Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com




 

Dünyamız/ Dünya Gezegeninde: "Canlılık ve Canlılar"/ Evrim Teorisi Nedir Ne Değildir?

"EVRİM TEORİSİ" NEDİR NE DEĞİLDİR?

Kur'an'daki "Evrim"
İnsanın Kökeni Evrim ve Bilim
"Akıllı Tasarım Teorisi" Nedir?
Evrimcilerin "Üstün İnsan" Hayalleri!


Dawkins: "Evrim, tersine de işleyebilir!"
"Bu kartal da nereden çıktı!"

Evrim; canlılar dünyasının, tarihini ve başlangıcını açıkladığını iddia eden teorinin, ana konusudur. Bu teori, bilim tarihinde, belki de en çok tartışılan teoridir. Tartışmanın kökleri ve nedenleri çok derindir. Ortalama bir insanın dahi haberdar olduğu bu teorinin reklamı, bilimselliğine dayanmıyor. Kendisine, bilim dünyasında oldukça korunumlu bir yer tutmuş olan evrim teorisi; insanların kulaklarına, bilim dışı bir şeyler fısıldamaktadır.

Bu teorinin fikir babası olan Charles Darwin, 19. yy.da İngiltere'de yaşamıştır. Endüstri devrimiyle çağdaş olan teorinin doğuşu, aslında daha eskilere dayanmaktadır. Ancak bilim sahnesine çıkışı, Darwin sayesinde olmuştur. Modern biyolojideki gelişmelerle, Darwin'in teorisinde oluşan boşluk ve hataları onarmaya çalışanlara da, günümüzde yeni Darwinciler denmektedir.

Baskın bilimsel bir çevre tarafından, büyük ölçüde kabul gören evrim teorisi; ulusal ve uluslararası pek çok kurum tarafından özel olarak korunmaktadır. Evrim teorisi, birçok itiraza rağmen; Avrupa Birliği tarafından, alınmış bir kararla dayatılmaktadır. Öyle ki, birçok ülkede bu teori, şimdiden dokunulmazlık zırhına bürünmüştür. Bu teoriye karşı olan görüşlerin öne çıkması, yasalarla engellenmiştir. Bu anlaşılması güç uygulama, evrim teorisinin, bilimsel bir teori olarak ele alınmasını engellemektedir.

Bilim adına yapılan bu taraflılık, akla başka soruları getirmektedir. Bu yasakçı yaklaşım, insanlık tarihi kadar eski olan "yaratıcı ve yaratılış fikirleri"ni; kökten yok saymaya yönelmiş gözükmektedir. Şayet öyleyse, bu çaba, bir kesimin bilimin arkasına saklanarak, kendi dünya görüşlerini sunma gayretinden başkası değildir.

Bilim dünyasında, 150 yıldan beri bir teori olmaktan öteye gidememiş bir hipotez, niçin bu kadar gürültü çıkarmaktadır? Bunu anlamak için, önce evrim teorisini ana hatlarıyla tanımamız, bu teoriyle ilgili görüşlere göz atmamız; bu konudaki tez ve analizlerimizi, ortaya koymamız gerekmektedir.

EVRİM VE EVRİM TEORİSİ

Evrim; en basit anlamıyla, zaman boyutuna bağlı değişim demektir. Biyolojide evrim ise, canlı türlerinin, nesilden nesile değişime uğrayarak; ilk durumundan farklı aşama ve özellikler kazanmasıdır. Teknik bir ifadeyle, biyolojik evrim, bir canlı topluluğunun genetik bileşenlerinin, zamanla değişime uğramasıdır.  

Evrim teorisindeki evrim tanımı ise, yukarıdaki tanımdan önemli ölçüde farklıdır. Teoride, değişim kavramı altında savunulan şudur: Bütün canlılar, çok uzak bir geçmişte yaşamış, tek bir ortak atanın, tesadüfi değişim süreci geçirmiş nesilleridir. Darwinist teoriyi oluşturan iki bileşen; mutasyonlar ve doğanın etken olduğu seçilimdir. Başka bir deyişle, evrim teorisinin en temel iki mekanizması, mutasyon ve doğal seçilimdir.

DARWİNİZİM: DOĞAL SEÇİLİM

Evrim teorisine göre, canlılığın devamlılığı ve türlerdeki çeşitlilik; doğal seçilim ve mutasyonlarla sağlanır. Doğal seçilim; canlının doğadaki koşullara adaptasyonunu ve hayatta kalmasını sağlayan, en uygun genetik karakterlerin ayıklanmasıdır. Darwin teorisine göre doğal seçilim, canlıların varlığını ve çeşitliliğini açıklayan yegane teoridir.

Doğal seleksiyon
(seçilim) denen bu mekanizmayı, düşüncesiz ve tamamen tesadüfi, doğal güçler yönetir. Kontrol yoktur. Hiçbir amacı yoktur. Bu yüzden, canlılardaki değişim ve gelişim, anlık yararlara göre gerçekleşir. Doğal seçilim sayesinde canlılar, kendiliğinden ve çevresel faktörlerin etkisiyle, avantajlı değişimler geçirirler. Böylece, çevreye uyum sağlayan, başarılı bireyler ayakta kalır. Çevreye uyum sağlayamayanlar ise, elenir. Değişimi sağlayan ana mekanizma ise, bir sonraki bölümde inceleyeceğimiz mutasyonlardır.

Bir bakıma Darwin, bu mekanizmaya, Tanrısal bir anlam yüklemiştir. Darwin'in düşüncelerinde, asla bir Yaratıcıya yer yoktur. Bu sebeple evrim teorisi, Tanrı'yı reddetmek zorundadır. Darwin, doğal seçilimden, kusurları ayıklayan ve sürekli mükemmelliği sağlayan bir mekanizma olarak bahseder. Bugünkü Darwinciler ise, daha fazlasına inanırlar.

Yeni Darwinistler, bu seçilim mekanizmasını, canlılığı sürdüren ve canlılara hayat veren bir mekanizma olarak görürler. Evrimcilerin, doğal seçilime yükledikleri anlamlar, abartılı ve tutarsızdır. Adeta bu doğal seçilim, tüm canlı hayatı ve çeşitliliği yaratır ve yönetir. Adım adım ve deneme yanılma yöntemiyle işleyen doğal seçilim, her canlının ihtiyacı olan yapıyı, bilinçsiz değişimlerle, o canlıya kazandırır. Bu kör seçilim, gerek hücre, gerekse organizma düzeyinde ortaya çıkan, tüm akıllı ve karmaşık düzenin, tek sorumlusudur. Tüm canlı hayatta, yaratıcı bir yasa olarak görülen doğal seçilimin yardımcısı ise, işleyişi tamamen belirsiz olan mutasyonlardır. Jeremy Rifkin, doğal seçilim konusunda bakın ne diyor:

Yaban Arısı- Vespula vulgaris

TEORİ "ABARTILDI": "ELEŞTİRİLMEDİ"

"Doğal seçilim teorisi, yüzyılı aşkın bir süredir, biyolog meslektaşlarımız ve genelde tüm dünya tarafından, yeryüzünde hayatın gelişimini açıklayan bir teori olarak, hiç eleştirilmeden kabul gördü. Bilim adamları, teoriyi olduğu gibi kabul edince; onun temelini oluşturan varsayımları pek dikkatli incelemediler. Eğer, bu varsayımlara dikkatli bakmış olsalardı, teoriyi desteklemek için ortaya konulan aldatıcı delilleri gördükçe, kendilerinden utanırlardı. Ancak bugün, ilk defa olmak üzere, bilim adamları, doğal seçilim görüşüne, eleştirel bakmaya başlamışlardır. Onların bulguları, hem teoriyi, hem de bizzat bilimin kendisini sarsmaktadır."

Nitekim Gertrude Himmelfarb, bu konuda şu soruyu sorar:

"Eğer doğal seçilim, en basitten en karmaşığa; en aşağıda olandan, en üst seviyedekine kadar; tüm türlerin gelişimini açıklamak istiyorsa; o zaman, basit ve aşağı seviyede olan türlerin varlıklarını nasıl açıklayabilir? Daha üstün veya daha yüksek formda bulunan türler, niçin daha bayağı veya daha aşağı türleri alt etmemiş ve onların yerini almamışlardır?"

Gerçekten de doğa, bu modası geçmiş alt türlere müsaade etmekle, "evrim teorisinin tutarsızlığı"nı ortaya koymaktadır. Örneğin; yabanarıları, kuzenleri olan balarılarından, çok daha az yetenekli olmalarına rağmen; gelişip çoğalmaya devam etmişlerdir. Balarılarından daha az mükemmel fizyolojileri ile; elimine olmadan, ekolojik zincirdeki yerlerini korumaktadırlar.

SADECE "GÜÇ" DEĞİL: "ŞEFKAT" MÜCADELESİ DE

Tabiatta bir yarışın olduğu doğrudur. Ancak bu, onun tek ve en baskın özelliği değildir. Hayvan etkileşimlerinin, bir asırdır dikkatli bir şekilde incelenmesiyle; birçok farklı davranış biçimleri gözlenmiştir. John Arthur Thompson ve Patrick G. Geddes, "Hayat: Genel Biyoloji'nin Ana Hatları" isimli kitapta; tabiatta bu derece bir yaşam mücadelesi olmadığına işaret etmektedirler:

"Tabiatla ilgili olarak konuşulanlar, gerçeğin bir kısmının abartılarak karikatürize edilmesidir. Vahşi tabiat, şiddetli bir elemenin yaşandığı; yavruların ve körpelerin öldüğü, dişlerin ve pençelerin kandan arınmadığı bir ortam... Hatta, bundan daha fazlası doğrudur. Kısıtlı imkânlar ve zorluklar karşısında bir organizma yarışı, yoğunlaştırırken; bir diğeri, yavrularını korumayı artırır; birisi silahlarını sürekli yenilerken; bir diğeri müşterek yardımlaşmayı tercih eder. Gerçek şu ki; var olma mücadelesi, rekabete dayalı olmak zorunda değildir. Bu mücadele, sadece kendini zorla kabul ettirmekle değil, yavruların, arkadaşların, akrabaların korunmasıyla da gösterilebilir.

"Dünya, sadece güçlünün değil, şefkatlinin de mekânıdır. Neden bütün canlı türlerinin, kendi içinde güçlü olanları, zayıf olanlarını yok etmiyor? Cevap oldukça basittir. Şayet böyle olsaydı, kısa bir sürede soyları tükenirdi, hatta canlılık  biterdi. Bunu engelleyen nedir? Demek ki, burada başka yasalar geçerlidir. Doğal seçilimin açıklayamayacağı yasalar."

Aslında doğal seçilim, yansız bir bakışla, son derece basit ve doğal bir durumdur. Hayat, yeryüzünde başladığından beri; doğma, büyüme, gelişme ve ölüm kadar, doğal seçilimde işlemekte olan bir yaşam kanunudur. Bu yaşam kanunu, türlerin sağlıklı gelişimini ve ayakta kalmasını sağlar. Doğal seçilim, canlılara direnç kazandıran bir süreç olup; popülasyonları daha güçlü kılar. Bu da, onların daha çok döl bırakması anlamına gelmektedir.

DOĞAL SEÇİLİM: "BASİT BİR GERÇEKTİR"

20. yy.ın en önemli biyologlarından, C. H. Waddington, doğal seçilimin, kutsal bir teori değil; basit bir hayat kuralı olduğunu hatırlatıyor:

"Bir hayvanın, (üremeye) en yetenekli veya en uygun olması; onun mutlaka en güçlü veya en sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Esasen, onun en çok yavru bırakan varlık olmasından öte bir anlam ifade etmez. Aslında, doğal seçilimin genel prensibi; en çok yavru bırakanların, en çok yavru bırakanlar olduğu anlamına gelmektedir."

Nobel ödülü sahibi genetikçi T. H. Morgan, yeni Darwinciler tarafından ortaya konan doğal seçilim konusunda, evrimci çevreleri şaşırtan şu nitelemeyi yapıyor:

"Hayata en uygun olanların, hayatta kalma şanslarının, uygun olmayanlardan daha fazla olduğu tezi; söz edilmeye gerek bile olmayan ve herkesin bildiği basit bir gerçektir."

Gertrud Himmelfarb ise, teoriyi alaya alan şu sözleri söylüyor:

"Hayatta kalanların, hayatta kaldıkları görüldükten sonra, bunların hayatta kalmaya en uygun olanlar olduğu kararına varılmıştır."

Bu açıklamalarla, kış uykusundan uyanmaya başlayan bilim dünyası, artık kendisine şu soruyu soruyordu: "Bu basit gerçek için, neden Darwin'in teorisine ihtiyaç duyalım?"

Bilim adamlarının, görüşlerine başvurmadan önce, çağdaş yeni Darwincilerin, "doğal seçilim tezi"ne bir göz atalım.

"DARWİNCİ DOĞAL SEÇİLİM" NEDİR?

Darwinci doğal seçilimin, çağdaş yorumcusu ve kör takipçisi Dawkins, doğal seçilim modelini, "birikimli seçilim teorisi"ne dayanarak; "Kör Saatçi" kitabında bakın nasıl izah ediyor? 

"Doğal seçilim; Darwin'in keşfettiği, tüm yaşam biçimlerinin bir amacı varmış gibi görünmesini açıklayan, kör bir süreçtir. Artık bildiğimiz, kendiliğinden oluşan ve bilinçsiz doğal seçilimin, hiçbir amacı yoktur. Doğal seçilimin, aklı ve düş gücü yoktur. Doğal seçilim, geleceği planlamaz, geleceği görme yetisi yoktur, öngörüsü yoktur."

Hem Darwin hem de Dawkins'e göre doğal seçilim; küçük küçük değişimlerin birbirine eklenmesiyle ilerleyen, birikimli bir süreçtir. Bu değişimler, tamamen gelişigüzel mutasyonlar tarafından gerçekleştirilir. Evrimciler, bu mutasyonların, canlının adaptasyonunu bozmaması için, mikro düzeyde gerçekleştiğini iddia ederler. Onlara göre bu süreci yöneten; hayatta kalabilme çabasıdır. Yani doğal seçilim, bu denli karmaşık yapıdaki canlıların, gerekli organ ve parçalarını; yavaş yavaş, bilinçsiz, amaçsız ve nereden geleceği belli olmayan mutasyonlarla oluşturur.   

BİRİKİMLİ SEÇİLİM MODELİ

Mesela gözü ele alalım. Birikimli seçilime göre insan gözü, başlangıçtaki gözle hiçbir alakası olmayan, basit bir hücrenin; n tane ardışık dizisel mutasyon geçirmesiyle ortaya çıkar. Yani mini mini mutasyonlarla; inanılmaz uzun zamanlarda, bu değişim miktarları birikerek, insan gözü oluşur. Bu ardışık ve mini değişimlerle değişen ve gelişen bu göz hücresi formlarını; sırayla üslü X lerle gösterelim. İnsan gözünün en gelişmiş son haline de, X diyelim. Bu durumda; insan gözü; X, X1 den; X1, X2 den; X2, X3 den oluşur. Böylece zamanda geriye n adım attığınızda; nihayet Xn basit hücre formuna ulaşırsınız. Yani, başlangıç Xn basit hücre durumundan; en gelişmiş X insan gözü yapısına evrimleşmeyi, kısaca şöyle bir ardışık diziyle gösterebiliriz: Xn....X3, X2, X1, X.

Yukarıda bir diziyle gösterilen, birikimli seçilim modeli görüşüyle ilgili, Dawkins'in ortaya koyduğu, bir bilgisayar simülasyonundan başka kanıt göremiyoruz. Bu bilgisayar simülasyonunun da nasıl bir kanıt teşkil ettiğini, ileride göreceğiz. Ancak bundan önce, göze, bir göz atmamız gerekmektedir.

GÖZ KARŞISINDA: DARWİN'İN ŞAŞKINLIĞI

Gözün yapısı

Nitekim, gözün mükemmel yapısı, Darwin'i rahatsız etmiştir. Bir kaç kez bunu itiraf eden Darwin; 1860'da, Asa Gray'e, bu konuda şunu söyleyecektir:

"Göz, bugüne kadar bana hep soğuk bir ürperti vermiştir."

Evrimcilerin bu birikimli seçilimi, nasılsa hep ileriye doğru ve hep olumlu bir birikim sürecidir. Yani hep, yapıcı-onarıcı ve gelişmecidir nedense. Sayısız deneme, hep başarılıdır ve hep mükemmel göze ulaşmak için çabalar durur. Ancak bu değişim, aynı zamanda bilinçsiz, amaçsız, iradesiz ve de kördür.

Kısacası, gerçekleşen her bir küçük mutasyonun, bazı yararlı özellikleri, seçilimle ortaya çıkardığına; rasgele şanslarla ve her nasılsa ince bir hassasiyet kazanarak; mükemmel işleyen bir göz organıyla sonuçlandığına inanmamız beklenmektedir. Basitten karmaşığa doğru ilerleyen bu birikimli evrimin, hiçbir ön planı, programı ve nihai amacının olmadığını da, unutmayacaksınız elbette. Acaba Darwin'in kendisi, gözün bu evrimine ne kadar inanıyor? İşte Darwin'in ifadeleri:

"Farklı mesafelere odaklanabilir. Farklı miktarda ışık alabilir. Farklı şekil ve renk tonlarını düzeltme kabiliyetindedir. İşte o eşsiz düzeneğini dikkate aldığınızda; gözün, doğal seçilimle oluşmuş olabileceğini düşünmek, itiraf etmeliyim ki, tamamen imkansız görünmektedir."

Her şeyden önce göz, nasıl bir başlangıç yapabilmiştir? Işığa duyarlı ilk sinir hücresi nasıl oluşmuştur? Zira çoğu biyolojik yapı, ışığa duyarlı değildir. Bakın bu konuda Darwin, işin içinden nasıl sıyrılıp çıkıyor:

"Bir sinirin, ışığa karşı nasıl duyarlı olduğu, yaşamın nasıl ortaya çıktığı konusundan daha fazla ilgilendirmiyor bizleri."

Bugün bilim, Darwin'in çok ilerisinde ve moleküler düzeyde canlılları incelemektedir. Darwin'in, anlamakta doğal olarak zorlandığı ve göz ardı ettiği bu meseleyi, biraz daha yakından inceleyebiliriz. New York'taki Wethersfield Enstitüsü'nün düzenlediği konferansta, biyoloji bilimleri profesörü Michael J. Behe, bir sinirin ışığa karşı duyarlı olmasının, ne denli imkansız bir olay olduğunu şöyle açıklar:

MODERN BİLİMİN: DARWİN'E CEVABI

"Işığa duyarlı bir noktayı yapmak için, neye gerek vardır? Bir ışık fotonu, retinaya çarptığında ne olur? Bir foton retinaya çarptığında; 11 cis-retinal diye adlandırılan, küçük bir organik molekülle etkileşime geçer. Retinalin şekli, hayli büklümlüdür. Ancak fotonla etkileşime geçtiğinde düzleşir, trans-retinal şeklini alır. Bu, görme ile sonuçlanan ve tüm olaylar dizisini başlatan bir sinyaldir. Retinal şeklini değiştirdiğinde, ona bağlı olan rhodopsin protein de şeklini değiştirir. Rhodopsinin şeklindeki değişiklik, transducin proteininin ona yapışmasını sağlayan, bir bağlanma yeri açar. Artık, transducin kompleksinin bir parçası ayrılır ve fosfodiesteraz diye adlandırılan bir proteinle etkileşime geçer. Bu gerçekleştiğinde fosfodiesteraz, döngüsel GMP diye adlandırılan, küçük organik bir molekülü kesmek ve 5-GMP'ye dönüştürmek için, kimyasal bir yetenek kazanır.

"Hücrede bol miktarda döngüsel GMP vardır ve onların bir kısmı, iyon kanalı diye adlandırılan başka bir proteine yapışır. Normalde iyon kanalı, sodyum iyonlarının, hücreye girmesine izin verir. Öte yandan, fosfodiesterazın faaliyeti sonucunda; döngüsel GMP miktarı azalır. Bu da kanalın kapanmasına yol açan bir şekil değişimini doğurur. Sonuçta sodyum iyonları, artık hücreye giremez, hücredeki sodyum miktarı azalır ve hücre zarındaki voltaj değişir. Bu da sonuçta, optik sinirden beyne ulaşan bir elektriksel kutuplaşma dalgasına yol açar. Bu dalga, beyin tarafından yorumlandığında, görme gerçekleşmiş olur. Hasılı Darwin'in, 'ışığa karşı duyarlı basit noktasının, nasıl işlev gördüğü' sorusuna karşı, bugün modern bilimin keşfettikleri bunlardır.

"Her ne kadar bir çoğumuz, görme mekanizmasının, yukarıdaki izahını karmaşık bulsak da; gerçekte bu açıklama, işleyen bir görme sisteminin; yani görmenin kimyasının gerek duyduğu bir dizi şeyi göz ardı eden, küçük ve kaba taslak bir anlatımdan ibarettir.

"Söz gelimi ben, sistemin yeniden nasıl ortaya çıktığından; sistemin, sıradaki fotonun gelmesine hazırlık olarak, başlangıç noktasına nasıl tekrar geri döndüğünden söz etmedim. Yine de yukarıdaki izahın, Darwin ve çağdaşlarının, basit bir başlangıç noktası olarak gördükleri şeyin; devasa karmaşıklıkta bir şey olduğunu anlamaya yeteceğini düşünüyorum. Darwin'in tasavvur ettiğinden çok ama çok karmaşık."

"EKSİK OLAN GÖZ: GÖREV YAPAMAZ"

Aslında evrimin, en önemli problemlerinden biri olan hayatın kökeni bir yana, bir bireyin, basitten karmaşık yapıya doğru, doğal seçilimle evrilmesi, hala büyük bir açmazdır. Bu açmazı, net şekilde ortaya koyan organ, elbette gözdür. Gertrude Himmelfarb, bu konuda çok temel bir noktaya temas eder:

"Göz, son halini almadan önce, hiçbir işe yaramayacağına; evriminin ilk safhalarının, yani gözdeki ilk değişimlerin, hayatı devam ettirmeye hiçbir katkısı olmayacağına göre; o ilk evrelerde, doğal seçilim acaba nasıl işlemiştir? Tek bir değişim, hatta tek bir uzuv, onun tamamlayıcısı olan diğer parçalar olmadan, işe yaramayacaktır. Doğal seçilimin veya organın amacının olmadığı iddiası dikkate alınırsa; evrimin ilk safhalarında, bu uzvun işe yaramayacağı açıktır."

BİRİKİMLİ "MÜKEMMEL GÖZ": İMKANSIZDIR

Göz, fevkalade karmaşık bir sisteme sahiptir. Göz parçaları arasında, mükemmel bir eşzamanlılık vardır. R. L. Wysong, gözü bakın nasıl tasvir ediyor:

"Göz küresini barındırmak için önce mutasyonla iki adet kemik çukuru oluşmalı. Gözü beslemek için uygun mutasyon geçirmiş damar ve sinirleri kapsayabilmek için kemiğin uygun oyukları olmalı. Göz küresinin çeşitli katmanları; lifli kapak, gözakı, ışığa duyarlı retina tabakası ile birlikte bir düzen içinde oluşturulmalı. İnce dallar ve koni biçiminde özel nöronlar, iki kutuplu nöronlar, uzun nöronlardan oluşan retina ve göz sinirine uygun bir şekilde bağlanmalı. Bu göz siniri de, yine uygun bir şekilde, mutasyon geçirmiş olan beyindeki görme merkezine bağlanmalı. Bu görme merkezi de, yine uygun şekilde, beynin merkezindeki gri bir madde olan, beyin sapına ve belkemiği kordonuna bağlanmalıdır ki; duyu hissi ve hayat kurtaran refleks kabiliyeti oluşabilsin.

"DNA'da gerçekleşen rasgele yeni düzenlemeler, aynı zamanda göz merceğini, cam gibi ve sulu bir yapıyı, saydamlığı, renkleri, kirpiksi yapıyı, aşıcı kas bağlarını, bezeleri, buruna açılan kanalları, göz hareketi için gerekli düz ve eğri kasları, göz kapaklarını, kaşları ve kirpikleri oluşturmalı. Bütün bu yeni mutasyonlu yapılar, mükemmel bir şekilde, tüm diğer sistemlerle bütünleştirilip, dengelenmeli ve sonra da görme işi gerçekleştirilmeli."

BİRİKİMLİ SEÇİLİMİN: OLABİLİRLİĞİ NEDİR?

Birikimli seçilim, bir adamın lotoyu, atlamadan arka arkaya n(sayısız) kere kazanıp; sonunda tüm dünyaya sahip olmasına benzetilebilir. Yeni Darwinci Dawkins'in birikimli seçiliminde; canlılar, deneme- yanılma yöntemiyle, ancak her nasılsa, her defasında arka arkaya sayısız kere hayatta kalmayı sağlayacak seçimi, doğru bir biçimde yaparak; değişimleri biriktirir. Bu uzun zaman içindeki ardışık, sayısız ve başarılı mini birikimler, son derece karmaşık biyolojik yapıları ortaya çıkarır.

Bu birikimler, her nedense yıkıcı değil hep yapıcıdır. Yani en mükemmel organ olma amacına doğru sürekli çabalar. Ancak aynı zamanda amaçsızdır da. Aynen loto oyunu gibi sayısız ardışık, başarılı deneme vardır. Aynı zamanda bu denemeler, tesadüfi(rasgele)dir. Bu bilinçsiz, tesadüfi ve kör, sayısız ardışık başarılı deneme sonucunda, bilinçli, planlı ve adeta sofistike bir canlı yapısı ortaya çıkar. İşte birikimli seçilim böyle bir şeydir. Bütün sır, zaman parametresinde saklıdır. Olma olasılığı sıfıra yakın "olaylar"ın, gerçekleşmesini istiyorsanız; bu "olayı"(denemeyi), çok çok uzun bir zamana, hatta sonsuza yayabilirsiniz. Böylece sonsuza yakın denemelerle, imkansız olayların, mümkün olabileceğine kendinizi inandırabilirsiniz!

Ancak gerçek şu ki; biyolojik sistemlerin pek çok işlevi, birden çok mekanizmanın, ortaklaşa ve son derece planlı çalışması ile başarılır. Eğer doğal seçilim, bir karmaşık sistem üretecekse, bu sistemi, bir kerede ve bir anda üretmek zorundadır, ya da üretemeyecektir.

Şayet Darvinci evrimin, birikimli doğal seçilimi geçerli olsaydı; bir canlının evrimleşme sürecinde, pek çok ara form veya ucube form ortaya çıkmalıydı. Nitekim tüm çabalara rağmen, fosil kayıtlarında böyle formlar bulunamamıştır. Oysa evrimcilerin doğal seçilimi işleseydi; organları tamamlanmamış milyonlarca ara form ortaya çıkacaktı. Ancak evrimcilerin ellerinde, bu konuda bir kanıt yok. Darvinizm, bu konuda bize, delil olarak kendi hayallerinden fazlasını sunmuyor.

Bir kısım evrimciler, birikimli seçilimle; küçük küçük birikimlerin, canlılara boyut atlattığını; ilk hücreden maymuna, oradanda insana, uzun bir sürede evrildiğini söylerken; bir kısım evrimciler, bu geçişin ani sıçramalarla olduğunu savunuyor. Yani teori, kendi içide tutarsız ve çelişkili. Dawkins'in birikimli seçilimine karşı, sıçramalı evrim tezi..Tarihin şahitliğinde söylüyoruz ki; bilimsel çalışmalar ilerledikçe; bu örümcek evi kadar dayanaksız teori, buharlaşacaktır.

BİRİKİMLİ DEĞİL, HİLELİ SEÇİLİM

Birikimli seçilimci Dawkins'in önemli saydığı kanıtı ise, 80'li yıllarda kendisinin yazdığı bir bilgisayar programı! Evet üzerinde duracağımızı söylediğimiz; bu Dawkins simulasyonuna bir göz atalım:

Bu programla Dawkins, şansa dayalı olarak işleyen birikimli bir ayıklama sürecinin, karmaşık bir canlı yapısıyla sonuçlanacağını, ispata çalışıyor. Önce hedef olarak, Shakspeare'in eserlerinden anlamlı bir cümle dizisi belirliyor. Bu cümleyi oluşturacak elemanlar kümesini; 27 harf ve noktalama işaretlerinden oluşturuyor. Salt şansa bağlı(tesadüfi) olarak Dawkins'in, hedef dizisi(cümlesi)ni oluşturma olasılığı, son derece düşüktür.

Bu hedef cümlesinin, tesadüfi(rastlantısal) olarak ortaya çıkma olasılığı; oldukça düşüktür, hatta sıfıra yakındır: 1/1040. Böyle bir sonucu elde etmenin, imkansıza yakın olduğunu anlayan Dawkins, programı yeniden yapılandırır. Birincisine tek basamaklı seçilim der. Doğada, bu tek basamaklı seçilimin, karmaşık yapıları oluşturamayacağını söyler. Evrimin asıl yaratıcı mekanizmasının ise, birikimli seçilim olduğunu iddia ederek; bunu ispat etmek için programında, olasılığı artıracak bir değişiklik yapar. Hileli Algoritmasını şöyle düzenler:

DAWKİNS'İN: EVRİMCİ ALGORİTMASI

1-) İlk dizideki tüm harfleri rasgele değiştir.
2-) Hedef dizi(cümle)deki mukabil harfe karşılık gelen bir değişiklik(mutasyon) olduğunda onu koru.
3-) Yerini bulmuş(ortaya çıkmış) harfi öylece koru ve hedef dizi(cümle)den ortaya çıkmayan harfleri, rasgele değiştir.

İşte Dawkins'in şekil oyunu: Biyomorf. Bu şekil üretme modelinin, canlıların oluşumuyla hiçbir ilgisi yok.

Bu algoritmadan kolayca anlaşılabileceği gibi, Dawkins'in yaptığı en büyük varsayımlardan birisi; doğanın her zaman ve her seferinde denemeksizin en doğru seçimi yapabildiğidir. Yani bir nesilde bile, ebeveynden iyi olan genlerin saklanıp, kötü olanların yeniden belirlendiği varsayımı. Zira, programında; hedef dizi(cümle)nin ortaya çıkan doğru harflerini koruyor ve sadece yanlış harfleri yeniden seçmeye tabi tutuyor. Doğa, adeta ortaya çıkan iyi genleri biliyor ve onu değiştirmeyerek tutuyor yahut seçiyor. Hedef dizinin(gen dizisinin) tutmayan harfini(genini) ise tutturuncaya kadar değiştiriyor(deniyor). Yani, doğa bilinçli hareket ediyor. Geni adeta inceleyip, iyisini seçiyor ve nesillere aktarıyor. Kötüsünü ise iyisini bulana kadar değiştiriyor, yani eliyor.

Dawkins'in, modellediği doğa, kör değil; bilinçli, amaçlı ve seçici bir doğa. Bu seçilimin doğallığı, rastlantısallığı(tesadüfiliği) ve körlüğü neresinde? Dawkins, bir taraftan, birikimli doğal seçilimin; plansız, tesadüfi, bilinçsiz ve de kör olduğunu söylerken; diğer taraftan planlı, amaçlı, kuralları kendisi tarafından belirlenmiş ve üstelikte hileli bir modelle, teorisini ispatlamaya çalışıyor. Dawkins, ya kendisini ateizm tutkusuna kaptırmış ya da kendisinde fark edemediği bir körlük var!

Algoritmayı istediği gibi düzenleyen evrimci Dawkins, böylece hedef dizisini(cümlesini), 43. denemede elde ettiğini söylüyor.

DAWKİNS'İN: "BİYOMORF OYUNU"

Dawkins'in ikinci bilgisayar programı ise, biyomorf(canlı şekil) dediği bir programdır. Bu ikinci algoritmada Dawkins, ağaç dallanması geometrisini kullanarak; ortaya çıkan şekilleri, bazı hayvanlara benzetir. Tanımladığı algoritma, tekrarlayan, dallanan ağaç modeli olarak çalışır. Yalnız her denemede Dawkins, dallanmayı çeşitlendirecek; yani mutasyon oluşturacak şekilde; sadece 9 farklı gen kullanır. Aslında bu genler; dalların açısı, uzunluğu ve aralarındaki mesafe gibi bir takım ölçüleri değiştirerek; farklı şekiller oluşmasını sağlayacak faktörlerdir. Böylece bilgisayarda, ortaya bir sürü şekil(biyomorf) çıkar.

Bu bilgisayar oyunu demekten kendimizi alamadığımız sözde simülasyon, nasıl oluyor da; amaçsız, kör, geleceği planlayamayan ve de akılsız doğal seçilimi ispat edebiliyor. Sonuçta; akıl sahibi bir insan tarafından dizayn edilmiş bilgisayar; bilgisayarda zeki bir failin, ortaya koyduğu amaca ulaşmak için düzenlenen, kuralları belli bir program ve işletilen bu programdan elde edilen canlı benzeri şekiller.

Evrimci bilimcimiz, ortaya çıkan bu şekillerden; çiçeğe, böceğe benzettiklerini seçip ayırır. Seçtiklerinden yeniden şekil üretmeye devam eder. Böylece bilgisayarda, bizzat yazdığı bir şekil üretme algoritmasıyla, elde ettiği ve canlılara benzettiği şekillerden hareketle; birikimli doğal seçilimi ispat ettiğine inanır. Bu kadarla da kalmaz. Buluşuyla Yaratıcı ihtimalini de ortadan kaldırdığı zehabına kapılarak; yemeden içmeden kesilir ve hatta sevinçten uyuyamaz.

Ne trajikomiktir ki; Dawkins, kendi kazdığı kuyuya kendi düşmüştür. Tanrı'yı örtmeye çabalarken, kendisi Tanrı rolüne soyunmuştur. Aslında Dawkins, birikimli doğal seçilim tezini, bu iki program örneği ile ispatlamak yerine çürütmüştür. Bu örnekler, "Yaratılış Tezi"ni ispat etmektedir. Dawkins'in, bu bilinçsiz(kör); kendi kalesine gol atan futbolcu şaşkınlığını anlamakta zorlanmaktayız. Yoksa Yaratılışı savunan bilim cephesinin gizli ajanı mıdır? Sanmıyoruz. Ancak bu, "gaflet ve körlük hastalığı"nın bir sonucu olsa gerek..

MUTASYON: NASIL SİMULE EDİLİR?

Dawkins bununla da yetinmemiş, genleri, her nesilde bir çok değişime uğrayabilecek şekilde ayarlamıştır. Genler, Dawkins'in deyimiyle; çılgın bir pire gibi sürekli değişmektedir. Öyle ki, örneklerde, bir sonraki nesilde iyi olanlar hariç, diğer tüm genler, değişebilmekte ve habire mutasyonlar olmaktadır. Acaba o bahsettiği sayıda gen mutasyonunun gerçekleşmesi, ne kadar zaman alacaktır? Kendi kurguladığı, bilgisayar modeli ile gerçek hayat arasındaki uyumsuzluk açıktır. Nitekim kitabında, bu farklılığı, şöyle itiraf etmektedir:

"Buradaki mutasyon oranı, bilgisayar programımızın kesinlikle biyolojik olmayan bir özelliğidir. Gerçek hayatta, bir genin, mutasyon geçirme olasılığı, milyonda birden daha azdır. Modelimde, yüksek bir mutasyon oranı oluşturmamın bir nedeni var. Bilgisayar ekranındaki performans, insanın iyiliğini gözetiyor. İnsanların bir mutasyona uğraması için, bir milyon yıl beklemeye sabrı yoktur."

Bir taraftan bilgisayar deneyini, nasıl amacına uygun bir şekilde düzenlediğini(yarattığını) itiraf ederken; diğer taraftan sonsuza yakın bir zamanı göreve çağrıyor. Bir mutasyonu, 1 milyon yıl beklersek; tüm canlılardaki çeşitlilik için gerekli mutasyonu, kaç milyon kere milyon yıl beklemeliyiz acaba?

ŞEKİL ÜRETME: GEOMETRİK BİR OYUN

Şu Dawkins'in, biyoformlar konusuna gelince; bu tamamen bir geometri oyunudur. Fraktaller denen yeni geometride, doğadaki bir çok şeklin, basit kuralların tekrarlanmasıyla elde edilebileceği gösterilmiştir. Bin bir zahmetle hazırladığı programda, kendisi dallanma yöntemine, mutasyon adı altında çeşit çeşit biçim vermeyi denemiş. Ortaya çıkan uçak dahil her şekli de, anlamlı bulmuştur. Belki Dawkins'e göre uçaklar da, insan yapımı olmayıp; evrimle kendiliğinden ortaya çıkmıştır.

Dawkins'in origamisi(kağıt katlama sanatı), aslında kendisinin sıklıkla bahsettiği bulutları, bir şeylere benzetmekten farksızdır. Gen adı altında çizgiler çizerek, farklı şişkinlik, uzunluk ve açılarla, çizgileri dallandırarak, sonra da onların içinden istediklerini seçerek; sonunda anlamlı şekillere ulaşmasına taaccüb etmiş. Aslına bakarsanız, şayet bunca uğraşa ve hileye rağmen; anlamlı şekillere ulaşamasaydı, bir bilim insanı olarak kendisine ayıp ederdi. 

DOĞAL SEÇİLİMDE: "MUTASYONLAR"

Çınar yaprağı: Senozoik zaman, Eosen dönemi, 50 milyon yaşında (ABD)

Doğal seçilimin daha iyi anlaşılabilmesi için mutasyonları irdelemeliyiz. Evrimcilere göre, birbirini izleyen nesillerde; yavru gelişirken, ufak farklılıklar olduğu için evrim gerçekleşir. Bu farklılıkların nedeni ise, gelişimi denetleyen genlerdeki değişiklikler; yani mutasyonlardır. Ve bu mutasyonlar, evrimcilere göre, her nasılsa, hep evrimleşme-gelişme- karmaşık hale gelme; yani pozitif yönde ilerler.

Mutasyonlar, DNA'nın kodlanmasında meydana gelen değişikliklerdir. Genetik karakterlerin, olumlu ya da olumsuz değişmesine neden olurlar. Ortaya nasıl, ne zaman çıkacakları bilinemiyor. Oluşumları gelişigüzeldir. Mutasyonlar, evrim teorisinin ayrılmaz parçasıdır. Çünkü evrime göre; tek hücreli bir canlıdan, insana uzanan süreçte; insanı bu tek hücreli canlıdan ayıran tüm yapı ve sistemler (göz, beyin, uzuvlar); süper şanslı, birbirini tamamlayıcı ve arka arkaya gelen, ancak yine de hiçbir bilincin rol oynamadığı sayısız mutasyonların eseridir.

Ancak mutasyonlar, çok nadiren meydana gelirler ve genelde de zararlıdırlar.Öyle ki, bir hücrede, mutasyonun meydana gelme olasılığı, milyonda birdir:( 1/106). Ancak hücrede, çok karmaşık kontrol mekanizmaları vardır. Bu kontrol mekanizmaları sayesinde, DNA üzerinde meydana gelen herhangi bir hatalı nükleotid dizisi, süratle tamir edilir. Hücredeki olağanüstü denetim enzimleri, göz önünde bulundurulduğunda; mutasyonların meydana gelme olasılığı, trilyonda bire düşer:(1/1012). Fiziksel, kimyasal veyahut biyolojik etkiler sonucunda, yine de bir mutasyon meydana gelirse; bu mutasyonun, DNA üzerindeki nükleotid dizilerinin, hangisi üzerinde meydana geldiğini kestirmek olanaksızdır. Yani, mutasyonların, nükleotidler üzerindeki etkisi, bilime göre tesadüfidir. Yeni genetik bilgi üretemezler.

YAŞAMA İÇGÜDÜSÜ VE MUTASYONLAR

Oysa evrime göre mutasyonlar sayesinde; bakterilerden, insanlara uzanan yolda, DNA'nın, sayısız, arka arkaya, süper şanslı genetik bilgiler edinmesi gerekir. Mutasyona uğrayan canlılar, ürerlerken, deneme yanılma yöntemiyle; ancak her nasılsa hayatta kalmayı sağlayacak seçimi yaparak, bir sürü elemeden geçerler. Evrimcilere göre, hayatta kalma içgüdüsü, mutasyonlara yön veren ve doğal seçilimi tesadüfi olmaktan çıkaran amaçtır.

Peki bu yaşama ve daha başka canlılarla ilgili içgüdüleri, evrim teorisi nasıl açıklıyor? Canlılar neden intihar etmez ve böyle bir içgüdü yasası yoktur? Evrimde doğal seçilimin tüm amacı, canlıları hayatta bırakmak ise, av ve avcı ilişkisi nasıl açıklanabilir? Madem her şey, yaşamak için dönüşüp-değişiyor; bütün avlar, neden yaşamak için bugüne kadar evrimleşemediler ve av olmaktan kurtulamadılar? Ayrıca bir hayvan türünün, birden çok düşmanından, bazılarına galip gelirken, bazılarına mağlup olmasını evrim nasıl açıklıyor? Düşmanlarından hangisine karşı silahlanacağını, evrim mi seçiyor? Mesela düşmanlarından korunmak için, ağaç, yaprak, taş ve benzeri objeleri taklit eden hayvanlarda, bu benzerliği mükemmel yapan nedir? Ancak avlayıcı hayvanlara da, bu taklitçileri fark ettiren derin yapı, hangi mutasyonlar tarafından düşünülmüştür?

TEORİNİN ÇIKMAZI: EVRİMLEŞMEYEN TÜRLER VE DNA

Latimeria Balığı, Mezozoik zaman, Trias dönemi, 400 milyon yaşında.

Doğal seçilimi sarsan, mutasyon mekanizmasının da açıklayamadığı; çözümü pek de mümkün gözükmeyen problemler vardır. Bunlardan birisi de, 100 milyonlarca yıl varlığını aynen koruyan türlerdir. Bu türlerin,  fosil bulguları, günümüzde apaçık ortadadır. Peki neden bu türler, mutasyona uğramamışlardır? Örneğin Latimeria isimli balığı ele alalım. Bu balıkla ilgili fosil bulguları bizi, 400 milyon yıl geriye götürmektedir. Bu balıkların, dinozorlarla aynı zamanda tükendiği düşünülüyordu. Ancak 1938'de, Güney Afrika kıyıları açığında avlanan tuhaf bir balık, bilim adamlarını şoke etti. Çünkü bu yaşayan fosil, Latimeria balığıydı. Milyonlarca yıl önce yaşayan atalarıyla kıyaslandığında, neredeyse hiç değişmemişti.

Evrimi tanımayan bir diğer örnek de; histon H4 genleridir. Bu genlerin, en az iki milyar yıl korunması  çok etkileyicidir. Bakteriler, evrimcilere göre, sürekli evrimleşip sonunda insana dönüşürken(!); neredeyse her canlıda bulunan H4 geni, nasılsa mutasyondan kurtulmuştur?

Doğal seçilimin ikinci bir problemi ise hayatın bilgisi; DNA'dır. DNA gibi inanılmaz bir moleküler makinanın, evrimsel bir süreçle, kendiliğinden ve rastlantısal(tesadüfi) adımlar sonucu ortaya çıkma ihtimali, akla uygun düşmüyor. DNA gibi makro moleküllerin işleyişi, bazı ateist bilim adamlarını da zorlamaktadır. Bakınız, Prof. Daniel C. Denett, şaşkınlığını nasıl dile getiriyor:

"Araştırmamızın bu düzeyinde, keşfettiğimiz bilinçli failliğe benzer, bize yabancı ve hafif itici gelen bir şey var. Ortada amaca yönelik telaşlı bir koşuşturmaca olmasına rağmen, evde kimse yok. Mükemmel bir şekilde tasarlandıkları ve yaptıkları şeyden hiç haberdar olmadıkları anlaşılan moleküler makineler, şaşırtıcı marifetler sergiliyor."

Bay Denett'a itici gelen şey ne? Bu moleküllere her baktığında, mükemmel bir Tasarımcıyı çağrıştırması mı? Nitekim
Sir Francis Crick'de aynı hastalıktan muzdarip görünüyor ve meslektaşlarını şöyle ikaz ediyor:

"Biyologlar, gördükleri şeylerin tasarımlanmadığını, aksine evrim geçirdiğini, hiç akıllarından çıkarmamalıdırlar."

Demek ki Nobel ödülü, bilimin namusunu korumaya yetmiyor. Allah'ı yok sayma uğruna, nice çamlar devriliyor; bilimin en temel prensibi ayaklar altına alınıyor. Halbuki, Avrupa ortaçağ karanlığında engizisyon mahkemeleri kurarken; İslam Medeniyeti'nde; "bilimin ilk şartı şüphedir" prensibi dalgalanıyordu.

Dawkins'de, yaşamın temelini oluşturan "genetik bilgi" konusunda çaresizdir. DNA'nın adım adım evrim sonucu ortaya çıkamayacağını, acz içinde şöyle dile getiriyor:

"DNA'nın, adım adım ilerleyen bir süreçte oluştuğunu hayal edebilmek çok zor."

Mezozoik zaman, Jura-Kretase dönemi, 120 milyon yaşında(Çin)

EVRİM KURAMI: KANITSIZ!

Canlılığın bu en temel molekülünün ortaya çıkışı konusunda suskun olan Dawkins, tüm yaşamın ve yaşamdaki çeşitliliğin, kör seçilimle oluştuğunu; yaratmanın söz konusu olmadığını, körü-körüne savunuyor. Amacını ve ön yargılarını bakınız nasıl sıralıyor:

"En eskisi hariç, doğal seçilim kuramının, tüm sözde seçenekleriyle baş ettik. En eski kuramsa, yaşamın bilinçli bir tasarımcı tarafından yaratıldığı ve de evrimin yönetildiği kuramı. Böylesi inançlar için söyleyebileceğimiz birinci şey, gereksiz oldukları; ikinci şey de, bizim açıklamak istediğimiz örgütlü karmaşıklığı zaten varsaydıklarıdır. Kanıtlar evrim kuramı lehine olmasa bile, elimizdeki en iyi kuram hala bu. Yaşamın karmaşık tasarımı üzerine öne sürülmüş tek işe yarayan açıklama, yavaş yavaş ve kerte kerte gelişen birikimli seçilimdir. "Kör Saatçi"deki temel düşünce, yaşamı veya evrendeki herhangi bir şeyi anlamak için, bir tasarımcının varlığını kabullenmek zorunda olmadığımızdır."

BİRİKİMLİ SEÇİLİMCİ: "KÖR DAWKİNS"

"Kör Saatçi" nitelemesini doğrudan Allah için kullanıyor ve bununla şunu söylemek istiyor: Evrenin Yaratıcısı yok, şayet var diyorsanız, o zaman bu saati(evreni-canlıları) yaratan, kördür. Çünkü evrende canlılar, bilinçsiz-iradesiz(kör) bir birikimli seçilimle evrimleşmiştir. Kendi körlüğü, her paragrafında; hatta her cümlesinde ortaya çıkan bu kimse, bizce bilim insanı değil; bağnaz-dindar bir evrimci bilimcidir. Yukarıdaki Dawkins'in ifadelerine bakarsanız, bu iddiamızın doğruluğunu kolayca görebilirsiniz. İşte kör bir mantığın çelişkileri:

"Yaratıcı ve yaratma gereksiz. Yaratmayı esas alan kuram, eski ve böyle inançlar gereksiz. Kanıtlar evrim kuramı lehine değilse de, en iyi kuram evrim. (Benim temel düşüncem) evrendeki herhangi bir şeyi anlamak için Tasarımcının varlığına gerek yok."

Bu kendi içinde tutarsız, ilmin objektif penceresinden mahrum ve adeta ne olursa olsun evrim diyen bir kafa yapısı. Bizce evrim teorisi bir din haline getirilerek; ateizme dayanak yapılmaktadır. Böylece, hiç duymak istemedikleri "Yaratıcı ve yaratma fikri"nden, "bilimselliğin(!) evrim teorisi kılıcı"yla bir vuruşta kurtulmuş olacaklarını zannediyorlar.

Özetle "evrim teorisi"nin değirmenine su taşıyan tüm evren bilimci ve evrim bilimciler diyor ki: Evrende sadece canlılar değil; her şey(canlı-cansız), kendiliğinden, tesadüfen ve bir Yaratıcı olmadan ortaya çıkmıştır. Kanıt ne? Kanıt olmasa da bu böyle!..

TEK HÜCREDEN İNSANA EVRİM(!)

Evrim teorisine göre, kendiliğinden(!) türeyen basit bir canlı, ya da canlılar;aşağıdan, yukarıya doğru, doğal seçilim mekanizmalarıyla evrimleşerek; insan dahil tüm canlıları oluşturmuştur. Teori, alt türlerin evrimleşip; bir üst türe(boyuta) dönüştüğünü söyler. Kısacası, tüm canlılar, ortak bir atadan gelmektedir. Her nasılsa evrimleşen alt tür, hem bir üst türü oluşturuyor, hem de yerinde duruyor. Yani, maymun, insan olurken; her nasılsa, maymun olmaya da devam ediyor. Bir başka açıdan da, hem evrimleşiyor ve hem de evrimleşmiyor. Tek hücrelilerden, varlıkların en mükemmeli olan insana doğru "evrimleşme süreci", bir kanıt ortaya koyamadığı gibi, yüzlerce soruyu da cevapsız bırakmaktadır.

Darwin, türlerdeki değişimleri, gözlemledi. Arkasından bu değişimin; bir türden diğer bir türe geçişi doğuracağı sonucuna vardı. Ancak fosil bulguları ve modern üretim teknikleri, hem Darwin'in, hem de onun bugünkü takipçilerinin, yanıldıklarını ortaya koymaktadır.

Meyve sineği(Drosophila melanogaster)

KUR'AN: "BİR SİNEK YARATAMAZLAR"(HACC(22)/73)

A New World adlı kitabında, Jeremy Rifkin, türlerin dönüşümü konusunda, şunları yazmıştır:

"Türlerin, kendi özlerine bu kadar inanılmaz bir şekilde sarıldıkları konusunda hâlâ şüphesi olanlar, o küçücük meyve sineği üzerinde yapılan deneylere baksınlar. Bu deneyler, birçok saygın bilim adamını, dönüşümün değil, dengenin (kararlılığın) bir genel tabiat kanunu olduğuna, ikna eden veriler ortaya koymaktadır. Meyve sineği, gebelik süresi çok kısa (12 gün) olduğu için, uzun yıllardır mutasyon deneylerinin gözde deneği olmuştur. Bu deneylerde; sineğin mutasyon oranını 15.000 kez artırmak için röntgen kullanılmıştır. Bilim adamları, her şeyi hesaba katarak; meyve sineğinin, evrim sürecini kolaylaştırmışlar ve onun normal şartlarda, milyonlarca yılda gerçekleştirebileceği mutasyon ve evrime eşdeğer bir ortam oluşturmuşlardır."

"Mutasyonun bu kadar hızlandırılmasına rağmen; bilim adamları yine meyve sineğinden başka bir şey elde edememişlerdir. Daha önemlisi, meyve sineği, bunca mutasyon deneylerine rağmen, belli sınırların ötesinde bir değişim göstermemiştir. Mesela Ernst Mayr, meyve sineği üzerinde 1948'de gerçekleştirilen iki deneyle ilgili şu bilgileri aktarmaktadır: Birinci deneyde, sineğin kıllarının azaltılması, ikinci deneyde ise artırılması hedeflenmişti. Ortalama 36 olan kıl sayısını, 30 kuşak sonra 25'e kadar düşürmek mümkün oldu. Ama daha sonra kısırlık meydana geldi. O seriden elde edilen sinekler, nesiller üretemez oldular. İkinci deneyde ise ortalama kıl sayısı 36'dan 56'ya çıkarıldı. Bu defa yine ilk deneyde olduğu gibi kısırlık baş gösterdi. Mayr, bunun üzerine şu sonuca vardı:

"Belli ki, seçilimle geçekleştirilen zorlayıcı ıslahlar, genetik çeşitliliğin kökünü kurutmaktadır. Tek taraflı seçilim, genel çevreye uyumda, bir düşüşe neden olmaktadır. Bu da, neredeyse her üretim deneyinin baş belasıdır."

Bakteriler, bizlere, türlerin, radikal bir değişim göstermediğinin ayrı bir kanıtıdır. Bakteriler, en çabuk üreyen hayat formudur. Tüm hayat formlarının, % 75'ini oluşturmaktadırlar. İddiaya göre, yaklaşık üç milyar yıllık bir ömre sahiptirler. Kontrol altında tutulmadıkları takdirde; 36 saat içinde tüm dünyayı neredeyse diz boyu kaplayabilirler. Hayatın tüm diğer formlarından daha fazla mutasyon üretirler. Ancak bugüne kadar bakteri türünden başka hiçbir şey üretmemişlerdir.

Dans sineği, Senozoik zaman, Eosen dönemi, 45 milyon yaşında (Rusya)

"ORTAK ATA" İDDİASINA: FOSİLLERİN CEVABI   

Aslına bakarsanız, türlerin hiyerarşik olarak değişimine, Darwin'de inanmış gözükmüyor. 1863'de yazdığı bir mektupta, bu gerçeği, şu sözlerle dile getiriyor:

"Detaya indiğimiz zaman, hiçbir türün değişmediğini kanıtlayabiliriz.Yani herhangi bir türün, değiştiğini ispat edemeyiz. Ayrıca teorinin temelini oluşturduğunu varsaydığımız değişimlerin, yararlı değişimler olduklarını kanıtlayamayız."

Gerek fosiller, gerekse üretim deneyleri, açık bir şekilde, bir tür içindeki değişimlerin, dönüşümü değil; aksine türün, istikrarını koruduğu kanıtlanmıştır.

Evrim, hayatın başlangıcından bugüne kadar devam eden bir süreçse; bu sürecin şahitleri de kayalardır. Yeryüzündeki hayatın, en eski kanıtları, kaya şeklinde gömülmüş fosillerdir. Fosiller olmadan, yaşamın nasıl geliştiğine dair; bir kanıt, gözlem, yada bilimsel bir araştırmadan söz edilemez.

"Ateist evrimciler" bile, kuşların, böceklerin ve memelilerin uçma özelliğini, "ortak bir ata" dan elde ettiklerini söyleyemiyorlar. Bu da, uçma özelliğinin, "ortak bir ata"dan mirasla gelemeyeceğini göstermekle kalmayıp; canlılarda bu durumun defalarca oluşacağının bir kanıtıdır. Sadece bu bile, evrim teorisinin, sayısız sorunlarından birisidir.

Dr. Grasse, fosillerin önemini, meslektaşlarına şu sözlerle hatırlatır:

"Evrim süreci, yalnızca fosil yöntemiyle ortaya çıkar. Bu nedenle, paleontoloji bilgisi, olmazsa olmaz şartların başında gelir. Evrimin kanıtını, sadece kayabilim sağlayabilir ve onun seyrini veya mekanizmalarını, sadece bu bilim açığa çıkarabilir."

Dr. Grasse, Dünya'nın saygın biyologlarındandır. Fransa'da, Darwin teorisini eleştiren bir kitap yayınladı. Evolution of Living Organisms(Canlı Organizmaların Evrimi) isimli bu kitap; daha çok kaynağın güvenilirliği üzerine yoğunlaştı. Onun bu kitabına , Darwin teorisinin sadık savunucusu ve aşırı tutucu olarak bilinen Dobzhansky Theodosius, bir tanıtım yazdı. Ve büyük bir araştırma tecrübesi bulunan Grasse'in gözlemlerinin, göz ardı edilemeyeceğini, itiraf etmek zorunda kaldı. Grasse, 28 ciltlik Traite Zoologie isimli ansiklopedinin editörü ve Fransız Bilimler Akademisi'nin eski başkanıdır. Dobzhansky; "Grasse'in, canlılar dünyasına ilişkin bilgisinin, çok kuvvetli olduğunu" kabul etmektedir.

Çekirge, Mezozoik zaman, Keratase dönemi, 108-92 milyon yaşında (Brezilya)

FOSİL KAYITLARI: DARWİNCİ EVRİMİ YALANLIYOR

Ancak fosil bilimi, Evrim teorisi için hiçbir zaman kanıt sunmamıştır. Richard Dawkins, evrimcilerin, adeta kutsal kitabı sayılan "Kör Saatçi" kitabında, aşağıdaki cümleleri ağzından kaçırır:

"Fosil kayıtlarında görülen boşluklar, Darwincileri hep kaygılandırmış ve mükemmel olmayan kanıtlara bahaneler uydurmaya zorlamıştı. Darwin bile bunu itiraf eder: Jeolojik kayıtlar, mükemmel olmadığı için, tüm soyu tükenmiş ve şimdi yaşamakta olan canlıları birbirine bağlayan, sonsuz sayıda çeşitlilikteki ara formlar, bulunamamıştır. Jeolojik kayıtların doğasına ilişkin bu görüşümü kabul etmeyenler, kuramının da tümünü reddetmekte haklı olurlar."

Darwin, ara formların zamanla ve teknolojinin ilerlemesiyle keşfedileceğini ve böylece kendi tezinin doğrulanacağını sanıyordu. Darwin'den bu yana geçen 100 yılı aşkın sürede, milyonlarca fosil bulunup incelendi. Ancak Darwin'in beklentisini haklı çıkaracak fosil kayıtları bulunamadı.

Dünya'daki bilinen fosil türlerinin, % 20'sinin örneklerini "Chicago'daki Field Museum" barındırmaktadır. Müze müdürü David Raup'a göre; bulgular, Darwin'in ve Dawkins'in iddialarına destek vermiyor. Ara formları içeren ve adım adım evrimi destekleyen veriler yok ortada. Evrimcilerin kesin inançlılığı ve propagandası o derece fazladır ki; çoğu kimse fosillerin, Darwinci yorumları desteklediğini zanneder. Darwin'den bu yana 120 yıl geçti ve fosil verilerimiz fevkalade genişledi, ancak Darwinci evrimin kanıtları ortada yok.

DARWİN TEORİSİ: "GERÇEK HAYATA UYMUYOR"

"A New World" kitabında, Jeremy Rifkin, şunları söylemektedir:

"Jeolojik bulgularda yapılacak bir gezinti, evrimsel değişimin, 'yavaş yavaş gerçekleştiği saçmalığı'na insanları bile ikna etmelidir. Teori ile gerçeğin birbirleriyle uyuşmadığının ilk işareti, fosillerin ortaya çıkarıldığı yerlerdeki kaya formlarında bulunmuştur."

Denizanası, yumuşakçalar, süngerler, eklembacaklı kabuklular ve diğer omurgasızların tümü, kayabilimcilerin, Paleozoik Devir ismini verdikleri dönemde, hep beraber bulunmuşlardır. İşte gizem bu noktada başlamaktadır. Paleozoik-öncesi kaya oluşumlarında, yaygın şekilde fosil atalarının bulunması gerekir. Oysa, California Üniversitesi'nden, Paleo-botanist Daniel Axelrod'un açıkça ifade ettiği gibi; burada çok önemli bir problem vardır:

"Jeoloji ve evrimin çözülmeyen temel problemlerinden birisi; aşağı paleozoik kayalarda fosilleşmiş çok hücreli deniz omurgasızlarının, tüm kıtalarda bulunmasına rağmen; daha eski devirlerin kayalarında olmamasıdır. Her nasılsa, bu ilk paleozoik fosillerin, atalarını bulmak için paleozoik-öncesi kayaları incelediğimizde, bunların hiçbir yerde bulunmadığını görmekteyiz."

Paleozoik kayalar
da yaygın halde bulunan çok hücreli omurgasızların ataları, nasıl olur da paleozoik-öncesi kayalarda bulunmaz? Ata fosillerin, bir önceki dönemin kayalarında bulunması gerekmez miydi? Evrimcilerin, bu konuda ileri sürdükleri yegane bahaneleri; bu ata fosillerin, çoğunun vücudunda, yalnızca yumuşak bölümler olduğu iddiasıdır. Yani onlara göre, fosilleşecek kabuklar ve kemikler yoktur. Ancak 3 milyar yıllık bakteri fosilleri bulunurken; sözü edilen canlıların bulunmaması, bu evrimci iddialarını boşa çıkarmaktadır.

Kaplan kafası: Senozoik zaman, Miosen dönemi, 20 milyon yaşında (Asya)

PALEOZOİK DEVRİ: "YARATILIŞIN KANITI"

Ayrıca, 400 milyon yıllık fosili bulunan Latimeria gibi balıkların, günümüzde de hiç değişmeden yaşaması, asıl evrim teorisini, eskimiş teori yapmaktadır. Fosil kayıtlarındaki bu büyük boşlukların, evrim teorisini yalanladığının farkında olan Dawkins, bakın nasıl hayıflanıyor ve arkasından gerçeği nasıl inkar ediyor:

"600 milyon yıl önce oluşan kambriyen (palezoik) kayaç katmanları, ana omurgasız gruplarının çoğunu bulduğumuz en eski kayaçlardır. Bu fosillerin çoğunu, ilk ortaya çıkışlarında, ileri bir evrim düzeyinde buluyoruz. Sanki hiç evrimsel tarihleri yokmuş ve ortaya bırakılmışlar gibi. Söylemeye gerek yok; bu ani ortaya çıkış, yaratılışçıları çok mutlu ediyor. Evrimciler, kambriyen devrinde, bu denli çok sayıda, karmaşık hayvan çeşidinin aniden ortaya çıkışının, tek alternatif açıklamasının; Tanrısal Yaratılış olduğunu kabul eder ve bu alternatifi reddeder."

İşte evrim teorisine iman edenlerin, körlüğü. Bay Dawkins'in kitabına verdiği isim, kendisine çok yakışıyor. Dawkins gibi evrim teorisine iman edenlere, hiç bir kanıt kar etmez. Gözleriyle görseler; mucizelere boğulsalar, yine de bir şey ifade etmez. Zira, böylelerinin kalp gözleri kördür.

"EVRİM TEORİSİ"NE: BAZI SORULAR

Darwinci doğal seçilimin, bir teori olarak bilimsellik sınırlarında kalabilmesi için, bazı sorulara cevap vermesi gerekmektedir:

1) Doğal seçilim yasası, neden vardır? Bu yasa, canlılar alemindeki birçok yasadan birisidir. Bu yasayı, ortaya koyan ve yöneten güç nedir, ya da kimdir?
2) İlk olarak doğal seçilim mekanizması ve canlılara ait diğer yasalar, nasıl ortaya çıktı? Bu yasaları, canlı organizmaya başlangıçta emreden nedir, hatta kimdir?
3) Neden bu yasa, gerileme değil de, ilerleme yönünde çalışıyor?
4) Madem ki doğal seçilim, gelişme ve ilerleme yönünde; basitten, karmaşığa doğru planlı bir yapı oluşturuyor. Bu, bir amacı ve anlamlılığı ortaya koymaz mı?
Amaçlı ve anlamlı bir işleyiş; bir iradeyi, bilinçli bir amaçlayanı davet etmez mi? Bu durumda, tesadüfilik, akılsız işleyiş, amaçsızlık ve körlükten nasıl söz edebiliriz?
5) İçinde akıl, bilgi, plan, düzen ve kontrolden başka bir şey göremediğimiz canlılar alemi, her geçen gün yeni teknolojilerin ışığında, bilim adamlarını şaşırtmaya devam ederken; biz "zeki fail" olarak "Doğa"yı mı göreceğiz?

Bu sorulara, evrim teorisinin verdiği bilimsel ve tutarlı cevapları bilmiyoruz.

GERÇEK OLAN: "SINIRLI VE KONTROLLÜ BİR EVRİM"

Ringa balığı: Senozoik zamanın Eosen dönemine ait, 54-37 milyon yaşında (ABD)

Ortak atadan gelen bir türün; içinde çeşitlenmesi, zamana-çevreye bağlı olarak; tür içi değişim süreçleri ve nesilden nesile devam eden kalıtsal değişimler, elbette bir evrimdir. Tüm canlılar aleminde, bu anlamda "sınırlı ve kontrollü bir evrim" vardır. Her türün kendi içinde çeşitlendiği, değişime uğradığı; aynı türde(boyutta) kalmak kaydıyla; zaman ve mücadeleyle, özellikleri farklı topluluklar-populasyonlar oluştuğu açıktır. Bu tür içi evrimleşme sürecinde, sadece yaşama içgüdüsü ve mutasyon değil; neslin devamı, yuvayı koruma, aile-toplum halinde yaşama ve yavruya şefkat gibi yasaların, canlı-türlerin, kendi uzayında, evrimleşme parametreleri olduğu bir gerçektir.

Bu "evrim", evrim teorisi(kuramı)ndan tamamen farklıdır. Bu sınırlı anlamda evrim,daha anlaşılabilir, kanıtlanabilir ve bilim adamlarının yaygın kabulüne mazhar bir görüştür.

Bu "sınırlı ve kontrollü evrim"; bir Yaratıcı'yı, yaratmayı ve kontrolü gerekli kılar. Bu nedenledir ki, evrim, sınırlı ve kontrollüdür. Ne evrende ne de canlılar aleminde hiçbir şey; tesadüfi, plansız, sahipsiz, bilinçsiz ve amaçsız değildir.

Tek hücreden, maymuna, oradan da insana uzanan bir evrimleşmeyi savunan; tüm canlıları tek bir ortak ataya götüren evrim teorisi; kanıtsız, dayanaksız, matematiksel bir modelden mahrum bir teoridir. Bu teorinin temel özelliklerinden biriside, Yaratıcı'yı tamamen reddetmesidir. Bilimsel bir teorinin sağlaması gereken kriterleri, hiçbir zaman sağlayamamıştır ve sağlayacakmış gibi de gözükmemektedir. Evrim teorisi, Yaratıcı'yı tanımayan; kör, tesadüfi, plansız, amaçsız ve sınırsız bir vahşi mücadeleyi ön görür. Bu kör mücadele sonucunda da; muazzam karmaşık, bilinçli, organize, sofistik organizmalar ve canlılar ortaya çıkar. Yani bizden, körlük, rasgelelik, bilinçsizlik ve akılsızlığın; anlamlı, karmaşık ve akıllı sistemleri doğurduğuna inanmamız istenmektedir. Bu bir hayalden ibarettir. Canlıların hareketlerinde bir karmaşıklık ve rasgelelik, elbette vardır. Bugün canlılarda, evrende ve maddede karşılaştığımız rastlantısal olaylar ve hızlar, bilim için bir takım belirsizlikler ve sınırlar doğurmuştur. Ancak, Allah için hiçbir engel ve sınır yoktur. Allah'ın kuşatması, görmesi, bilmesi ve yönetmesi sınırsızdır.

Allah, sonsuz boyutludur. Her şeyi, birşey gibi bilir, nüfuz eder ve zamansız olarak kontrol eder. Raslantısal ve olasılıklı olayları; modelleriyle beraber yaratan ve yöneten odur. Yani olasılıklı(şansa bağlı) olayları, yasalarıyla birlikte yaratır, yönetir ve kontrol eder. Evrende, kontrolsüz hiçbir canlı-cansız olay; atomaltı veya atom üstü parçacık yoktur. Canlıların mikro ve makro dönüşümlerini, kuantum parçacıklarının tüm danslarını, her anını bilir ve kontrol eder. Bütün parçacıkların, bize göre tesadüfi olan hareketlerini ve hızlarını yaratan O'dur. O'nun için hiçbir belirsizlik yoktur. Ancak canlılara ve insanoğluna "tanıdığı özgürlük alanı"; bir deneme ve yarış alanıdır. Her yaratılmış topluluk, kendi "seçim ve mücadele uzayı"nda, sorumluluklarına göre denemeye tabi tutulur.Tüm evren ve canlıları, "sonsuz aklı"yla planlayan-programlayan; "özgürlük alanlarını ve sınırlarını", değişim-dönüşüm parametrelerini belirleyen, "sınırlı ve kontrollü evrimleri"ni, ömürlerini ve toplu yok oluşlarını taktir eden O'dur.

Sınırlı ve kontrollü evrimde, canlıları yaratan sonsuz Yüce Allah, onların yaşayacakları doğal çevreyi; bu çevredeki potansiyel yiyecekleri(besini) planlamış-yaratmış; arkasından canlıları, uyacakları yasalarla birlikte planlayıp-yaratmış ve zaman boyutuna bağlı olarak türetmiştir. Her şey, yüksek boyutlu bir "Ana Bilgisayar"ın içinde ve kontrolündedir. Bu "Ana Bilgisayar", evrendeki her şeyi ve hepimizi yöneten "Ana Kitap"tır; yani "Levhi Mahfuz"dur. Onda hiç bir şey eksik değildir. Herkesin ve her şeyin kaderi ondadır. Tüm canlıların ve evrenin; değişimi, gelişimi-evrimi, "Ana Bilgisayar"da; "Yüksek Melekler"in kontrolünde, matematik modellere ve parametrelere bağlanmıştır. Bize göre, "Evren"de, Sonsuz Yüce Allah'ın İradesi; kontrolü, yönetimi, tanıdığı özgürlük, yaşam-ölüm-diriliş takdiri dışında hiçbir "olay-oluş" yoktur.

Balina ve yavrusu

SONUÇ

Evrim teorisi, canlı yaşamın yasalarını; iki yasaya indirgemiştir: Birikimli doğal seçilim ve mutasyon. Tüm canlıları ve evrimlerini, kör seçilime ve belirsiz bir mutasyona bağlamak; akıl işi değildir. Yani bu iki parametreye, Tanrı' nın bazı sıfatları atfedilmiş; böylece her şey elinde ve kontrolünde olan Allah örtülmüştür. Canlı yaşamının ayrılmaz bir parçası olan; Allah vergisi diğer yasalar nerede? Tüm canlıların toplu yaşama yasası(içgüdüsü) nerede? Toplum halinde yaşamanın temel alt sistemi; aile yaşamı nerede? Nerede canlı hayattaki zayıfı ve topluluğun üyelerini koruma yasası? Nerede yavruya olan şefkat ve koruma yasası(içgüdüsü)? Nerede Bazı canlı gruplarında, daha açık olarak ortaya çıkan yardımlaşma ve dayanışma yasası? Evrimci-bilimciler, neslin devamı ve yaşama mücadelesi yasasını, "birikimli doğal seçilim" yahut "doğal seçilim"adıyla kutsamışlar, tüm mucizevi oluşumları ve karmaşık canlı yapıları buna bağlamışlardır.

Gerçekte bu "sihirli doğal seçilim", neyi biriktiriyor? Bunu ölçemiyor, deneyemiyor, bilmiyorsunuz. Mutasyon ne zaman, ne şekilde gerçekleşiyor; zararlı mı, yararlı mı bilmiyorsunuz. Mutasyonun gerçek rolü ve periyodunu nasıl, ne kadar deneyebilirsiniz? Bir meyve sineği üzerinde yapılan bunca mutasyon deneyleri, sineği evrimleştirebildi mi? Mutasyonun, evrim teorisini nasıl yönettiği biliniyor mu? Hayır! DNA'nın evrimini, zaman boyutunda izleyebiliyor musunuz? Evrimin kanıtı fosiller ve ara formlar nerede? İlk canlıyı, canlılığın başlangıcını, teori açıklayabiliyor mu? Hayır!

Türlerin evrimleşip, bir üst türe nasıl, hangi yollardan ve ne şekilde geçtiğini açıklayabiliyor mu? Hayır! Neden bir tür, sözde üst türe dönüşürken; bir kısmı kendilerini değiştirmeyip, aynı türde kalmaya devam ediyorlar? Teori, buna cevap verebiliyor mu? Hayır! Peki teori, gözün evrimini bize anlatabilir mi? Uçan kuşların ve böceklerin nasıl evrimleştiğini ve ortak atasını gösterebilir mi? Hayır! Evrimci teori, Embriyogenezdeki "muteşem planı ve bilgi"yi anlayabiliyor mu? Elbette hayır!

Bu sorular gibi yüzlercesini sorabilirsiniz. Ancak hiç şüpheniz olmasın, bu evrimci teori ve bunun tutkulu savunucuları, size cevap veremeyeceklerdir. O halde böyle bir teori, bırakalım ispatını, bilimsel bir teori olabilir mi? Elbette olamaz! Ancak, Dawkins gibi tutkulu evrimciler, size cevap olarak diyeceklerdir ki:

"Bütün bu kanıtlar olmasa da; fosiller, Yaratılışı desteklese de; siz "Teori"ye inanın, sakın Tanrı'ya inanmayın! Zira, Tanrı yanılgıdır."

Bir bilim adamı olarak; evrim teorisini, ateizme dayanak yapması bir yana; ateizmi, bir "din olarak inşa etme gayreti" ve açtığı "ateizm bayrağı"nın altına, dünya ateistlerini çağırması ilginçtir. Allah'a ve "hesap günü"ne, inanmak kadar örtmek de, Allah'ın insanlara tanıdığı bir haktır. Bugünkü "bozulmuş dinler", bu hakkı tanımasa da; Allah'ın Kitabı Kur'an, insanlara bu hakkı tanımıştır. Ancak şunu da, Dawkins gibi ateistler bilsin ki; insanlık tarihinde, kendileri gibi nice "inkarcılar" gelip geçmiştir!..

Ekim, 2007 Gökben Coşkun
Dr. Erman Gündoğdu
yaklasansaat.com

Kaynaklar:
1) Mahlon B. Hoagland, Hayatın Kökleri, çev. Şen Güven, Tübitak Yy, Ankara, 1993.
2) Gerald L. Schroeder, Tanrı'nın Saklı Yüzü, çev. Ahmet Ergenç, Gelenek Yy, İstanbul, 2003.
3) Francis S. Collins, The Language of God: A Scientist Presents Evidence For Belief, Free Press, Newyork, 2006.
4) Michael J. Behe, William A. Dembski, Stephen C. Meyer, Tasarım, çev. Orhan Düz, Gelenek Yy, İstanbul, 2004.
5) Phillip E. Johnson, Evrim Duruşması, çev. Orhan Düz, Gelenek Yy, İstanbul, 2003.
6) C. G. Hunter, Darwin'in Tanrısı, çev. Orhan Düz, Gelenek Yy, İstanbul, 2003.
7) Prof. Dr. Ali Demirsoy, Yaşamın Temel Kuralları, Meteksan Yy, C1/1, Ankara, 1991.
8) Abdüllatif Metin, A.N Field, John N. Moore, Darwinizm, çev. Haluk Avanoğlu, Otağ Yy, İstanbul, 1976.
9) Michael J. Behe, Darwin'in Kara Kutusu, çev. Burcu Çekmece, Aksoy Yy, İstanbul,1998.
10) Richard Dawkins, Kör Saatçi, çev. Feryal Halatçı, Tübitak Yy, Ankara, 2002.
11) Villareal L. P, "Are Viruses Alive?", Scientific American Magasine, Aralık, 2004.
12) Caner Taslaman, Evrim Teorisi Felsefe ve Tanrı, Kitap, 'aynı isimli web site'de yayınlanmaktadır.
13) Jeremy Rifkin, Darwin’in Çöküşü, çev. Ali Köse, Ufuk Yy, İstanbul, 2001.
14) Charles Darwin, Darwin  Kuramı, çev. Cem Taylan, Pan Yy, İstanbul, Mayıs 2000.
15) Charles Darwin, İnsanın Türeyişi, çev.Sevim Belli, Onur Yy, Ankara, Nisan 1995.
16) Stephen Jay Gould, Darwin ve Sonrası, çev. Ceyhan Temürcü,Tübitak Yy, Ankara, Mayıs 2005.
17) Hoimar V. Ditfurth, Başlangıçta Hidrojen Vardı, çev. Veysel Atayman, Cumhuriyet Yy, İstanbul, Mayıs 2007.
18) Michael Shermer, Bilimin Sınır Bölgeleri, çev. Zeynep Reyhan Koç, Altınbilek Yy, İstanbul, Ağustos 2006.
19) Cyril Aydon, Charles Darwin, çev. Ali Cevat Akkoyunlu, Doğan Kitap Yy, İstanbul, Ocak 2006.
20) Rebecca Stefoff, Evrim Devrimi, çev. İnci Kalınyazgan,Tübitak Yy, Ankara, Aralık 2004.
21) Roger Lewin, Modern İnsanın Kökeni, çev. Nazım Özüaydın, Tübitak Yy, Ankara, Haziran 2004
22) Linda Gamlin, Evrim, çev. Aksu Bora, Tübitak Yy, Ankara, 2005.
23) Jonathan Wells, Evrimin İkonları, çev. Orhan Düz, Gelenek Yy, İstanbul, 2004.
24) Michael D. Lemonick, Andrea Dorfman, What Makes Us Different, Time Magasine, 1 Ocak 2006.
25) Nick Wadhams, New Fossil Ape May Shake Human Family Tree, National Geographic News, Nairobi, Kenya
Ağustos, 2007.
26) Abdüllatif Metin, "Hayat Probleminin Ortaya Konuşu ve Hayatı İzah Denemelerinin Kritiği", Gerçek Dergisi, Ocak, Nisan, İstanbul 1973.


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.