Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com




 

Dünyamız/ Dünya'nın Katmanları(Tabakaları) ve İç Yapısı/ Madde ve Antimadde: Altın

MADDE VE ANTİMADDE: ALTIN

altın Kimlik Kartı:
Sembolü: Au
Atom Numarası: 79
Sınıfı: Metal
Rengi: Metalik sarı
Kristal Yapısı: Kübik merkezli
Grubu: 1 B, (geçiş elementi)
Periyot: 6
Seri: Geçiş metalleri
Atom Kütlesi: 196,966569(4) g/mol
Erime Sıcaklığı: 1063 °C
Kaynama Sıcaklığı: 2970 °C
Standart Hali: Katı
İzotopları: 14 izotopu vardır
Yükseltgenme Dereceleri: 3, 1
Özgül kütlesi: 19,3 g/cm3
Her Enerji Seviyesindeki Elektronlar: 2, 8, 18, 32, 18, 1
Nötron Sayıları: 118
Proton Sayıları: 79
Valans elektronları: 5d10 6s1


ÖZELLİKLERİ

Varak

Kimyasal simgesi olan Au, Latince'deki "aurum"dan(parlamak) geliyor. İyi bir ısı ve elektrik iletkeni olan altın; yumuşak ve çok esnek bir metaldir. Dövülmeye ve haddelenmeye elverişli metaller arasında ilk sırayı alır. Yaklaşık 10 gr ağırlığında bir altın kütlesi, 11 m2 kadar bir alanı kaplayacak büyüklükte levha haline gelinceye değin dövülebilir. Milimetrenin on binde biri kadar inceltilebilir.

Altın, olağanüstü yoğun bir madendir. Örneğin, sudan 19 kat daha ağırdır. Çok miktardaki altını, kalıplar halinde küçük alanlı bir yerde saklayabilirsiniz. Varak denilen zar inceliğindeki altın levhalar, yeşil ışığı geçirir. Doğada oldukça az, ama hemen hemen saf halde bulunan, rengi ve parıltısı göz alıcı, işlenmesi kolay olan, havadan ve sudan etkilenmediği için kararıp paslanmayan altın, bu özellikleriyle insanın ilgisini çeken ilk metallerden biri olmuştur. Yumuşak olduğundan bazı alanlarda başka metallerle (Cu, Ni vb.) yaptığı alaşımlar kullanılır.

BİLEŞİKLERİ VE İZOTOPLARI

Gümüşhane Mastra Altın Madeni

Altının temel yükseltgenme durumları +1 ve +3'tür. Tek değerli altın bileşikleri genellikle katı, üç değerli altın bileşikleri ise daha çok sıvı halde bulunur. Altın, elektrokimyasal dizinin en alt sırasında yer alır; platin bile Au+3 iyonlarını kolayca metal haline indirgeyebilir. Altın, oksijenle, kükürtle ya da kuru halojenlerle (klor, brom, flüor) tepkimeye girmez ve tek başına hiçbir asit altını etkileyemez. Buna karşılık bu soy metal, su buharıyla yüklü halojenlerden, özellikle de 3:1 oranındaki hidroklorik ve nitrik asit karışımından(kral suyu) etkilenir.

Çeşitli uygulamalarda kullanılan oldukça az sayıdaki altın bileşikleri arasında en önemlileri altın (I) klorür (AuCl), altın (III) klorür ya da altın triklorür (AuCl3) ve kloraurik asittir(HAuCl4). Potasyum siyanaurat K[Au(CN)2], altın kaplama banyolarından (altın kaplamada kullanılan çözeltilerden) çoğunun temel maddesidir. AuCl3, su, alkol ve eterde çözünür, fotoğrafçılıkta ve kaplamada kullanılır. Altın hidroksit; Au(OH)3, ışığa karşı hassas kahverengi bir tozdur. Suda çözünmez, hidroklorik asit ve diğer asitlerde çözünür. Yaldız yapımı ve kaplamacılıkta kullanılır. Altının 192 ile 206 arasında değişen 14 izotopu bulunmaktadır. En yaygın ve kararlı izotopu, 197 Au izotopudur.

ALTIN TUZLARININ ÖZELLİKLERİ 

Altın tuzları, hidrojen sülfürle kahverengi bir çökelek verir ve çökelek alkali sülfürlerde çözünür. Ayrıca sözkonusu tuzlar, demir II sülfatla eflatun renginde kolloidal bir altın çökeleği oluşturur. Çözünebilir bir tuz olan sodyum auriklorür(NaAuCl4-2H2O), romatoit artritin tedavisinde kullanılır.

ALTININ BULUNDUĞU YERLER

Hemen hemen tüm doğal maddelerde, çok küçük oranlarda da olsa altın bulunur. Hatta insan bedeninin bile küçük bir altın madeni olduğunu söylemek yanlış olmaz. İnsan vücudundaki altın oranı ağırlığa göre, 10 milyonda birdir. 70 kg ağırlığındaki bir insan vücudunda, 7 mg altın bulunur. Yerkabuğunda ise, bir ton kayada sadece 5 mg altın bulunmaktadır. Kuşkusuz, bu miktarlardaki altını bulmak çok kolay değildir. Bu değerli metal, okyanus sularında da gizlidir. Her litrede 0,002 mg, yani toplam okyanus sularında 20 milyon ton gibi astronomik bir miktarda altın bulunur. Fakat deniz suyundaki altını seçip çıkarmak, toplanacak altının değerinden çok daha büyük maliyetleri gerektirir.

Elementlerin çoğu gibi altın da, az miktarda da olsa bütün kor kayaçların yapısında, genellikle başka elementlerle kimyasal bileşikler oluşturmaksızın, yalın halde bulunur. Ancak tellürle, bazen de selenyum ve bizmutla birleşmiş olabilir. Yeryüzünde bilinen ekonomik altın yatakları, şu şekilde sınıflandırılır:
1)Mezotermal altınlı kuvars damarları,
2)Epitermal yataklar
3)Plaserler(alüvyonlu çökeller)

ALTININ OLUŞUMU

Son yıllarda elde edilen bulgular, normal yıldızların bu ağır metalleri yeterince üretemediğini ortaya koymaktaydı. Ancak İngiliz ve İsviçreli gökbilimciler, altın, platin ve öteki ağır metallerin yeni bir oluşum modelini açıkladılar. Dr. Stephan Rosswog ve ekip arkadaşlarına göre bu metaller, nötron yıldızlarının çarpışmaları sonucu ortaya çıkıyor. Güneş'ten dört kat ya da daha büyük yıldızların ömrü, merkezin kendi üzerine çökerek yoğun bir yıldız oluşturması, dış katmanlarınsa bir süpernova patlamasıyla uzaya saçılmasıyla noktalanıyor. Merkezde oluşan ve nötron yıldızı adı verilen gökcisimleri, Dünya'nın bir milyon katı yoğunlukta olmalarına karşılık, orta büyüklükte bir şehir boyutlarındalar. Nötron yıldızları zaman zaman çiftler halinde oluşuyorlar.

Dr. Rosswog ve ekibinin süper bilgisayar aracılığıyla yaptığı hesaplara göre, iki nötron yıldızının çarpışması, yalnızca gama ışını patlamaları biçiminde muazzam bir enerji yayımıyla sonuçlanmıyor. Aynı zamanda bu süreç sırasında büyük ölçeklerde altın ve platin sentezlenip uzaya saçılıyor. İki nötron yıldızı birleşip bir karadelik oluşturuyorlar. Ancak bundan önce içlerindeki maddenin küçük bir bölümü uzaya saçılıyor. Bu kül hâlâ çok sıcak olduğundan(yaklaşık 1 milyar kelvin) içinde nükleer tepkimeler sürüyor. Nötron yıldızlarının sert kabuklarını oluşturan demir gibi görece orta ağırlıkta elementler, ortam içinde hızla nötron toplayarak altın ve platin gibi ağır elementlere dönüşüyorlar.

Tavada yıkama yöntemi
Welcome Stranger

ELDE EDİLİŞİ

Altın çıkarımında en çok kullanılan yöntemler, alüvyonlu çökellerde uygulanan plaser madenciliği ile damar madenciliğidir. Bu yöntemlerin en eskisi olan plaser madenciliğinin dayandığı ilke, altının özgül ağırlığının, bir arada bulunduğu diğer çökel maddelerden çok daha yüksek olmasıdır.

19. yüzyıldaki altına hücum dönemlerinde altın arayıcılarının kullandığı tavada yıkama yöntemi, plaser madenciliğinin en basit biçimidir. Yeraltı altın cevheri damarlarının aranması ve işletilmesiyle ilgili yöntemler, başka metaller için kullanılan yeraltı madenciliği yöntemlerinden farksızdır. Damarlarda altın oranı, ton başına 6 ile 12 g arasında değişir ve ocaklar çok derin katmanlara kadar inebilir; çünkü cevher oluşumu, genellikle derin kayaçlara kadar yayılır.

Bugüne kadar en büyük altın külçesi, 1869'de Avustralya'nın Victoria eyaletinde çıkarıldı. "Welcome Stranger" adı konulan bu külçenin ağırlığı, 78 kg idi ve % 91 saf altından oluşuyordu.  

ALTIN ELDE ETME YÖNTEMLERİ

Hidrolik yöntem:

Bu yöntemde serbest halde kumla karışık olarak bulunan altın, eğik bir zeminde kuvvetli su akımı ile yıkanır. Kum akar, altın geride kalır. Plaserde olduğu gibi.

Amalgam yöntemi:
İnce toz halindeki mineral, civa ile kaplı bakır plakalar üzerinde yıkanır. Altın, civada amalgam yaparak çözünür. Bu amalgamın damıtılmasıyla civa buharlaşır, altın geride kalır.

Eritilmiş altın

Klorür yöntemi:
Mineral önce kavrulur ve sıcakta klor gazı geçirilerek suda çözünen altın (III) klorür oluşturulur. Karışıma su eklenmesiyle elde edilen çözeltinin, demir (II) sülfat, okzalik asit veya odun kömürü ile indirgenmesinden metalik altın elde edilir.

Siyanür yöntemi:
Toz haline getirilen minerale, alkali siyanür çözeltisi eklenerek havanın oksijeni ile tepkimeye sokulur. Altın, altın siyanür kompleksini vererek çözünür. Bu kompleks, metalik çinko ile çöktürülür. Ama saf değildir. Saflandırma ya elektrolitik(elektroliz) yöntemle ya da sülfürik veya nitrik asitle tepkimeye sokulması ve saf olmayanların süzülmesiyle yapılır.

Dünya'daki hemen her altın üretim biriminde siyanürleme yöntemi uygulanmaktadır. Ancak açık havuzların kullanıldığı birimler, genellikle yerleşim yerlerinden çok uzakta ve bitki örtüsü bakımından zayıf alanlardır. Siyanürün insan sağlığı ve doğayı tehdit eden üst sınırının 10 ppm(milyonda 10 birim) olduğu gerçeği düşünülürse, bu konuda ne kadar duyarlı olmak gerektiği de anlaşılır. Dolayısıyla bu işlemin bol yağış alan, toprak kayması ve deprem gibi doğa olaylarının sık gerçekleştiği yerlerden uzak bölgelerde kurulacak tesislerde, eğitimli kişiler tarafından gerçekleştirilmesi ve bu konuda uzmanlaşmış kişilerce de denetlenmesi gerekir.

İngiltere Merkez Bankası'nın altın rezervi deposu. Fotoğrafta görülen altın külçelerinin her biri 400 bin dolar değerinde. Merkez bankasının altındaki depolarda yer alan 4600 ton altının toplam değeri ise, 146 milyar dolar.

ÜRETİMİ

Yılda yaklaşık 2.500 ton altın üretiliyor. Geçmiş yıllarda en büyük altın üreticisi ülke, yılda ortalama 300 ton ile Güney Afrika Cumhuriyeti idi. Son yıllarda ise Çin, yılda 295 ton ile birinci sıraya oturuyor. Dünya altın üretiminin % 53'ü dört sanayileşmiş ülke, Çin, Güney Afrika, ABD ve Avustralya'da yapılıyor.

Türkiye dünya altın üretimi sıralamasında yer almadığı halde, dünya altın talebinde 5. sırada bulunuyor. Avrupa, altın üretimi açısından fakir bir kıta, yıllık ortalama altın üretimi 25 tonu geçmiyor. Dünya'da yeraltındaki miktarı ve nerede olduğu bilinen üretime hazır haldeki görünür altın rezervi, araştırmalara göre yaklaşık 41.500 tondur. Dünya altın stoklarının 100.000 ton dolayında olduğu sanılmaktadır.
 
ALTININIZ KAÇ AYAR?

Altının saflığı "kırat"la (ayar) ifade ediliyor. Karat saflıktan çok, bir ağırlık ölçüsüdür. Bu sözcük, Arapça "kirat"tan geliyor. Arabistan'da değerli madenlerin keçiboynuzu ağacının taneleriyle tartılması, bu sözcüğün Arapça'dan gelmesinin nedeni. Saf altın 24 kırattır. Bir yüzüğün 18 kırat olması, 18'lik bölümünün saf altından, geri kalan kısmının ise başka metallerden oluştuğu anlamına geliyor.

19. yüzyılda, altının değerini ifade etmek için "binler" sistemi getirildi. Buna göre 18 kırat altının ayar damgası 750 olarak tanımlanıyordu. Yani 750'lik bölümü saf altın, 250'lık bölümü diğer metaller. Altının ayar damgasıyla ilgili kanunlar 1478'e kadar değişmedi. Ancak her ülke, ayar damgasıyla ilgili olarak kendi kanunlarını uygulasa da, altının evrensel değeri kıratla belirleniyor.

Mücevhercilikte kullanılan altın alaşımlarının ayarları ülkeden ülkeye değişir. Türkiye'de iç piyasaya sürülen mücevherler, 22, 18 ve 14 ayarlık altın alaşımlarından yapılır. Dış satım içinse 21 ayarlık altın kullanılır. 22 ayar altından yapılan bileziklere, Darphane ayar damgası vurur. Öteki mücevherlerse yapımcının özel garanti damgasını taşır ve Darphane yalnızca rapor verir.

18 ayarlık altın alaşımları, gümüş ve bakır miktarlarına göre farklı renkler alır. %25 gümüş, yeşil altını; % 12,5 gümüş ve % 12,5 bakır, sarı altını; %0,6 gümüş ve %19 bakır, pembe altını; % 25 bakır, kırmızı altını oluşturur.

ALTININ TARİHÇESİ

MS 12. yy ait altın sikkeler, Pamukkale Hierapolis Arkeoloji Müzesi.

Tarih boyunca altın uğruna savaşlar yapılmış, cinayetler işlenmiştir. Altına tutkun olmayan millet yoktur. Yüzyıllar boyunca üllkelerin zenginliği altınla ölçülmüştür. Birçok insan için altın, en güzel, en değerli madendir. Saflığı, gerçeği ve iyiliği simgeler, aynı zamanda madenlerin en soylusudur. Şimdiye kadar kullanılmış para şekillerinin de en değerlisidir.

Madenin, tarihte ilk defa insanların dikkatlerini ne zaman çektiği bilinmemektedir. Arkeolog ve tarihçiler genellikle bunun Dicle-Fırat Vadisi'nde Milâttan 4000 yıl kadar önce görüldüğünü tahmin etmektedirler. Bu tahminleri, Sümerler'in topraktan altın parçaları çıkardıkları çağa düşmektedir. Muhtemelen altının özellikleri, insanların bu kadar büyük ve devamlı ilgisini kazanmasına sebep olmuştur. Parlak, hoşa piden rengi, asitlere karşı dayanıklı, paslanmaz ve lekelenmez oluşu ve çok kolay işlenebilmesi. Ayrıca da az bulunuşu, kuşkusuz onun cazibesini artırmıştır.

Altının ilk bilinen kullanılış şekli, ziynet eşyası olarak kullanılmasıdır. Mısır hükümdarları, maden ocaklarını kontrolleri altına aldılar ve finanse ettiler. Mısır'ın esas altını Habeşistan'da(bugünkü Etiopia) köleler tarafından işletilen derin maden ocaklarından geliyordu.

MS-1787: İlk Amerikan altın parası, Ephraim Brasher tarafından basıldı.

Azteklerle, İnkalar, altından ziynet eşyaları yapmakta oldukça ileri gitmişlerdi. Bunların en eskilerine MÖ 2000 yılına ait olmak üzere Peru'da rastlanmıştır. İzlanda'da da altın, kemikten yapılan ziynet eşyaları içerisine işlenmiş olarak tarihden önceki zamanlarda kullanılmıştır. Altına önem verenler arasında; Yunanlılar, İranlılar, Makedonyalılar, Asuriler, Sümerler ve Lidyalıları saymak yerinde olur. Eski Mısır'da  MÖ 3200 yıllarında dar, boyları eşit altın çubuklar darphanede çekilerek piyasaya çıkarılmıştı..

Madenlerin resmi para olarak kullanılmasında ikinci bir adım, onların belirli ölçüde sikkeler halinde basılmalarıydı. Sikkeler, milattan 550 yıl önce Lidya Kralı Kroesus tarafından saf altından olmak üzere yaptırılmıştır. Basılmış paranın(sikkelerin) yayılması ile beraber ticaret de arttı, şehirler parladı ve dünya yeni bir döneme girdi.

Türk boylarında İskit ve Sormatlar'ın(MÖ 1000) milli kahramanları konu alan altın toka yapımında ileri oldukları bilinmektedir. 4. ve 9. yüzyıl aralarında ise altın kâse, vazo işçiliğinde en güzel örnekleri vermişlerdir. İslamiyet'te altın ekonomik bir değerdir. Dolayısıyla bunun dışında kullanılmasını hoş karşılamamıştır. Altını sadece kadın mücevheratı(takı) olarak kullanmışlardır. İslam sanatında altın ve gümüş varaklar, camii ve saray süslemelerinin yanı sıra, minyatürlerin renklendirilmesinde, baskı motiflerinde ve elyazmalarında geniş ölçüde kullanılmıştı. 15. yüzyılın son çeyreğinde altın sultaninin(para) piyasaya sürülüşüne kadar, Osmanlı sikkeleri, gümüş akçe ile bakır mangırdan ibaretti. İlk Osmanlı altınının, Fatih Sultan Mehmet'in ikinci defa tahta çıkışının 27. senesinde (1477) basıldığı bilinmektedir.

1848'deki altına hücum olayını, New York Tribüne gazetesi "Birleşik Devletler Altın Çağının Eşiğinde" diye bütün dünyaya ilan ediyordu. Altına karşı bu hücum hiçbir şeye benzemiyordu. Belki binlerce yıldan beri ilk kez altın, onu bulana ait oluyordu.

1783 yılında İsveç'de Scheele'nin siyanür çözeltisinin altını çözdüğünü keşfetmesinden sonra, altın üretiminde çok önemli bir dönem başlamıştır. Altının siyanürle zenginleştirilmesi, endüstriyel anlamda ilk kez 1889'da Yeni Zellanda'daki Crown Mine'da gerçekleştirilmiştir.

EKONOMİDEKİ YERİ

Osmanlı Devleti ekonomisi gelişmeye ve zenginleşmeye başlayınca altın sikkeler bastırdı. Bunlar içinde tek Osmanlı sikkesi durumuna getirilene “Sultani” adı verilir. Sultaninin ağırlığı ve ayarı, ülkelerarası ticarette temel aracı konumunda olan Venedik dükasına eşitlenmiştir.

Yüzyıllardan beri değerini ve önemini arttırarak koruyan altın, insanlık tarihinde kullanılan en eski metallerden biridir. Çağlar boyu zenginliğin simgesi olan altın; geçmişte çoğunlukla para malzemesi olarak düşünülmüşse de günümüzde, yatırım aracı olarak, kuyumculukta ve hızla yaygınlaşan endüstriyel kullanımıyla önemini korumaktadır. İnsanlar altını tanıdıktan sonra, bu kıymetli madeni, para olarak kullanmaya başlamışlardır. Madenlerin para olarak kullanılması, o zamana kadar bilinmeyen pazarlara muazzam imkânlar getirdi. Örneğin; davarlarını altın karşılığında satan biri, bununla dünyanın her tarafında istediği şeyi satın alabileceğini biliyordu.

Kâğıt para, parasal tarihte oldukça geç gelişmelerdendir. İlk olarak bir çeşit "ambar makbuzu" olarak ortaya çıkmıştır. Kuyumculara saklaması için altınlarını bırakan kişilere, kuyumcunun verdiği makbuzdur.

Dünya altın stoklarının 100.000 ton dolayında olduğu sanılmaktadır. Son kullanım alanlarına göre yaklaşık % 37'si devletlerin merkez bankalarında, % 24'ü özel yatırımcılardadır. Yani dünya altın stoklarının yaklaşık yarısı resmi veya özel yatırımcıların elindedir. Altın stoklarının geri kalan, kısmı (% 27) değerli süs eşyası ve (% 12) endüstriyel meta şeklindedir.

Altından yapılmış Lidya aslanı. Dünyanın ilk altın parası Anadolu'da Salihli Sart'ta bulunmuştur.

Dünya'nın en önemli altın stokuna sahip ülkesi ABD'dir. Amerikan federal bankasının kasalarında 8 bin ton altın olduğu sanılmaktadır. II, Dünya savaşından sonra hızla gelişen Almanya ve Fransa da önemli altın stoklarına sahiptir. İsviçre'nin altın stokları da bankacılıktaki yeri nedeniyle önem taşımaktadır. 1. Dünya savaşından önce dünyanın elinde en çok altın bulunduran ülkesi Rusya iken, günümüzde ABD, Almanya ve Fransa'dan sonra 4. sırada yer almakla birlikte, Rusya'nın altın stoklarının bilinenden daha çok olduğu sanılmaktadır. Bugün, IMF'nin elindeki altın stoklan ise 3200 tondur.

Türkiye'nin altın stoku, halkın elindeki altınlarla, Merkez Bankası'ndaki altınlardan oluşmaktadır. Merkez Bankası'ndaki altın stoku 115 ton civarındadır. Tahminlere göre halkın elindeki altın stoku ise 3000-3500 ton civarında olup, bugünkü değeri 50 trilyon civarındadır.

KULLANIM ALANLARI

Çıkarılan bütün altının yarıdan fazlası, hükümetlerin ve merkez bankalarının elindedir. Geri kalanın ise, özel şahısların kasalarında ya da kuyumculuk sektöründe olduğu düşünülmektedir. Ancak altın sadece kuyumculuk sektöründe veya madalyon yapımında kullanılmıyor. Birçok alanda altın kullanımı önemli bir yer tutar. Kısaca sıralarsak;
1-Biyomedikalde
2-Dişçilikte
3-Elektronikte
4-Uzay ve havacılıkta
5-Hava arıtımında ve çevrecilikte
6-Nanoteknolojide
7-Dekorasyonda
8-Yiyecekte, içecekte ve güzellikte v.b gibi kullanım alanları vardır.

BİYOMEDİKAL

Eski Mısır ve Hint uygarlıklarında altından yapılmış sağlık malzemeleri kullanılmıştır. Eski Çin'deki altın uygulamaları; hastalık tedavisinde, özellikle çiçek hastalığında, deri ülserlerinde ve kızamık tedavisinde kullanılmıştır.

Altın tıp alanında temel olarak; romatizmal, eklem intihapları, karaciğer, göz, kulak hastalıklarının tedavisinde, yorgunluk ve depresyon tedavilerinde kullanılmaktadır. Kanser tedavileri içinse yeni çalışmalar sürdürülmektedir. Diş onarımındaki açıkça kullanımı dışında, altın medikal cihazlarda belirli testlerde de kullanılır. Tıbbın çeşitli alanlarındaki altının kullanımını şu başlıklar altında toplayabiliriz:

A-Anti Kanser

Nanoteknoloji ile hazırlanan ilaçlı altın kapsüller, hedeflenen hücreye kızılötesi ışınların da desteğiyle gönderiliyor.

Radioctive altın, kanser tedavisinde uzun yıllar önce kullanılıyordu. Şimdi dünya çapındaki araştırma grupları, bir dizi yeni antikanser tedavileri geliştirmek için altının mükemmel özelliklerini kullanıyor.

Altın, prostat kanseri tedavisinde; prostatın ne durumda olduğunu görmek için kullanılıyor. Doktorlar, pirinç tanesi büyüklüğünde altın kullanarak, tedavi süresinde hastanın prostatının durumunu tam olarak belirleyebiliyorlar.

Altın yoğundur ve X ışınlarını geçirmez. Öyle ki prostat etrafına bu taneciklerin yerleştirilmesi, doktorların tedavilerine daha etkili bir şekilde odaklanmalarına yardım ediyor. Bu gelişmiş hassasiyet, ışın tedavisi için daha çok hedeflenmiş alana ve daha duyarlı bir radyasyon dozuna imkân vermektedir. Bu çok potansiyelli kanser ilaçları, altın partiküllerine tutunarak, daha sonra vücutta bulunan tümörleri seçerek onlara tutunurlar. Normal kemoterapi tedavisi, hastalıklı hücrelerin yanı sıra sağlıklı olanları da öldürürken, bu yöntem, sadece kanserli hücreleri hedef almaktadır.

Ulusal Singapur Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, kanser tedavisinde ilaç olarak kullanılmak üzere yeni bir altın bileşiğinin patentini aldılar. Bilim adamları diğer bir çalışmalarında da kanserli hücreyi, en az zararla yok eden bir yöntem geliştirdi. Gazi Üniversitesi Nano Tıp ve İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi'nden Mustafa Selman Yavuz ve Gürer Budak'ın da içinde bulunduğu projenin diğer ayağında ise Washington Üniversitesi bulunuyor.

İçinde ilaç molekülü bulunan metrenin 50 milyarda biri büyüklüğündeki altın nano kapsül, kanser hücrelerini yok etmeyi başardı. Bu tedavide güdümlü olarak tam kanserli bölge hedefleniyor.
Nanoteknoloji ile hazırlanan ilaçlı altın kapsüller, hedeflenen hücreye kızılötesi ışınların da desteğiyle gönderiliyor. Altın kapsüller laboratuvar ortamında şimdilik başarılı sonuçlar verdi.

B-Romatoid Artrit(Eklem İltihabı)

Fransız Jacques Forestier, 1929 yılında altın komplekslerinin kullanılmasının, arterit tedavisinde faydalı olduğunu açıklamıştı. Bunu takip eden yıllarda, batı tıbbında altın kullanılmaya başlandı. Altın ve altın bileşikleri, yanmayı ve tahrişi önleyen özelliği nedeniyle eklem iltihabı tedavisinde römatolojistler tarafından tercih edilmektedir.

Ampul ve hap şeklinde iki uygulama türü vardır. Ampul olarak kullanılması; kasların arasına enjekte edilen saf altın, sertlik, bükülmeme gibi durumlara, acıya ve ağrıya iyi gelerek hastalarda uzun süreli rahatlık sağlıyor. Ancak bu yöntem, kanda, böbreklerde ve deride sıkıntılara yol açması ve bulantıya sebep olması nedeniyle son çare olarak uygulanıyordu.

Bugün ise Danimarka ve Amerika'da yapılan araştırmalar sonucunda yan etkileri azaltılan tıbbi altın kullanımı sayesinde, eklem ve kemik iltihaplarından muzdarip hastalar, nispeten düşük maliyetlerle sağlığına kavuşabilecektir. Altın bileşiklerinden oluşan ilaçlar, romatizmal eklem ağrılarını yavaşlatan ilaç grubu içindedir. Bu ilaçlar DMARD'S olarak bilinir. Eklem yerlerinin şişkinliğini tedavide ve ağrı kesici olarak kullanılır. Bu ağrılar için altın belki 70 yıldan fazladır kullanılıyor. Ancak bilim adamları onun neden işe yaradığını tam olarak bilmiyorlar. Altının, kıkırdak ve kemikte oluşan hasarları da azaltacağı düşünülüyor.

Krizoterapi

Altın bileşiklerinin(tuzlarının) ilaç olarak tıpta kullanımına krizoterapi denir. Eskiden tüberküloz ve romatizma gibi hastalıkların tedavisinde uygulanmıştır. Terim, günümüzde de bazı hastalıkların altın tuzlarıyla tedavisi için kullanılmaktadır. Altınlı ilaçlarda kullanılan başlıca iki çeşit altın tuzu vardır. Bunlar "Altın sodyum timomalat" ve "Altın tioglukoz" dur. Bu ilaçlar kas içine iğneyle verilirler. Bunların nasıl etkiledikleri bilinmemektedir. Fakat bu ilaçlar, eklemdeki iltihabı önemli ölçüde gidermekte ve bozuklukların ortaya çıkmasına engel olmaktadırlar.

C-İmplantlar

Altın kaplı stent
Orta kulak altın implant. Saf altın (% 99,99 Au)

Kalp pilleri ve kalp rahatsızlıklarının tedavilerinde kullanılan altın kaplı stentler de bu uygulamalar içindedir. Altın kaplı stentler, zayıf kan damarlarını desteklemek için kullanılmaktadır. Birçok cerrah, x-ray ışını altında en iyi görünebildiği için altın kaplı stentleri tercih etmektedirler. Altın, bakteri üremesine karşı yüksek direnç gösterdiği için, kulak içi gibi enfeksiyon riski olan yerlerde, implantlarda kullanılacak madde olarak seçilir.

Yüz felci geçiren hastalarda sıklıkla rastlanan ve tedavi altına alınmadığında sonuçları göz kaybına kadar varabilen kapak problemlerine altın plaka çare oluyor. Yüksek saflıktaki altın (genellikle % 99,99) bir yüz felci tedavisi için, üst göz kapağı implant malzemesi olarak kullanılır.

D-Rapid testi

Koloidal altın, rapid(hızlı) testlerde kullanmak için harika bir metaryeldir. Bir sıvı örnekteki kimyasal maddenin görsel olarak tespitine hızlı(rapid) analiz denir. Rapid testin kullanım alanları içinde gebelik testi, tüp bebek, tümör varlığı, toskiloji ve alerji alanları, tarımsal kullanım ve çevresel kullanım alanları vardır.

Sonuç olarak, tıbbi cihazlardaki elektronik parçalarda; altının dayanıklılığı ve güvenilirliği olmasaydı (stent ve solunum cihazı, kalp pilleri gibi) birçok tıbbi tedavi bugünkü kadar etkili olmazdı.

DİŞÇİLİKTE

Altının diş uygulamalarında kullanılması biyolojik yapıya mükemmel uyum sağlamasıyla ilgilidir. Altın 3000 yıldan beri diş alanında kullanılmaktadır. Altının kolay şekil alması ve bozulmaya karşı gösterdiği dirençten ötürü dişçilikte kullanım için mükemmel bir maddedir. Bunun yanında yumuşaklığından dolayı aşınmayı azaltmak için alaşımlanması gerekmektedir.

Diğer kullanım nedenleri; biyolojik uyumluluğu yanında işlenebilirliğidir. Vücuda yerleştirildiğinde zararlı etkisinin olmaması önemlidir. Bu yüzden diş dolgusu ve diş köprülerinde güvenle kullanılmaktadır. Dişçilikte altın üretiminin lideri %2'lik bir pazar payıyla Japonya'dır. Japonya'yı Almanya ve Amerika izlemektedir.

ELEKTRONİKTE

Cep telefonlarındaki tuş takımının temas yüzeylerinde ve sim kartında altın kaplama.
MS-1968: Intel, altın devrelerle bağlı 1024 transistorlu bir mikroçip piyasaya sürdü.

Altının elektronik alanındaki rolü; kontaklarda, açma/kapama anahtarlarında(switch), rölelerde ve konektörlerde(devre bağlayıcıları) görülmektedir. Kontaklar(temas yüzeyleri) çok ince bir altın tabakasıyla kaplanmıştır. Bir kontağın, altınla kaplanması; elektriksel bağlantı direnci, sıfıra yakın olan atomik boyutta temiz metalik yüzey oluşmasını sağlar. Bu kaplama, ısının hızlı bir şekilde dağılmasını, oksitlenmenin(paslanma) veya çok düşük ve yüksek ısı derecelerindeki kararmanın da önüne geçilmesini sağlar. Cep telefonlarındaki tuş takımının temas yüzeylerinde ve sim kartında altın kaplama kullanılması örnek gösterilebilir.

Altının elektronikteki diğer ana rolü, transistörler ve entegre devreler gibi yarı iletken elemanların iç yapımındaki bağlantılarda, ince altın tel veya şeritler olarak kullanılmasıdır. Baskılı devre kartlarındaki bileşenleri(elektronik elemanlar) bağlamak için altın kaplamalı bağlantı yolları kullanılır. Altının elektronik baskılı devrelerde kullanılmasının nedenleri; bozulmaya karşı dayanıklılığı, yüksek elektrik iletkenliği, çevresine bağlanma kolaylığıdır. Güvenli bağlantılara ihtiyaç oldukça altın gereklidir. Altın, özellikle telekomünikasyon bilgi teknolojileri ve diğer yüksek derecede performansla beraber güvenlik gerektiren kritik uygulamalarda kullanılan bir metaldir. Bilgisayarlarda da altın uçlu konektörler(elektronik devre bağlayıcıları) kullanılır. Bunların yanı sıra otomotiv elektroniğinde, savunma sistemlerinde vazgeçilmezdir.

UZAY VE HAVACILIK

Altın olmasaydı Ay'a ziyaret olmazdı. Çünkü altın etkili bir yansıtıcıdır. Güneş'in yakıcı ısısını yansıtır. 0.15 mm kalınlığındaki altın tabakalar, radyasyon kalkanı olarak uzay mekiklerinde kullanılmaktadır. Güvenli uzay seyahatleri için esastır.

Bundan dolayı uzay endüstrisi büyüdükçe, altına olan talep gözle görülür bir şekilde artmıştır. Örneğin, ünlü US Columbia uzay mekiği için 40,8 kg altın kullanılmıştır. 1,5 milyar dolarlık Hubble teleskopunun elektrik bağlantılarında ve korozyona karşı dayanıklılığını arttırmak için altın kaplama kullanılarak araç korunmuştur.

Astronotların altın kaplı başlıkları, onları radyasyonun öldürücü etkilerinden koruyarak uzayda güvenli çalışmalarını sağlar. Altın, aynı zamanda termik enerji ve ısı için mükemmel bir iletkendir. Örneğin %35 altın içeren bir alaşım, ısının 3300 dereceye ulaşabildiği uzay mekiklerinin ana motorlarının enjektörlerinde kullanılır. Altın alaşımı yüksek ısılara karşı koruma sağlayan en dayanıklı ve uzun ömürlü materyaldir.

HAVA ARITIMINDA VE ÇEVRE TEKNOLOJİLERİNDE ALTIN

Altın, kendine özgün kimyasal özelliklerinden dolayı, kirliliği ve enerji tüketimini azaltıcı bir etkiye sahiptir. Örneğin hava arıtımı, su arıtımı, civa kontrolü ve dizel sürüm kontrolü gibi.

Gaz maskeleri; itfaiyecileri ve madencileri acil durumlarda karbon monoksit zehirlenmesinden korumak için gereklidir. Gaz maskeleri üretiminde de altın katalizör teknolojisi kullanılmaktadır. Altın katalizörleri, düşük sıcaklıklarda özellikle karbon monoksit ve azot içeren kötü kokulu, trimetilamin gibi bileşiklerin oksidasyonunda(parçalanma, yükseltgenme) yüksek derecede aktiftir. Hava temizleme cihazlarında altın, katalizör olarak kullanılır.

Termik santrallerde havaya salınan civanın giderilmesi için bir metot da altın katalizörlerinin kullanılmasıdır. Havaya salınan civa, Alzheimer ve otizme neden olmaktadır.

MÜHENDİSLİKTE

Altın, çok sayıda mühendislik uygulamalarında kullanılmaktadır. Lehimli alaşımlar, tabaka yağlama ve potansiyometreler ile bujiler gibi elektriksel uygulamaları da vardır. Hassas optik kaplama gerektiren mühendislikte altın kullanılır.

Altın özel cam yapımınlarında kullanılır. Cama katılan altın, ısı ışınları olan kızılötesi ışınların %98'ini yansıtır. Böylece kapalı yerlerin ısınmasını büyük ölçüde önler ve daha az havalandırma gereksinimi duyulmasını sağlar. Isı ışınlarının geçmesini önlerken, ışık ışınlarının tümünün geçmesini sağlar. Böylece aydınlatmada olumsuz bir etkide bulunmamış olur.

Büyük büro binalarının pencerelerinde de gene ince levhalar halinde altın kullanılması, yalnız estetik açısından değil, bu yansıtıcı yüzeyin çevreyle ısı alış-verişini büyük ölçüde azaltmasından kaynaklanır. Lal camlara da parlak kırmızı rengini veren, camsı kütlenin içinde kolloidal halinde dağılmış olan çok az miktardaki altındır.

NANOTEKNOLOJİ

Bilim insanları, kendisini diğer maddelere iliştiren(bağlayan) karbon nanoyapılar üzerinde çalışıyorlar. Fakat bu bağlanmalarda altın, karbondan çok daha fazla güvenilirdir. JP Behrens, altının avantajlarını şöyle açıklıyor:

"Karbonun aksine, altın her şeye bağlanmaz. Yalnızca belirli alanlara bağlanır. Bağlanacağı noktaları bulur ve yerleşeceği yeri sınırlar. Altın yerleşeceği yeri seçtiğinde, teknisyenler o noktaları bulabilir ve oralara materyalleri daha kolay bağlayabilirler. Bu yeni hassasiyet, nano tasarımcılara yeni materyalleri hızlı inşa etmeleri için, daha titiz çalışmalarına izin verir."

Altın nano parçacıklar genelde işaretleme ve görüntüleme için, taşıyıcı olarak, ısı kaynağı olarak ve sensor olarak kullanılır. Nano boyuttaki altının gösterdiği optik özellikler heyecan vericidir. Koloidal altında, parçacık boyutuna bağlı olarak altın nano parçacıkları, kırmızıdan mora kadar değişen renklere sahiptirler. Bu özellik, birçok uygulamada başarılı bir şekilde kullanılmıştır. Rapid testlerde kullanıldığı gibi. Ayrıca altın nano parçacıklar birçok ticari uygulamada önemli bir yer tutar. Altının iyi bir katalizör olduğu bilinir. Aynı zamanda bu nano parçacıklar sülfür içerikli moleküllerin bağlanması için kimyasal olarak uygun yüzeye sahiptirler. Altının mükemmel özelliklerine dayanan, heyecan verici yeni nanoteknoloji uygulamalarının geliştirildiği alanlar şöyle sıralanabilir:

  • Gelecekte, elektronik cihazlardaki bağlantılar için altın nano tellerde,
  • Koloid altın nano parçacıkların rapid test ve biyomedikal tahliller de,
  • Altın nano parçacıklar, anti kanser ilaçlarının vücutta hedeflenen yerlere dağıtımında ve kanserli hücrelerin yok edilmesinde,
  • Tiyol bazlı altın nano parçacıkların gelişmiş dekoratif kaplamalarda,
  • Yeni estetik özellikler sergileyen boyalar ve tekstil ürünlerinde,
  • Çevre kirlilik kontrolü ve kimyasal sentezlerde karbon destekli altın nano parçacıklara dayalı yakıt pillerindeki elektro katalizörler de, altın nano parçacıklar kullanımı geliştirilmektedir.

YİYECEK VE İÇECEKTE

Altın yemek güvenli olmakla birlikte, bilim adamları her gün 0,2 gr altın yemenin, vücuttaki toksinleri atmasından ötürü yararlı olduğunu savunmaktadır. Altın, Avrupa ve Amerika başta olmak üzere birçok kıtada tüketilmektedir. Bununla birlikte altın, birçok yemekte dekoratif amaçla da kullanılmaktadır. Osmanlı devletinin en önemli padişahlarından olan Kanuni Sultan Süleyman'ın yemeklerinde altın yediği hatta Viyana seferi sırasında yemiş olduğu tavukların üzerine altın tozu döktüğü ifade edilmektedir.

BİLİMSEL ÇALIŞMALAR

Bilim dünyasında altın, bir mücevherden çok daha fazlasıdır. Nanoteknoloji alanında, altın nano parçacıkların biyolojik uygulamalarındaki yeni çalışmalardan kısaca söz etmek istiyoruz.

İŞARETLEME VE GÖRÜNTÜLEMEDE ALTIN

Işık, metal parçacığa çarptığında yansıyarak geri döner. Bu esnada belli bir dalga boyunda gelen ışığın bir kısmı parçacık tarafından emilir ve taşıdığı enerjiden dolayı elektron bulutunun titreşmesine neden olur. Elektron bulutunun titreşimi "plazmon" olarak adlandırılır. Bu olay metaller için kızılötesi ışıma bölgesinde görülür. Ancak, altın nano parçacıklar için bu durum ışığın görünür bölgesinde (gözümüzle görebildiğimiz aralık) gerçekleşir. Böylece, altın nano parçacıklar ışığın görünür bölgesindeki plazmon rezonanslarından dolayı ışınları çok iyi emer veya ışımasını sağlar. Bu da optik olarak kullanılmalarını mümkün kılar.

Büyüklüklerinin değişmesiyle farklı renklerde ışığın ışımasını sağlayan parçacıklar, çeşitli renklerde çalışılabilmesine de olanak verir. Rapid testlerde olduğu gibi. Büyüklükleri 20 nm'nin üzerinde olan parçacıklar ise doğrudan faz farkı yani Diferansiyel Girişim Farkı (DIC) modlarında, optik mikroskoplarda herhangi bir ara boya maddesi olmadan kullanılabilir. Görünür ışık ile kullanılabilmelerinin yanı sıra altın nano parçacıklar, X-ışınları ve elektron dalgaları ile görüntüleme işlemlerinde de kullanılır. Yüksek molekül ağırlıkları sayesinde kontrast farkı oluşturarak Geçişli Elektron Mikroskobu'nda (TEM) görüntüleme yapılmasına da imkan sağlar.

Altın nano parçacıkların işaretleyici olarak kullanıldığı diğer bir alan ise bağışıklık sistemidir. Bu parçacıklarla belirli moleküller veya hücrelerin belirli bölgelerini işaretlemek mümkündür. Bu yolla istenilen bölgelerin mikroskop altında görünürlüğü sağlanır. Molekülleri arasındaki ilişki nedeniyle, altın parçacıklar ile antikorlar eşleniktir. Böylece antikorla kaplanmış altın nano parçacıklar, antijenlere ya da antijen içeren hücrelere gidip bağlanabilir. Bu bağlanma sonucunda, altının görüntülenebilirlik özelliğinden yararlanılarak istenilen hedef hücrelerin görüntülenmesi sağlanır.

Isı Kaynağı Olarak Altın Nano Parçacıklar

Resimde altın nano parçacıklar kanser hücresinin içnde görünmektedir. Hücre kendisini kopyalamaya çalışıyor. Ancak altın nano parçacıklar engelliyor.

Altın nano parçacıklar ışığı emdiklerinde serbest elektronları uyarılır. Plazmon rezonans frekansındaki bu uyarılma, serbest elektronların toplu olarak titreşmesine neden olur. Parçacığın kristal ağı ve elektronları arasında oluşan etkileşim, parçacıktan çevresine termal enerji aktarılmasına yol açar. Kanserli hücrelerin tedavisinde, bu özeliklerinden yola çıkarak altın nano parçacıkların kullanılması düşünülmektedir. Hücreler küçük ısı değişimlerine hayli duyarlıdır; vücut sıcaklığının bir kaç derece üzerinde, 42°C'nin üzerideki sıcaklıklarda hipertermi ve hücre ölümleri görülmeye başlar. İlaç taşıma sistemlerinde olduğu gibi kanserli hücrelere eşlenik moleküllerin, parçacıkların yüzeyine tutunması sağlanarak parçacıklar belirlenir. Bu parçacıklar uyarılarak kanserli hücrelerin ölümleri panlanmaktadır.

Sensör Olarak Altın Nano Parçacıklar

Nano büyüklükteki parçacıkların yüzey alanı, makro büyüklükteki parçacıklardan çok daha yüksektir. Artan yüzey alanı, yüzey plazmon rezonanslarının potansiyelini de artırır. Bu özellik, parçacıkların biyosensör olarak kullanılmasına da imkan sağlar. Nano parçacıkların büyüklüğü azaldıkça parçacıkların renkleri de kırmızıya kayar. Bunun en bilinen örneklerinden biri evde yapılan gebelik testleridir.

Büyüklükleri 50 nanometrenin altında olan altın nano parçacıklar gebe kadınların salgıladığı bir hormonun içindeki antikorlara bağlanır. Eğer testi yapan kişi hamile ise, parçacıklar antikorlara bağlandığı için bir renk değişimi gözlenir.

Diğer bir örnek ise parçacıkların DNA tespitinde kullanılmasıdır. Bu testte daha büyük, maviye kayan altın nano parçacıklar kullanılır. Eğer ortamda DNA varsa, DNA'lar birbirlerine değil de altın parçacıklara bağlanır. Bu şekilde birikerek altın nano parçacıklı çözeltinin içine dağılırlar, renkleri de koyu kırmızıya doğru kayar. 

ALTIN NANO TANECİKLERİ İLE ERKEN TEŞHİS

İsrailli bir grup araştırmacı, akciğer kanserini solunuma dayanarak tespit eden bir cihaz geliştirdiler. Altın nano tanecikleri yerleştirilmiş karbon algılayıcı kullanan cihaza üflendiğinde, solunumda bulunan tanecikler, karbon taneciklere yapışarak algılayıcının şişmesine ve altın nano taneciklerinin yayılmasına sebep oluyor. Yayılan altın nano tanecikleri, algılayıcı üzerindeki film tabakasının direncinde değişikliğe neden oluyor. Solunumda bulunan her bir tür tanecik farklı bir direnç meydana getiriyor. Bu direnç bir algılayıcı tarafından ölçülüyor. Cihazın ekranında çıkan sayıya bakılarak kişinin kanser olup olmadığı anlaşılıyor. Bu yöntem şimdilik denekler üzerinde denemektedir.

İLGİNÇ TOZ ALTIN DENEYİ

Beyaz toz altın

Yazar Lawrence Gardner, David Hudson'un Arizona'daki Phoenix çiftliğinde görülen olayın araştırılması sonucu ulaşılan sonuçları aktarmaktadır. Altının da içinde bulunduğu platin grubu metaller(PGM)in oluşturduğu bir miktar mineral 1,2 °C ısıtılıp dakikada 2 °C soğutularak bu işleme devam edildiğinde orijinal maddenin, önce beyaz parlak damlaya sonra toza dönüştüğünün görüldüğünü anlatmaktadır.

Toza dönüşen maddenin % 44'ü yok olmuştur. Bu durumda % 44 nereye gitmiş olabilir? Saf beyaz ışığa dönüşür ve fiziksel düzlemin ötesinde bir boyuta geçer.

Bu durum, ''Cennet Taşı''nın, tartıya konulduğunda kendi miktarındaki altından daha ağır geldiğini ancak toza dönüştürüldüğünde bir kuş tüyünün bile kefede daha ağır geldiğini zikreden; İskenderiye metniyle tamı tamına uyum içindedir. Monatomik(tek atomlu) tozun ağırlığı kaybolduğunda, kendisi de gözden kaybolmuştu. Sadece görünmez değildi. Alternatif bir paralel düzleme, uzay-zamanın beşinci bir boyutuna taşınmıştı. Bunun kanıtı, maddeyi görünmez durumdayken, görünür durumuna geri döndüğünde başka bir biçimde konumlandırılabilmesi amacıyla, spatulayla karıştırılarak kesinliğe kavuştu. Bu yapılamadı ve madde görünür olduğundakiyle aynı biçim ve konumda geri geldi. Görünmez sırasında hiçbir şey yer değiştirmemiş veya karışmamıştı. Çünkü orada değildi, kısacası sadece görünmez değildi: Fiziksel durumunu gerçekten de değiştirmiş ve başka bir boyuta geçmişti.

Puthoff, bunu radarla yeri tespit edilemeyen konvansiyonel bir sinsi(stealth) uçakla, gerçekten de başka bir boyuta geçerek kaybolabilen bir diğeri arasındaki farka benzeterek açıkladı. Bu toz, bir süper iletkendi. Çünkü süper iletkenin bütün özelliklerini gösteriyordu. Yazara göre bu monatmik olan beyaz toz, kanser dahil pek çok hastalığı başarılı bir şekilde iyi ediyor. Ölümcül hasta tanısı konan, bireysel gönüllü hastalar üzerinde uygulamalar çok başarılı olmuştur. Belli kliniklerde Lösemi, AIDS ve kanser hastalarının ORME(monatomik beyaz toz) tedavileri başlatılır. Sonuç beklenildiği gibidir. Bu tedavinin şaşırtıcı yanı, bir kanserli hücreyi öldürücü değil kötü oluşmuş (kanserli) hücreleri düzeltici olarak işlev görmektedir. ORME maddeleri monatomik durumda soylu metallerdir, ancak metal olarak sınıflandırılamazlar. Bilim dünyasında Hal Puthoff onları "egzotik madde" olarak isimlendirirken; Hudson onlara "kutsal madde" diyordu.

Resmi yoruma göre ilaç sınıfına girmeyen bu tedaviler, tamamlayıcı olarak tanımlanıyor.
Kopenhag Üniversitesi Niels Bohr Enstitüsü, Şikago ABD Enerji Bakanlığı Argonne Ulusal Laboratuvarları ve yine aynı kuruluşun Tennessee'deki Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı'nın tümü de Hudson patentlerinde kayda geçen elementlerin monatomik yüksek dönüş halinde var olduklarını doğruladılar. Olguyu tanımlamak için kullanılan bilimsel terminoloji, Bozulmuş Asimetrik Yüksek Dönüş Çekirdeği'ydi. Süper iletkendiler çünkü yüksek dönüş atomları, net enerji kaybı olmadan, birbirlerine enerji geçirebiliyorlardı.

SONUÇ

Meksikalı matematik bilimci Miguel Alcubierre, bu boyut değiştiren maddeyi egzotik madde diye adlandırıyor. Tanımını şöyle yapıyor: "Egzotik madde sıfırdan az yer çekimsel çekimi olan maddedir." Michael Szpir bu maddeyi; "Pozitif enerjisi olan normal maddeden farklı olarak, negatif enerji yoğunluğu özelliğine sahip garip bir madde" olarak tanımlamaktadır.

CERN'deki deneylerde altın protonları çarpıştırılıyor. Özellikle antimadde elde edilmesinde ve kuark deneylerinde altın protonlarının rolü bilinmektedir. Altının şuana kadar ortaya çıkmış özellikleri, onu Dünya'nın en değerli maddesi yapmakla kalmıyor, aynı zamanda bir cennet maddesi olduğu gerçeğini de hatırlatıyor. Özetle altın, madde ve antimaddeyi içinde taşıyan, Dünya'da alternatifi olmayan bir elementtir. Kur'an ve sünnet verileri de bu gerçeğin altını çizmektedir. Yeni bilimsel araştırmalar, bu bozulmaz ve rengini kaybetmez olan "cennet taşı"nın daha birçok bilmediğimiz özelliklerini ortaya çıkaracaktır.

Yaklaşansaat'in Altın Haberleri

*İki Türk Bilim Adamı: "Peptitler"e "Altın" Ürettiriyor 05/09/2009

*Kanser Teşhisinde "Altın" Çağ 08/08/2009

*Prof. Dr. Candan Tamerler: "Altın Molekülü Ürettik" 12/05/2009

*Labaratuvarlarda: "Altın"dan "Anti Madde" Elde Ediliyor 01/04/2009

*Yer Çekimini Etkisiz Kılmak: Cisimleri Havada Tutmak Mümkün mü? 15/01/2009

*Altın Kaplı "İlaç Otobüsü": Hastalıklarla Savaşacak 09/01/2009

*Altın, Gümüş ve Platinin: Tıpta Kullanımı Araştırılıyor 20/10/2008

*Altın Nano-Parçacıklar: "Kanseri Teşhis Ediyor" 02/11/2007

*Maddenin Yeni Hali Bulundu! 19/04/2005

01/06/2010 Aysel Kargıoğlu

 

Kaynaklar:
1) Peter L. Bernsteın, "Altının Gücü", Çev. Levent Konyar, Scala Yy. Ocak 2008.
2) Laurence Gardner, "Altının İnanılmaz Gücünün Keşfi, Kutsal Ahit Sandığının Kayıp Sırları", çev. Ertuğrul Bilal, Alfa Yy. İst. 2007.
3) "Uses of Gold(Altının Kullanımları)", Goldipedia.gold(World Gold Council), çev. A. Furkan Kargıoğlu, yaklasansaat.com.
4) "Uses & Aplications(Kullanımlardaki Uygulamaları)", Utilisegold, çev. A. Furkan Kargıoğlu, yaklasansaat.com.
5) Bihter Dağlar, "Altın Nano Parçacıkların Biyolojik Uygulamaları", Bilim ve Teknik, Ekim 2009.
6) Osman Topaç, "Altın Nanotanecikleri ile Erken Teşhis", Bilim ve Teknik, Ekim, 2009.
7) Özlem Sertkaya Doğan, "Türkiye'de Altın Madenciliği", İstanbul Üni. Edebiyat Fak. Coğrafya bölümü Coğrafya Dergisi, İstanbul, Eylül 2005.
8) Elif Yılmaz, "Sarı Işıltının Peşinde: Altına Hücum", Bilim ve Teknik, Mart, 2002.
9) Bilim ve Teknik Ağustos 2001 (NASA basın bülteni, 29 Mart 2001)
10) Bilim ve Teknik ocak 1999   (New Scientist, 19/26 Aralık 1998)
11) Prof. Dr. Ayhan Erler, "Türkiye Altın Potansiyeli", Bilim ve Teknik, Mayıs, 1997.
12) Elif Yılmaz, "Çağların Işıltısı", Bilim ve Teknik, Mayıs, 1997.
13) Charles A. Fuller(Economic Impact'tan), "Altın: Dünyanın Üzerinde, En Çok Tartışılan Madeni", Bilim ve Teknik, Ekim, 1975.
14) Gönül Çetinel, "Altının Ekonomideki Yeri ve Pazarı", Jeoloji Mühendisliği  Dergisi, Kasım, 1992
15) Fevzi Öztürk, "Altının Ekonomideki Tarihsel Rolü ve 2007-2008 Değerlendirmeleri", dunyabulteni.net.
16) Büyük Larousse, C.1
17) Ana britanica, C.2
18) Focus, Ağustos, 2004
19) yaklasansaat.com
20) Vikipedi
21) wealthdaily.com
22) Cnnturk.com
23) Duyagoz.com
24) e- kuyumcu.org
25) ekoayrinti.com



Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.