Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com





 

Dinler/ Kur'an'da "İslam"/ Yaklaşan Saat"te Beklenen "Mehdi" Değil "İsa"dır

"YAKLAŞAN SAAT"TE BEKLENEN "MEHDİ" DEĞİL "İSA"DIR

Bu konuyu incelerken takip edeceğimiz yol şudur: Birincisi; "Yaklaşan Saat" kavramından ne anlamalıyız? "Yaklaşan Saat"te beklenen nedir? Bu mesele, ayrı bir çalışmanın konusu olmalıdır. Ancak biz burada özet bir şekilde, bu kavramın kapsadığı anlam üzerinde duracağız. İkincisi; bu "Yaklaşan Saat projeksiyonunda yer alan ve beklenen 'İsa'dır, 'Mehdi' değildir" tezinin kanıtlarını ortaya koyacağız. Bu meselenin kanıtları ise elbette İslam'ın içinde kalarak; "İslam Uzayı"nda aranacaktır. İslam uzayını ise, Kur'an ve Kur'an'da izleri olan "Sahih Sünnet" belirler.

İnsanlık tarihi, Hak-Batıl mücadelesinin tarihidir. Bir anlamda, "Kurtuluş"a eren ve "Helak" olan milletler tarihidir. Adem'den Kıyamet'e kadar, Sünnetullah budur. Her ümmete bir Peygamber gönderilmiş; böylece peygamberlere iman eden "az sayıda topluluk"la, iman etmeyen "büyük çoğunluk" arasında mücadele devam etmiştir. Peygamberler ve ona tabi olanların "yaşam ve tebliğ hakları" ellerinden alınmaya; terör estirilmeye başlayınca; Allah, elçilerini ve ona tabi olanları "kurtarmış", azgınlaşmış müşrik zalimleri ise "helak" etmiştir. Tek bir olumlu örnek teşkil eden Yunus'un kavmi gibi son Evrensel Elçi Peygamberimiz'in kavmi de iman etmiş ve "helak"tan kurtulmuştur. Allah'ın gönderdiği elçileri tasdik eden ve İslam'ı tercih ederek "kurtuluş"a eren her "İslam toplumu" da uzun olmayan bir zaman içerisinde; tekrar "şirk toplumu"na dönüşerek; sonunda "helak" olmuştur. Bu tarihsel süreç, fizik yasaları kadar kesin bir süreçtir, "Sünnetullah"tır.

"Yaklaşan Saat"in şafağında gönderilmiş ve Alemlere Rahmet olan Muhammed(s.a.v.), Dünya'da yaşayan tüm sorumlu varlıkların "insanlığın ve cinler"in peygamberidir. Bu son Rahmet Elçisi, Fiili Kıyamet'e(İkinci Saat'e) kadar insanlığa peygamberlik görevi yapmak üzere Kur'an'ı getirmiştir. Bu Rahmet Elçisi, her resul gibi, hem "nebi" ve hem de "resul"(elçi)dir. Ve tabii ki aynı zamanda "Son Nebi"dir. Artık "vahiy" kesilmiştir. Bazı şeytan fısıltılarıyla kendilerini "resul"(elçi) sananların sandığı gibi "resul" gelecek değildir. Çünkü her "resul", aynı zamanda "nebi"dir, ancak her nebi, resul değildir. Bu nedenledir ki, Allah'tan "nebe"(vahiy-haber) kesilince; "görevlendirilmiş-gönderilmiş kimse olan resul"(elçi) de gelemez. Bu matematiksel olarak apaçık bir Kur'an gerçeğidir. Sonuç olarak Fiili Kıyamet'e(İkinci Saat'e); yani dünya hayatının sonuna kadar, ne bir "nebi", ne de bir "resul" kesinlikle gelmeyecektir.

Fiili Kıyamet'e kadar "insan ve cin toplumları"ndan oluşan "evrensel ümmet"in Kitab'ı ve Elçisi, Kur'an'dır. Bugün insanlığın "kurtuluş"unun da, "helak"ının da nasıl olacağı onda açıklanmıştır. O Kur'an, Fiili Kıyamet'e kadar peygamberlik yapacaktır. O'nu, gerçek anlamda "rehber" edinenler "kurtuluş"a erecek; ona "sırt çevirenler" ve ondan "hicret edenler" ise "helak" olacaklardır. Şayet tüm insanlık, "şirkte-zulümde ittifak" ederlerse; Müslüman olduklarını söyleyenler ona şaşı bakarlarsa; onun hükümlerini geçersiz kılarlar, onu gönderen Sonsuz Yüce Allah'la aralarına; şeyhler, efendiler, güç ilahları, aracılar, beşeri kitaplar koyarlarsa; hevalarını(mantıklarını) ilah edinip; dünyaperestliklerini sürdürürler ve "Ehli Kitab"ın kuyruğu olurlarsa; Allah'ın "şiddetli azap kamçıları"nı ve sonunda da "helak"ı beklesinler! Sünnetullah budur, Kur'an'ın insanlığa bildirdiği "muhkem-apaçık ve şiddetli vaat" de budur.

Kur'an'da iki "Saat" vadediliyor. "Birinci saat"; "Yaklaşan Saat", ikincisi ise daha uğrayıcı ve yaygın olan "İkinci Saat"; "Fiili Kıyamet". Birinci Saat; yani "Yaklaşan Saat"; bir taraftan insanlık tarihindeki gelmiş-geçmiş "helaklar"ın en evrenseli olurken, diğer taraftan yeni bir yaşamın da başlangıcı olacaktır. İkinci Saat; yani "Fiili Kıyamet" ise, "Büyük Çöküş" ve "Evrenin sonu"dur!.. İşte Yüce Rabb'imizin vaadi:

Yoksa onlar: "Biz, birbiriyle yardımlaşan bir toplumuz" mu diyorlar?
Yakında o toplum, hezimete uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
Bilakis onlara, vaad(tehdit) zamanı; "Saat"tir(Yaklaşan Saat). (Arkasından gelecek olan) İkinci "Saat"(Fiili Kıyamet) ise, daha yaygın ve daha uğrayıcıdır.

[KAMER(54)/44-46]

Sitemizdeki "KUR'AN'DA YAKLAŞAN SAAT" başlığı altında verilen ayetler; "Birinci Saat" olan "Yaklaşan Saat"i, bize bütün açıklığıyla tasvir etmektedir. Dikkatle okunur ve üzerinde düşünülürse; bugün Dünya'yı ve üzerinde yaşayanları bekleyen "akibet"in; "Yaklaşan Saat"in ne derece dehşetli olacağı görülecektir.

Burada İsrailoğuları'nın, neden "helak" olmadığına ve özellikle "Yaklaşan Saat"te beklenen "helak"la ilişkilerine bir göz atmamız gerekmektedir. İsrailoğulları'nın, "şiddetli azaplar"a çarptırılmasına rağmen; "helakları", "Yaklaşan Saat"e ertelenmiştir. Bu meseleye, Kur'an ışığında açıklık getireceğiz.

ALLAH'IN İBRAHİM'E VAADİ: "SENİ İNSANLARA İMAM YAPACAĞIM"

İbrahim, Yüce Allah'ın "ateşli imtihanları"ndan geçerek; O'nun "rahmet ve nimet vaadi"ne mazhar olmuştur. Yüce Allah'ın, "Ben, seni, insanlara imam yapacağım" vaadi, işte bu mazhariyetten kaynaklanmaktadır.

İsrailoğulları'ndan arka arkaya resuller ve nebiler çıkarmış; kitap ve hikmet vermiş ve onları, İslam'a(Hakk'a) çağıran önderler kılmıştır. Yüce Allah; İbrahim, İshak, Yakub; Yusuf, Musa, Harun, Yuşa, Davud, Süleyman, Eyyub, Zekeriya, Yahya, İsa gibi elçiler zincirini, binlerce nebilerle desteklemiş; bu önderleri, insanlığın "aydınlanma rehberleri" kılmıştır.

İbrahim'den kaynaklanan tüm bu nimetlerden dolayı; "İsrailoğulları, bir ilim üzere alemlere üstün kılınmıştır." Bu üstünlük "takva"ya; yani "Allah sevgisi ve saygısı"na dayanmaktadır. Bunu koruyup-gözetmeyenlerin azabı ise, hem Dünya'da şiddetli olmuştur ve hem de daha şiddetli olan ahiret azabı vadedilmiştir.

Hakk'ı örtenleri, Dünya ve Ahiret'te şiddetli bir azapla cezalandıracağım. Onlara bir yardım da yoktur.

[ALİ İMRAN(3)/56]

İnsanlığın ikinci atası olan "Nuh'un nesli"nin yaşam alanı; insanoğlunun ilk yerleşik hale geldiği ve çok sayıda eski kavimlere beşiklik etmiş Orta Dünya'dır. Bugünkü ifadeyle "Mezopotamya- Orta Doğu"da; "insanlığı, İslam'a çağıran örnek-önder bir topluluk" inşa etmek için Yüce Allah, "İbrahim oğulları"nı öne çıkarmıştır. Sonsuz Yüce Allah, bu Dünya'nın her bölgesiyle bağlantılı olan Orta Dünya'da ortaya çıkardığı "İbrahimi İslam toplumu"nun; insanlığa "rahmet, örnek ve önder" olmasını istemiştir.

Bu kutsal rehberlik zincirin son halkası ise, yine İbrahim'in oğlu İsmail soyundan; yani İsmail Milleti'nden gelen; evrensel rahmet elçisi Muhammed(s.a.v.)'le tamamlanmıştır. İsrailoğulları'nın elçilerinin, kitaplarının ve İsrail'in son elçisi İsa'nın haber verdiği Son Peygamber Muhammed(s.a.v.), insanlığı kurtuluşa çağıran "Gerçek Son Mesih"dir. Buradaki "Mesih"in anlamı, İsa'ya Kur'an'da atfedilen, İbranicesi "meşiah"(yağlanan-mesheden) anlamına gelen "mesih" değildir. Tüm insanlığın ve İsrailoğulları'nın "kurtarıcı elçisi"; "Mesih"dir. Bu gerçek Mesih; yani Peygamberimiz, Yaklaşan Saat'in şafağında gelmiştir. Ve Fiili Kıyamet'e(ikinci saate) kadar geçerli olmak ve insanlığa peygamberlik yapmak üzere Kur'an'ı ve "Hikmet"i(sünneti) bırakmıştır.

İSRAİLOĞULLARI: NE ZAMAN "HELAK" OLACAK?

İsrailoğulları, Hak'tan saparak Yahudileşmiş, Yüce Allah'a verdikleri ahdi bozmuş; kutsallığı ve yüceliği kendilerine atfederek; "kutsal kavim", "Allah'ın oğulları", "yeryüzünün efendileri" vb. şirki nitelendirmelerle tarihe geçmişlerdir. Nitekim Üzeyr'e(Azra'ya), Hıristiyanlar'ın İsa'ya dedikleri gibi "Allah'ın oğlu" demişlerdir. Bununla da yetinmeyip, kendilerini "Allah'ın oğulları" addedecek sapkınlığa ve kibir bataklığına yuvarlanmışlardır. İşte Kur'an'ın şahitliği:

Yahudi ve Hıristiyanlar dediler ki: "Bizler Allah'ın oğullarıyız ve O'nun sevgilileriyiz." De ki: "(O halde) niçin sizi, günahlarınızdan dolayı azablandırıyor? Bilakis sizler, O'nun yarattıklarından bir beşersiniz. O dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder. Göklerin, Arz'ın ve bunların arasındakilerin mülkü, Allah'a aittir. Dönüş de, O'nadır.

[MAİDE(5)/18]

Helen kültürü ve Roma paganizminden etkilenen; "Sözlü Tevrat" oluşturarak "şahsi görüş ve yorumlarını" egemen kılan din adamları, bu yolla kendilerini ilahlaştırmışlardır. "Hak"ka tabi oldukları zamanlarda, Allah'ın kendilerine verdiği "nimet ve lütuflar"ı unutarak, şirk koşmuşlar; kendilerini yücelterek, kibirlenmiş ve dünya hırsıyla azgınlaşarak, ırkçı zalimler olmuşlardır.

Zekeriya Peygamberi, İsa'nın habercisi oğlu Yahya Peygamberi öldüren İsrail kavmi, Musa'nın getirdiği "İslam Dini"ni, çoktan bozmuştur. Zekeriya'nın oğlu Elçi Yahya, Kral Herod Antipas'ın emriyle tutuklanmış; daha sonra da, kavminin seyirciliğinde öldürülmüştür. Mucizeleriyle dikkat çeken İsa Peygamber, putperest Roma İmparatorluğu'nun hakimiyetinde bulunan; bugünkü İsrail, Filistin, Suriye ve Ürdün topraklarını kısmen içeren bir bölgeye; İsrail kavmine gönderilmişti.

Son Elçi Muhammed(s.a.v.)'in habercisi olan İsa(a.s.)'ın kavmiyle mücadelesi, yakın tarihin en dramatik mücadelesidir. Olağanüstü doğumu, hayatı, mucizeleri ve mücadelesiyle, bugün dahi tartışmaların konusu olmaktadır. İsa, İsrailoğulları'nın, "peygamberler zinciri"nin "son halkası"dır. Musa'nın "Tevrat"ı; Davud'un "Zebur"u bozulduğu için İsa, "İncil"le gönderilmiştir. İsrailoğulları'nın son "kavmi elçisi" olan İsa, nebilere uzanan kanlı ellerin son şahidi olmuş ve kavminin suçunu bir kere daha kanıtlamıştır.

O halde, elçilerin uyarılarına kulaklarını tıkayan; "İslam"a sırt çeviren ve elçilerini öldürmeye teşebbüs eden "Eski Kavimler"; Nuh, Ad, Semud, İbrahim, Lut kavmi ve benzerleri "helak" olduğu halde; neden İsrailoğulları "helak" olmamıştır? Bilindiği gibi "kavimlerin helakı"nın temel sebebi; sadece Elçilerin getirdiği mesajı inkar etmeleri ve onların uyarılarına olumlu cevap vermemeleri değildir. Helakın asıl sebebi; Elçilerin Allah'tan aldıkları vahyin, "topluma iletilmesi temel hakkı"nın çiğnenmesi, tamamen yasaklanması ve hatta elçilerin öldürülmesidir.

"İSRAİLOĞULLARI'NIN HELAK"I: "YAKLAŞAN SAAT"E ERTELENDİ

Yüce Allah, her kavme bir uyarıcı-elçi gönderdiğini ve uyarıcı göndermediği kavmi sorumlu tutmayacağını, Kur'an'da bildirir. Bu nedenle de uyarılan kavme, "uyarıcı-yumuşatıcı çeşitli azaplar" gönderilir. Bunlar, her türlü "doğal felaketler" veya "başka milletlerin saldırıları" olabilir. Sonuç olarak, elçilere direnen toplumlara Allah, ya uyarıcı azaplar gönderir, ya da uyarılar fayda vermiyor, kavim şirkini ve zulmünü sürdürerek elçilerini tehdit ediyorsa; "helak" edilir. Yani o toplum, "kökten yok edilir". "Helak", kökten yok etmektir ve Yüce Allah'ın kelamıyla "intikam almak"tır. "İntikam" kavramını Kur'an, "uyarıcı azap" için değil, sadece "helak" için kullanmıştır. İşte İsrailoğulları'nın "yaklaşansaat"te "tehdidi ve helakı":

Ve ondan sonra İsrailoğulları'na söyledik: "Arz'da(vadedilen topraklarda) oturun, 'İkinci Vaad' geldiği zaman Biz, sizi, karışık (halk) olarak toplayacağız."

[İSRA(17)/104]

Sen, o zalimlerin yaptıklarından Allah'ı gafil sanma. O(Allah), onları, 'gözlerin bir noktaya toplanacağı (Ye'cuc-Me'cuc) gününe ertelemektedir'.
O gün ikna olmuş(başları eğik) vaziyette korku içinde koşarlarken, kalpleri bomboştur.
Azabın onlara geleceği günle insanları korkut. (O gün) zalimler der ki: "Rabb'imiz, bizi yakın bir ecele(vakte) ertele, Senin davetine(çağrına) uyalım ve elçilere tabi olalım." (Allah der ki): "Sizler, kendiniz için bir zevalin(sonun) olmadığına, önceden yemin etmemiş miydiniz?"
"Siz, kendilerine zulmedenlerin meskenlerinde oturmuştunuz. Onlara ne yaptığımız, size açıklanmıştı ve size misaller vermiştik."

Muhakkak onlar, plan(tuzak-düzen) kurdular. Şayet onların planları, dağları(göktaşlarını) yerinden oynatacak olsa da bu planlar, 'Allah'ın Planı'nın içindedir.
Sen sakın, Allah'ın, elçilerine olan vaadine
(sözüne) uymayacağını sanma! Muhakkak Allah, Aziz'dir(üstün-şereflidir) ve intikam sahibidir.

[İBRAHİM(14)/42-47]

Bir 'Karyete'(İsrailoğulları) ki, onları helak etmeyi haram (kıldık). Şüphesiz onlar, (Hakk'a) dönmezler.
Ta ki 'Ye'cuc, Me'cuc' çıkıncaya ve her bir tepeden akın edinceye kadar.
Hak 'vaad'(helak) yaklaşmıştır, o zaman, Hakk'ı örtenlerin gözleri bir noktaya dikilecektir: "Vay başımıza, biz bu şeyden(helaktan), gaflet içindeydik. Bilakis bizler, zalimleriz" (diyeceklerdir).

[ENBİYA(21)/95-97]

Ancak Biz, Seni(Peygamber'i) alıp-götürürsek, muhakkak onlardan 'intikam' alacağız.
Ya da onlara vaadettiğimiz şeyi(helakı) Sana(Peygamber'e) gösteririz ki, şüphesiz Biz, onların üzerinde muktedir olanlarız.

[ZUHRUF(43)/41-42]

İSRAİL0ĞULLARI'NIN "MESİH BEKLENTİSİ" VE İSA

İsrailoğulları'nın beklediği Mesih, Muhammed(s.a.v.)'di. Kendi oğulları gibi tanıdıkları halde kabul etmediler. Çünkü müşrik-zalimlere dönüşmüşlerdi ve kavmiyetçilik ruhlarına işlemişti. İshak'ın Yakup soyu dışında, herkesi aşağılıyorlardı. Kendilerini özel-imtiyazlı kimseler olarak görüyor; adeta Allah'ın oğulları sayıyorlardı. Yakup soyunu takdis etmeyi; İbrahim oğlu İsmail'i, İshak oğlu Esav'ı ve Lut'u-çocuklarını aşağılamayı Tevrat'a kadar sokmuşlardı. Bugün katılaşmış insanlık ve İslam düşmanı kalplerinin neler planladığını görürsünüz. Dün mazlumları oynarken, bugün ellerine geçirdikleri "küresel güç"le, neler yaptıklarını ve yapacaklarını bilirsiniz.

İsrailoğulları'nın son kavmi elçisi İsa'yı; "niçin İsmail'i kurban edilmiş ve torunu Hz. Muhammed'i son rahmet elçisi Mesih olarak müjdeliyor" diye, taşladılar, peşine düştüler, öldürmeye teşebbüs ettiler, öldürdüklerini sandılar. Zekeriya'yı ve İsa'nın önünde yol açan oğlu Yahya Peygamberi, Allah'tan korkmadan katlettiler. İşte "Yaklaşan Saat" geliyor! Tüm öldürülmüş peygamberlerin kanının hesabı yaklaşıyor! Sonsuz Yüce Allah'ın "helak yasası" işliyor!

İsrailoğulları'nın kendi soylarından bir "Deccal-Mesih" çıkacak, ona iman edecekler, çünkü onu bekliyorlar. Allah'ın gönderdiği rahmet elçilerini beğenmediler ve öldürmeye teşebbüs ettiler. Beğenecekleri, hoşlanacakları İblis destekli, "yalancı-çok yüzlü aldatıcı" ortaya çıkacak, ona inanacaklar ve yanında saf tutacaklar. Sonsuz Yüce Allah'ın son rahmet elçisi Muhammed(s.a.v.)'e dediler ki: "Senin Deccal dediğin, bizim beklediğimiz Mesih'tir."

İnsanlığın Son Rahmet Elçisi olan Muhammed(s.a.v.); özellikle İsrailoğulları'nın da beklediği Mesih-Elçi'ydi. Bugün Kur'an'ın neredeyse üçte biri, İsrailoğulları ve peygamberlerinden haber vermekte ve onları, İslam'a ve Muhammed(s.a.v.)in elçiliğine davet etmekte; "İslam'ı örtenlerin ilki sizler olmayın" diye uyarmaktadır. Ancak İbrahimoğulları olmaktan ziyade Hak'tan saparak Yahudileşen İsrailoğulları, Kur'an'ı ve onu insanlığa sunan Rahmet Elçisi'ni maalesef "ilk örtenler" olmuşlardır. Özellikle Yahudiler, Peygamberimiz Muhammed(s.a.v.)'den, daha büyük mucizeler göstermesini istemişler ve tarihler boyunca kafirlerin elçilerinden istedikleri şeyleri beklemişlerdir:

"Onlar bulut gölgeleri içinde Allah'ın ve meleklerin onlara gelmesini ve emrinin gerçekleşmesini mi gözlüyorlar..." [BAKARA(2)/210]
"...Keşke Allah bizimle konuşsaydı yahut sen bize bir mucize getirseydin..." [BAKARA(2)/118]
Dediler ki; "Onun üzerine bir melek indirilseydi..." [EN'AM(6)/8]
"Şayet sadıklardansan, bize melekleri getir." [HİCR
(15)/7]
Dediler ki; "Yerden bize bir pınar fışkırtıncaya kadar elbette inanmayacağız." [İSRA(17)/90]
"Yahut Senin hurmalardan ve üzümlerden bir bahçen olmalı, içinden ırmaklar fışkırtmalıydın." [İSRA(17)/91]
“Ya da üzerimize tehdit ettiğin gibi Sema'dan bir kütle(göktaşı) düşürmeli veya Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin." [İSRA(17)/92]
"Yahut da senin altından bir evin olmalı..."[İSRA(17)/93]
"...Ona bir hazine indirmeli veya beraberinde bir melek gelmeli değil miydi?..." 
[HUD(11)/12]

Onların halen beklemeye devam ettikleri gelmiş-geçmiş en büyük büyücü mesihi; "Mesih Deccal", bu isteklerine elbette cevap verecektir. Kibirli-dünyacı-katı kalpli ve şeytanların kabuk bağladığı kimseler, elbette benzeri şeytani liderleri mıknatıs gibi çekecektir. Bu hastalıklı kalplerin sahte ilacı, hiç şüpheniz olmasın "Mesih Deccal"in yanındadır. Bu eşi-benzeri görülmemiş "Fitne Mesihi''nin yukarıdaki arzu ve isteklere derman(!) olacak kadar büyücü-şarlatanlıkları elbette olacaktır. Evet bu Mesih Deccal, yanında melekleriyle(!) gelecek ve Allah'ın gelmesini isteyenlerden; "ben sizin Rabb'inizim" diyerek alçakça iftiralarına rağbet bulacaktır. Unutmayınız ki, tarihler boyunca peygamberlerden benzer taleplerde bulunan "Hakk'ı Örten Milletler"e bir cevaptır "Mesih Deccal" ve "Yaklaşan Saat!"

Sonsuz Yüce Allah'ın dünyanın sonuna sakladığı bu "helak planı" işlemektedir. İsa'nın dönüşü, geçmişin hesabı, bugünün intikamı ve geleceğin inşası olan bu "Hak Plan"ın bir parçasıdır. Bu planda, "Mehdi"ye yer yoktur. Tüm "insan-cin toplumları" ve tüm "İslam isminin altında toplanan milletler", bu "büyük fitne"ye; bu "ateşten imtihan"a sokulacaktır. Bu, insanlık tarihinin en "evrensel fitnesi" ve "küresel helakı" olacaktır. Elbette bu "helak"a "kurtuluş" da eşlik edecektir. Bu "kurtuluş", ateşten geçen ve "altın saflığı"nda olanların "kurtuluş"udur... Bu, insanlık tarihinin yaşadığı birçok "kavimlerin helakı"nın bir benzeri olsa da; "mahalli helaklar"la kıyas edilemeyecek derecede küreseldir, şiddetlidir ve gezegen çapındadır.

Özetle ve açıkça şunu söylüyoruz: Bu gelmekte olan "yaklaşansaat"tir, birinci saat... Bunun delilleri ve işaretleri, Kur'an'dadır. Peygamberin "Sahih Sünnet"indedir. "Tevrat'ta ve İnciller"dedir. "Ezra'nın Saklı Metinleri"ndedir. Bugün dünyanın karşı karşıya bulunduğu "beklenen felaketler", bir "açık işaret"tir. Bunlar giderek artacaktır... "İblis ordusu"nun, "Deccal" adına dünyayı aşama aşama ele geçirmek için uygulamaya koyduğu plan ve cin-şeytanların tüm propagandaları; yanıltıcı-aldatıcı faaliyetleri ortadadır. Nitekim 1987'de başlatılan "cin-şeytanlar"ın insanlığı ele geçirme operasyonunun adı: "Harmonic Convergence"(insanlığa harmonik yakınlaşma)dır. "Yaklaşan Saat Sitesi", bu işaretleri ve alametleri en güzel bir şekilde yansıtmaktadır. Ciddiyetle izleyen okuyucularımız, bunları görmüşlerdir ve bundan sonra da görmeye devam edeceklerdir.

Sonuç olarak delillere dayanarak diyoruz ki; Sonsuz Yüce Allah'ın, "Yaklaşan Saat Planı"nda; İsa vardır, Deccal vardır, ancak Mehdi yoktur. Mehdi İsa'dır. Bugüne kadar sayısız Mehdi türedi. Daha da türeyecektir. Mehdi, "İblis'in planı"nda elbette bir yere sahiptir. "Mehdiler" gibi sayısız "deccaller"de türemiştir ve türemeye de devam edeceklerdir. Bütün bu türedi sahtekarlar, Peygamberimiz tarafından bildirilmiştir. Bu aldatıcı-yalancı kurtarıcılar; gelecek olan en büyük "Küresel Yalancı"nın yardımcıları ve yaltakçıları olacaklardır. Ve cin-şeytanlar, daha nice "kibirli-tekiller"den nice "deccal yamakları" üreteceklerdir.

Kur'an'da İsa'nın dönüşüyle ilgili "ayetler ve açık işaretler" vardır. Kur'an'da, "Deccal"e kapalı olarak işaret eden çok az sayıda ayet vardır. "Mehdi" ile ilgili ise hiçbir ayet, yahut işaret Kur'an'da yoktur.

"Kütübü Sitte"de ise; Deccal ile ilgili 225 tekrarlı hadis mevcuttur. Bu hadislerin 31'inde İsa ile Deccal birlikte zikredilmektedir. İsa'yla ilgili ise 127 tekrarlı hadis mevcuttur. Bunlardan 50 tanesi, doğrudan "İsa'nın gelişi"ni bildirmektedir. Sahih kaynaklarda çok az sayıda "Mehdi"den söz eden; ancak zamanı ve sıhhati tartışılan hadisler söz konusudur. Bunlardan bir kısmı da İsa'nın, Mehdi olduğunu söyler. Ayrıca Mehdi beklentisi, İslam açısından anlamsızken; "Deccal'in çıkışı ve İsa'nın dönüşü", sünnetullaha uygundur ve anlamlıdır.

KUR'AN'DA İSA'NIN DÖNÜŞ İŞARETLERİ

Kur'an'da, İsa'nın dönüşüne işaret eden ayetler konusunda; kaynağa yakın İslam alimlerinin görüşleri makuldür ve gerçeğe yakındır. Kaynaktan uzaklaştıkça; Kur'an'ı anlamada bir "metod"dan mahrum oldukça; görüşler, "kuru-mantıkçı ve haktan uzak"tır. Özellikle çağımızdaki ilahiyatçıların birçoğu ve sözde İslam bilginleri, maalesef Kur'an'ı "tefsir etmek" konusunda hiçbir "metodoloji"ye sahip değillerdir. Bunların bir kısmı; "çağdaşlık", "kuru mantıkçılık" ve malesef "hakim güçlere yaranma" hastalığına tutulmuşlardır. Bir kısım "gelenekçi-tarikatçı bilginler" ise "geleneği", Kur'an'ın üzerine çıkarmışlardır. Sonuç olarak bu "metodsuz", "mantıkçı" ve "gelenekçi" yaklaşımlar, Kur'an gerçeklerini buharlaştırmakta; isteğe bağlı sonuçlar çıkarmaktadır. Evet bu ön tespitten sonra İsa'nın dönüşüyle ilgili "Kur'an delillerini ve işaretleri"ni incelemeye geçebiliriz:

1) Üzerinde duracağımız ayet 3/46, anahtar kavram ise "kehlen"dir.

O zaman melekler, dediler ki: "Ey Meryem, muhakkak Allah sana, Kendisi'nden bir kelimeyi müjdeliyor. Onun ismi, Meryem oğlu İsa Mesih'tir. Dünya'da ve Ahiret'te 'şerefli'dir ve (Allah'a) yakın olanlardandır.
'Mehdi'(beşik)te ve 'kehlen'(yetişkin) iken insanlarla konuşur. Ve O salihlerdendir."

[ALİ İMRAN(3)/45-46] 

İsa, olağanüstü bir yaratılışa sahiptir; "Allah'tan bir kelime"dir. Annesi içinde Yüce Allah; "onu bitki gibi yetiştirdik" der. İsmi, Allah tarafından "Meryem oğlu İsa Mesih" olarak ifade edilir. Her Peygamber ve sadık Allah köleleri, Dünya'da ve Ahiret'te "şerefli"dir.

3/46'de geçen "Mehede" fiilinin kök anlamları; "açmak, yaymak, düzeltmek, düzenlemek, hazırlamak, kurmak, yayıp-döşemek"tir. "El-Mehdu"; isim olarak "beşik" anlamındadır ve 3/46, 5/110, 19/29 ayetlerinde de aynı anlamda kullanılmıştır. Ancak belirlilik takısı alması, anlamlıdır. "Mehden"; mastar isim olarak yine "döşenmiş-yayılmış-düzenlenmiş-beşik" anlamında 20/53, 43/10'da geçmektedir.

Yukarıda mealen ifade ettiğimiz 3/46'nın anlamı üzerinde durmak için "kehlen" kavramını açıklamamız gerekir. Bu kelimenin kökü; "khl"dir ve "kehlen" bu kökten bir mastardır; "30-60 yaşları arasında bulunan, yetişkin" anlamındadır. 3/46 ve 5/110'da aynı şekilde geçer.

5/110'da da aynen tekrarlanan 3/46'daki Yüce Allah'ın beyanı, tamı tamına şudur: İsa "beşik"te insanlarla konuştu, "yetişkin"ken de insanlarla konuşacaktır. Beşikte konuşması, normal bir durum değildir, olağanüstü bir olaydır; yani "mucize"dir. "Ve" ile bağlanan diğer kavram "kehlen"; "yetişkinken insanlarla konuşmak"; her insanın, olağanüstü olmayan doğal bir yeteneği değil midir? Elbette her yetişkin insan, insanlarla konuşur, şayet dilsiz değilse.. Bir olağanüstü olay; mucize ile normal bir olay "ve" bağlacıyla bir hüküm olarak ifade edilebilir mi? Yani "'beşik'te ve 'yetişkin'ken konuşan" nitelemesi düz mantığa göre bir çelişki değil midir?

Böyle bir "hükmü cümle"yi beşer kurmazken; Allah neden böyle beyanda bulunsun. "Beşikte konuşmak"la, "yetişkinken konuşma"nın aynı değerde olması gerekir. Beşikte konuşmak "mucize"dir. Yetişkinken konuşmak da "mucize" olmalıdır. Bize göre İsa, yetişkin bir yaşta döndüğünde "tüm insanlar"la; "her dilden insan"la konuşacaktır. Bu da olağanüstü bir durumdur. Beşikte konuşması nasıl olağanüstü ise, 30-60 yaşlar arasında tüm insanlara hitabı ve konuşmaları da olağanüstü olacaktır. İnsanlar da onu rahatlıkla anlayabileceklerdir. Buradaki "saklı anlam", elbette tek başına bir delil olamaz, ancak diğer "ayetlerin işaretleri"yle ve "sahih hadisler"le beraber düşünüldüğünde anlaşılır ve anlamlıdır.

2) İnceleyeceğimiz ayetler; 3/48, 5/110'dur. Anahtar kavramlar ise "El-Kitap", "El-Hikmet"dir.

"(Allah), Ona, Kitab'ı, Hikmet'i, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek."

[ALİ İMRAN(3)/48]

O gün(mahşerde) Allah, elçileri toplar ve der ki: "Size ne cevap verildi?" Onlar da dediler ki: "Bizim ilmimiz yoktur, şüphesiz gaypların(gizlilerin) Alim'i Sen'sin Sen!"
Allah dedi ki: "Ey Meryem oğlu İsa, Benim, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben, seni Kutsal Ruh(Cebrail) ile destekledim. 'Mehdi'(beşik)te ve 'kehlen'(yetişkin) iken insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab'ı, Hikmet'i, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. Benim iznimle, çamurdan kuş yapıyordun ve arkasından iznimle, ona üfürdüğünde, o kuş oluyordu(canlanıyordu). Benim iznimle, doğuştan kör olanı ve abraşı(alaca hastalığını) iyileştiriyordun. (Yine) Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun(diriltiyordun). Sen, İsrailoğulları'na beyyinelerle(delillerle) geldiğinde, Ben, onların (ellerini) senden menettim. Onlardan Hakk'ı örten kimseler dediler ki: "Muhakkak bu, apaçık bir sihirdir."

[MAİDE (5)/109-110]

3/48'deki "(Allah), Ona, Kitab'ı, Hikmet'i, Tevrat'ı, İncil'i öğretecek." ayeti, 5/110'da, aynen tekrarlanıyor, sadece "(Allah) öğretecek" yerine "öğrettim", geçmiş zamanı ifade ediliyor. 5/110'da Allah, mahşer günü elçilere hitap ederken konuştuğu için İsa'ya öğretme işi geçmişte kalmıştır. 3/48'de ise Yüce Allah; Meryem'e İsa'yı müjdelerken ve İsa'nın gelecekte "şerefli bir köle" olacağını ihbar ederken; "öğreteceğim" diyor.

Buradaki sıralamada, "Kitap" ve "Hikmet", "saklı bir anlam"a işaret etmektedir. Her peygamber, "kitap" ve "hikmet"le gönderilir. "Kitap", Allah'ın o peygamberlere vahyettiği "kitap-sayfalar"dır. "Hikmet" ise; o "Kitab"ı en iyi şekilde "anlama-uygulama kavrayışı-ilmi"dir. Bir anlamda o "peygamberin sünneti"dir. Mesela Musa; "Kitap-Tevrat" ve "Hikmet"le; yani onu hayata geçirme ilmiyle gelmiştir. Yahudiler buna "Sözlü Tevrat" da derler. Peygamberimiz, "Kitap-Kur'an" ve "Hikmet"le gönderilmiştir. "Hikmet"; onun, Kur'an'ı açıklaması ve hayata geçirmesi; bir anlamda "sünneti"dir. İsa'da elbette Tevrat'ın bazı hükümlerini neshederek tasdik edici ve "Tevhid"i vaaz edici "İncil"le gelmiştir. Sonuç olarak; İsa'da, her peygamber gibi; "Tevrat", "İncil" ve onları anlama-uygulama ilmiyle; yani "Hikmet"le gelmiştir.

Halbuki 3/48, 5/110'da; "Kitab'ı, Hikmet'i, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek" denmektedir. O halde buradaki "Kitap" nedir? "Ana Kitap"(Levhi Mahfuz) olamayacağına göre, bu belirli "Kitap" nedir? Üsteliğe "Hikmet" de bu kitaptan sonra geliyor ve bu "Kitab'ın Hikmeti"dir. Yani bu "Kitab"ı, anlama ve hayata geçirme ilmidir buradaki "Hikmet".

Bize göre bu temel, önemli sorunun cevabı şudur: "Kitap", Kur'an'dır. "Hikmet" de; "Kur'an"ı en doğru şekilde anlayıp, hayata geçirme ilmidir. Bu ise İsa'nın dönüşüyle ilgili bir işarettir. İsa bir peygamber olarak değil; Peygamberimize tabi "adil bir imam-rehber" olarak dönecektir. Sonsuz Yüce Allah kendisine "Kitab'ı-Kur'an'ı" ve "Hikmet"i öğreteceğini, bize Kur'an'da bildiriyor. İsa, her peygamber gibi bir İslam peygamberi olsa da; önceden "Tevrat ve İncil"le gönderilmiş olsa da; "Yaklaşan Saat"te, Kur'an ilmiyle; yani Kur'an öğretilmiş olarak dönecektir. Böylece "beşikte"(mehdi) konuşan İsa, "Mehdiyyun" olarak; Kur'an hidayetiyle dönmüş olacaktır. Nitekim bir sahih hadiste Peygamberimiz; "Mehdi, İsa'dır"der. 3/48'deki ayetin ve bu ayetteki "Kitab"ın tefsiri bizce budur, başka bir tevili de mümkün değildir.

3) Burada 43/61-63 ayetlerindeki ''le-ilmun li-ssaati'' ve "Hikmet" anahtar kavramı üzerinde duracağız.

Muhakkak o(İsa), 'le-ilmun li-ssaati'(saat için bir ilimdir-işarettir). O saatten şüphe etmeyin ve bana tabi olun. İşte doğru yol budur.
Şeytan sizi engellemesin. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır.

Ne zaman ki İsa, beyyinelerle geldi, dedi ki: "Ben, size 'Hikmet'le ve o bazı ihtilafa düştüğünüz şeyleri açıklamak için geldim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin."

[ZUHRUF (43)/61-63]

43/61'de İsa'nın dönüşüne açık bir işaret vardır. Sonsuz Yüce Allah, elçisi Muhammed (s.a.v.)'e, şöyle söyletiyor: "İsa, 'Saat' için bir ilimdir-işarettir. O 'Saat'den şüphe etmeyin ve bana tabi olun. İşte doğru yol budur."

Kur'an'daki "Saat" kavramı; birinci saati(yaklaşansaati) ve ikinci saati(fiili kıyameti) kapsar. "Saat"in kullanıldığı ayetin ifadesi, siyakı ve sibakı hangi saat anlamında kullanıldığını anlamamıza imkan veririr. Bu konuyla ilgili gerekli açıklama, önceki bölümde yapılmıştır. İsa, birinci saat(yaklaşansaat) de gelecektir ve gelişi evrenin çöküşünün(fiili kıyametin) de işareti olacaktır. Ancak "Fiili kıyamet" evrende başlamış olsa da, çöküş süreci, genişleme sürecine benzer tersine bir süreç olarak uzun bir süre devam edecektir. Sonuç olarak İsa; "Saat" için; yani "Birinci ve İkinci Saat" için "açık bir alamet"tir. Üstelik bunu Son Peygamber söylüyor ve diyor ki; "aklınızı başınıza toplayın, İsa ile 'Saat-Kıyamet' arasındaki ilişkiyi gözden kaçırmayın."

Her şeyi ve bu alameti görmeye yanaşmayacak aldanmışların olacağını bilen Sonsuz Yüce Rabb'imiz, 43/62'de bizi uyarıyor ve şöyle diyor: "Şeytan sizi engellemesin. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır."

43/63'de ise İsa'nın ikinci gelişine açıkça işaret vardır. İsa'nın beyyinelerle gelmesi ve geldiğinde de; "bazı ihtilafa düştüğünüz şeyleri açıklamak için işte ben size "Hikmet"le geldim, Allah'tan korkun ve bana itaat edin" demesi, bir tarafa çekilemeyecek kadar açıktır. Birinci gelişi olsaydı sadece "Hikmet"le gelmezdi. Hiçbir peygamber sadece "Hikmet"le gelmez. "Hikmet"ten önce mutlaka bir "Kitap" verilir. 3/48, 5/110 ayetlerinde de geçen bu "Hikmet" kavramı üzerinde yukarıda 2. maddede gerekli açıklama yapılmıştır.

43/63'de geçen "bazı ihtilaflara düştüğünüz şeyleri açıklamak için işte ben size Hikmetle geldim" ifadesi, İsa'nın ilk gelişi olsaydı, hangi ihtilafları açıklayacaktı? İhtilaflar, özellikle İsa'nın ilk gelişinden sonra ortaya çıkmıştır. Yahudilerin, Hıristiyanların, Müslümanların İsa konusundaki görüşleri bu ihtilafları oluşturmaktadır. Kur'an ve onu getiren Peygamberimiz(s.a.v.), İsa konusunda gerçeği açıklamış olmasına rağmen; ihtilaflar devam etmektedir. Aynı zamanda sadece "Hikmet"le geldim diyor. İsa'nın ilk gelişi olsaydı "Kitap" ve "Hikmet"le geldim demesi beklenirdi. Bu ifade, ikinci gelişe işaret etmektedir. Çünkü "Kitap-Kur'an"dır ve İsa da, Kur'an'a tabi olmak için "Hikmet"le gelmektedir.

4) 19/29-34 ayetlerine, "wulidtu" mazi ve "emutu" muzari fiiline dikkat çekeceğiz.

(Meryem), ona(çocuğa) işaret etti. Dediler ki: "'Mehdi'(beşik)teki bir çocukla biz nasıl konuşuruz?"
(İsa) Dedi ki:
"Şüphesiz ben Allah'ın kölesiyim. (Allah), bana Kitab'ı(İncil'i) verdi ve beni nebi kıldı."
"Nerede olsam da, beni mübarek kıldı ve yaşadığım sürece bana, namazı ve zekatı tavsiye etti." 
Ve "Anneme de çokça iyiliği (tavsiye etti). Ve beni zorba ve şaki kılmadı."
"Selam;
'wulidtu'(doğduğum) gün, 'emutu'(öleceğim) gün ve diri olarak kaldırılacağım gün, üzerimedir."
İşte Meryem oğlu İsa hakkında şüpheye düştükleri 'Hak Söz'.

[MERYEM (19)/29-34]

İsa'ya vahyedilen "Kitap", elbette "İncil"dir. 19/30-31'de "İsa'nın köleliği"ne, "namaz"a ve "zekat"a vurgu yapılması anlamlıdır. Allah'a teslimiyet, "Allah'ın kölesi Muhammed"i tastik, "namaz" ve "zekat", İslam'ın en "temel esası"dır. 19/33'de; Kur'an, İsa'nın doğumuna atıf yaparken; "wulidtu" mazi fiilini kullanıyor, ölümü içinse "emutu" muzari gelecek zamanı kullanıyor. Adeta ölmedim; "öleceğim(emutu) gün selam üzerime" diyor. Kur'an'da "ölüm"le ilgili iki kavram bulunmaktadır; birisi "emutu"nun kök fiili "mate-mvt"; diğeri "teveffa"nın kök fiili; "vefa-vfy"dir. "Vefa-vfy" kökünden türemiş tüm kelimeler ve "Teveffa"; sadece insanlar için kullanılır. Ve "bir yerde görevi-süreyi yahut yaşamı sonlandırmak" anlamını haizdir.

Burada geçen "emutu" muzari fiili ise "mate" kökünden türetilmiştir. Bu kökten türemiş fiiller; insanlar dahil "tüm canlıların kesin ölümü"nü; yani canlının, cansız- madde haline gelmesini ifade eder. Bu ayette İsa, "doğumu" için geçmiş zamanı kullanırken; "ölümü" için gelecek zamanı kullanmaktadır. İsa'da, elbette "her canlı gibi ölümü tadacaktır". Nitekim Peygamberimiz(s.a.v.) özetle İsa konusunda şöyle der: "İsa, dünyaya dönecek, evlenecek, hac-umre yapacak, 40 yıl daha yaşayacak ve ölecektir. "

Aşağıda 5. ve 6. maddelerdeki ayetlerde; "mate-mvt" ve "vefa-vfy" kök kavramlarının geçmesi sebebiyle; bunların anlam ve kapsam farkları üzerinde tekrar durulacaktır.

5) 3/54-55 ayetleri ve "müteveffike" kavramı üzerinde duracağız.

Onlar(inanmayanlar), bir plan-tuzak kurdular. Allah da, bir plan-tuzak kurdu. Allah, plan-tuzak kuranların en hayırlısıdır.
Allah dedi ki:
"Ey İsa, şüphesiz Ben, seni, 'muteveffike'(vefat ettireceğim). Seni, Kendim'e yükselteceğim. Seni, Hakk'ı örtenlerden temizleyeceğim. Sana tabi olanları, 'kıyamet günü'ne yakın, Hakk'ı örtenlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz Bana'dır. Ve ihtilaf ettiğiniz konularda aranızda hüküm vereceğim."

[ALİ İMRAN (3)/54-55]

4. maddede ifade ettiğimiz gibi 3/55'de "mate-mvt" kökünden türemiş olan ve; "bir canlının, cansız hale gelmesini ifade eden kelime" kullanılmamış; "vefa-vfy" kökünden türemiş olan "müteveffike" kullanılmıştır. Bu "mate-mvt" kökü ve türevleri; bitkiler-hayvanlar-insanlar dahil tüm canlıların, gerçek anlamda cansız olmasını; yani ölümünü ifade etmekte ve Kur'an'da 175 kere geçmektedir. "Vefa-vfy" kökünden türemiş kelimeler, Kur'an'da 88 kere geçer ve %80'i; "yerine getirme, tutma, tamamlama, eksiksiz yapma, görevi ya da süreyi tamamlama, vefa gösterme, ifa etme" anlamlarında kullanılmıştır. Bu kökten türemiş kelimelerin %20'si ise "teveffa" babında; "süreyi-görevi sonlandırma, yeryüzündeki hayata son verme, vefat ettirme"ye işaret eder.

39/42 ayetinde "teveffa" ile "mevt" birlikte kullanılmıştır. Böyle durumlarda bu iki kelime-kavram arasındaki fark daha iyi ortaya çıkmaktadır. Nitekim burada "mvt"in kişinin ölümü, "teveffa"nın ise "ölüm vaktine kadar geçen süre" anlamına geldiği açıktır. Ayetin bir kısmının anlamı aynen şöyledir: "O ki uykusunda 'lem-temut'(ölmemiştir), Allah, 'mevtiha'(ölüm vaktine kadar) o nefislere 'yeteveffa'(vefa eder-süre verir).."

"Teveffa" babında kullanılan ve "vefat" ettirme anlamına gelen bu kelimede; "bir yerde görevini tamamlamak, süresini doldurmak" anlamı yüklüdür. Bu "vefa" kökünden "teveffa kavramı"nın sadece insanlar için kullanıldığını ve diğer canlılar için kullanılmadığını yukarıda ifade etmiştik. İslam toplumlarında; dünyada Allah'a karşı görevini, sorumluluğunu yerine getiren bir kişi öldüğünde; "vefat etti"; süresini tamamladı, Ahiret'e göçtü, dünyayı terketti denir.

Nitekim Alemler'in Rabb'i olan Allah, 13/40'da Peygamberimiz için "neteveffeyenneke"; seni vefat ettirirsek diyor, "öldürürsek" demiyor. Aynı şekilde 5/117'de Allah'ın bir sorusuna verdiği cevapta İsa; "ne zaman ki Sen beni 'teveffeteni"(vefat ettirdin), onlara Sen gözetleyici oldun..." diyor. Ancak savaş sırasında Peygamber'in öldürülmesi endişesine cevap olmak üzere Yüce Allah; "Muhammed bir Resul'dür, şayet o ölse(mate) yahutta öldürülürse(kutile), siz geri mi döneceksiniz.." der. Süleyman öldüğünde de şeytanlar onu anlamamış, bu şekilde bir süre daha itaate devam etmişlerdir. Bu sebepledir ki Yüce Allah burada da; "Süleyman'a ölüm(mevt)ü kaza ettik der..." Kafirlerin ölümünde de "mate-mvt" kökünden fiiller kullanılmıştır. Müslümanların canlı iken cansız olması anına işaret varsa yine "mate-mvt" kökünden bir fiil kullanılmıştır. Özetle "mate-mvt" geçmiş zamanın bir anına; "dönüşüm anı"na işaret ederken; "vefa-vfy" köklü fiil, "geçmiş bir zaman peryodu"na atıftır ve bu zamanın tamamlanması sonunda ölüm söz konusudur... Birincisi bir "an"a, ikincisi bir "zaman peryodununa ve sonuna" işaret eder.

Bu nedenle ölüm için "vefat" etti, yahut "teveffa"; Allah vefat ettirdi ifadeleri kullanılır. Burada verilen mesaj; Müslüman kimsenin; "canlı iken cansız- madde olması değil; ömrünü-süresini tamamlaması, Rabb'ine vefa göstererek dünyayı terk etmesi, Ahirete göç etmesidir." Zira "insanın-Müslüman"ın ölümü, diğer bitkiler ve hayvanların ölümü gibi "mutlak bir ölüm" olmayıp, başka bir yaşam uzayına göçmek yahut da geçmektir. Şimdi yukarıya aldığımız 3/55'in anlamı üzerinde tekrar durabiliriz:

Sonsuz Yüce Allah buyuruyor ki; "Ey İsa, Ben seni vefat ettireceğim(müteveffike); senin Dünya'daki görevine son vereceğim; sen üzerine düşeni yaptın; vefa gösterdin. Seni Kendime yükselteceğim. Seni Hakk'ı örtenlerden temizleyeceğim, uzaklaştıracağım. Sana tabi olanları(müminleri), "Kıyamet"e(Yaklaşan Saat'e) doğru, kafirlere(Hakk'ı örtenlere) üstün kılacağım."

Özetle Yüce Rabb'imiz buyuruyor ki; "Ey İsa ben seni Dünya'dan çekip alacağım ve kendime yükselteceğim. Yaklaşansaatte de; iman eden ve sana tabi olanları kurtuluşa erdireceğim; kafirleri-zalimleri ise helak edeceğim. Daha sonra da 'fiili kıyamet'ten sonra Bana döneceksiniz ve Ben hüküm vereceğim, hesap soracağım." İşte 3/55'in anlamı ve tefsiri bundan ibarettir.

Evet bize göre "İsa, öldürülemedi, ölmedi", Yüce Allah tarafından 2. Sema'ya, yahut 3. Sema'ya yükseltildi. Kıyamet(Saat); elbette "Yaklaşan Saat" geldiğinde; Dünya'ya "Son Peygamber'in tabiini ve adil bir imam" olarak dönecektir. Dünya'ya, İsa'dan önce gelmiş olan "büyük aldatıcı-yanıltıcı Deccal"e tabi olmayıp; ona karşı duranlar ve "gerçek anlamda Allah'a teslim olanlar", İsa'ya tabi olacaklardır. "Deccal"e tabi olan hakim güçler ve tüm milletler; ister Yahudi, İster Hıristiyan, ister "Müslüman kimlikli" olsunlar, "helak" olacaklardır. İşte Sünnetullah budur.

6) 4/157-158 ayetleri muhkem derecede açıktır. 4/159 ise yoruma muhtaçtır ve yorumu aşağıda verilecektir.

Onlar(İsrailoğulları), şöyle dedi: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük. Onu(İsa'yı), ne öldürebildiler, ne de çarmıha gerebildiler. Ancak onlara, o(İsa), benzetildi. Muhakkak onlar, ondan(öldürülmesinden), şüphe içinde, ihtilaf etmektedirler. Onların, onunla ilgili bir bilgileri yoktur. Ancak onlar, zanna uymaktadırlar. Onu, yakinen öldüremediler.
Bilakis, Allah, onu, Kendisi'ne yükseltti. Allah, Aziz ve Hakim'dir.
Şayet bir kimse 'Kitap Ehli'nden ise elbette ölmeden önce, ona (İsa'ya) iman edecektir. Kıyamet günü de o(İsa), onların üzerine şahit olur.

[NİSA(4)/157-159]

4/157-158'de açık bir şekilde bize Rabb'imiz şunu bildiriyor: İsrailoğulları, "Biz Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük." dediler. Hayır onu ne öldürebildiler, ne de çarmıha gerebildiler. Onlar, öldürdüklerini sanıyorlar, halbuki onu öldüremediler, benzetileni(Yahuda İskariot'u) öldürdüler. Onların birçoğu bu konuda şüphe içinde ihtilaf etmektedirler. Onlar o konuda bilgisizdirler, ancak zanna uymaktadırlar. Onu kesin olarak öldüremediler, bu konuda yakin bir bilgi ve görgüden mahrumdurlar. Bilakis Allah, İsa'yı Kendisi'ne yükseltti. Allah, Aziz ve Hakim'dir."

Bu iki ayet, tek başına İsa'nın ölmediğinin ve yükseltildiğinin apaçık bir delilidir. Daha ne arıyoruz acaba? İlle de "kuru-mantıkçı teviller"le saptırma gayretleri niye? Birileri İsa'nın dönüşünü amaçlarına alet ediyor; mehdiler ihdas ediyor diye gerçeği yok mu sayacağız? Bütün bunlar "radikal-hastalıklı sapmalar"dır. Buraya kadar gözden geçirdiğimiz tüm "ayetler" ve üzerinde durduğumuz "kavramlar", birbirini teyid ediyor ve "işaretler-açık deliller sistemi"ne dönüşüyor.

Son olarak 4/159'un anlamı ve yorumu üzerinde duralım: Kur'an'da "Kitap Ehli" ve "Kitap Verilenler", ilişkili iki kavramdır. Özellikle "Kitap Ehli"nin; Yahudi ve Hıristiyanlar olduğu açıktır ve bu konu üzerinde hiçbir tartışma da yoktur. O halde, ayetin anlamını tekrarlayalım; "Şayet bir kimse 'Ehli Kitap' olanlardansa; yani Yahudi ve Hıristiyanlardansa; elbette o kimse ölmeden önce İsa'ya iman edecektir. Kıyamet(Mahşer) günü de, İsa onların üzerine şahit olacaktır."

Burada bazı alimler, "(ehli kitaptan) o kimse ölmeden önce, İsa'ya iman edecektir" yerine "İsa ölmeden önce, (ehli kitaptan) o kimse İsa'ya iman edecektir" dese de; ayetin anlamı ve yorumu değişmiyor. Ancak biz birinci anlamı, daha doğru ve isabetli görüyoruz. Nitekim ayetin anlamını da o şekilde verdik. Bu iki durumda da açıklanması ve anlaşılması gereken bir durumla karşı karşıyayız. O da şudur:

İsa'ya iman etmeyen, hatta ona düşman olan Yahudiler gibi "ehli kitap" olanlar, ölürken neden İsa'ya iman etsinler? Bu sünnetullaha tamamen aykırıdır. İslam'ı kabul etmeyen ve Yahudi-Hıristiyan olanların, İsa'ya, Hıristiyanlar gibi şirk koşması değil, "iman" etmesi nasıl mümkün olur? İsa gelmeyecekse; değil İsa'ya düşman Yahudiler'in "iman" etmesi, Hıristiyanların tamamının bile bir Müslüman gibi İsa'ya "iman" etmesi imkansıza yakın bir olaydır. Bugünkü Hıristiyanlar'ın, "teslis inançları", "iman" değil "azim bir şirk"tir.

O halde, anlamı açık olan bu ayette "çelişki gibi görünen durumu" nasıl gidereceğiz? Buraya kadar sıraladığımız "deliller sistemi"nin ışığında; İsa'nın, "yaklaşansaat"te dönüşü bir gerçektir. Bugün "dünyanın hakimleri-zalimleri", "ehli kitap" olanlardır. Bunlar elbette "Deccal"in adamlarıdır ve sünnetullah gereği "helak" olacaklardır. "Deccal"e karşı duran ve daha sonra da İsa'ya tabi olanlar, elbette "İsa'ya iman edenler" ve "kurtuluşa erenler"dir. Deccal'le, İsa arasındaki Peygamberimiz'in haber verdiği "kıyamet savaşı"; Deccal'in ve yanında saf tutanların; yani Hıristiyanların, özellikle de Yahudilerin ölümüyle son bulacaktır. İşte bu şekilde ölen Hıristiyan ve Yahudiler de son anda; yani "ölüm anı"nda; Mesih diye yanında saf tuttukları adamın "Deccal", "Deccal" diye karşı durup savaştıklarının ise Son Rahmet Elçisi'nin habercisi olan gerçek "Mesih İsa" olduğunu anlayacaklardır ve ona "iman ederek ölecekler"dir.

Ancak bilindiği gibi bu iman geçerli değildir. Nitekim "Firavun"da son anda iman etmişti ve bu geçerli bir iman değildir. İşte böylece; "Ehli Kitap" olanlar; ya İsa'ya gerçek anlamda iman edip Müslüman olacaklar ve kurtuluşa erecekler, ya da "son ölüm anı"nda gerçeği kavrayıp iman edeceklerdir ki; bu iman, geçerli olmayacaktır. İsa'ya karşı Deccal safında yer aldıkları için mahşer gününde İsa, "Ehli Kitab"ın; yani Yahudi ve Hıristiyanların aleyhinde şahitlik yapacaktır. İşte ayetin anlamı ve çelişkiye yer vermeyen doğru tefsiri budur, bizce.

7) Son olarak 3/49, 19/21, 21/91 ayetlerinin verdiği mesajı anlamaya çalışacağız.

3/49'un baş tarafında; "İsa, İsrailoğulları'na bir elçidir..." deniyor. Evet, İsa'nın İsrailoğulları'nın kavmi Son Elçisi olduğu açıktır. Her kavme kendilerinden bir elçi gönderilmiştir. İnsanlık alemi için gönderilmiş tek evrensel elçi, İsa'nın da müjdelediği ve ümmeti olmayı dilediği Hz. Muhammed(s.a.v.)'dir. 19/21 ve 21/91'e göz atacak olursak, İsa'nın evrensel bir boyutuna işaret edildiğini görürüz. O halde kavmi-yerel bir Peygamber olan İsa'nın; "insanlara-alemlere bir ayet ve rahmet" olması nasıl mümkün olabilir?

(Cebrail) Dedi ki: "Böyledir, senin Rabb'in dedi ki: 'Bu(İsa'nın yaratılması) Benim için kolaydır. Onu(İsa'yı) 'insanlara bir ayet' ve Kendimizden bir 'rahmet' kılacağız ve bu iş yerine gelmiştir.'"

[MERYEM(19)/21]

O (Meryem), ırzını korudu, Biz ona ruhumuzu(İsa'nın ruhunu) üfledik, onu ve çocuğunu "alemlere bir ayet" kıldık.

[ENBİYA(21)/91]

Sadece İsrailoğulları'na gelen bir elçinin, "insanlığa ayet ve rahmet" olması, "alemlere ayet olması"nın anlamı açık değil midir? Peygamberimiz'in alemlere rahmet olarak gönderildiği, Kur'an'la sabittir. Peygamberimiz(s.a.v.), tüm "cin-insan toplumları"na ve hatta canlılara; Kur'an'la rahmet olarak gönderilmiştir. Bir kavme gönderilmiş, kavmi tarafından reddedilmiş ve öldürülmeye tam teşebbüs edilmiş bir peygamberin; yani İsa'nın evrensel bir boyutuna işaret ediliyorsa; "insanlığa ayet ve rahmet" olduğu vurgulanıyorsa; bunun anlamı açıktır. Zira İsa, İslam'ın ve Allah'ın Rahmeti"olan Kur'an'ın, tüm canlılara-dünyaya yansımasında; gerçek "altın çağ"ın tecellisinde, evrensel bir lider olarak görev alacaktır.

KUR'AN'DA: "DECCAL"İN ÇIKIŞINA İŞARETLER

"Deccal", başka bir yazının konusu olacak önem ve genişliktedir. Ancak burada İsa'nın antisi olan bu "İblis oğlu Deccal"den söz etmek durumundayız. Nitekim bu "çok yüzlü-yalancı"ya dokunmadan edemedik. Bu küfrün ve cin-şeytanların "Mesihi Deccal planı", bugün dünyada işliyor. Bu "İblis'in kadim planı"dır. Bu konuyu "KADİM PLAN: İBLİS DÜNYAYI ELE GEÇİRMEK ÜZERE.." başlığı altında inceleyeceğiz. Burada "Deccal"in, Kur'an'da izini sürmeye çalışacağız. Sahih hadis kaynaklarında tekrarlı da olsa; "225 tane "Deccal"i anlatan sahih hadis" bulunmasına rağmen; Kur'an'da açıkça yer almamıştır. Ancak kapalı-saklı olarak "Deccal"e işaret eden bazı ayetler mevcuttur. İşte "Deccal"e işaret ettiğine inandığımız ayetler:

1) 'Allah'a karşı yalan söyleyerek iftira eden'(Deccal)den veya O'nun(Allah'ın) ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Muhakkak o, iflah etmez zalimlerdendir.

[EN'AM(6)/21]

'Allah'a karşı yalan söyleyerek iftira eden'(Deccal)den, yahut ona Hak geldiği vakit Hakk'ı yalanlayandan daha zalim kimdir? Kafirler için cehennem bir barınak değil midir?

[ANKEBUT(29)/68]

"Deccal", çokça yalan söyleyen çok yüzlü; yani yüzünü kime çevirirse, o kimsenin kutsal saydığı liderleri temsil ettiğini söyleyerek, herkesi memnun etmeye çalışan; Hak'la, Batıl'ı yer değiştiren, şeytan tohumu "saptırıcı bir lider"dir. "Deccal"in, temel özelliklerinden birisi de "Allah'a karşı yalan söyleyerek iftira etmesidir." Hatta "Allah'a karşı yalan söyleyenler"in en zalimidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan zalimler de, onu tasdik edeceklerdir ve onun safında yer alacaklardır. Yukarıda birinci gruptaki ayetlerde, "Deccal"in vasıflarından birisi ifade edilerek atıf yapılmıştır.

2) Onlar, beklemiyorlar; ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya senin Rabb'inin gelmesini yahut Rabb'inin bazı ayetlerinin gelmesini bekliyorlar? O gün senin Rabb'inin bazı ayetleri geldiğinde; bir kimse daha önceden iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa; o kimseye imanı fayda vermez. De ki: "Bekleyin, muhakak biz de bekleyenlerdeniz."

[EN'AM(6)/158]

Senin Rabb'in izin verdiği zaman, elbette 'azabın kötüsüne sürükleyecek olan o kimse'yi(Deccal'i), 'Kıyamet'e(Yaklaşansaat'e) doğru, onlara gönderecektir. Muhakkak senin Rabb'in, cezası seri(süratli) olandır. Şüphesiz O, bağışlayandır, acıyandır.

[ARAF(7)/167]

Dedi ki: "Rabb'im, hak ile hükmet! Bizim Rabb'imiz Rahman, sizin 'vasfettiğinize' (Deccal'e) karşı, Kendisi'nden yardım istenendir."

[ENBİYA(21)/112]

Zalim kafirler, tarihler boyunca "Allah'ın ve meleklerin gelmesi"ni istemişlerdir. Özellikle de Yahudiler, Peygamberimiz'den bunu istemişlerdir. 2. gruptaki 6/158 ayeti, açıkça bu isteği ifade etmektedir. 7/167 ayeti, "Deccal"e en belirgin şekilde işaret eden bir ayettir. Bu sapkınlığın zalim lideri "Deccal"in çıkışı, elbette "Allah'ın Planı"nın içindedir ve O'nun izniyle olacaktır. Sonsuz Yüce Allah, 7/167 ayetinde ifade ettiği gibi "o adam(Deccal), insanları, azabın kötüsüne sürüklemek için "Yaklaşan Saat"e doğru ortaya çıkacaktır". Allah'ı, melekleriyle bekleyenlere; Deccal; "ben sizin Rabb'inizim, beni bekliyordunuz, işte geldim" diyecektir. Yanında kendilerini melek diye takdim eden "İblis'in cin-şeytanları" da elbette yer alacaktır. 21/112 ayeti de, Rab'lerine sığınan müminlerin; Deccal'e ve dostlarına verecekleri cevabı ifade etmektedir: "Rabb'im, hak ile hükmet! Bizim Rabb'imiz Rahman, sizin 'vasfettiğinize' (Deccal'e) karşı, Kendisi'nden yardım istenendir."

3) Bir 'Fitne'(Deccal fitnesi)den sakının ki; o sadece sizden zalimlere dokunmaz. Biliniz ki Allah, cezası gerçekten şiddetli olandır.

[ENFAL(8)/25]

(Muhammed) dedi ki: "Bilemem, umulur ki 'o' (Deccal), sizin için bir 'Fitne'dir ve bir vakte kadar da sizin için bir 'metalanma'(yararlanma) vardır."

[ENBİYA(21)/111]

Sahih hadis kaynaklarının hepsinin "Fiten"(fitneler) bölümleri vardır. İnsanlık tarihinin en büyük fitnesi "Deccal Fitnesi"dir. Nuh'dan bu yana tüm peygamberler kavimlerini "Deccal Fitnesi" ile uyarmışlardır. Nesilden nesile bu bilincin oluşmasını istemişlerdir. En açık ve şiddetli uyarıları, Peygamberimiz yapmıştır. Sahih kaynaklarda "Deccal"i anlatan, bir kısmı ortak olmak üzere 225 hadis yer almaktadır. O Deccal, gelmiş, geçmiş en büyük "fitne"dir. O sadece zalimlere dokunmaz, müminler için de ateşten bir imtihandır. Bu sebepledir ki: "Bir 'Fitne'(Deccal fitnesi)den sakının ki; o sadece sizden zalimlere dokunmaz. Biliniz ki Allah, cezası gerçekten şiddetli olandır." diyor Yüce Allah.

4) Onlara verdiğimiz o şeylerden(nimetlerden) yararlanmaları ve (Hakk'ı) örtmeleri sebebiyle yakında bilecekler!
Görmediler mi muhakkak Biz, 'Emin ve Haram'(Mekke) kıldık. (Mekke'nin dışında), onların (müşriklerin) çevrelerindeki insanlar, (Deccal ve şeytanlar tarafından) kapılacaktır. Onlar, Allah'ın nimetini(İslam nimetini) örtüp, batıla mı iman edecekler?

[ANKEBUT(29)/66-67]

Allah'ın verdiği bunca nimetlerin ve özellikle "Kur'an" nimetinin kıymetini bilmeyip örten "müşrikleri" de, Yüce Rabb'imiz tehdit ediyor. Özellikle "Kur'an'a şaşı bakanlar"ın, Deccal çıktığında uyansalar bile geç kalmış olacakları; "Deccal hizbi olan insan ve cin şeytanları" tarafından kapılacakları, sahih hadislerde de ifade ediliyor. Bu "kapılma-saldırıya uğrama" meselesini, Yüce Rabb'imiz 29/67'de açıkça bize şöyle bildiriyor:

"Görmediler mi muhakkak Biz, 'Emin ve Haram'(Mekke) kıldık. (Mekke'nin dışında), onların (müşriklerin) çevrelerindeki insanlar, (Deccal ve şeytanlar tarafından) kapılacaktır. Onlar, Allah'ın nimetini(İslam nimetini) örtüp, batıla mı iman ediyorlar?"

Sonuç olarak 4 grupta topladığımız ayetler, "Deccal Fitnesi"ne, kapalı bir şekilde işaret etmektedir. Sonsuz Akıl Sahibi'nin Kitabı Kur'an'ı, hakkıyla kavramaya çalışır; Peygamberimiz'den gelen "sahih haberler"i layıkı vechiyle incelerseniz; Deccal'in, "Allah'ın Planı"ndaki yerini ve anlamlılığını elbette görürsünüz. "Kütübü Sitte"de yer alan; "Deccal'in çıkışını, vasıflarını, hilelerini, iftira ve yalanlarını, kendisine kimlerin tabi olacağını" açıklayan hadisler, hadis boyutunda açık ve anlamlıdır. "Kütübü Sitte"de, Deccal'in gelişini ve aldatıcı cambazlıklarını anlatan hadislerin toplamda 225'e ulaşması; meselenin önemini ve gerçekliğini açıkça ortaya koymaktadır.

KUR'AN DIŞI BEKLENTİ: "MEHDİ"

"Heda-hdy" kök fiili; doğru yola iletmek, hidayete erdirmek, rehberlik etmek anlamlarını kapsamaktadır. Bu kök fiilinden ismi fail; "hadin-hadi"; hidayete erdiren, yol gösterendir. Kur'an'da, 13/7,33, 39/23,36, 40/33, 22/54, 30/53, 27/81, 7/186, 25/31 ayetlerinde geçmektedir. "Heda-hdy" kökünün ismi mefulu, "mehdiyyun"dur ve Kur'an'da hiç geçmemektedir. "Mehdiyyun"un anlamı; hidayete erdirilmiş, hidayet verilmiştir. Bugün dillerde dolaştırılan "mehdi", işte bu ismi meful "mehdiyyun"dur. İster gramer olarak, isterse anlam olarak böyle bir özel kimseye işaret eden "kavram" yahut bir ayet, Kur'an'da mevcut değildir.

Genel anlamda; insanlık tarihindeki tüm peygamberler ve onlara tabi olan müslümanlar, "hidayete ermiş kimseler"dir. En genel haliyle Allah; "hadin-hadi"; hidayet veren; tüm müslümanlar ise, şirk koşmadıkları takdirde "mehdi"; hidayete ermiş kimselerdir. Kur'an'i olarak ve gerçek anlamda "heda-hdy" kökünden türemiş bu kavramların anlamları böyledir.

"Kur'an" dışı oluşturulan "Mehdiyyun-mehdi-kurtarıcı" kavramının istilahi kullanımı; "özel bir şekilde, hatta bir gecede hidayete ermiş kimsedir. Şia'ya göre bazı farklı görüşler olsa da, yaygın görüş; Ali soyundan gelen 12. imamın, çocuk yaşta kaybolması-gizlenmesi, daha sonra da ortaya çıkarak; dünyaya, Şia'yı hakim kılacak kimsedir "Mehdi". Kendisine kayıp imam denir ve bu halde bile, bir "kutup" olarak dünyayı yönetir. Şia'ya göre; İsa geldiğinde, "Mehdi"ye tabi olacaktır.

Esas itibariyle "Ehli Sünnet" denen büyük çoğunluk; ne böyle bir "Mehdi-kurtarıcı" beklentisine sahiptir ve ne de kaynaklarında bu konuda deliller vardır. Bu "Mehdi anlayışı"nın kaynağı Şia ve "tasavvuf felsefesi"dir. İblis, "tasavvuf felsefesi"yle İslam'a şirk kanalları açmakla kalmadı; "kutuplar", "batın ilmi", vahiy kesildiği halde vahiy alan, geleceği bilen "evliyalar(!)", "şeytani fısıltılar"la beslenen "kurtarıcılar" üretip-türetmiştir. İslam tarihinin "fitne dönemi" nden bu yana; "kurtarıcılar", "mehdiler", "sahte resuller" eksik olmamıştır. Bir kısım "şeytani emperyal güçler" de, kendi amaçlarını gerçekleştirmek için bu kanalları bol bol kulanmışlardır ve halen kullanmaktadırlar.

Özellikle bu "mehdiyet fikrini" ihdas eden, bugün bu beklentiyi pompalayan "İblis ve adamları"dır. Amaç, İslam coğrafyasını, "Deccal hakimiyeti"ine hazırlamak ve paketlemek için "olağanüstü güçlere sahip, özel ilim verilmiş, adeta elindeki asasıyla deccalvari, dokunduğunu dönüştüren bir lider" ihdas etmek... Amaç, bu özellikleri kendisine kim veriyorsa, elbette ona hizmet edecek bir "Mehdi" tezgahlamak... Bugün cehalet içinde yüzen, Kur'an'ı terketmiş, şirk bataklığına gömülmüş müslüman etiketli kitleleri, bu yolla yönlendirmek, aldatmak ve Deccal saflarına çekmek...

"Kütübü Sitte"de toplamda 9 hadis, "Mehdi"den söz etmektedir. Bunlardan bir tanesi; İbni Mace/4039'da; "Mehdi, Meryem oğlu İsa'dır" der. Tirmizi/2333, İbni Mace/4083, 4084'de yer alan üç hadiste; mal bolluğundan; "Mehdi"nin mal dağıtmasından bahsedilir ve Peygamber'in soyuna vurgu yapılmaz. Bu hadisler, müslümanların adaletli imamı olacak İsa'ya da işaret edebilir. İbni Mace/4088'de; "Doğu'dan siyah bayraklı bir takım insanlar çıkacak ve Mehdi'nin halifeliği için ortam hazırlayacak" deniyor. Bu hadis, Abbasi devrimine ve Abbasi halifesi Mehdi'ye bir işarettir bizce...

Geride, Mehdi ile "Ehli Beyt" arasında bağlantı kuran sadece dört hadis kalıyor. Bunlar, İbni Mace/4085, 4087 ve Ebu Davut/4284, 4285 numaralı hadislerdir. Bu hadislerlerde, Hasan-Hüseyin soyundan gelen ve halife olmasalar da "İslam topluluklarına imamlık yapan alimler"e bir atıf olabilir. Bu dört hadisi, "Şia'nın Mehdi düşüncesi"nin muhtemel etkileri olarak da görmek bizce mümkündür. İşte bir bardak suda koparılan "Mehdi fırtınası" budur. Şia kaynaklı "zayıf ve uydurma hadisler"le durmadan birileri "Mehdi yelkenleri"ni şişiriyor ve "Mehdilik fikri"ni pompalıyor hepsi bu kadar...

Kur'an'da dayanağı olmayan, "Kütübü Sitte"de tartışmalı bir kaç hadisle işaret edilmiş "Mehdiyyun-mehdi"; "özel olarak hidayete erdirilmiş bir lider"; Kur'an'ın, İslam'ın ve ilmin aydınlığında anlamlı olabilir mi? Elbette anlamlı değildir. Böyle bir "mehdi kabulü" İslam'a da uygun değildir ve çelişkiler doğurmaktadır. Dünya'da bir "İslam milleti" varsa; bu "İslam milleti"nin, "kendi aralarında birbirlerine amansız düşman, ancak kafirlere dost" olması düşünülebilir mi? Bizce şayet İslam milleti varsa, bunlar olamaz. İslam, bozulmuş, "şirk dini"ne dönüşmüşse bu düşmanlıklar ve düşmanlarla dostluklar o zaman tabiidir. Sonuçta iki durum söz konusudur: Ya Dünya'da; "özgür-egemen İslam milleti vardır, ya da yoktur."

Bu iki durumdan hangisini kabul etseniz fark etmez, "tanımlanan ve beklenen Mehdi" fikri, iki halde de İslam'a aykırıdır. Şayet "İslam milleti" mevcutsa, tabii ki fertleri ve yöneticileri hidayet üzeredir. Böyle bir "İslam milleti"nin kendi liderini, ortaya çıkarması gerekir. Olağanüstü vasıflar, hidayete ermiş olmak, hele bir gecede Allah tarafından hazırlanmış Mehdi; ya da Şia'daki Mehdi anlayışı, külliyen İslam'a aykırıdır, sünnetullaha aykırıdır, akla aykırıdır.

Şayet ortada bir "İslam milleti" yoksa; yani Dünya'daki İslam toplumları, şirk toplumuna dönüşmüşse; o zaman böyle bir topluma, ancak elçi gönderilir, o da gelmeyeceğine göre; özel olarak hidayete erdirilmiş "Mehdi" ne yapacak? Kendisi hidayete ermiş, geldiği topluluklar hidayetten sapmış. İnsanları hidayete mi çağıracak, onların düşmanlıklarını-kavgalarını yok edip; liderleri mi olacak? İnsanlık tarihinde böyle bir örnek var mıdır? Ellerinde bulunan "Kur'an", "hidayet"i sağlamamışsa; Müslüman olduğu söylenen insanların şirke kucak açmasına engel olamamışsa; "Mehdi" ne yapacak? Büyülü asasıyla deccalvari dönüşümler mi sağlayacak? Bütün bunlar, Kur'an'a aykırıdır ve İslam'ın içine sokulmuş "tasavvuf felsefesi"nin ve "Şia felsefesi"nin ürünü bir hastalıktır.

Sonuç olarak, "Mehdi"; yani kurtarıcı beklentisi; Hakk'a teslim olamayanların, nefislerini ilahlaştırarak, şeytanların etkilerine açık hale gelenlerin; ellerindeki "İslam Nimeti"ni kaybettikten sonra başka milletlerin baskısı altında yaşayanların, kendi aralarında param-parça olanların; aczine ve acz içinde beklentilerine cevap aramaktan başka birşey değildir. Sürekli "Mesih-Mehdi beklentileri" ve bu beklentilere "cevap verme kurnazlıkları", tarihler boyunca eksik olmamıştır. Netice olarak söyleyeceğimiz şudur: "Mehdi beklentisi"nin ne Kur'an'da, ne "Sahih Sünnet"te, ne de "sahih akıl"da bir yeri yoktur.

SONUÇ

1) İsa'nın dönüşü, Kur'an, Sahih Sünnet delilleriyle bizce kesindir ve gerçek ilim sahiplerinin kavrayacağı düzeyde sabittir. Ancak İsa'nın gelmeyeceğini ve bunun İsrailiyat olduğunu söyleyen ilimsiz kimselerin ya da bilginlerin bu görüşleri, şayet gerçek anlamda Müslüman iseler onları İslam'dan çıkarmaz. İsterlerse, efendilerini ve nefislerini tatmin etmek için "İsa'nın dönüşü yalandır" da diyebilirler.

2) İsa, bir Elçi Peygamber olarak dönmeyecektir. İsa, alemlere rahmet olarak gönderilmiş Son Peygamber'in ümmeti olma şerefine kavuşacaktır. Kur'an ve onu anlama ilmi "Hikmet" öğretilmiş olarak dönecektir. Özellikle "İsrailoğulları'nın helakı"na ve "Fiili Kıyamet"e bir işaret olacaktır. İsa, "Deccal fitnesi"nin sonuna doğru gelecek, "Deccal'e karşı savaşan Müslümanlar"a lider olacak; Deccal ve saflarında yer alanların helakına vesile olacaktır.

3) İsa'yla ilgili 127 tekrarlı Hadis mevcuttur. Bunlardan 50 tanesi doğrudan "İsa'nın gelişi"ni bildirmektedir. Deccal'den haber veren 225 Sahih Hadis'in 31'inde, İsa'dan da söz edilmektedir. Bu hadisler, "Kütübü Sitte"de bulunmaktadır. Bunlara, yazının hacmini genişleteceği için yer verilmemiştir. İsteyen bunları bu kaynakların, özellikle "fiten" bablarından okuyabilir.

4) İsa'nın dönüşünün en güçlü işaretleri-delilleri, ne Yahudilik, ne de Hıristiyanlık metinlerindedir, aksine İslam'ın kaynaklarındadır. Bazı alim şapkalı zatların dillerine pelesenk ettiği; "İsrailiyat", gerçek İslam Alimleri'ne, Musa'ya ve gerçek anlamda Allah'a iman etmiş İsrailoğulları'na da haksızlıktır. Benzer iftiraları, bugünün müşrik-zalim Yahudileri ve Hıristiyanları, İslam Peygamberi'ne; Kur'an'a yapmışlardır. Kur'an'la "Tora-Tevrat" arasındaki aynı kaynaktan gelme paralelliği, Son Elçi'yi, hahamlardan ders gördü iftirasına ve onu reddetmeye götürmüştür. Bu yöntemler, "Hakk'ı örtme"nin en ucuz, en kolay yoludur.

5) İslam kaynakları dışında; "Tora-Tevrat", "İnciller", özellikle İsa'nın gerçek havarisi olan Barnabas'ın notlarından oluşan "Barnabas İncili" ve Tevrat'ı yeniden derleyen Ezra'ya(Üzeyr)'e ait "Saklı Metinler"de; İsa'nın dönüşüne işaret eden "açık ifadeler ve işaretler" vardır. Ancak sözünü ettiğimiz kaynaklarda yer alan delillere, bu çalışmada yer verilmemiştir.

Aynı kaynaklar, "Deccal" konusunda da anlatımlar ve kanıtlar içermektedir. Böyle olması da tabiidir. Zira Nuh'tan sonra tüm peygamberler, Dünya'nın sonuna doğru ortaya çıkacak olan bu "evrensel aldatıcı şeytan tohumu"ndan bahsetmişlerdir. Bu kaynaklarda bozulmalar olsa da, vahye dayalı birçok gerçeğin bugüne ulaştığı bir hakikattır. Ancak "Deccal" konusundaki bu delillere de yazımızda yer verilmemiştir.

6) "Deccal", Peygamberimiz tarafından açıkça anlatılmıştır. "Kütübü Sitte"de 225 kere Deccal'e atıf yapılarak gerekli açıklamalar yapılmıştır. Bu hadislerin 31'inde İsa ile Deccal birlikte zikredilmektedir. Ancak Kur'an'da, "Deccal"den açıkça bahsedilmemekle beraber; kapalı atıf ve işaretler vardır. Bunun hikmeti, anlamak isteyenler için açıktır. Deccal, insanlık tarihinin en büyük "fitne"sidir. Adeta "Hakk'ı örtenler"i kendisine çeken bir "mıknatıs" ve ayıraçtır. Bir anlamda "altın"ın "ateşte denenmesi" gibi, gerçek müminlerin ateşten imtihanıdır. Deccal'in, "Yaklaşan Saat"te ortaya çıkacağı, "İsa'nın dönüşü" derecesinde olmasa da kesindir. Birileri buna inanmakta zorlanabilir, başka taraflara çekebilir ve Peygamber'in uyarılarını hafife alabilir.

Ancak bir Müslüman, karşılaştığı bir meselede; şayet Kur'an'da bir çözüm bulamıyorsa; kuru mantığı yerine "elinde tek bir Sahih Hadis dahi olsa" ona göre meseleyi çözmelidir. O halde "Kur'an'ın işaretleri" ve onlarca Sahih Hadis, neden kendisine bu konuda delil olmasın?

7) "Mehdiyyun-Mehdi" kavramına; yani beklenen "kurtarıcı yapay bir lider"e, Kur'an'da yer yoktur. Sahih Sünnet'te yer alan 9 hadisten 4 tanesinin Peygamber soyuna atıf yaptığını; ancak bir "Kurtarıcı Mehdi" beklentisine esas teşkil edemeyeceğini ortaya koymuştuk. Ayrıca İslam ve Sünnetullah açısından böyle bir beklentinin, anlamlı ve tutarlı olamayacağını ifade etmiştik.

Bu mesele, tarihler boyunca; toplumları, belli amaçlara yöneltmek için bir manipulasyon aracı olarak kullanılmıştır. Yakın tarihte, İslam etiketli toplulukları, İngiliz emperyalizminin bu "mehdi silahı"nı kullanarak nasıl yönlendirdiğini bilmekteyiz. Osmanlıyı parçalayıp, petrolün üzerine oturmak için İngiliz casusu Lawrance'nin, Araplar için nasıl bir "kurtarıcı-Mehdi" rolü oynadığı hatırlanmalıdır. "Tasavvufi-şeytani felsefe"den beslenen; İngiliz parmağıyla güçlenen ve bugün "Dünya New Age dini"ne dönüşen Bahailik gibi, nice "mehdici tarikatlar" ihdas edildiği biliniyor.

"Kabbalacı Küresel Efendiler"in, İblis aşılı "New Age Dini"ni, dünyaya hakim kılmak için bu "mehdi kanalları"nı kullandığı ve gelecekte de kullanmaya devam edeceği açıkça gözükmektedir. Ancak bu hesaplar ve politikalar; asıl "İblis'in Deccal planı"na hizmet etmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Unutulmamalıdır ki; İblis'in planı da dahil tüm planlar, elbette "Sonsuz Yüce Allah'ın Planı"nın içindedir. Dünya'nın, herkesin ve her şeyin akıbeti de O'nun elindedir, gerisi bir aldanmadan başka birşey değildir.

12/01/2011 Dr. Halil Bayraktar
yaklasansaat.com

Kaynaklar:
1) Kur'an'ı Kerim
2) Kütüb-ü Sitte


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.