Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com





 

Dünyamız/ Canlılar/ Evrim Teorisi Nedir Ne Değildir?/ İnsanın Kökeni Evrim ve Bilim/ Evrim-Evrimci Üzerine "Bir Hikaye"...

EVRİM-EVRİMCİ ÜZERİNE "BİR HİKAYE"...

Evrim teorisinin dayandığı parametreler:

1) Doğal seçilim: Bu canlıların genlerinde mutasyonlar sonucu olan değişimlerden iyi olanlara sahip olan canlıların bu avantajları sebebiyle hayatta kalması ve kötü mutasyonlar sonucu oluşan kötü özelliklere sahip canlıların ise hayatta kalamaması ve dolayısıyla soyunu devam ettirmemesi olarak açıklanabilir. Evrimcilere göre bu sayede hep iyi özellikler korunarak canlıların iyiye doğru evrimleşmesi söz konusudur.

2) Birikimli seçilim: Bu ise daha çok Dawkins'in üzerinde durduğu bir konu. Bu şu demek. Tüm iyi özelliklerin birden tek nesilde ortaya çıkması gerekmez ama iyi özellikler nesilden nesile sürekli artarak sonunda bir çok iyi özelliğin birikmesi sağlanabilir.

3) Zaman faktörü: Normalde insan DNA'sının rastgele protein birleşmeleriyle oluşması maymunların rastgele daktilo tuşlarına basarak Shakespeare'in bir eserini çıkarması kadar olanaksızdır. Ancak bunun çok uzun zaman içerisinde ve doğal seçilim eşliğinde olması sonucu evrimciler bunun olabileceğini iddia etmektedirler. Onlara göre zaman yeterince uzun olursa her hangi bir en düşük olasılık oluverir. 

4) Biz varız ki ortaya çıkmışız: Bu da evrimcilerin sıkça başvurduğu bir kaçış kapısıdır. Eğer nasıl olur da bizim gibi kompleks bir yapı, ciltler dolusu DNA sıralanışına sahip akıllı varlıklar tesadüfi ve bilinçsiz, üstelik kötü de olabilecek mutasyonlar sonucunda oluşabildi diye sorsanız, "Bu çok küçük bir ihtimaldir, ancak eğer bu ihtimal gerçekleşmeseydi ki belki bir çok gezegende ve evrende bu gerçekleşemedi, o zaman bu küçük ihtimalin gerçekleştiğini müşahade edecek bizler de olmayacaktık. Biz olduğumuza göre demek ki bu gerçekleşti" derler.

5) Mükemmel değil ki: Özellikle Dawkins doğada aslında mükemmel bir düzen olmadığını bir çok şeyin aslında hatalı olduğunu savunmakta bunu da rastgeleliğe bağlamaktadır.

6) Bir de genelde ateistler şunu argüman olarak kullanırlar: Allah var olsaydı biz her şeyi bilimle çözümleyemezdik. Her şeyin bir sebebi olmazdı. Allah'ın zaman zaman müdahelelerini görür, sebebini anlayamadığımız bir çok olağanüstü olay görürdük. Eskiden depremin Allah'ın cezası olduğuna inanıyorlardı. Oysa şimdi depremin fay hatlarından kaynaklandığını bilim sayesinde bulduk. Ve bugün bulduklarımızdan sonra gördük ki bu sistemde Allah'ın var olmasına ihtiyaç yok. Neden o zaman varlığına inanalım ki?

ZİGOT VE PİTH

Yıl 2050. İnsanlık ve tüm canlı hayat, yaşanan büyük afetler sonucu hemen hemen Dünya'dan silindi. 2015 yılında, Şira yıldızı tarafından Kuiper bandından Güneş Sistemimizin içlerine doğru itilmiş olan Kuyruklu yıldızların bazılarının Dünya'ya çarpması büyük zincirleme felaketlere yol açtı. Kuraklık ve salgın hastalıklar sonucu geriye çok az insan kalmış ve bunlar da Dünya'nın belli bir bölgesine yerleşmişlerdi. Bizim hikayemiz ise bu bölgeden çok uzakta olan ve yıllardır hiç bir insanın ve 9 bacaklardan başka hiçbir hayvanın yaşamadığı Arizona eyaletinin kırsalında geçiyor.

Buradaki ormanın derinliklerinde, 9 bacaklar denen bir böcek kolonisi yaşıyordu. Her türlü otla beslendikleri ve o bölgede ot çok bol olduğu için çoğu, yaşam bölgeleri olan 1 dönümlük bir alanın dışına çıkma ihtiyacı hissetmezdi. Zaten ömürleri de 5-6 ayı geçmiyordu. Ölümleri hep kabukkıran hastalığı yüzünden oluyordu. Ne kendileri, ne babaları, ne dedeleri, ne de dedelerinin dedeleri bir insan ya da farklı bir hayvan hiç görmemişti. İnsana dair tek bilgileri köylerinde bulunan eski bir kitaptan geliyordu. Kitabın dilinden tek anlayan Impostor isimli bir 9 bacaktı. Kitaba Gen ismini vermişti. Gerçekte de kitap çok ünlü bir genetik uzmanı bilim insanına aitti ve içerisinde 9 bacaklar için hayati olan birçok bilgi barındırıyordu. 

9 bacaklar içinde özellikle Zigot diye çağrılan bir genç, bir böcek ne kadar zeki, meraklı ve bilgili olabilirse o kadar meraklı ve bilgiliydi. Doğa olaylarını yakından incelerdi. Rüzgarlar, yağmur, kar, otlar gibi konularda kendini çok geliştirmişti. İnsan ve hayvanları görmediği için her şeyi sadece bu doğa olaylarıyla açıklamaya çalışıyordu. Diğer bir çok arkadaşı aylak aylak gezerken o çalışır, deneyler yapar ve her şeyi yapraklara yazarak biriktirirdi. Zamanının ve türünün önde gelen bir araştırmacısıydı.

Toplumdaki bazı 9 bacaklar Gen kitabının kopyalarını yapraklara çıkararak diğer 9 bacaklara satıyor, karşılığında yiyecek ve içeçek temin ediyorlardı. Kendileri de kitabı sattıkları diğer 9 bacaklar da kitapta ne yazdığını anlayamıyordu. Kitabın dilini tek bilen Impostor'dan duydukları kadarıyla, açık bir şekilde kitapta insan denilen çok üstün bir varlıktan, onun teknolojisinden bahsediliyordu. Ama Impostor bile o bilgileri anlamaya çalışmıyor ve kitabı önemsemiyordu. Kitabın dilini sadece kendisinin anlayabileceğini, kimsenin öğrenemeyeceğini söyler ve gittiği yerlerde tüm 9 bacaklara hoşlarına gidecek sözler söyleyerek toplumdaki itibarını arttırırdı. Hatta Impostor, Gen'de olmayan şeyleri sanki içinde yazıyormuş gibi anlatırdı. Yazılanların çoğunun ne anlatmak istediğini anlamaz, anladıklarından da işine gelen ve toplumun hoşuna gidecek kısımları alır, işine gelmeyen yerlerinden hiç bahsetmezdi. 9 bacaklar da onun bu iltifat dolu sözleriyle, geleceğe dönük hep iyi vaatleriyle mutlu olurlardı. Impostor'un tembihlediği gibi; kitabın yaprak kopyalarını alıp yuvalarının zarar görmeyecek bir yerine asar, anlamadan da olsa yapraklara uzun uzun bakarlar, baktıkça da mutlu olur rahatlarlardı.

Zigot bunların hepsinden nefret ediyordu. Elinden gelse kitabın tüm kopyalarını bulup yakardı. Kitapta bahsedilen insan denen varlığın tamamen uydurma olduğunu söylüyor, herkesi Impostor'a karşı uyarıyordu. Zamanla pek çok 9 bacak onu dinleyerek, Gen'i yuvalarından çıkarıp attılar. Hatta sayıları çoğalınca eskiden Impostor'ın kendi görüşlerini dayattığı gibi kendi görüşlerini dayatmaya başladılar. Impostor zaten belli hiçbir ilkesi olmadığından Zigot'un gücünü görünce Zigot'la zıtlaşmayacak şekilde davranmaya, onu övecek vaazlar vermeye başladı. Zigot da her bahane ile Impostor'a ve aslında içinde ne yazdığını bilmese de Gen'e saydırmayı ihmal etmiyordu.

Pith, Zigot'un en yakın arkadaşıydı. Zigotun bilimsel çalışmalarından çok hoşlandığından sık sık onu ziyaret eder, onunla çalışmalar yapardı. Hatta, zaman zaman hararetli tartışmalara girerlerdi:

Pith: "Biz nereden geldik?"

Zigot: "Çalışmalarım sonucunda gördüm ki, tüm şeyler başka şeylerden oluşuyor. Her sonucun bir sebebi var. Bizim sebebimiz, anne babamız; onların ki de, onların anne babaları."

Pith: "Peki, ilk anne ve baba nereden geldi?"

Zigot: "Onlar da başka şeylerden meydana gelmişlerdir? Belki de bazı otların karışımının, Güneşte çok kalması, üzerine yıldırım düşmesi gibi bir dizi olay onları meydana getirmiştir. Henüz bunu tam olarak bilmiyorum."

Pith: "Nasıl yani? Aynı anda hem anne hem de baba mı? Peki, bunu sağlayacak bu bir dizi olay nasıl oldu da arka arkaya meydana geldi?"

Zigot: "Dostum meydana gelmese biz burada olmazdık di mi? Demek ki meydana gelmiş ki biz olmuşuz."

Pith: "O zaman sen niçin olayların sebeplerini araştırıyorsun? Her zaman bu dediğini söyleyerek işin içinden çıkabilirsin. 'Bu ateş neden oluştu?' diye araştırmana gerek yok örneğin. Çünkü cevap sana göre belli: 'Demek ki ateşin çıkması için gerekenler olmuş ki bu ateş çıkmış.' Yoksa biz ateşi göremezdik. Bu cevapla sıyrılamayacağın herhangi bir problem yok sanırım. Bu, sanki bilimden ziyade bir ayak oyunu."

Zigot: "Yoksa sen de şu üstün varlık-insan saçmalığına inanıyor musun?"

Pith: "Bilmiyorum. Impostor'a kesinlikle güvenilmeyeceğini biliyorum ama. Daha geçen gün herkese, Gen'de yazılanlara göre, evinde asılı yaprak bulunduranların sonumuzu getiren kabukkıran hastalığına yakalanmayacağını söyledi. Gen'in kopya yapraklarını satmak için uydurduğu bir yalan olsa gerek."

Zigot: "Bu kitaptan kurtulamadım gitti. Gel seninle beraber yuvanın dışına çıkıp gezelim. Hem benim dışarıda yapmam gereken araştırmalar var. Bu sefer hiç gitmediğim bir yere gitmeyi düşünüyorum."

Değirmen Taşı

Böylece Pith ile Zigot yuvadan uzaklaştılar ve önceden hiç gitmedikleri yerlere doğru gittiler. Aslında eskiden insanların yaşam bölgesi olan bir yere doğru ilerlediklerinden haberleri yoktu. İlk ilgilerini çeken şey kırsalda buldukları yuvarlak bir değirmen taşıydı.

Pith: "Ne kadar düzgün ve yuvarlak. Oldukça da büyük. Bunu kim yapmış olabilir?"

Zigot: "Dostum hemen olağanüstü bir şey arama. Daha önce seninle deniz kenarına gitmiştik. Biliyorsun ki deniz kenarındaki taşlar da yusyuvarlak olur. Belki burada çok eskiden su vardı. Su çekilince de bu taş böyle kaldı. Ya da belki rüzgar yüzeyini yalayarak bu taşı bu hale getirdi."

Pith: "Bilmiyorum. Ama eğer insan gerçekten varsa bu taşı onun yapabileceği çok açık."

Zigot: "İhtimalleri bırak ben sana bilimle cevap veriyorum sen safsata peşindesin. Üstelik taş mükemmel bir yuvarlak değil. Ortasında koca bir delik var. Madem insan bize anlatıldığı gibi o kadar güçlü ve akıllıdır bu taşın ortasındaki deliği niye kapatamamış? Düşün bir kere kafanı işlet."

Pith içinden o deliğin bir işe yarayıp yaramadığını bile bilmediklerini, aklını kuşatamayacakları bir insanın neyi neden yaptığını anlamanın da çok güç olacağını düşündü ama Zigot'la uğraşmamak için sustu. Biraz daha ilerlediklerinde devasa bir yapı ile karşılaştılar. Pith şaşakalmıştı:

Pith: "Ne kadar da müthiş bir yer burası! Ne kadar büyük! Bütün kolonlar belli mesafelerle evi taşımak için dizilmiş. Bizim yuvadakinden çok daha güçlü bir malzeme ile yapılmış. Üstelik kırmak neredeyse imkansız. Galiba şu açıklık içeri giriş için."

Zigot: "Gerçekten bu devasa bir yapı. Acaba nasıl oluştu?"

Pith: "Nasıl olacak? Bunu ancak anlatıldığı gibi akıllı ve güçlü bir varlık yapabilir. Yani insan..."

Zigot: "Pith, eğer illaki insana inanmak istiyorsan, inan. Ama ben de inanmak zorundaymışım gibi konuşma. İnsanın var olduğunu ispatlamak istiyorsan bana bir insan göster. Ya da bu yapıyı bir insanın yapmış olduğunu ispatla. İspatlayamıyorsan konuşma."

Pith: "Kör müsün? Nasıl oldu da bu briketler oluştu ve bir araya geldi ve düzenli bir şekilde üst üste birikti ve de bu devasa yapı oluştu."

Bir yandan yapıya yaklaşırlarken Zigot konuşmaya devam etti. 

Zigot: "Doğada her şey düz olmaya ve büyümeye çalışır. Ağaçlar sürekli büyür, meyveler verir. Nehirler aktıkları yatağı aka aka dümdüz bir kanal haline getirir. Denize yaklaştıkça yavaşlayan nehir, birikintileri düzgünce koyarak engebeli sahili düze çevirir. Kayaları sürekli yalayan dalgalar onları dümdüz yapar. Sıcak soğuk farkı ile beraber rüzgarlar tüm yüzeyleri düzgün hale getirir. Bu briketler çok uzun bir zamanda bu düzleştirici faktörlerden biri veya birkaçı ile böyle dümdüz hale gelmiş olabilirler. Ayrıca volkanların müthiş düzleştirici etkilerini de hesaba katmalısın."

Pith: "Saçmalıyorsun. Bu dediğin nasıl olacak? Kaç senede? Ve nasıl hepsi birbirine bu kadar benzer?"

Zigot: "Birbirine benzer. Nasıl ki sahildeki düz yuvarlak taşlar birbirine benzer, bunlar da aynı etkenlerden etkilendikleri için birbirine benzer."

Pith: "Peki, bu briketlerin bu kadar muntazam oluşması bile imkansızken, nasıl üst üste bu kadar düzgün birleştiler?"

Zigot: "Senin anlamadığın şey ne biliyor musun? Bu işler çok uzun zamanlarda olur. Ben doğa olaylarını ömrüm boyunca inceledim. Birçok yer gezdim. Kanyonlarda rüzgarların nasıl şekiller yaptığını görsen şaşırırsın."

Pith: "Tamam da olabilecek şey bellidir. Bu gördüğümüz bir takım tesadüfi doğa olaylarıyla olabilir mi?"

Zigot: "Tamamen tesadüfi demek yanlış olur. Sana demin de bahsettim. Doğa olaylarında bir amaç olabilir nehirlerin yatağını düzeltmesi suyun taşları yuvarlatması gibi düzeltmeye çalışır doğa her şeyi. Mesela dağlar, tepeler de doğanın ürünleri. Ne kadar da devasa ve muntazam yapılar. Doğada düzgün olmayan bir şey kalamaz elenir. Örneğin bu bina bu kadar düzgün ve sağlam olmasaydı ayakta kalamazdı. Doğa onu fırtınasıyla, yağmuruyla yıkarak elerdi. Ancak o düzgün bir yapıda oluştuğu için onu bugün görebiliyoruz. Doğa kötü yapıları yıkarak eler. İyilerse ayakta kalır. Onun için biz iyileri gördüğümüzde niye bu böyle iyi diyemeyiz. İyi olmasaydı göremezdik zaten."

Pith: "Şu çok sevdiğin sihirli söze ne kadar benziyor? Var olmuş ki biz görüyoruz. Bana göre söylediklerin tam bir saçmalık. Bunun güçlü ve akıllı biri tarafından yapıldığı bana açık geliyor."

Zigot: "İspatlarsan inanırım."

Pith: "İspat kendisi zaten. İspat şu: Çünkü böyle muazzam bir yapı kendiliğinden olamaz. İspata ihtiyacı olan senin görüşlerin, benim görüşüm de her şey net."

Zigot: "Ben de kendiliğinden olabilir diyorum. Tabii şu şartlarla: Yeterince uzun zaman ve doğanın kötü olanı bertaraf edip sadece iyilerin ayakta kalması yani doğal seçilim ve son olarak iyiler hayatta kalan diğer iyilerle birleşerek daha iyileri oluşturacak. Örneğin briket yapısı sağlam ve dayanıklı olduğundan düzgün briketler ayakta kalacak. Biçimsiz zayıf olanlar ise doğa tarafından kırılıp ufalacak. Sonra bu düzgün briketler rüzgar, yağmur vs. etkenlerle bir araya geldikçe içlerinden düzgün bir şekilde bir araya gelenler, bir araya gelirken sürtündükleri otlardan elde ettikleri maddelerle birbirlerine daha iyi yapışanlar rüzgarlara ve doğa olaylarına karşı durabildiği için o yapılar ayakta kalacak. Daha sonra bu yapılar bir araya gelerek daha iyi yapılar oluşturacak. İşte bu birikimli seçilimdir. Ve bu şekilde sonunda bu gördüğün bina ortaya çıkacak."

Pith: "Bunun böyle olamayacak kadar mükemmelliğini görmüyor musun?"

Zigot: "Hayır mükemmel değil bence. Bak çatısı düz değil üçgen şeklinde. Oysa düz olsaydı üstüne de bir şeyler koymak mümkün olurdu. Hem üstünde rahatça gezilirdi. Oysa şunun çatısına bak! Hani o senin bahsettiğin akıllı ve güçlü insan bunu yaptı madem neden çatısını düz yapmadı? Hayır, çünkü bu doğa olaylarının bir araya gelmesiyle oluştu. Ondan böyle hatalar olabilir."

Pith: "Bunun bu şekilde olma olasılığı nedir sence?"

Zigot: "Çok düşük bir olasılık tabii ki. Ben bir bilimciyim. Doğru neyse o. Yalnız dostum anlamadığın şey şu! Zaman!"

Pith: "Yine mi zamandan bahsediyorsun? Neymiş bu zaman arkadaş!"

Zigot: "Zaman çözümsüz gibi gözüken sorunların ilacıdır. Bak anlaman için bir örnek vereyim:
Sana biri kısa biri de uzun olan iki çöpten birini çekmeni istesem, ilk seferde kısayı çekme ihtimalin nedir?"

Pith: "1/2"
Zigot: "Peki bu çekme işini 2 kere ard arda yapsan ikisinin de kısa olma ihtimali nedir?"

Pith: "1/4"

Zigot: "Peki ark arkaya 100 kere çekmede hep kısa gelme olasılığı nedir?"

Pith: "1/2100"

Zigot: "Bu çok düşük bir ihtimal biliyorum. Ama eğer arka arkaya 100 çöp çekme işini 21000 kere tekrarlarsan bunların herhangi birisinde hepsinin kısa gelme olasılığı oldukça yüksektir."

Pith: "Burada bahsettiğimiz olasılık 1/2100 den çok daha düşük bir olasılık."

Zigot: "Tamam arka arkaya 1 milyon kısa çöp çekmeyi düşünelim. Bu sefer olasılık 1/21,000,000  olsun. Tek yapmamız gereken arka arkaya 1 milyon çöp çekme işini 21,000,000,000,000 kere tekrar etmek. Bu sefer büyük ihtimalle bu denemelerin en az birisinde hepsi kısa çöp gelecektir. Yani olasılık ne kadar düşük olursa olsun eğer bir olasılık varsa ve yeterince uzun bir zaman varsa o olasılık gerçekleşebilir. Ve gerçekleştiğinde de sen onu gördüğünden şaşırırsın."

Pith: "Ben esas senin insanı inkar etmek için şu anda yaptığın ayak oyunlarına şaşıyorum. Sen her şeyi olası hale getirerek müthiş bir düzenle de karşılaşsan, daha doğrusu ne ile karşılaşırsan karşılaş bunu insan yapmadı diyebilmek için her şeyi alt üst ediyorsun. Bu senin yaptığınla ortada bilim diye, olasılık diye bir şey kalmıyor. Sen anlayamayacağımız bir sonsuzluğun arkasına saklanarak tüm imkansız şeyleri adeta sihirli bir değnekle imkanlı hale getiriyor bu sayede imkansız denen şeyi ortadan kaldırıyorsun. Bu şekilde sen her şeyi inkar edebilirsin. Bilim ispat edilemeyecek, kontrol edilemeyecek şeylerin arkasına saklanmayı reddeder diyen sen değil miydin? Senin öne sürdüğün şey ise tamamen ispatı mümkün olmayan bir sahtekarlık. Bu saatten sonra ne gördüğümüzün bir önemi yok. Çünkü sen insandan kurtulmak için her şeyi sonsuz zamana havale ediyorsun."

Hoover Hidro-elektrik Santrali

Daha sonra yapının içine girdiler. İçeride onları çok daha büyük bir sürpriz bekliyordu. Bina aslında Hoover Hidro-elektrik santraliydi. Bu baraj Amerikalı bilim adamları ve mühendisler tarafından öyle bir inşa edilmişti ki ne felaket olursa olsun hiç kimseye ihtiyaç duymadan otomatik olarak kendiliğinden çalışabiliyordu. Bu sayede insanların yok olmasından sonra bile çalışır vaziyetteydi.

Pith ve Zigot şaşkınlık içinde içerideki robotların çalışmasını, sistemin işleyişini ve olağanüstü hareketliliği izliyordu. Pistonlar ve motorlar durmadan çalışıyor, robot kollar gerekli motorini depolara dolduruyor, elektronik göstergelerde bir takım yazılar beliriyordu. Pith artık meselenin bittiğinden emindi. Kendisi zaten binayı gördüğü anda bunun insan tarafından yapıldığını anlamıştı ama şimdi Zigotun da gerçeği gördüğüne seviniyordu.

Pith: "Burayı bulduğumuza ve senin de artık insanın varlığını anladığına çok mutlu oldum. Aksi halde ne desem sana ulaşamıyordum. Şu sisteme bak. Gerçekten insan, çok güçlü ve akıllıymış. Sanki binanın kendisi komple bir canlı varlık gibi. Her yerde sürekli bir çalışma, tamirat, onarım, sevkiyat var. Şu robot kollara bak. Sanki gözleri var da bir şeyleri görüp alıyor. Sanki aklı var da düşünüp aldıklarını depoya boşaltmak için kapağın otomatik açılmasını bekliyor."

Zigot: "Bir şeyi unutuyorsun. Biz bir yuva kurduğumuzda onun her yerinde kendimiz çalışmaz mıyız? Madem insan yaptı neden burada hiç insan yok. Bu makineleri yönetecek olan insan nerede? Madem insan bunu yaptı, kendisinin zaman zaman buraya müdahalesi gerekmez mi? Ama görüyorsun ki burası dışarıdan hiçbir müdahale olmadan kendiliğinden çalışıyor. Buradaki sistemin insana ihtiyacı yok. Bu da buranın insan tarafından yapılmadığını gösterir."

Pith: "Hayır, tam tersine. Buranın kimseye ihtiyaç duymaması arkasındaki aklın ne kadar da üstün ve mükemmel olduğunu gösterir. Sen insanı kendin gibi mi düşünüyorsun? Evet biz bir yuva yaptığımızda onun her köşesinde çalışırız. Çünkü biz çalışmamıza ihtiyaç duymadan kendiliğinden işleri yapan bir sistem kuramayız. Bir sistem ne kadar mükemmelse dışarıdan müdahaleye o kadar az ihtiyaç duyar. Çünkü önceden oluşabilecek sorunların hepsi düşünülmüş ve ona göre sistemin sorunu fark ederek çözmesi sağlanmış demektir ki bu da çok üstün bir akla ve öngörüye işaret eder. Demek ki burayı yapan daha ilk yapıyı kurarken öyle bir sistemle kurmuş ki bir daha hiç müdahalesine ihtiyaç kalmadan burası onun istediği şekilde çalışıyor. Eğer burayı yapan eksik düşünseydi, o zaman sürekli sağına soluna müdahale edip orası burasını değiştirmesi gerekirdi."

Zigot: "Dostum hemen sevinme. Demin dediklerimi dinlememiş gibisin. Bu gördüğün şeyler doğanın hep en iyi sistemleri seçerek diğerlerini yok etmesi ve bunu çok uzun bir zaman boyunca yapmasıyla ortaya çıkamaz mı?"

Pith: "Evet çıkamaz."

Zigot: "İspatla çıkamayacağını. Ben sana bunun olabileceğini matematik kullanarak ve zamanı sonsuza yaklaştırarak izah ettim. Bu gördüklerimiz sadece gereken zamanın çok çok daha fazla olması demek. Doğanın birikimli seçmesini ve zamanın rolünü düşünürsen bu sonsuza yakın bir zamanda olur. Ve bizler bugüne kadar ne kadar zaman geçtiğini bilmiyoruz."

Pith: "Zigot sen saplantılısın. Psikolojik olarak sorunlusun. Hastasın sen. İnsana inanmamaya, onu kabul etmemeye, onu görmezden gelmeye öyle bir iman etmişsin ki sana ne delil göstersem, sen bu dogmandan vazgeçmiyorsun, geçmeyeceksin. Esas dogma bu. Esas savunduğunu iddia ettiğin bilime vurulabilecek en ağır darbe bu. Senin bu yaptığını Impostor yapamaz."

Zigot sinirden deliye dönmüştü. Pith'e; "bağnaz, gerici, akılsız, ahmak, bilimi inkar edemezsin, ben bilimciyim, dogmalara prim vermem" gibi sözler sarf ettikten sonra hızla oradan uzaklaştı ve yuvaya döndü. Yolda içten içe saçmaladığını, gördüklerinin bir aklın ürünü olduğunun çok açık bir gerçek olduğunu sezer gibi oldu ama daha sonra bunun ispat edilemeyeceğini ve aynı şekilde kendi söylediklerinin de aksinin ispatlanamayacağını düşünerek sevindi.

Bu arada kabukkıran hastalığı iyice artmış, tüm 9 bacakları etkisi altına almıştı. Pith, artık insanın varlığından emin olduğundan ilk iş Impostor'ın içeriğini çarpıttığı Gen kitabının dilini öğrenip onu okuyup her kelimesini anlamaya çalıştı. Bu dili öğrenmek için de Impostor'a yüklü bir miktar yiyecek ve içeçekle ödeme yapmak durumunda kaldı. Impostor ona, "kesinlikle sen bu kitabı anlayamazsın" demeyi de ihmal etmedi ama yine de aldığı mal karşılığında Gen'in dilini Pith'e öğretti. Ayrıca bilimle de yakından meşgul olan Pith, kitaptaki bilim insanının yazdığı bilimsel gerçekleri de anlayarak Zigot'un ve çağının çok ötesinde bir bilime sahip oldu. Kitapta kendi türleriyle ilgili tüm bilgiler ve kabukkıran hastalığının çaresi de vardı.

Zigot ise Gen'i görmezden gelerek bilimsel araştırmalarına devam etti. Bu şekilde kabukkıran hastalığını ancak kendisinin yenebileceğini düşünüyordu. Hem Impostor hem de Zigot Pith'e iyice düşman olmuş, 9 bacakları ona karşı kışkırtıyordu. Hatta Pith'e düşmanlıkta birleşmişlerdi.

İmpostor ve ona tabi olanlar her gün anlamadan kitabın kelimelerini tekrar edip iyileşeceklerini sanıyorlardı. Zigot ise bilimsel deneme yanılmalar sonucunda artık ileri düzeyde hasta olmuştu. Ama Pith ve beraberindekilere yobaz, batıl inançlı, hurafeci diye alay etmekten de geri durmuyordu. Sonsuz zaman teorileri ve iddialarıyla Pith'in anlattıklarını boşa çıkarmak için hasta haline rağmen kapı kapı dolaşıyordu.

Pith Gen'de okuduğu tedaviyi hem kendisi uyguluyor hem de kendisine inanıp ona tabi olanlara uygulatıyordu. Pith kendisine tabi olan herkese de kitabın dilini öğretti ve hep beraber kitabı okuyup kitaptan daha uygun tedaviler buldular. Kısa bir süre sonra Pith ve beraberinde Gen'deki tedaviyi anlayıp hayatına tatbik edenler hariç tüm 9 bacaklar öldü. Gen'de ayrıca kendileri için hangi besinlerin sağlıklı olduğu, nerelerde yaşamanın daha uygun olduğu, suyun nerede bol olduğu gibi onlar için hayati bir çok bilgi yazılıydı. Bunları uygulayınca ömürleri 6 aydan 600 yıla çıkabiliyordu. Onlar da bir yandan kafalarını işletip bilimsel metotları kullanarak bir yandan da Gen'deki her şeyi öğrenip uygulayarak yüzyıllarca mutlu bir hayat sürdüler. 

Geçmişte, Zigot hep Pith'e: "Madem böyle üstün bir varlık var, o zaman bilimsel araştırmalara ne gerek var ki, her gördüğümüz şeyi bunu insan yapmış deyip geçeriz. Bu bilimi öldürür." derdi. Artık Pith Zigot'un ne kadar yanıldığını anlıyordu. Çünkü o insanın yaptıklarını anlamak, neyi nasıl yaptığını araştırmak çok daha önemliydi. Çünkü insanın yaptığı şeylerde hep bir bilim vardı, sebep-sonuç ilişkisi vardı ve bunları anlamaksa gerçek bilimdi. Pith, Zigot'un dediğinin aksine "her şeyi insan yapmıştır" diyerek düşünmeden geçmek yerine, hep "Acaba insan bunu nasıl yaptı?" diye düşünerek araştırarak çok büyük bilimsel keşiflere imza attı.

Şimdi soruyorum:

Sizce damarlar ve kemikler, değirmen taşından daha az mı karmaşık?
Sizce her biri tek başına karmaşık otonom bir fabrika gibi çalışan hücreler, briketlerden daha az mı karmaşık?
Merceği, korneası, farklı renkleri algılayan sinir hücreleri, retinası ve besleyici damarları ile göz kolonlardan daha az mı karmaşık?
Duymasıyla, görmesiyle, akletmesiyle, duygularıyla, hücreleri, kemikleri, iç organları ile o santralin mimarı, mühendisi olan insan sizce o santralden daha az mı karmaşık?

02/11/2012 Alp
yaklasansaat.com

 


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.