Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com





 

Dünyamız/ Bilim ve Teknoloji

BİLİM VE TEKNOLOJİ


Kur'an'da "Bilim"
İslam Medeniyetinin Tesirleri
Nanoteknoloji

İlim, insanın, gerçeği kavrama ve anlama gayretinden doğar. Şu halde ilmin amacı, varlığın ve özelliklerinin bilinmesi demektir. İnsan, gerçeği bildiği ölçüde, problemlerini doğru olarak çözebilir. Ancak ilim sayesinde, gerçek bir hayat görüşü ve insan problemlerinin doğru ve başarılı bir çözümüne ulaşmak mümkün olur. Şu halde, insan ve toplumun problemlerini çözmek için başvurulacak en önemli vasıta, ilimdir.

GERÇEĞİ KAVRAMA: "BİLİM"

İlim, insan bilinci ile obje-nesne(varlık) arasında kurulan doğru yahut doğruya yakın bir münasebettir. Bu münasebet, maddî değildir. Zihnin, düşünce vasıtalarının mahiyetine uygun olarak, soyuttur. Yani bilinç(şuur), kendi dışında var olanın; yani nesnenin zihindeki hayalini kavrayan ''kavramlar'' ile düşünür. Şu halde zihin, kendi dışında var olanın aynısı ile değil, onun adeta zihindeki gölgesi(fotoğrafı) ile düşünür. Bunlara, ''kavramlar'' diyoruz. Burada, kavramlarla düşünme zaruretinin, insan bilgisinin özünü teşkil ettiğini hatırlamalıyız.

Bu demektir ki, insan zihninden daha üst boyuttaki bilinçlerin bilgisi, bizimkinden özü itibariyle farklıdır. Yani, varlığın ve varlık belirtilerinin gölgeleri veya hayalleriyle düşünmeyecek bir bilinç için, varlığın hayallerine ihtiyaç yoktur. Varlığı doğrudan doğruya kavramak; semboller, hayaller veya gölgeler vasıtasıyla kavramaktan elbette farklıdır. Gerçek ise; varlığın kendisi, tıpkısı ve aynısıdır.

İNSAN BİLGİSİ SINIRLIDIR

İnsan bilgisi, beşerî bilgidir. Bu bilgi sınırlıdır, ihtimalidir ve izafîdir. Aynı zamanda bu bilgi, gelişmeğe namzettir. İnsanüstü bilinç(melekût bilinç) tabii ki farklı bir algılamaya sahip olacaktır.

Allah ise, sonsuz boyutlu bir akla sahiptir ve kavrayışı da sınırsızdır. Onun bilgisi ve gerçeği kavrayışı, doğrudan, tam, değişmez ve mutlaktır. Bu nedenledir ki Allah'ın ilmi, zaman dâhil tüm sonlu boyutları aşar ve mutlak gerçeği ifade eder. Ancak ilahi vahiy, insanı muhatap aldığında, insanın gelişmeye muhtaç; zamana kayıtlı ve sınırlı kavrayışı dolayısıyla, değişim ve dönüşüm gösterir. Yani, insanoğlunun gelişmişlik derecesine ve tarihine bağlı olarak tedricilik-değişiklik kazanır. Ancak ilahi düşüncenin özü değişmez.

Hâlbuki insan düşüncesi ile varlık(gerçek) arasında vasıtalar; kavramlar, deney, gözlem vb. vardır. İşte bunlar, gerçekle insan arasındaki yegâne, fakat sınırlı vasıtaları teşkil ederler. Bu da, insan bilgisinin sınırlı, tekâmülcü, nisbî(izafi) ve ihtimali karakterini ortaya koymaktadır. Bütün bunlar, insan bilgisinin, ''gerçeğin mutlak bilgisi'' olmadığını gösterir. Ancak unutulmamalıdır ki; insan bilgisi gelişerek ilerlemeye devam edecektir.

İLMİ ÇALIŞMANIN PRENSİPLERİ

İnsan bilgisinin gelişmesinin önünü açmak için, ilmi donduran ve kalıplaştıran düşünce tarzlarından, bilim adamlarının uzak durması gerekmektedir. Aksi halde yanlı yaklaşımlar ve ortodoks anlayışlar, bugünde etkilerini gördüğümüz gibi, bilimsel gelişmelerin hızını düşürecek; bu da bilimi, bilimciliğe dönüştürecektir. Bilimin uyması gereken prensipleri, şöyle özetleyebiliriz:

1) İlmi çalışmanın temel bir prensibi; hiçbir aksiyom, prensip, hipotez, teori ve bilimsel yasanın; mutlak, evrensel ve kesin gerçek olmadığıdır.

2) İnsan bilgisinin özü, vasıtaları ve neticeleri; sınırlı, izafî(nispi) ve ihtimalidir. İlmi ilerleme, daha öncekileri düzelterek ilerler. İlerleme varsa izafilik de vardır. İlmin sınırları dolayısıyla, bir ''güvenilirlik derecesi'' söz konusudur.

3) İlmi çalışmanın, ilim adamının ''ideolojisinden ve ön yargıları''ndan mümkün olduğu kadar uzak olması gerekir. İlmi çalışma, tüm bilim adamlarının kişisel inançlarından bağımsız olmalı; yani bir anlamda yansız olmalıdır. Bilimsel sonuçlara ulaşırken de, sonuçları yorumlarken de yansızlık ilkesine uyulmalıdır.

4) Bilimin kutsanarak; bilimsel teorilerin din haline getirilmesi gibi bir sapma tehlikesi her zaman söz konusudur. Bugün tıp alanındaki bazı yaklaşımların, yöntemlerin ve tedavi usullerinin kutsanmasını, buna örnek verebiliriz. Özellikle bitkilerin şifasından, insanoğlunun yararlanmasını engelleyen bu ortodoks tıp anlayışıdır. Burada küresel sermayenin, oligarşik gücünü hatırlamak gerekir. Yine evrim teorisinin, ateizme kalkan yapıldığını, bugün açık bir şekilde görmekteyiz. Bu örnekler, maalesef daha da çoğaltılabilir.

5) Bugün bilim ve teknoloji, hâkim güçlerin ve sermayenin emrinde ve yönlendirmesi altında gelişmektedir. Bu da bilimin yoğunlaşacağı alanlar ve sonuçları bakımından negatif bir faktör olarak görülebilir. Nitekim Dünya'nın üzerine bir felaket olarak çöken küresel ısınma tehdidi, bunca bilim kurumlarına rağmen gecikmiş olarak algılanmıştır. Emperyal güç ABD ise, hala bu tehdidi algılamamakta ısrar etmektedir.

6) Son olarak şunu söyleyebiliriz ki, bilim ve teknoloji, mucizevî gelişmeler kaydettikçe; İnsanoğlu, kendisinin ve bilimin sınırlarını unutarak, bilimi yahut kendisini ilahlaştırma gibi bir sapmaya yönelmektedir. İnsanın yahut bilimin ilahlaştırılması ise, insanlığı ilkel paganizm mertebesine düşürür. Bu da çılgınlıkları, bunalımları ve Dünya gezegenini yok etmeye yönelik şeytani planları tetikler.

BUGÜN "BİLİM" HIZLA GELİŞİYOR

Bugün yaşadığımız çağda, ilmî gelişmelerin ve buna bağlı teknolojik icatların, baş döndürücü hızla ilerlediğine şahit olmaktayız. Özellikle pozitif ilimlerde kaydedilen ilerlemeler; matematiğin, bütün ilimlerin bir metodu haline gelmesi; bilgisayar teknolojisinin ve işletim sistemlerinin şaşırtıcı hızı, muazzam gelişmelere yol açmaktadır.

Yıllarca çözülemeyecek "bir problem veya işin", birkaç saniyede sonuçlandırılabilmesi, bu teknik ilerleme temposuna korkunç hız katmış bulunuyor. Bütün; matematik, fizik, astrofizik, kimya, mühendislik, fizyoloji, biyoloji, tıp, vb alanlarda, ilmi ve teknolojik gelişmeler, göz kamaştırıcı hızla devam etmektedir. Biyomedikal, robotteknoloji, nanoteknoloji vb. çağın yeni teknolojik gelişmeleri de, yakın gelecekte daha yaygın uygulama alanları bulacaktır. Pozitif bilimlerdeki gelişmeler ve teknolojik uygulamalar, böylece dev adımlarla ilerlemektedir.

BİLİM CENNETİN KAPILARINA DAYANIRKEN "DÜNYA ÖLÜYOR"

Canlılar, hayvanlar ve İnsanlar üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar; insanın gen haritasının çıkarılması, hücre üzerindeki çalışmalar, organ geliştirmeye ve tedaviye yönelik kök hücre çalışmaları ve başka alanlardaki çalışmalar, bir taraftan insanoğlunu, cennetin kapılarına yaklaştırırken; diğer yandan dünyaya hükmetme ve kâr hırsıyla, üzerinde yaşadığımız yeşil gezegeni kirleterek yok etmeye sevk ediyor.

Uzay çalışmaları ve uzay teknolojisi, makine, elektrik-elektronik ve bilgisayar teknolojisi, her gün yeni buluşlar ve keşiflerle adeta göz kamaştırıyor. Bir taraftan yeni enerji kaynakları; Güneş ve rüzgâr enerjileri, hidrojenin enerjiye dönüştürülmesi ve sanayi atıklarının dönüşümü yahut atıksız enerji çabaları, bu cennete uzanan merdivenin basamaklarını yükseltirken; diğer yandan, küresel ısınma insanlığın ölüm ıslığını çalıyor.

"İNSANIN YARATILIŞI" VE İLİM POTANSİYELİ


Âlemlerin(evrenlerin) Rabb'inin yarattığı, yaratılmışlardan üstün; her şeyin emrine, hâkimiyetine ve incelemesine sunulduğu insanoğlu; melekleri bile şaşırtacak bir ''bilim ve teknoloji yeteneği''ne sahiptir.
İnsan, Evrenlerin Rabb'ine iman ettiğinde de, yaratılmışların (melekler de dâhil) en hayırlısı, en üstünüdür. İnsanın tekâmülü ve ''bilim ve teknoloji''yi çağlar boyu geliştirmesi, böyle bir potansiyelin kendisine verilmesinden kaynaklanmaktadır.

Nitekim yaratılmışların Rabbi olan Allah:
"Ben Arz'da halife(takip eden-yönetici) yaratacağım" dediği zaman, melekler dediler ki:
"Biz seni tespih ve taktis ederken, orada kan dökecek ve fesat çıkaracak birini mi yaratacaksın?"
Allah dedi ki:
"Sizin bilmediğinizi Ben bilirim"
Ve Âdem'e 'isimler'in(kavramlar-nesneler) hepsini öğretti.
Sonra meleklere dedi:
"Şayet biliyorsanız bunları, bana bildirin?"
Melekler dediler ki:
"Seni tespih ederiz, bizim ilmimiz yok, bize Sen ne öğretmişsen, biz ancak onu biliriz. Muhakkak Sen, Âlim'sin Hâkim'sin."
Allah, dedi ki:
"Ey Adem! Onlara(meleklere), bunların 'isimleri'ni(ne olduğunu) bildir."
O zaman ki onları ''isimleriyle'', onlara bildirdi.
Allah dedi ki:
"Ben size demedim mi, evrenlerin ve Arz'ın ğaybını(gizlisini) Ben bilirim. Ve yine gizlediklerinizi ve açıkladıklarınızı Ben bilirim."(1)
Allah ile melekler arasında geçen konuşmadan çıkarılacak sonuç şudur:

"İLİM POTANSİYELİ MELEKLERDEN ÜSTÜN"


Birincisi, insan, yaratılmışların hiçbirisinde bulunmayan bir "gelişme" ve "bilim ve teknoloji geliştirme potansiyeline" sahiptir. Böyle bir potansiyel, ne meleklerde, ne cinlerde, ne de başka canlılarda mevcuttur. Sonuç olarak bu potansiyel, Allah'ın lütfu bir yetenektir. İnsanoğlu, bugün kıyametin şafağında ve bilimsel gelişmelerin zirvesindedir. Bu gelişmeler daha da hızlanarak, insanın, ''tabiata hâkimiyeti ve maddeye hükmetmesi'' açısından cennetin kapılarına dayanacaktır.

"İFSAD EDİCİ VE KAN DÖKÜCÜ"

İkincisi ise meleklerin iddiası olan; "insanın yeryüzünde fesat çıkaracağı ve kan dökeceğidir." Bu iddiada aslında doğrudur. Melekler de, cinlerin, önceden başka gezegenlerde veya yeryüzünde, nefis sahibi ve sorumlu varlıklar olarak; fesat çıkardıklarını ve kan döktüklerini bilmektedirler.

Melekler
, insanların da nefis sahibi varlıklar olarak, aynı şeyi yapacaklarını tahmin etmektedirler. Burada yanıldıkları nokta; insanın bu kötülük boyutundan ibaret olmadığıdır. Yani, insanın iman ve ilim boyutunun farkında olamamalarıdır. İnsanı, bütün boyutlarıyla kavrayamadıkları ve özellikle bilimsel potansiyelini kuşatamadıkları için, Allah karşısında mahcup olmuşlardır.

Ancak, insanın "fesat çıkarma ve kan dökme boyutuna" insanlık tarihi şahittir. Bugün yine çağın emperyal güçleri, kan dökerek, dünyayı nasıl fesada boğduklarını ispatlamaktadırlar. Ve yine nedensiz ve niçinsiz bir uygarlığın sonucu olan tüketim sanayinin ve sömürücü kapitalist sistemin, yaşadığımız "dünya evini" ve "damını" nasıl yok etmek üzere olduğu kanıtlanmıştır. Mevcut bilim ve teknoloji, insanlığın problemlerini çözemediği gibi, küresel ısınma felaketi kapımızı çalmaktadır.

BATI BİLİMCİLİĞİ NE ÜRETTİ?

Ve yine ne hazindir ki, insanoğlunun bu bilimsel- teknolojik ilerlemesiyle ters orantılı bir şekilde; sosyal-psikolojik hastalıklar artmakta; sosyal dengesizlikler boyut kazanmakta; insanın; insanla, tabiatla, evrenle ve kendisiyle olan ilişkileri çıkmaz bir sokakta ilerlemektedir. Ferdî, ailevî, sosyal ve toplumlararası bunalım ve çılgınlıklar, adeta teknolojinin sırtında tırmanmaktadır.

Özetle ifade edecek olursak, insanoğlunun, maddî-teknolojik eğrisi maksimum çizerken, manevî-sağlık eğrisi, adeta minimum çizmektedir.

Beşerî düşüncenin ve hâkimiyetin, Dünya gezegeninde temsilciliğini yapan otoriteler, insanlığa kendi altın tasları içinde sundukları normların, kendileri de efsunu olmuşlardır. Beşerî Avrupa düşüncesinin bir varyasyonu olan sosyalizmin, kısa bir zaman periyodu içinde, insan fıtratı duvarına çarpması sonucu, bugün insanlık, Avrupa Birliği kapitalizmi veya Amerikan efsanesine yönelmiş bulunuyor.

Bugün dünyayı dört cepheden kuşatan ve cazibesiyle toplumları yörüngesinde sürükleyen Batı düşüncesi ve bilimciliği, acaba kendi insanına, kendi toplumuna ve aile sosyal sistemine ne sağlamıştır? Fert, aile ve toplumun bugün ulaştığı sosyo-kültürel boyutların zaman içinde limit sonuçları ne olacaktır?

BİR MEDENİYET TARİHÇİSİNİN ÇIĞLIKLARI


Bu noktada, ünlü medeniyet tarihçisi ve Fransız düşünürü Garaudy'nin çığlıklarına kulak verelim:

"Çıkmazda olan bir uygarlık. Makinelerden geçilmeyen bir dünya. Bizler dört yüzyıldan beri üç dünyanın zenginlikleriyle, bilgeliklerini yağmaladık, har vurup harman savurduk.

"Bu kaos, Batı büyüme modelinin ve onu kuran ve haklı gösteren kültür modelinin iç mantığındadır. Yani tabiatla, insanla ve Tanrı'yla ilişkileri kavrayış ve yaşayış biçiminde yatmaktadır.

"Mümkün olan en şiddetli arzulara sahip olma ve bunları tatmin etmenin çarelerini arama. İşte bugün gözü kapalı ekonomik büyüme, büyüme için büyüme sistemimiz, insanın bu temel sapkınlığına dayanmaktadır. Şiddet ve çöküş, büyüme modelimizin yan ürünlerinden başka birşey değildir.

"Kelimeler bile bir parçalanışı yansıtmaktadır. Bundan böyle barışın adı dehşet dengesi, kuramsal zorbalığın adı düzen, orman yasasının geçerli olduğu rekabetin adı liberasyon, Gulag hapishanesinin adı sosyalizmdir. Bu gerilemelerin hepsine birden ilerleme adı verilir. Onun savaş adı büyümedir.

"Kesin olan şudur ki, kültür uygarlığının üstün olduğu önyargısı, ta iliklerine işlemiş olan Batı insanı, kendi manevî yoksulluğunu ve barbarlığını telâfi etmek için Afrikalılardan öğreneceği çok şey olduğunu ve çok defa Hıristiyanlığın, Batı'nın üstünlüğü önyargısını pekiştirmede bir kandırma görevini yüklendiğini bir an olsun düşünmemiştir.

"Gözü kapalı büyüme modelimize bir alternatif arıyoruz ve daha bereketli bir yaşama tarzı bulmak istiyoruz."(3)

SOSYAL BİLİMLER İNSANI KAVRAYAMADI

Maalesef bugün sosyal bilimler, bir taraftan maddeci, tabiî hukukçu, sosyal mukaveleci, sırf akılcı veya ruhçu sayısız beşerî, şahsi sosyal hipotezlerden etkilenmiş; diğer yandan ise tabiatı icabı, pozitif ilimlerdeki kesinlik ve objektiflikten uzak kalmıştır. Bu nedenle, insan problemini çözmede başarılı olamamış; ilmî ve teknolojik gelişmenin çok gerisinde kalmıştır.

Neticede insanoğlu, ilim ve teknoloji ile mikro ve makro evrenin derinliklerine inip karmaşıklığı çözerken, diğer taraftan kendisini kavrama ve problemlerini çözmede yaya kalmıştır. Bunun sebeplerini aşağıdaki parametrelere bağlı olarak izah edebiliriz:

BEŞERİ BİLİMLERİN ZAAFI:"İNSAN TEORİSİ"

1) İnsan, yaratılmışların içinde üstün bir yeri olan, son derece karmaşık biyolojik, fizyolojik ve psikolojik yapıya sahip bir varlıktır. Zekâ nimetine, dolayısıyla karar verme ve seçme iradesine sahip; bu yönüyle içinde yaşadığı evrenin yasalarıyla kayıtlı, hür-sorumlu ve maddeye hâkim olmayı başaran canlı bir varlık. Uçsuz-bucaksız bilinçaltı şuuruyla; yâni maddi-biyolojik ve ruhî his, duygu, arzu ve isteklerle yüklü her an patlamaya hazır bir umman.

Özetle, maddî-rûhî (manevî) ve sosyal bir canlı. Bu özelliklerden veya duygulardan birisini veya birkaçını hâkim unsur haline getiren insan teorisi, eksik ve tehlikelidir. Bugün beşerî ilimler, insanı bütüncül bir görüşle ele alamamanın zaafiyetini taşımaktadır.

NEDENSİZ VE NİÇİNSİZ UYGARLIK!

2) İnsanın amaç-fonksiyonu nedir? Kendisi amaç mıdır, yoksa bir amaç için mi vardır? Bu noktada, nasıl değil, neden, niçin ve nereye soruları sorulmalıdır. Batı düşüncesi ise insanla ve hatta eşya ile ilgili, sürekli nasıl sorusunu sorar ve buna çözümler üretir. Amacı davet eden niçin sorusu, bu medeniyetin gündeminde yoktur. Dolayısıyla niçinsiz uygarlıkta, insan eşyanın bir parçası haline gelmekte; maddî farklılaşmalar, bunalımlar ve bedenî-cinsel çılgınlıklar, toplumların tahribini hazırlamaktadır.

3) Bilim, insanoğluna, tabiat üzerinde eşsiz ve büyüleyici bir hâkimiyet sağlayan, deneysel ve matematiksel yöntemlerin tümüdür. Ancak insanoğlu bilimi, sahip olduğu düşünce-kültür normları; yani önyargılar açısından yorumlayarak ve niçinsiz yaklaşımın aracı haline getirerek bilimcilik felsefesine kaymıştır.

Bu nedenle bilim, ''insan olma amacı''na uygun bir araç olmaktan ziyade, sürekli nasıl sorusuna cevap üreten bir mekanizma haline gelmiştir. Böylece bilim, özellikle de beşerî bilimler, insanın ne olduğu dışında, insan hakkında çok şey öğretmiştir.

SONUÇ

Sonuç olarak diyebiliriz ki, merkezinde insan bulunan aile, toplum ve devlet gibi sosyal sistemlere; dolayısıyla insana, doğru bir bilgiyle yaklaşamayan beşerî medeniyetler, uzun bir zaman periyodunda, maddî, sosyal, psikolojik hastalıklar, tatminsizlikler ve sapkınlıklar üretir ve sonunda mutlaka iflas eder. Niçin, neden ve nereye soruları yerine, sadece nasıl üretirim, nasıl kazanırım sorularına dayanan uygarlıklar, çökmeye mahkûmdurlar.

Bugün insanlık, sürekli bilim ve teknolojiyi kullanarak; ''araçlar'' üreten bu ''amaçsız'' medeniyetin kurbanı olmuştur. İnsanlığın Gezegeni'ni yok edecek olan bu amaçsız medeniyetin, yeni tedbirlerle amaçlı hale getirilmesi çabaları da maalesef boşa çıkmak üzeredir.

Dr. Halil Bayraktar
yaklasansaat.com

12/2006

Kaynaklar:
(1) Kur'an-ı Kerim, Bakara(2/30-33)
(2) Halil Bayrakçı, "Fert, Aile-Toplum, Devlet Sosyal Gerçeğinin Tahlili", Marifet Yy, İst.1990.
(3) Roger Garaudy, Yaşayanlara Çağrı, Pınar Yy, İst. 1986.

 


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.