"""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""""
yaklaşan saat
kuranda islam, kuran ışığında araştırmalar
  theapproachinghour, english website




kuranı anlamak için arapça


tasavvuf felsefesi, kuran islamı, radikalizm islam değil hastalıktır

YAKLAŞAN SAAT'TE BEKLENEN MEHDİ DEĞİL İSA'DIR, mehdiyet felsefesi

 

Dinler
/ Kur'an'da İslam/ İslam'ın İmana-İhsana Dönüşmesi ve "Nefsin Karadeliği"


İSLAM'IN İMANA-İHSANA DÖNÜŞMESİ VE "NEFSİN KARADELİĞİ"

1) Bu çağ, insanoğlunun, Allah'ı terk ettiği çağdır. Nedenleri:

a) Bilim ve teknolojinin cazibesi ve kolaylığı.
b) Hastalıklarla paralel tıbbın gelişmesi, aldatıcı şekilde tıbbın insanların sığınağı olması.
c) Yaşamın kolaylıkları ve toplu yaşama, şehirleşme, şehirlerde toplanma.
d) Küresel-Parasal şeytani güçlerin, iletişim araçlarını (basın, yayın, tv, radyo, internet vs.) ellerinde bulundurarak insanlığı aldatması, algı yönetimiyle yaşamı ve düşünceyi yönlendirmesi.
e) Zenginliklerin-nimetlerin artması sonucu, insanların "mal ve para hırsı"nın maksimum yapması.

2) "Müslüman" olmak zor, "iman" etmek daha da zor!

a) Geçmiş "kültür ve kalıntıları"nı terk edemeyen insanoğlu, "İslam kültürü"nün kendisini yenilemesini; "yeni insan" olmasını sağlayamıyor.

b) Bu etkiler altında "nefis", kendi çekimine yani "karadeliği"ne kapılıyor ve kendi etrafında dönüyor. Her an her olayda kendi "farkındalığı"nı izliyor, kendi "varlığını-hevası"nı koruma, güçlendirme, değer kazanma çabalarına yönelerek; yaşamın "her anında", "aklı-fikri" kendisinde kalıyor, kendisini zikrediyor, zikredilmek istiyor. Sürekli bir noktaya(kendisine) yoğunlaşıyor ve kendisinde kalıyor.

c) Bu "Nefsin karadeliği"nden kurtulmak için başka bir "çekim merkezi"ne ihtiyaç vardır. Kişinin kendisi dışındaki tüm "çekim merkezleri"; çocukları, ailesi, yakınları; kendisini, kendisinden koparmaya "kendi karadeliği"nden kurtarmaya yetmez. Aksine bu kişinin kendisi dışındaki "sevgiye-akrabalığa" dayanan "çekim merkezleri"; kendi karadeliğini daha da güçlendirir ve kendisinin bu nefis karadeliğinde kaybolmasına hizmet eder. Bu sözünü ettiğimiz çekim merkezleri, kişinin kendi "nefsi-dünyevi karadeliği"ni güçlendirmekten başka bir işe yaramazlar. Bu çekim alanları, "alternatif çekim merkezleri" olamazlar.

d) Kişinin "kendi farkındalığı"ndan yani "ben merkezi"nin karadeliğinden kurtaracak "alternatif çekim merkezi", sadece ve sadece Sonsuz Yüce Allah'tır. Evrende var olan her şey ama her şey, tüm karadelikler-galaksiler ve de tüm canlılar-insanlar, Sonsuz Yüce Allah'ın emrine-çekim yasasına tabidir. "Kütlesel yahut ruhsal-sanal hiyerarşi", Sonsuz Yüce'nin yarattığı çekim yasasıyla boyut kazanır ve hiyerarşik dizilişe tabi olur. Canlıların yaşam sistemleri-düzenleri ve hatta insanoğlunun sosyal yaşamı da bu emre-çekim yasasına tabiidir. İnsanoğlu inancı ne olursa olsun, biyolojik-ruhsal yapısıyla bu çekim yasasına mahkumdur. Ancak iradesi ve aklıyla bu evrensel Sünnetullah'a uyması, Rabb'ine "teslim" olması gerektiği gerçeğine uyanması, kişinin kurtuluş kapısıdır.

e) Kişiyi "nefis karadeliği"nin çekiminden çekip kurtaracak tek boyun eğilmesi gereken Güç-Kudret, Sonsuz Kudret ve İzzet sahibi olan Allah'tır. Kişi kendi nefsinin karadelik çekiminden, ancak ve ancak Sonsuz Yüce'nin Hak çekimine bağlanarak kurtulabilir. Sonsuz Yüce Allah'ın kişi için güçlü bir "Çekim Merkezi" olması için yeterli derecede "korku-saygı" ve arkasından da "sevgi" gereklidir. İşte bu "bilgiye ve bilince" dayalı "korku"; elbette "Hak korku", bizi "ben merkezi"nden "Sen Merkezi"ne(Sonsuz Yüce Allah'a) bağlar ve "Ben merkezi", "Sen merkezi"nin yönetimine girer. Böylece "Ben"; "Sen"in yani Allah'ın mutlak çekimine tabi olur, boyun eğer, O'nun etrafında döner, mutlak itaat(kölelik) bilincine erişir ve böylece O(Allah) boyasıyla boyanmış olur. Bu sürecin "tereddütsüz tasdike ve sevgi"ye dönüşmesi; "İslam"ın, "İman"a dönüşmesidir. Bu süreç gerçekleşmeden kişi "gerçek Mü'min" olamaz.

f) Bu "İslam'dan, imana" sürecini işletecek ve sonuçlandıracak olan en önemli parametre, "bilinç"tir. Elbette "İslam bilinci!". Bu "bilinç"; "irade" ve "akılla" parlatıldıkça kişi "imanın zirvesi"ne ulaşır. Böylece nefsimizle ilgili her "olay"da, "Allah'ın kölesi-itaatkarı olma bilinci yahut çağrışımı" ortaya çıkar. Bu bilinç yahut çağrışımla kişi, "nefis(ben) çekimi"nden kurtulur ve "O'nun(Allah'ın) Çekim Merkezi"ne bağlanır ve RABB'ine teslim olarak O'nun yörüngesinde dönmeye devam eder. Bu "İman" bilincine örnek verecek olursak: iman aşamasındaki bir anne-baba, çocuklarının kendi eserleri olmadığını, RABB'lerinin lütfu olduğunu bilirler ve eserin gerçek sahibine teşekkür ederler ve sevgilerini O'na(RABB'lerine) yöneltirler... Böylece kişi sahip olduğu "alt bilinç"ten bir "üst bilinç"e geçmiş olur.

g) Bu şekilde önceden "iradi" olarak ortaya koyacağımız "çaba ve çağrışımlarımız" giderek daha "derin irade"ye; yani daha "yüksek bilinç"e dönüşmüş olacaktır. Bu İslam'dan "imana süreci" giderek daha da güçlenerek; "sezgi ve feraset"e yani "basiret"e dönüşecektir. İşte Yüce Allah'ın Kur'an'da sözünü ettiği "Mü'min basireti" ve "kalb gözü"nün görmesi ve hissetmesi de budur. Sonuç olarak "İslam bilinci" işletilerek iradi bir şekilde "akıl" çalıştırılarak, "İslam"dan "iman" aşamasına ve yine akli melekeler çalıştırılarak, iradi bir şekilde bu süreç işletildiği sürece "iman" güçlenerek "İhsan" derecesine ve kişi de "feraset-basiret" mertebesine erişmiş olur. "Kendi çekimi"nden kurtulmuş olan Mü'min, "Sonsuz Yüce Allah'ın Çekimi"ne tabi olarak ölünceye kadar O'nun etrafında döner, O'nun kölesi, mülkü, uydusu olarak yaşamını sürdürür. Evrende hakim olan en temel yasa da budur. Bu yasa hem evrende hem de insan yaşamında egemen olan vazgeçilmez, belirleyici ve sosyal hayatı da şekillendiren bir yasadır.

İSLAM-İMAN-İHSAN

"İslam", objektif bir tanımdır-tariftir. Yani efradını cami ağyarını mani bir tariftir. İyi bir tanım, efradını cami, ağyarını mani olmalıdır. Yani kapsamı ve tümleyeni kesin-net olmalıdır. İslam'ın tümleyeni "şirk"tir. "İslam tanımı", önce tümleyenini(şirki) redle başlar. Önce tüm ilahlar ve ilahlara ait tüm hükümler ve de bu hükümlerin tamamı reddedilir. Ki bu ilahların ve hükümlerinin bir kısmını dahi reddetmeyenler(müşriktir) reddedilir. 

Teklif "akla" yapılır, İslam, akılla kavranır, dille kabul edilir yahut "tasdik" edilir. İlk daire İslam dairesidir. "İman", "inanmadır-emniyettir-şüphesiz tasdiktir", ikinci dairedir ve İslam'ın içindedir. "İman", dille ikrar, kalble tasdiktir. Kalpleri ise Allah bilir. Kişi kendi İslamına şahitlik eder, diğer Müslümanlar da şahitlik etmelidir. Çünkü "İslam" bir tanımdır ve zahirdir. "İman" konusunda diğer Müminlerin şahitliği hüsnü zandır, gerçeği Allah bilir. 

"İslam", "İman"ı kapsar ve her Mü'min, Müslümandır, ancak her "Müslüman", "Mü'min" olamayabilir. Hucurat(49)/14, bu durumu en güzel şekilde açıklıyor. 

Özetle "İman", "şüphesiz tasdik"tir, derecelidir; artar azalır ve de dille kabul edilen, ikrar edilen "İslam"ın "Kalb"le tasdikidir. "İman"ın alt sınırı "şüphesiz kalbi tasdik" iken, üst sınırı, Allah'a karşı güçlü sevgi-saygı ve Allah korkusudur. "İman"ın derecesi arttıkça "İhsan derecesinde iman"a dönüşür. "Mü'min"in imanı artıkça "Muhsin" olur. 

"İhsan", "İman"ın üst sınırıdır. İslam'ın içindeki daire "iman" dairesidir. "İman"ın içindeki daire ise "ihsan" dairesidir. Kapsam bakımından her "Muhsin"; "Mü'min"dir ve de "Müslim"dir. Ancak her "Müslim"; "Mü'min" ve de "Muhsin" olmayabilir. Her "Mü'min"de, "Muhsin" olmayabilir. 

"İslam", akla teklif edilir ve İslam'da, "akıl-kabul" egemendir. "İman" da ise kalbi tasdik ve şüphesizlik esastır. "İman"da; "akıl-kabul" idrake, tefekküre ve Allah korkusuna dönüşmüş olur. Bu Allah korkusu-saygısı ve de sevgisi, aklın işletilmesiyle güçlenir ve "adanma"ya dönüşür ki bu; "İhsan derecesinde iman" aşamasıdır. "İhsan" derecesine, Peygamberimiz(sav), "Allah'ı görür gibi iman" der. Tüm peygamberler, tüm melekler ve de İman derecesi yüksek olan mü'minler, "İhsan" derecesinde iman sahibidirler. Hatta melekler ihsan derecesinin de üzerinde "mukarreb"tirler. 

"Şüphesiz kalbi tasdik" anlamına gelen "İman" konusunda Kur'an'da yer alan çok sayıda ayetlerden bir kısmı aşağıda verilmiştir: 
2/8, 3/52, 3/173, 5/41, 111, 8/2, 9/124, 16/106, 48/4, 49/7, 49/14, 49/15, 57/16, 58/22, 59/10, 60/10, 74/31, 

Aynı şekilde "İhsan-Muhsin" kavramlarının geçtiği bir kısım ayetler de aşağıdadır: 
2/112, 3/134, 4/125, 29/69, 31/22, 39/34 

"İslam"a giren yahut İslam'ı kabul eden herkes aynı anda "mü'min" olmuş değildir. Hucurat(49)/14'de bildirilen bedeviler de böyledir. Ancak Ebubekir gibi fıtratı temiz, İslam'ı almaya hazır bir sahabe İslam'ı kabul ettiğinde aynı zamanda "iman" etmiştir. Yine Yasin(36)/20-27'de elçileri tasdik edip, onlar öldürülmesin diye kavminin önüne atılıp "iman" ettiğini söyleyen ve şehit edilen kimse(Yasin) de, İslam'ı kabul ederken "iman" etmiştir. Ha keza Musa'nın karşısına çıkan sihirbazlar da, İslam'ı kabul ederken "iman" etmişlerdir. Araf(7)/120-122'ye bakınız. 

Özetle; "İslam"ı, sahih akılla kavrayıp kabul ettikten sonra, şüphesiz bir şekilde tasdike dönüştürenler; yani "iman" edenler, dünyada ve ahirette kurtuluşa erenlerdir. 

"İman" giderek aklın işletilmesiyle güçlenir ve "ihsan" mertebesine ulaşır ve böyle bir kimse de, feraset-basiret sahibi olur, fitnelere düşmez, kimselerin göremediği, anlayamadığı şeyleri görür- anlar-hisseder. "Kalp gözü"nün açık olması da budur. Bu sadece İslam'da değil, aklın işletildiği başka alanlarda da Sonsuz Yüce Allah, insana böyle bir meleke kazandırmıştır. Mesela, bir alandaki bilim adamı, konusuna ne kadar hakim olur ve sürekli aklını işleterek araştırmalar yapar ve yoğunlaşırsa; o oranda kendi alanının gerçeklerini keşfeder, başka bilim adamlarının göremediklerini görür, feraset sahibi olur.

Tasavvuf bu gerçeği, şeytani bir aşıyla "uçup-kaçma"ya; "şeytani kerametler"e dönüştürmüştür. "Muhsin" dairesinin merkezinde Peygamberler yahut Peygamberimiz vardır. Bir Müslümanın ulaşamasa da, yaklaşmaya çabalayacağı hedef o merkezdir. Ancak Tasavvuf, o merkeze Peygamber yerine Allah'ı koyarak; "İslam'ın merkezi"ni bombalamıştır. Böylece en büyük yalan olan "Allah'a yaklaşma, fenafillah" küfrünü meşrulaştırmıştır. 

islam-iman-ihsan

Şirk=Şr, İslam=İs, İman=İm, İhsan=İh, Peygamber=P dersek, şu matematiksel ilişkileri kurabiliriz:
Şr kesişim İs= Boş'tur. İs'in tümleyeni Şr'dir, Şr'in tümleyeni İs'dır.
İs, İm'ı ve İh'ı kapsar. Şöyle de ifade edebiliriz: İh ve İm, İs'ın alt kümesidir. Ve yine İh'da, İm'ın alt kümesidir.
Özetle her Muhsin, Mü'mindir, Müslimdir. Ve yine Her Mü'min, Müslimdir. Ancak her Müslim, Mü'min ve Muhsin olmayabilir. Her Mü'min de, Muhsin olmayabilir.

SONUÇ

Sonsuz Yüce RABB'imiz Kur'an'da sürekli "akletmeyi-aklın işletilmesini", "Allah korkusunu" ve "teslimiyeti-imanı" emretmektedir. Özetle vahyin ışığında aklın işletilmesi-tefekkür, kişiyi, "Allah korkusu"na ve İslam'a ve İman'a götürür. Aklını işletmeyenlere Allah pislik yağdırır. Akleden-tefekkür eden ilim sahipleri, RABB'lerinden korkarlar, cahiller cüretkar olurlar. Dinin aslı-özü korkudur-Allah korkusu... RABB'imiz: "Sen korkanları uyarabilirsin, korkanlar iman eder, korkanlar ıslah olur, korkanlara Furkan veririz." der...

Sonuç olarak insan önce İslam'ı, akılla kabul eder Müslüman olur. Sonra bir süreçle mü'min sıfatı kazanır, Mü'min olur. Daha sonra da muhsin vasfını kazanarak İhsan derecesinde iman sahibi Muhsin olur. Münafıklarda, kalpler hastalıklı olduğu için bu süreç arızalıdır. Aklın işletilmesi; Allah korkusu ve bunun sonucu olan "iman sürekli"dir, kesikli değildir. Münafıkların imanı ise kesiklidir-süreksizdir.

İslam, ağacın kökü yahut tohumudur. O tohumu ya da kökü beğenip satın alan Müslümandır. Onu yumuşak-verimli toprağa eker-diker, gerekli bakımını yapıp büyütür, sağlıklı meyve veren bitkiye-ağaca dönüştürürse o da "iman-ihsan"dır. Burada "kişinin kalbi" toprak gibidir. Kendisi(aklı) da, o bakımı yapan kişinin kendisidir. Kalp arızalı olursa bitki-ağaç hastalıklı verimsiz ve meyvesiz olur. Kur'an'da İbrahim(14)/24-27'de; bir ağaç misali ile "tayyib kelime" anlatılır ki; bu "İslam"ın ta kendisidir.  

Dr. Halil Bayraktar
yaklasansaat.com

30/03/2019


ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Yaklaşan Saat'in resmi twitter adresi aşağıdadır. Bu hesabın dışındaki diğer hesaplarla Yaklaşan Saat'in bir ilgisi yoktur: @yaklasansaat