Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com





 

Dinler/ Kur'an'da "İslam"/ Son Din: "Kur'an İslamı" Buharlaştı mı?

Sünnetullah: İnsanoğlu "Hak Dinleri" Kısa Sürede "Şirk"e Dönüştürür

SON DİN: "KUR'AN İSLAMI" BUHARLAŞTI MI?

Nasıl oluyor da insanlık; tarihinin "Tevhid"(İslam) dönemlerini, kısa sürede şirke dönüştürmekle kalmıyor, hızla "akıl-dışı putperestliğe" kayıyor? Bu sebepleri şöyle özetleyebiliriz:

1) İnsanoğlu, gerçekte kutsal olan varlıkları ve şahısları, müşahhaslaştırmak; tasvir ederek nesnelleştirmek ve ona dokunma-yakın olma gibi bir zaaf taşıyor. Bu nedenledir ki, sevdiği şeyleri cisimleştirmekten hoşlanıyor. Böylece kendisiyle sevdiği şey arasında, "nesnel-maddi bir bağ" oluşturmaya meyilli görünüyor.

2) Bireysel veya toplumsal olarak yaşanan acılar, hastalıklar, çaresizlikler, doğal felaketler ve korkular sebebiyle insanoğlu sığınacak bir şey arar. Son derece mantıksız ve duygusal bir sarılışla nesnelere yönelir. Bu yöneliş, zamanla "değişip-dönüşerek"; insanlar için inanç veya kutsallık içeren "kült" haline gelebilir. Buna sayısız örnekler verebiliriz. Bir kısım manevi anlam yüklenerek yarar umulan "kabirler-yatırlar" ve yine bu tarz anlam yüklenen ağaçlara bağlanan çaputlar ve dilekler vs. gibi.

3) İnsanla, Allah arasında bulunan ve amacı, insanlığı "Allah'a teslim olmaya ve O'na ortak koşmaksızın iman etmeye çağırmak olan" Peygamberler ve onlara tabi olanları ilahlaştırmak; Allah'a ait sıfatları veya bir kısmını, bu Hakk'a çağıran önderlere atfetmek-taksim etmek. İnsanlık tarihi sürekli bu tarzda Hak'tan, batıla kayışlara şahit olmaktadır. Bu hastalık bugün bilim ve teknoloji çağında da, maalesef insanlığın içinde bulunduğu trajik bir durumdur. İnsanın, insanı en yaygın bir şekilde ilah edindiği bir çağda yaşamaktayız.

4) İnsanoğlunun "nefsi arzuları", "kendisini sevme-beğenme zaafı" ve bu nedenle de "dünyevi-ticari menfaat" sağlayarak; "güçlü-hükmedici" olma hevesi. Ki, bu oldukça güçlü bir hevestir. İnsan sürekli bu dürtüyle hareket ederek, iktidar ve güç peşinde koşmuştur. Bu amacı gerçekleştirmek için de, özellikle toplumu kolayca etkileyebilecek olan "dini ve kutsal değerleri kullanmak" en etkili bir yol olmuştur. 


5) Allah
'ın tek İlah'lığına dayanan ve Adem'le başlayan Tevhid(İslam) dininin, kısa bir zaman periyodunda bozularak "şirk"e ve giderek çok ilahlı putperestliğe dönüşmesinde en etkili faktörlerden birisi de, cin-şeytanların manipulasyonudur.

Evet yukarıdan beri sıraladığımız faktörlerin sayısını daha da artırabiliriz, ancak bu yazımızın amacı "İslam'ın bozulma süreci"nin etkenlerini incelemek değildir. Amacımız bu etkenlere kısaca işaret etmek ve asıl "Sünnetullah"ı gözler önüne sermektir. O halde, tarihler boyunca İslam'ın zuhuru ve arkasından zaili, tüm varlıkların ortaya çıkışı ve yok olması yasasına uygun olarak nasıl bir döngü oluşturur, ona bakmalıyız. Yaratılmış "madde ve düşünce alemi"nde bu "döngü"ye uymayan hiçbir şey yoktur. Ve bu fizik yasaları kadar kesin bir yasadır ve "Sünnetullah"tır.

İnsanlık tarihi, başlangıcından günümüze kadar çok sayıda medeniyet, kavim ve insan topluluklarının, tarih sahnesine çıkışlarına, mücadelelerine ve yok oluşlarına şahit olmaktadır. Allah, Hakk'a(İslam'a) daveti, insan neslinin yeryüzündeki hayata adım atmasıyla başlatmıştır. Davet yöntemleri, insanın gelişmesine paralel bir şekilde; elçiler, sayfalar, kitaplar aracılığı ile olmuştur. Ayrıca, tüm evren(alemler), bu gerçeği anlamada insanın önüne "apaçık bir kitap" olarak serilmiştir. Özetle "Sünnetullah" şudur.

İnsanlık tarihi, İslam-şirk tarihi; Hak-Batıl kavgası tarihi; aydınlık(nur)-karanlık(zulümat) tarihidir. İslam'a bir Elçi(Resul) vasıtasıyla çağrılan toplum ikiye ayrılır: Kabul eden azınlık ve reddeden çoğunluk. Reddeden ve Elçilerini öldürmeye çalışan çoğunluk helak olur. Kabul eden azınlık ise kısa bir sürede kabul ettiği İslam'ı; "nefsi-dünyevi sapmalar"la, "atalar-babalar şirk dini"ne dönüştürür. Sonunda yeni bir Elçi, yeni bir ayrışım ve bu süreç, Kıyamet'e kadar böyle devam eder. İşte Sünnetullah budur ve bugün de bu süreç işlemektedir.

Allah, insan toplumlarının merkezlerine, rahmet olmak üzere; Rahmet Elçilerini, insanları uyarmak; Hakk'a(İslama) çağırmak üzere gönderir. Zira Allah, insanoğlunun, Kendisine başlangıçta verdiği sözü unutup, Hak'tan sapacağını bildiği için, "Elçi göndermeyi" vaad etmiştir. Bu vaad, Allah'ın Rahmet Sıfatı'nın bir sonucudur. Bu nedenledir ki, her kavme(topluma), bir "uyarıcı-hatırlatıcı-korkutucu" ve Hakk'a gelenleri "müjdeleyici" Elçiler gönderilmiştir. Elçileri destekleyici olmak üzere de Nebilerden söz alınmıştır.

Kendilerine Elçiler gelen kavimler, bu Elçilerin; "sadece ve sadece Allah'a köle olun. Allah'ın dışındaki ilahları reddedin!" çağrısı karşısında direnmişler ve Elçilerle mücadele etmişlerdir. "Atalarının-babalarının dini"nden vazgeçmeyeceklerini söyleyerek; bu mücadelede ileri gitmişler ve Elçileri öldürmeye çalışmışlardır. Elçilerini, yalancı, iftiracı, sihirbaz ve mecnun(cinni) olarak itham ederek, mucizelere inanmamış, getirilse bile inanmayacakları daha başka mucizeler istemişlerdir.

Adem'den Kıyamet'e kadar Sünnetullah budur. Her ümmete bir Peygamber gönderilmiş; böylece Peygamberlere iman eden "az sayıda topluluk"la, iman etmeyen "büyük çoğunluk" arasında mücadele devam etmiştir. Peygamberler ve ona tabi olanların "yaşam ve tebliğ hakları" ellerinden alınmaya; terör estirilmeye başlayınca; Allah, Elçilerini ve ona tabi olanları "kurtarmış", azgınlaşmış müşrik zalim çoğunluğu ise "helak" etmiştir. Allah'ın gönderdiği Elçileri tasdik eden ve İslam'ı tercih ederek "kurtuluş"a eren her "İslam toplumu" da uzun olmayan bir "zaman peryodu"nda tekrar "şirk toplumu"na dönüşerek; sonunda "helak" olmuştur. Bu tarihsel süreç, fizik yasaları kadar kesin bir süreçtir ve "Sünnetullah"tır.

Böylece bir önceki elçinin getirdiği "İslam Dini" zamanla bozulmuş, "şirk dini"ne dönüşmüş; "din adamları" çatısı altında toplayabileceğimiz; kahinler, hakimler, rabbaniler, ruhbanlar, rahipler, alimler, mollalar ve şeyhlerden oluşan "aracı din sınıfı" ortaya çıkmıştır.

"Yaklaşansaat"in şafağında gönderilmiş ve Alemlere Rahmet olan Muhammed(s.a.v.), Dünya'da yaşayan tüm sorumlu varlıkların; "insanların ve cinler"in Peygamberi'dir. Bu son Rahmet Elçisi, "Fiili Kıyamet"e(İkinci Saat'e) kadar insanlığa Peygamberlik görevi yapmak üzere Kur'an'ı getirmiştir. Bu Rahmet Elçisi, her Resul gibi, hem "Nebi" ve hem de "Resul"(Elçi)dir. Ve tabii ki aynı zamanda "Son Nebi"dir. Kendisinden sonra "Nebi" gelmeyecek, "vahiy" de inmeyecektir.

Bazı şeytan fısıltılarıyla kendilerini "Resul"(elçi) sananların sandığı gibi "Resul" de gelecek değildir. Çünkü her "Resul", aynı zamanda "Nebi"dir, ancak her Nebi, Resul değildir. Bu nedenledir ki, Allah'tan "nebe"(vahiy-haber) kesilince; "görevlendirilmiş-gönderilmiş kimse olan Resul"(Elçi) de gelemez. Bu matematiksel olarak apaçık bir Kur'an gerçeğidir. Sonuç olarak "Fiili Kıyamet"e(İkinci Saat'e); yani Dünya hayatının sonuna kadar ne bir "Nebi" ne de bir "Resul" kesinlikle gelmeyecektir.

İslam Peygamberi'nin rehberliğinden ve örnekliğinden yaklaşık 1400 yıl geçmiş; İslam çoktan "babalar ve atalar dini"ne dönüşmüş; "Kur'an'daki İslam" buharlaşmıştır. Tasavvufi- mistik ve mantıkçı radikal etkiler, hakim güçlere yaranma, nefsi-dünyevi arzular, ataların-şeyhlerin anlayışını takip, Kur'an'dan hicret edilmesi ve geçen zamanların sapmalar toplamı, "İslam anlayışı"nı Kur'an'dan uzaklara sürüklemiş; ve yine "atalar-babalar dini" egemen olmuş; "şirk" günlük ibadet haline gelmiştir. Kitap, aynı Kitap ancak maalesef din aynı din değildir, "Kur'an'daki Din" buharlaşmış; başka bir dine dönüşmüştür. Sünnetullah, değişmez bir yasadır ancak insanoğlu her şeyi değiştirir ve dönüştürür. Tarihler boyunca "İslam-Tevhid", insanlar tarafından nasıl "şirk dini"ne dönüştürülmüşse, bu "Son Din-İslam" da, aynı insanoğlunun bozulmuş fıtratına çarparak özünden saptırılmıştır.

Fiili Kıyamet'e kadar "insan ve cin toplumları"ndan oluşan "küresel ümmet"in Kitab'ı ve Elçisi, Kur'an'dır. Bugün insanlığın "kurtuluş"unun da, "helak"ının da nasıl olacağı onda açıklanmıştır. O Kur'an, "Fiili Kıyamet"e kadar peygamberlik yapacaktır. O'nu, gerçek anlamda "rehber" edinenler "kurtuluş"a erecek; ona "sırt çevirenler" ve ondan "hicret edenler" ise "helak" olacaklardır.

Şayet tüm insanlık, "şirkte-zulümde ittifak" ederlerse; Müslüman olduklarını söyleyenler ona şaşı bakarlarsa; onun hükümlerini geçersiz kılarlar, onu gönderen Sonsuz Yüce Allah'la aralarına; şeyhler, efendiler, güç ilahları, aracılar, beşeri kitaplar koyarlarsa; hevalarını(mantıklarını) ilah edinip; dünyaperestliklerini sürdürürler ve "Ehli Kitab"ın (Yahudilerin ve Hıristiyanların) kuyruğu olurlarsa; Allah'ın "şiddetli azap kamçıları"nı ve arkasından da "helak"ı beklesinler! Sünnetullah budur, Kur'an'ın, insanlığa bildirdiği "muhkem-apaçık ve şiddetli vaad" de budur.

Sonsuz Yüce Rabb'imizin, Kıyamet'e kadar korumayı vadettiği Kur'an, Fiili Kıyamet'e kadar Elçilik yapacaktır. Şayet insanlar Kur'an'ın davetine icabet etmezlerse; onun vaaz ettiği muhkem-tekrarlı-apaçık İslam'ı, görmemezlikten gelir, nefislerine uydurur, "şirk dini"ne dönüştürürlerse; elbette tarih tekerrür edecektir. Sünnetullah hükmünü verecektir. İşte Kur'an ve "Sahih Sünnet"te bu gerçeğe işaret eden ayet ve hadisler:

ALLAH DİYOR Kİ:

De ki: "Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Allah, benimle sizin aranızda şahittir. Ve şu Kur'an, onunla, sizi ve kime erişirse onu uyarmam için bana vahyediliyor. Sizler mi, Allah'la beraber başka ilahların (varlığına) şahitlik ediyorsunuz?" De ki: "Ben şahitlik etmem!" De ki: "Muhakkak O, tek bir İlah'tır ve ben de, sizin ortak koştuğunuz şeylerden beriyim."
[ENAM(6)/19]

O gün onları toplarız, sonra şirk(ortak) koşan kimselere deriz ki: "O uydurduğunuz ortaklarınız nerede?"
Sonra onların: "Vallahi bizler, müşriklerden
(ortak koşanlardan) değildik" demekten başka fitneleri olmaz.
[ENAM(6)/22-23]

Muhakkak o kimseler ki; dinlerini parça parça edip gruplaştılar, sen bu hiziplerden değilsin. Muhakkak onların işleri Allah'adır. Sonra Allah, yaptıklarını, onlara haber verecektir.
[ENAM(6)/159]

O gün, onları toplarız, sonra şirk koşan kimselere deriz ki: "Sizler ve ortaklarınız, olduğunuz yerde kalın!" Sonra, onların arasını ayırırız. Onların ortak koştukları kimseler der ki: "Siz, sadece bize köle oluyor değildiniz."
"Bizim ile sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Muhakkak biz, sizin ibadetinizden habersiz olanlarız."
[YUNUS(10)/28-29]

Ki onlar Kur'an'ı parça-parça kıldılar.
Senin Rabb'ine andolsun ki,
onların hepsine (bunu hesabını) soracağız.
Yaptıkları şeyleri de.
Sen emrolunduğunu bildir ve müşriklerden yüz çevir!
Muhakkak
o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz.
O kimseler ki; Allah'la beraber başka bir ilah kılıyorlar. İleride bilecekler.
[HİCR(15)/91-96]

Sizin ümmetiniz tek bir ümmettir, Ben de sizin Rabb'inizim, Bana köle olun!
Onlar, işlerini
(dinlerini) kendi aralarında parçaladılar, her biri bize döneceklerdir.
[ENBİYA(21)/92-93] 

Onlar, işlerini(dinlerini) kendi aralarında parça parça ettiler; her bir hizip yanındakiyle ferahlar.
[MÜ'MİNUN(23)/53]

Onlar da dediler ki: "Seni tenzih ederiz. Senden başka bir dost edinmemiz, bizim için olmaz. Ancak Sen, onları ve babalarını, zikri unutuncaya kadar yaşattın ve onlar da, helak olan bir kavim oldular."
[FURKAN(25)/18]

Ve Elçi dedi ki: "Ey Rabb'im, muhakkak benim kavmim, şu Kur'an'ı terk etti."
[FURKAN(25)/30]

O'na(Allah'a) dönün, O'ndan sakının, namazı yerine getirin, müşriklerden olmayın!
O dinlerini parça parça eden ve hizipleşenlerden olma! Her bir hizip yanındakiyle
(kendi görüşüyle) ferahlar.
[RUM(30)/31-32]

Kitap verilenler ayrılmadılar, ancak kendilerine apaçık beyyineler geldikten sonra ayrıldılar.
Emredilmedi, ancak dini Allah'a has kılarak, dosdoğru Allah'a köle olmak, namazı ikame etmek, zekatı vermek emredildi.
İşte "Doğru Din-İslam" budur.
[BEYYİNE(98)/4-5]

ALLAH'IN ELÇİSİ DİYOR Kİ:

Şeddad bin Evs, şöyle rivayet etmiştir: Resulullah(s.a.v.), şöyle buyurdu:
"Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey 'şirk'tir(Allah'a ortak koşmalarıdır). Bilmiş olunuz ki; şüphesiz onlar Güneş'e, Ay'a veya puta tapacak değillerdir. Ancak, gizli bir (dünya) arzusu taşıyacaklar ve amelleriyle Allah'a ortak koşacaklardır."
Sünen-i İbni Mace, C.10. H.no: 4205

Avf bin Malik, Ebu Hureyre'den şöyle rivayet etmiştir: Resulullah(s.a.v.), şöyle buyurdu:
"Yahudiler, yetmiş bir fırkaya ayrıldı. (Bunlardan) biri cennette ve yetmişi ateştedir. Hıristiyanlar da, yetmiş iki fırkaya ayrıldı.(Onlardan da) yetmiş bir fırka ateşte ve biri cennettedir. Muhammed'in canı (kudret) elinde bulunan (Allah)'a yemin ederim ki, benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bir fırka cennette ve yetmiş iki fırka ateştedir."
Sünen-i İbni Mace, C.10. H.no: 3992

Ebu Hureyre, şöyle rivayet etmiştir: Resulullah(s.a.v.), şöyle buyurdu:
"(Andolsun ki) siz, kendinizden önceki(millet)lerin yoluna, kulacı kulacına, arşını arşınına ve karışı karışına muhakkak tıpatıp uyacaksınız. Hatta onlar, (daracık) bir keler deliğine girseler, siz de muhakkak o deliğe gireceksiniz." Sahabiler, ya Resulullah! (O milletler) Yahudiler ve Hıristiyanlar (mı)? Diye sordular. Resul-i Ekrem (s.a.v.): "Bunlar olmayınca kimler olur?" buyurdu.
Sünen-i İbni Mace, C.10. H.no: 3994

Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir; dedi ki: Resulullah(s.a.v.), birgün [MUHAMMED(47)/38] ayetini okudu.
Ashab: "Bizim yerimize kimler getirilecek?" diye sordular. Bunun üzerine Resullulah(s.a.v.), Selman'ın omuzuna vurdu ve sonra: "Bu ve bunun gibi olanlar" buyurdu.
Tirmizi, C.5, Hno: 3475

Ebu Hureyre diyor ki: Cuma suresi indiği zaman biz Resulullah(s.a.v.)ın yanında idik. Resulullah(s.a.v.), [CUMA(62)/2-3] ayetlerini okuduğu zaman Ashab'tan bir zat:
"Ya Resulullah! Ashab'ına erişemeyip daha sonra gelecek olan ve Ashab'ının ikinci kısmı olan insanlar kimlerdir." diye sordu. Resulullah(s.a.v.) bir cevap vermedi. O zat aynı soruyu iki, üç kere tekrarladı. Selman-ı Farisi de bizim aramızda bulunuyordu. Resulullah(s.a.v.), mübarek elini Selman'ın üzerine koydu ve şöyle konuştu:
"Eğer iman Süreyya yıldızına kadar yükselmiş olsa (ve böylece dünya imandan boş olsa bile) bunlardan bir zat (yahut birkaç kişi) onu bulup tekrar yeryüzüne getirecektir." buyurdu.
Buhari, C. 11, Hno: 1747

"İslam garib olarak başladı yine başladığı gibi garib olacaktır. Gariblere ne mutlu."
Müslim, C.1, H.no:116

Amr b. Avf b. Zeyd b. Milha'nın babasından ve dedesinden rivayete göre, Resulullah(s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Yılanın toplanıp deliğine girdiği gibi din de toplanıp Hicaz bölgesine çekilecektir. Dağ keçilerinin dağların başında toplandıkları gibi, din de yani dini yaşayanlar da Hicaz bölgesinde toplanacaktır. Allah'ın dini yani İslam dini, garip bir halde başladı ve yine garip bir hale dönecektir. Ne mutlu o gariplere ki; insanların ifsad ettiklerini, benim Sünnetimle(yolumla) düzelteceklerdir."
Tirmizi, C.2, H.no: 2630

Ziyad bin Lebid'den: Rasulullah(s.a.v.) bir şey anlatarak şöyle demiştir:
"Bu, ilmin(İslamın)gitmesi zamanında olur" buyurdu.
Ben: "Ya Resulullah! Kur'an'ı okuduğumuz, evladımıza onu okuttuğumuz ve evladımız da kıyamete kadar kendi evladına onu okutacağı halde ilim nasıl gider?" dedim. Resul-i Ekrem:
"Anan seni kaybedesiye Ziyad! Ben muhakkak seni Medine'de fıkhı en iyi bilen adamlardan görürdüm. Şu Yahudiler ve Hıristiyanlar Tevrat ve İncil'i okuyup da bu iki kitapta bulunan hükümlerden hiçbir şeyle amel etmez değiller mi?" buyurdu.
Sünen-i İbni Mace
, C.10, H.no: 4048

Ebu Musa'dan Resulullah(s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Zaman yaklaşır, ilim(İslam) noksanlaşır, şiddetli cimrilik kalplere konulur, fitneler meydana çıkar ve herc çoğalır", buyurdu. Sahabeler :
Ya Resulullah, herc nedir, diye sordular. O:
"Katl'dir (insan öldürmek)" buyurdu.
Sünen-i İbni Mace, C.10, H.no: 4052

Abdullah bin Amr'dan, Resulullah(s.a.v.):
"İnsanların elekten geçirilerek iyilerin gittiği, kötülerin kaldığı, ahidlere sadakat ve emanetlere riayetlerin bozulduğu, ihtilafa düştükleri ve şöyle (ellerinin parmaklarını birbirine geçirerek) oldukları bir gelecekte haliniz nasıl olacak?" buyurdu. Sahabeler:
Ya Resulullah, anlattığın durum olunca nasıl edelim diye sordular. Resulullah(s.a.v.):
"Bildiğinizi tutarsınız, kabul etmediğinizi bırakırsınız. Kendinize ait şeylere yönelirsiniz ve başkalarının işini terkedersiniz", buyurdu.
Sünen-i İbni Mace, C.10, H.no: 3957

Ebu Hureyre, şöyle rivayet etmiştir: Resulullah(s.a.v.), şöyle buyurdu:
"Ganimet, muayyen çevrelerin çıkarı yapıldığı; emanet, kelepir ve zekât, cereme sayıldığı; ilim, (Allah'tan) başka gaye için tahsil edildiği; kişi, karısına itaat edip, annesine asi olduğu ve dostunu kendisine yaklaştırıp, babasını uzaklaştırdığı; mescitlerde gürültüler baş gösterdiği; fasık(sapkın) adamın, kabilenin başına geçtiği ve aşağılık adamın, milletin lideri olduğu; şerrinden korkularak kişiye ikramda bulunulduğu; şarkıcı kızlar ve çalgı aletleri türediği; şaraplar içildiği ve bu ümmetin sonu evvelini lanetlediği vakit, işte o zaman; kızıl bir rüzgâr, zelzele, yere batma, kılık değiştirme, taşlanma ve ipi kesilen eskimiş bir kolyenin tanelerinin, ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden 'alametler' beklesinler."
Sünen-i Tirmizi, C.4, Hno: 2308

Abdullah bin Ömer, şöyle demiştir: Resulullah(s.a.v.), bize yönelerek şöyle buyurdu:
"...Allah'ın ahdini ve resulünün ahdini bozan her milletin başına mutlaka Allah, kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman, o milletin elindekinin bazısını alır."
Sünen-i İbni Mace, C.10, Hno: 4019

Ebu Sa'lebe el-Huşeni, şöyle demiştir: Peygamber(s.a.v.)'e, [MAİDE(5)/105] ayeti hakkında sorulunca, şu cevabı verdi: "Ma'rufla amel edin, kötülükten uzak durun. Cimri insana itaat edildiğini, heva ve hevese uyulduğunu, dünyanın ahirete tercih edildiğini ve herkesin kendi görüşünü beğendiğini gördüğünüz zaman; sen kendine bak, avamı (halkı) bırak! Sizden sonra, öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda sabretmek, avucuna köz(kor) almak gibidir. O zaman bir kişi, sizin yaptığınız amelin benzeri bir ameli yaptığında, bugün sizden bu ameli yapan elli kişinin alacağı ecri alacaktır."
(Ebu Davud ve Tirmizi), Rudani, C.5, Hno: 9764

Ebu Hureyre şöyle dedi: Resulullah(s.a.v.) buyurdu ki:
"Karanlık gecenin sayfaları gibi olan korkunç fitnelerden önce iyi işlerde birbirinizle yarışın. O fitneler sırasında insan mümin olarak sabaha erer, kafir olarak akşama dahil olur. Yahut mümin olarak akşama ulaşır, kafir olarak sabahlar. Dinini dünyadan bir meta mukabilinde satar."
Müslim, C.1, Hno:186

Huzeyfe bin el Yaman'dan, Resulullah(s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Elbisenin nakışının eskiyip gitmesi gibi İslamiyet de eskiyip gider. Hatta oruç nedir, namaz nedir, nüsuk nedir, sadaka nedir bilinmeyecektir. Allah'ın Kitab'ı da bir gecede götürülecek ve yeryüzünde ondan tek bir ayet bile kalmayacaktır. Çok yaşlı erkekler ve pek ihtiyar kadınlardan oluşan bir takım insanlar kalacak ve: biz babalarımza şu 'La ilahe İllallah' kelimesi üzerine yetiştik de bu kelimeyi söyleriz diyeceklerdir."
Sünen-i İbni Mace, C.10, Hno: 4049

Selh b. Sa'd es-Saidi, şöyle rivayet etmiştir: Bir gün biz Kur'an okuyorken; Resulullah(s.a.v.) yanımıza çıkageldi ve bizi bu halde görünce:
"Allah'a hamdolsun, her ne kadar sizin içinizde, kırmızısı, beyazı ve siyahı bulunuyorsa da, Allah'ın Kitabı birdir. Onu ok gibi dosdoğru okuyup (ancak) ecrini dünyada alacak ve ahirete bırakmayacak kavimler gelmeden, onu, (işte böyle) okuyunuz" buyurdu.
Sünen-i Ebu Davud, C.3. Hno: 831

Ebu Said-eI Hudri'den, Resulullah(s.a.v.) şöyle derken işittim:
"Sizin içinizde öyle zümreler türeyecektir ki, siz onların namazları yanında kendi namazlarınızı, onların oruçlarının yanında kendi oruçlarınızı, onların iyi işleri yanında kendi amellerinizi küçük göreceksiniz. Onlar Kur'an okuyacaklar fakat Kur'an onların hançerelerini geçmeyecek. Onlar okun avdan (delip) çıktığı gibi dinden çıkacaklar."
Buhari
, C.11, Hno: 1783

Hz Ali'den, Resulullah(s.a.v.) şöyle derken işittim:
"Ahir zamanda bir millet çıkar, yaşları küçük, tecrübeleri kıttır, güzel vaaz ve nasihat yapar, hayırlı iş konuşurlar. İmanları hançerelerini geçmez. Ok yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar... Mesih Deccal gelinceye kadar devam ederler. Mesih Deccal çıkınca da onunla beraber olurlar." 
Buhari, Nesei, C. 7-8, Hno: 26

Ebu Katade, şöyle rivayet etmiştir: Resulullah(s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Kıyamet alametleri, (hicri) iki yüzden sonradır."
Sünen-i İbni Mace, C.10, Hno: 4057

Enes bin Malik'ten, Resulullah(s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Benim ümmetim beş tabakadır. (İlk)kırk yıl(da bulunanlar) hayır ve takva sahibidir. Sonra 120 yılına kadar onların ardından gelenler birbirine merhamet eden ve birbirleriyle iyi ilişki kuranlardır. Sonra 160 yılına kadar bunların ardından gelenler birbirlerine sırt çeviren ve birbirleriyle iyi ilişkiyi kesenlerdir. Bundan sonra öldürme, öldürmedir. (O dönemde) kurtuluş kurtuluş (isteyiniz)."
Sünen-i İbni Mace, C.10, Hno: 4058

Kaab bin Ucre anlatıyor: Beşimiz Arap, dördümüz de Acem olmak üzere dokuz kişiydik. Resulullah(s.a.v) yanımıza gelerek şöyle konuştu:
"Dinleyin, benden sonra (zalim) idareciler çıkacağını işittiniz mi, kim onlara yaklaşır, yalanlarını doğrular, zulümlerine yardımcı olursa o kimse benden değildir, ben de ondan değilim. (Susuzluk günü) Havz'ın başında yanıma gelemez. Kim onlara katılmaz, yalanlarını doğrulamaz, zulümlerine yardımcı olmazsa, o kimse bendendir, ben de ondanım. Havz'ın başında da yanıma uğrayacaktır."
Nesei, C. 7-8, Hno: 4190

20/07/2012 Hilal Nevruzoğlu
yaklasansaat.com

Kaynaklar:
1) Kur'an-ı Kerim
2) Kütüb-ü Sitte

Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.