Untitled Document
 
www.yaklasansaat.com




 

Dinler/ Diğer Dinler("Tevhid" Putperestliğe Nasıl Dönüşüyor?)/ "İsa Dini(Tevhid)" Hıristiyanlığa(Teslis'e) Nasıl Dönüştü?

"İSA DİNİ(TEVHİD)" HIRİSTİYANLIĞA(TESLİS'E) NASIL DÖNÜŞTÜ?

İbrahim'in soyundan arka arkaya gelen elçiler ve nebiler; insanları, Allah'tan başka ilahları reddetmeye, Allah'a tek İlah olarak iman etmeye; O'na hiçbir şekilde, hiçbir şeyi ortak koşmadan teslim olmaya; ancak ve ancak O'na köle olmaya çağırmıştır. İbrahim, Tevhid Dini'nin ve Allah'a teslimiyetin zirvesidir. İnsanlık tarihinin başından sonuna kadar gelen peygamberler(resuller ve nebiler) kardeştir, aynı İslam Dini'nin tebliğcileridirler. Ancak ameli konularda getirdikleri yasalarda bazı farklılıklar söz konusudur. Yani dinin özü; İslam aynıdır, ancak şeriatler(ameli-fıkhı konular) farklıdır.

İsa, İbrahim'den itibaren arka arkaya yeryüzüne gelen ve çoğunluğu İsrailoğulları peygamberleri olan Tevhid Elçileri'nin son halkasıdır. Tevrat'ı tasdik eden, ancak bazı ameli hükümlerini değiştiren ve kendisinden sonra gelecek evrensel son rahmet elçisi Muhammed(s.a.v.)'i müjdeleyen bir elçidir. İsa kimlere elçidir, kimi müjdeliyor, mucizeleri nedir ve neye çağırıyor; işte Kur'an'ın ifadeleri:

O, İsrailoğulları'na bir elçidir. (İsa dedi ki:) "Muhakkak ben, sizin Rabb'inizden bir ayetle (mucizeyle) geldim. Ben, Allah'ın izniyle çamurdan kuş yaparım ve ona üfürdüğümde o, kuş olur (canlanır). Allah'ın izniyle doğuştan körü, abraşı (alaca hastalığını) iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve geriye bırakıp sakladıklarınızı size haber veririm. Şayet iman edecek kimselerseniz, bunda sizin için muhakkak bir ayet vardır."

"Önümdeki Tevrat'tan (bir kısmını) tasdik etmek, o haram edilen bazı şeyleri, helal kılmak için size, Rabb'inizden bir ayetle (mucizeyle) geldim. Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."

"Muhakkak Allah, benim ve sizin Rabb'inizdir, O'na köle olun. İşte doğru yol budur."

[ALİ İMRAN(3)/49-51]

Meryem oğlu İsa dedi ki: "Ey İsrailoğulları, muhakkak ben, size (gönderilmiş) Allah'ın elçisiyim. Önümdeki Tevrat'tan (bir kısmını) doğrulayıcı ve benden sonra gelecek ismi "Ahmed" olan bir elçiyi müjdeleyici olarak (geldim)." Ancak o, onlara beyyinelerle(delillerle) geldiğinde, dediler ki: "Bu, apaçık bir büyüdür."

[SAFF(61)/6]

HIRİSTİYANLIK VE KAYNAKLARI

Hıristiyanlık, insanlık tarihinin en yaygın inanç sistemlerinden birisidir. Hıristiyan sözcüğünün kökeni, Yunanca hristos kelimesidir. Hristos; Mesih'in taraftarı, Mesih'e bağlı olan kimse anlamındadır. Türkçe'de ve Arapça'da kullanılan "mesih" kelimesi ise İbranice kökenlidir ve "meşiah"; kutsanmış-mübarek, yağ sürülmüş anlamındadır. İsa'nın dokunarak(mesh ederek) hastaları iyileştirmesine kinaye olarak söylendiği de ifade edilmiştir. Kur'an'da ise Hıristiyanlar, "Nasara" kelimesi ile ifade edilmiştir. İlgili ayetlerden bu ismin, Hıristiyanlar'ın kendi nitelendirmeleri olduğu anlaşılmaktadır. "Nasara"; yardım eden anlamına gelen bir kavramdır. İsa'nın yardımcıları olan havarilerin de bu kavramı kullandıkları anlaşılmaktadır.

Ne yazık ki Hıristiyanlık denince akla sadece İsa gelmesine rağmen, İsa'dan çok sonra şekillenen bugünkü "Hıristiyanlık Dini"ne, İsa'nın katkısı yok denecek kadar azdır. O kadar ki; 18. yüzyıla; "aydınlanma çağı"nın başlangıcına kadar İsa, adeta mitolojik bir kahraman, insani ve Tanrısal iki özelliği birden taşıyan "soyut bir figür" olarak asırlarca kilisenin tekelinde tutulmuştur. Bu tarihten sonra, gerek kilise, gerekse kilisenin dışından Hıristiyan teolog ve araştırmacılar, İsa'yı tarihsel bir şahsiyet olarak tekrar ortaya koymanın ve onu yeniden keşfetmenin gerekli olduğunu ifade etmeye başlamışlardır.

İsa'nın tebliğ ettiği dinin ismi de içeriği de kendisinin dışında şekillenmiştir. "Hıristiyan" kavramı, İsa'nın yaşadığı dönemde hiç kullanılmamıştır, ne İnciller'de böyle bir ifade vardır ne de kendisi böyle bir tanımlama yapmıştır. İsa'ya inananlara Hıristiyan denmesi, Anadolu'da, Antakya ve Tarsus'ta MS 50 yıllarında başlamıştır. Dünya'da kaldığı çok kısa peygamberlik döneminde kendisine vahyedilen "İncil"i, İsrailoğulları'na tebliğ etmiş; ancak iman eden az sayıdaki Kudüs-Filistin Yahudi'si dışında çoğunluk iman etmemiştir.

19. yüzyılın başlarına kadar Hıristiyanlığa ait kaynaklar üzerinde hiçbir ciddi çalışma yapılmamış; Kilise Otoritesi, kaynak olarak neyi ne kadar kabul veya reddediyorsa, onunla yetinilmiştir. Günümüzde ise bir kısım Hıristiyan teoloğun da kabul ettiği gerçek şudur: Yeni Ahit'i oluşturan ve kabul edilen (kanonik) 4 İncil; Matta, Markos, Luka, Yuhanna ve ekli diğer 23 metnin; İsa'ya doğrudan indirilen vahiyle yahut sözleriyle ilişkisi hemen hemen yoktur. Bu ilişkinin oransal olarak %18, %20 civarında olduğu da ifade edilmektedir. İnciller'in geri kalan bölümleri ise Tevrat'tan, Talmud'tan yapılan nakiller ve kutsal metin yazarlarının İsa hakkında derledikleri tarihi rivayetlerdir.

Yeni Ahit, İsa'dan çok sonra oluşturulmuş metinlerdir. İsa'dan 40 ila 100 yıl sonra onun yaşam ve mücadele ortamından çok farklı; dünya siyasi sosyal atmosferinin tamamen değiştiği bir zaman diliminde yazılmıştır. Yeni Ahit yazarlarının kimlikleri bile tartışmalıdır. Metinler, İsa'nın konuştuğu dil olan Aramice'den farklı bir dilde; Yunanca kaleme alınmıştır. Şeytani felsefelerle yoğrulmuş bu "antik kültür"ün dili olan Yunanca, Hak bir dini nasıl yansıtabilir acaba? Bir örnekle açıklayacak olursak; Sami dillerinde "vahiy" kelimesi, ıstılah olarak Allah'ın melekleri vasıtası ile elçilerine gönderdiği "mesaj" anlamına gelir. Bu kavram, Yeni Ahit'in Yunanca tercümelerinde "apokalypsis" kelimesi ile ifade edilmiştir. Yunanca da "apokalypsis", kahinlerin gaybdan (şeytanlardan) verdiği haber ve kehanetleri anlamına gelir. Bu anlam kayması; Hıristiyan teolojisinde vahyin; papazlar, azizler, medyumlar gibi sıradan insanlar tarafından ve sürekli olarak alınabileceği sonucunu doğurmuştur.

Kabul edilen en erken metinler, Pavlus'un mektuplarıdır. Pavlus ise MS 65 yılında ölmüştür. Dolayısıyla 4 kanonik İncil'den en eskisi olan ve yazım tarihi MS 70-90 yılları kabul edilen Markos İncili'nin, Pavlus'un ölümünden 20-25 yıl sonra yazıldığı anlaşılmaktadır. Bu kanonik İnciller, İsa'nın söylediklerinin ve yaptıklarının bizzat tanığı olan havariler tarafından veya tespit edilmiş bir ravi zinciri tarafından aktarılan rivayetlerden oluşmuş değildir. Rivayetlerin, İsa'nın ağzından çıktığı şekilde korunamadığı, üzerlerinde çevreye ve şartlara göre yer yer değişiklikler yapıldığı açıktır.

İsa'nın sözleri ile değişime uğrayan bölümler arasındaki çelişkiler açık olarak fark edilebilir.

Kanonik İncil Metinleri, hiçbir şekilde Sahih Hadis metinleriyle kıyas edilemez. Sonuç olarak kanonik İnciller, hadis külliyatı içerisinde derecelendirilen Muhammed (s.a.v.)'in zayıf hadisleri mertebesine bile yaklaşamazlar. İsa'dan sonra yazılan kutsal metinler, üç yüze yakındır, ancak bunların önemli bir bölümü Roma Kilisesi tarafından apokrif (değersiz) addedilerek reddedilmiş ve bu metinlere savaş açılmıştır.

Reddedilen metinlerin, apokrif olarak kabul edilmesinin tek gerekçesi "teslis düşüncesi"ni içermemesidir. Bilakis reddedilen bu metinlerde, İsa'nın insan-elçi olduğu ve Tevhid İnancı yer almaktaydı. Kabul edilmeyen çok sayıdaki bu metinlerden bazıları şunlardır: Yakup İncili, Barnabas İncili, İbrani Thomas İncili, Ebiyonitler İncili, İbraniler İncili, Havari Thomas İncili, Havari Filip İncili, Havari Petrus İncili. Ayrıca MÖ 4. yüzyıldan itibaren Yahudiler tarafından yazılan ve 1947 yılında Ölü Deniz Parşömenleri arasında bulunması ile tekrar önem kazanan "Saklı Kitaplar", ilk dönem Hıristiyanları tarafından referans olarak gösterilen kaynaklardır.

Bu "Saklı Kitaplar"daki Tevhid anlayışı sebebiyle bu kitaplar, 1546 Trent Konsili'ne kadar kilise tarafından kabul görmemiş, bu tarihten sonra ise ikinci dereceden bir kaynak sayılabilmiştir. Hıristiyanlığı, Peygamber İsa'yı ve yaşadığı dönemi anlamak için MÖ 3. yüzyıldan itibaren İsrailoğulları'nı çevreleyen dünyaya ve tarihe kısaca bir göz atmak gerekir.

İSA: ROMA DÜNYASINDA

Roma İmparatorluğu, MÖ 63 yılında Yahudiye topraklarını ele geçirmiştir. Roma devleti, en güçlü olduğu ve topraklarının en geniş yüz ölçümüne ulaştığı dönem İsa'nın dünyaya geldiği tarih ve sonrasıdır. Roma hakimiyet alanı, bu dönemde, İngiltere'den, Hindistan'a, Kuzey Afrika topraklarını da içine alacak şekilde uzanmaktaydı. Roma İmparatorluğu, İlk Çağ'ın putperest dinlerini Roma'ya taşımış, özellikle MÖ 146'da Helen topraklarının işgali ile birlikte Yunan felsefe ve kültürünün putperest din anlayışı, Roma'nın resmi dini haline getirilmiştir. Bu resmi devlet dininin dışında; Roma elit tabakasının rağbet ettiği Mitras, Cyble, İsis, Osiris, Bacchus gibi Gnostik gizem dinleri; özellikle Tarsus menşeli Mitras, tüm Roma topraklarında etkili olmuştur.      
        
Ayrıca Roma sosyal hayatını etkileyen Stoacılık (pantheizm), Epikürcülük, Platonculuk gibi Helenist (Yunan) felsefi akımları, imparatorluk toprakları içerisindeki Atina'da, Anadolu'da, Klikya'da (Tarsus) ve İskenderiye'de yaygın haldeydi.

Roma'da din kurumsallaşıp devletin kullandığı siyasi bir aygıt haline gelince, dışarıdan yapılan din transferleri de devletin kontrolüne girmiştir. Roma din ve siyasetine uygun olmayan tapınma kültleri ve dinler elenmiş veya Roma devletinin ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde yeniden düzenlenerek devlet sistemine entegre edilmiştir.

Romalılar, istedikleri zaman kızdıkları, güçlerini sorguladıkları, yeri geldiğinde hakaret ettikleri ve aşağıladıkları putperest ve paganist bir din ve tanrı (!) anlayışına sahiptiler. Bir Romalı için kutsal olan devlet; onu temsil eden tanrılaştırılmış (!) imparator ve Roma vatandaşlığıdır.

İsa'nın tebliğe başladığı ve kendisinden sonra Hıristiyanlığın yayıldığı topraklar, Roma İmparatorluğu topraklarıdır. O günlerin dünyası; Yunan, Hint felsefesi ile yoğrulmuş putperest ve paganist şeytani dinlerin, güçlü bir devlet aracılığı ile hüküm sürdüğü bir dünyadır. Günümüz Hıristiyanlığının yayıldığı ortam işte böyle bir ortamdır ve bu ortamı oluşturan halklar da böyle bir şeytani paganist-putperest felsefeyle sarhoş olmuşlardır.

FİLİSTİN VE YAHUDİLER

Süleyman Peygamber'in MÖ 920'de vefatından sonra ikiye ayrılan ve Hak Din'den uzaklaşan İsrailoğulları'nın dünya siyasetindeki ağırlıkları, bu tarihten itibaren sona ermiştir. MÖ 722'de kuzeydeki İsrail Krallığı, Asurlular; güneydeki Yahuda Krallığı, MÖ 587'de Babilliler tarafından yıkılarak; Yahudiler topraklarından sürgün edilmişlerdir. Mabed, Babilliler tarafından yıkılmış ve İsrailoğulları sürgün ile birlikte yok olma noktasına gelmişlerdir. MÖ 539'da Persler, Babil Devleti'ne son vermiş, Pers Kralı Koreş'in himayesinde Yahudiler, 48 sene süren Babil sürgününden sonra tekrar yurtlarına dönmüşler ve mabedi tekrar inşa etmişlerdir. Böylece II. Mabed dönemi başlamıştır. İkinci mabedin MÖ 515'de inşaası ile başlayan bu yeni dönemde İsrailoğulları; Zerdüşt Dini'nin, daha sonra da Helen-Roma hakimiyeti döneminde Helen-Roma paganizminin etkisinde kalmışlardır. MÖ 332'de İskender'in, Babil ve Filistin topraklarını ele geçirmesi ile başlayan bu Helenistik etkiler, Yahudi din anlayışını temelden sarsmıştır. Helen paganizmi, Süleyman Mabedi'nin önüne, İblis (Zeus) heykeli dikecek kadar Yahudi toplumunu baskı ve etki altına almıştır.

Mısır ve Suriye merkezli Helen-Grek yönetiminde Aramice konuşan Filistin Yahudiliği'nin yanında; anadilleri Grekçe olan ve Helenistik öğretinin etkisinde kalan Yahudi toplulukları, o günün diasporasını oluşturmaktaydı. İbranice, bu dönemde unutulmaya başlamış, Yunanca, İbranice'nin yerini almıştır. Filistin dışında; Roma'da, Mısır'da, Suriye'de ve Akdeniz havzasında yaşayan Yahudiler (diaspora) hac için Kudüs'e geldiklerinde, buradaki Yahudi cemaatleri tarafından dini dejenere etmek; pagan örf ve adetleriyle halkı etkilemekle itham edilmişlerdir. Tevrat(Septuagint), bu dönemde Grekçe'ye tercüme edilmiş, İskenderiye kaynaklı Helen kültüründen etkilenen Tevrat'ın batini yorumları, bu dönemde kaleme alınmıştır.

İSA'YA KADAR İSRAİLOĞULLARI VE FİLİSTİN COĞRAFYASI

Eski Ahit'te, 1947 yılında Qumran'da bulunan Ölü Deniz Yazmaları'nda ve Apokrif metinler olarak nitelenen Saklı Kitaplar'da, MÖ 3. yüzyıldan itibaren Yahudi din adamlarının ve toplumun elit kesiminin, istilacılarla işbirliği yaptıkları, Hak Din'den uzaklaştıkları; putperest eğilimler içerisine girdikleri, bu yüzden Allah tarafından cezalandırıldıkları anlatılmaktadır. Paganist ve putperest devletler tarafından kuşatılmış İsrailoğulları'nın içinde, her zaman Tevhid mücadelesi veren gruplar az sayıda da olsa bulunmuştur.

MÖ 332 Helenistik dönemin başlamasından yani Hasidean ve Makabiler'den, Yahudiler'in Roma hakimiyetine girdikleri  MÖ 63 yıllarına ve İsa dönemine kadar, farklı isimler altında; Ferisiler, Esseniler, Ebionitler, Yahudi-Hıristiyanlar gibi öncü cemaatler ortaya çıkmışlardır. Bu guruplardan Esseniler; MÖ 1. yüzyıldan itibaren varlıkları bilinen dindeki bozulmaya karşı, Hak Din'i yaşamaya çalışan önemli bir cemaattir.

Pers ve Helen kaynaklı dini dejenerasyona karşı Tevhid'i savunan Esseniler, Mabed'deki resmi dini otoriteyi reddetmiş, toplumdan uzaklaşarak çöle, Ölü Deniz civarında Qumran'daki mağaralara çekilmişlerdir. Roma döneminde de toplumdan ayrı yaşayan Esseniler'in, işbirlikçi Mabed yöneticilerinin din konusundaki baskıları yüzünden mağaralarda saklanmak zorunda kaldıkları bilinmektedir. Bir nebi olan İmran'ın, daha sonra da bacanağı Zekeriya'nın bu topluluğun liderleri olduğu; Yahya ve İsa'nın çocukluk dönemlerinde Esseniler tarafından yetiştirildiği kaynaklardan anlaşılmaktadır. İsa'nın doğduğu tarihte Mabed'de etkili olan din adamları; başlangıçtaki saflığını kaybetmiş Ferisiler, Yahudi elitlerinin bağlı olduğu Sadukiler ve Harun soyundan geldiklerini iddia eden kahinler; Roma Valisi ve Yahudiye Kralı Büyük Herod'la, iman edenlere karşı dayanışma içerisinde bulunmuşlardır.

Helen kültürü ve Roma paganizminden etkilenen Yahudi din adamları, "şahsi görüş ve yorumlarıyla" oluşturdukları "Sözlü Tevrat"la (Talmud'la), ellerindeki Tevrat'ı istedikleri gibi yorumlamaktaydılar. Böylece Musa'ya vahyedilen dini bozarak; "şirk dini"ne dönüştürmüşlerdi. İman eden küçük topluluklar ise bir Kurtarıcı Mesih beklentisi içine girmişlerdir.

Kur'an'dan bu dönemi, Zekeriya Peygamber'in endişelerinden; "Meryem (19)/1, 2, 3, 4, 5, 6" ayetlerinden anlamaktayız. Zekeriya Peygamber, yaşlılığı ve az sayıdaki iman edenlerin geleceğinden duyduğu korku ve endişe dolayısıyla, kendisinden sonra Yakup Ailesi'ne (İsrailoğulları'na) varis olacak bir dost ve yardımcıyı, Allah'dan talep ederek yalvarmaktadır.

İşte İsa; yukarıda özetlemeye çalıştığımız hakim kültürlerin hegomanyası altında; yozlaşmış bir dini, siyasi, kültürel ortamda doğmuş, çocukluğunu adeta saklanarak geçirmiş, Hak Din (İslam)'ın tebliğcisi olarak zor bir görev üstlenmiştir.

İsa'nın tebliği döneminde Esseniler, vefatından sonra Ebionitler (Aramice; fakir insanlar) ve Yahudi- Hıristiyanlar, Tevhid İnancını savunan topluluklar olarak varlıklarını devam ettirmişlerdir. Ebionitler'in, MS 6. yüzyıla kadar varlıklarını sürdürdükleri anlaşılmaktadır. Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)'in sahabelerinden Selman-ı Farisi de; bu gruptan Nasrani alimlerin hizmetinde bulunmuş; sonra onların tavsiyesi ile çıkacak peygamberi beklemek üzere Medine'ye gelmiş, İslam'ın zuhuru ile birlikte Müslüman olmuştur.

İSA VE HAVARİLERİN MÜCADELESİ

İsa, olağanüstü doğumu, hayatı, mucizeleri ve mücadelesiyle İsrailoğulları'na gönderilmiş önemli bir elçidir. Yahudi bir ailenin çocuğudur yani İsrailoğulları'ndandır. İsa'nın doğumu ile ilgili farklı tarihler ileri sürülmektedir. Doğum; kanonik İncillerden Luka 2/1'de İmparator Augustus döneminde yapılan bir nüfus sayımı ile ilintilendirilmiş ve MÖ 6. yıla işaret edilmiştir. MÖ 4, 5, 7, 12, 14 gibi farklı tarihler ileri sürülmüştür, ancak bu tarihlerin hepsi kesin bir kanıttan mahrumdur ve İsa'nın doğum tarihi belirsizliğini korumaktadır. Bir kuyruklu yıldızın o tarihte Beytlehem üzerinde görüldüğü kanonik İncillerde ifade edilir. Halley kuyruklu yıldızının dünya üzerinde bu bölgeden periyodik geçişini MÖ 12 olarak olarak hesaplayanlar, bu tarihi, İsa'nın doğum tarihi olarak ileri sürmüşlerdir.

İsa, İsrailoğulları'nın, Hak Dini bozarak "şirk dini"ne dönüştürmeleri sebebiyle; onları tekrar Hak Din'e (İslam'a) çağırmak, o gün ellerinde bulunan Tevrat'ı tasdik etmek ve bir kısmını da neshetmek üzere gelmiştir. Bir diğer misyonu ise kendisinden sonra gelecek olan evrensel peygamber, alemlere rahmet ve ismi Ahmed olan elçiyi müjdelemektir.

İsa, tebliğinin sürdüğü yaklaşık 3 yıl boyunca, Roma otoritesinden ziyade Mabed'i elinde tutan "Haham Sultası"yla mücadele etmiştir.Daha sonra Zekeriya ve oğlu Yahya şehit edilmişlerdir. Roma yönetimine başkaldırılar da yine "Mabed Sultası" ispiyonları ile Roma Valisi tarafından her defasında kanlı bir şekilde bastırılmıştır. İsa'nın ve Yahya'nın mücadelesini, sitemizdeki "YAHUDİ-ROMA İŞBİRLİĞİ: ELÇİ İSA'YI "ÖLDÜRMEYE TAM TEŞEBBÜS"başlıklı araştırmamızdan okuyabilirsiniz.

İsa'dan sonra Havariler ve İsa taraftarları için geçmişteki baskı ve zulüm bitmemiş, tebliğ çalışmaları bütün zorluklara rağmen şehir şehir dolaşarak devam ettirilmiştir. Roma yönetimi desteğindeki Mabed çevresi, İsa'ya inananları "Heteredoks İsyankarlar" olarak vasfederek düşmanca takibe koyulmuşlardır. Bu sebeple havariler, tebliğ çalışmalarını, Mabed çevresinin dışına taşırmışlardır. MS 66'da havarilerin önderlik ettiği "çekirdek topluluk", Doğu Ürdün'e, Pella'ya ve Kohaba'ya göç etmişlerdir. Daha sonra Şam, Halep hatta İran içlerine kadar da yayılmışlardır. Tevhid inancına yabancı olmayan Kudüs, Antakya, Urfa gibi merkezlerde de zamanla Hıristiyan inancına bağlanan yeni topluluklar oluşmuştur.

Ancak bu bölgeden uzaklaşıp Roma etkisine daha açık olan Mısır, İskenderiye, Anadolu ve İtalya'ya; yani Roma ve Helen putperestliğinin daha yaygın olduğu topraklara doğru gidildikçe, putperestlikten dönme pagan kökenli Hıristiyan topluluklar ortaya çıkmıştır. İşte günümüz Hıristiyanlığının başlangıcı ve değişiminin kökleri bu ilk yıllara dayanmaktadır. Havarilerin önderlik ettiği "Yahudi kökenli Hıristiyanlar"(Yahudi-Hıristiyanlar, Ebionitler) ve "pagan kökenli Hıristiyanlar" arasındaki mücadele, MS 49-51 yıllarında yapılan "Kudüs Konsili" ve pagan kökenli Hıristiyanlar'ın "Antakya Vakası" ile belirgin hale gelmiştir.

İsa'nın takipçisi olduğu söylenen Yakup'un liderliğindeki Ebionitler ile "pagan kökenli Hıristiyanlar", Kudüs Konsili'nde bir araya gelmişlerdir. Ebionitler'in, putperestlikten Hıristiyanlığa yeni geçen bir kimsenin, Tevrat Hukuku ile yükümlü olması gerektiği konusundaki itirazları üzerine gruplar arasında tartışma çıkmıştır. Bu tartışma; Tevrat'ı, Kutsal Kitap kabul ettikleri halde, kendilerine bir mükellefiyet yüklemediğini iddia eden pagan kökenli Hıristiyanlar ile Ebionitler'in ayrılmalarına sebep olmuştur. Antakya'daki benzer tartışma ise sünnet olmanın da reddi ile pagan kökenli Hıristiyanlar'ın hakimiyetleriyle sonuçlanmıştır.

Bu başlangıç, Hıristiyanlığın yeniden yorumlanmasının ilk resmi adımıdır. Antakya bu olaydan sonra Hıristiyanlığı değiştirmenin ve dönüştürmenin bir merkezi haline gelmiştir. MS 325 İznik Konsülü'ne kadar geçen ilk iki yüzyılda Yahudi Hıristiyanlar, Ebionitler ve pagan kökenli Hıristiyanlar arasındaki mücadele; İsa'nın, insan ve peygamber olarak elçiliği, dinin doğru anlaşılması, Tevrat'ın geçerliliği, sünnet meselesi, havarilik anlayışı ve boyutları, cemaat liderliği gibi konuların etrafında devam edip gitmiştir.

"TEVHİD"DEN "TESLİS"E HIRİSTİYANLIK

İsa, Kur'an ayetlerinde de belirtildiği üzere İsrailoğulları'na gönderilmiş elçidir ve evrensel bir elçi değildir. Tevhid'i (İslam'ı) kavmine iletmek, tüm elçiler gibi kavmini Hak Din'e çağırmaktır görevi. Mesajı da gayet açıktır ve Kur'an ifadesiyle şöyledir:

"Önümdeki Tevrat'tan (bir kısmını) tasdik etmek, o haram edilen bazı şeyleri, helal kılmak için size, Rabbinizden bir ayetle(mucizeyle) geldim. Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."

"Muhakkak Allah, benim ve sizin Rabb'inizdir, O'na köle olun. İşte doğru yol budur."

[ALİ İMRAN(3)/50-51]

İşte İsa'nın görevi de misyonu da budur ve çağırdığı din de İslam'dır. İsa ne Hıristiyan'dır ne de Hıristiyanlık Dini'nin kurucusu...Tarih boyunca değiştirilip-dönüştürülmüş olan Hıristiyanlık, bugün "anlaşılmaz bir din teolojisi ve akidesi”ne sahiptir. Halbuki bir "dinin akidesi-temeli"; bir bilim dalının temel aksiyomları gibi açık ve basittir. İman edilmesi gereken prensipler, tek bir prensip olarak da ifade edilebilir ve her akıl sahibinin kolayca anlayabileceği açıklıktadır. Tarihler boyunca gelen tüm peygamberler şu "altın prensib"i tebliğ etmişlerdir:

"Benim de sizin de Rabb'iniz olan Allah'a köle olun, sizin için ondan başka ilah yoktur."

DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM BAŞLIYOR

İsa'dan sonra başlayan değişim ve dönüşüm süreci, baş döndürücü boyutlardadır. Değişimin ilk mimarı, havarilikle ilgisi olmayan Pavlus'tur. Hıristiyanlığın, Yahudilik'ten ve İsa'dan bağımsız "yeni bir din" haline getirilme projesinde ilk imzayı atan odur. Başlangıçta İsa'ya ve düşüncesine karşı olan Pavlus, İsa'ya tabi olanları hapse atmış ve onlara işkence etmiştir. Daha sonra gördüğü bir vizyon(!) sonucunda, kendisinin değişime uğradığını ve İsa (!) tarafından görevlendirildiğini iddia etmiştir.

Asıl adı Saul olan Pavlus, Tarsus doğumlu bir Yahudi olup, MS 10-65 yılları arasında yaşamış bir Roma vatandaşıdır. İsa ile hiç bir şekilde karşılaşmamıştır ve kesinlikle onun havarisi değildir. Karşı olduğu İseviler'e işkenceler yaparak katleden; ancak daha sonra da aynı dinin elçisi ve tanrısı (!) tarafından mükafatlandırılarak ondan vahiy alan ilginç bir şahsiyettir.

Yeni Ahit'de Pavlus, Galatyalılara mektubu 1/16'da; "Tanrı'nın (!) kendisini, daha annesinin karnında iken seçtiğini ve görevlendirdiğini" yazmıştır. Pavlusçu Hıristiyanlar, bu olayı bir peygamberlik olarak değerlendirmekte; kimden alındığı malum böyle bir vahyi meşru saymaktadırlar. Bugün birçok Hıristiyan, ya vizyon görmekte, ya da bir Ruha(!), ya da Meleğe(!) aracılık ederek New Age dinini tebliğ etmektedirler. Evet ortada bir "vahiy(!)" var, ancak bu kimlerden alınıyor ve kime hizmet ediliyor bizce gayet açıktır.

İlk devir Hıristiyan cemaatinde "Havari (apostel)" ünvanı, saygın ve yüksek bir makama tekabül ediyordu. Havariler, İsa ile görüşmüş konuşmuş birlikte yaşamışlardı, onun en yakın arkadaşlarıydı. Havariler, İsa ile beraber vahiy alabilen sınırlı, çekirdek bir grup, "yardımcı nebilerdi". Bu sadece havarilere has bir durumdu...

Pavlus ise; gördüğünü iddia ettiği bu vizyon ile kendisini, havarilerin üzerinde görüyor ve havari kavramının boyutlarını değiştirmeye çalışıyordu. İsa ile bedensel olarak bir arada yaşamanın değil, İsa'nın dirilip kendisini görevlendirmesinin önemli olduğunu vurgulayarak, ofsaytta olan konumunu güçlendirmeye çalışıyordu. Havari bile olmayan birisinin, havarilere üstün olma çabası elbette gayri meşru bir durumdur ve oldukça anlamlıdır.

Havariler, Pavlus'un vizyon iddialarını şüphe ile karşılamışlar, vaazlarında İsa'dan iman esaslarına aykırı olarak naklettiği sözlerine karşı çıkmışlardır. Pavlus ise Hıristiyanlığı yaymak için tavizler verilmesi gerektiğini ileri sürerek, sapkınlığına kılıflar hazırlamıştır. Böylece Tevhid Dini'ni "şirk"e dönüştürmeyi başarmış; Roma paganizmine uygun ve onaylanmış bir Hıristiyanlık vücuda getirmiştir.

MS 3. ve 4. yüzyıllarda ortaya çıkan Clement yazılarında, Matta(16/18)'de kilisenin sağlam kayası olarak nitelendirilen Havari Petrus; "Pavlus'a, kötü bir cinin veya yalancı bir ruhun veya saptırıcı-kötü bir ruhun" dokunmuş olduğunu söylemiştir. Diğer taraftan "dünyevi bedendeki dindara hakikat, rüyada veya vizyonla değil tam şuur halinde verilir" diyerek, "Pavlus'un gizemi"ni ifşa etmiş ve şöyle devam etmiştir: 

"Sen, İsa taraftarlarını Şam'da tutuklamaya giderken, tamamen ona karşıt düşünürken, o, sana nasıl görünebilir, buna nasıl inanalım? Ama sen, bir saatlik görüntü ile her şeyi öğrendin, havari oldunsa, o zaman onun (İsa'nın) konuşmalarını da söyle ve onları açıkla. Ama sen gerçekle amel etmek istiyorsan, önce bizim İsa'dan öğrendiklerimizi öğren ve bizim çalışma arkadaşımız ol."

Özetle Petrus açıkça; Pavlus'un vizyon dediği şeyin, bir şeytan aldatması, ya da şeytan vahyi olduğunu açıkça ifade etmektedir. Ebionitler ve çekirdek cemaat, Pavlus'un bu vizyonu kullanarak cemaat içinde yer almasını kabul etmemişler, bilakis onu, saptırıcı düşüncelerinden dolayı "deccal" olarak nitelendirmişlerdir.

Barnabas ise yakından tanıdığı Pavlus'un aldatılmışlığını şöyle özetler:

"Şeytan tarafından aldatılan pek çokları en dinsiz akideyi vaaz ederek İsa'ya Allah'ın oğlu demekte, Allah'ın emrettiği sünnet olmayı reddetmekte, her türlü kirli etin yenmesine izin vermektedirler, aldatılmış olan Pavlus da bunlardan biridir."

Pavlus'u aldatan şeytanlar, günümüz Hıristiyanlar'ını da aynı vizyon gösterisi ile aldatmaya devam etmektedirler. Vatikan papalığı da dahil olmak üzere, farklı Hıristiyan mezheplerindeki şarlatanlar, benzer vahiyler aldıklarını, vizyonlar gördüklerini iddia ederek kendilerini ve Hıristiyanlar'ı kandırmakta, Pavlus'un başlattığı vizyon geleneğini sürdürmektedirler.

Pavlus hakkında uzun açıklamalar yapmak yerine Pavlus'u, kendi mektuplarından tanıyalım:

"..Ben Kilikya'dan Tarsuslu bir Yahudiyim, ehemmiyetsiz olmayan bir şehrin ahalisindenim" (Resullerin İşleri bp. 21-40)

"..Fakat onu sırımlarla bağladıkları zaman, Pavlus yanındaki yüzbaşıya dedi; Romalı ve mahkum edilmemiş bir adamı kamçı ile dövmek caiz midir? Yüzbaşı bunu işitince gidip; Ne yapıyorsunuz? Bu adam Romalı'dır diye binbaşıya bildirdi."
(Resullerin İşleri bp. 22 - 26/27)

"..Ve baş kahin Hananya, yanında duranlara (Pavlus'un) ağzına vurmalarını emretti. O zaman Pavlus ona dedi: "Ey badanalı duvar, Allah seni vuracaktır! Sen bana şeriat üzere hükmetmek için oturuyorsun da, şeriata aykırı olarak bana vurulmasını mı emrediyorsun?" Ve (baş kahinin) yanında duranlar: "Allah'ın baş kahinine mi sövüyorsun?" dediler.
Pavlus da dedi: "Kardeşler, baş kahin olduğunu bilmiyordum; çünkü, kavmin reisi için kötü söylemeyeceksin diye yazılmıştır. Ve onlardan bir takımı sadukiler ve diğer takımı ferisiler olduğunu anlayınca, meclise bağırdı; kardeşler ben ferisi oğlu ferisiyim, ben ölülerin kıyamı ümidinden ötürü muhakeme olunuyorum." (Resullerin İşleri bp. 23-5/7)

".. çünkü herkesten özgürken, daha çok adam kazanayım diye kendimi herkese köle ettim. Ve Yahudileri kazanayım diye Yahudiler'e Yahudi gibi davrandım; kendim şeriat altında olmadığım halde, şeriat altında olanları kazanayım diye, şeriat altında olanlara, şeriat altında gibi davrandım. Allah'a karşı şeriati olmayanlardan değil, ancak Mesih'in şeriati altında olarak şeriati olmayanları kazanayım diye, şeriati olmayanlara şeriati olmıyan gibi davrandım. Zayıfları kazanayım diye, zayıflara zayıf oldum; her suretle bazılarını kurtarayım diye, herkese her şey oldum." (Korintoslulara 1. Mektup Bap 9/20-23)

Yerine göre Yahudi, yerine göre Romalı, yerine göre Ferisi, duruma ve şartlara göre insanları etkilemek için Musa şeriatından yana, ya da ona karşı, yahut da herkes, ya da her şey, yeter ki karşıdakini etkilesin...İşte Pavlus bu...

Yazarı bilinmeyen "İbraniler Mektubu"nu saymazsak, bugün elimizde bulunan Yeni Ahit'in 27 kitabının 13'ü Pavlus tarafından yazılmıştır. Pavlus'un, Hıristiyanlığın ikinci kurucusu değil ilk kurucusu olduğunu söyleyebiliriz. Bir kısım araştırmacıların bu görüşümüzü teyid ettiğini de burada zikretmeliyiz.

"TESLİS" NASIL ORTAYA ÇIKTI

Pavlus'un, "teslis düşüncesi" ile direkt bir ilişkisi olmamıştır, o "teslis"e temel olacak şekilde mektuplarında İsa'yı; Tanrı'nın (Baba'nın) oğlu, kurtarıcı Mesih, rab gibi kavramlarla anlatarak, hem Yeni Ahit yazarlarına (Matta, Markos, Luka, Yuhanna), hem de Yunan-Roma felsefesinin etkisiyle kutsal metinleri yorumlayan Hıristiyan din adamlarına kaynak olmuştur.

Ayrıca bu tanımlamalar, Tevrat'ta ve Yahudi geleneğinde, Allah'ın; mecazen "baba", iman edenlerin de "oğullar" gibi nitelendirilmesi sebebiyle, başlangıçta Yahudi kökenli Hıristiyanlar tarafından yadırganmamıştır. Putperest kökenli Hıristiyanlar ise yine kendi köklerindeki "baba tanrı" "oğul tanrı" ve "ana tanrı" anlayışlarının bir karşılığı olarak algılamışlar; mecazi değil gerçek (literal) anlamlarıyla kabul etmişlerdir. Bilindiği gibi çok tanrıcılık anlayışı, eski putperest kavimlerden; eski Yunan'a ve Roma'ya intikal etmiş bir "şeytani üçleme"dir. Bugün de İblis; başmelek Mikail maskesi altında bu zehirli üçlemesini sürdürmektedir.

Hıristiyanlar'a ait kutsal kabul edilen, Kanonik İnciller, Yeni Ahit'i oluşturan diğer kitaplar ve apokrif kabul edilen metinler de dahil Hıristiyanlar'a ait hiç bir metinde "teslis" yer almaz. "Teslis düşüncesi", kutsal kabul edilen metinlerin kavramları ile oynanarak elde edilmiş; "akla aykırı, anlaşılmaz bir iftira"dır. Aynı metinlerde "Tevhid akidesi" de kuvvetle vurgulanmaktadır, ancak Tevhid; İblis'in ve Pagan Roma'nın işine gelmemiştir.

Roma kilisesi tarafından MS 325'de İznik Konsili'nde bir "Hıristiyanlık akidesi" olarak resmen kabul edilen bu "teslis kavramı"; MS 2-3. yüzyıllarda kilise babaları denen Hıristiyan teologlar tarafından oluşturulmuştur. Bir kilise babası olan Tertullian (160-225) ve Antakyalı Theophilus (MS 180), bu "teslis kelimesi"ni ilk kullanan kişilerdir.

Arapça bir kelime olan "teslis", üçlü fiil kökünden bir mastar olarak "üçlemek" anlamındadır. Günümüz Hıristiyan kiliselerinin ortak inanç akidesidir. Latince olarak "Tirinitas", Yunanca "Trias" kelimelerinin karşılığıdır. "Teslis" karmaşasının içinden akla uygun bir anlam çıkarmak mümkün değildir. Ancak yine de bir anlam çıkarmaya çabalayan Hıristiyan teologların çabalarına bir göz atalım:

"Teslis; "aynı cevher (öz)den olan fakat şahıs olarak birbirinden ayrı ve farklı üç tanrı (!) varlığını kabul etmektir. Bu üç tanrı (!); Baba tanrı (!), Oğul tanrı İsa (!), Kutsal Ruh tanrıdır (!). Bu tanrıların üçü de ezelidir; yani teslis, yaratılıştan önce vardır, bu tanrılar, her bakımdan eş ve eşittirler, babadan, oğul tanrı doğmuştur, babadan ve oğuldan da kutsal ruh tanrı zuhur etmiştir. Tanrılık bu üçünün birlikteliğidir."

"Baba tanrı'nın oğlu vardır, fakat baba bizzat oğul değildir, "oğul tanrı"nın babası vardır fakat kendisi baba değildir, kutsal ruh tanrı hem babadan hem de oğuldandır, fakat kendisi bizzat ne babadır ne de oğuldur. Hıristiyanlar tanrı birdir derken; üç tanrının tanrılıkta bir olmasını kastederler, yoksa üçü de tanrıdır onlara göre."

"Teslis"in ne kadar aklı selime hatta akla aykırı olduğu açıktır. Bu yüzden akılla izahının yapılamayacağı ve sır olarak kalması gerektiği düşünülmüş ve 1870 Birinci Vatikan Konsili'nde Katolik Kilisesi, "teslis'in bir sır olduğu"nu ilan etmiştir. Bu tanımlar ve Tanrılık kavramının tarifi konusunda tarih boyunca Hıristiyan teologlar ve teslisçiler arasında uzun tartışmalar yapılmış; farklı Hıristiyan mezheplerinin ve akımlarının ortaya çıkış sebeplerinden biri de bu tartışmalar olmuştur..

Böyle bir "Din anlayışı"nın; yani "inanç temeli"nin ne denli şeytani bir felsefe olduğu bir yana; bunun normal akılla-mantıkla bağdaşır tarafının olmadığı açıktır.Bu akıl dışı,ilim dışı ve hatta gerçek dışı teoloji; Sonsuz Yüce Rabb'imize yapılan azim bir iftiradır. İsa'da, Kutsal Ruh Cebrail'de Sonsuz Yüce Rabb'imizin yarattığı sonlu boyutlu, ölümlü ve O'na bağlı kölelerdir; O'na boyun eğip, O'nu tespih etmekten bir an için bile geri durmazlar:

Ey Kitap Ehli, dininiz de taşkınlık yapmayın. Allah'a karşı haktan başkasını söylemeyin. Şüphesiz Meryem oğlu Mesih İsa, Allah'ın elçisi ve kelimesidir. (O kelimeyi) Meryem'e yöneltmiştir ve o, O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve O'nun elçisine iman edin. O, üçtür demeyin. (Bundan) vazgeçin, (bu) sizin için daha hayırlıdır. Muhakkak Allah, tek bir İlah'tır. O, çocuk sahibi olmaktan münezzehtir(yücedir). Göklerde ve Arz'da ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.

Ne Mesih(İsa) ne de mukarreb melekler, Allah'a köle olmaktan çekinmez. Her kim, Allah'a kölelikten çekinirse ve büyüklenmek isterse, Allah onları, oraya(Kendisi'ne) toplayacaktır.

[NİSA(4)/171-172]

"TEVHİD", "TESLİS"E DÖNÜŞEREK "ROMA DİNİ" OLUYOR

Nasıl olmuştur da İsrailoğulları, Roma baskısı altında yaşamaya mahkum edilmişken; mabedi elinde tutan din adamları Roma ile işbirliği içerisinde Nebileri şehit ederken; Davud soyundan gelen ve Tevhid'i haykıran bir elçi ve ona atfedilen Hıristiyanlık, tüm bu putperest-paganist dünya tarafından kabul görmüştür? Roma hakimiyetinde putperestlik ve paganizm tüm dünyada hüküm sürerken; İsrailoğulları'na gönderilen kavmi bir elçinin getirdiği din, nasıl olmuş da tüm Roma topraklarında yayılma gücüne erişmiştir? Bu sorunun tek doğru cevabı; İsa'nın Tevhid Dini'nin, Roma devletinin ve putperestliğinin onayından geçmesidir.

Roma İmparatorluğunun din politikasının devlet eksenli olduğunu daha önceden ifade etmiştik. Nitekim Musevilik, Roma interlandında hiçbir şekilde etkili olmazken, bugünkü Hıristiyanlık, kısa sürede Roma dini haline gelmiştir. Zira özellikle Pavlus tarafından tanınmaz hale getirilmiş olan bu İsa'nın Tevhid anlayışı, artık Roma Devleti'nin çıkarlarıyla tamamen örtüşüyordu.

İznik Konsülü öncesinde (MS 325) Roma İmparatorluğu bölünme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Pagan imparator Diocletianus, Roma topraklarını sağlık nedenleri ile bırakmaya karar vermiş ve batıda ve doğuda görev yapacak 4 yönetici seçmiştir (MS 306). Seçilen yöneticiler kısa zamanda birbirleri ile mücadeleye başlamışlar, adaylar arasındaki savaşlar, batıda Avrupa'da doğuda ise Anadolu topraklarında yapılmıştır. Hıristiyan kitleleri, kendi imparatorluk mücadelesine giydirdiği din savaşı görüntüsüne inandıran Constantin, sonuçta Roma imparatoru olmuş, Hıristiyanlığı resmi din olarak ilan ederek uzun yıllardır birbirleri ile mücadele eden Roma halklarını, bir din çatısı altında birleştirme projesinin temellerini atmıştır.

Constantin, Hıristiyanlar arasındaki itikadi tartışmaların, projesine sekte vurduğunu düşünmekteydi. İmparatorluğun özellikle doğu bölgelerini etkileyen, İsa'nın yaratılmış bir insan olduğuna inanan Arius taraftarları ile tanrının oğlu (!) olduğunu iddia eden Aleksandros arasındaki mücadeleyi, anlamsız buluyordu. Constantin'in şahsi bir din endişesi yoktu, tek düşüncesi devletin devamlılığı ve huzuru bakımından tartışmaların bitmesi, Hıristiyan din adamlarının Yunan filozoflarını örnek alarak rakipleri ile uzlaşmaları ve sorun çıkarmamaları idi.

MS 325 İznik Konsili toplantısıyla alınan kararlar, Hıristiyanlığın, Roma devlet sistemine uyumlandırılmasının resmi ve radikal son adımıdır. Bu çerçevede günümüz Hıristiyan kiliselerinin (Katolik, Ortodoks, Protestan); ortak akidesi olan "teslis düşüncesi"ni, Roma paganizminden, Yunan felsefesinden soyutlamak mümkün değildir. Esasen "teslis"i oluşturan kilise babalarının en meşhurları da İskenderiyeli Clement, Origen, Tertullian ve Augustine; ağırlıklı olarak Yeni Eflatuncu, Stoacı felsefeye bağlı putperestlikten dönme kimselerdir.

Bugünkü Hıristiyan teolojisinin, putperest kaynaklardan geldiği; kilise gelenek ve ritüellerinin, pagan inanışların yeni bir formatta sunumu olduğu söylenebilir. Kilise ve papalığın kurumsal olarak da, "Roma Devlet Sistemi"ndeki eski örgütlenme şeması ile benzerliği, günümüz Hıristiyan araştırmacıları tarafından da ifade edilmektedir. İmparator Constantin'in; yükselişte olan İseviliğe; pagan ayinlerini-sembollerini monte ederek her iki tarafı da memnun edecek "Karma Bir Din"; Hıristiyanlık oluşturduğu gerçeği, bazı batılı yazarlarca vurgulanmış ve hatta "Da Vinci Şifresi" gibi popüler romanlarda da kuvvetle savunulmuştur.

"Teslis" düşüncesinin temeli olan üçlü inanışın putperestlikten geldiği açıktır. Putperestlerde "üç esas put", daima diğerlerinden üstün tutulmuştur. Gerek Hint, Yunan, Roma gerekse Mısır ve Mezopotamya dinlerinde; bu ilkel putperestlik aynen böyledir. Özellikle Yunan ve Roma putperestliğinde üçlü tanrıların en büyüğü kabul edilen Zeus (İblis) baba tanrıdır(!), onun ölümlü kadınlarla evlendiğine inanılır ve bu evliliklerden hep erkek çocuklar doğar ve doğan çocuklar da tanrı olur.

Hint'de "brahma, vişnu, şiva"; Roma ve Yunan'da "zeus, jüpiter, apollon"; Mısır'da "osiris, izis, horus"; Arap müşriklerinde "lat, menat ve uzza"... Bu üçlemeler, pagan ve putperest dinlerin aynı kaynaktan çıktığını; yani İblis menşeli olduklarını açıkça göstermektedir. Bugün Hıristiyan akidesinin temellerinden olan "Kefaret düşüncesi" de putperest kökenlidir. Antik putperest dünyada; "tanrıların, insanlığın iyiliği için acı çekerek ölümünü canlandıran ritüel" çok yaygındır. Mitra, Osiris, Herakles, Dionisos adına yapılan kurbanlarda adaklar tanrıları temsil ederler.

İblis, emperyal Roma topraklarında hüküm süren 3'lü putperest inanışlara yeni bir kılıf geçirmiş; insanlık tarihinin başından beri Hak Dinleri dejenere etmek için insan zaaflarından yararlanarak ortaya koyduğu oyunlarına bir yenisini eklemiştir. Roma pagan tapınaklarındaki tanrı heykelleri kaldırılarak yerine sözde "İsa, Meryem ve Azizler"e ait resimler, heykeller, ikonlar doldurulmuş; tapınakların adları da kilise olmuştur. Bir Hıristiyan araştırmacı olan Arthur Weigall, bu durumu şöyle özetlemektedir:

"İsa tarafından dışarı atılan tanrılar, tekrar nüfuz ettiler ve bir kez daha kendilerini meydana çıkardılar. Onların tapınakları yok edildi ve sunakları terk edildi, buna karşılık onlar kiliseye geldiler. Ve bugün siz onları, eski şekilleriyle inkar edenler tarafından, başka adlar altında tapıldığını görürsünüz."

TARİHSEL SÜREÇTE "HIRİSTİYAN MEZHEPLERİ"

Hıristiyanlık bugün geldiği noktada; mezhepleşmenin, hizipleşmenin en yoğun olduğu dindir. Erken dönemlerde birbirinden bağımsız yüzlerce mezhep ortaya çıkmıştır. MS 5. yüzyılda Doğu Hıristiyanlığı, 11. yüzyılda Ortodokslar ve Katolikler arası mücadele ve 16. yüzyılda da Protestanlık, bu hiziplerin içindeki en önemli mezhepleşme hareketlerdir.
Başlangıç ve Doğu Hıristiyanlığı dönemini bir tarafa bırakacak olursak; daha sonraki mezhepleşme hareketlerindeki tüm ayrılıklar, merkezi Vatikan Kilisesi'ne karşı verilen siyasi mücadelelerdir. Farklı ülkelerin Vatikan'a karşı kabaran  ulusalcı-milliyetçi duyguları da ayrılıkta etkili olmuştur. "Teslis düşüncesi" ise mezhepler içerisinde ayırıcı bir faktör değildir.

Tarih boyunca Hıristiyanlığı temsil eden en önemli kurum olan Vatikan'ın; devletler, krallar ve halklar üzerindeki hakimiyet kurma ve otorite olma mücadelesi hiç bitmemiştir, halen de devam etmektedir. Hıristiyanlık tarihinin karanlık bir dönemi olan Orta Çağ, Hıristiyanlık adına yapılan zulüm ve işkencelerin kitaplara sığmadığı bir dönemidir. Bu dönemde, bir taraftan akla-mantığa aykırı din kuralları oluşturarak Hıristiyanlığı adeta aklın karşısına diken Vatikan Kilisesi, diğer taraftan tamamen dünyevileşerek bir imparatorluk haline gelmiştir. Vatikan'ın temsil ettiği bu Katolik din anlayışına karşı Avrupa'da ortaya çıkan muhalif dini akımları, "Protestanlık" çatısı altında toplayabiliriz. Ancak Protestanlık da alt hiziplere ayrılarak bölündükçe bölünmüştür. Protestan mezhebi, öncelikle kendi bünyesinde üç ana kola ayrılmıştır: 1) Lutheryanizm 2) Kalvinizm 3) Anglikanizm.

1)
Lutheryanizm; Protestanlığın ilk şeklidir ve Martin Luther'in fikir ve ideallerini ifade eder. Lutheryan Kiliseleri, daha çok Almanya, Skandinav ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yaygındır.

2) Kalvinizm; günümüz Protestan dünyasının ikinci ekolünü teşkil eder. Bir diğer adı Reforme Hıristiyanlık'tır. Akımın kurucusu ve öncüsü olan John Çivin, Fransız asıllı, ilahiyat sahasındaki yazılarıyla tanınmış bir kişidir.

3)
Anglikanizm; İngiltere Kralı 8. Henry'nin Papalığa başkaldırısıyla ortaya çıkan İngiltere'nin Resmi Kilisesi'dir. Kral 8. Henry (1491-1547) ile Papa arasındaki bir kavgadan sonra doğmuştur.

Protestanlık
bu üç ana kol dışında ikinci derecede diyebileceğimiz iki alt gruba ve on küçük alt gruba daha ayrılmıştır:
Radikalizm ve Protestanlık. Radikal Protestanlığı da iki grupta incelemek mümkündür:
1) Evanjelik
2) Hümanist

Protestanlık mezhebini doğuran 16. yüzyıl reform hareketleri, Kilise'nin bu baskı ve insanlık dışı muamelesine karşı bir başkaldırıdır. Kilise'nin baskısından kurtulmak isteyen reformcuların talepleri ise, temelde sadece otorite paylaşımından ibaret olarak kalmış, dinin özü ile çarpık teslis düşüncesi ve Hıristiyanlığa sızmış putperestlikle ilgili herhangi bir ayıklayıcı düşünce ve değişim talebi söz konusu olmamıştır.

Protestan mezheplerinden biri olan Anglikan Kilisesi'nin oluşumu ile ilgili vereceğimiz aşağıdaki örnek, reform hareketleri konusunda bir fikir verir sanıyoruz:

İngiliz Kralı 8. Henry (1491-1547), 18 yıldır evli olduğu karısı Kraliçe Catherine'yi tahtına varis olacak bir erkek çocuk sahibi olamadığı için boşamak ve metresi Anne Boleyn ile evlenmek istemektedir. Ancak zamanın Papası 7. Clement, bu isteğe şiddetle karşı çıkarak 1553 yılında Kralı afaroz etmiştir. Henry, daha sonra İngiliz ilahiyatçılarından oluşan reformist (!) bir ekiple, papalığın İngiltere üzerindeki baskısına savaş açmış ve İngiltere ulusal kilisesi olan Anglikan Kilisesi'nin temellerini atmıştır. Reformlar, din istismarını en üst seviyeye çıkaran, para ödenerek alınan makbuzlarla Cennet dahil her şeyi satan, her suçun parasal karşılığını ihdas eden Vatikan Kilisesi'nin yani Papalığın elinden bu gücü almak için yapılmıştır.

Protestanlık, pratikte dejenere olmuş bir dini reforme etme amacı ile yola çıksa da; sonuçta "dini kullanma gücü"nün Vatikan'ın elinden alınması ya da paylaşılması şeklinde siyasi bir sonuç doğurmuştur. Yoksa dinin, "Tevhid düşüncesi"ne; yani aslına dönüşü gibi bir mesele, reformcuların ve reformların amaçları arasında asla yer almamıştır. Dinin temel inanç sistemini sorgulayan Hıristiyan araştırmacılar, daima marjinal kalmış; sonuç olarak reform hareketleri, dünyevi tatminlerin ve düzenlemelerin dar çerçevesi içine hapsedilmiştir.

DARBY VE SCOFİELD HIRİSTİYANLIĞI: "RADİKAL EVANJELİZM"

Hıristiyanlığın mezhep, yahut mezhep denemeyecek düzeyde, hatta kiliseler düzeyinde amip gibi bölünmesi bizce gayet doğaldır. Bir taraftan dinin esaslarını gerçek vahye değil, kişilerin gördüğü vizyon, şahsi dini heyecanları ve mantaliteleri belirlerken; diğer taraftan akla-gerçeğe uymayan "Hıristiyani anlayış"ın reformize edilme zarureti; dönüşümü ve beraberinde bölünmeyi doğurmuştur. Dinin bozulmasında; özellikle içinin doldurulması yahut boşaltılmasında şeytani katkılar ve amaçlar da küçümsenemeyecek kadar önemli bir faktördür.

İşte böyle bir amaç ve yönlendirmenin egemen olduğu bir Hıristiyani proje Evanjelizm'dir. Evanjelizm, Yaklaşansaat için uyarlanmış, Deccal planına uygun yapay bir mezheptir, hatta dini olmaktan çok "siyasi bir proje"dir. New Age şeytani felsefesinin tüm unsurlarını kendisinde barındırmaktadır. Eski-Yeni Ahit'den maksatlı yorumlarla yapılan çıkarımlar ve özellikle Yuhanna'nın Vahyi'nde yer alan "kıyamet seneryoları", ABD'nin radikal dinci Evanjelikler'ine hayat vermektedir.

Evanjelikler her ne kadar "Eski Ahit"i ve "Yeni Ahit"i onaylamış olsalar da; esas amentü haline getirdikleri metin, "Yuhanna'nın Vahyi (Revelation of St John)"dir. Hem Yuhanna'nın havari olduğu, hem de Yuhanna'nın, İsa'dan vahiy aldığı tartışmalıdır. Ancak Evanjelikler için böyle bir mesele söz konusu değildir. Kaldı ki vahiy alan kimse "nebi-peygamber"dir ve "vahiy" de sadece Allah'tan; onun melekleri; yahut Başmelek Cebrail vasıtasıyla alınır. Gerçek İslam anlayışına göre; ne İsa'dan, ne Muhammed'den, ne de diğer peygamberlerden vahiy alınamaz. Böyle iddiada bulunanlar, kendilerini melek ve peygamberler olarak takdim eden şeytanlardan vahiy almaktadırlar, ancak aldandıklarının farkında değillerdir.

Evanjelizm'in temelleri, İngiliz George Whitefield (1715-1770), Methodizmin kurucusu John Wesley (1703-1791) ve Amerikalı filozof-teolog Jonathan Edwards (1703-1785) tarafından atılmıştır. Evanjelizm, Protestan kilisesi'nin muhafazakar kesimini nitelemek için kullanılır. Evanjelikler, ABD'yi kuran ve tutuculuğuyla bilinen Protestan mezhebi "Puritenler"in devamıdır. Zamanla liberal Protestanlar dışındaki tüm protestanlara Evanjelik ismi kullanılmıştır. Evanjelizm, İlk kez Protestan reformu sırasında Martin Luther ve onun yandaşları için kullanılan bir tanımdı. Bu nedenle Kıta Avrupası'nda Evanjelik sözcüğü, Protestan veya Lutherci olarak algılanır. Bugünkü Evanjelizm, Amerika'daki Hıristiyan toplumunun en "tutucu" ve "radikal" kanadını temsil etmektedir.

İngiltere Kilisesi eski papazı John Derby, "dispensasyonalizm"(dönemcilik) inancının "önderi ve misyoneri" haline gelmiştir. Avrupa'yı etraflı bir şekilde gezdikten sonra Amerika'ya misyoner seyahatleri yapar. Darby, 1875 ile 1920 arasında Kuzey Amerika'daki Evanjelik ve fundamentalist hareketlere şekil veren Yeni Kitab-ı Mukaddes ve Kehanet Kongresi (New Bible and Prophecy Conference) hareketinin liderleriyle tanışır ve onları etkiler. Darby'nin, Philadelphia'lı Presbiteriyen James Brookes, Chicago'lu Dewight L. Moody, erken dönem Evanjelist yazar William E. Blackstone ve Scofield gibi Evanjelik liderlerle doğrudan ilişki kurar ve bunlar üzerinde oldukça etkili olur.

Darby ve Scofield'in Evanjelizm'e yaptığı aşı, bu "aşırı- muhafazakar dinci ekolü", "kıyamet seneryoları"na ve özellikle "Tanrı'yı Kıyamete Zorlama(!)" eylemlerine sevketmiştir. "Scofield İncili'', diğer İnciller'in ve Yuhanna Vahyi'nin tefsiri olarak Evanjelikler'in el kitabı haline gelmiştir. Bu tefsirlerle, Yahudiler ve İsrail, senaryonun merkezine oturtulmuş; Yahudiler'le, Evanjelikler, "kutsal ittifak" kurmuşlardır.

Böylece muhafazakar Evanjelik akımı, özellikle; 1880 ve 1890'lı yıllarında Darby'nin; "Tanrı, kendi Krallığı'nı temsil eden insanlara imtiyaz vermiştir ve İsrail, yaklaşan Kıyamet'de önemli rol oynayacaktır" öğretisi ve C.İ. Scofield tarafından yazılan "Scofield Referans İncili"nin kıyamet tefsirleriyle radikalleşmiş; siyasette etkin hale gelmiştir. Jimmy Carter, Ronald Reagan ve Baba Bush'un başkanlıkları döneminde adım adım gelişen Evanjelizm; oğul Bush marifetiyle "küresel emperyalizmi" yönlendiren "Güç" haline gelmiştir.

Scofield İncili'nin, "İblis'in planı"na hizmet ettiğini fark eden ve bunu ilk ortaya koyanlardan birisi Çin misyoneri Dr. James R. Graham'dır. Sadece İncil olarak değil diğer İnciller'in de müfessiri gözüyle bakılan "Scofield'in bu kitabı"nı, bakın Dr. Graham nasıl deşifre ediyor?

"1) Scofield'in Kitab-ı Mukaddes'i yorumlama sistemi, Kitab-ı Mukaddes'in bütünlüğünü, özellikle de Tanrı'nın insanlığa olan sevgisi ve merhametinin bütün çağlar için geçerli olan bütünlüğünü yok etmektedir.
2) İsa'nın ve Hıristiyanlığın ruhunu ihlal etmektedir.
3) Hıristiyanlar'ı, günümüz Yahudiler'inin siyasi-dini faaliyetlerine bağımlı birer rehine haline getirmektedir.
4) Scofield'in dispensasyonalizmi, merkez sahneye İsa'yı değil, Yahudiler'i ve İsrail'i koymaktadır. Tanrı'nın gözünde Yahudi Devleti'nin birincil bir önceliğe sahip olduğunu savunarak; bir "İsrail vatan kültü" yaratmaktadır. Yahudi Devleti'ne tanıdığı önceliği, Kilise'nin ve onun başı olan İsa'nın önüne geçirmektedir.
5) Scofield'in dispensasyonalizmi, sadece İsa ve Hıristiyanları değil, aynı zamanda Tanrı'yı da rehine haline getirmektedir. Bu doktrin; "Scofield–yazımı bir senaryo"yla; Tanrı'nın, "Yahudiler dünyevi görevlerini tamamlayıncaya kadar İsa'nın geri dönüşüne izin veremeyeceğini" öğretir.
6) Scofield, "Tanrı'nın, Yahudileri dünya, Hristiyanları da ahiret için seçtiği" tezini savunur. Oysa bu, Scofield'in kendi görüşüdür, Kutsal Kitap'ta böyle bir şey yoktur.
7) Scofield'in dispensasyonalizmi, insanla, Tanrı arasında; "kayıtsız şartsız ahitler" olduğunu belirtir. Oysa, Kutsal Kitap'ın hiçbir yerinde kayıtsız şartsız bir ahit yoktur."

Kendi eliyle yazdığı kitaba, "Referans İncil"i gözüyle bakılan ve bu derece etkili olan Scofield, acaba kimden vahiy alıyordu? Yoksa Pavlus gibi, İsa diye bir uzaylı(!) mı kendisine bütün bu tefsirleri ilka etti. Bugünkü Evanjelikler'in kıyamet seneryolarının ilham kaynağı Scofield, ne tesadüf ki aynen Pavlus gibi "çirkin bir geçmiş"e sahip! İşte Scofield'in kısa geçmişi:

"Skandalların peşini bırakmadığı, çok içen, gençken evlilik problemleri yaşamış biri olan Scofield, Kansas'ta avukatlık yapmış. 1877'de eski ortağı Senatör John Ingalls'ın siyasi bağış paralarını çaldığı suçlamaları üzerine, eşini ve iki çocuğunu bırakarak eyaletten kaçmıştır. 1879'da St. Luis'de kalpazanlık suçundan tutuklanan Scofield, "hapishanede dini bir dönüşüm(!) yaşayarak Darby'ci dispensasyonalist James Brook'un etkisi altına girmiştir". 1882'de Dallas'ın İlk Cemaat Kilisesi (Dallas' First Congregational Church)'nde papaz olmuş ve 1909'da da "Referans İncil" kitabı yayınlanmıştır."

İşte geçmişi Pavlus'u çağrıştıran bir papaz: Scofield...

"TEVHİD"İ İZLER TAŞIYAN BAZI TOPLULUKLAR

Ebionitler ve Yahudi Hıristiyanlar gibi tevhidçi akımlar da, tüm Hak Dinler için değişmez bir yasa olan bozulma dejenere olma sürecini yaşamış, kalan bir kısım tortular da zamanla eriyip kaybolmuştur. Aralarındaki farklılıklara rağmen Ebionizm'den izler taşıyan bazı Hıristiyan guruplar, temel karakteristiği İsa'nın uluhiyetinin reddedilmesi olan görüşlerini yakın tarihe kadar taşımışlardır. Kökenleri itibari ile Ebionitik karakter taşıyan ancak zaman içerisinde değişime uğrayarak Gnostik bir yapıya dönüşen bu Hıristiyan guruplardan, Ablililer (Katharlar), Bogomiller ve Unitaryenler aşağıda kısaca özetlenmiştir:

Ablililer (Katharlar): Fransa'nın güneyinde yaşamışlardır. Roma Katolik Kilisesi'nin dini yorumlarına; "teslis inancı"na ve otoritesine karşı çıkan bu grubu, Roma'dan gönderilen piskopos ve kardinaller inançlarından döndürmeye çalışmış, ancak bunu başaramamışlardır. 1179 tarihinde Roma'da toplanan kurul, çıkardığı bir kanunla; resmi kilise dışı tüm mezhep ve akımları afaroz etmiştir. 1184 tarihinde Verona Konsili sonrasında da Papa, sapkın kabul ettiği bu akımlara karşı askeri güç kullanılmasına karar vermiştir.

Papanın, aralarında Fransa Kralı Philippe ve İngiltere Kralı John'un da bulunduğu Avrupalı krallara yazdığı mektuplar sonucunda bir haçlı ordusu oluşturulmuştur. Böylece 22 temmuz 1209 yılında Ablililer'in yoğun olarak yaşadığı Güney Fransa'da 20 ila 30 bin kişi katledilmiştir. Katharlar; Tanrı'nın, her şeyin üzerinde, doğmamış, doğurulmamış ve her şeyin mutlak yaratıcısı olduğuna, insan kılığına girmesinin söz konusu olamayacağına inanmaktadırlar. Roma Kilisesi'nin öne sürdüğü "Baba-Oğul-Kutsal Ruh" görüşünü reddetmişlerdir. Ayrıca kilise tarafından kabul edilen bir çok törenin ve resmi günlerin de uydurma olduğunu ifade etmişlerdir.

Unitaryenler: Teslisi reddeden, tek Tanrı'yı kabul eden mezhep taraftarlarını ifade eden bir kavramdır. Bu akım 16. yüzyılda reform hareketlerinin başlaması, İncil'in serbest olarak tartışılabilmesi ile birlikte kendini göstermiştir. Kilise tarafından yasaklanıp mensupları göç etmeye zorlanmış ve Katharlar gibi katliama uğramışlardır. 16 yüzyılın başlarında yaşamış İspanyol asıllı doktor ve teolog bir Unitaryen olan Michael Servitus (1511-1553)'un hikayesi dramatiktir:

Allah'ın birliği, İsa'nın sadece bir insan ve peygamber olduğu düşüncesinden vazgeçmediği için Cenevre meydanında demir bir kafesin içine boğazından zincirlenerek kapatılmış, Allah'ı sürekli zikreder vaziyette yakılarak katledilmiştir. Bu hareketin günümüzdeki temsilcileri Amerika, Kanada, Macaristan, Polonya ve İngiltere'de bulunmaktadır.

Bogomiller: Balkanlar, bazı Orta Avrupa ülkelerinde etkili olan bir mezheptir ve 10. yüzyıldan itibaren varlıkları bilinmektedir. Kilise karşıtı söylemleri ile dikkati çekmişlerdir, aynı zamanda siyasi bir tepki hareketi olan bu grup, İsa'nın bir peygamber olduğuna inanıyordu. İslam ile Osmanlılar'ın, Balkanlar'ı fethi sırasında karşılaşınca; büyük çoğunluğu İslam'ı kabul etmişlerdir.

GÜNÜMÜZ HIRİSTİYANLIĞI

Bugünkü Hıristiyan teolojisinin ana unsurları: "asli günah", "af ve kurtuluş"(kefaret), "İsa'nın ilahlığı" ve "teslis düşüncesi"dir. "Teslis"; Baba, Oğul, Kutsal Ruh, Kefaret, Asli günah düşüncelerine inanan, İsa'nın ölümünü ve üç gün sonra tekrar dirilişini kabul eden ve vaftiz olan her kişi Hıristiyan kabul ediliyor. Katolik, Ortodoks, Protestan mezhepleri arasında günümüzde bu konularda önemli bir ihtilaf da yoktur. Kilise, kıyamet gününde günahların affedileceğini ve kurtuluşu garanti etmektedir. Çünkü Hıristiyan olanlar, İsa Mesih'e inanmış ve kilisenin rehberliğini kabul etmişlerdir.

Meryem ile ilgili inançlar da Katolik Kilisesi tarafından belirlenmiştir. Son olarak 1950 yılında Katolik Kilisesi, verdiği bir kararla; "Meryem'in, oğlu İsa gibi mezarından çıkarak ilahi aleme bedensel olarak yükseldiğini kabul etmiştir". Hıristiyanlar'ın bu dogmaya inanması istenmiştir. Bu tarihten itibaren kutsallaştırılan, ilahlaştırılan Meryem de; kiliselerde, özellikle Latin Amerika ülkelerinde; dualarda kendisinden yardım istenen en önemli figür olmuştur. Ancak Hıristiyanlar için imanın şartı sayılan bu konular, elbette vahye dayanmaz ve İnciller'de yer almaz.

Hıristiyan akidesi, öncelikle Pavlus'un daha sonra Origen, Augustine, Tertullian gibi putperestlikden Hıristiyanlığa geçen felsefecilerin, Kanonik İncilleri ve Yeni Ahit yazarlarının sözlerini yorumlayarak elde ettikleri, vahiyle ve İsa ile ilgisi olmayan insan ürünü çıkarımlardır.

Tarih boyunca ve günümüzde, Hıristiyanlar'ın neye ne kadar inanacağını belirleme yetkisi, sadece ve daima kilisenin tekelindedir. Gerçek Vahiy ise bu dinde, Kilise'nin verdiği hükümleri ve kararları süsleyen bir garnitür bile değildir.

Özetle bugünkü Hıristiyanlık: hiç vuku bulmamış İsa'nın gerçek olmayan dirilişi ve ölümü gibi olaylar üzerine inşa edilmiştir. Bu dine göre Allah, Mesih olarak insan formuna girmiş(!) ve insanoğlunun bütün günahlarını affetmek için kendini feda eden İsa olmuştur.

Hıristiyanlık'daki "kefaret inancı", en temel hukuk kaidelerini alt üst ettiği gibi insan fıtratına da aykırıdır. Suçların şahsiliği, her ferdin kendi yaptıklarından sorumlu olduğu, hiç kimsenin bir başkasının suçundan dolayı cezalandırılamayacağı gerçeği, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren bilinen yerleşik tabii bir hukuk kuralıdır.
İblis'in süvarileri, iki bin yıldır Hıristiyan dünyasında at koşturmakta, insanlardan dostları aracılığı ile bu dünyayı yönetmektedirler...

Hıristiyan inanışındaki diğer bir çarpıklık da kilisenin konumudur. "Kilise" kavramı Yunanca "ekklesia" kelimesinden türetilmiş, "meclis" anlamına gelmektedir. Tanrı tarafından toplanmaya çağrılmış bir meclisi ifade etmektedir.
Hıristiyanlar'a göre Kutsal Ruh, İsa'dan sonra da aktiftir ve inananlar topluluğu olan kiliseyi yönlendirmektedir. Tüm konsüllerde Kutsal Ruh'un iradesi egemendir. Kilise, bir Pavlus geleneği olarak vahyin kesintisiz olarak devam ettiğini iddia etmektedir.

İblis'in kendi vahyini meşrulaştırmak, Hıristiyan dünyasını yönlendirmek için uydurduğu bu yol; İblis'den vahiy alan din adamlarının; devletler ve halklar üzerinde etkili olmalarını, onları Kilise'nin kontrolü altında tutmalarını, tarih boyunca kolaylaştırmıştır. Özellikle Roma İmparatorluğu destekli Roma Kilisesi ve Papalık, vahiy alan, hatasız, her sözü kutsal kabul edilen bir makam haline getirilmiştir. Tanrı'nın, papanın yanılmasına izin vermediğine inanılır(!) Ayrıca din adamları derecelendirilmiş, papalığa bağlılık ve sadakat ödüllendirilerek bazen hayattayken bazen de ölümünden sonra kişiler aziz-kutsal ilan edilmişlerdir.

Orta çağ boyunca vahiy alma yetkisini tekelinde tutan Roma Kilisesi'nin, Protestanlığın ortaya çıkması ile birlikte bu tekeli kırılmıştır. Günümüzde Vatikan'ın açtığı yoldan giden sıradan Hıristiyanlar da, İblis'den aldıkları vahiyle; şifacılık, medyumluk gibi şarlatanlıkları bu yolla meşru hale getirmişlerdir.

Bugünün Hıristiyan kiliseleri özellikle Vatikan, dini bir kurum olmanın ötesinde bir devlet, sahip olduğu varlıklar bakımından uluslararası ekonomik bir güçtür. Dünya çapında medyası, bankaları, şirketleri olan bu mütevazi (!) Kurum'un, dünya siyasetine yön verme girişimleri de tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de devam etmektedir.
Papalık Kurumu ve onun açtığı yoldan yürüyen diğer Hıristiyan mezhepleri-ekolleri; "binbir türlü din ticareti" yoluyla paralar toplamakta, ekonomik güçlerine güç katmaktadırlar. Kur'an'ı Kerim bu konuda bakın ne söylüyor:

Ey iman edenler şüphesiz 'ahbar'( yahudi din adamları) ve 'ruhban'(Hıristiyan din adamları), insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan engellerler. Altını ve gümüşü biriktirirler ve onu, Allah yolunda infak etmezler. Onları, elim bir azapla müjdele!

[TEVBE (9)/34]

Ayrıca bu bozulmuş, eskimiş ve şeytani karıştırmalar içeren Hıristiyanlığın, en şeytani-siyonist versiyonu olan "Radikal Evanjelik" mezhep bozuntularının, İslam düşmanlığında hiçbir sınır yoktur. Bir mezhep bile olamayacak derecede uydurma ve şeytani öğretiler içeren bu akım; "yaklaşansaat"e uyarlanmış; İblis tarafından kullanılan bir "güç odağı"dır. Ve İblis'in yeminli planında yer alan ve Deccal'e, İsa diye omuz verecek olan önemli bir "güç potansiyeli"dir.

Bugün, Kur'an yakan, Peygamberimize düşmanlıkta sınır tanımayan bu adamların topu "vahiy" alır! Ta Pavlos'tan başlayarak Scofield'e kadar; tüm bu papaz bozuntularına ve hatta ABD başkanlarına kadar "vahiy" almayan yoktur. Bu "dini-siyasi proje"den destek alan yöneticiler zulümlerini, hep "vahiy"le ve güya insanlık adına işlerler. "Vahiy"le Irak'a saldırırlar, "vahiy"le Afganistan'da taş üstünde taş bırakmazlar. "Vahiy"le küresel cinayetler ve katliamlar icra ederler. "Vahiy"le "küresel dünya devletini" adım adım inşa etmeye çalışırlar. "Vahiy"le kıyamet senaryolarını hayata geçirmek için "Kuleler"e vururlar.

Evet, biz de bütün bu Hıristiyan bozuntularının vahiy aldıklarına inanıyoruz. Vahiy alıyorlar ama kimden? Hiç şüpheniz olmasın bu "kibir adamları", İblis ve "onun adamları"ndan "vahiy" almaktadırlar; almaya da devam edeceklerdir.

SONUÇ

"Gerçek Vahiy"le ilişkisi İsa'dan kısa süre sonra kesilen Hıristiyanlığın, bugüne kadar biriktirdiği din anlayışı, Hıristiyanlığın "Vahiy Dini" olmaktan nasıl uzaklaştığını ve dünyevileştiğini göstermektedir. Ancak bugün Hıristiyanlık, "Tevhid"den "şirk"e dönüşen bir din olma vasfını dahi taşımamaktadır. Hıristiyanlık, yüzyıllardır akidesi, kuralları ve sınırları; hatasız(!) kabul edilen bir "ruhban sınıfı" tarafından çizilen bir inanç sistemidir. İsa'nın vaz ettiği Hak Tevhid Dini'nin zamanla bugünkü Hıristiyanlığa dönüştüğü ve tanınmaz hale geldiği apaçıktır. Dolayısıyla bugün, Katoliklik, Ortodoksluk, Protestanlık, Evanjelizm ve türevleri olarak ifade edilen Hıristiyanlığın, "monoteist dinler" sınıfına dahi sokulması gerçeğe uygun değildir. Alemlere rahmet olarak gönderilmiş son evrensel Elçi'nin getirdiği Kur'an, bize gerçeği bütün açıklığıyla bildirmektedir. Bizim bu konudaki son sözümüz, işte Sonsuz Yüce Rabb'imizin aşağıdaki beyanlarıdır:

Dediler ki: "Allah oğul edindi." O, münezzehtir(bu iftiradan beridir). Bilakis, göklerde ve Yer'de ne varsa O'nundur, hepsi O'na boyun eğmişlerdir.

[BAKARA(2)/116]

O(İsa), İsrailoğulları'na bir elçidir. (İsa dedi ki:) "Muhakkak ben, sizin Rabb'inizden bir ayetle (mucizeyle) geldim. Ben, Allah'ın izniyle çamurdan kuş yaparım ve ona üfürdüğümde o, kuş olur (canlanır). Allah'ın izniyle doğuştan körü, abraşı (alaca hastalığını) iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve geriye bırakıp sakladıklarınızı size haber veririm. Şayet iman edecek kimselerseniz, bunda sizin için muhakkak bir ayet vardır."

"Önümdeki Tevrat'tan (bir kısmını) tasdik etmek, o haram edilen bazı şeyleri, helal kılmak için size, Rabb'inizden bir ayetle (mucizeyle) geldim. Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."

"Muhakkak Allah, benim ve sizin Rabb'inizdir, O'na köle olun. İşte doğru yol budur."

[ALİ İMRAN(3)/49-51]

Ey Kitap Ehli, dininiz de taşkınlık yapmayın. Allah'a karşı haktan başkasını söylemeyin. Şüphesiz Meryem oğlu Mesih İsa, Allah'ın elçisi ve kelimesidir. (O kelimeyi) Meryem'e yöneltmiştir ve o, O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve O'nun elçisine iman edin. O, üçtür demeyin. (Bundan) vazgeçin, (bu) sizin için daha hayırlıdır. Muhakkak Allah, tek bir İlah'tır. O, çocuk sahibi olmaktan münezzehtir(yücedir). Göklerde ve Arz'da ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.

Ne Mesih(İsa) ne de mukarreb melekler, Allah'a köle olmaktan çekinmez. Her kim, Allah'a kölelikten çekinirse ve büyüklenmek isterse, Allah onları, oraya(Kendisi'ne) toplayacaktır.

[NİSA(4)/171-172]

Muhakkak o Meryem oğlu Mesih, Allah'tır diyenler kafir olmuştur. De ki: "Şayet Allah, Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve Arz'da olanların hepsini helak etmek isterse, bunu engellemeye kim güç yetirebilir?" Göklerin, Arz'ın ve ikisinin arasındakilerin mülkü Allah'a aittir. O(Allah), neyi dilerse yaratır. Allah her şeye Kadir'dir.

[MAİDE(5)/17]

"Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler, muhakkak kafir olmuştur. Mesih dedi ki: "Ey İsrailoğulları, benim de, sizin de Rabb'iniz olan Allah'a köle olun! Muhakkak O Allah, kendisine ortak koşan kimseye cenneti haram kılmıştır. Böyle olan kimsenin barınağı ateştir. Ve zalimler için bir yardımcı yoktur."

"Allah, üçün üçüncüsüdür" diyen kimseler, muhakkak kafir olmuştur. Şüphesiz tek bir İlah'tan başka İlah yoktur. Şayet o söylediklerinden vazgeçmezlerse, onlardan o hakkı örtenlere, elbette elim bir azap dokunacaktır.

[MAİDE(5)/72-73]

Meryem oğlu Mesih, ancak bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Onun annesi dosdoğrudur. İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz? Yine bak, onlar nasıl çevriliyorlar?

[MAİDE(5)/75]

Allah, Meryem oğlu İsa'ya dediği zaman: "İnsanlara, beni ve annemi, Allah'ın dışında iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?" (İsa) dedi ki: "Seni tesbih ve tenzih ederim, benim böyle konuşmam mümkün değildir. Ve (böyle konuşmak), benim için de hak değildir. Şayet ben böyle söyleseydim, muhakkak Sen onu bilirdin. Sen, bende olanı bilirsin, ancak ben, Sen'de olanı bilmem. Muhakkak Sen, ğaybların (gizlilerin) Alimi'sin."

"Ben onlara ancak bana emrettiğin şeyi söyledim: 'Benim de, sizin de Rabbiniz olan Allah'a köle olun!' Onların içinde kaldığım sürece, onların üzerine şahit oldum. Ne zaman ki; beni vefat ettirdin(yükselttin), onların üzerlerinde gözetleyici sadece Sen'din. Ve Sen, herşeye şahid olansın."

[MAİDE(5)/116-117]

Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; 'Nasara' (Hıristiyanlar): "Mesih (İsa), Allah'ın oğludur" dediler. Onlar ağızlarıyla böyle söylediler. Onlar, önceki kafirlerin sözünün benzerini söylüyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?

(Kitap Ehli), bilginlerini ve rahiplerini, Allah'ın dışında rabler edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de. Halbuki; tek İlah olan (Allah'a) köle olmaları emredilmişti. O (Allah'dan) başka İlah yoktur. O, şirk koştuğunuz şeylerden münezzehdir.

[TEVBE(9)/30-31]

Ey iman edenler, şüphesiz 'ahbar' (Yahudi din adamları) ve 'ruhban' (Hıristiyan din adamları), insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan engellerler. Altını ve gümüşü biriktirirler ve onu, Allah yolunda infak etmezler. Onları, elim bir azapla müjdele!

[TEVBE(9)/34]

"Rahman çocuk edinmiştir" dediler.

Andolsun siz, korkunç bir şeyle geldiniz.

Neredeyse bundan dolayı gökler çatlayacak, Arz yarılacak ve dağlar yıkılıp çökecekti.

Rahman'a çocuk izafe etmelerinden dolayı (böyle olacaktı).

Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz.

Göklerde ve Arz'da kim varsa hepsi, muhakkak Rahman'a köle olarak gelecektir.

[MERYEM(19)/88-93]

Meryem oğlu İsa dedi ki: "Ey İsrailoğulları, muhakkak ben, size (gönderilmiş) Allah'ın elçisiyim. Önümdeki Tevrat'tan (bir kısmını) doğrulayıcı ve benden sonra gelecek ismi "Ahmed" olan bir elçiyi müjdeleyici olarak (geldim)." Ancak o, onlara beyyinelerle(delillerle) geldiğinde, dediler ki: "Bu, apaçık bir büyüdür."

[SAFF(61)/6]

Erdal Nevruzoğlu
yaklasansaat.com

28/10/2011

Kaynaklar:
1- Kur'an'ı Kerim
2- Kitab-ı Mukaddes,
Kitab-ı Mukaddes Şirketi, İstanbul, 2001.
3-
Barnabas İncili, çev. Mehmet Yıldız, Kültür Basın Yayın Birliği
4- Lütfü Özşahin, Ebionizm, Subrosa Yy, İstanbul, 2006.
5-
Baki Adam, Yahudi Kaynaklarına Göre Tevrat, Pınar Yy, İstanbul, 2001.
6-
Paul Johnson, Yahudi Tarihi, çev. Filiz Orman, Pozitif Yy.
7- Muhammet Ataurrahim, Bir İslam Peygamberi Hz. İsa, Çev. Kürşat Demirci, İnsan Yy. İstanbul, 1994.
8- İslam Ansilklopedisi, M.E.B.
9- Süleyman Turan, Pavlus, IQ Kültür Sanat Yy, İstanbul, 2006.
10-
David Ulansey, Mitras Gizlerinin Kökeni, çev. Hüsnü Ovacık, Arkeoloji Ve Sanat Yy, İstanbul,1998.
11- Mircea Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi 1-2-3, çev. Ali Berktay, Kabalcı Yy, 2000
12- Peter Barnes, İsa ve Pavlus, çev. Arzu Sonbahar Yıldırım, Haberci Yy, İstanbul  2006.
13- Prof. Dr. Ekrem Sarıkçıoğlu, Diğer İnciller (Apokrif İnciller), Fakülte Kitabevi Yy, Isparta, 2005.
14- Prof. Dr. Hans-Joachim Schoeps, Yahudi-Hristiyanlığı, çev. Prof. Dr. Ekrem Sarıkçıoğlu, İz Yy, İstanbul, 2010.
15- Aziz S. Atiya, Doğu Hristiyanları Tarihi, çev. Nurettin Hiçyılmaz, Doz Yy, İstanbul, 2005.
16- Prof. Dr. Şinasi Gündüz, Pavlus Hristiyanlığın Mimarı, Ankara Okulu Yy. Ankara 2004.
17- Prof. Dr. Şinasi Gündüz, Hristiyanlık, İsam Yy. İstanbul 2006.
18- Ali Erbaş, Hristiyanlıkta Reform ve Protestanlık Tarihi, İnsan Yy, İstanbul 2004.
19- Mahmut Aydın, Tarihsel İsa, Ankara Okulu Yy, Ankara 2002.
20- Abdulehad Davud, İncil ve Salib, çev. Kudret Büyükcoşkun, İnkılab Yy, İstanbul 1999.
21- Çiğdem Dürüşken, Paulus'un Kutsal Görev Gezileri ve Anadolu Halklarına Mektupları, Homer Kitabevi Yy, İstanbul, 2003.
22- Maurice Bucaille, Kitab-ı Mukaddes, Kur'an ve Bilim, çev. Doç . Dr. Suat Yıldırım, T.Ö.V. Yy, İzmir, 1981.
23- Dr. Muhammed Hüseyin Zehebi, Tefsir ve Hadiste İsrailiyyat, Rağbet Yy, İstanbul 2007.
24- Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, Bir Hıristiyan Doğması Teslis, Ankara Okulu Yy, Ankara 2007.
25- Arthur Weigall, Pavlus Hıristiyanlığına Dair Bilimsel Bir Eleştiri Hristiyanlığımızdaki Putperestlik, Ozan Yy, İstanbul, 2002.
26- Prof. Dr. Gotthelf Bergstrasser, Sami Diller Tarihi, çev. Prof. Dr. Hulusi Kılıç ve Dr. Eyüp Tanrı Verdi, Anka Yy, İstanbul, 2006.
27- Doç. Dr. Zeki Özcan, Angustinus'ta Tanrı ve Yaratma, Alfa Yy, İstanbul, 1999.
28- Richard E. Rubenstein, İsa Nasıl Tanrı Oldu, çev. Cem Demirkan, Gelenek Yy, İstanbul, 2004.
29- Dan Brown, Davinci Şifresi, çev. Petek Demir, Altın Kitaplar Yy, İstanbul, 2003
.
30- Grace Hallsell, Tanrıyı Kıyamet'e Zorlamak, çev. Mustafa Acar-Hüsnü Özmen, Kim Yy. Ankara, 2002.

 

 


Untitled Document
ys@yaklasansaat.com

ana sayfa| evren| gezegenler| dünyamiz| dinler| eski kavimler| cin-şeytanlar| haberler| yorum-analiz| seslendirmeler| videolar| site haritası| iletişim| forum| ys kitapları

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.