Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com





 

Dünyamız/ Bilim ve Teknoloji/ "İslam Medeniyeti"nin Tesirleri/ Fuat Sezgin: "Batı Uygarlığı, İslam Medeniyeti'nin Çocuğudur"/"İslam Bilim ve Teknolojisi"nin Batıya Geçiş Yolları

"İSLAM BİLİM VE TEKNOLOJİSİ"NİN BATIYA GEÇİŞ YOLLARI

El-Hamrâ Sarayı, Aslanlı Avlu, Endülüs

Antik çağlardan, 16. yüzyıla gelinene dek Yakın Doğu, Dünya'daki teknolojik icatlar ve gelişmeye liderlik etmiştir. Bunu dile getirmekte ki amacımız; Çin medeniyeti ve onun Dünya'ya katkılarını küçümsemek değildir. Bizim burada ifade etmeye çalıştığımız şey; Yakın Doğu'da insanın ilerleyişinin, 16. yüzyıla kadar eriştiği mesafenin, genel anlamda Dünya'nın geri kalan bölgelerini gölgede bırakmasıdır.

Bu, Mısır ve Mezopotamya antik medeniyetlerinde de böyleydi. Helenistik ve Roma dönemlerinde de bu şekilde oldu. Dahası, Helenistik ve Roma döneminde elde edilen başarıların kaynağı, Mısır, Mezopotamya ve Suriye'deki akademisyenler ve sanatçılardı.

Yakın Doğu ve Orta Asya'dan, Kuzey Hindistan'a kadar uzanan topraklardaki İslam öncesi var olan kültür ve medeniyet, İslam aracılığıyla İspanya'ya aktarıldı. İslam ve Arap dilinin etkisiyle, bu bölgelerdeki bilim ve teknoloji, muazzam bir şekilde gelişti ve ilerledi. İslam medeniyeti yükselirken, Avrupa, bilimsel gelişme alanında çok gerilerde kalmıştı. Charles Singer, "Bilim ve Teknoloji Tarihi" isimli kitabının ikinci cildinde, şu gözlemini dile getirir:

"Yakın Doğu, Batı'dan çok üstündü. Neredeyse teknolojinin her dalında en iyi ürünler Batı'ya, Yakın Doğu'dan ulaşıyordu. Teknolojik olarak Batı'nın, Yakın Doğu'ya sunabileceği pek az bir şeyi vardı."

Tüm bu gerçeklere rağmen, Batı geleneğinin fomülize edilmesinde, Batı bilim ve teknolojisinin inşasında ve Modern Batı kültürünün temelinde, çok kesin bir biçimde farkına varılan Ortaçağ Arap-İslam medeniyetinin etkilerinden, çok az bahsedilir. Batılı tarihçiler, İslam medeniyeti'nin bu etkilerini ifade etmekten kaçınırlar.

Bu makale, Batı'nın, bilim ve teknoloji alanında İslam medeniyetini nasıl zimmetine geçirdiğini özetlemektedir. İslam bilim ve teknolojisinin, Batıya geçişinde çeşitli yollar etkili olmuştur. Bu yollar, aşağıda, ana hatlarıyla anlatılmaktadır.

Halife III. Abdurrahman, bir Hıristiyan elçiyi kabul ederken. (Endülüs, 912-961)

Endülüs'ün Kurtuba şehrinde, el-Vadi'l-kebir (Quadalgivir) nehri üzerinde, bir dev su çarkı (naure, noria)

ENDÜLÜS

Müslüman doğudan, bir ekonomik ve kültürel güç merkezi haline gelmiş Endülüs'e doğru; dikkate değer bir şekilde, bilimsel ve teknolojik alanda bilgi akışı gerçekleşiyordu. İslam medeniyetinin, Batı'ya geçişindeki en bereketli yer İberya Yarımadası olmuştur. Bu bölgede, yüzyıllar boyunca Emevi halifeleri ve onların varislerinin, hoşgörülü yönetimi, Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında iyi ilişkiler kurulmasını sağlamıştı.

İspanyol tarihçi Castro, Hıristiyan İspanya'nın, daima bir "teknoloji ithalatçısı" olduğunu söylemiştir. 1085 yılında Toledo'nun düşmesinin ardından, ülkede kalan Müslümanlar ise, "teknolojinin ihraçcıları" olmuşlardır. İspanyollar'ın, "Mudéjars" dediği bu Müslümanlar, ülke içinde etnik anlamda yabancı olmasına rağmen; "teknolojide uzmanlık bölgeleri" oluşturmuşlardır.

Teknolojinin yayılması devamlıdır. Hıristiyan İspanya kentlerinde "yeni teknolojilerin yerleşmesi"; sanatçıların göçü, etnik bölgelerdeki ustalık ve becerileri kullanma veya yabancı "malların taklit edilmesi" sayesinde olmuştur. Castro, Hıristiyan ekonomisinin, bizzat kendi etnik maiyeti tarafından sömürgeleştirildiği kanaatindedir.

"Mozaraplar", Arapça'daki "Müstarebe" kelimesinden gelmektedir. Araplaşmış anlamına gelmektedir. İslam Hukuku altında yaşayan İspanyol Hıristiyanlara böyle deniyordu. Bu insanlar, İslam'ı kabul etmemişler, ancak "İslam kültürü ve teknolojisi"nin, Hıristiyan İspanya'ya geçmesinde önemli rol oynamışlardır. Hıristyan krallıklar, ele geçirdikleri toprakları, ancak sömürge haline getirerek genişletebiliyorlardı. Fetihler sebebiyle bu topraklardaki nüfus oldukça azalmıştı ve o bölgelerdeki nüfusu yeniden arttırmak gerekiyordu. Bu meselenin çözümü için kullanılmış metodlardan biri de, Endülüs'ten, "Mozarap" göçmenler getirip yerleştirmekti.

III. Alfonzo'nun, fethedilmiş toprakları sömürgeleştirebilmek için izlediği politika budur. "Mozaraplar"; önemli yapılar, manastırlar, kale ve hisarlar inşa ederek, "Mozarap mimarisi"nin en tipik örneklerini oluşturmuşlardır. "Mozaraplar", "dil bilgileri"ni de beraberlerinde getirdiler. Dil bilmeleri, onların hem "Arapça kitapları tercüme etmeleri"ne, hem de "Latince el yazmaları üzerindeki Arapça yorum ve açıklamaları derlemeleri"ne yaradı. Onlar "Toledo Tercüman(Çevirmen) Okulu"nu hayata geçiren düşüncenin temellerini attılar. Arap ve İslam lezzetlerini, el sanatlarını ve yönetim hünerlerini tanıttılar. Bir başka deyişle, Hıristiyan krallıklarının, fikri ve kültürel anlamda Araplaşması'nda, "Mozaraplar"ın katkısı inkar edilemez bir gerçektir.

Tarım, sulama sistemleri, hidrolik(su) mühendisliği ve imalat sanayide kullanılan "Müslümanlara ait teknikler", yarımadanın güney yarısında, artık günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası olmuştu. Yukarıda sayılanlar ve diğer alanlardaki Müslümanlara ait pek çok teknolojik gelişme, Hıristiyan İspanya'dan, İtalya ve Kuzey Avrupa'ya geçti. İspanya'daki Müslümanlara karşı yapılan Haçlı seferleriyle dahi, bu geçişler engellenemedi. Hatta Hıristiyanlar'ın, Müslüman merkezlerde yönetimi ele geçirmeleriyle, daha da ivme kazandı.

SİCİLYA

Sicilya, İslam'ın hakimiyetine ait bölgelerden bir tanesiydi. Yüksek standartlara sahip bir medeniyetin oluşması için gerekli gelişme potansiyeli taşıyordu. Bu gelişmede, "bilim ve sanat öğreten enstitüler"de dahildi. İtalyan anakarasına olan coğrafi yakınlğı sebebiyle, "İslam bilim ve teknolojisi"nin Avrupa'ya geçmesinde önemli bir rol oynamıştır. Hem İslam dönemi(827-1091), hem de Norman dönemi(1091-1194)  boyunca Sicilya, İspanya'dan sonra, Arap-İslam medeniyeti ve Avrupa arasında bir köprü oluşturmuştur. Normanlar; kökeni 10.yy'a dayanan ve İskandinavlar'la Frenkler'in karışmasından meydana gelen bir topluluktur.

"İslam Dönemi"nde Palermo; ticaret, kültür ve öğretim alanında büyük bir şehirdi. Giderek Dünya'nın en büyük şehirlerinden biri oldu. Bu dönem de; Müslümanlar'ın, Hıristiyanlar ve Yahudiler'le, barış ve uyum içinde bir arada yaşadıkları bir hoşgörü devri olmuştur.

Müslümanlar'dan gelen "dinler arası hoşgörü" geleneği; Norman kralları zamanında da sürdürüldü. İkinci Roger'in hükümdarlığı zamanında; Sicilya, doğulu ve batılı bilginlerin buluştukları ve fikir alışverişi yaptıkları, bir "takas yurdu" haline gelmiştir. Böylece bu etkileşim, "Avrupa'yı uyandırarak; Rönesans'ın gelişinin habercisi olmuştur." İslam bilmi; Sicilya'dan, İtalya'ya, oradan da tüm Avrupa'ya yayılmıştır.

Sicilya'daki Arap varlığı, Norman Sicilyalı olarak karakterize edilen, sanatsal faaliyetler için teşvik edici olmuştur. Esas itibarıyla, Normandiyalılar'ın egemen olduğu devirde inşa edilen tüm heykeller, katedraller, saraylar ve kaleler; İslam mimar ve sanatkarlarının eseridir. Bunun bir sonucu olarak, bir çok İtalyan şehrinde, İslam mimarisinin etkisi görülmektedir. Müslümanlar, pek çok mahsül tanıttılar: Pamuk, kenevir, hurma, şeker kamışı, dut ve turunçgiller bunların arasındadır. Bu ürünlerin gelişimi, Sicilya'ya getirilen "yeni sulama teknikleri"yle mümkün olmuştur.

Tarımda gerçekleşen devrim; tekstil, şeker, ip yapımı, hasırcılık, ipekçilik ve kağıtçılık gibi bir çok tarım endüstrisinin doğmasını sağlamıştır. Diğer endüstri dalları ise; cam, seramik, mozaik, savaş makine ve silahları yapımı, gemi inşası ve sülfür, amonyak, kurşun ve demir gibi minerallerin çıkarılmasıdır.

Sicilya'nın, anakarası olan İtalya'ya yakın olması, Müslüman İspanya ile beraber kağıt ve ipek üretimi gibi bir çok endüstriyel teknolojinin, İtalyan şehirlerine taşınmasına kaynaklık etti.

11. yy sonları ve 12. yy başlarında, ipekçilik ve ipek böcekçiliği, Müslüman Sicilya'da başladı. 13. yy'da ise özellikle Lucca ve Bolonya'da ipek dokumacılığı yapılabiliyordu. Aynı zamanda bu iki İtalyan şehri, ilk defa Müslümanlar'dan Sicilya'ya geçmiş olan ipek dokuma makinesinin kullanıldığı yerler olmuşlardır.

Tusi Couple: 13. yy.'da Nasireddin et-Tusi'nin içiçe ve içten teğet dairesel hareketlerin toplamından lineer bir hareket elde etmesini gösteren çizim ve anlatımı. Aynı zamanda bu, Tusi'nin, gezegen modelini gösteriyor. (Orjinal çizim: Vatikan, Arabic ms 319, fol. 28 verso)

BİZANS

Bizans'ın, "İslam Dünyası"na komşu olması ve aralarındaki ortak hudut-bölge ilişkisi, bu iki milletin, aktif ticari ve kültürel iletişim halinde olmasını sağlamıştır. Bazı Arapça bilimsel çalışmalar, Yunanca'ya çevrildi. Buna bir örnek vermek gerekirse;

El-Tusi, 1261 yılında yazdığı astronomik baş yapıtında(al-Tadhkira fi'ilm al-hay'a), gezegen hareketleriyle ilgili, Batlamyus'unkinden çok farklı yeni bir model sunmuştur. Bu modelde, döngüsel hareketin, lineer harekete dönüşebileceğini ispatlamıştır. Günümüzde Tusi'nin modeli; "Tusi Couple" adıyla bilinmektedir.
 
20.yy.'ın ikinci yarısında, çok sayıda bilim tarihçisi, Kopernik astronomisinin matematiksel yapısının, klasik Yunan eserlerindeki bilgilerle kurulamayacağını ispatlamışlardır. Bu yapıyı kurabilmek için Kopernik'in, iki yeni matematik teoremine ihtiyacı vardır. Kopernik, bunları kullanmıştır. Bu iki teorem, de ilk defa Meraga rasathanesinin bilim adamları tarafından ortaya atılmıştır. Bunlardan birisi el-Tusi, diğeri de el-Urdi'dir. Teoremlerinin isimleri ise; "Tusi Couple ve Urdi Lemma"dır.
 
Bilim tarihçilerin bu tezini destekleyen en büyük delillerden birisi; noktaları işaretlerken; Tusi (13.yy.) ve Kopernik'in (15.yy.) aynı harfleri kullanmış olmalarıdır. İkinci ilginç konu da; Kopernik'in bu teoremleri kullanmış olmasına rağmen, onların ispatını göstermemiş olmasıdır. Bu da teoremleri, bir başka yerden aldığını, kendisinin geliştirmediğini göstermektedir. Öyle ki 17. yüzyılda Kepler, hocasına yazdığı bir mektupta Kopernik'in, bu teoremi niçin ispatlamadığını sormuştur. Tabii bilim dünyasını meşgul eden konulardan birisi de, Kopernik'in bu teoremleri kullanmış olmasına rağmen, niçin el-Tusi ve el-Urdi'den bahsetmemiş olduğudur. Bu konudaki görüşlerden birisi, o dönemde Osmanlı, Avrupa kapılarını zorladığı için genelde İslam'a karşı olumsuz bir tavrın olduğu; bu nedenle de, İslam alimlerinden söz etmenin uygun olmayacağı düşüncesidir.
 
El-Tusi ve el-Urdi
'nin, Kopernik zamanında Latince'ye çevrilmemiş olan eserlerinin, Kopernik'in eline nasıl geçtiği ayrı bir araştırma konusudur. Bir teoriye göre; bu eserler, önce Trabzon'a, sonra Konstantinapol'e(İstanbul'a), oradan da İtalya'ya geçmiştir. Hatta el-Tusi'nin eserinin, o dönemlerde İtalya'da yazılmış, Latince bir kopyası bulunmuştur.
 
Neticede, Meraga rasathanesinin bilim adamları, sadece matematik ve astronomide, orijinal çalışmalar yapmakla kalmamışlar; aynı zamanda Kopernik sisteminin temellerini inşa etmişlerdir. Zaten bazı çevrelerde, onların bu başarıları, "Meraga Okulu Devrimi" veya "Rönesans'tan önceki Bilimsel Rönesans" olarak anılmaktadır.

SAVAŞLAR

Yakın Doğu'ya Yapılan Haçlı Seferleri 

Orta çağda Avrupa için "Doğu" demek, İslam medeniyeti demekti. Yakın Doğu'ya sefere düzenleyinceye kadar, Haçlı seferleriyle, bilim transferi gerçekleşmemiştir. Ancak Yakın Doğu'da yapılan savaşlar sonucunda Avrupalılar, İslami hayatın çekici yönlerini, tecrübe etmişler ve evlerine döndüklerinde, bunları taklit etmeye girişmişlerdir. Sonuç olarak Hıristiyan Batı toplumu, İslam medeniyetinin, büyük başarılarını benimseyip, kendi malları haline getirmişlerdir. Avrupa'nın bir sonraki çağda gelişmesinde, muazzam bir İslam etkisi görülmektedir. 

İspanya'daki Haçlı Seferleri

İspanya'da, Müslümanlar'a karşı yapılan Haçlı seferleri, Hıristiyan İspanyollar'ın çok çeşitli teknolojiye kavuşmalarına sebep olmuştur. Bunlardan en önemlileri; top ve barut tozunun kullanılması olmuştur. Bu teknolojinin, 1340- 1342 yıllarında Endülüs'deki el Cezire kuşatması sırasında, İngiltere'ye geçtiği kaydedilmiştir. İngiliz aristokratları, İngiltere'ye barut tozu ve top yapımı bilgisi ile geldiklerini rapor etmişlerdir. Birkaç yıl sonra, 1346 yılında İngiltere, ilk defa Fransızlar'a karşı top silahını kullanmıştır.

TİCARİ İLİŞKİLER

Hıristiyan Avrupa ve İslam Dünyası arasındaki ilişkiler, her zaman düşmanca olmamıştır. Çoğu zaman, aktif ticari ilişkiler söz konusudur. Bu Müslüman şehirlerinde, Avrupalı tacirler, cemiyet oluştururken, Müslüman tacirler de, Bizans'ta toplanmışlardır. Burada İsveçli tacirlerle iyi ilişkiler kurmuşlardır. 10 ve 11. yy.'larda, Mısır'daki Fatimi devleti ve İtalyan şehri Amalfi arasında, sıkı ticari bağlar kurulmuştur. Gotik mimarinin ana elementi olan ojival yay (kavis kemer, damağın orta kısmı şeklinde) tarzı, Avrupa'ya ilk olarak Amalfi'den girmiştir. Bu tarzın kullanıldığı ilk kilise, 1071 yılında yapılan Monte Cassino'dur. 

ARAPÇA ÇALIŞMALARIN TERCÜMESİ

12. yy.' da başlayan tercüme faaliyetinin, teknoloji transferinde büyük etkisi olmuştur. Arapça eserler, damıtma ve saflaştırma gibi endüstriyel ve kimyasal teknolojilerle dopdoluydu. Ayrıca, bir takım maddeleri, tıp ve farmokolojik alanda değerlendirme ve işleme sokma konusunda, teknolojik bilgi açısından oldukça zengindiler.

Astronomi alanındaki çalışmalar, alet yapmaya yarayan bir çok teknolojik fikir içermektedir. 10. Alfonzo zamanında oldukça aktif bir tercüme faaliyeti devam ediyordu. Libros del Saber de Astronomia (astronomi bilgisi kitabı) adı altında toplanan yazmalar, kralın hazırlattığı çalışmalara bir örnek teşkil etmektedir. (XIII. yüzyılda Castilla-Leon Kralı X. Alfonso'nun hazırlattığı Libros dei Saber de Astronomia adlı dört kitaptan oluşan İspanyolca ansiklopedi) Batı, İslam bilimiyle, Arapça matematik eserlerinin Latince'ye çevrilmesi nedeniyle tanışmış bulunuyordu.

Bath'lı Adelard'ın, Mappae Calvicula adında çıkardığı kitapta; teknolojik materyallerin tanımının Arapça'dan tercümesi yapılmıştır. Pek çok tarifnamenin, Müslümanlara ait olduğu, bilim tarihçileri tarafından da teyid edilmiştir. Adelard'ın, Arap ülkelerine gittiği ve Arapça'dan çeviriler yaptığı bilinen bir geçektir. Diğer önemli bir çalışma da, Marcus Graecus'un Liber Ignium adlı Arapça'dan çevirdiği kitaptır. Barut tozunun, Batıya bu eser aracılığıyla geçtiği, şimdilerde fark edilmiştir.

AVRUPA'DA: ARAPÇA EĞİTİMİ YAPILIYORDU

Kopernik ve çağdaşlarının, ilim yapabilmesi için, Arapça yazmaların Latince'ye tercüme edilmesine gerek yoktu. O çağda, örneğin Kopernik gibi, kendini geliştirmiş ve oldukça donanımlı, orijinal Arapça kaynakları okuyabilen öğrencileri ve meslektaşlarını bilgilendiren birçok bilim adamı vardı.

Suriye, Hama'da bir su çarkı. Makine Mühendisliği tarihinde önemli bir yere sahiptir.

Arapça; İspanya, İtalya ve Fransa'daki okullarda ve akademilerde, çoğunlukla da misyoner amaçlara hizmet etmek için öğretiliyordu. Birçok üniversitede, Arapça öğrenimi yapılıyordu.

"TARİFNAME KOLEKSİYONLARI": İSPANYA'DAN AVRUPA'YA GEÇTİ

Latince'den tercüme edilen Arapça çalışmalar ve Batı kütüphanelerindeki Arapça yazmaların yanında, İspanya'dan Batı Avrupa'ya akan oldukça aktif bir tarifname trafiğinin bir çok kanıtı vardır. Askeri sırlar içeren tarifnamelerle dolu eserler de, İspanya'dan Avrupa'ya akan bu trafiğe katılmışlardı.

13. yy.'da Albertus Magnus, Roger Bacon; 15. yy.'da Kyeser ve Leonardo da Vinci gibi önde gelen düşünürlerin, Latince çalışmalarının kökeni, aslında Müslüman bilim adamlarına ait Arapça tarifnamelerdi.  

Bu Arapça tarifanamelerin, nasıl olup da Latin literatürüne katıldığına dair şöyle açıklamalar öne sürülmektedir: İspanya'da, İslam bilim ve teknolojisine vakıf, aynı zamanda da, hem Latince hem de Arapça bilen insanlar vardı. Bu kişiler, Avrupa'da bilime duyulan ve gittikçe artan açlığı karşılayabilmek için, Arapça kaynaklardan bir çok tarifname koleksiyonunu bir araya getirmeye başladılar. Bu zor takipte, en aktif olanlar Yahudiler'di. Bu koleksiyonlar, Avrupalı aristokratlar, mühendisler ve diğer ilgilenen gruplar tarafından, çok yüksek fiyatlara alındılar. Bazı tarifnamelerin anlaşılmaları mümkün değildi ancak, gelecekte anlaşılabilecekleri ümidiyle satın alındılar.

SANATÇILARIN GÖÇÜ

Teknoloji transferinde en etkili yollardan biri de, zanaatkar ve sanatkarların göç etmesi olmuştur. Bu insanlar, antlaşmalar, ticari ilişkiler, sürgünler, savaşlar ya da daha iyi imkanlar sebebiyle göç etmişlerdir.

Örneğin 11. yy.'da, Mısırlı Müslüman zanaatkarlar, Yunanistan'ın Corinth şehrinde, iki tane cam fabrikası kurmuşlardır. Ancak Normandiyalılar'ın, Corinth'i yakıp yıkmalarının ardından, Batı'ya göç etmişlerdir. 13. yy.'daki Moğol fethinden sonra, çok sayıda Suriyeli cam işçisi, cam yapım merkezlerini, Batıya taşımak zorunda kalmışlardır. 1277'de, Suriyeli zanaatkarlar, bir antlaşma sonucu, Venedik'e gönderilmişlerdir.

13 ve 14. yüzyıllarda, Güney Fransa'da bulunan Provence şehri de, Müslümanlarla iletişimden oldukça etkilendi. Endülüs'ten ithal edilen çanak çömlek sanatı, burada çok popüler hale geldi. Bu dönemde, Marsilya ve Provence'deki sanatkarların büyük çoğunluğu, Endülüs'ten gelen berberi Araplar ve Yahudiler'di.

İspanya'dan ve Portekiz'den gelen, Yahudi ve berberi mülteciler de dahil pek çok iltica isteyene, iltica hakkı verilmiştir. Bu göçmenlere, pek çok hak ve imtiyazlar verilmiştir. Bu Müslüman zanaatkarlar da, yaşadıkları bölgelerde; sabun, kağıt, şeker ve şarap damıtma endüstrilerini kurmuşlardır.

RAHİPLER, SEYYAHLAR, AKADEMİSYENLER VE DİPLOMATLAR

12-13. yy.'da İspanya'ya akın eden tercümanların yanında; Batı'dan Yakın Doğu'ya, Endülüs'e ve bunların tam tersi yönünde, sürekli askeri, ticari, seyahat amaçlı ve diplomatik ilişkiler sözkonusuydu. Bu hareketliliğin, bilim ve teknolojinin, İslam Dünyası'ndan, Batı'ya geçişinde katkısı büyük olmuştur.

Sonradan Papa 2. Slyvester olacak olan Gerbert, Fransız bir eğitmen ve matamatikçidir. 3 sene, Kuzey İspanya'nın Ripolli manastırında, İslami bilimler alanında çalışmştır. İslam bilimini, Pireneler'e getiren ilk elçi olarak adlandırılır.

Constantinus Africanus, İslam tıbbını, Avrupa'ya tanıtan ilk kişidir. MS. 1010-1015 yıllarında Tunus'ta doğmuştur. 1087 yılında Monte Cassino'da ölen Africanus, tacir kimliğiyle, İtalya'ya seyahatlerde bulunmuştur. Tıp literatürünün eksikliğinin farkına varıp, önemini kavramış ve tıp alanında çalışmalar yapmaya karar vermiştir. Bu nedenle tıp eğitimi için 3 yılını Tunus'ta geçirmiştir. 40 yaşına geldiğinde, birçok Arapça tıbbi eser toplayıp İtalya'ya hareket etmiştir. Önce Salerno'ya, sonra da Hıristiyanlığa döndüğü Monte Cassino'ya yerleşmiştir.

Constantinus, günümüzde dahi bilinen en mühim Arapça tıp çalışmalarını, Latince'ye tercüme etmiştir. Böylece bu çalışmalar, kendisine atfedilmiştir. Ancak daha sonra bu çalışmaların, Arapça orijinleri bulunmuştur. Buna rağmen o yine de, İslam tıbbını Avrupa'ya tanıştıran ve sistematik tıp eğitiminin müjdecisidir.

İslam ülkelerine seyehat eden ilk Batılı akademisyenlerden biri de, Bath'lı Adelard'dır. 1116 ve 1142 yıllarında aktif olduğu bilinmektedir. Sicilya'ya ve Suriye'ye yolculuk etmiştir. 7 yılını Suriye'de geçirerek, Arap diline çok iyi vakıf olmuştur. Bilimsel tercümelerinin yanında, İslam teknolojilerinin transferinde etkin rol oynamıştır. "Mappae Clavicula" adı verilen eseri, kontrolünü yaparak yayınladı. Bu kitap, renklerin ve bazı kimyasalların üretilmesini açıklayan bir tarifnamedir. Bu eser, ortaçağ batı teknolojisi için büyük önem taşımaktadır. Bu kitabın orijini, yazarları ve tercümanları bilinmemektedir.

Harezmi'nin önemli yapıtlarından biri olan "Zij-ül Harezmi", ilk kez 12. yy.'da; Bath'lı Adelard tarafından "Ez-zich Djafris Al-Karezmi" adı ile Latince'ye çevrilmiştir. Bu çeviri, Oxford Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. MS 820 tarihlerinde Harezmi tarafından yazılan bu eser, astronomi gözlem çizelgelerini içerir. Ay, Güneş gözlemleri, zaman ve yer dönüşüm hesapları ile bunlara ilişkin sinüs ve tanjant çizelgeleri yer alır. Uzun yıllar doğu ve batıda; astronamların ilk başvuru kitabı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Harezmi'nin, "cebir kitabı"ndan sonra içeriği ile en çok yankı yapan eseridir. Harezmi'nin "astronomi çizelgeleri"nin bir kopyası, İngiltere Bodlean Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.

Aynı çağın en önemli figürlerinden biri de, 1180 yıllarında doğmuş Leonardo Fibonacci'dir. Büyük bir matematikçidir. Cezayir'de doğup büyümüştür. Arapça olarak matematik eğitimi almıştır. Stajını, Akdeniz limanlarına yaptığı ticari seyehatler sayesinde tamamlamıştır. Suriye ve Mısır'a uğradığında, pek çok Arapça yazmalara ulaşabilme imkanı bulmuş ve en önemli kitabı olan Liber Abaci'yi, 1228 yılında tamamlamıştır.

Leo Africanus, 1489-1495 yıllarında Granada'da doğdu. Fas'ta büyüdü. Diplomatik amaçlarla seyehat ediyordu. Kahire'den deniz yoluyla dönerken Sicilya'lı korsanlar tarafından ele geçirildi ve Papa 10. Leo'nun huzuruna çıkarıldı. Papa onu Hıristiyanlığa çevirmeyi başardı. İtalya'da kaldığı 30 yıl boyunca, İtalyanca öğrenip Bolonya'da Arapça öğretti.

Guillaume Postel(1510-1581)

Rönesans Devri'nde yaşayan Guillaume Postel, Fransız bir akademisyendir. 1510 yılında doğmuş. 1581 yılında ölmüştür. Arapça ve diğer birkaç dili çok iyi derecede bilmektedir. İstanbul ve Yakın Doğu'ya iki seyahat yapmış ve buralardan çok sayıda Arapça yazma ele geçirmiştir. 1536'da gerçekleşen ilk seyahatinde, Fransa kralı adına yazmalar toplama görevini üstlenmiştir. Filistin ve Suriye'ye gitmiş. Ve birçok el yazması belge toplamıştır. Bu seyehatten sonra, kraliyet okulundan, matematik ve doğu dilleri profesörlüğü ünvanını almıştır.

Postel'in koleksiyonundan, Arapça astronomi ile ilgili iki el yazması, Vatikan'da ve Bibliotheque Nationale of Paris'de muhafaza edilmektedir. Bu yazmalarda el-Tusi'nin teoremleri, yer almaktadır. Topladığı yazmalar arasında; İstanbul'da yaşamış önde gelen bilim adamı Takiyuddin'in yazmaları da vardır. Takiyuddin, astronomi, makineler ve matematik üzerine eserler yazmıştır. Postel'in kıymetli yazma koleksiyonu, Heidelberg Üniversitesi'nde toplanmıştır.

Yine aynı devirden önemli bir akademisyen olan Jacop Golius (1590-1667), Leiden Üniversitesi'nden doğu dilleri profesörlüğü ünvanını almıştır. Bu ünvandan sonra, dört yılını Yakın Doğu'da çalışarak geçirmiştir. Bu çalışmanın ürünü olarak; 300 tane Arapça, Türkçe ve Farsça el yazması eser toplamıştır. Hem Arap dili ve edebiyatı uzmanı, hem de bir bilim adamı olan Golius, Cabir'in birçok eserini Latince'ye çevirmiş ve bastırmıştır.

Bazı Batılı diplomatlarda, bilim ve teknolojinin transferinde önemli rol oynamışlardır. Golius'un bir öğrencisi olan Levinus Warner (1619-1665), 1644'te İstanbul'a yerleşmiş ve 1655'te elçilik görevine yükselmiştir. Burada kaldığı sürede 1000 tane el yazmasını toplamış ve Leiden Üniversitesi kütüphanesine miras olarak bırakmıştır.

Rönesans Devri'nde yine çok önemli bir figür; Diyarbakır'dan, İtalya'ya 1577'de göç eden Baş Piskopos Ni'meh'tir. Giderken, Arapça yazmalardan oluşan kendi kütüphanesini de yanında götürmüştür.

Ni'meh, Papa XIII. Gregory ve Medici ailesi tarafından çok iyi karşılanmış ve Medici Doğu Yayınları'nın başına editör olarak atanmıştır. Ni'meh'in kütüphanesi, hala Floransa'daki Laurenziana kütüphanesinde korunmaktadır. Ve Medici Doğu Yayınları'nın çekirdeğini oluşturmuştur. Onun hizmet ettiği yıllarda, birçok Arapça bilimsel çalışma basılmıştır.

Akademisyenler ve diplomatlara ek olarak; birçok seyyah ve hacı da, yüzyıllar boyunca İslam topraklarından; İslam bilim ve teknolojisinin transfer edilmesine katkıda bulunmuşlardır. Bunlardan önemli bir tanesi, hem seyyah hem de bir casus olan Fransız Bertrandon de la Brocquière'dır. Kutsal toprakları ve Anadolu'daki İslam şehirlerini ziyaret edip; 1432 yılında "Le Voyage d'Outre-mer" adlı kitabını yazmıştır. Onun görevi; yeni bir Haçlı Seferi için, durum değerlendirmesi yapmaktı. Bertrandon de la Brocquiere, çok donanımlı bir casus ve karşılaştığı yeni şeyleri anlamaya hırslı, çok gözlemci bir gezgindi. 1432'de Beyrut'a gittiğinde, yerlilerin kutlamalar sırasında; havai fişek kullandığını gördü ve sırlarını öğrenip Fransa'ya taşıdı.

Derleyen: Gökben Coşkun
yaklasansaat.com

06/2008

Kaynak:
1) Ahmad Y. al-Hassan, "Transfer Of İslamic Tecnology to The West", history-science-technology.com,
2) G. Saliba, "Greek Astronomy and the Medieval Arabic Tradition", American Scientist , v. 90, n. 6, 2002.

 


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.