yaklaşan saat
kuranda islam, kuran ışığında araştırmalar
  theapproachinghour, english website




kuranı anlamak için arapça


tasavvuf felsefesi, kuran islamı, radikalizm islam değil hastalıktır

YAKLAŞAN SAAT'TE BEKLENEN MEHDİ DEĞİL İSA'DIR, mehdiyet felsefesi

 

Dünyamız/ Bilim ve Teknoloji/ ...

BİLİM "VAHYİN IŞIĞI" OLMADAN "MUTLAK GERÇEK"E ULAŞAMAZ

İLMİN ÖNEMİ

İlim, insanın gerçeği kavrama ve anlama gayretinden doğar. Şu halde ilmin amacı, varlığın ve özelliklerinin bilinmesi demektir. İnsan gerçeği bildiği ölçüde problemlerini doğru olarak çözebilir. Ancak ilim sayesinde, gerçek bir hayat görüşü ve insan problemlerinin doğru ve başarılı bir çözümüne ulaşmak mümkün olur. Şu halde, insan ve toplumun problemlerini çözmek için başvurulacak en önemli vasıta ilimdir.

İlim, insan bilinci ile obje-nesne(varlık) arasında kurulan doğru yahut doğruya yakın bir münasebettir. Bu münasebet, maddî değildir. Zihnin, düşünce vasıtalarının mahiyetine uygun olarak, soyuttur. Yani bilinç(şuur), kendi dışında var olanın; yani nesnenin zihindeki hayalini kavrayan "kavramlar" ile düşünür.

İNSAN AKLI KISITLIDIR

İnsan bilgisinin özü, vasıtaları ve neticeleri; sınırlı, izafî(nispi) ve ihtimalidir. İlmi çalışmanın temel bir prensibi; hiçbir aksiyom, prensip, hipotez, teori ve bilimsel yasanın; mutlak, evrensel ve kesin gerçek olmadığıdır. İnsan fıtratı gereği aklı, kısıtlı, izafi ve yanılabilirdir.

Bilim, her türlü olgunun akılla kavranabileceğini varsayar. Tek sorun ise zamandır. Buna göre, belirli bir süre sonra insan aklı evrenin tüm gerçeklerini kavrayabilecek hatta üzerinde hakimiyet sağlayabilecek noktaya gelecektir. İşte CERN'de milyarlarca dolar harcanarak yapılan araştırmalar, büyük bir tutkuyla peşine düşülen Tanrı parçacığı da bunun bir sonucudur. Madde üzerine böyle bir hakimiyet asla ulaşılamayacak bir hedeftir. Bu insanın insanı her şeyin ölçüsü yapması ve Gödel'in eksiklik teoremini de göz ardı ederek kendi izafi ve yanılabilir aklından çıkardığı kuramları mutlak görmesi sebebiyledir. Açıkça söylemeliyiz ki bu anlayış, "Tanrı rolüne" soyunmaktan başka bir şey değildir.

İnsan kavramaya çalıştığı evrende gerçeğe ulaşmak için salt mantıktan fazlasına muhtaçtır. Meşhur matematikçi Kurt Gödel bunu en iyi kavrayanlardan biriydi. Şöyle ki, eksiklik teoreminde hiç bir bilimsel(matematiksel) sistemin aynı anda tutarlı ve eksiksiz olamayacağını ispatladı. Tutrarlı olan tüm sistemler eksik kalmak zorundaydı. Dahası hiç bir sistem kendi tutarlılığını ispatlayamazdı. Bu çok kötü, çünkü tutarsız bir sistemde tüm yanlış önermeler ispatlanabilir hale gelir. Gödelin ispatına göre; matematik dahil tüm beşeri bilimler eksiktir, kendi kendisini onaylayamaz, daha üst bir Akıl tarafından onaylanmaya muhtaçtır. İnsanoğlu sonsuza kadar gelişse ve bilimi geliştirmeye devam etse de; bu "eksiklik", "çözümsüzlük" ve "tam olmama", ne biter, ne azalır, sonsuza kadar devam eder. Dolayısıyla bilim eksiktir, hatalıdır ve tam değildir; değişmeye ve gelişmeye mahkumdur. Bilimi din haline getirmeyen tüm bilim adamları da zaten bunun farkındadır.

BİLİM NEYE HİZMET EDİYOR?

Çağımızda, evet bilim ve teknoloji hızla ilerliyor, ancak nereye ilerliyor? İnsanlığın hayrına mı? İnsanlığı, kendi hayali dünyalarına ve düzenlerine götürmek isteyen güçlerin amaçlarına mı ilerliyor? Bütün bilim dallarını göz önüne getirelim, özellikle "insanlığın sağlığıyla ve geleceğiyle ilgilenmesi" gereken bilim dallarına bakalım. Bu dallarda en hakim parametre para değil midir?

Öte yandan, toplumlar teknolojik gelişme kat ettikçe, her ne kadar hayat kolaylaşıyor gibi görünse de, tatminsizlik, bunalımlar ve ruhsal çöküntü artıyor. Geliştirilen teknoloji ve ortaya çıkan kirlilik; çevreye, insana ve canlılara zarar veriyor. Bir yandan da bilimsel eğitim adı altında yapılan evrim teorisi, ateizm ve natüralizm-determinizm propagandaları ile gerçeği sorgulaması gereken zihinler köreltiliyor. İnsan ruhu zehirleniyor ve modern toplumlar ruhi-ahlaki açıdan tarihin en büyük çöküntüsünü yaşıyor.

Gerçeğin arayışında bilim kurumları olması gereken üniversiteler, küresel şirketlere ve parasal güçlere eleman yetiştirme merkezleri haline geliyor. Hal böyle olunca, bilim üretme merkezleri sahibinin sesi olmaktan öteye gidemiyor. Bunun sonucu ortaya çıkan tek tip bilim anlayışı; yani Tanrı'yı yok sayan, O'nun yarattığı ilmi kullanarak O'na düşman olan bir bilim anlayışı. Dolayısıyla, bugünkü bilimin temelinde yatan felsefeyi ve metodu incelemek zorundayız. Metot ve düşüncede yani en temelde meydana gelecek bir sapma, insanı gerçeğe değil yanlışa götürecektir.

MODERN BİLİMİN METODU NEDEN EKSİK?

Günümüzde bilim üç boyutlu uzay içine hapsolmuş pozitivizm-determinizm sarmalında kalmıştır. Şu halde, gerçeğe ulaşmak için kullanılan bu pozitivist metod insana bir cevap sunmak şöyle dursun insanın aklen ulaşabileceği sonuçları da metafizik olarak değerlendirmekte ve göz ardı etmektedir.

Bilim sadece gözlem ve deney yoluyla maddeyi anlamaya çalışır. Bu yaklaşım madde ile ilgili bazı gerçeklere ulaşmada doğru olsa bile, insanın ve evrenin yaratılış amacı hakkında hiç bir sonuca ulaşamaz. Bu gibi esas önemli soruların cevapları için bilim vahye muhtaçtır. Vahyin tamamen göz ardı edilmesi, bir yapıyı inceleyip onun tasarımını yapanın göz ardı edilmesi demektir ve her zaman varılan sonuçlar eksik kalmaya mahkumdur. Pozitivist bilim, akıl üstü alanı bilmemekle kalmamıştır, daha da ileri giderek o alanı tamamen inkar etmiştir. Nitekim 1900'lerin başından beri Dünya'yı etkisi altına almış olan Viyana Çevresi tarafından benimsenmiş pozitivist akım, doğruluğu ya da yanlışlığı bilimsel olarak gösterilemeyen her konuyu anlamsız diye yaftalar.

Bütün fizik kanunları her yerde ve her zamanda aynı şekilde işler. Bu demektir ki, evrendeki bütün atomlar aynı kurallara tabiidir ve her yerde aynı şekilde çalışır. Bu, tasarıma ve düzene işaret eder. Evrende sanıldığı gibi bir kaos değil muazzam bir düzen vardır. Birbirinden bağımsız ve habersiz moleküller nasıl olur da hiç sekmeden aynı kuralları izlerler? Diğer tarafta, kaosta ise kurallar-örüntüler ve çıkarım yapılacak formüller yoktur, karmaşıklık ve öngörülemezlik vardır. Eğer düzen olmasaydı; bir elma bazen yere düşse bazen düşmeseydi ya da suyun kaldırma kuvveti ilkesi bazen çalışsa ya da bazen çalışmasa idi ve bunu yaparken kaotik hareket etseydi hayatın devamlılığı için uygun bir ortam olmazdı. İnsan evrendeki bu düzeni takip ettiği ve anladığı ölçüde ilerleme kaydediyor, teknoloji ve bilim üretiyor. Aslında bu öyle hassas bir düzen ki Evrenin bu şekilde canlı hayata da müsaade edecek biçim de var olma olasılığı ünlü fizikçi Roger Penrose'un hesabına göre 1 bölü 10 üzeri 10 üzeri 123 ihtimale sahiptir. Paydadaki sayı o kadar büyüktür ki evrendeki tüm quarkların üstüne bir sıfır koysak yine de paydadaki sayıdaki sıfır miktarına ulaşamıyoruz. Bu imkansızlığın ve müthiş hassas ayarın başka bir ifadesidir.

Kullanılan bilimsel metod, insanın maddeyle ilişkisini güçlendiriyor, teknolojik ilerlemeler kat etmesine olanak sağlıyor ve daha birçok gelişmelerde kullanılıyor. Bunlar elbette azımsanacak gelişmeler değildir. Sorun şu ki, aynı metot ve düşünce, evreni ve insanı da aynı kalıba sokarak, yani salt maddi boyuta indirgeyerek inceliyor, gözlemlediği olguların işaret ettiği anlamları okuyarak daha üst bir bilince geçmeyi reddediyor. İnsan et ve kemikten müteşekkil amaçsız(!) bir atom yığını haline gelirken, insanın canlılığını sağlayan ruhu ve nefsi yok sayılıyor. Böyle olunca da bilim hayatın kendisi ile ilgili sorulara cevap vermeyi bırakıp, maddenin peşine düşüyor. Daha çok üretmek, daha çok gelişmek ve sonucunda da endüstriyel bir bilim, paranın yönlendirdiği yöne ilerleyen bir akademi düzeni oluşuyor. Nihayetinde bilimsel metod, insanı yine alt düzlemde kalmaya zorluyor ve insanı maddi boyutundan kurtararak varlığını anlamlandıracak noktaya ulaştıramıyor.

Böylece insan da maddenin bir parçası haline geldi ve insanın "ne" olduğu dışında insan hakkında çok şey öğrenildi. Evrenin ne olduğu dışında evren hakkında bir takım gerçeklere ulaşıldığı gibi...

KAİNAT KİTABI

Modern bilimsel düşünce kainatı moleküller ve atomlardan müteşekkil bilinçsiz  bir yapı olarak görür. Dünya'nın yaşam için elverişli tek gezegen olması, havanın ve içilebilir suyun optimum seviyelerde bulunması, atomlardan oluşan odun parçalarının, ağaçların yeşerip meyve vermeleri, hayvanların insanlar için sağladığı sayısız faydalar ve dahası; bilimin gözünde doğa kanunları tarafından uzun bir süreç sonucunda kendiliğinden oluşmuş olgulardır. Oysa bunların hiçbiri olmayabilirdi. Dünyamız şu anki konumunda olmayabilir belki de Güneş'in yakıcı ya da dondurucu etkisine maruz kalabilirdi. Hava ve içilebilir su miktarı optimum olmayabilir, yediğimiz tüm meyveler ve gıdalar yaşamak için ideal tada ve dokuya sahip olmayabilirdi. Bilim adamları için, maddenin ve kainatın bir mana ifade ettiğini düşünmek, kurdukları üç boyuttan ibaret ve yalnızca deneyimlenebilen maddi dünyalarının ötesinde bir üst bilinç olduğunu kabul etmek anlamına gelir ki bu onların başından beri kaçtığı ve örtbas ettiği apaçık gerçektir.

Tıpkı bir kitap okur gibi, gözlemlerden faydalanarak gözlemlenemeyen manaya ulaşmak gereklidir. Bugünün bilimsel görüşü, kitabın anlamlandırılmasını bilim dışı görür. Örneğin, Dünya'yı koruyan manyetik alanı, ozon tabakasını, atmosferi çok iyi bir şekilde gözlemleyen ve tanıyan bilim, buradaki mesajı, rahmeti ve manayı göremez bilakis bütün bunları sadece doğa kanunlarının yaptığını ileri sürer. İnsanın her yönüyle mükemmel özelliklerini tanıyan ve kabul eden bilim, bunların süreçler sonucu böyle olduğunu düşünür. Çekim yasasının ne kadar temel bir yasa olduğunu gören bilim, bunun doğa kanunları tarafından düzenlendiğini zanneder. Kısacası vahyin ışığını görmezden gelerek ilerleyen bilim bugün tam bir çıkmaz sokakta ilerlemektedir.

Kainat kitabını doğru bir şekilde anlamak için kitabın yazarından, Sonsuz İlim ve Akıl Sahibi Allah'tan bilgi almak, yani vahye kulak vermek gereklidir ve zorunludur. Aksi halde daha önce bahsettiğimiz gibi izafi ve kısıtlı insan aklı cehalet içinde yüzmekten öteye gidemez.

VAHİY BİZE NE SÖYLER?

İzafi-kısıtlı akla sahip olan insanoğlu, Kainat Kitabının manasını, insanın manasını anlamak için Kainatın Sahibi'nin vahyine muhtaçtır. Aksi halde, insanın hayat gayesini anlaması ve evreni anlamlandırması imkansız hale gelir. Bugün bilimin binlerce yıllık bir süreç sonunda geldiği nokta tam da burasıdır. Yaratıcıdan kopuk düşünerek hatta yaratıcıyı örterek yaratmayı anlamaya çalışmak ve bunun doğal sonucu olarak sürekli çıkmaz sokağa giren evren teorileri, eksik kainat düşüncesi, nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan insan algısı bilimi çıkmaza sokmaktadır.

Alemlerin Yaratıcısı Ezeli ve Ebedi olan Sonsuz İlim ve Kudret Sahibi Yüce Allah'ın insanlığa son vahyi Kur'an'dır. 1400 yıl önce Muhammed(sav)e nazil olan Kur'an; mucizevi yönleri saymakla bitmeyen, zaman geçtikçe bu mucizelere yenileri eklenen bir Kitap'tır. Kur'an kesin bir hükümdür ve gerçeği, gerçek olmayandan ayırır. Öncekilerin ve sonrakilerin haberleri, tartışmalı meselelerin hükümleri, Dünya'nın-evrenin haberleri, insanın kendisinin ne olduğu ve daha fazlası Kur'an'da'dır. İçinde hiçbir çelişki ve çarpıklık yoktur.

Kur'an, 1400 yıl önceden astronomi, arkeoloji, jeoloji, botanik, zooloji, embriyoloji, tıp gibi bilim dallarıyla ilgili pek çok misal vermiş, açıklamalar yapmıştır. Kur'an'ın indiği dönemde söylediği bilimsel gerçekleri, modern bilim yakın zamanda kavramaya başlamış durumdadır fakat yine de bu konuda epey geridedir. İnsanın en temel sorularına cevap veren, kendi kavramlarını kendisi açıklayan, adeta kapalı bir sistem olan, tekrarlı olarak açıklamalar yapan, her zamana ve döneme hitap eden, hayranlık uyandıran yönleri bitmeyen bir Kitap... Alemlerin Yaratıcısı'nın insanoğluna son vahyi olan Kur'an.

Kur'an-ı Azim, insana akletmesini-düşünmesini, atalardan-babalardan gelen düşünce-inanış-yaşam tarzlarını sorgulamasını, yaratılış üzerinde tefekkür etmesini, yeryüzünde gözlemler yapmasını, arzda ve insanın kendisindeki ayetlere bakmasını, bu ayetleri okumasını-anlamaya çalışmasını emreder. Öyle ki son vahyin ilk ayetleri "oku!" emriyle başlar ve kalemle yazmanın önemine işaret ederek devam eder.

Muhakkak, göklerin ve Arz'ın yaratılmasında, gece ile gündüzün arka arkaya gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle, denizde yüzen gemilerde, Allah'ın Gök'ten indirdiği suda ve onunla Yeryüzü'nü ölümünden sonra diriltmesinde, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgârları estirmesinde, bulutların Gök'le Arz arasında, müsahhar(boyun eğdirilmiş) kılınmasında, akleden bir topluluk için ayetler vardır. [BAKARA(2)/164]

De ki: "Arz'da gezip dolaşın ve yaratmanın nasıl başladığına bakın. Sonra Allah, 'ahir(son) yaratma'yı inşa edecektir. Muhakkak Allah, her şeye kadirdir". [ANKEBUT(29)/20]

Yaratan Rabbi'nin adıyla oku. O, insanı bir 'alak'(zigot)tan yarattı. Oku, Rabb'in en büyük kerem sahibidir; Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir. İnsana bilmediğini öğretti. [ALAK(96)/1-5]

VAHİYDEN BİLİMSEL MUCİZELER

Günümüzden 1400 yıl önce vahyedilen Kur'an-ı Azim yeryüzünün, gökyüzünün, canlıların ve daha birçok şeylerin özelliklerinden bahseder. Bunlar, modern bilimin çok sonradan yeni yeni anlamaya başladığı gerçeklerdir. İşte bir kısım örnekler:

1- Evrenin genişlemesi

Biz Göğü kudretle bina ettik ve muhakkak onu 'genişletmekteyiz'. [ZARİYAT(51)/47]

2- Dünyanın yuvarlak olması ve gece-gündüz oluşumu

Muhakkak sizin Rabb'iniz, O Allah’tır ki, altı günde(devirde), gökleri ve Arz’ı yarattı. Sonra Arş'a istiva etti(yöneldi). Geceyi, kendisini sürekli takip eden gündüzle örttü. Güneş’i, Ay’ı ve yıldızları, emrine boyun eğdirdi. Yaratma da, emir de (Allah'ın) değil midir? [ARAF (7)/54]

(Allah), gökleri ve Arz'ı, hak olarak yarattı. Gece, gündüzün üstünü; gündüz de, gecenin üstünü; 'küresel biçimde kaplar.' Güneş'e ve Ay'a boyun eğdirdi. Her biri (yörüngesinde), belirli bir süreye kadar hareket eder. Dikkat et! O (Allah), Aziz(üstün-şerefli) ve Ğafur(bağışlayan)'dır. [ZÜMER(39)/5]

3- Gezegenlerin yörüngesel hareketleri; Güneş ve Ay

Biz, ona(Ay'a), menziller(haller) takdir ettik, ta ki, kurumuş bir hurma dalına benzer bir yol izleyinceye kadar.
Ne Güneş, Ay'a erişip-yetişebilir, ne de gece, gündüzün önüne geçebilir. Her biri, bir yörüngede yüzmektedir.

[YASİN(36)/39-40]

Görmüyor musun ki, muhakkak Allah, geceyi gündüze, gündüzü de geceye uzatıp-örter. Güneş'e ve Ay'a boyun eğdirdi. Her biri (yörüngesinde), belirli bir süreye kadar hareket eder. Muhakkak Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. [LOKMAN(31)/29]

O(Allah) ki, Güneş'i bir ışık(foton) kaynağı, Ay'ı ise nur(aydınlık-yansıma) kıldı. Seneleri ve 'hesabı' bilesiniz diye, (Ay'a) menziller(duraklar) takdir etti. Allah, bunları ancak hak ile yarattı. (Allah), anlayan bir kavim(topluluk) için ayetlerini, bu şekilde açıklar. [YUNUS(10)/5]

4- İnsanın yaratılışı

Ey insanlar, şayet dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, bilin ki: Biz sizi, (önce) topraktan; sonra 'nudfe'den(meniden), sonra bir 'alak'tan(zigotdan), sonra biçimi, belirli- belirsiz bir 'muzğa'dan(embriyodan) yarattık. (Bu) sizin için apaçık bir beyandır. Dilediğimizi, tayin edilmiş bir süreye kadar, rahimlerde tutuyoruz, sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına eriştiriyoruz. Sizden, kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, ilimden bir şey bilirken, hiçbir şey bilmez durumuna; yani ileri yaşlılığa döndürülmektedir. Yeryüzünü, kupkuru-ölü görürsün, ancak Biz, onun üzerine su indirdiğimiz zaman; titreşir, kabarır ve her güzel çiftten bitirir. [HACC(22)/5]

Allah, her canlıyı (hayvanı) sudan yarattı. Bunlardan kimisi, karnı üzerinde, kimisi, iki ayağı üzerinde ve kimisi de dört ayağı üzerinde yürümektedir. Allah, neyi dilerse, onu yaratır. Muhakkak Allah, her şeye güç yetirendir.
[NUR(24)/45]

5- Denizlerin birbirine karışmaması

O (Allah) ki, iki denizi karıştırır, şu, tatlı-rahatlatıcı; bu da tuzlu-acıdır. İkisinin arasında, bir berzah(engel-perde) ve yasaklayan bir sınır kıldı. [FURKAN(25)/53]

6- Korunmuş bir tavan

Ve Arz(Dünya) Göğünü, korunmuş tavan kıldık, onlar onun(Göğün) ayetlerinden yüz çevirirler. [ENBİYA(21)/32]

SONUÇ

Batı karanlık çağların içinde yuvarlanırken, İslam'dan ve Kur'an'dan beslenen alimler çok önemli gelişmelere imza attılar. Bugün Batı biliminin temelleri İslam Medeniyeti tarafından atılmıştır. Sayısız alim Batılı bilim adamlarına öncülük etmiş ve kitapları yüzyıllarca ders kitabı olarak okutulmuştur. Batı için büyük gizemler olan Dünya'nın şekli, Ay'ın ve Güneş'in hareketleri, ayın bir yansıtıcı ve Güneş'in ışık kaynağı olması, dağların görevleri, gece ve gündüz oluşumu, insanın yaratılış süreçleri, hastalıkların nedenleri ve nasıl önlenebilecekleri, evrenin genişlediği bilgisi, yağmurların nasıl oluştuğu, rüzgarların görevleri, denizlerin birbirlerine karışmaması, Dünya'nın manyetik kalkanı, maddenin temelinde ne olduğu ve bu temelin(melekutun) Allah'ın kontrolünde olması ve daha nice bilgi Kur'an'a ve Peygamberine hakiki manada kulak verenler tarafından bilinmektedir. Bu gizemlerin bir kısmını bilim bugün dahi kavrayabilmiş değildir. Özellikle Yalnızca Allah'ın emrinde olan maddenin en temel yapıtaşı olan melekut bugün CERN'de aranan Tanrı parçacığının bizzat kendisidir ve yapılan deneylerle her ne kadar bulmaya oldukça yaklaşmış olsalar da asla keşfedilemeyecektir. İşte evrenin, maddenin ve yaratılmış her şeyin ruhu-özü olan "melekut", fiziğin ulaşamadığı en temel "sanal" gerçekliktir:

Göklerin, Arz'ın ve Allah'ın yarattığı 'her şeyin melekûtu'na(en temel yapıtaşı-özü-ruhu) bakmıyorlar mı(incelemiyorlar mı)? (En temel yapıtaşı-özü-ruhu olan 'melekût'a ulaştıklarında), onların ecellerinin yaklaştığı umulur. Ondan(melekûttan) sonra hangi söze inanacaklar? [ARAF(7)/185]

Fakat günümüzde gerçek İslam buharlaşmış ve "İslam bilimi" sözde kalmıştır. Kur'an gibi mucizevi bir kaynağın kıymetini ve hikmetini anlayamayan Peygamber ümmeti, Batılı hegoman güçlerin oyuncağı durumuna düşmüşlerdir. İslam Peygamberi'nin rehberliğinden ve örnekliğinden yaklaşık 1400 yıl geçmiş; Kur'an'dan hicret edilmesi ve geçen zamanların sapmalar toplamı, "İslam anlayışı"nı Kur'an'dan uzaklara sürüklemiş; "atalar-babalar dini" egemen olmuş; maalesef "şirk" günlük ibadet haline gelmiştir.

Öte tarafta bugün pozitivist, modern bilim, Yaratıcı gerçeğini tamamen örtmektedir. Bilim adamlarının düşündüğünün aksine Tanrı'nın evreni yaratmış olması, kainatı, maddeyi ve doğayı araştırıp anlamaya mani değildir. Ama bu bilim elitlerinin kibrine dokunmaktadır. Çünkü bu elitler, Allah'ın kurduğu mükemmel sistemin kurallarını araştırmayı gururlarına yedirememektedir ve bu yüzden: "Eğer Tanrı varsa fizik ne işe yarayacak ki. Ne de olsa istediği zaman istediğini yapar. O zaman yasaların ne önemi olur ki." diyerek aslında insanları "ya Tanrı, ya bilim" çıkmazına sürüklemek istemektedirler. Aksine Tanrı'nın tüm kainatı ve yasaları yaratmış olması, bilimi çok daha anlamlı hale getirmektedir. Çünkü Sonsuz İlim sahibi bir Aklın yaratmış olduğu her şeyde bir kanun, düzen ve hikmet olduğu için bu kanunların ve düzenin nasıl işlediğini anlamaya çalışmak gerçek bilimin amacı olmalıdır. Aksi halde anlamsız, kaos ve tesadüf eseri meydana gelmiş olayları araştırmak bilimi anlamlı bir noktaya götürmez, götüremez.

Tüm kainattaki düzenin ve yasaların yalnızca doğa kanunları tarafından yönetildiğine inanan bilim camiası ne yazık ki gerçeği göremeyecek halde derin bir gaflet içerisindedir. 1400 yıl önce, yakın zamana kadar bilinmeyen birçok bilimsel hadise Kuran'da bahsedildiği halde, bilim camiası Kuran'ı bir kez olsun ciddiyetle ve samimiyetle incelememiş ve içerisinde bahsedilen mucizevi ve bilime ışık tutan ayetleri görmezden gelmiştir. Din ile bilimin birlikte zikredilmesine tahammülü olmayan modern bilim her ne hikmetse Cern'in merkezine Hinduizmin bir putu olan Şiva putunu koymaktan utanmamıştır.

Elbette bu bir tesadüf değildir. Günümüzde modern bilim küresel-hegoman sermayenin hizmetinde olduğu için paganizm ve New Age unsurları bilim camiası tarafından kutsal görülmektedir. Bundan dolayıdır ki bilimsel keşiflerin büyük bir çoğunluğu işte bu pagan putların isimleridir.

Sonsuz Yüce Rabb'imizin, Kıyamet'e kadar korumayı vadettiği Kur'an, Fiili Kıyamet'e kadar Elçilik yapacaktır. Şayet insanlar Kur'an'ın davetine icabet etmezlerse; onun vaaz ettiği muhkem-tekrarlı-apaçık İslam'ı, görmezden gelir, nefislerine uydurur, "şirk dini"ne dönüştürürlerse; elbette tarih tekerrür edecektir. Sünnetullah hükmünü verecektir.

Furkan Demirpehlivan
Ahmet Bayraktar
Yaklaşan Saat
, 11/02/2020

 

 

ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Yaklaşan Saat'in resmi twitter adresi aşağıdadır. Bu hesabın dışındaki diğer hesaplarla Yaklaşan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat