Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com





 

Dinler/ Kur'an'da "İslam"/ "Radikalizm": İslam Değil "Hastalık"tır

"RADİKALİZM": İSLAM DEĞİL "HASTALIK"TIR

"Radikalizm", Latince bir kökten gelen "Radikal-kökten" kelimesinden türetilmiş bir terimdir. Köklü değişimci, köklü yenilikçi, aşırılıkçı, aşırı tutucu, aşırı yenilikçi, temelden yıkıp-yapıcı, fundamantalist gibi anlamları çağrıştıran bir deyim radikalizm.

Bizim burada "Radikalizm"den kastımız; "İslam etiketli radikalizm"dir. Radikalizm ve özellikle "İslami radikalizm", günümüzde yaygın bir akım olarak gündemi işgal etmektedir. Bu deyimin yaygın kullanıcıları, bu olumsuz terime "istilahi" bir anlam kazandırmışlardır. Çağın egemen güçleri, "radikalizm" kavramını; kendi egemenliklerine yönelik tehdit oluşturacak dini-siyasi hareketleri de katarak genişletmişler; insanlığın baş belası ve mücadele edilmesi gereken "dini-siyasi akımlar" olarak dünyaya kabul ettirmişlerdir. Çoğu kere de özellikle İslam adına ortaya çıkmış, yahut kendi elleriyle besleyip büyüttükleri bu tarz "radikal hareketleri", gizli ellerle yönlendirerek; siyasi-ekonomik küresel hakimiyetlerini pekiştirmede ve amaçlarını gerçekleştirmede bir araç olarak kullanmaktadırlar.

Yakın tarih, "emperyal güçler"in bu oyunlarının kolayca sergilendiği örneklerle doludur. Böylece "kontrollü radikaller" üret, teröre dönüştür; sonra da stratejik bölgeleri ele geçirmek için taş üstünde taş, insan üstünde baş bırakma. İşte Ladinler, Saddamlar, işte Afganistan, işte Irak ve Orta-Doğu... İşte kulelere sofistike vuranlar ve işte ihale üstlerinde kalanlar; terörist bozuntusu hastalıklar... Ve işte insanlığın son umudu ve alemlere rahmet olan Elçi'ye ve getirdiği Kitab'a sürülen lekeler ve iftiralar...      

"İslam radikalizmi" diye nitelendirilen dini-siyasi hareketler ise; sözde İslamı ihya etmek, hakim güçlere baş kaldırmak ve bağımlılıktan kurtulmak gibi amaçlara yönelen hareketlerdir. Ancak bu amaçlara hizmet etmekten çok, "İslama ve suçsuz insanlara zarar vermek"te; "hakim güçlerin ekmeğine yağ sürmek"tedirler. Bu nedenledir ki "hakim küresel güçler", küresel eylemlerini gerçekleştirmek için bu tip hastalıklı hareketleri, insanlığın gözünün içine bakarak sinsice üretmekte; insanlık dışı eylemlerine meşruiyet sağlamaktadırlar.

Bu tarz "radikal gruplar", İslamı kavramadıkları için bu güçlerin çoğu zaman bir maşası haline gelmekte; meşruiyetlerini kaybetmekte; İslama akılsızca büyük zararlar vermektedirler. Emperyal güçlerin sahnelediği siyasal-ekonomik oyunun adeta "kötü oyuncuları" olmakta; her defasında perde küresel efendilerin zafer nidalarıyla kapanmaktadır. Bu yolla iki yönlü kazanç elde edilmektedir: Birisi küresel ekonomik-siyasal amacın gerçekleştirilmesi. İkincisi, İslamın insanlığa her anlamda kurtuluş sunan rahmet boyutunun bombalanması. Ve böylece İslamla, terörün, kan ve cehaletin özdeşleştirilmesi...

"Küresel efendiler"in, kendi kontrolleri dışında olan ve işlerine gelmeyen her "İslami kıpırdanışı" radikalizm diye yutturmaları, ayrıca kazanç üstüne kazançtır elbette... Bu yolla İslam sürekli kan kaybedecek; küresel efendiler ise sürekli kazanacaklardır. Bu tek taraflı bir "kazan kazan oyunu"dur.

Biz bu yazımızda genel anlamda radikalizmi değil; özel olarak "İslam etiketli radikalizm"in, İslamla ilişkisinin ne olduğunu ve esas itibariyle bu tip akımların öncülerinin; İslamdan ne kadar uzak, "hastalıklı bir kişilik" sergilediklerini ve "kendi tekil yolları"nı izlediklerini ortaya koymaya çalışacağız. İslam tarihinde Hz. Ali zamanından başlayarak, bugüne kadar ortaya çıkan "İslamdan sapmalar", radikalizmin tüm çeşitlerini sergilemektedir. Biz özellikle "İslam radikalizm"ini, en geniş anlamda; "İslamın temelini doğru algılayamamış ve İslam adına  ortaya çıkmış tüm akım ve eylemler" olarak alacağız. Buradan baktığımızda; "Haricilik"le başlayan sapma; tarih boyunca ortaya çıkmış tüm sapkın hizipler ve günümüzde özellikle şiddete başvuran "radikal hareketler" olarak geniş yelpaze bu tanımın içindedir.

Yine biz burada, İslamdan sapan "radikal hizipleri ve hareketler"i incelemek yerine; "İslamı-Kur'an'ı" doğru kavrayamamanın sebepleri; İslamı doğru anlamadaki engeller üzerinde durmaya çalışacağız. Özellikle İslamı doğru bir şekilde kavramaya engel olan ve kişiyi radikalleştiren "kişilik bozuklukları"na vurgu yapacağız. Bir anlamda da tekil bir yapıya sahip olan kişinin "İslamı-Kur'an'ı, kendi mantalitesine uydurması" gerçeğini dile getirmiş olacağız. Bu nedenledir ki "radikalizm"in, İslam olmadığını; bir "sapma-kavrayamama"; bir anlamda da "hastalık" olduğunu başlığımıza taşımış bulunmaktayız.

İSLAM VE METODOLOJİSİ

Burada "İslam olanı", "olmayan"dan ayırıcı temel kriter olarak; "Kur'an'daki İslamın tanımı"nı ve Kur'an'ı alacağız. Bu sebepledir ki "İslam düşüncesi"nin nasıl inşa edildiğini ve nasıl işletileceğini öncelikle ortaya koymalıyız ki, "İslamdan sapma"yı ölçebilelim ve İslam diye ortaya konan şahsi(enfüsi) yaklaşımları anlayabilelim.

İslamda "kaynak metodolojisi ve hiyerarşisi" şöyledir: Bir meselenin çözümünde başvurulacak temel kaynak, elbette Kur'an'dır. Şayet o meselenin çözümü, Kur'an'da bulunamazsa, "sahih sünnet"e başvurulur. Orada da yoksa, doğru bir "metot"la "Kur'an uzayı"nın içinde kalacak şekilde akli ve fıkhi çözümler üretilir. Dolayısıyla Kur'an'dan hüküm çıkarmak için İslam âlimi yahut fakihi olmak yetmez, "ilmi bir metod"a da sahip olmak gerekir. Sahih sünnet, Kur'an'ın doğru anlaşılması için başvurulması gereken ikinci derecede bir kaynaktır ve "Kur'an'ı anlama metodu"nun temel prensiplerinden biridir. Ayrıca "sahih sünnet"in de doğru bir şekilde anlaşılması ve yorumlanabilmesi için yine "hadis ilmi"ne vukufiyet gerekmektedir. Sonuç olarak her "düşünce sistemi" yaşanır hale gelmek için, "hüküm çıkaracak" "metot" sahibi bir alime muhtaçtır.

Kur'an'da, dinin temeli olarak "İslam nedir?" sorusunun cevabı ise herkesin anlayacağı açıklıkta ve kesinliktedir. Sonsuz Yüce Allah, İslamın temel tanımını, şüpheye, yanlış algılamaya imkan vermeyecek; "efradını cami, agyarını mani" muhkem bir şekilde bize anlatmaktadır. Kur'an'ın temel görevi, insanlığa, kıyamete kadar "İslamı tebliğ etmek ve peygamberlik yapmak"tır. Bu nedenle de bu tebliğ; bir metoda-fıkha gerek kalmayacak açıklıkta, tekrarlı-muhkem bir tebliğdir ki; İslamı doğrudan anlamak kolaylaşsın ve bir aracıya muhtaç olmasın.

Herkes "İslam nedir?" sorusunun cevabını bilmek ve bu temel konuda hesap vermek zorundadır. Fıkhi meselelerde taklit etmek söz konusu olsa da; "İslam nedir, ne değildir?" sorusunun cevabı olan "İslamın temel tarifi"nde kesinlikle taklit olmaz. Yani taklitle iman olmaz. Sonsuz Yüce Allah "şirk"i affetmeyeceğini bildirmektedir. Bu nedenledir ki Yüce Allah, "İslam" ve tümleyeni "şirk"in ne olduğunu, Kitabı Kur'an'da açık-apaçık anlatmıştır. Ancak bu açıklığın, sadece kibirli-hastalıklı olmayan, gerçeği arayan, temiz kalpli, tevazu sahibi kişilere yönelik olduğu açıktır. Bu çerçevenin dışında kalanlar; yani "hastalıklı kişilikler", ne İslamı doğru bir şekilde anlayabilirler ne de yaşam için Kur'an'dan doğru çözümler türetebilirler.

İslam Peygamberi'nin rehberliğinden ve örnekliğinden yaklaşık 1400 yıl geçmiş; İslam çoktan "babalar ve atalar dini"ne dönüşmüş; "Kur'an'daki İslam" buharlaşmıştır. Sünnetullah şudur ki; İnsanlık tarihi, İslam-şirk tarihi; Hak-Batıl kavgası tarihi; aydınlık(nur)-karanlık(zulumat) tarihidir. İslama bir elçi(resul) vasıtasıyla çağrılan toplum, ikiye ayrılır: Kabul eden azınlık ve reddeden çoğunluk. Reddeden ve elçilerini öldürmeye çalışan çoğunluk, helak olur. Kabul eden azınlık ise kısa bir sürede kabul ettiği İslamı; "nefsi-dünyevi sapmalar"la "atalar-babalar şirk dini"ne dönüştürür. Sonunda yeni bir elçi, yeni bir ayrışım ve bu süreç, kıyamete kadar böyle devam eder. İşte sünnetullah budur ve bugün de yaşanan böyle bir sürecin sonucudur.

İSLAMDAN SAPMA: "KURTARICILIK" VE "RADİKALİZM"   

Bugün farklı olan birşey vardır ki o da Kur'an'ın, kıyamete kadar Sonsuz Yüce Allah tarafından metin olarak muhafaza edilecek olmasıdır. "Metnin muhafazası", neyi değiştirmiştir? İsrailoğulları'nın "kelimeleri mevzilerinden çıkarmaları" sebebiyle Tevrat'ı bozmaları benzeri, Kur'an'ın kavramları, zihinlerde buharlaşmamış mıdır? Tasavvufi- mistik ve mantıkçı radikal etkiler, hakim güçlere yaranma, nefsi-dünyevi arzular, ataların-şeyhlerin anlayışını takip, Kur'an'dan hicret ve geçen zamanların sapmalar toplamı, "İslam anlayışı"nı Kur'an'dan uzaklara sürüklemiş; ve yine "atalar-babalar dini" egemen olmuş; "şirk" günlük ibadet haline gelmiştir. Kitap, aynı kitap, ancak maalesef din aynı din değildir, "Kur'an'daki Din" buharlaşmış; başka bir dine dönüşmüştür. Sünnetullah, değişmez bir yasadır, ancak insanoğlu her şeyi değiştirir ve dönüştürür.

O halde ortaya çıkan "radikalizm"in, hangi tarlanın ürünü olduğu açıktır. "İslamdan sapma" olarak da tanımlanabilecek olan "radikalizm", insanoğluna nasıl rahmet ve kurtuluş olacaktır? Bugün İslam adına ortaya konan düşünce ve eylemler, "Kur'an uzayı"na dayanmıyor, aksine yaşanan "atalar-babalar dini"ne dayanıyor. Evet, sözde İslami hareketlerin beslendiği iki önemli negatif kaynaktan birincisi budur. Evet, bu akımların beslenme kaynağı, Kur'an değil "toplumsal İslam mirası"dır. "Gerçek İslam"ı anlamaya engel birinci temel yanılgı ve sapma buradan gelmektedir.

İkincisi ise bu Kur'an dışı "toplumsal İslam anlayışı"ndan beslenen radikal öncülerin, kendilerinden kaynaklanan kişilik problemleri, zaafları ve hastalıklarıdır. Bu tip grup liderlerinin kişilik karakterleri analiz edilecek olursa; temel ortak bir yapı ortaya çıkar. Bir kişilik bozulması olarak da görülebilecek bu yapıyı, iki parametreyle karakterize ederek basitleştirebiliriz. Birincisi, kerameti kendinden menkul "tekillik"tir. İkincisi bu tekillikten tetiklenen "mehdilik yahut kurtarıcı-mesihlik"tir.

Tekil bir kişilik, kendi mantığını-hevasını ilah edinmiştir ki; Kur'an bu tarz kişiliğin sapkınlığını, çok net ve çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. Bu kişiler-liderler, kendi mantıklarını kutsayacak derecede beğenirler ve hiçbir zaman, olayları-fikirleri analiz ederken, kendi mantıklarını önemsemeden, öne çıkarmadan edemezler. Bu nedenledir ki böyleleri için Kur'an'ın; Sonsuz Yüce Allah'ın ne söylediği değil, aksine "kendi mantık ve hayalleri" çok önemlidir. Sürekli kendi görüşlerine onay ararlar. Şayet önlerindeki kutsal metin bu onayı vermiyorsa; onu istedikleri gibi "tevil" ederler ve tevilde hiçbir sınır tanımazlar. Ağızlarından Kur'an'ı ve İslamı düşürmeseler de; gerçekte izledikleri yol, kendi yolları ve mantıklarıdır. Ne kadar çok, kendilerinden menkul görüşlerine aldatıcı teyitler alırlarsa, o kadar heyecan duyarlar ve eylemlerini artırırlar.

Elbette bu durum, Kur'an'i anlamda "kibir"(büyüklenme), "gurur"(aldanma)dan başkası değildir. Bu yapıdaki kişiliklerin "ıslahı ve gerçeği görmesi" hemen hemen imkansızdır. Hatta aldatıcı teyitlerle yelkenlerini daha da şişirerek hayal aleminde uçmaya başlarlar ki; bu, "şeytani etkiler"in ileri bir boyutudur. İşte böyle bir aşamada, bu hastalıklı kişilerin, ülkelerini yahut bir milleti kurtarma çabaları kendilerine az gelir ve İslamın, insanlığın kurtarıcısı "mesihe-mehdi"ye dönüşürler. İşte bu durum, kişinin, kendisinin kontrolünü kaybedecek şekilde kendisinden uzaklaştığı; "şeytanların kuşatması"nda sarhoş olduğu bir aşamadır. Unutulmamalıdır ki; arkalarında destekçileri az olmayan bu ben merkezci, hastalıklı tekil kurtarıcılar(!) sanıldığından daha çoktur.

Bu "ılımlı ya da şiddet yanlısı radikaller"in kurtarıcı mesihliği, çoğu zaman dışarıdan bakılınca yeterince anlaşılamayabilir. Çünkü taraftarları çoktur ve kendilerinin, taraftarlarının inandığı "kurtarıcı kutsal kimlikleri"ni, dışarıya karşı gizli tutarlar. Birileri etrafınızda ben kurtarıcı mesihiniz-mehdinizim diye böğürürken; birileri de mehdi olduğunu gizliden gizliye durmadan fısıldar yahut fısıldatırlar. Böylece etrafınızda, İslam adına ortaya çıkmış yahut da çıkarılmış "ılımlı ya da şiddet yanlısı hizipler"in; "72 fırka"nın cirit attığını görürsünüz. İslam nerede mi diyorsunuz? İslam, Kur'an'da, ancak tüm tekillikler, İslamın hiçbir şekilde onaylamayacağı "eylemler, şeytani felsefeler, kuru mantıklar, hevasını ilah edinenler, gerçek İslama iftiralar, egemen güçlerin yönlendirmeleri" ortada ve her yerde...

Sonuç olarak özetle yukarıdan beri dikkat çektiğimiz bu iki temel faktörün belirlediği "radikal İslam anlayışı", "İslamdan bir sapma"dır ve insanlığın kurtuluşunu sağlayacak olan "gerçek İslam"la örtüşmemektedir. Evet sonuç olarak "Kur'an'daki İslam"ın anlaşılmasına engel olan iki hastalıklı düşünce kaynağı vardır: Birincisi, "atalar-şeyhler dini"nin ürettiği yığınla kitap ve din anlayışının kuşattığı "toplumsal-dini hastalık", ikincisi bu toplumun yetiştirdiği kişilerin, "kişisel hastalıkları-tekillikleri"... Bu iki kaynak, İslamdan bir sapma olan "İslam radikalizmi"ni besleyen birçok parametreden en önemli ikisidir.

KİMLER KUR'AN'I ANLAYAMAZ?

Kur'an'ı ve İslamı doğru anlamanın yolu; gerçek anlamda "Allah'ı ve O'nun hükümranlığını aramaktır." Bu da "temiz bir kalp" ve gerçek anlamda "alçak gönüllülük"le mümkündür. Kur'an, ancak "aklen ve kalben temiz" insanlara açıktır. Yücelik peşinde olan hastalıklı kimseler, Kur'an'ı ve O'nun hükümlerini ne idrak edebilirler ne de hayata geçirebilirler. Bu gibi kimseler, İslamı, kendi "marazi düşünceler"ine alet ederler. İslamı kullanarak kendilerini yükseltmenin yollarını ararlar.

Kur'an'ı doğru anlamanın asgari şartlarından, O'ndan hüküm çıkarma metodundan, ilimden mahrum; aklını beğenmiş, arzularına kanmış ve şeytani felsefelere kapılmışları, bakın Kur'an nasıl tanımlıyor? Bu bölümde, "İslamdan, ılımlı ya da radikal sapmalar"ı; yani "radikal hastalıklar"ı açıklayan "Kur'an'ın anahtar kavramları"nı gözden geçireceğiz ve bu kavramları şöylece özetleyeceğiz:

1) "Tevil": Tevil, yorum. "Tebdil": Değiştirme. "Tahrif": Bozma, tahrif etme. 2) "Maraz": Maraz, hastalık. 3) "Zan": Zannetmek. 4) "Levi": Eğmek, bükmek. 5) "Aşa": Şaşı olmak, şaşı bakmak. 6) "E'teda": Haddi aşmak, zulmetmek. 7) "Heva": Arzu, şahsi mantık, düşmek, kaymak, sürüklenmek. 8) "İlm": İlim. 9) "Hakeme": Hüküm vermek.

1) Onlar; o kalplerinde hastalık bulunan kişiler, ayetleri, hiçbir kurala tabi olmadan, istedikleri gibi "tevil ederler" ve Kur'an'ın muhkem olmayan ayetlerini, metotsuz bir şekilde; yani işlerine geldiği gibi "değiştirirler". Hatta muhkem ayetleri bile istedikleri gibi "tahrif" ederek, eylemlerine dayanak yaparlar.

İsrailoğullarına sor, onlara apaçık ayetlerden nicesini verdik. Kendisine geldikten sonra, kim Allah'ın nimetini 'değiştirirse'; muhakkak Allah, cezası şiddetli olandır.

[BAKARA(2)/211]

O(Allah) ki, sana Kitab'ı indirdi. Onda muhkem ayetler vardır, onlar kitabın anasıdır diğerleri de müteşabihdir. Ancak kalplerinde 'eğrilik' olan kimseler, ondan müteşabih olanlara, 'fitne' ve 'tevil'ini arayarak tabi olurlar. Onun 'tevil'ini(yorumunu) ancak Allah bilir. İlimde derinleşenler derler ki: "Biz, ona iman ettik. Hepsi Rabb'imizin Katı'ndandır." Ancak akıl sahipleri öğüt alıp, düşünürler.

[AL-İ İMRAN(3)/7]

Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar, o kelimeleri 'mevzileri'nden(yerlerinden) 'kaydırdılar'(tahrif ettiler). Kendilerine hatırlatılan şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden azı hariç, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Onlardan vazgeç ve yüz çevir Muhakkak Allah, güzel davrananları sever.

[MAİDE(5)/13]

Allah'ın ayetlerini, az bir menfaatle 'değiştirdiler', böylece O'nun yolundan engellediler. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür.  

[TEVBE(9)/9]

2) Onlar, "kalplerinde maraz" bulunanlardır. Böyle olanlar, mantıklarına uyduramadıkları ayetleri, önceden var olan kendi görüşlerine uyumlu hale getirmekten çekinmezler. Onların "kalplerindeki maraz", kendilerinin aldanmasına ve başkalarının da aldatılmasına sebep olur:

İnsanlardan öyle kimseler vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; onlar iman etmiş değildirler.

Allah'ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Onlar ancak kendilerini aldatırlar ve şuurunda değildirler.

Kalplerinde 'maraz'(hastalık) vardır. Allah da marazlarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için elim(acı) bir azap vardır.

Onlara denildiği zaman; "Yer'de fesat çıkarmayın." Derler ki: "Bizler ıslah edicileriz."

Dikkat et! Muhakkak onlar fesat çıkaranlardır, ancak şuurunda değildirler.

[BAKARA(2)/8-12]

Kalplerinde 'maraz'(hastalık) olanlara gelince; Allah onların pisliklerine pislik katmıştır. Onlar kafir olarak ölmüşlerdir.

[TEVBE(9)/125]

Biz o nar(ateş) ashabını(bekçilerini), meleklerden başkası kılmadık. Ve onların sayısını, örtenler için yalnızca bir 'fitne' kıldık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler tereddüt etmesin. Kalplerinde 'maraz'(hastalık) olanlar ile Hakk'ı örtenler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp saptırır, dilediğini de böyle hidayete erdirir. Rabb'inin ordularını, Kendisi'nden başka kimse bilemez. Bu(Kur'an'ın ayetleri) ancak beşer için bir öğüttür.

[MÜDDESİR(74)/31] 

3) Onlar, çoğu zaman hayallerinin beslediği "zanna" tabi olurlar. İslamı amaç edinerek Kur'an'ı inceleyemezler, önceden oluşmuş "kendi görüşleri"ni ve hastalıklı mantıklarıyla beslenen "zanlar"ını öne çıkarırlar.

Onlardan ümmi olanlar vardır. Onlar Kitab'ı(Tevrat'ı) anlamazlar, ancak temenni ederler(uydururlar). Muhakkak onlar 'zan'da bulunurlar.

[BAKARA(2)/78]

Onların çoğu, ancak 'zan'na tabi olurlar. Muhakkak 'zan', Hak'tan hiç bir şeyi sağlayamaz. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını bilendir.

[YUNUS(10)/36]

4) Onlar, iş ve eylemlerini sözde Kitab'a ve Sünnet'e dayandırırlar, gerçekte onu anlamadıkları ve gereği gibi önemsemedikleri açıktır. Onun hükümlerini aramak ve ona tabi olmak yerine; onu "eğip-bükerler" ve büyüklük taslarlar.

Muhakkak onlardan bir fırka vardır ki, (konuştuklarını) Kitap'tan sanasınız diye, dillerini Kitab'a 'eğip-bükerler'. Halbuki o(konuştukları) kitaptan değildir. Ve derler ki: "Bu Allah Katı'ndandır." Oysa o, Allah Katı'ndan değildir. Onlar, bildikleri halde Allah'a karşı yalan söylerler.

[AL-İ İMRAN(3)/78]

Onlara,  "Gelin, Allah'ın Resulü, sizin için mağfiret dilesin" denildiği zaman, onlar başlarını eğerler. Sen onların büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün.

 [MÜNAFİKUN(63)/5]

5) Kim Kur'an'ı temiz kalple ve ciddiyetle okumaz, O'na "şaşı bakarsa" ve Allah'ı değil, kendi nefsini razı etmek için çabalarsa; şeytanın kuşatması altına girdiği halde kendisini doğru yolda sanır.

Kim Rahman'ın zikrine(Kur'an'a) 'şaşı bakarsa', Biz ona, şeytanı sararız. O şeytan, ona arkadaş olur.

Muhakkak onlar(şeytanlar), onları yoldan engellerler ve onlar, kendilerinin hidayet üzere olduğunu zannederler.

[ZUHRUF(43)/36-37]

6) Onlar, Kur'an'ın; "Allah yolunda en güzel bir şekilde mücadele edin, adaletle davranın" emrini anlamaktan uzaktırlar. "Haddi aşmayın, Allah, haddi aşanları sevmez" emrine rağmen de, haddi aşmakta kusur etmezler.

Sizinle savaşanlarla, Allah yolunda siz de savaşın. Haddi aşmayın, Allah, 'haddi aşanlar'ı sevmez.

[BAKARA(2)/190]

Ey iman edenler, Allah'ın size helal kıldığı temiz şeyleri, haram kılmayın ve 'haddi aşmayın'. Muhakkak Allah, 'haddi aşanlar'ı sevmez.

[MAİDE(5)/87]

Zalim olanlar müstesna, Ehli Kitap'la en güzel şekilde mücadele edin. Onlara söyleyin: "Biz, bize ve size indirilene iman ettik. Bizim ve sizin İlah'ınız, tek bir İlah'tır ve bizler O'na teslim olanlarız."

[ANKEBUT(29)/46]

Allah, dinde sizinle savaşmayanlara ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adaletle davranmanızı yasaklamaz. Muhakkak Allah, adaletli davrananları sever.

[MÜMTEHİNE(60)/8]

7) "Radikaller"in en belirgin vasıflarından birisi de; "hevaları"yla(arzu ve mantıklarıyla) hareket etmeleridir. Kendi mantıkları ve eylemleri, tekillikleri sebebiyle kendilerine doğru ve sevimli görünür.

Kendi 'heva'sını(görüşünü) ilah edineni gördün mü? Sen mi ona vekil olacaksın?

[FURKAN(25)/43]

Şayet sana icabet etmezlerse; bil ki, muhakkak onlar kendi 'hevaları'na(görüşlerine) tabi oluyorlar. Allah'tan bir hidayet olmaksızın, kendi 'hevası'na(görüşüne) tabi olandan daha sapkın kimdir? Şüphesiz Allah, zalim kavmi hidayete erdirmez.

[KASAS(28)/50]

Sen, o 'hevası'nı ilah edineni gördün mü? Allah, onu bir ilim üzere saptırdı. Kalbini ve işitmesini mühürledi, gözünün üzerinde de perde kıldı. Allah'tan sonra onu kim doğrultacak, düşünmüyor musunuz?

[CASİYE(45)/23]

Rabb'inden beyineler(deliller) üzerine olan kimse, kendisine kötü ameli süslenmiş kimse gibi midir? Onlar, onların 'hevası'na tabi olurlar.

[MUHAMMED(47)/14]

8) Kur'an'a ve İslama nüfuz edecek bir "ilimden mahrum" oldukları halde, Kitab'ın hükümlerini tartışırlar ve hevalarına uyarlar. Kur'an ve Sahih Sünnet'in dışındaki kaynaklardan beslenirler, bu ise ilimden bir şey değildir. 

Bilakis zulmedenler, 'ilimleri olmaksızın' kendi hevalarına(görüşlerine) tabi olmuşlardır. Allah'ın saptırdığını, kim hidayete erdirebilir? Onların yardımcıları da yoktur.

[RUM(30)/29]

Nihayet geldikleri zaman, dedi ki: "İlim ile kuşatamadığınız halde, siz, benim ayetlerimi mi yalanladınız? Yoksa ne yapıyordunuz?"

[NEML(27)/84]

9) "Hüküm" ve "hükümranlık", Allah'a aittir. Her meselede aranacak olan hüküm, Sonsuz Yüce Allah'ın hükmüdür. Allah'ın hükmünün bulunduğu bir konuda, iman eden bir kimsenin; hevasına, arzularına, kendi mantığına göre hareket etmesi mümkün değildir. Kur'an'da bulunmayan bir konuda ise Peygamber'in Sahih sünneti, şahsi görüşün önüne geçer. Kur'an'da ve Sahih Sünnet'te bulunmayan bir mesele de ise fıkhetmek için ilmi bir metot gerekir, aksi davranışlar "radikallik" olur.

Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Resul'e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Şayet bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; onu 'Allah'a ve Resulü'ne döndürün'. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, bu sizin için daha hayırlıdır ve tevil bakımından daha güzeldir.

[NİSA(4)/59]

Hayır! Rabb'ine andolsun ki; aralarındaki tartışmada 'seni hakem kılmadıkça', sonra da 'senin verdiğin hükme', içlerinden bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

[NİSA(4)/65]

Aralarında 'hükmetmesi' için Allah'a ve Resulü'ne çağrıldıklarında, o zaman onlardan bir fırka yüz çevirirler.

Şayet hak onların (lehine) olursa, ona boyun eğerek gelirler.

Kalplerinde bir hastalık mı var? Yoksa şüphe mi duyuyorlar? Yoksa Allah'ın ve Resulü'nün, kendilerine karşı haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Bilakis böyle olanlar, zalim olanlardır.

Aralarında 'hükmetmesi' için, Allah'a ve Resulü'ne çağrıldıkları zaman müminlerin sözü: "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte kurtuluşa erenler bunlardır.

[NUR(24)/48-51]

Allah ve Resulü bir işe 'hükmettiği' zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadının işlerinde, kendi tercihleri yoktur. Kim Allah'a ve Resulü'ne asi olursa, andolsun ki, apaçık bir sapkınlıkla sapmıştır.

[AHZAP(33)/36]

SONUÇ

1) Radikalizm hastalığı, en başta Kur'an'daki İslamın doğru bir şekilde anlaşılamamasına dayanır. Sadece "İslamın tanımı"nın değil, Kur'an'ın anlaşılması ve O'ndan hüküm çıkarılması için vazgeçilmez olan temel koşulların yokluğu, radikalizmin belirleyici bir unsurudur. Bu temel koşullar; a) Temiz bir kalp ve Hakk'ı arayan akıl. b) Fıkıh edecek bir ilim. c) Kur'an'dan süzülerek elde edilmiş olan ve Kur'an'ı anlamada başvurulacak bir "metot"dur.

Radikallerin, Kuran'ı anlamak için bir  metotları olmadığı gibi; "Kur'an Uzayı"nda araştırmalar yapabilecek sabırları ve ilimleri de yoktur. Peygamberimiz(s.a.v.), aşağıdaki beyanlarıyla İslami olmayan hastalıklı yaklaşımları özetlemektedir:

"Kim bir metot olmaksızın Kur'an'ı kendi hevasına(görüşüne) uydurursa cehennemde yerini hazırlasın."(Tirmizi)

"Kim dinde olmayan bir şeyi, hevasına uyarak Din'denmiş gibi ortaya çıkarırsa, bidat yapmış ve suçunu yüklenmiş olur."(Tirmizi)

"Dini dünyaya alet eden köle ne bedbaht köledir! Dine şüpheler karıştıran köle ne bedbaht köledir! Hırs ve tama’ tarafından kumanda edilen köle ne bedbaht köledir! Şahsi arzularının dalalete düşürdüğü köle ne bedbaht köledir! Açgözlülüğün hor ve zelil ettiği köle ne bedbaht köledir!" (Tirmizî)

2) Bu düşünce yapısındaki insanlar, ayetlerin "siyak"ına, "sibak"ına ve "ayetin indiği dönemin özel şartları"na bakarak; ayetleri anlamaya çalışmazlar. Bir "metot"tan mahrum oldukları için Kur'an'ın "usül"ünü ve "üslub"unu anlamazlar, bir "kavram"ı açıklayan ayetleri, bütünlük içinde anlamaya çalışmazlar, ayetin ve kavramların, gerçek anlamından ziyade "kelam"ına takılıp kalırlar.

3) Radikalizm hastalığıyla malul olanlar, Kur'an'ın ve ayetlerin ruhuna nüfuz edemezler; yüzeysel kuru bir mantıkla kıyas yaparlar. İlk radikallerden olan "Hariciler", gece gündüz Kur'an okur ve namaz kılarlar ve "hüküm ancak Allah'ındır" derken bu muhkem ayeti kavrayamazlar. Nitekim İslam halifesi Hz. Ali'yi, hakem kabul etti diye, bu ayetle mahkum ederler ve onu "kafirlik"le suçlarlar. İslam-iman, boğazlarından geçmez, kalpleri kör, akılları zayi olmuştur. Nitekim Hz. Ali, "Hariciler"in bu idraksizliğini şöyle özetler: "Hüküm sadece Allah'ındır sözü, kendisiyle batıl kastedilen Hak bir sözdür." Peygamberimiz(s.a.v.) ise, kendisinden sonra ortaya çıkacak olan bu "radikal hastalıklar"la ilgili şu tespitleri yapar:

"Onlar, öyle kölelik yaparlar ki, siz, o toplumun namazlarının yanında, kendi namazınızı; onların oruçları yanında kendi orucunuzu küçük göreceksiniz. Onlar, dinden okun yaydan fırladığı gibi çıkacaklardır."(Müslim)

4) İslam adına ortaya çıkmış radikal hareketlerin çoğunda; "kafirleri öldürmek", "onlarla savaşmak" gibi söylemler sıkça tekrarlanır ve eylemlere dönüştürülür. Bunlar, ayetin içinden bir bölümü cımbızla çekip alarak, onu slogan haline getirirler. Örneğin; "onları ele geçirdiğiniz yerde öldürün" ayeti yanlış algıladıkları sayısız ayetten bir tanesidir. Bu ayetin; zamanına, hangi anlaşmayı bozanları kastettiğine ve hangi koşullarda geçerli olduğuna bakmazlar, ya da anlamak istemezler. Yüce Allah'ın, iman edenlere; "haddi aşmayın, kötülüğü iyilikle savın, insanlarla en güzel biçimde mücadele edin ve adaletli davranın" talimatlarını ise duymak istemezler.

5) Özellikle bu şiddet yanlısı, hayalci radikallerin, emperyal güçlerin amaçlarına hizmet ettikleri; onların ajitasyonlarına, yönlendirmelerine alet oldukları ve İslama büyük zararlar verdikleri, çağın en acı gerçeklerinden birisidir. Denebilir ki; "ılımlı İslam" adı altında toplanan din anlayışı da aynı güçlere hizmet etmiyor mu? Elbette ediyor, çünkü İslam olmayan tüm İslam patentli akımlar, dünyacı akımlardır, dünya iktidarı için çalışırlar, bunun içinde hakim güçlerin himayesine sığınırlar. Geçici dünya menfaati ve nefislerin arzuladığı mesihlik-mehdilik şan ve şerefi, bu gibi liderlerin hayallerini süsler. Nefsi ve şahsi ikbal ve hayalleri de; zelil bir şekilde efendilerine boyun eğmeyi davet eder.

6) İslam radikalizmi diye nitelendirilen bu İslamdan sapma düşünce ve hareketlerin; her türlü teröre dönüştürülmüş olanlarından, akidevi sapkınlıklara, tasavvufi- mistik felsefelere ve şeytani tarikatlara kadar değişiklik ve çeşitlilik gösterdiği bugün açıkça görülmektedir. Bunların bir kısmı, şiddet eylemlerini öne çıkarırken, diğer bir kısmı da "şirk dini"ni, İblis'in ve yandaşlarının pompaladığı "sahte sevgi-kardeşlik dini"ni seslendirirler ve bu yolla dünyevi efendilerini takip ederler. Bugün etrafımızı çevreleyen İslam etiketli bu tarz akım ve oluşumların, "gerçek İslam"la; Kur'an'ın vaaz ettiği İslamla hiçbir ilişkisi yoktur.

7) Yaklaşansaat'in bu gününde, bunca bilime ve bilimsel gelişmelere rağmen; cehalet, Kur'an'dan hicret, tarihsel birikimli dine bağımlılık, ılımlı İslam, şeyhler-tarikatlar hegemonyası, herkesin kendi hevasını izlemesi, kelamcılık-mealcilik, kendi kafasına ve hevasına göre meal yapanlar, aklını din edinenler, yarım-yamalak Arapçayla ve kupkuru mantıkla tefsir yapanlar, Kur'an'dan istediğini alan istemediğini hahamlar gibi örtenler, ahkam ayetlerini ve hadleri çağa uymuyor diye alt-üst edenler, melekleri ve cinleri-şeytanları yok sayanlar, Kur'an'dan kuru mantıklarına göre şifre çıkaranlar, akılçelenler, kendi görüşlerine ve iktidarlarına İslamdan destek ve onay arayanlar, Din'i dünya menfaati için kullananlar, Küfrün her çeşidini dostluk için yalayanlar... İşte bu çağın İslam etiketli İslam dışı manzaraları... İşte radikal İslam...

8) Bilinmelidir ki; tüm bu İslamdan sapma düşünce ve akımların, başka bir özelliği de; "iktidar aşığı" olmasıdır. Hatta iktidar olmak, devleti ele geçirmek İslamdan da evladır radikaller için... Bu sevdaya eşlik eden bir özellik de "dayatmacılık"tır, başkalarına hayat hakkı tanımamaktır. Eğer iktidarı ele geçiremeyeceklerse; iktidara doğru giden trene atlarlar, değişirler, dönüşürler... Radikallik, değişkenliktir, dönüşkenliktir, pragmatistliktir. Herkes kendi aklını beğenir, bunun için de bölündükçe bölünür, bölünmekten pekte hoşlanırlar...

9) Özetle yukarıdaki özelliklerin hiçbirisi İslamda yoktur. Ya da bu özellikler varsa, orada İslam yoktur, İslam varsa bu özellikler yoktur. İşte radikalizm, Yüce Allah'ın rahmetinden ve bereketinden mahrum böyle bir hastalıktır, marazi bir hastalık ve maalesef tedavisi de yoktur... Sonuç olarak bir cümleyle radikalizm; "İslamın dünyevileştirilmesi, nefislere uydurulmasıdır; yani İslam değildir" vesselam...

Dr. Halil Bayraktar
Erhan Kaya
yaklasansaat.com

01/04/2011

Kaynaklar:
1) Kur'an-ı Kerim
2) Kütüb-ü Sitte


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.