,,
Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com







 

Dinler/ Kur'an'da "İslam"/ İsrailoğulları: Amcaoğulları Peygamberimizi Nasıl Örttüler?

İSRAİLOĞULLARI: AMCAOĞULLARI PEYGAMBERİMİZİ NASIL ÖRTTÜLER?

İbrahim, Allah'a olan "sevgi-yakınlık-teslimiyet"te zirve bir peygamberdir. Allah, İbrahim'i sayısız denemelerden geçirmiş ve kendisini dost(halilullah) edinmiştir. İşte Kur'an diliyle İbrahim'in "teslimiyet"i:

O zaman ki, Rabb'i, İbrahim'i kelimelerle tam olarak denemişti. (Allah) dedi ki: "Muhakkak seni, insanlara imam kılacağım." (İbrahim) dedi ki: "Ve soyumdan olanları da?" (Allah) dedi ki: "Zalimler, Benim ahdime erişemez."

 [BAKARA(2)/ 124]

Rabb'i ona(İbrahim'e) dedi ki: "Teslim ol!" (O da) dedi ki:"Alemlerin Rabb'ine teslim oldum!"

[BAKARA(2)/ 131]

İbrahim, ne Yahudi ne de Hıristiyan'dır. Ancak, o hanif (dosdoğru) bir Müslüman'dır ve müşriklerden de değildir.

Muhakkak insanların İbrahim'e en yakın olanı; ona tabi olanlar, bu Nebi(Muhammed) ve iman edenlerdir. Allah, mü'minlerin velisidir.

[ALİ İMRAN(3)/67-68]

"İBRAHİM'DE SİZİN İÇİN GÜZEL BİR ÖRNEK VARDIR"

Şüphesiz, İbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için 'güzel bir örnek' vardır. O zaman onlar, kavimlerine dediler ki: "Muhakkak biz, sizden ve Allah'ın dışında köle olduklarınızdan beriyiz. Biz, sizi tanımıyoruz. Bizimle sizin aranızda, ebedi olarak buğz ve düşmanlık vardır; ta ki siz, tek olan Allah'a iman edinceye kadar." Ancak İbrahim'in babası için şu sözü müstesna: "Senin için bağış dileyeceğim, ancak, Allah'tan bir şey elde edemem. Rabb'imiz, Sana tevekkül ettik, Sana yöneldik ve dönüş Sana'dır."

 [MÜMTEHİNE(60)/ 4]

Andolsun, onlarda(İbrahim ve beraberindekilerde), ahiret gününü umanlar için, 'güzel bir örnek' vardır. Her kim yüz çevirirse, (bilsin ki) muhakkak Allah, Ğani(ihtiyaçsız)dır, Hamid(övgüye layık)tır.

 [MÜMTEHİNE(60)/ 6]

İBRAHİM'İN SOYU: İSMAİL VE İSHAK MİLLETİ

"Övgü, Allah'a aittir. O ki, bana yaşlılığımda İsmail'i ve İshak'ı verdi. Muhakkak benim Rabb'im, çağrıları işitendir."

[İBRAHİM(14)/39]

Deyin ki: "Biz, Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına (indirilene), Musa ve İsa'ya verilenler ile nebilere Rabb'inden verilenlere, iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırmayız. Ve biz, O (Allah'a) teslim olanlarız."

                                                                                                      [BAKARA(2)/136]

Ve Biz, ona(İbrahim'e), İshak'ı ve Yakub'u verdik. Ve Biz, onun soyuna nübüvvet ve Kitap verdik. Ve Biz ona, dünyada ücretini verdik. Ve muhakkak o, Ahiret'te de salihlerdendir.

[ANKEBUT(29)/27]

Kitap'ta İsmail'i de zikret. Çünkü o, vaadine sadıktı ve gönderilmiş bir nebiydi(peygamberdi).
Halkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, Rabb'i katında kendisinden razı olunan bir kimseydi.

[MERYEM(19)/54-55]

Yüce Allah, vaadini gerçekleştirmiş, İbrahim, bütün insanlığa önder(imam) olmuştur. Aynı şekilde iki oğlu; İsmail ve İshak kanalıyla da, insanlığa rehber Elçiler göndermiştir. Babası İbrahim gibi "teslimiyet sınavı"ndan geçen İsmail'in soyundan bütün insanlığa Evrensel Elçi Muhammed(s.a.v.) gönderilmiştir. İsmail'den sonra İbrahim'in ilk eşi kısır olan Sare'den, mucizevi bir şekilde doğan İshak ise "İshak Milleti"nin(İsrailoğulları'nın) atasıdır. "İshak Milleti"; yani İshak'ın oğlu Yakub'tan ismini alan Yakuboğulları(İsrailoğulları)dır. Böylece "İbrahim Milleti", İbrahim'in iki oğlu İsmail ve İshak kanalıyla devam etmiştir. İsmail, Yakuboğulları'nın amcasıdır ve İsmailoğulları da, Yakuboğulları'nın amcaoğullarıdır. İsrailoğulları'nın tüm elçilerince haber verilen ve özellikle son İsrailoğlu elçisi İsa'nın ismini haykırdığı; ümmetinden olmayı Sonsuz Yüce Allah'tan niyaz ettiği Muhammed(s.a.v.) de, elbette İsrailoğulları'nın amcaoğludur.

Neden Yakuboğulları değil de İsrailoğulları? İsrail, Yakub'un diğer bir ismidir. Aslı "İsra-El"dir. El; Allah'dır. Tıpkı "Cebra-EL", "Mika-El"deki El gibi. "İsra" ise Arapça "esir-bağ" kökünden gelir. İbranice ve Arapça'nın da kardeş diller olduğu "İsra" ve "El" kelimesinin iki dilde de aynı anlama geldiği bilinmelidir. Anlamı, "Allah'ın Esiri" yahut "Allah'ın Kölesi"dir. O halde "İsrailoğulları"; "Allah'ın Kölesi'nin Oğulları"dır.

Yakuboğulları(İsrailoğulları), insanlık tarihinde en çok peygamber(elçi-nebi) çıkaran ve süreklilik arzeden bir millettir. İsmail Milleti'nden gönderilmiş olan son evrensel Elçi Muhammed(s.a.v.)e kadar, İsrailoğulları'na peygamberler arka arkaya gelmiştir. İsrailoğulları'nın son elçisi ve evrensel peygamber Muhammed(s.a.v.)in habercisi, elbette İmran kızı Meryem oğlu İsa'dır.

Kur'an, "İshak Mileti"ne; yani Yakuboğulları'na, "İsrailoğulları" olarak hitap eder. Kur'an, belli bir döneme kadar, İsrailoğulları ismini kullanırken; Hak'tan sapıp-ayrılığa düştüklerinde ve özellikle Peygamberimiz döneminde; İsrailoğulları'na "Yahudiler" diye hitap eder. Hz. Muhammed(s.a.v.) zamanındaki Yahudiler'in ve Hıristiyanların bir başka tanımı da; "Ehli Kitap"tır.

İBRAHİM VE YAKUB'UN VASİYETİ

Bunu(İslam'ı), İbrahim, oğullarına vasiyet etti. Yakub da dedi ki: "Oğullarım, muhakkak Allah, bu dini, sizler için seçti. Sizler de ancak Müslümanlar olarak can verin!"

Yoksa sizler, Yakub'un ölüm anında, şahidler miydiniz? O, oğullarına dedi ki: " Benden sonra, kime köle olacaksınız?" Onlar dediler ki: "Senin İlah'ına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın İlah'ı olan 'O tek İlah'a köle olacağız. Ve bizler, O'na teslim olanlarız!"

                                                                                                       [BAKARA(2)/132-133]

İBRAHİM VE İSMAİL'İN DUASI

İbrahim ve İsmail, Beyt'in(Kabe'nin) sütunlarını yükselttiği zaman, (şöyle dua etmişlerdi): "Rabb'imiz, bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz Sen, işiten ve bilensin!"

"Rabb'imiz, ikimizi, Sana teslim olmuşlar kıl! Ve soyumuzdan da Sana teslim olmuş bir ümmet kıl! Bize ibadet yollarını göster ve tövbemizi kabul et! Şüphesiz Sen, tövbeleri kabul eden ve acıyansın."


"Rabb'imiz, onlara, içlerinden ayetlerini açıklayan bir 'Elçi' gönder. Onlara, Kitab'ı ve Hikmet'i öğretsin ve onları arındırsın. Muhakkak Sen, Aziz(şerefli) ve Hâkim'sin!

[BAKARA(2)/127-129]

İbrahim oğlu İsmail'le, Kabe'nin temellerini yükseltirken; İsmail soyundan Allah'ın, İslam Milleti kılmasını ve bir peygamber göndermesini niyaz ediyorlar ki; bu dua gerçekleşmiş, son Mühür Peygamber tüm insanlığa gönderilmiştir.

Biz bu çalışmamızda, Yahudileşen İsrailoğulları'nın, son elçi Muhammed(s.a.v.)in evrensel bir peygamber olarak gönderileceği haberinin ve geldikten sonra da bizzat kendisinin inkarının delillerini; önce "Kur'an"dan ve daha sonra da "Tevrat"(Tora)dan, "İsrailoğulları peygamberleri"nin ağzından ve "İnciller"den sırasıyla izleyeceğiz.

İbrahim'le başlayan İslam Milleti'ne; İshak, Yakub ve soyundan arka arkaya gelen peygamberler zinciri, İsa'yla tamamlanmıştır. Tüm bu peygamberler, kavmi peygamberlerdir. İsa'nın arkasından "yaklaşansaat"in şafağında tüm insanlığa, İsmail'in soyundan evrensel bir elçi gönderilmiştir. Ki bu alemlere rahmet olarak gönderilmiş olan son elçi; "Hatemen Nebi Muhammed(s.a.v.)"dir ve İsrailoğulları'nın amcaoğludur. Sonsuz Yüce Allah'ın, Yahudilere "ilk inkar edenler sizler olmayın" uyarısına rağmen ilk inkar edenler onlar olmuşlardır.

İşte Kur'an'ın ışığında, Yahudilerin, evrensel İslam Peygamberi'ni, çocukları gibi tanıdıkları halde; nasıl yalanladıklarının ve ona düşmanlıklarının delilleri:

1) KUR'AN: "TEVRAT EHLİ, MUHAMMED'İ ÇOCUKLARI GİBİ TANIRLAR"

Siz (Müslümanlar,) onların(Yahudilerin) size inanacaklarını umuyor musunuz? Muhakkak onlardan bir fırka, Allah'ın Kelamı'nı işitirler. Onu aklettikten sonra tahrif ederler(mevzilerinden çıkarırlar). Onlar (bunu) bilerek yaparlar.

[BAKARA(2)/75]

Şüphesiz, Biz Musa'ya Kitab'ı(Tevrat'ı) verdik. Onun arkasından ard arda elçiler gönderdik. Ve Meryem oğlu İsa'ya, beyyineler(deliller) verdik. Onu, Kutsal Ruh'la(Cebrail'le) destekledik. Size(İsrailoğulları'na), ne zaman bir elçi, nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse, büyüklük taslayarak; (peygamberlerin) bir kısmını yalanlayıp, bir kısmını da öldürecek misiniz?

[BAKARA(2)/87]

Ne zaman ki onlara(Yahudilere) Allah indinden yanlarındaki Tevrat'ı tasdik edici Kitap(Kur'an) geldiğinde, ki onlar önceden kafirlere karşı fetih(zafer) istiyorlardı, böylece onlara gelen hakkı(Peygamber'i) tanıdıkları halde örttüler. Allah'ın laneti kafirlerin üzerinedir.

Allah'ın, kölelerinden dilediğine Kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini; Allah'ın indirdiği o şeye isyan ederek ve örterek, kendilerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylece gazap üstüne gazap satın aldılar. Kafirler için alçaltıcı bir azap vardır.

[BAKARA(2)/89-90]

Kendilerine Kitap(Tevrat) verdiğimiz kimseler, onu (Muhammed'i), kendi çocukları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir fırka, bildikleri halde 'gerçeği' gizlerler.

[BAKARA(2)/146]

Ey Kitap Ehli(Yahudi ve Hıristiyanlar), niçin sizler şahid olup dururken, Allah'ın ayetlerini örtüyorsunuz?

Ey Kitap Ehli, niçin hakka, batılı giydiriyorsunuz ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?

Kitap Ehli'nden bir taife dedi ki: "İman edenlere inene gündüzün başlangıcında inanın, bitiminde ise inkar edin. Umulur ki onlar dönerler."

"Sizin dininize tabi olandan başkasına inanmayın." De ki: "Muhakkak doğru yol Allah'ın yoludur. Size verilenin bir benzeri birine(Muhammed'e) veriliyor ya da Rabb'inizin Katı'nda onlar(Müslümanlar) size karşı deliller getiriyorlar diye mi (bu endişeniz?)" De ki: "Muhakkak fazilet(üstünlük) Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, kuşatıcıdır, Alim'dir."

[AL-İ İMRAN(3)/70-73]

Kitap Ehli, senden, onların üzerine Gök'ten bir kitap indirmeni istiyor. Muhakkak Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: "Bize Allah'ı açıkça göster." Böylece zulümleri sebebiyle onlara, 'saika'(yıldırım-ölüm) çarpmıştı. Onlara beyyineler geldikten sonra, buzağıyı (ilah) edindiler. Yine onları affettik ve Musa'ya apaçık deliller(ayetler) verdik.

[NİSA(4)/153]

Ey Kitap Ehli, Kitap'tan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve birçoğundan vazgeçen elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi.

[MAİDE(5)/15]

O kitap verdiğimiz kimseler, onu(Muhammed'i) oğullarını tanır gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar; işte onlar iman etmeyenlerdir.

[EN'AM(6)/20]

Meryem oğlu İsa dedi ki: "Ey İsrailoğulları, muhakkak ben, size (gönderilmiş) Allah'ın elçisiyim. Önümdeki Tevrat'tan (bir kısmını) doğrulayıcı ve benden sonra gelecek ismi 'Ahmed' olan bir elçiyi müjdeleyici olarak(geldim)." Ancak o, onlara beyyinelerle(delillerle) geldiğinde, dediler ki: "Bu, apaçık bir büyüdür."

[SAF(61)/6]

İslam'ı kabul eden bazı Yahudi alimleri, Peygamberimiz(s.a.v.)in geleceğinin ve vasıflarının, kendi kitaplarında; "Yazılı ve Sözlü Tevrat"da bulunduğunu söylemişlerdir. Bu konuda çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Peygamberimizi ve ümmetini vasfeden bu rivayetleri kısaca şöylece özetlenebilir:

"Muhammed(s.a.v.), Allah'ın elçisidir. Doğum yeri Mekke, hicret yeri Taybe(Medine), mülkü Şam'dadır. O ne kabadır, ne katı, ne de çarşı- pazarlarda bağırıp-çağıran biridir. O, kötülüğe karşı kötülükle karşılık vermez. Onun ümmeti, çok hamdedicidir. Onlar, Allah'a bollukta da darlıkta da hamdeder, teşekkür ederler. Onlar her yüksek yerde tekbir getirirler. Her yerde namaz kılarlar. Dış uzuvlarını temiz tutarlar. Savaştaki saflarıyla, namazdaki safları aynıdır. Mescidlerindeki uğultuları, arı uğultusu gibidir."(Darimi, C.1, Hno: 5,7,8)

"Ey Peygamber, şüphesiz Biz seni, Hakk'a şahit, iman edecekleri müjdeleyici, inkar edenleri korkutucu, zayıfları himaye edici olarak göndereceğiz. Sen elbette Benim kölem ve elçimsin. Sana Ben Mütevekkil adını verdim."(Buhari, Hno:987, C.6, s.438.)

2) TEVRAT(TORA): "ALLAH SİZE, KARDEŞLERİNDEN, BENİM(MUSA) GİBİ BİR PEYGAMBER GÖNDERECEKTİR"

İnsanlığa rahmet elçisi olarak gönderilen Muhammed (s.a.v.)'e işaret eden Tevrat ayetlerine geçmeden önce; Tevrat'ın tefsiri ve tahrifi konusunda birkaç şey söylemeliyiz. Bilindiği gibi Tevrat, yahut "Yazılı Tevrat"; beş kitaptan meydana gelmiştir. Bunlar; Tekvin(Bereşit), Çıkış(Şemot), Levililer(Vayikra), Sayılar(Bamidbar), Tesniye(Devarim)'dir."Kitab-ı Mukkaddes: Eski Ahit ve Yeni Ahit(İnciller)" ise; bu "Beş Kitab"a, Hakimler, Peygamberler ve İnciller(4 kanonik İncil)in ilavesiyle oluşturulan bir kitaptır ve daha çok Hıristiyanlarca makbuldür.

Biz burada beş kitaptan oluşan "Yazılı Tevrat" üzerinde duracağız. Tabii ki "Yazılı Tevrat"dan söz edince "Sözlü Tevrat"dan da bahsetmemiz gerekmektedir. "Sözlü Tevrat" diye ifade edilen, Musa'ya vahyedilen, ancak yazılması yasak olan"şifai vahiy"dir. "Yazılı Tevrat"ın, yazılı biçimde okunması; "Sözlü Tevrat"ın ise ezberlenmesi ve rabbaniler-hahamlar tarafından öğretilmesi, hatta "Yazılı Tevrat"ın tefsirinin tamamen "Sözlü Tevrat"a dayandırılması esastır. "Sözlü Tevrat"ın, unutulması ve kaybolması endişesiyle daha sonra esasları yazılmış, detayları ve yorumları, yine alimlere-hahamlara bırakılmıştır. İlk önce MS 2. yüzyılın sonlarına doğru "Mişna" yazılmış, daha sonra da kapsamlı olarak "Talmud" yazılmıştır.

"Sözlü Tevrat", Musa'dan sonra o derece önemsenmiş ve öne çıkarılmıştır ki; "Sözlü Tevrat" ve hatta "Hahamlar" olmadan, "Yazılı Tevrat" anlaşılamaz yargısı, tüm Yahudilere ve din adamlarına hakim olmuştur. Böylece "Sözlü Tevrat" ve "Hahamlar"; Din'in merkezine oturtulmuş, Yüce Allah'ın indirdiği "Yazılı Tevrat" bu yolla tefsir ve tevillere mahkum edilmiştir. Böylece "din adamları", kavramlarla istedikleri gibi oynamış; kapsamlarını değiştirip, dönüştürmüşler ve Kur'an diliyle "kelimeleri mevzilerinden çıkarmışlardır". Peygamberimiz'in beyanıyla da; "İsrailoğulları, alimlerini Rabler edinmiştir."

Maalesef "Peygamber Sünneti"nin; yani "Sahih Hadis Külliyatı"nın, sonradan zayıf hadisler ilave edilerek genişletilmesi ve Kur'an'ın önüne geçirilerek; Kur'an'ın, bazı alimlerce tamamen hadislere mahkum edilmesinin de, benzeri bir sapma olduğunu burada zikretmeliyiz. Unutulmamalıdır ki Din'in; İslam'ın temeli-özü; tüm kutsal kitaplarda muhkemdir, herkesin anlayacağı açıklıktadır. Ancak ameli meselelerde, elbette "peygamberlerin açıklamaları"na,"alimlere-fıkha" ve fıkhetmek içinde bir "metod"a ihtiyaç vardır. Bu tespitlerden sonra "Yazılı Tevrat"ın tahrifine sebep olan faktörleri şöyle özetleyebiliriz:

1) Birincisi, "yazıcılar"ın(soferim) yazım hataları, alimler arasında da ciddi bir tartışma konusudur.
2) Yahudi Tevrat'ı(Massoratik) nüshası, Septuagint(Yunanca) nüsha ve Samiri Tevrat'ı arasında ciddi farklar vardır.
3) İstila ve esaretle gelen dış baskılar; "Tevrat'ı yasaklama ve yok etme çabaları" ve putperest Yahudi krallarının, "Tevrat'ı tahrif etme gayretleri".
4) Bizce en önemlisi, bizzat Yahudi din adamlarının; "hahamların tevil ve tefsirleri"dir. "Yazılı Tevrat"a, parantez içi açıklamalar ilave etmek yoluyla ve özellikle kavramlarla oynayarak; istenen anlamı elde etme çabaları, adeta meşru bir yol olmuştur. "Sözlü Tevrat"ın oluşumu, yazılı hale getirilmesi, ilave edilen fıkhi görüşlerle genişletilmesi; "Yazılı Tevrat"ın, tamamen bu şifai fıkha bağlanması, en büyük tahribat kaynağıdır. Özellikle Peygamberimiz'e işaret eden "ayetler ve kavramlar"la oynanarak örtülü hale getirilmiş, yahut bu sıfatlar, İsrailoğulları'nın peygamberlerine atfedilmiştir.

Biz, Tevrat'da en ciddi tahrifatın; "Sözlü Tevratoluşturup-geliştiren" ve bu yolla "Yazılı Tevrat"ı istedikleri gibi yorumlayan "Rabbaniler-Hahamlar"kanalıyla yapıldığına inanmaktayız. Aşağıda Tevrat ayetleri ve bunların tefsirleriyle ilgili vereceğimiz birkaç örnek bile bizim bu tespitimizi doğrulamaktadır. İşte tipik bir örnek:

Tora:Çıkış(Şemot) 21:24'de; "Göze karşılık göz, dişe karşılık diş, ele karşılık el, ayağa karşılık ayakta kısas vardır." ayetinin benzer şeklinin Kur'an'da geçtiğini; anlamının da gayet açık olduğunu bilmekteyiz. Şayet zarara uğrayan, bağışlarsa ve karşılığında bir diyet kabul ederse bu kendisi için bir kefarettir der Kur'an. Ancak zarara uğrayan, had uygulanmasını isterse, haddin uygulanması gerekir ve uygulamayanlar zalimdir der yine Kur'an. Ve yine Yüce Allah, İsrailoğulları'nın, bu cezaların uygulamasını değiştirerek zalimler olduklarına işaret eder.

Hahamlar, göz göre göre bu "had cezası"nı iptal etmişler, bunun sadece "para cezası"olduğuna hükmetmişler, aksi görüşü küfür saymışlardır. Böylece hahamların "Sözlü Tevrat"da yer alan görüşleri, "Yazılı Tevrat"ın bu "ceza hükmü"nü değiştirmiştir. İşte hahamların bu kısas ayetinin uygulamasını nasıl değiştirdiklerinin kanıtı:

"Kim, Sözlü Tora ile bilinen, ama 'Yazılı Tora'nın basit metninde farklı anlaşılabilen bir kuralın, bundan böyle 'Sözlü Tora'ya göre değilde, yazılı metinden doğrudan anlaşıldığı şekilde; örneğin "göze göz vs." emrini, tazminat ödeme yerine gerçekten de göze karşılık göz çıkarma şeklinde uygulanacağını söylerse, sabahtan akşama sürekli mucize gerçekleştirse bile bunun hiçbir değeri yoktur ve idamı hak eder. Bu kişinin yaptıkları ya göz boyamadır, ya da kendisi karanlık güçler kullanarak büyü yapmayı, yakın gelecek hakkında haber almayı bilen biridir. Ama yaptıklarının kutsiyetle uzaktan yakından alakası yoktur."(Tora:Tesniye(Devarim) 13:3'ün tefsir kısmı).

Benzer şekilde kendilerine, Peygamberimiz'in gönderileceğini bildiren "Tesniye 18:15 Ayeti"ni, nasıl da örttüler:

"Tanrı Aşem, benim gibi, arandan, kardeşlerinden bir peygamber belirleyecek senin için. Onu dinleyin!"
Tesniye
(Devarim)18:15

Burada Musa, Yüce Allah'ın vahyine dayanarak açıkça diyor ki; "Ey İsrailoğulları, Allah, size, kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber gönderecektir, onu dinleyin!" Kimdir İsrailoğulları'nın kardeşleri? Elbette İsmailoğulları'dır. Zira İsmail, İshak'ın kardeşidir, tabii ki İbrahim'in oğludur. İsmailoğulları, kardeşoğullarıdır, yahut da Yakuboğulları'nın ammuoğulları(amcaoğulları)dır. Bu ayet açık bir şekilde Muhammed(s.a.v.)e işaret etmektedir. Hahamların tefsir ve tevilleri tamamen yanlıştır, kasıtlıdır ve tutarsızdır. "Arandan" kelimesini kullanarak, açık ifadeyi ve işareti, İsrailoğulları peygamberlerine yönlendirmektedirler. Böylece ortaya çıkan çelişkileri de zırva tevillerle kapatmaya çalışmakta ve maalesef cemaatlerini kandırmakta başarılı olmaktadırlar. Bu ayet, son rahmet elçisi Muhammed(s.a.v.)den başkasına gitmez, neden mi?

1) İsrailoğulları'nın kardeşleri; ammuoğulları, İsmailoğulları'dır. Hahamlar dar anlamda kavmiyetçilik yapıp; Hacer'i ve İsmail'i tanımamazlıktan gelseler de bu böyledir.

2) Musa gibi bir peygamber İsrailoğulları'na gelmemiştir ve bir daha gelmeyeceğini de haham efendiler yine Tevrat'dan bilirler. Bilirler ki; hahamlar bu noktada bocalamış, buradan çıkış yolları arayarak; zırva teviller yapmışlardır. Ayrıca Musa da, Muhammed de nasıl önemli iki kardeş peygamber olduklarını bilmekteydiler. Peygamberimiz, defaatle Musa'nın önemine işaret etmiştir ve hatta Tevrat metnini elinde tutan Ömer'e; "bugün Musa da gelseydi bana tabi olurdu" diye seslenmiştir. İki önemli kitap ve iki önemli peygamber... Birisi Rabb'iyle doğrudan konuşmuş, diğeri ise tüm insanlığa ve alemlere rahmet olarak gönderilmiş mühür peygamber. Birisi İsrailoğulları'na gelecek peygamberlerin sürekli tasdik edeceği "Furkan"la, diğeri fiili kıyamete kadar İsrailoğulları da dahil tüm insanlığa gönderilen "Kur'an"la gelmiştir...

Tesniye(Devarim)18: 16-17'deki ayetler; gelecekte gönderilecek olan bu büyük peygamberin Musa gibi Allah'la doğrudan konuşmayacağı açıklanmaktadır:

Toplanma gününde, Horev'de Tanrın Aşem'den arz ettiğine tamamen uygun şekilde (belirlenecektir). (Zira o gün)"Tanrım Aşem'in Sesi'ni bir daha duymayayım ve bu büyük ateşi artık görmeyeyim ki ölmeyeyim" demiştin.
Tanrı da bana "Söyledikleri uygundur" demişti. (Tesniye(Devarim)18:16-17)

Tesniye(Devarim)18:18-19'da da; Tesniye 18: 15 ayeti farklı bir şekilde tekrarlanır ve bu "büyük peygamber"e iman etmeyenlerden hesap sorulacağı bildirilir:

"Onlar için kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber belirleyeceğim, Sözlerim'i onun ağzına yerleştireceğim ve (bu peygamber,) kendisine emrettiğim her şeyi onlara konuşacak.
Ve
(bu peygamberin) Benim Adıma konuştuğu Sözlerim'i dinlemeyen kişi (olursa, bunun hesabını o kişiden) Bizzat soracağım." (Tesniye(Devarim) 18:18-19)

İşte Peygamberimiz Muhammed(s.a.v)e yine açıkça işaret eden bir başka kanıt: Tesniye(Devarim) 32:43:

"Şad edin ey uluslar, Halkı'nı;
Çünkü yerde bırakmayacak kullarının kanını!
Ve intikamla karşılık verecek hasımlarına,
Ve kefaret sağlayacak toprağına, Halkı.
" (Tesniye(Devarim) 32: 43)

Bu ayete anlam verilirken, kavramlarla(kelimelerle) açıkça oynanmıştır. Ancak buna rağmen, yine de bu dörtlü kıtanın anlamını-işaretini değiştirmeleri mümkün olmamıştır. Hahamlar, tevillerle, çelişki yumağı oluşturmuşlardır kendi insanlarına... Açıkça Allah'ın köleleri olan peygamberlerin kanını yerde bırakmayacak, düşmanlarına intikamla karşılık verecek, toprağı(Kabe-Mekke-Medine)ye ve Halkı'na(Ümmetine) kefaret(şefaatçi) olabilecek tek peygamber Muhammed(s.a.v.)dir, başkası değil.

Kendileriyle oynanmış kavramları, aslına dönüştürüp yerine koyarak bu ayeti tekrar okuyalım. Birincisi "şad edin" değil "övün"dür. İkincisi, "uluslar", "milletler"dir. Üçüncüsü "Halk" kavramı kasten kullanılmıştır aslı Arapça ve İbranice aynı kelime olan "um-umma- am-amme-ümmet"dir. Ayetin son kelimesi "Halkı(Ümmeti)"i ifadesi, "Halkı'na(Ümmeti'ne) şeklinde olmalıdır. "Ammu"; "amca" da aynı kökten türetilmiştir. "Baba(ab-aba)" ile Allah arasında; "amca(ammu)" ile kamu-halk, ümmet arasında bir ilişki olduğunu etimolojik olarak söyleyebiliriz. Bu düzeltmeler ışığında bu ayeti tekrar yazarak anlamına bakalım:

"Övün ey milletler, (onun) Ümmeti'ni;
Çünkü yerde bırakmayacak kölelerinin kanını!
Ve intikamla karşılık verecek düşmanlarına,
Ve kefaret sağlayacak toprağına ve Ümmeti'ne.
" (Tesniye(Devarim)32: 43)

H. Winckler, bu Tesniye 32: 43 kasidesini, şöyle tercüme eder ki; "ammu" kavramıyla ilgili yaptığımız yorumu haklı çıkarır. Böylece ayetin "ammu(amca)ya" atıf yaptığını, yani İsrailoğulları'nın amcaoğulları İsmailoğulları'ndan gelecek olan büyük peygambere, şifresel olarakta ayrı bir göndermede bulunduğunu düşündürmektedir. İşte Winckler'in, bu ayeti tercümesi:

"Ey kavimler(milletler), 'Ammu'yu övün!
Çünkü o kullarımın
(kölelerimin) kanının öcünü alacak;
Düşmanlarından öç alacak,
Ve 'Ammu' toprağının günahını bağışlayacaktır.
"(Tesniye(Devarim)32: 43)

Tesniye(Devarim)33: 2-4'de Musa'ya, İsa'ya, Muhammed(s.a.v.)e, yine açıkça atıf vardır. Ancak hahamlar, bu ayetlerdeki İsa'ya ve Muhammed'e yapılan işaretlerin hepsini Musa'ya ve İsrailoğulları'na dönüştürmek için kelimelere akıl almaz danslar yaptırıyorlar ve gerçeği örtüyorlar:

(Şöyle) Dedi: "Aşem, Sinay'dan geldi; onlara Seir'den ışıdı, Paran Dağı'ndan göründü ve kutsiyetin on binlerinden (bir kısmıyla) geldi. Sağından kanun ateşini (getirdi) onlara."
"Üstelik halklara sevgi gösterdi: tüm kutsalları Elinde! Onlar da ayağına toplandılar: Sözleri'ni üstlendiler:"
"Moşe'nin bize emrettiği Tora, Yaakov Cemaati'nin miraslığıdır."
(Tesniye(Devarim) 33: 2-4)

Burada kavramların hakkını verdiğimizde; özellikle "Seir" ve "Paran" dağlarının yerlerini doğru bir şekilde tespit ettiğimizde; bu "ayetler"in anlamı şöyle olur:

Musa dedi ki; "Allah(Aşem), Sina'dan (Musa'yla) geldi. Onlara(İsrailoğulları'na) Seir dağından (İsa'yla) ışıdı ve Paran dağından (Muhammed'le) parladı. Ve (Muhammed) mukaddes (peygamberlerin) on binleri içinden geldi. Sağında Kanun Nuru (Kur'an) vardı. Milletlere şefkat(hobeb) gösterdi. Tüm kutlu kişiler onun yanında, onun ayağına toplandılar ve onun sözlerini dinlediler. Musa'nın bize emretmiş olduğu Tora(Tevrat) ise (sadece) Yakub Cemaati'nin (İsrailoğulları'na) miraslığıdır".

"Seir Dağları", Akabe Körfezi'nden(Eylat'dan) kuzeye doğru, Ölü Deniz'in ve Erden'in doğusunu izleyen dağ silsilesidir. "Seir Dağları", İsa'nın yaşamında ve mücadelesinde önemli bir yere sahiptir, burada bunun detaylarına girmeyeceğiz. Ancak"Paran Dağları", Kur'an, Sünnet delillerinde, Tevrat ayetleri, İsrailoğulları'nın Peygamberleri ve tüm tarihi kayıtlarda açıkça yer almasına rağmen hahamlar, "Paran Dağları"nı yerlerinden oynatmışlar ve Elat'ın kuzeyine yerleştirmişlerdir. Bu müthiş bir yanılgı değil, müthiş bir saptırmadır. Müthiş bir yanılgı; yahut yeni keşiften habersizlik ise Sina(Tur) dağının yeri konusudur. Siz, şayet Sina dağının yerini ve Paran dağlarını bilmiyorsanız; Tevrat'taki bir çok ayeti anlayamazsınız, yahut anlaşılmasını engellemiş olursunuz. Sina(Tur) dağının; yani Musa Dağı'nın yerini en iyi bilmesi gereken bir kavmin ve alimlerinin bu yanılgısı, tiraji komik ve ibretli bir olaydır. Gelelim gerçeğe, Paran dağlarına...

Paran(Faran) dağları; Mekke civarındaki dağlar dahil, Medine'ye kadar uzanan dağlardır. Bu dağların bir adı da Hicaz dağlarıdır. Bir anlamda Arabistan yarımadasını karakterize eden dağlardır. Aynı şekilde Arabistan çölleri de, Paran çölü olarak ifade edilir, ancak biz burada bu delillere yer vermeyeceğiz.. Gerçek Sina(Tur) dağınının yerini öğrenmek isteyenler ise Sitemiz'deki "ESKİ KAVİMLER-İSRAİLOĞULLARI" bölümüne baş vurabilir.

Bu ayetlerin, özellikle Tesniye'de yer alması bizce oldukça anlamlıdır. Zira Tesniye, 5. kitaptır ve Musa'nın, vadedilen toprakların karşısındaki Nebo Dağı'nda son konuşması ve İsrailoğulları'nı son uyarısıdır. Aynı zamanda geleceğe yönelik uyarılar, müjdeler, tehditler ve lanetleşme içermektedir. Bu nedenledir ki gelecekteki peygamberler; özellikle ammu-oğlu son peygamber rahmet elçisi Muhammed(s.a.v.) konusunda uyarılarda bulunmuş söz almıştır. Ancak "Allah'a köle olup, O'nun yasalarına uyacağız" diye verdikleri söze uymadıkları gibi, peygamberleri tasdik ve onlara itaat konusunda da gereğini yapmamışlar, aksine çok sayıda peygamberi öldürmüşlerdir.

Buraya kadar Tevrat'ın Tesniye(Devarim) kitabını izledik ve Yahudi din adamlarının; hahamların, tüm saptırma-örtme çabalarına rağmen, alemlerin rahmet elçisi Peygamberimiz'in nasıl haber verildiğini; özellikle İsrailoğulları'nın bilmesi ve onu tasdik etmesi için nasıl uyarıldıklarını açıkça gördük. Yine açıkça gördük ki Yahudi alimleri; hahamlar, bu apaçık gerçeği örtüyorlar ve adeta Güneş'i balçıkla sıvamaya çalışıyorlar... Ne hazindir ki bu konuda Sonsuz Yüce Allah'a, Musa aracılığıyla verdikleri sözü ve laneti unutmuş görünüyorlar.

Buradan sonra İsrailoğulları'nın peygamberlerine başvuracağız ve dolayısıyla "Kitabı Mukkaddes"i izleyeceğiz. Bu bölümdeki yöntemimiz, Musa'dan sonra İsrailoğulları'na gelen peygamberlerin, Muhammed(s.a.v.)in, insanlığa bir rahmet elçisi olarak gönderildiğini ve vasıflarını açıklayan sözlerine yer vermektir.

3) İSRAİLOĞULLARI'NIN PEYGAMBERLERİ (ESKİ AHİT)

İsrailoğullarının önemli kral peygamberlerinden Davut'un dağlar ve kuşlarla beraber Rabb'ini terennüm etmesi meşhurdur. İşte bu Allah'a seslenişlerini içeren Zebur'da; Muhammed(s.a.v.)in haşmetini, adalet, hilm ve diğer peygamberlerden üstünlüğünü şöyle terennüm ediyor:

1) Mezmurlar(Zebur)

"Sen ademoğullarından daha güzelsin; dudakların üzerine letafet saçılmış; Bunun için Allah seni ebediyyen mübarek kılmış.
Ey kudretli, beline kılıcını, celalini ve haşmetini kuşan.
Ve hakikat, hilim ve adalet uğruna, Haşmetinle, muvaffakiyetle bin; Ve sağ elin sana korkunç işler öğretir.
Okların sivridir; onlar Kral'ın düşmanları yüreğindedir; Kavimler senin altına düşerler.
Tahtın ebedi ve daimidir, ey Allah; Krallığı'nın asası doğruluk asasıdır.
Salahı seversin ve kötülükten nefret eylersin; Bunun için Allah, senin Allah'ın, Seni arkadaşlarından ziyade meserret yağı ile meshetti.
Bütün esvabın mür, öd ve tarçın kokar; Fildişi saraylardan sazlar seni sevindirir.
" (Mezmurlar 45: 2-8)

Çöl halkı, O'nun önünde eğilsinler diye Peygamberimiz'e işaret eden Davut Peygamber, İslam Ümmeti'nin dünyadaki küresel hakimiyetine atıf yapıyor ve güçsüzlere, zayıflara olan şefkatini vurguluyor:

"Güneş ve Ay kaldıkça, Nesilden nesile senden korksunlar.
Yeni biçilmiş çayıra düşen yağmur gibi, Toprağı sulayan iyi yağmurlar gibi insin.
Onun günlerinde salih çiçeklensin, Ve Ay yok oluncaya kadar, selamet bolluğu bulunsun.
Denizden denize kadar, Ve ırmaktan yerin uçlarına kadar saltanat sürsün.
Çöl halkı onun önünde eğilsinler, Ve düşmanları toprağı yalasın." (Mezmurlar
72: 5-9)

Çünkü imdada çağırınca, fakiri, ve yardımcısı olmayan hakiri kurtarır.
Yoksula ve düşküne acır; ve fakirlerin canlarını kurtarır.
Canlarını hileden ve zorbalıktan kurtarır, ve gözünde onların kanı değerli olur.
" (Mezmurlar72:12-14)

2) Kitabı Mukaddes(Eski Ahit)

"İşte kendisine destek olduğum kölem; canımın kendisinden razı olduğu seçme kölem; Ruhumu onun üzerine koydum; milletler için hakkı meydana çıkaracaktır.
Bağırmayacak ve sesini yükseltmeyecek ve onu sokakta işittirmeyecek.
Ezilmiş kamışı kırmayacak ve tüten fitili söndürmeyecek; hakkı hakikate erdirecek.
Ve dünyada hakkı pekiştirinceye kadar zayıflamayacak, ve cesareti kırılmayacak; adalar onun şeriatini bekleyecekler." (İşaya
42:1-4)

Aynen İsrailoğulları'ndan müslüman olan alimlerin yukarıda özetini verdiğimiz ifadeleri ve Peygamberimizin vasıflarını çağrıştırıyor: Bağırmayacak, sesini çarşıda-pazarda yükseltmeyecek ve ezilmişleri koruyacak diyor İşaya peygamber.

"Denize inenler, ve onun içindekilerin hepsi, adalar, ve onlarda oturanlar, Rabb'e yeni bir ilahi ve yerin ucundan onun hamdini terennüm edin.
Çöl ve onun şehirleri, Kedar'ın oturduğu köyler, seslerini yükseltsinler; 'Sela'da oturanlar terennüm etsinler, dağların tepesinden bağırsınlar.
" (İşaya 42:10-11)

"Çöl, O'nun şehirleri ve Kedar toplumu seslerini yükseltsinler" ifadesi açıkça peygamberimize göndermedir. İsmail'in 12 oğlu olmuştur, bunların en büyükleri Neboyat ve Kedar'dır. Kedar, Kader; kelimesinin de kökü olan "ka-de-re" kökünden gelmektedir. İsmailoğulları'nı meydana getiren 12 boydan en önemlisidir Kedar... Yine "Sela", "se-le-ve"; "namaz, dua ve dua-namaz yeri" anlamlarını içerir. Bu son ayet, "Kabe"ye ve Kabe'de oturanlara; yani açıkça Mekke'ye işaret etmektedir.

Habakkuk peygamber ise Teman'a(Theme), Paran'a; Mekke-Medine dağları; Hicaz dağlarına, "Sela"ya; yani Kabe'ye, "hamd" kelimesine atıf yaparak açıkça Peygamberimiz'e işaret ediyor ve şöyle sesleniyor:

"Allah, Teman'dan, Ve kuddüs Paran Dağı'ndan geldi. (Sela-dua, namaz) Onun haşmeti gökleri örttü, Ve dünya onun hamdi ile doldu.
Ve parıltısı ışık gibi idi; Elinden şualar çıkıyordu; Ve kuvvetinin gizlenmesi orada.
Veba onun önünde yürüyordu, Ve ayaklarının ardınca humma çıkıyordu.
O durdu ve dünyayı ölçtü; baktı ve milletleri sarstı; Ve kadim dağlar parçalandılar; ebedi tepeler baş eğdiler; Onun yolları ebedidir.
" (Habakkuk 3:3-6)

Hagay peygamber, bir "ev"den, onun izzetinden(şerefinden) ve bu izzetinin, dünyanın sonuna doğru daha büyük olacağından söz ediyor ki; bu Kabe'nin ta kendisidir. Milletlerin değerli olanları ki; bunlar iman edenlerdir; "yaklaşansaat"te burada toplanacaklardır. İşte Hagay'ın, "yaklaşansaat"i ve Yüce Allah'ın vuruşlarını da hatırlatan uyarısı:

"Çünkü orduların Rabb'i şöyle diyor: Bir kere daha, vakit azdır, ve ben göklerle yeri, ve denizle karayı sarsacağım;
Ve bütün milletleri sarsacağım; ve bütün milletlerin değerli şeyleri gelecek; ve bu evi izzetle dolduracağım, orduların Rabb'i diyor.
Gümüş benim, altın da benim, ordular Rabb'inin sözü.
Bu evin sonraki izzeti öncekinden büyük olacak, orduların Rabb'i diyor; ve bu yerde selamet vereceğim, ordular Rabb'inin sözü
". (Hagay 2:6-9)

4) İNCİLLER (YENİ AHİT)

İşaya peygamberin haber verdiği Peygamberimizle ilgili sözün gerçekleşmesi için bir hatırlatma ve tekid vardır, İsa peygamber diliyle... Peygamberimizin önünde, onun habercisi olan İsa peygamber bakın ne diyor? "Seçilmiş(Mustafa), razı olduğum sevgilim(habibim), milletlere hükmümü ilan edecek olan, bağırmayacak, çağırmayacak, ezilmiş kamışı kırmayacak ve milletler O'nun ismini(şefaatini) umacak" İşte İsa peygamber ağzıyla Sonsuz Yüce Allah'ın vahyi...

Ta ki İşaya peygamber vasıtası ile söylenen söz yerine gelsin:
"İşte, benim seçtiğim kölem, canımın kendisinden razı olduğu sevgilim; ruhumu onun üzerine koyacağım, Ve milletlere hükmü ilan edecektir.
O uğraşmayacak, ve bağırmayacaktır; Ve kimse meydanlarda onun sesini işitmeyecektir.
Hükmü zafere eriştirinceye değin, Ezilmiş kamışı kırmayacak, ve tüten fitili söndürmeyecek,
Ve milletler onun ismine ümit edeceklerdir.
" (Matta 12:17-21)

İsa, Mezmurlar 110:1-7'ye atıfta bulunarak diyor ki; Mesih(beklenen son peygamber) Davud'un oğlu(soyu) değildir. Böyle olsaydı Allah, Davud'a aşağıdaki şekilde hitap etmezdi. Demek ki son evrensel peygamber, Davud soyundan değildir. Davud soyundan olan İsrailoğulları'nın son peygamberi İsa'dır. İşte "Luka İncili"nin beyanları:

İsa onlara dedi: Nasıl diyorlar ki Mesih, Davud'un oğludur?
Çünkü Davud kendisi Mezmurlar kitabında diyor: "Rab(Allah), Rabbime(Efendime) dedi:
"Ben düşmanlarını senin ayaklarına basamak koyuncaya kadar, Sağımda otur."
Şimdi Davud onu Rab diye çağırırsa, o nasıl onun oğlu olur? (Luka
20:41-44)

İsa ben Allah'a yalvaracağım O size başka bir "tesellici"yi ve"hakikat ruhu"nu peygamber olarak göndersin:

"Ben de Baba'ya(Allah'a) yalvaracağım, ve O, size başka bir Tesellici, hakikat Ruhunu, verecektir; ta ki, daima sizinle beraber olsun." (Yuhanna 14:16)

"Fakat benim ismimle, Baba'nın göndereceği Tesellici, Kutsal Ruh, o size herşeyi öğretecek, ve size söylediğim her şeyi, hatırınıza getirecektir." (Yuhanna 14:26)

"Bununla beraber ben size hakikati söylüyorum; benim gitmem sizin için hayırlıdır, çünkü gitmezsem Tesellici size gelmez; fakat gidersem, onu size gönderirim.
Ve o geldiği zaman, günah için, salah için, ve hüküm için dünyayı ilzam edecektir.
" (Yuhanna 14:7-8)

"Fakat o, hakikat Ruhu, gelince, size her hakikate yol gösterecek; zira kendiliğinden söylemeyecektir; fakat her ne işitirse, söyleyecek; ve gelecek şeyleri size bildirecektir.
O, beni taziz edecektir; çünkü benimkinden alacak, ve size bildirecektir.
"(Yuhanna 14:13-14)

Buradaki "Tesellici" kelimesi gerçekte "Periglytos"tan türemiş "peraklit" dir. Bunun Aramice karşılığı "Himada-Hemida"; "Ahmed-Muhammed"dir, yani "övülmüş". Aramice-Arapça-İbranice kardeş dillerdir ve 'özellikle İbranice'nin, Arapça'ya benzerliği-yakınlığı şaşırtıcı derecededir. Hahamlar bunu bile gizliyerek, İshak-İsmail kardeşliğini örtüyorlar. İsa, "ismim"le Allah'ın(Baba'nın) göndereceği "Tesellici"(Övülmüş), oldukça açık ve anlamlı. Ayrıca İsa'nın Kur'an'daki ismi "Mesih"tir(meshedilmiş-meshedici), Peygamberimiz'in de beklenen son "Mesih"(meshedilmiş-kurtarıcı mesih) olduğu bilinmektedir. Bu nedenledir ki İsa, Peygamberimiz için benim "Mesih ismim"le gönderilecek "tesellici(övülmüş)" ifadesini kullanıyor.

Yuhanna'da, Peygamberimiz'e işaret eden bu ifade ve kavramlar, hiçbir tevile imkan vermeyecek derecede açık ve kesindir. Ancak Hıristiyanlar da, Yahudiler gibi kelimelere dans ettirerek; İsa'nın haber verdiği Peygamber'in, yine İsa olduğunu söyleyebilmektedirler.

5) BARNABAS İNCİLİ

Barnabas İncili, baştan sona kadar, İsa'nın, kendisinden sonra gelecek olan "övülmüş, evrensel rahmet elçisi"nin haberciliği ile doludur. Hatta İsa, Muhammed(s.a.v.) ümmetinden olmak için Sonsuz Yüce Allah'a yalvardığını ve bu isteğinin kabul edildiğini; bu nedenle de tekrar dünyaya Kur'an hadimi ve imam-mehdi olarak geleceğini bildirmektedir. Bu açıklamaların uzunluğu sebebiyle İsa'nın, Peygamberimiz'le ilgili Barnabas İncili'ndeki beyanlarının tamamına yer veremiyoruz. Ancak sembolik olarak aşağıdaki paragrafı alıyoruz:

"Bunun üzerine yazıcı dedi: "Allah'ın köleleri ve peygamberleri Musa ve (senin yaptığın gibi Güneş'i yerinde durduran) Yuşa'nın eliyle yazılmış eski bir Kitap gördüm. Bu kitap Musa'nın gerçek Kitabıdır. İçinde, İsmail'in, Mesih'in babası, İshak'ın da, Mesih'in habercisinin babası olduğu yazılıdır. Ve Kitap şöyle der:

"Musa dedi: 'Kadir ve Rahim olan İsmail'in Allah'ı Rabb, azametinin nurunu kölene göster.' Bunun üzerine, Allah ona, Elçisi'ni, İsmail'in kucağında gösterdi ve İsmail de İbrahim'in kucağındaydı. İsmail'in yanında İshak duruyordu, kucağında bir çocuk vardı. Parmağıyla Allah'ın Elçisi'ni gösterip diyordu: 'Bu, Allah'ın tüm şeyleri kendisi için yarattığı kişidir.' Bunun üzerine Musa sevinçle haykırdı: 'Ey İsmail, sen kucağında tüm Dünya'yı ve Cennet'i tutuyorsun; ben Allah'ın kölesini unutma ki, Allah'ın her şeyi kendisi için yarattığı oğlunun(kölesinin) sayesinde Allah'ın gözünde bir lütfa erebileyim.'" (Bölüm 191, s. 326)

SONUÇ

1) İsrailoğulları, özellikle İshak soyundan olmayan bir peygamberi onaylamaya hiç bir zaman hazır olmamışlardır. Çünkü dar anlamda kavmiyetçilik ruhlarına işlemiştir. Kendileri, adeta Allah'ın çocuklarıdır(!), özeldirler, ne kadar Hak'tan sapsalar, suç işleseler de; Allah onlardan vazgeçmez(!). İsrailoğulları'nın kerametleri kendilerinden menkuldur.

2) İnsanlık aleminde kutsallık; Tanrı çocukları(!) olarak sadece kendilerine hastır. Musa gibi hiçbir peygamber olamaz, ayrıca tüm peygamberler de İsrailoğulları'ndandır. İsrailoğulları dışından peygamber gelemez, bu sebeple de İshak-Yakub soyu dışından peygamber gönderilmediği, yahut gönderilmeyeceği ön yargısına sahiptirler. Ve böyle bir peygamberi reddetmeye peşinen hazırdırlar.

3) İsmailoğulları, aslında İbrahim'in Hacer'den doğma İsmail'in çocuklarıdır, Yakub'un "ammuoğulları"dır, ancak bunun hiçbir önemi yoktur. Başından beri Hacer, İsmail ve İsmailoğulları hep aşağılanmış, aşağı görülmüş, kolayca iftiralar atılmıştır. Hacer gibi tüm İsmailoğulları'na köle gözüyle bakılmış; tüm fazileti, "Allah'a kölelik"te değil, İbrahim gibi Sonsuz Yüce Allah'a boyun uzatmakta değil; Yakuboğulları(İsrailoğulları) olmakta arama yanılgısına düşmüşlerdir.

4) Sonsuz Yüce Allah, elbette İbrahim'in tüm denemeleri başarıyla geçmesi ve duası sebebiyle; onun soyundan bir ümmet oluşturmuş; arka arkaya peygamberler göndermiş; iman edenlerden insanlığa örnek bir toplum çıkarmış; "Allah'ın Hukuğu"nu çiğneyenleri şiddetle cezalandırmış; helaklarını "yaklaşansaat"e ertelemiştir. Ayrıca İsrailoğulları dışındaki her kavme de uyarıcı-korkutucu ve müjdeleyici peygamberler gönderilmiştir.

5) Kendilerini, Allah'ın kutsalları olarak gören bu "kavmiyetçi-kibirli toplum"a, Allah, tüm yolları göstermiş, Allah'ın sadık köleleri olmaya devam ederlerse; nimetlendirileceklerini, ihanet ederlerse şiddetle cezalandırılacaklarını Musa aracılığıyla bildirmiş; kendilerinden yemin-lanet almıştır. Aynı şekilde de göndereceği son rahmet elçisi ve evrensel gerçek Mesih'i; yani Muhammed'i, tüm vasıflarıyla apaçık bildirmiş; arka arkaya gönderdiği İsrailoğlu peygamberleri vasıtasıyla da bu vasıfları teyid etmiştir. Ancak bu son Mesih Muhammed'in peygamberliğini yalanlamışlar ve "Yazılı, Sözlü Tevrat"daki tüm vasıflarını-işaretlerini de örterek kavmi bir peygambere dönüştürmüşlerdir. Peygamberimiz'in habercisi olan İsa peygamberi de reddetmişler, öldürmeye teşebbüs etmişler ve hala Mesih; yani son bir peygamber beklemeye devam etmektedirler.

6) Sonuç olarak Yahudi ve Hıristiyanlar, gündüz gibi aydınlık olan bu meseleyi; yani Muhammed(s.a.v.)in; övülmüş, evrensel ve yukarıdan beri kitaplarda anlatılan "Son Mesih Peygamber" olduğu gerçeğini reddederek; kendisini özellikle İsrailoğulları'nın kurtarıcı-mesihi olarak sunacak olan Deccal'in kucağına düşmeye aday olmuşlardır. Giderek artan bir şekilde inkar ve düşmanlıklarını devam ettirmektedirler. İsa gelip gerçekleri haykırıncaya kadar da böyle devam edecektir, ancak elbette son pişmanlık fayda vermeyecek ve zalimler, "yaklaşansaat"te hak ettikleri cevabı alacaklardır.

Dr. Halil Bayraktar
yaklasansaat.com
05/05/2011

Kaynaklar:
1) Kur'an-ı Kerim
2) Buhari, C.6, Hno: 987, s.438.
3) Darimi, C.1, Hno: 5,7,8
4) Tora ve Aftara, Türkiye Hahambaşılığı, Gözlem Yy, İstanbul, 2009.
5) Kitabı Mukaddes Eski ve Yeni Ahit, Kitabı Mukaddes Şirketi, İstanbul, 1995.
6) Mezmurlar(Zebur), Kitabı Mukaddes Şirketi, İstanbul, 2001.
7) Barnabas İncili, çev. Mehmet Yıldız, Kültür Basın Yayın Birliği, İstanbul,
8) D. S. Margolıouth, İslamiyet Öncesi Arap- İsrailoğulları İlişkileri, Türkçesi, Suat Ertüzün, Kaknüs Yy. İstanbul, 2003.

 

 


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| videolar
site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.