 2011 ve 2013'te beklenmektedir.

Şiddeti 8'in üstünde olan depremlerin yıllık miktarları da önemli fikir verebilir. Graf.86'da yıllık 8 üzeri şiddette depremlerin sayısını görüyoruz. Bu sinüs eğrisi ve düz çizgi trendini devam ettirerek 2016'ya kadar olacak sismik aktivite projeksiyonunu grafikteki gibi gösterebiliriz.

Şimdi de Graf.87'deki 1900-Mayıs 2010 arasındaki 8 şiddetin üstündeki depremleri inceleyelim . Bu grafikte ise daha büyük 75 yıllık (1905-1980) sinüs döngülerinden bahsetmek gerekir.

Burada da bir sonraki yüksek aktivite periyodunun 2011-2015 arası olacağı tahmin edilmektedir.Küçük döngüleri de hesaba kattığımızda en büyük aktivitenin 2011 ve 2013'te olması muhtemel gözükmektedir.

Dünya Volkanik Aktivitesi Tahmini (Uzun Dönemli)

Aynı yöntemlerle volkanik aktivitenin geleceği konusunda tahminlerde bulunacağız.

Graf.88'deki grafikte volkanik patlamalar, bir sinüs eğrisi ve artan bir düz çizgi ile karakterize edilmektedir. Bunlardan düz çizgi gitgide artan aktiviteyi, sinüs eğrisi ise aktivitenin döngüsel karakterini ortaya koymaktadır.

Sinüs eğrisi sayesinde periyotların 26 yıllık olduğunu görüyoruz. Burada da sinüs eğrisi ve düz çizgiden yola çıkarak yaptığımız projeksiyonla; 2011 ve 2013 birer zirve aktivite ve 2012'de ise lokal minimum bir aktivite görmemiz mümkün.

1 Ocak-31 Mayıs 2010 arasında 52 volkanik patlama gerçekleşti. Bu da bizim 2011-2013 için beklediğimiz 100-110 volkanik patlamanın, kabul edilebilir bir sayı olduğunu göstermektedir.

Tsunami Aktivitesi Tahmini (Uzun Dönemli)

Büyük tsunami tahmini, bir nevi tsunamiye sebep olacak büyük deprem ve volkanik patlama tahminidir. Önümüzdeki 5 yıl için büyük tsunami sayısı tahminlerinde bulunduk. Graf.89'da, 1990-2010 arasındaki büyük tsunamilerin sayılarını çizdik. Düz çizgi, artan tsunami trendini göstermektedir.

Burada da döngüleri incelediğimizde; 2011 ve 2013'de büyük tsunamilerin sayısında artış bekliyoruz. 2016'dan önce oldukça yıkıcı şiddette doğal feklaketler beklenmektedir.

Sonuç olarak beklenen yerkürenin bu doğal felaketler aktivitesi, insanlık yaşamının ve uygarlığının ilerlemesini olumsuz olarak etkileyecek; insanlık tarihinde benzeri görülmemiş ölümlere ve yıkıma yol açacaktır. Ve arkasından maksimuma ulaşan felaketler, 2016 dan itibaren bir düşüş yaşayacaktır.

Çeviren ve Derleyen: Gökben Çoşkun
yaklasansaat.com

01/12/2011

 


Kaynak:
1) Prof. Dr. Elchin N. Khalilov, "Geochange: Problems of Global Changes of the Geological Environment", International Scientific Journal, Vol.1, London, Munich, 2010, ISSN 2218-5798.
2) www.geochangemag.org


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.