Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com







 

Dünyamız/ Dünya Gezegeninde: "Canlılık ve Canlılar"/ Karınca Topumu

KARINCA TOPLUMU

Karınca Kimliği
Karınca Türleri
Karıncaların İlginç Özellikleri
Karınca Haberleri
Karıncalardan Mesaj













Alem: Hayvanlar(Animalia)
Şube: Eklem bacaklılar
(Arthropoda)
Sınıf: Böcekler (Insecta)
Takım: Zar Kanatlılar (Hymenoptera)
Alt Takım: Apocrita
Üst Aile: Vespoidea
Aile: Formicidae Latreille

Toplu yaşam, canlı organizmanın gelişmesine parelel olarak, hayvanlar âleminde de, tabii bir yaşama biçimidir. Bütün canlılarda, "varlığını koruma ve güçlendirme yasası", etkin ve temel bir yasadır. Hayvanlar âlemini de yöneten bu yasa; boğuşmayı, asgariye indirmekte; toplumsal yaşamı doğurmaktadır.
 
Hayvanların, "populasyon" veya "toplumlar" şeklinde bir araya gelmesi; değişik faktörlerin de katkısıyla; hayata geçmektedir. Ortak bir besin ihtiyacı; elvirişli bir beslenme ve barınma çevresi(çekici çevre), hayvan türü'nün, düşmanlarından korunma ve kaçması(itici çevre). Ve elbette en önemlisi, sosyalleşme yasasıdır. Arılar, eşek arıları, karıncalar ve benzerlerinde olduğu gibi.. Bütün bu faktörler, hayvanlar âleminde toplumlaşmayı etkileyen faktörlerdir.

GELİŞMİŞ TOPLUMSAL YAŞAM

Hayvan populasyonlarının, tamamlanmış birlikleri olan toplum yaşamını; en iyi şekilde, karıncalarda, termitlerde ve arılarda görmekteyiz. Morley, karınca toplumlarını şöyle anlatır:

"Karıncalar, Dünya'daki en yaygın ve başarılı böceklerdir. Aynı zamanda; hem zihin yönünden, hem de toplumsal yaşayış bakımından, en iyi gelişmiş böceklerdir. Bir bir incelendiğinde karıncaların, geniş tek bir topluluk halinde olmadığı görülür. Biçim ve davranışlarda büyük farklılıklar vardır. Aslında, başka bir açıdan bakılırsa, insan toplumundan, çok daha çeşitli ilkel karınca toplumları vardır. Bu ilkel toplumlar, birkaç karıncadan, çoğu zaman bir düzine karıncaya kadar değişir."

Maeterlinck de, karıncaların yaşam tarzını şöyle anlatır:

"Basit bir şekilde çalışan toplumsal düzenleri vardır. Bir evlenme uçuşuyla, hayatları başlar. Kraliçe, gelecekteki kraliçeleri ortaya çıkardığı gibi; işçi yavruyu da meydana getirir. Bizim gibi dilleri olmamasına ve alet kullanmamalarına rağmen; hemen hemen insanlar kadar çeşitli adetleri vardır. Mağara hayatı yaşayan, toplum-altı topluluklardan başlayıp; insanınki kadar hayret verici, yüksek sınıf Formicinae'lerin(Kırmızı Orman Karıncaları) gibi karmaşık toplumları ve gelişmiş tarihleri vardır."

KARINCALAR: SOSYAL TOPLULUKLAR

Lasius umbratus-Karınca toplumu

Çok değişik hayat şartlarına uyum sağlamaları; Kuzey Kutup bölgesinden, tropikal bölgelere; bol yağmurlu ormanlardan, ağaçların tepelerine ve çölün kumsallarına kadar, koloniler kuran karıncalar; canlılar arasında, müstesna bir yere sahiptirler. Çok farklı ortamlara uyum yetenekleriyle, insanlarla rekabet eden karıncalar, insanoğlu gibi, bir toplum hayatına sahiptirler. Sosyal yaşamın esaslarına uygun yaşamayan, hiç bir karınca türü yoktur. Araştırmacılar, karıncaların, toplumsal yaşamalarını, büyük bir hayranlık duyarak; bir "devlet düzeni"ne benzetirler.

Karınca, büyüleyici bir canlı organizmadır. Onun fiziki yapısı, hem amaç foksiyonuna uygundur ve hem de görünüş olarak estetiktir. Bilim, karıncalarla, insanlar arasında, birçok parelellik olduğunu kanıtlamıştır.

Bu yazımızda karıncaları inceleyeceğiz. Karıncalar, Dünya canlı yaşam tarihinin, en şaşırtıcı hikâyelerinden biridir. Halen yaşayan karıncalar; 21 alt familya ve 283 sınıf olarak, sınıflandırılmıştır. Karıncalar, böcekler içinde; zar kanatlılar takımından, yeryüzünde en kalabalık nüfusa sahiptir. Karıncaların bugün 9.500 türü bilinmektedir. Bütün tropikal ve ılıman bölgelere yayılmış, çok iyi örgütlenmiş koloniler halinde yaşarlar.

Karıncalar, genelde koyu ve toprak rengindedirler. Farklı türler; siyah, kırmızı, toprak rengi, sarı, kahverengi, gri, mavi ya da mor olabilir. Sosyal yaşamları, çok gelişmiştir, tek olarak yaşayamazlar.

Myrmecia Nigriscapa

KARINCA MORFOLOJİSİ(YAPISI)

Bir karıncanın, vücudu üç ana bölümden oluşur: Baş(head), göğüs(thorax-gövde) ve karın(abdomen-kuyruk). Karınca bilimciler, genellikle, baş görünüşünden, karıncaların kimliğini belirlerler. Karıncalarda baş, ana duyu organlarını taşımaktadır ve dış dünyayı algılamada, birinci derecede öneme sahiptir.

Baş

Başta bulunan organlar şunlardır:

  • Birçok böcekte olduğu gibi, çok iyi algılamalarını sağlayan, çok sayıda minicik mercekli, yan gözler vardır. Başlarının üstünde ise, ışığın şiddetini ve polarizasyonu farketmelerini sağlayan, basit üç küçük göz bulunur. Gözleriyle 180 derecelik bir çevreyi görürler.
    Ectatomminae- Tepesinde, üçgen şeklinde, üç küçük göz.


  • Kimyasalları farketmelerini sağlayan; dirsek şeklinde, kıvrık bir çift anten görevi yapan, özel organları vardır. Görmeden çok daha önemli bir rol oynayan; tatma, koklama ve nem algılama organları, bu antenlerde toplanmıştır. Hattâ bâzı türlerde gözler körelmiş haldedir. Antenler, iletişimde, diğer karıncaların, feromenlerini(sinyallerini) algılamada kullanılır. Ayrıca, önlerindeki şeyin ne olduğunu anlamaya yarayan dokunaç görevi yaparlar.

  • Yiyecek taşıma, nesneleri hareket ettirme, yuva inşa etme ve savunma da kullandıkları, güçlü çeneleri vardır. Bazı türlerin ağızlarında, diğer karıncalar veya gelişen larvaları taşımak için besin depoladıkları, küçük bir cep vardır. Alt çeneleri (mandibula), oldukça gelişmiş olup; yapacakları işe göre özelleşmiştir. Yaprak kesen karıncalarda, makas gibi keskin kenarlı; savaşçılar da ise sivri olup, düşmanın başını delecek güçtedir. Bâzıları, testeremsi veya öğütücü tiptedir. İki ayrı biçimde çeneleri gelişmiştir. Dışta bulunan çift, besinleri, gerekli maddeleri taşımaya ve toprağı kazmaya yarar. İçte kalan çift ise çiğneme işlevini yerine getirir.

Göğüs

Göğüs(thorax), karıncanın ayaklarıyla birlikte, ona hareketlilik sağlar.  İki önemli bölüme ayrılmıştır:

Myrmecia pyriformis-Kraliçe
  • Bacakları ve kanatları içine alan (alitrunk),

  • Yalnızca karıncalarda bulunan, ön tarafı doğrudan karını (kuyruk) destekleyen (petiole).

  •  Göğüs gövdesinin birbiriyle bağlantılı, altı bacağı vardır ki, bu bacaklar; asılmalarına ve tırmanmalarına yardımcı olurlar. Karıncalar, ön bacaklarını, bir el gibi kullanırlar. Bunlarla besin yakalar, yuvada yumurta ve kozaların, yerini değiştirir, vücutlarını temizlerler. Birinci çift bacaklarında, arılardaki gibi, kıllardan meydana gelmiş; temizlik organı olan bir çift tarakları vardır. Uzun ve bükülebilen bacakları, toprakta yürürken, bedenin rahat bir şekilde yaylanmasını sağlar.

Karın

Karınca karnında(abdomen-kuyruk), üremeyi sağlayan organlar ve zehir torbası vardır. Çoğu karıncanın, karnının sonunda iğnesi vardır. Bu yönden, karıncalar, eşek arıları ve ısırıcı böceklere benzerler. Bazı karıncalar, balarılarına benzer şekilde, iğnelerini bırakabilirler. Karıncaların birçok türünün, yuvalarını savunmak ve avlarını bastırmak için kullandıkları iğneleri, yırtıcılara karşı da bir savunma silahıdır.  

Deri: Solunum Boruları(Trake)

Vücutları, derilerinin salgısı olan kutikula denen sert bir örtüyle kaplanmıştır. Deri, karıncaya, güçlü bir savunma ve hareketlerine esnek bir dış kabuk sağlar. Aynı zamanda deri, duyu, boşaltım organlarına ve kimyasal sinyal gönderme yeteneğine sahiptir. Ayrıca karıncalar, "trake sistemi" denen borularla, solunum yaparlar. Karıncaların, diğer böcekler gibi akciğerleri yoktur. Oksijen, vücutlarına, tüm bedene yayılmış küçük deliklerden girer. Karbondioksit de aynı deliklerden dışarı çıkar.

KARINCANIN YAŞAM DÖNGÜSÜ

Karınca yumurtaları

Amblyopone oregonensis- Beyaz renkte olanlar, larvalar, larvanın koza aşaması ve koza içindeki pupalar bir arada.

Yumurta,larva aşamaları, pupa(5'inci) ve karınca.
Pupa

Karıncanın yaşam döngüsünde; 4 evre vardır. Bunlar, yumurta, larva, pupa ve yetişkin evreleridir. Dişi karıncalar, döllenmiş yumurtadan(diploid) oluşur; kraliçe, asker veya işçi olabilirler. Erkek karıncalar, döllenmemiş yumurtadan(haploid) oluşurlar.

Karınca yumurtaları: Ovaldir, çok küçüktür(1mm boyunda), ancak kraliçenin yumurtası, genelde çok daha büyüktür.

Karınca larvası: Beyaz ve kurtçuk gibidir ve solucan gibi görünür. Bacakları yoktur ve kendi kendilerine hareket edemezler. Olgunlaşırken, her zaman deri değiştirirler ve büyüklükleri artar.

Karınca pupası: Vücutlarına yapışmış anten ve bacaklarıyla, yetişkin beyaz karıncalar gibi görünür. Bazı türlerde larva, belirli büyüklüğe eriştiğinde; koza gibi ipek örer ve pupa evresi kozanın içindedir. Bir yetişkin oluncaya kadar burada büyür. Yakın zamanda anlaşıldı ki; yetişkin karıncalar, yaşlı olanlara göre, daha renksiz ve sararmış görünüyor. Zamanla renkleri değişir ve koyulaşır. Yetişkinler, kozadan çıkarlar. Bu yaşam döngüsü, 6 ile 10 hafta içinde tamamlanır.

Bazı işçi karıncalar, 7 yıldan daha fazla yaşarken, kraliçe karıncanın ömrü, 15 yıldan fazladır. O, her zaman kolonisini çoğaltmak için, daha fazla işçi ve asker meydana getirmek üzere, kuluçkaya yatar.

KARINCALARDA: "SINIF (KAST) SİSTEMİ"

Yapıları ve işlevleri bakımından biribirinden farklılaşmış; bir sınıfsal yapı oluşmuştur. Kurdukları bu farklılaşmış sosyal düzen, bir kast sistemi oluşturmaktadır. Sistem kendi içinde 3 bölüme ayrılır:

Rhytidoponera metallica
Kraliçe
Temnothorax rugatulus-İşçiler
Eciton Burchelli-Asker
Neivamyrmex Harrisi-Erkek
Acromyrmex Versicolor-Çiftleşme uçuşu
Acromyrmex Versicolor-Kraliçe ve kopmuş kanatları
Crematogaster smithi-Kraliçe,işçiler ve yumurtalar

1) Üreme yeteneğine sahip kraliçe
2) Erkekler
3) İşçiler ve askerler

Kraliçe

Kraliçe, eşeysel organları tamamen gelişmiştir. İşçilerden çok daha uzun yaşarlar. Kraliçe karınca, diğer karıncaların 8-10 katı büyüklüğünde olup; türlere göre 10-20 yıl yaşayabilir. Örneğin, kırmızı karıncaların işçisi; 3, kraliçesi; 15-20 yıl yaşar.

Kraliçeler, çiftleşmeden önce, kanat taşımaları ile, işçilerden ayrılırlar. Kanat taşımaları, doğal olarak göğsün daha kuvvetli, daha geniş oluşmasına neden olmuştur. Kraliçenin, mandibulu(çenesi), güçlü değildir. İşçilerde olmayan nokta gözler, bunlarda vardır.

Bazı türlerde çiftleşmemiş dişiler, büyüklük bakımından işçiler kadar iken, bazılarında 1,5-3 misli büyüktür. Kraliçe, yuvanın, alt katlarında inşa edilen kendi odasına yerleşir ve orada yaşamaya başlar. Bol miktarda yumurta bırakmaya başlayınca, vücudu irileşir. Kraliçenin her türlü ihtiyacı, işçiler tarafından sağlanır. Beslenme sırasında, işçi karıncalar, feromenler(türiçi sinyaller) sayesinde, yuvadaki durumla ilgili bilgileri, kraliçeye iletirler. Kraliçe, bu bilgilere dayanarak; örneğin savaş sırasında çok sayıda asker kaybı olduysa, yeni yavruların, daha çok asker karınca olmalarını sağlayacak bir kimyasal yayınlar. Böylece çoğalma, ihtiyaca göre şekillenir.

İşçi Karıncalar

İşçiler, yuvanın, her türlü ihtiyacıyla ilgilenen kraliçenin, kısır kız yavrularıdır. Karınca türleri içinde en kalabalık sınıfı, işçi karıncalar oluşturmaktadır. İşçiler, eşeysel organları, özellikle ovaryumları körelmiş; yuvanın büyütülmesi, yeni odalar açılışı, yiyecek temin edilmesi, yavruların bakımı, yuvanın korunması gibi, tüm işleri yüklenmiş bir sınıftır. Büyüklükleri, türden türe, hatta tür içinde bile değişir(2-15mm). Çoğunlukla, kraliçeden daha küçüktürler. Göğüsleri çıplak, dar ve küçüktür. Kanatları yoktur. Bileşik göz hepsinde vardır, nokta göz, nadiren bulunur.

Özel kuluçka odalarında saklanan yumurtaların bakımları, işçi karıncalardan oluşan bakıcılar sayesinde, kreş tipi özel odalarda yapılır. Genç ve deneyimsiz olanlar, yavru bakımı ve yuva işleriyle ilgilenirken; daha yaşlı ve tecrübeli olanlar, yiyecek arama, savunma gibi işleri üstlenmektedirler.Bakıcılar tarafından, özenle bakılan yumurta ve larvalar, karıncaların en önemli hazineleridir ve bir tehlike sezinlediklerinde, derhal daha güvenli alanlara taşınmaktadırlar.

Yumurta ve larvalar, uygun sıcaklık ve nem içeren odalarda saklanırlar. Kraliçe, bazen, sadece yavruların beslenmesine yönelik yumurtalar da bırakır. Bakıcılar, yavruları, bu yumurtalarla besler. İşçilerde mide(kursak), sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamaz, tüm topluluğun ihtiyacı için, "sosyal bir mide" görevi yapar.

İşçi karıncalar, kraliçesi olmayan bazı türlerde, üreme işlevini de yüklenirler. Bazen işçiler, döllenmemiş yumurta yaparlar. Bazı işçi karıncaların da görevi, koloninin hijyenini sağlamak, cenaze kaldırılıcılığı ve ölüleri taşımaktır.

Askerler

Asker karıncalar, işçi karıncaların daha geniş bir versiyonudur.

Askerler, koloninin korunması, avlanma, yeni yuva yerleri bulunması gibi görevleri üstlenirler. Askerler, savaş taktik ve stratejisinin uzmanıdırlar. Bazıları saldırganken, diğerleri savunmada dikkate değer teknikler kullanmaktadır.

Erkekler

İşçilerden ve kraliçeden, belirgin olarak daha ince yapılıdır. Erkekler, genellikle küçük baş, geniş göz, geniş göğüs ve midesinin sonunda dişiyi tutmaya yarayan bir çift uzva sahiptir. Gözleri iyi gelişmiştir.Kanatlarını atmazlar. Çiftleşmeden hemen sonra, yuvadan uzaklaştırılan erkekler, birkaç gün içerisinde ölürler.

KARINCALARDA: "KOLONİ OLUŞUMU"

Karınca topluluklarının büyüklükleri, türlere göre değişiklik gösterir. Kural olarak; küçük topluluklar bir, büyük topluluklar (100.000'den fazla) birden fazla kraliçeye sahiptir. Bazen bu kraliçe sayısı; yüze kadar çıkabilir.

Erkek ve dişi kanatlı karıncalar, belirli dönemlerde yuvadan ayrılarak, yeni bir yuva kurma çalışmasına başlarlar. Diğer yuvalardan gelen kanatlılar da eklenince, bir çiftleşme uçuşu başlar. Çiftleşme, bazı türlerde, havada, bazılarında yerde gerçekleşir. Erkek karıncalar, bütün spermlerini, kraliçeye naklederek, çiftleşmeden kısa bir süre sonra ölürler. Kraliçe, spermleri, vücudundaki bir kesede saklayarak; bütün ömrü boyunca, yumurtlarken kullanmaktadır. Koloni oluşumu, aşağıdaki aşamaları izler:

1) Karınca kolonisi, çiftleşme uçuşundan sonra, korunaklı bir yer bulmuş veya kanatlı üretken dişilerin kazdığı veya hazırladığı odaya, kraliçenin yerleşmesiyle başlar.

2) Bu güvenli yerde kraliçe, yumurtaları bırakır, belirli bir zaman sonra larvalar çıkar. Kraliçe, yuvanın dışında yiyecek arayabilir, ya da kanatlarını yer. Çünkü o, bir daha uçmayacaktır. Dışarıdan besin taşımazlar. Tüm görevlerini, vücutlarında önceden biriktirmiş oldukları yağ dokularını ve görevi son bulan kanat kaslarının enerjisini kullanarak yaparlar. Başlangıçta kraliçe, koloninin bütün işlerinden sorumludur. Sadece kendini ve larvaları beslemekle kalmayıp; yuvanın bakımı ve koloninin korunmasından da sorumludur.

Karıncalar, yetişip-büyüdükleri larva aşamasında, sürekli beslenmek zorundadırlar. Kraliçe, yavrularını, kendi salgılarıyla besler. Evvela yavrulardan bir tanesini büyütür, diğerlerine ise ölmeyecek kadar besin verir. Ancak ilk yavru(larva), pupa teşkil ettikten sonra ikincisini, sonra üçüncüsünü büyütür. Kraliçenin amacı, besin maddesini bütün çocuklarına sarfetmemektir. Bir kısmının beslenemeyeceği endişesiyle, böyle kademeli hareket etmektedir.

3) Yavrulardan, ilk işçilerin ortaya çıkmasıyla, kraliçe, koloninin gelişimi, yuva bakımı için daha az enerji harcar. Işçiler, kraliçeyi beslemek de dahil bütün işleri yaparken, kraliçe, sadece yumurtlamakla meşgul olur.

4) Koloni, sadece populasyon olarak değil; yuva büyüklüğü ve işçilerin, yiyecek için geniş alana dağıldığı, büyüme evresine geçer. Bu evre, birkaç yıl alabilir. Bazı tür koloniler, milyonlarca bireyden oluşabilir.

5) Bu büyüme peryodundan sonra, cinsiyet sahibi(dişi ve erkek) bir nesil yetiştirilir.

6) Genellikle, aynı bölgenin kolonileri tarafından yetiştirilmiş farklı cinsiyet sahibi bireyler, aynı günde ve aynı zamanda uçarlar. Bu da, onların, karşılaşma şansını arttırır.

7) Koloni kraliçesi ölürse, koloni, ancak birkaç ay hayatta kalabilir. Zira kraliçelik, nadiren el değiştirir ve işçiler de üreyemezler.

Bazı türlerde dişiler, tek başlarına yeni bir yuva kuracak durumda değillerdir. Bu nedenle kraliçe, ana yuvayı terkederken; çok küçük yapılı 15-20 işçi, genç kraliçenin bacaklarına tutunarak, onunla birlikte giderler ve ona yuva kurmada yardım ederler. 

KARINCA YUVALARI

Yuva oluşturma bakımından, türler arasında farklılıklar görülür. Kanatlı dişiler ve erkekler, yılda 1-2 defa yılın belirli zamanlarında ortaya çıkarlar. Yuvanın yerinin seçimi, türlere göre değişir. Yer seçimi ise, yuva kurucusu kraliçe tarafından gerçekleştirilir.

Azteca- Guayaba ağacına asılı, bir Azteca karıncası yuvası
Temnothorax rudis

Karınca türlerinin çoğu, yuvalarını, yer altında yapar. Genellikle, bir taşın altında bulunan bir girişten; yumurtlama, erzak biriktirme ve dinlenme için ayrılmış dehlizlere ve odalara geçilir. Yuvanın, az ya da çok önemli bir bölümü, yer üstünde olabilir. İnce dallar ve çeşitli gereçlerle kubbe biçiminde oluşturulur. Yapı malzemesi olarak; ağaç, yaprak, çamur ve çok azda olsa ipek çıkarma yeteneğinde olan karınca larvasının salgısı kullanılabilir.

Karıncalar, yuvadan uzakta dolaşabilir ve gözleriyle işaretler koyarak, ya da topokimyasal yön bulma yöntemiyle, yuvalarını bulabilirler. Ayrıca, Güneş'in konumuna bakarak da, yönlerini bulabilirler.

"Ağaçta Yuva" Yapan Karıncalar

Bazı karıncalar, ağaççıldır ve yaşlı ağaçların gövdelerinde ya da kabukların altlarında yaşarlar. Ağaç karıncaları, örneğin Caponotus Herculeanus adlı tür, sağlıklı ağaçları sever ve aynen toprak altında olduğu gibi ağacın içini oyarak, koridorlar oluştururlar. İlginç olan ağacın ölmemesidir. Radyoaktif iyonla beraber, ağacın öz suyu, karıncaları besler. 130 m2´lik bir alanı kaplayan, 12 ağaçlık kolonilere raslanmıştır.

Tropikal türler, çok iyi hazırlanmış asılı yuvalar yaparlar. Bu hayvanlar, larvalarını, bir mekik gibi kullanarak, larvaların salgılarıyla bir dalın yapraklarını bir araya getirerek bağlarlar. Bazı türlerse; karınca seven denen bazı bitkilerin, dokularında yaşarlar ve oralarda "karınca bahçeleri" meydana getirirler. Marangoz karıncaları gibi bazıları da, tahta içinde yaşarlar.

"Karmaşık Yuvalar" ve Göçler

Karıncaların bazıları, karmaşık yuvalar ve tüneller yaparken, diğer türler, göçebedir ve kalıcı inşaatlar yapmazlar. Geçici olarak boşluklardan yararlanırlar. Ana yuvaların yanında, yavru yuvalarda meydana getirebilirler. Kışı, bu yuvaların yanında, yığılarak geçirirler.

Ordu karıncaları, kalıcı bir yuvada kalmak yerine, her gün yeni bir yuva kurarlar. Bedenlerini kullanarak, işe, bir çıkıntı üstünde ayak uçlarıyla birbirlerine bağlanarak başlıyorlar. Diğerlerinin de üstlerine tırmanmasıyla, sonunda tüm koloni 200- 750.000 karıncadan oluşan bir yapı oluşturur. Bu geçici yuvalara, " bivak" deniliyor.

Yuvanın koridorları, karınca bedenlerinden oluşur ve taşımacılık ve yumurtaların havalandırılması, buralardan yapılır. Sabahın erken saatlerinde, tüm koloni kaynaşmaya başlar. Kraliçe, işçiler tarafından taşınır. Larvaların ve pupaların yiyecekleri, asgariye indirilir. Koloni yer değiştirmeye hazırlanmaktadır. Kraliçenin bıraktığı sayısız yumurtanın, larvalara dönüşmesiyle koloni yola çıkacaktır.  

Yuva İçi Çalışmalar

Yumurtalar, kraliçeden alınır ve mantarlaşmayacak, kurumayacak uygun yerlere depo edilir. Bunun için yumurtalar, düzenli olarak yalanarak, nemli kalmaları ve hacimce büyümeleri sağlanır. Larvalar beslenir, gelişebilmeleri için uygun nem ve sıcaklık oluşturulmaya çalışılır. Eğer yuvada sıcaklık yükselirse, giriş deliği genişletilir ya da yeni delik açılır.

Bazen farklı tiplerde böcekler ve böcek larvaları kullanılarak; yumurtaların ve yavruların üstleri kamufla olarak örtülür. İşçiler, sürekli olarak yuvanın havasını ayarlarlar. Yumurtalar, larvalar ve pupalar, yuvanın çeşitli yerlerine taşınarak; gerektiği gibi havalandırılırlar. Hava kanalları, havanın durumuna göre açılır ya da kapatılır.  

Topluluğun bireyleri arasında, "besin ve salgı maddelerinin sürekli alışverişi" ile düzenin sağlanması arasında, karmaşık bir ilişki vardır. Larvaların ağzından salgılanan sıvılar, hizmet etmeye ayrılmış bireylerce, büyük bir zevkle emilir. Aynı şekilde kraliçenin ağzından ve deri bezlerinden çıkan salgılar, da hizmetçilerin hizmet arzularını kamçılar. Bu nedenle kraliçe, etrafını çeviren hizmetkarları tarafından sürekli yalanır ve temizlenir. Temizliğe gereksinimleri olduğunda, birbirlerini karşılıklı yalarlar.

Karıncalar, sosyal varlıklardır; birçok davranışları, insanoğlunun toplumsal davranışlarına benzer. Örneğin işçiler, larvaları besler ve onları yıkarlar, yuvayı korurlar.

KARINCALARDA: "SOSYAL BESLENME"

Neivamyrmex nigrescens- Büyük bir böceği yerken

Bazı karıncalar otçuldur;bitkileri yer, bazıları etçildir, bazıları da hem etçil hem de otçuldur. Onların protein ve karbonhidrat dengesine ihtiyaçları vardır. Protein, özellikle kraliçenin yumurta yapması ve larvanın gelişmesi için önemlidir. Et ve şeker, karıncaların daha sıkı ve daha fazla çalışması için enerji sağlar. Bazı karıncalar, kendi ağırlığının, 20 katını taşır ve bunun için enerjiye ihtiyaç duyarlar.

Bazı karıncalar, her şeyi yemekle birlikte, bazıları, belirli besinlere özelleşmiştir. Karıncaların beslenmesi, türlere göre büyük farklılık gösterir. Karıncalar bitki tohumları, nektarlar, böcek parçaları vs gibi birçok besinle beslenirler. Ayrıca tarım ve hayvancılık da yaparlar. Yuvalarda hazırladıkları özel odalarda, mantar yetiştirirler. Yaprak bitlerini(Apid)besleyerek, onlardan şekerli bir sıvı elde ederler. Bunun karşılığında da; Apidlere çok iyi bakar ve onları düşmanlarına karşı korurlar. Sonbaharda, Apid yumurtalarını, yuvalarına taşıyıp; yumurtadan çıkana kadar bakarlar ve genç apidleri, tekrar bitki köklerine yerleştirirler.

Beslenmede "Sosyal Dayanışma"

Pogonomyrmex maricopa
Oecophylla smaragdina-Sosyal mideden besin aktarma

Birçok tür, tane-hububat, depo ederler. Bu zarar, bazen tahılların ¼'ünü yok etmeye kadar artabilir. Bunun için birçok mesafelere, bir dizi halinde yürüyebilirler. Depolayabilmek için, 50m genişliğinde, 3m derinliğinde, binlerce depo odacığından oluşmuş yuva yapabilirler. Bu odacıklarda, kilolarca tahıl depolayabilirler. Birçok bitkinin tohumu, sapı-samanı vs. taşınarak depolanır. Aynı zamanda tohumları, etrafa dağıtmış olurlar. Bir kısım yaprak bitlerinin, kabuklu bitlerin ve ağustosböceğinin oluşturduğu çiğ balı veya bizzat bu hayvanları severek yerler.

Karıncalar, beslenme konusunda da bireysel değil, sosyal bir çalışma sürdürürler. Besinler toplanır ve ortak tüketilir. Sıvı besinleri, sadece taşımakla kalmazlar, kursaklarından çıkararak yuvada birbirleriyle paylaşırlar. Kursaklarındaki özel bir kas, bu sıvının mideye geçmesini, dolayısıyla sindirilmesini önler.

Ayrıca kursaklarında sakladıkları bu özsuları, günü gününe besledikleri larvaların ağızlarına kusarlar. Katı besinler, yuvaya taşınıp; ortak paylaşıma sunulur. Ayrıca, ağız kusmukları(salya sıvısı) ve yemek borusu kusmukları(ön karıncık sıvısı) vardır. Ön karıncık besiniyle, yalnızca işçiler beslenir.

Karıncalar, tek başlarına taşıyabilecekleri besinleri, yuvalarına kendileri taşırlar. Büyük parçaları ise, yardımlaşarak birlikte taşırlar. Her karıncanın, suya ihtiyacı vardır ve bunun için gerektiğinde çok uzaklara gider. İşçiler, midelerinde taşıyarak, yuvaya su getirebilme yeteneklerine sahiptirler.

"Kursak": "Sosyal Mide"

Karıncanın sindirim sisteminde; üç adet mîde bulunur. İlk kısım bir pompa gibi besinleri emmeye yarar. İkinci kısım ise besinlerin bozulmadan saklanmasını sağlayan, genişleyebilen bir nevi kursaktır. Bu "sosyal cep"ten başka birşey değildir. Onda hiçbir sindirim bezi bulunmaz. Üçüncü kısım ise, besinlerin sindirildiği gerçek mîdedir. Kursak, gerçek mîdeden tamâmen ayrılmıştır.

Bir karınca, yuva içinde veya dışında, aç bir arkadaşına rastladığında büyük bir nezâkette bulunur. Antenlerini, arkadaşınının antenlerine dokundurarak; ön ayaklarıyla arkadaşına yaslanır. Arkasından kursağında depoladığı besinin bir kısmını, arkadaşının ağzına boşaltır. İki canlı arasında yapılan bu besin alışverişine; "trofalazı"(boşalma), denir. Boşalma, karıncaya büyük bir zevk verir. Arkadaşını doyuran karınca, neşe içinde oradan ayrılır. Beslenen karınca, aldığı besinin hepsini, mîdesine aktarmaz, bir kısmını, diğer karıncaları beslemek için "sosyal mîdesi"ne aktarır. Karınca,"sosyal mîdesi"ndeki besinden, kendisi hiçbir zaman faydalanamaz. Mîdesinin tamâmen dolu olması, onun açlıktan ölmesine mâni olamaz. 

Atta Colombica-Mantar Bahçesi

Karıncalar: "Mantar Çiftçisi"

Yaprak kesen karıncalar, usta çiftçilerdir. Ağaçlardan kesip, küçük parçalar halinde yeraltındaki çiftliklerine taşıdıkları yaprakların üzerinde üreyen mantarları yiyerek yaşarlar. Diğer taraftan, karıncalar, mantar çiftliklerini, yaprak parçaları ve kendi dışkılarıyla gübrelerler. Henüz çiftleşmemiş bir kraliçe adayı, yeni bir koloni kurmak üzere; kabilesinden ayrılırken; bahçesini oluşturmak üzere, yanına biraz mantarda alır. Bazen bir hentbol topu büyüklüğündeki mantar çiftliklerinden, bir karınca kolonisinde, 200 tane bulunabiliyor.

SAVAŞLAR: SALDIRI VE SAVUNMA

Karıncaların, saldırı ve savunmalarında kullandıkları en önemli iki madde; zehir keselerinde üretilen zehir ve formik asittir.

Formica integroides- Zehir kesesinden, "formik asit" fışkırtırlar

Bazı türlerde, zehir keseleri, çok gelişmiştir ve burada sakladıkları zehiri, zor durumlarda, salgı bezlerini parçalayarak; düşmana püskürtürler. Bu bir intihar saldırısıdır ve sonucunda karınca ölür, ancak kolonilerini koruma uğruna, kendilerini feda ederler.

Karıncaların hepsi zehir iğnesine sahip değildir. Birçok cinste kısmen, ya da tamamen körelmiştir. Formik asit, sadece zehir iğnesi olmayanlarda üretilir. Bunlar düşmanlarını çeneleriyle ısırarak, sabitleştirir ve zehirlerini, yaraya doğru püskürtürler. Karınca asidinin, böceklerin sinir sisteminde ve derisinde tahrip edici etkisi olduğu gözlenmiştir. Zehir iğnesi taşıyanlar, formik asid salgılamaz. Bunun yerine, kendilerine özgü koku veren, ağır organik bileşikler salgılarlar.

Diğer zekice savaş tekniklerinden biride, köle avıdır. Formica gibi türlerde, bir koloni, diğer koloniyi zayıf bulursa, yuvalarına bir saldırı düzenlerler.

Bu sırada, o koloninin alarm feromenini(salgısını) taklit edip, çok fazla miktarda salgılayarak; saldırdıkları koloni askerlerini, paniğe kaptırarak, kaçırırlar. Daha sonra, kraliçeyi öldürüp; onun kuluçkadaki larva ve yumurtalarına elkoyarlar. Kendi yuvalarına götürdükleri bu larvalar, büyüdüklerinde, koloninin köleleri olarak, onlara hizmet etmeye başlar. Saldırı sırasında, savaş ganimeti olarak, bal fıçısı karıncaları da, yuvalarına taşırlar.

Savaşlarda "kafa sayısı" taktiği uygulayan karıncalar; eğer kendi askerleri, fazla sayıda ise, büyük bir güçle saldırırken; sayılar düşmandan azsa, geri çekilmeyi tercih ederler.

Koloni Savaşları ve Keşif Kolu

Koloni savaşları, genellikle iki sebebe dayanmaktadır:
1- Besin paylaşımı
2- Koloni sınırlarına girilmesi

Keşif karıncaları, buldukları besin kaynaklarının etrafını çevirerek; diğer kolonilerin gelip iz bırakmasını engellerler. Yuvadan çağrılan diğer karıncaların bir kısmı, kuşatmaya katılırken; diğer kısmı da savunmayla ilgilenir. Kolonilerin herbirinin, ayrı kokusu vardır ve yuva etrafı bu feromenle(salgı-koku) işaretlenir. Başka bir koloni, bu kokuyu algılayıp, o bölgeye yerleşmez. Şayet yerleşirse, bu bir savaş nedeni olur.  

Karıncalarda: "Kölecilik-Kölelik"

Kölelik kurumu, yalnızca insan toplumlarına özgü değildir. 35'ten fazla karınca türünün, yaşamlarında kölelerin önemli bir rolü vardır. Köleci karınca türleri, akıncılıkta öyle uzmanlaşmışlardır ki; kölelerini kaybettiklerinde açlıktan ölebilirler.

Karıncalardaki kölelik, insan toplumlarındaki kölelikten, önemli bir noktada ayrılır. Köle  karıncalar, genellikle, kendileri köleci olmayan özgür türlerin üyeleridir. Bu açıdan köle karıncalar, daha çok evcil hayvanlara benzetilebilir. Ancak, karıncalarda kölelerin üremesine izin verilmez ve köleler, toplumsal örgütlenme içerisinde, efendileriyle aynı konumdadırlar.

Polyergus cinsinin meşhur Amazon karıncaları, gelişmiş kölecilere önemli bir örnek teşkil eder. Polyergus  karıncaları, yuvalarındayken yaptıkları tek etkinlik; kölelerinden yiyecek dilenmek ve kendilerini temizlemek.

El koydukları larvaları, yuvalarına taşıyorlar.

Ancak, Polyergus karıncaları, akın başlattıklarında, tamamen değişirler. Yuvadan kararlı bir şekilde çıkar ve sırayı hiç bozmadan; doğruca köle yapılacak türün yuvasına yürürler. Direnen karıncaları, gövdelerini parçalayarak öldürüyor ve işçi karıncaların pupalarını içeren kozalara el koyarak; kendi yuvalarına götürüyorlar. Köleci karıncaların hepsi de,kurbanlarına kaba kuvvet kullanmazlar.

Kaçırılan pupalar, kozalarından çıktıklarında, kendilerini kaçıran karıncaları, kardeşleri zanneden işçi karıncalar olurlar. Köleler, işçi sınıfının üyeleri oldukları için üreyemezler.

Pierre Huber, çalışmalarında,  köleciler tarafından saldırıya uğrayan bir koloninin, sağ kalan üyelerinin, aynı bölgede kalmak istemediklerini bulmuştur. Huber, şunu gözlemlemiştir:

"Karıncalar hiçbir zaman, hatta saldırganlar kendi üslerine döndükten sonra bile, kuşatma geçirmiş yuvalarına geri dönmüyorlar; belki de orada, hiçbir zaman güvende olmayacaklarını ve istenmeyen ziyaretçilerin, saldırılarına uğrayacaklarını düşünüyorlar."

Wasmannia auropunctata- İletişim

KARINCALARDA: "İLETİŞİM VE HABERLEŞME"

Karıncalarda iletişim; koku, görme, ses, titreşim algılama ve tat gibi sıralansa da, bunların içinde en etkilisi, kimyasal iletişimdir. Karıncalar, diğer iletişim şekillerinden daha fazla, kimyasal sinyallere inanırlar. Semiochemical(yarı-kimyasal) diye adlandırılan bu sinyaller, organizmalar arasında haberleşmeyi sağlayan bir "dil" gibi hizmet görür. Vücutlarında, 6 ayrı salgı bezinde üretilen yarı-kimyasal yapıya sahip bu salgılar iki gruba ayrılır:

1) Alomenler

Allomenler, bir türü, diğer türün saldırısından korumak için kullanılır. Allomen, kimyasallar arasında, üreticisine yararlı, alıcısına zararlı olan haberciler olarak tanımlanmıştır. Bu yüzden, avcı tarafından yem olarak kullanılan kimyasallarda, savunma amaçlı olmamasına rağmen, allomenel olarak adlandırılmışlardır. Yani sonuç olarak, üretene faydalı, karşı tarafa zararlı kimyasallardır. Çünkü savunma amaçlı kimyasallar, vücudun, zarar görme riskini azaltmaya yöneliktir.

2) Feromenler

Yiyeceğin yerini, bildirmek için, geçtikleri yola kimyasal izler bırakırlar.

Çoğunlukla, bir cins arasında kullanılan; bir karınca tarafından salgılandığında, diğeri tarafından algılanan kimyasal sinyallerdir.

Karıncaların iletişiminde antenler, dokunma fonksiyonu nedeniyle çok önemlidir. Antenleriyle birbirine dokunan karıncalar, bu sırada, kimyasal sinyallerle bilgi alışverişinde bulunurlar. Yiyeceğe davet, aynı koloniden olanları tanıma, yemek sinyalleri, hep bu şekilde iletilir.

Karıncalar, yiyecek aramaya çıktıklarında, geçtikleri yol üzerine uçucu bir koku olan bu feromenlerden bırakırlar. Yiyecek bulunduğunda, ilk giden öncü karıncalar, yine feromenler sayesinde; yiyeceğin uzaklığı, büyüklüğü ile ilgili bilgileri, diğerlerine iletirler. Yeterli sayıda karınca yiyeceğe ulaştığında, daha fazla karıncanın gelmesi, yine bu kimyasallarla sınırlanır.

Karıncaların, yuvalarını ve yollarını şaşırmadan bulmasında da etkili olan feromenlerdir. Yiyeceğe giden en kısa yolu bulabilirler. Bu yoldan gecen her karınca, kendi kokusunu da bıraktığı için, yol üzerinde bir feromen yoğunluğu oluşturulur. Bunu algılayan diğer karıncalarda, aynı yolu kullanmaya başlarlar. Feromenler, yeni yuva yeri ararken, saldırı veya tehlike durumlarında alarm verirken; kısaca, iletişimin gerekli olduğu her zaman kullanılırlar.

Karıncalar, feromenlerini, aynı şekilde başka amaçlar içinde kullanırlar. Bir işçi, yakın temasla arkadaşlarının dikkatini çeker. Bunun için antenlerini ve ön bacaklarını hareket ettirir, başı ile vurur, ağız parçaları ile ısırır ya da tutar. Ezilmiş bir karıncanın yaydığı yüksek konsantrasyondaki alarm feromeni, yakındaki karıncaları, şiddetli saldırıya karşı uyarır. Birçok karınca türü, düşmanlarını şaşırtmak için propaganda feromeni kullanır ki, bu onların, kendi kendilerine kavga etmelerine sebep olur.

Kolonilerin Kokuları: "Farklıdır"

Her koloninin kendine ait bir kokusu vardır. Karıncalar, kendi kolonilerine ait olmayan bir karıncayı, bu koku ile tanıyarak yuvaya sokmaz. Şayet yuvaya girerse, derhal fark edilerek öldürülür. Ancak uzun süre gizlenir ve yuvanın kokusu üzerine sinerse, yuvaya kabul edilir. Çiftleştikten sonra yuvaya dönen dişinin, emniyetle yuvaya kabul edilmesi bu sebeptendir.

Yine yuvanın kokusunu kullanarak, yuvayı istilâ eden diğer böceklerin varlığı da, bu şekilde îzah edilebilir. Yabancı bir kraliçe, zifaf dönüşü, yolda öldürdüğü işçilere temas ederek; onların kokusu üzerine siner ve bu kokuyu kullanarak, yabancı bir yuvaya rahatça girer. Karıncalarda gelişmiş olan koku alma duyusu, özellikle antenlerin son 7 bölmesinden alınır. Mafsalın her biri, ayrı bir koku alma özelliğine sâhiptir. Meselâ yuva kokusu, son parçayla alınır. 

3) Ses-Titreşimleriyle: "İletişim"

Liometopum apiculatum- iletişim

Ses ile iletişim de, sık kullanılan bir yöntemdir. Bu amaçla, iki yöntem kullanırlar; ya vücutlarını yere vurarak, ses-titreşimleri çıkarırlar, ya da vücutlarının belirli kısımlarını birbirine sürterek, çıkardıkları tiz bir sesten faydalanırlar. Karıncalar, bacak yapılarındaki hassas duyu sinirleri sayesinde; maddedeki titreşimleri, çok iyi algılarlar.

Bâzı karınca türleri, gıcırtı veya çığlık şeklinde, insan kulağının duyabileceği kadar ses çıkartırlar. Bâzılarının karın halkalarında, ses çıkarma organı vardır. Bâzıları da, çenelerini çarparak veya başlarını sert cisimlere vurarak ses çıkarırlar. Ancak insan kulağı, bu seslerin çoğunu duyamaz.

Termit (beyaz karınca) avcısı olan bâzı karınca türlerine, av esnâsında, çekirge gibi keskin ses çıkartan bir "rehber karınca" önderlik eder. Bu rehber karınca, arkadaşlarından 50 cm uzakta, toprağın altına girse bile, çıkardığı tiz seslerle, arkadaşlarını bu noktaya çekebilir. Örneğin, yaprak kesen karıncalar, yuvadaki bir bölümün-odanın çökmesiyle; mahsur kaldıklarında, bu yöntemle arkadaşlarını, haberdar ederek yardım isterler.

4) Karınca Pusulası: "Çok Mercekli Gözler"

Cerapachyinae-Çok sayıda mercek parçalarından oluşan büyük gözler.

Araştırmacılar; karıncanın, yuvasından başlayarak; 200 metre çaplı bir alanda, sık sık durarak ve olduğu yerde dönerek dolambaçlı bir yol izlediğini söyler. Aradığını bulduğunda, hemen yuvasına doğru, düz bir çizgi boyunca yola koyulur.

Bir karıncanın, arazide yön bulmasının zorluğu düşünüldüğünde, karıncanın bunu başarmasının ne derece gizemli olduğu anlaşılır. Araştırmalar, karıncaların, gökyüzünü bir pusula gibi kullandığını ve görme organlarının, özellikle polarize ışık hüzmelerine duyarlı olduğunu gösterdi.

Güneş ışığının, Dünya atmosferine girerken; hava molekülleri ve diğer parçacıklara çarparak, her yöne dağılmasıyla, bu ışık hüzmeleri oluşur. Bu her yöne dağılma, polarizasyona yol açar.

İnsan gözünde bir, çöl karıncalarında ise, bin mercek parçası vardır. Zürih Üniversitesi biyologlarından Rüdiger Wehner ve çalışma arkadaşları; karıncanın her bir gözünde, gökyüzünün farklı noktalarından gelen morötesi spektrumdaki polarize ışığı algılayan, 80 merceğin bulunduğununu, tespit ettiler. Bir mercek 180 dereceye, diğeri 270 dereceye duyarlıdır ve böylece sürüp gider.

Karınca, pusula yönü ve aşılan uzaklığı bulurken; aslında insanlar tarafından yüzyıllardır yararlanılan kolay bir hesaplama yöntemini kullanır. Öte yandan karınca için yanlış bir hesap, çöl Güneş'i altında bir saatten kısa sürede ölüm demektir.

Polarize ışık hüzmeleri, birçok böceğe, yön konusunda ipucu verir. Balarıları ve çöl karıncaları, gözlerinde bulunan özel hücreler yardımıyla, ışık hüzmelerini algılayarak, Güneş'i göremeselerde yerini saptayabilirler.

Karınca- Misafir İlişkisi

Bert Hölldobler' e göre; "karıncalar birçok başka eklembacaklı türünü, evlerinde barındırır ve besler. Bu konukseverliğin sırrı, konukların, ev sahibinin kimyasal ve mekanik dilini kullanmasında yatar."

Birçok böcek türü ve başka eklembacaklılar, karıncalarla yaşarlar ve onların hoşgörü ve hizmetinden yararlanırlar. Bu karıncasever misafirlerin bazıları, karınca yuvasını kendi evleri gibi kullanır ve yuvanın tüm nimetlerinden yararlanırlar. Her yere burunlarını sokan bu asalakların, zaman zaman karınca yavrularını yediği görülse de; şaşırtıcı bir hoşgörüyle karşılaşırlar. Ve hatta bazen de,karıncalar, işgalci misafir türün larvalarını, kendi yavruları gibi besler, bakar ve büyütürler.

Myrmecocystus Navajo-öğrenme

Karıncalarda: Öğrenme

Birçok canlı türü, diğer hayvanları taklit ederek öğrenebiliyorken; karıncalar bazı canlı türleri gibi, interaktif öğretme davranışının görüldüğü bir gruptur. Bazı türlerin bilge karıncaları, yeni keşfedilmiş yiyecek kaynaklarını, diğer karıncalara bizzat liderlik ederek öğretirler. Öğreticide, takipçide, birbirine karşı oldukça duyarlıdır. Takipçisi geride kaldığında, öğretici(öğretmen) yavaşlar, kendisine yaklaştığında ise hızlanır.

Yapılan kontrollü deneyler, karıncaların, geçmiş tecrübelerine göre, farklılaştıklarını ortaya çıkarmıştır. Bu da, öğrenmenin, karıncaları farklılaştırdığını ortaya koymaktadır. Büyükler, yavru(küçük) karıncaları eğitirler. Sosyal yaşamda öğrenmenin ve uyumun önemli bir rolü vardır.

 

Şerife Bayraktar
yaklasansaat.com

 

Kaynaklar:
1) Dr. Halil Bayrakçı, 'Fert, Aile-Toplum, Devlet Sosyal Gerçeğinin Tahlili', Marifet Yy, İst. 1990.
2) Bert Hölldobler-Edward O.Wilson, The Ants, Harvard University Press, 1990.
3) Maurice Maeterlinck, Karıncaların Hayatı, çev. Mehmet Naci Ecer, İst. 1936.
4) Derek Wrayge Morley, Karıncalar Dünyası, çev. Ender Gürol, Varlık Yy, İst. 1966.
5) James L. Gould, Carol Grant Gould, Olağan Dışı Yaşamlar, çev. Feryal Halatçı, Tübitak Yy, Ankara. 1999.
6) James L.Gould, Carol G. Gould, Hayvan Zihni, çev. Deniz Yurtören, Tübitak Yy, Ankara, 2001.
7) Dr. Prof. K. V. Frisch, Arıların Hayatı, çev. Dr. Bedia Bozkurt. 
8) Prof.Dr. Ali Demirsoy, Yaşamın Temel Kuralları(Entomoloji), Cilt-2/Kısım-2, Ankara 1990.
9) Prof. Dr. Rüdiger Wehner,"Desert Ants Navigation: How Miniature Brains Solve Complex Tasks", Journal of Comparative Physiology, 2003.
10) Laurence Mound, Böcekler, çev. Süphan Karaytuğ, TÜBİTAK Yy, Ankara, 2006.
11) Hubert Markl, "Yaprak Kesen Karıncaların Sinyalleri",  Bilim ve Teknik, Nisan 1972.
12) Michael E. Long, "Hayvanlarda Yön Bulma", çev. Kuyaş Örs, National Geographıc, Mayıs 1995.
13)'Karınca Çiftliklerinde Borusu Öten Mantar', Science, Şubat 2005.
14) Büyük Larousse, C.20.
15) AnaBritannica, C.18.
16) Rehber Ansiklopedisi, C.11.
17) biltek.tubitak.gov.
18) Wikipedia.org
19) research.amnh.org(American Museum of Natural History, January 3, 1998)
20) t3.pacific.edu
21) calls.ncsu.edu
22) insected.arizona.edu
23) fort.thomas.free.fr
24) jlibsch.web.wesleyan.edu
25) nationalgeographic.com.
26) www.myrmecos.net
27) sismikhaber.org


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.